Muhammed Mahmut Bakır – Hâlet Efendi ve Hüsrev Paşa’ya Dair – CS (16)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fRpczC5b9Ew.
Evet Mahmut geçen programda yeniçehirliğin ilgasını anlatmış ve programı bitirmiştiniz. Evet. Şimdi ise Vakayı Hayriye ile Tanzemat’ın ilan edildiği tarih olarak kabul edilen 3 Kasım 1839 arasında neler olmuştur? Osmanlı tarihi açısından değinilmesi gereken hadiseler ve durumlar nelerdir? Şimdi tabi geçen sohbet baya bir uzun oldu efendim
yeniçehirliğin ilgasını da anlattık. Bir background olarak tarihi İçtimai, siyasi, iktisadi hadisata değindik. Fakat yeniçehirliğin ilgasının tam bir değerlendirmesini yapmadık. Yani ne bağlamda tabi ki de ilgayı anlattık. Fikirlerimizi Tebellürettirdik ama ilgayla alakalı söylemem gereken bir şeyi söylemeyi unuttuğumu fark ettim. O da nedir?
İlk olarak tarihi siyasi bir darbe oluşudur. Bunu tabi izleyiciler bir anda tabi şaşıracak bu sözden dolayı. Normalde bizim askeri modernleşme, yenileşme devri bütün yapılan pratikleri biz bir nevi bir yenilenme, restorasyon ya da işte farklı kavramlarla ifade ediyoruz. Fakat
bu gibi şeyleri yani iktisadi bir takım yenilikler yaparsınız. Bazı değişik uygulamalara geçersiniz. Askeri bir yenilik yaptığınızda eskiden farklı olarak farklı efendim taktikler, ekipmanlar, kıyafetler ve sayır getirirsiniz. Gayeniz bunlar mıdır yoksa bunları bir araç olarak mı kullanırsınız? Burada tabi ki de Osmanlı tarihinin özellikle 1700’lü yıllardan itibaren içine girdiği sıkıntıdan dolayı askeri olarak belli yeniliklere gitmesi icap ediyordu. Fakat yeniçeriliğin ilgası meselesi salp buna indirgenerek açıklanabilecek bir valka değildir. Ya nedir? Yeniçerilerin insan popülasyonunun ve mevcut işte geçen sohbette bahsettiğim erazil taifesi olarak devirde ifade edilen sivilleşme süreci olarak da ifade ettiğim ocak mensubuyla halkın
tabi halkın dediğim yani artık bir devşirme olmayan kesimlerin aynı ilişmeye başlaması iktidarla Seyfiye arasında bir rant ve kudret ikilemi yaratmıştı. Bu sadece tabi ki de Seyfiye ile olmadı. Ulema da aynı ve tireden geçti. Bürokrasi de aynı ve tireden geçti. Burada peki ne oldu? Fattur’a militer zümreye kesilmiş oldu ve ocak mensupları bu rant ve kudret savaşında ilk
mağlup olan kesim oldular. Bunu da şöyle ifade ediyoruz 2. Mahmud’un ocağa karşı gerçekleştirdiği bu ilgah hadisesi tam maynasıyla bir siyasi darbe. Yani devletin kendi selameti adına kurallarını tekrardan vaz etmesi yenilemesi ve duruma el koyması hadisesi. Tabi burada devletten bahsettiğimizde devlet öyle muhayyel acayip bir varlık olarak da değil. Siyasi akıl o siyasi aklı yöneten idari kadroya özellikle burada atıf yapıyorum. 2. Mahmud ve ilgaye kadarki vetire de kendine ittifak dairesine aldığı ekip kişiler veya belli gruplar diyebiliriz burada. Ve Yeniçeri Ocağı’nın ilgası sende sualinde olan ilgasından 1839’a kadarki vetire nasıl değerlendirilebilir? Ne olmuştur? Zaten 2. Mahmud’un iktidarını 1826’yla ikiye ayırabiliriz. 1826’ya kadarki vetire ve sonraki vetire. 26’ya kadarki vetireyi tahta çıkış engembesinde Alemdar Mustafa Paşa’nın vesayeti altında olmasıyla bir nebze olsun değinmiştik. Malum Sırp İsyanları, Savaşlar bunlarla da geçen bir vetire. Ancak ocağın tasallutu burada en fazla ön plana çıkan şey idi. Şimdi ocaktan
kurtuldu. Peki sadece bu unsurlar mıdır vesayet odakları? Yahut da iktidara şerik olma arzusunda olan kesimler. Tabii ki de değil. Devlet içerisinde kademelenen, tabii ki bugün antiparatist bizim konjöktürümüze de uyuyor bunlar tabii bu sözler. İzleyiciler zaten benzeştirmeler kuracaktır. Bir takım bürokratlar, tarikat erbapları efendim
farklı klikler veya siyasi hizipleşmelerden bahsedebiliriz. Bunlardan numune olarak ben iki kişiye burada değineceğim. Bunu da değinmemiz sebebi 26 sonrasındaki dahili problem neydi? Oraya bir atf olsun. Tabii izleyiciler bu alanın ne diyelim bu alanla ilgilenen insanlar tabii aşina olacaktır ama bilmeyenler için hemen
ifade edelim Osmanlı’da bürokrasiye yükselmek için bir kişinin gidersiniz kapı halkı olursunuz, onun mayiyetine girersiniz, onun yanında yetişirsiniz ve yavaş yavaş yükselirsiniz. Buna da hanegi usulü. Evet çok doğru evet. Aynı zamanda farklı bir yöntemi de nepotik bir şekilde yani sizin amcanızdır, dayınızdır, babanızdır, şudur budur. O şekilde de yükselme imkanınız vardır. Veya sizi köle olarak bir kişi satın almıştır,
yine hizmetkarı olarak kullanmıştır, mayiyetinde kullanmıştır, yetiştirmiştir vesaire o şekilde de yükselebilirsiniz. Çok garip bu devir. Selim’in yadigarları, Mustafa’nın yadigarları diye bahsettiğimiz ekibin içerisinde bunlardan mevzul miktarda var idi. Fakat ikinci Mahmut Mevzuvahis olduğunda böyle bir ekip yok. Neredeyse bir yalnızlık içerisinde kendisi, tek kalmışlık içerisinde. Ancak Halet Efendi Hüsrev Paşa ve emsalleri gibi garip profiller var bu devirde. Bunlar çok garip şahsiyetler. Neleri garip? Normalde çok yüksek bir mevkiyi olmayan bir adamdan bahsediyoruz. Halet Efendi’den bahsettiğimizde yani bir sadrazam olmamış efendim yahut da Kaptan-ı Derya vesaire olmamış. En fazla Reisül Kütatlık, Rikap Reisliği makamına gelmiş bir kişi. Bürokratik bir takım işlerde
vazifelendirilmiş. Fakat kendisi bir nevi tabi devir için birazcık anakronik de olacak ama derin devlet varî bir yaklaşımla devletin her tarafına müdahale etmeye başlayan bir fiiliyata da girişmiş. Aynı zamanda ocağın ilgasına kadarki süreçte de her seferinde Sultan’ı ocak ile tehdit etme bir şey yok.
Ocağın ocak ile tehdit etme bir şey bir adım atılacağında bir mevzuda bir şey yapılacağında hemen ocağın homurdanacağını söyleyerek vesaire Sultan’ı iki arada bir derede bırakma gibi bir durum da var. Kendisi aslında bir açıdan daha istisnaî bir şahsiyet. Terekes’in bir kısmından da tabi yanlış hatırlamıyorsam
Rumlara Fener Hatun Patrik Ayesi’ne miras bırakıyor. Evet böyle de garip bir şahıs. İlişkiler açısından çok farklı kanallarla irtibat kuran bir insan. Şimdi neden bunun örneğini verdik biraz takdim tehir yaptık. Yeni Çeriliğin ilgasından evvelki bir şahsın. Ocağın sonuyla kendi sonu da paraleldir. Yavaş yavaş onun sonu gelecek sonra da ocağın sonu gelecektir.
Burada işte bu rant ve kudret dediğimiz mesele ki izleyiciler burada yanlış anlamasınlar rant sadece böyle alangirli yollardan yeme parayı aparma gibisinden bir şey değil bunu kastetmiyoruz. Hakikaten bir tarafta iktisadi bir gelir elde etme kaynaklar mevzu bahis. Bir yerde de gücü kudreti elinde tutma mevzu bahis. Bu ikisini koordineli bir şekilde hangi grup iktidar saltanat mı yapacak saray mı yapacak bürokrasi mi yapacak ilmiye mi yapacak veya ocak mı yapacak?
İşte burada sırtını ocağa dayayarak filatta bulunan bir kişi var. Bu numuneyi imtisar olan bir şahıs olduğu için buna değindim ve çok önemli bir sözü burada nakletmek istiyorum. 2. Mahmut Devri’nin krizi anlaşılabilsin diye. Bir gün bir tartışmada Halet Efendi yanındaki paşalarla şunlarla bunlarla konuşurken diyor ki ocağı kaldırıp asakiri şahane asakiri muntazama yapmak mümkündür. Bunda bir zor bir şey yoktur.
Ama arslanımı kim zapt eder? Diyerek arslanım tabiri Padişah’a atıftır. Bu sözden de anlaşılacağı üzere ki bu konuyu Süheyla Yeni Dünya Hocamız çalışmıştır Halet Efendi’yi. İsteyenler kitabına edinerek okuyabilirler. Kendisinin doktora tezidir. Ocak üzerinden bir vesayet kurma çabası vardı kendisinin. Birinci şahıs bu. Ki Mahmut bunu
katledecektir Halet Efendi. Ocakla arası bozulduğu andan sonra direkt başa alınacaktır. Daha sonra da ocak ilgah edilecek. Aslında bu ikinci şahsa geçmeden önce belki şunun altını çizmek lazım. Ocak en nihayetinde bir asker. Ve hani bu asker nizam altına alınsa belki sorun çıkarmayacak. Ama ocak yapısı itibariyle her zaman siyasi veya ulema’dan birtakım insanların kullanımına
sahrikine müsait bir yapı arz ediyor. Bir diğer şahsı da Hüsrev Paşa. Kaptanı deryalık yapmış. Çok yüksek vazifelerde bulunmuş. Mısır Valiliği de var çok kısa. Evet kısa bir süre orada da öyle bir vazifesi var. Ve Yeni Çele’nin ilgasından sonra kurulan Asakir-i Masure-i Muhammediyye’nin seraskerliğinde de bulunmuş bir kişi.
Kısa süreli de olsa tabii daha sonra vazifeden alacak bunu ikinci Mahmut. Zaten bu ikinci Mahmut’un genel politikasıdır. Bir kişiyi ne kadar pis iş yahut da zor iş varsa yaptırır. Daha sonra da onun biraz başını kaldırmaya allangirli işler yapmaya başladığını fark ettiğinde bir anda kızağı çeker yahut da katleder falan. Böyle garip garip siyasi pratikleri de vardır. Yani ne gibi örneğini verebiliriz? Mesela tabii bu biraz böyle karmaşık gidiyor ama izleyicilerin de hoşuna gideceğini düşünüyorum. İşte Alemdar Mustafa Paşa’nın katili. Her ne kadar memnun olmasa da katline çok da üzüldüğünü söyleyemiyoruz değil mi? Hatta ele aldığı ilk yazıda Yeni Çele’yi meteden Alemdar’dan da müşteki olduğunu, zaten onun da istemediği şeyleri zorla yaptığını, kendisinin bunu istemeyerek kerven destek olduğunu vesaire ifade ediyor. Sonraki sadrazam Yusuf Ziya Paşa’nın azili de böyledir. Yusuf Ziya Paşa’nın eski bir vezir olmasından mütevellit. Alemdar’ı sani olarak biliyorsun bizim Asım ifade eder. Onun da aynı şekilde böyle Ceberut bir tarzı harekette, fiiliyatta bulunmasını Padişah tecrübe ettikten sonra onu da azlediyor. Kimisi azille.
Halet gibiler katledilerek. Ve biraz da şöyle de bir problem var. Bazı sonunu bu şekilde kötü olarak bitirmek istemeyeceği, tam aksine seveceği ve fiiliyatta kullanabileceği kişileri de Halet gibi devlet içerisinde kademelenen efendim derin devletvari hareketler yapan, devlet babalığı yapan, kahyalığı yapan kişiler, o zamanın tabiriyle
bu kişilerin sebep olması veya zorlaması işte ocağı araya sokması, onun tehditine başvurmasıyla istemeye istemeye de katlettiği kişiler vardır. Bunlardan birisi de Benderli Ali Paşa’dır, Sadrazam’dır. Yalan olmasın 10-15 günlük bir sadare süresi vardır. Halet Efendi’nin garazına mağlup olmuştur. Onunla yaşadığı bir tartışmanın akabinde bizde öyledir. Sadrazam azledilir, balıkhaneye yollanır, oradan da Darukbay’a gider.
Yani böyle de bir şey var. Şimdi Hüsrev Paşa’yı söylemişken onu da hemen ifade edip şu 26 ile 39 arasının krizine gireceğim. Orada ne olmuş? Hem siyasi hem yenilik açısından. Bir diğer figür de Koca Hüsrev Paşa. Hüsrev Paşa kölelikten gelme bir kişi. Yüzün üzerinde kölesi olan ve bu kölelerini devlet içerisinde yerleştiren
hatta kölelerinden ikisini Sultan Mahmud’a damat yapan efendim kölelerinden sadrazam olan, kaptan eder ya olan falan acayip bir adam. Bu adamın gariptir çocuğu da yok. Sadrazamlığı tabi Mahmud devrine rast gelmeyecek. Bizim bugün değiştireceğimiz tanzimatın ilanı sırasında kendisi sadrazam olacak. Hüsrev Paşa. Hüsrev Paşa’nın dahalet gibi yaptığı faaliyetleri de zikrediyoruz.
Ve bunun yanında tabi bugün modern tarihçilerin tasnifinde bu ekipleri böyle bazı kavramlarla yad etme alışkanlığı var. Nedir işte bir taraf muhafazakardır, bir taraf liberaldir. İşte batıcılar, gericiler falan gibi böyle garip garip tanımlamalar var. Aslında bu Avrupa’daki tarihçilerin Avrupa Tayinokum’a tarzı olarak kullandıkları bir metot. Evet. Avrupa tarzı metodu alan bizdeki tarihçiler de aynı şeyi Osmanlı tarihini yazarken ve okurken uygulamaya çalışıyor ve gerçekte olmayan bir ikilem yaratıyorlar. Burada bir muhafazakâr seçelim kim olsun o Hüsrev Paşa. Niye? Çünkü alaylı kendisi. Evet. Liberaller kim? Daha çok tercüme odasından vesaire çıkan. Kalemiyen ayetçi. Yani mektepli ekipler. Yani hakikaten böyle bir ikilem ne kadar gerçekçidir. Hüsrev Paşa bir
muhafazakâr olarak ne kadar muhafazakardır. Mesela Asakir Mansur’a kurulduğunda ilk talimi Hüsrev Paşa yaptırıyor. Hatta o tarza talimi Hüsrev deniyor. Bu çelişkilere bu yenilik meselesinde kısmen tabii atıflarımızı yapacağız. Çünkü bunlar suni ikilemler. Bir nevi bugünkü konjöktüre uygun
veya inşayı yapan tarihçinin kendi zihin dünyasına uygun bir şekilde tarihi kurgulaması ile de alakalı hususlar bunlar. Hazır şablonlar da varsa batılı tarih yazımında bu şablonlar da cari kullanışlı ise bizimkiler de biraz kolay ilakaçarak bunları
iklimat edebiliyorlar.
İlk Yorumu Siz Yapın