Bana İyi Oyuncu Değil İyi Adam Desinler | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Bahadır Yenişehirlioğlu
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2hxymDVpC4g.
Online alışverişte güven arayanların adresi Özboyacı Altın, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Kıymetli dostlar peynir gemisine hoş geldiniz. Safalar getirdiniz. Hayırlı Cumalar. Bugün yine çok kıymetli, çok sevdiğiniz, çok yakından tanıdığınızı zannettiğiniz çok kıymetli bir isimle beraberiz.
Bugünkü ağabeyimi ben çok seviyorum ve böyle şey hayranlıkla takip ettiğim biri hani bu aralar çok mu da Instagram’da paylaşıyorsunuz kendi aranızda şey diyorsunuz ya keşke benim olsa, keşke benim de olsa diye böyle hakikaten keşke ben de yapabilsem, keşke bu yönüm benim de bu kadar kuvvetli olabilse diye izledikçe iç geçirdiğim çok kıymetli bir büyüğüm bizimle beraber Kıymetli Bahadır Yenişehirli Oğlan. Ağabey hoş geldiniz. Hoş bulduk. Nasılsın ağabey? İyiyim çok şükür. Güzel başladınız. Ben şeyi ben de tekrar edeyim. Keşke ben de şu programa katılsam beni bir akıl etse de çağırsa. Hiç de öyle değildir yani. Halbuki alo geliyorum desem biz seti kurarız yani Bahadır Ağabey. Hayır, hayır. Çağırmanızı bekledim. Telefon açabilirdim ama hayır. İstermek önemli bir şey. Değil mi o önemli değil mi? Bazen davet bekliyor insan. Tabii ki. O akla senin ulaşmanı bekliyor değil mi karşılar? Sizin için söylemiyorum bunu. Estağfurullah ama böyledir bu yani. Davet almak güzel bir şey. Eyvallah hoş safa geldin ağabey. Allah razı olsun.
Bahadır Ağabey şimdi mesela İbrahim Tenekeçi dediğimizde aklımıza bir şair gelir değil mi? Ve dominant karakteri, dominant yeteneği şairliktir. Bahadır Yenişehirli Oğlu dediğimizde aklımıza ne gelmeli tam olarak yani? Yani Tahsin Paşa mı gelmeli? Kanaviçe mi gelmeli? Ondan sonra meseledeki anlatıcı mı gelmeli? 28 yıl ceza avukatı yapmış bir avukat mı gelmeli? Güzel insan, iyi insan, düzgün insan, yetenekli bir arkadaşımız mı gelmeli?
Ne gelsin istersiniz daha çok insanların hakkında adını zanıldığında? Yaşadığım sürede hissedeceğim, duyacağım şekilde ya da vefat ettikten sonra, hakkın rahmetine ulaşıldıktan sonra hakkımda iyi adamdı denmesini istiyorum. Bu benim için önemli oluyor. İyi romancıydı, iyi oyuncuydu değil. Yok. Yaptığınız işlerde iyi olabilirsiniz. Bu biraz da göreceli bir şey. Ben iyiyim demeniz de çok doğru bir şey değil. Halkın sizi o noktada iyi kabul etmesi yani iyi romancı, iyi şair, iyi aktör demesidir önemli olan. Ben iyi bir aktörüm, iyi bir şairim. Bu ukalalık gibi geliyor bana. Birçok şairin şiir kitabı yok. Birçok şair iki satır yazmış ama bütün topluma kendini şair olarak kabul ettirmiş. İşte önemli olan o. Benim uğraş verdiğim şey şu, çok sevdiğim torunlarım, evlatlarım ve beni seven dostlar bir şekilde iletişim kurduğum, temas ettiğim değerli dostlarım, Allah rahmet eylesin iyi adamdı desinler ölümünden sonra. Yaşadığım sürede de siz iyi birisiniz Bahadır Bey demeleri beni çok çok ödüllendiriyor. İyi olmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle günümüzde. Tırnak içinde iyi. Bunu ciltler dolusu doldurabilirsiniz. Motom şu, bu adam yara açmıyordu, bu adam yara sarıyordu demeleri benim için önemli. Günümüzde çok yara açılıyor. Açılmış çok yara var üstüne. Üstelik bu yaralar ganırtılıyor, kanatılıyor ve buradan ney mağlanılıyor. Buradan insanlar kendilerini bahretmeye çalışıyorlar. Ben bunu istemiyorum, bunu yapmadım. Bu bana göre bir şey değil. Bu varlığıma aykırı bir şey. Ben yara sarmaya çalışıyorum. Kimsenin tetikçisi olmadan, kimsenin dehtehçisi olmadan, kimsenin arabasına binmeden, kimseyi yedeğime almadan, yalnızca bütün kainatım ve benim sahibim olan Allah’ın rızası doğrultusunda kapasitem ölçüsünce, eksiklerim ve fazlalıklarım çerçevesinde yara sarmaya çalışıyorum.
Ve iyi adam denmiş olması bence ödüllerin en büyüğü. Ama sözünün başına gelecek olursam eski tabirle yeni nesil pek bilmiyor. Ne bir şahsına münhasır biriyim ben. 60 yaşındayım, ne olup ne olmadığımı biliyorum. Zaten 60 yaşına gelmiş bir adam ne olup ne olmadığını bilmiyor, orada bir problem var. Ben eksiklerimi de biliyorum. Kusurlarımı da, ayıplarımı da, fazlalıklarımı da biliyorum. Allah’a şükrediyorum.
Sebebi de şu, beni çok hususta yapabilir eyle de. Öyle yaratmış beni. Bakıyorum zaman zaman kendime dışarıdan, objektif değerlendirmeye çalışıyorum olabildiğin kadar. Ben aynayla çok yüzleşirim. Zaten oğlak burçları başkasıyla kavgalı değildir, kendiyle kavgalıdır. Mükemmelliyetçidir ve kendini daimi çek eder. Doğru yapıyor muyum, yanlış yapıyor muyum diye vesveselidir azıcık. Ama başkasından yansıtmaz bunu. Kendi içindedir bu, güvenilir. Öyle tabir ediliyor. Ne bir şahsına münhasır mı? Evet, yazabiliyorum. Evet kendimi ifade edebiliyorum. Evet büyük topluluklar karşısında saatlerce hiç hazırlıksız konuşabiliyorum.
1 saat, 2 saat, 3 bin kişi, 5 bin kişi olabilir bu. Oynayabiliyorum yani aktörlük yapabiliyorum. Kocalık vazifemi yaptım, babalık vazifemi yaptım. İyi bir baba olduğumu söylüyor çocuklar. Torunlarım bana geldiğinde kucağıma koşuyorlar, sevgiyle yaklaşıyorlar. İyi bir dede oldum. En önemlisi iyi bir arkadaş oldum, iyi bir sırdaş oldum.
Ve bunlar bir çok şey, çok önemli şeyler. O yüzden bunları ben yaptım, ben ettim demiyorum. Allah’a şükrediyorum ki beni bu evsafta yaratmış. O yapmasa, o vermese bu bizim yapabileceğimiz bir şey değil ki. Ben hayatım boyunca aktör olmayı hiç düşünmedim. Hayal bile kurmadım. Bir gün sete gideceğim, ben de oralarda olacağım, kendime yer açacağım, insanlar beni tanıyacak. Hayalimde bile yoktu. Yazmak hep hayalim. Hayalinizde yoktu. Kendinizde böyle bir yeteneğin olduğunun farkında mıydınız yoksa siz de o gün mü yüzleştiniz? Bilmiyordum. Siz de kendinizin o yönüyle o gün tanıştınız yani. Allah şahidiyim, emin ol. Bilmiyordum ve kendim en kıbemden yola çıkarak konferanslarımda, özellikle üniversiteye gittiğimde, gençlerle sohbetimde buradan yola çıkarak bir şey anlatmaya çalışıyorum. Diyorum ki gençlere kapasiteninizi bilmiyorsunuz. İnsanoğlu kendi kapasitesini bilmiyor. Ben bunu yapamam, ben bunu asla hayata geçiremem. Böyle bir sözü dilinize pelesenk etmeyin. Siz sınırlarınızı bilmiyorsunuz. İnsanoğlu kendini keşfedebilmiş değil henüz. Her gün kendimizi keşfediyoruz ve arayış içindeyiz. Ve potansiyelimizin ne olduğunu bilmiyoruz. Dolayısıyla ben hiç aktörlüğü aklımdan geçirmiyorken, bir sete bile gitmemişken, ışık nedir, ses nedir, vücut açısı nedir, nasıl konuşulur, ses nasıl ayarlanır, emin ol hiçbir şey bilmeden. Laap diye kendimi sette buldum ve o gün anladım. 50’li yaşlardaydım. Daha sonra dışarıdan baktığımda oradaki karaktere, o karakter bendim. Ya bunu nasıl yapıyorsun dedim. Bu sen misin? Ve dedim ki vay. Bir an suyun dibine çökmüş,
çakıl taşlarını hisseder ve ağzımdan baloncuklar gibi boğulacağım hissine kapılmıştım. İnanılmaz bir sıkışmışlık hali. Çünkü karşımda bir oda dolusu aktör, genç bana bakıyordu ve ben ders anlatmak. 7 güzel adamdan bahsediyorum. Hiçbir şey söylemediler. Sadece bunu ezberle dediler. Gittim, elimi yüzümü boyadılar, ceket giydirdiler. Arkadaş hatırı için. Ahmet Tezcan’ın hatırı için olan bir şey. Ona da selam olsun. Evet, çok sevdiğim bir dostumdur.
Ve öyle sıkıştım ki o an hayatım boyunca bu kadar dibe vurmamıştım. Niye geldin ki Kahraman Maraş’a? Ahmet’in teklifini niye kabul ettin ki? Ahmet size birini buldum, benim bir arkadaşım ısrar ettim gelecek ve ben ondan eminim. Lafını niye söylettirdin? Hayır, bu taraklarda benim bezim yok. Gelmeyeceğim diyedin ya. Buraya geldin, yapamıyorum demenin ne büyük bir açmaz olduğunu sen önceden affetmedin mi?
Diyorum kendime tabanda suyun dibinde. Birden garip bir aydınlanma yaşadım. Hani böyle ampulyanarya kafada çizgi karakter oluştururken. Ve olabildiğince güçlü çıktım suyun üstüne. Birden bire sahaf İsmail Efendi, çocuklara ders anlatan, onların omuzuna dokunan, aşkla alakalı o güzel sözleri ifade eden ve bizzat iyi o derin adam olmuşum. Bitti. Çok kısa bir şey bu. Bir bölümün içinde belki 10 dakika bile yer almıyor. Kendime sonra bakınca, vay bu sen misin ya? Üzerinde çok konuşuldu, kim bu adam, hangi tiyatrounun elemanı, biz bunu niye daha önce görmemişiz ve oradaki replikler hala kullanılıyor. Hala paylaşanlar var. Replikler çok güzeldi ve ardı zaten çorap söküğü gibi ben kimsenin kapısını çalıp ben aktör olmak istiyorum,
bana rol verir misiniz demedim. Hiçbir projem de demedim. Hepsi lap lap lap benim kucağıma düştü. Sonradan ayıldım ve anladım bunu sen nasıl yapıyorsun kendi kendine. Kimse sana tiyatro eğitimi vermedi, sinema eğitimi vermedi. Bu konuda bir eğitim almadın mı? Bu konuda kitap da okumadın sen. Hani kendi kendine de yetiştirmiş değilsin. Bu nasıl oluyor? Kameraya karşısında nasıl bu kadar rahatsın? O nasıl oluyorsun o an oynadığın kişi? Gerçek kimliğinden sıyrılıyorsun, kabuğundan çıkıyorsun.
Bu nasıl oluyor? O zaman çözdüm. Ben 28 yıl ceza avukatlığı yaptım. Ceza avukatlığı önemli bir meslek. Bıçan sırtında gibisin. Her an düşebilirsin ve benim gibi hak ve adalet kavramlarından beslenen, helal ve haram kavramlarına inanan, yaptığı işin sonuçlarını sonuna kadar hisseden bir adam için jiletin üstünde yapmaktır. Bu karşımda hakim, ağır ceza reisi,
yanında bir hakim, bir hakim, savcı, zabıt katibi, mübaşır, karşı taraf, onun avukatı, arkada seyirciler, ben, benim müvekkilim ya da onun yakınları, arkada izleyici. Ben her gün tiyatro yapıyordum ki. Zaten bunu yapa gelen biriymiş. Sesimi doğru kullanmam gerekiyordu etkili bir avukat olmak için. E repliğimi biliyor olmam lazımdı. Yani kanun maddelerini biliyor olmamdı. O savunduğuma önce ben inanacaktım ki karşımdaki artık allame noktasına gelmiş heyeti ikna edecektim.
Karşı tarafın argümanlarını bir anda yok edecektim ve ben orada parlayacaktım. Ben bunu her gün yapıyordum. Mersin adliyesine gidiyorum, yapıyordum. Adana adliyesine gidiyorum, yapıyordum. İstanbul’a geliyordum, yapıyordum. İzmir’de yapıyordum. Barö’ye kayıtlı oldum. Manisa’da yapıyordum. Yapıyordum ben bunu. Dedim sen zaten her gün tek kişilik bir tiyatro yapıyorsun. Buradan bu rahatlık, insan içinde rahat konuşabilme,
kalabalıkların beni germiyor olması, bunun bana çok faydası olduğunu gördüm. İkincisi çocukluğumdan beri hep söylerim bunu. Ukalalık olsun diye değil de gençler örnek olsun diye deli gibi okuyan bir adamdım çocukluğumdan beri. Anamdan dolayı. Aktörlüğün şu olduğunu inandım. Hani bilmem ne ekolü, bilmem ne ekolü, Stanislavski falan filan. Ben hiç o taraklarda bizim yok benim.
Bu öğretilebilecek bir şey değil. Size kamera karşı nasıl duracaksınız, ışığı nasıl alacaksınız, açınızı nasıl belirleyeceksiniz falan filan söylenebilir. Öğretilebilir. Ama aktörlük yeni, sihirli, sıfır kilometre bir şey gösterme. Başkalarına benzememe. Kendi renginin ve kokusunun büyüsünün olması gereken bir şey. Birilerinin tekrar değil, birine ölkünme değil. Bizaatihi o. Bu da replik ezberlemekle olacak bir şey değil ki. Papağan da ezberler o repliği. Anladım ki gerçek aktörlük sana verilen repliği ve karakterin senaryonun yazılmayan kısımlarını doldurma sanatı. Bu yazılmayan boş kısımları senin doldurman isteniyor aktör olarak. Bunu yapabilmek için de entelektüel bir altyapının olması lazım. Yani hep derim ben, cebiniz dolu olacak. 50 yaşına kadar bütün dünyayı dolaştım. Farklı kültürler, farklı dinler, farklı coğrafyalar.
İngilizlerin sınop sınop dolaşması gibi dediğin sırtımda bir cellabiye, ayağımda bir terlik, fisebillillahlarla Mısır’ın Luxor sokaklarında onlarla sokakta yaşamak. Suid Arabistan’a gidip fisebillillah kendini hissedip o hissiyatı yaşamak için oradaki genel tuvaletlerde yıkanma, otelde kalmama kendini halıya sararak hadiseyi hissetme.
Hilton otelinde de kaldığım oldu, Sheraton’da da kaldığım oldu çocuklarımla gittiğimde. Ama sokakta yattığımda. Ama sokakta yattım. Bir naylon torbaya iki kase pilav alıp, naylon torbayı yırtıp, yanımda hiç tanımadım fisebillillahlarla hadi beraber yiyelim deyip onun gözüne bakarak onu yiymenin, paylaşmanın.
Hiç tanımadım coğrafyadaki insanların neler hissettiğini. Vatikana gittiğimde Papa’nın törenini izlerken oradaki Hristiyanlarla omuz omuza temas ederek Vatikan’ın içinde dolaşarak o uhrevi havada insanların neler hissettiğini hissetme. Ben zaten hep böyle yaşadım. Hep bu soluğu alıp verdim işte. Budistleri merak ettim, peşlerine düştüm. Ben hep kendimi aradım. Ben hep kendi heybemi doldurmak istedim.
Ne kadarca yaptığım okumalar, bu seyahatler, uzun soluklu ceza avukatlığı, farklı kimliklere normal hayatta selam bile vermeyeceğim insanların davalarına gizdim. Omuzlarından tuttum, başlarını okşadım. Anlamak istedim, çözmek istedim. Ve bu hikayeler ve sizin artık kapasiteniz, kabınız eski tabirle ölçüsünce topladığınız kimi terzi yük suyu kadar, kimi bir bardak, kimi kova, kimi okyanusu içer. Lak, lak, lak, lak derya deniz. Allah’ın size verdiği hazne büyüklüğünde ben hep topladım. Bu yansıyor da değil mi? Yani sen o hüzünlü adamı oynayamıyorsun eleştirisine muhatap olan oyuncu belki de hayatında yeterince hüzünlü adam görmemiştir. Ya da hüznünü sonuna kadar yaşayan insanlarla aynı hüznü paylaşma bahtiyarlığına erişmemiş olabilir. Bunlar aslında sizin kabınızı dolduran şeyler.
Dikkatta yatan bir adam kendine o minimal konforu nasıl hazırlar için sizin bir senaryoya ihtiyacınız yok. Çünkü buna dair bir fikriniz var. Aç kalan insan nereden yiyecek tedarik eder, teymin eder sorusuna sizin bir senaristin yol göstermesine ihtiyacınız yok. Çünkü buna dair fikriniz var. Dolayısıyla bu yaşanmışlık aslında sizi bir yerde beslemiş değil mi? Evet. Yani doğru anlıyorum değil mi? Evet dediğim bu. Eyvallah.
Abdülhamid dizisinde Tahsin Paşa karakterini yorumlayacaksın dediler. Durun bir hazırlanayım kimmiş bu bir bakayım. Vasıfları ne, pozisyonu ne, menkıbesi ne, parametrelerine bu adamın diyecek durumda değildim biliyordum. Birçok insan Tahsin Paşa’nın hatıratlarını okumamıştır.
Akademik kariyer çalışması yapan Abdülhamid Han hazretleriyle alakalı araştırma yapanlar müracaat etmiştir Tahsin Paşa’nın hatıratlarına güvenilir olduğu için. Ama toplasan nüfusun 0-0-1 gülden. Hani binde bir. Kimse bilmiyordu ki Tahsin Paşa’yı. Ama ben Tahsin Paşa’nın hatıratlarını daha liseye giderken okumuştum. Oradaki bir hatıra buradaydı çivi gibi. Kafama çakmışım onu.
Çünkü bu beni çok heyecanlandırmıştı okurken. Bu karakteri nasıl yorumlayacağım? Kara kaşlı, kara gözlü, kara sakallı Tahsin’i akpak bir adam olarak yorumlayacağım. Veri A4 kağıdının yarısı kadar bir veri var herhalde. O zaman bu benim Tahsin’im olacak. Ben çıkaracağım bunu. Hissettiğim Tahsin’im. Ben hissettiğim Tahsin’cim. Hareket noktam ne olacak? Bir anekdot, gerçek bir anekdot. Abdülhamid zamanın behrinde malumunuz Osman’ın padişahları karılarıyla sabaha kadar uyumamışlar.
Karı koca hayatlar olup odalarına gelmişler. Abdülhamid odasına giriyor, celabiyesine giriyor, yatağa giriyor. Usulca kapı açılıyor Tahsin içeride. Yatakla Tahsin’in oturacağı koltuk arasında bir paravan. Sir Arthur Cannon Doyle’ın kitaplarını tercüme ediyor Tahsin. Çünkü ikisi arkadaş Abdülhamid ile piyasaya çıkmadan kitaplar bize geliyor payitahtta.
Ve koltuğuma geçiyorum Hünkar Hazretleri. Bütün Osmanlının ve bütün İslam coğrafyasının halifesi tek bir şahsiyette şekillenmiş yatağında başka kimse yok odada. Tahsin var, karısı bile yok. Tahsin kitap okuyor. Abdülhamid uyuyor. Ya da uyuyorum Tahsin manasında kâfi. Gidebilirsin, usulca gidiyor.
Bu kim bu? Bu bir şahıs değil. Büyük Osmanlı İmparatorluğu’nun sultanı. Yıkılma döneminde olsa dahi. Kara delik gibi çöküş dönemini yaşıyor olsak dahi büyük Osmanlı İmparatorluğu’nun sultanı. Ama ondan daha büyük bir hale var üstte. İslam coğrafyasının halifesi, mazlumun halifesi. Bu büyüklükte ki bir karakter bir tek adama güveniyor. Yanında uyuyor.
Gırtlağını keser mi Tahsin? Keser. İslam coğrafyasının halifesinin canını alır mı? Osmanlı’yı başsız bırakır mı? He Bahadır. Bu o kadar güvenilir bir adam ki. Abdülhamid gibi zeka, şah haseri bir adam. Öyle sınamış, öyle denemiş, öyle imtihanlardan geçirmiş ki bu adamın yanında uyumaya karar vermiş.
Sen oyununu mutlak teslimiyet ve aşk üzerine kur. Geri kalan her şey gelecektir dedim. Aşkla bak. Ama bunu bana yani bir karakteri nasıl yorumlarım hadisesi bir anekdotla başlıyor. Bir bilgiyle başlıyor. Bilgi. Bilgi en büyük güç para değil. İşte o bilgi lise yıllarında okuduğum bilgi Tahsin’in sen oynayacaksın dediklerinde hazırım dedim.
Çok iyi. Bilgi. Yani entelektüel altyapı derken bunu kastediyorum. O satır aralarını nasıl dolduracaksınız? Aşkla bakan bir adamın bütün teslimiyetiyle bir karaktere bakan bir adamın sesinin tonuşu olabilir mi?
Siz nasıl istiyorsanız hünkârım. Emredersiniz hünkârım mı olur yoksa emredersiniz hünkârım. Siz nasıl hissediyorsanız nasıl emredersiniz olur. O bilgi, o anekdot sizin sesinizi değiştir.
Vücut dilinizi eziksiniz. Çünkü karşınızda bütün İslam coğrafyasının halifesi var. Ve bunun çok farkındasınız. Ve hücrelerinizde hissediyorsunuz bakmaktan imtina ediyorsunuz nazarınız değer diye kaçarak böyle böyle mi konuşuyordu? İşte bu entelektüel altyapı dediğim şey örnek olarak bu. Bahadır abi sözünüzü kesmiyorum değil mi? Şimdi biz bu vesileyle sadece Tahsin Paşa’yı tanımadık.
Yani bu bizim bir değerimiz. Bu bizim bir kahramanımız. Ve biz biliyoruz ki bizde bunlardan binlerce var. Birçoğunun adını bile bilmiyoruz. Ama var. Doğru mu? Bir şekilde üstü örtülmüş. Ya da üstü örtülmemiş olsa dahi biz sırtımızı dönmüşüz. Görmemişiz görmezden gelmişiz ve merakta etmemişiz. Bu dizi vesilesiyle biz Tahsin Paşa’yla tanışmadık sadece.
Biz bu dizi vesilesiyle Bahadır Yenişehirlioğlu ile tanıştık. Hatta Bahadır Yenişehirlioğlu’nun kendi bile bilmediği bazı farklı yönleriyle de tanıştırmış olduk. Bazı letaifleriyle de tanıştırmış olduk onu. Doğru mu? Doğru. Hatta biz bu vesileyle sadece Tahsin Paşa’yı Bahadır Yenişehirlioğlu’nu değil, Tahsin Paşa’yı güzel konuşturabilecek kaleme sahip,
milli ve manevi değerlerini iliklerine kadar hisseden kalemlerle de tanıştık. Doğru. O izleyiciyle de tanıştık. Doğru. Bunun bir alıcısı olduğunu bilmiyorduk. Yaparsak tutan mı izlenir mi? Sorusundan, ikileminden bir felaha kavuştuk. Çok da riskliydi başta. Çok da riskliydi. Sonra bu izleyiciyi de tanıdık biz.
Aa Türkiye’de Tahsin Paşa’yı merak eden onun derdiyle dertlenmeye hazır bir kitle var dedik. Onunla tanışmanın ünitesinde dünyaya da sattık biz. Doğru. Dünyaya da teklif ettik Tahsin Paşa’yı. Aa dedik ya Filistinliler, Katarlılar, Libyalılar, Azerbaycandakiler ya da Kazakistan’dakiler ya da dünyanın adını telaffuz edemeyeceğimiz şehirlerindeki insanlar Tahsin Paşa’nın derdiyle dertlenebiliyorlar. Bununla da tanıştık. Hepsini üst üste koyunca Allah bize yeni bir dert yarattı.
Dedi ki gördünüz mü siz buralarda yoktunuz artık burada var olmak için ne yapacaksınız? Güzel. Şimdi Tahsin Paşa tamam Bahadır abi tamam. Buradan konuyu şuraya getirmek istiyorum. Yüzde birindeyiz herhalde. Bu uzun yolculuğun yüzde birlik bir kısmını geride bıraktığımızı gibi düşünüyorum. Doğru. Bundan sonrası ne olacak?
Yani bundan sonrasını devam edecek derdin farkında mıyız? Yani buna devam edecek o ateş kalbimizde yanmaya başladı mı? Yoksa aaa güzel bu tuttu ya hadi buna benzer bir şey daha yapalım. İnsanlar bunu sevdi kıvamında mıyız? Yoksa ulaaaan abi biz bunu hiç düşünmedik ya hadi bir araya gelelim hadi Musab bin Umayr’i de bu dilde anlatalım.
Ya da hadi gel Hazreti Hatice annemizi de böyle anlatalım. Kadınlara yönelikle aşkla dertle konuşan insanlara mı dönüştük?
Oynamalar bir anda karşına çıkabilir. İnsekrem hesabımızı takip etmeyi unutma. Bizim kült karakter oluşturmaya ya da olmayan gerçekte hiç var olmamış kurgu karakterler üretmeye ihtiyacımız yok ki. Biz Amerika kıtası gibi değiliz ki. Onlar kahramanlarını bitirdiler. Onların kahramanları yoktu zaten çok fazla.
O yüzden süpermenlerini icat ettiler. Yeşil adamlarını taş adamlarını icat ettiler. MFÖ’nün şarkı sözünü de çok severim. Anıtılar gıcır gıcır diyor. Çok severim. Kaç yıllık tarihim var ki? Aynen öyle ama Türk dediğimiz kavrama ki eskiden malumunuz Türk dediğinizde İslam algılanırdı bütün dünyada.
Bir geldiğimiz havzaya, yerleştiğimiz Anadolu coğrafyasına ve elimizi uzattığımız Avrupa’ya, Ortadoğu’ya, Balkanlara böyle bir kadim coğrafyanın katman katman katman katman coğrafyanın sonsuz sayıda aktaracağımız karakteri var. Niye yapmıyoruz? Ömür yetmez. Nesiller buyu anlatsak bitmez. Ha neden anlatmıyoruz? Bu üst bilinçle alakalı. İnsanın kendine, kendi kodlarına, kendi tarihine güvenmesi ile alakalı. Şahsiyetli, onurlu ne istediğini bilen nesillerle alakalı bir şey. Manipül edilemeyen, ayakları yere sağlam basan, bu havzadan beslenen, bu havzadan içen ve entelektüel bir bakış açısı geliştirmiş yepyeni karakterlerle olabilecek bir iş bu.
Sanatın gücünü çok sonra kavradı bu coğrafya. Hep biliyordu sanatın ne olduğunu, sanatın insan üzerindeki etkisini nasıl ihya ya da imha edici olduğunu. Fakat eleştirim şu, bazılarını rahatsız edebilir ama ben düşündüğünü her daim ifade edebilen bir adam oldum ve bunu ifade etmekten de asla çekinmedim. Çünkü benim hakkımda ne düşündükleri, beni sevip sevmedikleri, beni yerip yermedikleri benim için çok önemli değil.
Ben beni yaratan ve bütün kainatın sahibi, Allah’ın beni sevmesini ve onun rızasına uygun hareket etmeyi baz alıyorum. Muhafazak her kesim uzun zaman sanattan uzak kaldı. Eğer siz sanatı sadece ebru, sadece ney ve sadece minyatür çerçevesinde algılarsanız zihinleri iyi diş edersiniz. Görsel sanatlar inanılmaz etkileyicidir bütün dünyada. Görsel sanatlarla bir toplumu manipüle edebilirsiniz. Bir toplumu ihya edebilirsiniz ya da imha edebilirsiniz. Hep dilimize pelesenk olmuş hepimizin söylediği, sokaktaki insanın da söylediği, Hollywood’un yıllarca yaptığı şeyi. Amerika Afganistan’a girmeden önce Rambo’yu sokmuştu ve biz Amerika’yı artık Rambo gibi algılamıştık bir kahraman olarak. Amerika’nın hangi sahiplerle oraya girdiğini kimse konuşmadı. Çünkü Rambo vardı önümüzde. O, ikindiğimiz biri. Onlar görsel sanatların ne olduğunu ve toplumları nasıl manipüle edeceklerini çok iyi biliyorlardı. Küresel güçler dediğimiz ya da dünyadaki etkin dediğimiz akıl bunu çok iyi oynadı. Biz muhafazak her kesim olarak bunu çok sonra fark ettik ve anladık. İşte evlatlarımız doktor olsun, avukat olsun, mühendis olsun. Aman o sanat dediğiniz kısım orası tekinsiz bozulurlar, yaşınırlar, kirlenirler, evladımızı kaybederiz. Hani sanki hala o Jöntürk kültürü gibi evlatlar tahsil etsin diye Abdülhamid’in kesersinden batıya göndermiş, mühendis olsun, doktor olsun diye. Geri gelenlerin hepsi Abdülhamid düşmanı olmuş, bozulmuş ya masonların kucağına düşerek manipüle edilmişler ve çığrından çıkmış iş. Belki o zihni altyapının da verdiği korkuyla çocuklarımız bozulmasın. Aklılık payları vardı. Çünkü biz bu insanları filmlerde hayranlık duyduğumuz insanları özel hayatlarında gördüğümüzde mütemadiyem bizim mukaddesatımızı tahfif eder üslupla konuşmalarıyla hatırlıyoruz. Çok doğru. Elbette ki ümmet kendi çocuğunu oraya gönderirken tereddüt edecek. Çok doğru ama kökeninden itibaren şunu söylüyorum. Birleşik kaplar teorisi. Siz bir alanı boş bırakırsanız oraya başka bir şey dolar.
Siz bu alanı boş bırakamazsınız çünkü benim hareket noktam şu Bahadır Yenişehirli Oğlu olarak. Dünyada bütün kainatta, kainat ötesinde, kainat yaratılmış bir şey. Bana göre Allah en büyük sanatçı. Yarattığı kainata baksana. Mutlak öyle. Mutlak. Şeksiz şüphesiz. E Allah’ın esmaları bizde yok mu? Yaratılmış kulların üzerinde yok mu? O zaman ben Müslümanım diyen birinin çok iyi sanatçı olması lazım. İdracı değil, sanattan anlayan, rikkatli, duyan, incelikli, empati yapabilen, sebep sonuç ilişkisini kuran, analitik düşünen, duyarlı, duyargalar açık insanlar olması gerekir Müslümanların. Sanatla içli dışlı. Sanat çünkü, bak bu bir mobilya.
Mamul bu. Neden? Bu bir tomruktu. Çeri çöpü vardı dalı bu da. Zzzt zzzt zzzt plan yaya girdi. Ustalar cila attılar, düzenlediler ve bak bir mamul oluştu bundan. İnsanoğlunu mamul hale getirir sanat. Çerini, çöpünü ayıklar, hissiyatını yükseltir.
Eğer bu güç kadim coğrafyasından beslenir, mazisine küfretmeyen, mazisinden utanmayan, dininin bütün gereklerini ve insanı nasıl özgürleştirdiğini bilen, Anadolu coğrafyasını tanıyan, kendi folklorunu kendi kültürünü tanıyan ve bundan asla aşağılık duygusu hissetmeyen biri buradan beslenerek dünyayı okuyarak evrensel bir karakter oluşturmalıdır. Müslümanın böyle olması lazım.
Hiçbir şeye bulaşmayalım, aman bize bir zarar gelmesin, aman buraya da girersekse. Kendinden eminsen niye zarar göresin? Bir Hristiyanla niye karşılıklı konuşamayayım? Bir kiliseye niye gidemeyeyim ben? Kaldı ki zarar görmek bir hayrı yaymaya engel değil. Allah Resulü Aleyhisselatü Vesselam Taife giderken zarar göreceğini taşlanacağını bilmiyor muydu? Bilmiyor muydu? Bunun riskli olduğunun farkında değil miydi? Değil miydi? O neden yürüdü Taife kadar, neden yollarına dikenler döşeneceğini bile bile yürümeye devam etti o zaman. Referanslarımız açık. Evet yani. Bu referanslardan niye beslenmiyoruz biz? Osmanlı’dan itibariye hani Ramazan eğlencelerini düşün, orta oyunlar, direkler arası. Müslümanlar hep gayrimüslimler. Gayrimüslim bir adam kalkıp da bir erkek bir kadın kılığına girip o zamanlar kadınların oynaması pek kabul edilmediği için sana bir gösteri yapıyorlar, Müslüman ahali geliyor izliyor. Gülüyorlar eğleniyorlar falan filan ama onlar gayrimüslim. Gayrimüslim Müslüman değil ki evet sahneden çıktıktan sonra içkisini içiyor.
Aaa içkici bunlar. Eee özel hayatlarında çok da kırmızı çizgileri yok. Aaa benim evladım da bir. Ya o gayrimüslim zaten. Senin evladın sanatı yapsın ama İslami standartlarını da korusun. Niye korkuyorsunuz ki kendinizden bu kadar? İnancınızdan emin değil misiniz? Ayaklarınız yere sağlam basmıyor mu? Yani pergel gibi. Sen bu Anadolu coğrafyasının kadim değerleri üzerine ve bunu genişletebilirsin Anadolu coğrafyası derken bulunduğumuz havza diye diyorum.
Ve sahabeye kadar indir mevzuyu kadın hakları kadın hakları, hayvan hakları hayvan hakları. Nereden hayvan hakları batıdan gelen bir değer bizde? Çocuklar öğretmiyorlar ki kedi babası Ebu Hureyre örneği önümdeyken kedi uyanmasın ve ben ona eziyet etmiş olurum diye cellabiesini kesen bir örnekten geliyorum ben. 8 cellabiyeden birinin kenarını değil sahip olduğu tek cellabiyenin kenarına dikkat edileceğim.
Cerdorop dolusu cellabiesi de yok ama oradaki kediyi uyandırırsan ben bunun hakkına girerim diyen bir kedi babası hayvan hakları buradan geliyor bana batıdan nereden geliyor? Batı coğrafyasında batı dediğimiz toplumlarda jardonlar fareler bu kadar sokaklarda dolaşıyorken. Paris’te gördünüz değil mi? Elfelin altında fink atıyorlar yani. Hala bugün bile. Hala bugün. Dünya’nın yayıldığı at arabalarıyla el arabalarıyla ölüleri taşadıkları bir yerde payitahtta hayvanlar suyalaklarından temiz su içsin diye vakıf kurulmuş vakıf çalışanları bütün İstanbul’u dolaşıp o suyalaklarını kireç tozuyla sterilize edip temiz su doldurup çünkü hayvanlar temiz su içmeli onların da hakkı var.
Yük yüklenmiş hayvanları durduran vakıf çalışanları var. Sen buna 500 kilo yük yüklemişsin bu buna eziyetli. Allah’ın rızasına aykırı bu. İndir bakayım şunun 400 kilosunu diyen vakıf çalışanları var. Kadı görüyor ya adam yemek yiyor atının üstünde yük var kenara oturmuş bir lokantaya bir şeyler atıştırıyor. Kadı görüyor diyor ki sen ne yapıyorsun? Ha. İşte yemek yiyip darmayacağım hayvanın yükünü niye bağlamak indirmedin diyor hemen acele biter diye. Diyor ki hayır bunu yapamazsın. O yükü hayvanı beklettiğin kadar senin sırtına yükleyeceğim diyor. Bitti.
Ayakta duracaksın. Sen kulsun da o değil mi diyor. İşte bu. Senin medeniyet havzan o kadar geniş ki örnek alacağın şahsiyetlerin o kadar yıldızlar gibi parlıyor ki ve senin batıya öykülmeni gerektirecek hiçbir şey yok ama zihni alt yapımızı boşaltmak. Ben hep söylüyorum hani kutsal kâsi arayışında ya Hristiyanlar.
Kutsal kâsi burası insanoğlunun kafası, beyni, zihni, oradaki bütün değerler manzumesi. Kutsal kâsedeki ne kadar değerli şey varsa at tarihin kötü, dinin kötü, medeniyetin kötü, paşaların kötü, bütün sultanların kötü, vatanı satmışlar şu bu. Aydın olmak, batılı olmak, çağdaş olmak, medeni olmak için yüzümüzü batıya döneceğiz. Yok ya. Piş miyim ben? Sen çınarın bütün köklerini doğrarsan çınar neş münema bulur mu?
Yeni neslin bir şey ürettiğini görüyor muyuz? Akademik seviyede, üniversitelerde, dünyanın aman Allah’ım Türkiye’den çıktı bu araştırmanın sonucu dediğimiz üniversitelerde iyilerini tenzih ederim. İntihalin dışında hayret uyandıracak bir çalışma görüyor muyuz? Ama burada söylediğim siyasi bir şey değil. Partiyle de alakalı bir şey değil.
Tamamen müşahhas bir örnek olduğu için söylüyorum. Kendi medeniyetinden güç alan, kendi tarihini bilen, kendine güvenen gencecik bir adam savaş sanayisine kafa tutuyor Türkiye’de. Oluşturduğu uçan taksinin adını cezari koyuyor. Pegasus koymuyor. Yani öykündüğü şey Roma, Bizans, Yunan değil. Öykündüğü şey kendi kotları.
Bak yapabiliyor, üretebiliyor. Neden? Çınar’ın kökleri besleniyor maziden. O öz güvenle yeni bir şey. Eğer sen bütün kökleri doğrarsan o gencin ne üretmesini bekliyorsun ki? İşte gördüğümüz abuk subuk öykülmüş karakterler. Bir pencere atabilir miyim Bahar Bey? Tabii ki.
O kendi köklerinden beslenen bence kahraman, bence milli kahraman olan o şahıs iha yaptı, siha yaptı, bayraktar yaptı. Çocuklar yaratılış itibariyle kendilerini bir kahramana nispet ederler. Bir kahraman ararlar. Sordukları sorulara dikkat edin çocukların. Allah’ı tanıma evresinde şey derler. Baba, Allah böyle dünyayı avcun içine alır, atar gider değil mi? O kadar büyük değil mi? Cenab-ı Allah istese bir üflese, tüm ağaça teşbihat olmazsa çocuk gözüyle söylüyorum. Bir üflese yeryüzündeki bütün denizler kurur değil mi? Kahraman arayışında olan o çocuklara bu kadar yıldır iha, siha yapıyoruz. Bütün dünya ne yaptığımızın farkında. Amerikalı, batılı kendi kahramanlarının çocukların dünyasına sokarken oyuncak üzerinden sokuyor, çizgi film üzerinden sokuyor, bilgisayar oyunun üzerinden sokuyor.
Yahu oyuncakçılarda bir tane iha, siha Bayraktar oyuncağı yok ya. Neden yok? Neden yok işte. Ben de ona kızıyorum. Bir canavar puklası var. Onun bir çizgi filmi varmış çocukların. Bunun oyuncağını biz niye yapmıyoruz? Bunun bilgisayar oyunu niye yapılmıyor ya? Bu şu an online oynanıyor olması lazım ihalarla, sihalarla. Çocukların Call of Duty oynanmak oynayacağı yerine ya da ne bileyim Fortnite oynayacaklarına kendi yerli milli bilgisayarla oyunlarımızda oynuyor olmaları lazım. Ya da oyuncakları dediğim. Bugün oyuncakçılara girdiğimizde bizim Selçuk Bayraktar’ın yaptığı onların oyuncak hallerini görmemiz lazım. Abi oyuncak müzesini geziyoruz, gidiyoruz bakıyorum. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce nesli savaşa hazırlamak için tank oyuncakları yapmışlar. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Hitler, Adolf Hitler bile o kadar geri zekalı dediğimiz bir adam bile bunun oyuncaklarını hazırlayıp satmış neslini bir nesli savaşa hazırlıyor.
Burada sözünü balla kesin. Dünya kadar iş adamı var. Hani bu camiada. İnşaat yapalım, inşaat yapalım, inşaat yapalım, inşaat yapalım. Sanki müteahhitten geçilmiyor ülkede. Niye bir sermayesi olan iş adamı bu konuya el atması her şey devletten mi beklenir? Üretin ya. Karşılıklı görüşmelerinizi yapın, patentini alın, anlaşmalarınızı yapın, üretin.
Durumdan vazife çıkarmak lazım. Bu bardağı Bahadır Yenişehirli Oğlu al, bu bardağı buraya koy. Yahu mevzu şudur. Ben akletmeliyim. Akleden olmamızı istiyor İslam. Bu bardağın buradan alınıp buraya konulması gerekiyorsa artık ben burada bir talimat beklemeyeceğim. Yap, üret, Dünya kadar iş adamı var. Kendi milli eksiğini cumhurbaşkanına havale et, dini eksiğini, Diyanet ne güne duruyor kardeşimle havale et. Çok affedersin sen necisin? Sen necisin? Sen ne iş yaparsın tam olarak? Bu dünyada hangi boşluğu dolduruyorsun?
Hep söylediğim şey şu, artık insanlara güvenilmez. Dilimize pelesen konuş. Sen güvenilir ol. İnsanlar çok yalan söylüyor. Sen yalan söyleme. İnsanlar tetik suratlı oldu, patlıca. Sen güvenilir ol. Sana sırtını dayasın. Sen gül muhabbetli ol. Hep başkasından bekle, başkasından bekle. Hiç kendini geliştirme derdinde değil kimse. Kendine yatırım yapma derdinde değil. Kitap açıp okuma derdinde değil. Hani öz eleştiri yapıyorum. İsteyen istediğini düşünebilir. Kıraathaneye gidip, Nargile kafaya gidip saatlerce fokur fokur fokur fokur Nargile kaynatan gençler görüyorum. Bir Nargile 150 lira 200 lira. Bir de ekonomik olarak sıkıntı var diyorlar. Ulan orada 2 saat vakit harcıyorsan sen bir kitabın yarısını okurdun. Duman altında duracağına fokur fokur. Ya da cezeri oyuncağa neden yapılmadı adı cezeri olan o mekanizmanın oyuncağı neden yapılmadı diye bağıracağına cezeri’nin hayatını okur. Okur. Kimden bizzat çocuğunu anlatırdı? Oyuncağı yok ama ben buradayım oğlum. Bak gel ben sana anlatayım derdin. Sen biliyor musun cezeri’nin kim olduğundan? Yani niçin sen kendini ihya etme noktasında bu kadar atıl kalıyorsun da her şeyi devletten bekliyorsun? Herkes iyi maaş bekliyor. Evet sosyal devlet, adaletli devlet vatandaşını koruyacak şu bu. Eldeki imkanlar doğrultusunda zaten her şey yapılmaya gayret ediliyor. E sen kendine yatırım yapmıyorsun. Sen kalifiye değilsin. Sen ekstra bir şey yüklememişsin kendine.
Hiç bir vasfın yok. Çok iyi maaş alınsın ama ben zevk-ü sefa içinde kızlara hava atayım, iyi bir arabaya binem işte dışarıda yemek yiyeyim Nargül’e kafade tutur. Ya kaç tane kitap okuyorsun ayda diye soruyorsun. Ben okuyamıyorum. Ne bekliyorsun ki o zaman? 60 yaşındayım hala tırmalıyorum. Hala öğrenme derdindeyim. Hala araştırma derdindeyim. Mezara girinceye kadar bu sürecek. İnsanoğlu böyle bir süreçten geçiyor.
Her şeyi bekleyen bir toplum. Seyretmeyi seviyoruz. Ne biliyorsun ki sen de belki çok iyi aktör olabilirsin. Araştır, oku. Yarın bir gün karşına bir fırsat çıkar umuduyla doldur. Entelektüel altyapı nasıl sağlanacak ki imkan varsa gezeceksin, göreceksin ya da imkan da halinde. E kitaplar çok pahalı alamıyoruz Bahadır Bey romanlarınıza. Nasıl alamıyorsunuz? Cebinde malbora sigarası taşıyorsun. Hepsi bahane. Buralar bizim kesinimiz değil. Buralarda Müslümanca yaşamak, buralarda Müslümanca iş yapmak çok mümkün değil.
Şu an bir kadının yapabileceği şeriata en uygun işlerden biri video editörlüdür. Yönetmen yapımcı buluta yükler. Ham görüntüyü evinde indirirsin benim güzel tesettürlü kardeşim. Video edit etmek nakış işlemektir. Hamı alırsın oradan bir eser çıkarırsın. Geri tekrar buluta yüklersin. Yönetmen izler revizyonları mail ile yazar sana okursun.
Ona göre tekrar revize eder, tekrar buluta yüklersin. Kime temas ettin? Ver videoyu rendera, süpür evine, ver videoyu rendera, oyna çocuğunla. Ne kadar İslami. Dışarı çıkmasına bile gerek yok. Eğer böyle bir hassasiyetin varsa. Varsa, alsana hizmet, alsana para ve kazanacaksın. Hem de ne para kazanıyor video editörler? O kadar çok ihtiyaç var ki. Sana yani bunu yapmana mani olan nedir? Ya da YouTube’a çıkıp ya da bir görsel kursa katılıp kendini bu anlamda geliştirmene Allah rızası için mani olan ne var? Aptal saptal bir sürü programlar sabah kuşaklarında. Ben bunları aptal saptal program diyorum. Gerçekten insanın zihnini dumura eden ve insanı dumura uğratan programlar. Minik minik minik minik her gün zehir alıyorsun. Yani her gün belli miktarda eroin almak gibi. Artık normalleştiriyorsun izlerken. Bütün Anadolu coğrafyasını kastediyorum. Annelerimizi, teyzeleri, kızlarımızı. Bir televizyon programı. Kadınla adam, karı koca. Hep söylüyorum ben bunu. İzledim çünkü. Bunlar karı koca, boşanmamışlar. Televizyon programında kadın çocuk doğurmuş. Kadının iddiası başka bir adamdan doğurduğunu iddia ediyormuş. Adam da bu çocuğun kendinden olduğunu iddia ediyor diyormuş. Konu bu. Spiker de bunların kan örneklerini almış program yapımcıları DNA örneğini gelmiş. O gün onu açıklıyorlar. Spiker açıklıyor diyor ki adama dönüyor. Çocuk benim diyordun ama çocuk senin değilmiş diyor.
Kadın ayağa kalkıyor kendine alkışlıyor. O 150 lira 100 lira eline para verip de stüdyoya doldurulan gürültü ayağa kalkıyor kendine alkışlıyor. Bunu seyreden Bamiya ayıklayan teyze gelinini çağırıp Ayşegel kız çocuk adamdan değilmiş. Dümuruna uğruyor. Bir iki üç bir şeyi her gün tekrar ederse artık bütün sinir sistemleri bozulur.
Daha kötüyü nazara vererek seni teselli ediyor aslında. O program o Bamiya ayıklayan kadının kocası kendisini şöyle refer ediyor. Elhamdülillah diyor namazımızı kılmıyoruz orucumuzu tutmuyoruz ama kimsenin namusuna göz dikmedik kimsenin karısı. Lan baksaydın bir de gelseydin bir de dikseydin. Sanki iyi olmak. Bu iyi bir referans mı yani söylediğin şey. Hani iyi olmak ekstra bir şey mi? Ulan iyi olmak sizin zaten olmazsa olmazınız olacak.
Bu zaten olmazsa olmaz bir şey. Bu senin artın değil ki. Artın değil ki. İnsan yani mal mısın sen yani? Hayvan bile yapmıyor bunu yani. Buradan baktığımızda birçok şeyi kaçırdığımızı ve artık sistemde bunu empoze ettiği için sosyal medyalar özellikle. Aptal saptal şeylerin çok reyting aldığını, popüler olduğunu. Ne kadar saçmalarsan o kadar çok ilgi çektiğin bir kul var da.
Sen doğru bir şey söylüyorsun, felsefik bir şey söylüyorsun, ihya edici bir şey söylüyorsun ama altında bazen yorum bile yok çünkü yorum yapacak kapasiteleri yok. Ama siyasi bir şey paylaştığını farz edin ve anda tıt tıt tıt tıt tıt tıt tıt. Herkes siyaset uzmanı, herkes futbol uzmanı, herkes ekonomi uzmanı. Suhrun efendi rahmetle öyle derdi. Herkes siyaset bilir, herkes futbol bilir, herkes ekonomi bilir.
Yok böyle bir şey kardeşim ya. Zamanı geldiğinde oyunu kullanırsın. Akılsüzgecinden geçirerek her gün siyaset konuşulur mu? Her gün ekonomi konuşulur mu? Her gün spor konuşulur mu? Ya okursanıza iki sayfa kitap okuyup da kendinizi ihya etme. Bir derdi olmalı bir adamın ya. Yarın bir gün ben baba olacağım, hayırlı bir nesil yetiştireceğim. Bu yetiştireceğim nesil bu coğrafya yapan zehir olacak. Bir kadın, bir anne bu dertte olmayacak mı? Hz. Ali Kerim Allah’a vece’nin çok güzel bir sözü var. Çocuklarınızı yaşadığınız döneme göre değil, onların ulaşacağı döneme göre yetiştirin. Aslında ne diyor? Çocukları mı yetiştireceğiz biz? Ben anne baba olarak bütün parametrelerden bilgi sahibi olmayacağım. Aslında Hz. Ali Kerim Allah’a vece, anneye babaya diyor. Kendini öyle formatla, kendini öyle yetiştir ki çağ öyle değişiyor ki. Çocuğunun ulaştığı çağda sen çocuğunla aynı entegrasyonda ol. Yani o gelişecek zamana uygun doğru ve zararı aslında sen biliyor ol ki. İzale et. O öngörün olmazsa çocuğu nasıl ona anlatıyor? Nasıl hazırlayacaksın? Sen bilmiyorsan sen farkında değilsin. Çocukla alakası yok burada, ebeveynle alakalı. Biz çocukları kendimize benzetiyoruz. Bakıyorum çok akil bir çocuk. Enes kendi halinde araştırmalar yapıyor. Çocuklar o ekosisteme bir giriyor. Bakıyorum çocuk da onlara benzemiş. Hoş geldiniz. Ne haber? Enes sen böyle değildin. Yok. Bak bazı şeylere hayır dememiz gerekiyor. Bu isteyen entelejansıya bizi karalayabilir. Beni karalayabilir. Hiç umrumda değil. İnsanlar açık kapalı yaşayabilir. Kimisi başın açık, kimisi kapalı. Bu bir tercih meselesidir. Ben bugün çok net söylüyorum. Başı açık olduğu halde tesettürlü, ruhu tesettürlü. Başı kapalı olduğu halde ruhu tesettürsüz kadınlar, hanımlar tanıyor.
Bu beni ilgilendirmez. Reşit olduktan sonra insanlar istedikleri gibi hayatlarını yaşayabilirler. Ben doğru ve yanlışı söylerim. Seçim hakkı onundur. Ama kalkıp da sen abuk subuk bir yaşantıyı, bu noktada LGBT artı plus mevzusu var. Hani edebi müsaade etmediği için o artı plusa girmiyorum burada.
Bunu normalmiş gibi uluslararası bir konjöktürle, yani korkunç bir entelejansiyayla bunu bana baskılar, bunun propagandasını yaparsan, çocuklarımız üzerinden bu oyunu oynarsan, çocuklarımızın algısını değiştirmeye çalışırsan, çocuklarımızı cinsiyetsizleştirmeye çalışırsan dur.
Dur, orada senin bir hakkın yok demek için oradaydık. Sen ne halin varsa gör, görüyorsun zaten Reşit sen. Ama zebellah gibi bir adam, küçücük savunmasız bir çocuğu tütü eteğe giydirip, ağzını gözünü boyayarak, dudak dudağa öpüşerek sokakta yürüyorsa ben orada bir baba olarak, bir dede olarak, hak ve adaleti savunucusu olarak, hayır bu pedofiliye giriyor. Sen ne yapıyorsun diye bağırmak zorundayım. Bu kadar sessiz kalınmamalı her şey devletten mi beklenir? Belki bu sivil hareket, bu başlattığımız bu hadise, hayır biz bunu aileler olarak kabul etmiyoruz diye başlattığımız hadise bugün siyasi erk açısından anayasa düzenlemesinde evlilik müessesesinin kadınla erkek arasında gerçekleşmesi gereken bir unsur olduğuna dair bir maddeye dönüşüyor. Her şey devletten mi beklenir? Söyleyecek hiç mi sözünüz yok sizin canım? Sessiz kal, sessiz kal, sessiz kal, sessiz kal. Mahallenin kötülüğü o kadar bağırsın ben siniye çekeyim. Yok ya. Neden bir yudum su içip sakinleşmiyoruz? Bahadır abi bunlar beni, hani benim bankim gibi. Bir adam niye bu formata dönüşür ki? Burada hissetmiyorsa dönüşmez kardeşim. Yani burada canım yandığı için söylüyorum.
Ben de düğmenize nereden basacağımı çalışıp da geldim yani. Bahadır abi benim bir arkadaşım vardı araba kullanıyorum, o da elit deyip de sesi açınca ben hızlanıyormuşum, sesi kapatınca arabayı normal kullanıyormuşum. Bana diyor ki bilmiyorum farkında mısın ama bunun volümüyle oynayarak arabayı yönetebiliyorum diyordu. Hani ben de o ayarı biliyorum siz de daha önce izlediğim için buna dair dertli olduğunuzu bildiğim için söyledim.
Yani doğru değil çünkü. Çocukları korumamız lazım. Bir ülkeye zarar vermek istiyorsanız sözü hemen sana bırakacağım. Bir ülkeye zarar vermek istiyorsanız iki kavramı yok etmeniz lazım. Başka türlü bir ülkeye zarar veremezsiniz. Savaşlar artık eskisi gibi tankla tüfekle olmuyor. Bir aileyi yıkmanız lazım. Aileyi yıkmadan bir toplumu çökertemiyorsunuz. İki fertlerin geleneklerle olan bağını koparmanız lazım. Kesinlikle. Benim itirazım da buna zaten. Bahadır abi ben doymadım ve program süresinde zaten 5 dakika geçtik. Bize bir söz daha verir misin? Ben gevez olduğum için. Bir daha gelelim mi bir araya bunu birazcık konuşalım. Sadece sinema ve Müslümanları konuşalım.
Olur nasıl isterseniz. Olur. Hem sinema ve Müslümanları konuşacağız bir dahaki programda Bahadır abiyle. Hem de insan izleye durduğu beğendiği içeriklerin yayınlandığı bir YouTube kanalına neden abone olmaz? Biz neden abone olmuyoruz izlediğimiz YouTube kanallarına? Bildirimleri neden açmıyoruz? Bunun derununa vakıf olma niyetiyle. Bahadır abinin neyi kastettiğimi anlamaya çalışıyorum. Abone olun diyorum abi dolaylı olarak.
Lütfen Bekir Demeli’nin programına abone olun. Bunu keller fodullar birbirine ağırlıyorların tamamen dışında söylüyorum. Saygı duyduğum, önemseydiğin bir karaktersin. Allah gücünüzü arttırsın ve daha iyi şeyler yapın. Zaten bunu benim söylemem yersiz. Toplumumuz sizin kim olduğunuzu ve ne yaptığınızı çok iyi biliyor. Ama şu programların ben buraya gelir sebepim de o.
Yara sarıcı işler bunlar. Yara açıcı değil yara sarıcı kanallar. O yüzden abone olmakta bir beys yok. Allah’a emanet olun. Çok teşekkür ederim. İnşallah sözünü aldık. Bir daha görüşünceye dek çok teşekkür ederim. Rica ederim ben teşekkür ederim. Muhtelif çapla ebat da öpüyorum sizi.
Bir daha görüşünceye dek ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun inşallah. Allah’a emanet olun.
İlk Yorumu Siz Yapın