"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmed Fatih Can – II. Murad Döneminin Fitneleri – Cumartesi Sohbetleri Özel (3)

Mehmed Fatih Can – II. Murad Döneminin Fitneleri – Cumartesi Sohbetleri Özel (3)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=LzoeOGUsQoo.

Her devletin kendi varlığı için tehdit olarak sıraladığı şeyler vardı. Mesela Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde parantez açarak, antik parantez söylüyorum. İşte neydi? İşte bölücülük değil mi? Kırklı, ellili, altmışlı, yetmişli yıllarda işte bölücülük, işte komünizm ve ırtıca idi. Sonra devri değiştikçe bunlar değişebiliyor değil mi? Efendime söyleyeyim. İrtıca her zaman gündemdeydi ama işte ne bileyim işte komünizm 141-142 ile ve Sovyetlerin çökmesiyle kalktı. Tamam mı? İşte yerine başka bir şey girdi falan. Tabi devletten olur böyle. Sultan Murad’ın da Osmanlı Devleti için çizmiş olduğu üç büyük tehlike buydu. Bir tanesi, Haçlı-Bizans İttifakı. Harici Fitne. Harici Fitne, harici bela, harici musibet, harici tehdit.
Neden 1439’da Florensa konsili ile ortodoks dünyanın temsilcisi olan Doğroma, yani Bizans diyoruz ya ona da gelelim aslında neden Bizans deniliyor diye. Doğroma’dır. Doğroma’dır bu. Doğroma, katolik papalıkla nasıl ittifak edebilir? Ortodoksların gözünde katolikliği tercih etmek, onunla anlaşmak dinden çıkmak gibi, bizdeki irtidat gibi bir günah yani. Nefret ediyorlar. Katolikler de ortodokslardan nefret eder. Bizdeki mezhep itilafı falan gibi değil yani. Hatta 1051 tarihinde meşhur bir Şiizma mevzubası oluyor. Katoliklik ile ortodoksluk arasında tamir edilemez yaralar açılıyor.
Bir ayrışma söz konusu. O tarihten bu tarihe hep de o besleniyor. Tabii. Halen de öyledir. 1439 Florensa konsili Bizans’la Macar liderliğindeki katolik Avrupa’nın Osmanlı’ya karşı birleşmesidir. Onları bu ittifaka zorlayan da Osmanlı’nın gücüdür. Dolayısıyla birinci tehdit buydu, harici tehdit.
Fakat tehditin en büyüğü içerideydi. Çünkü Anadolu yurttur. Anadolu evdir. Bir insanın ailesi perişansa, aile saadeti, aile düzeni yoksa, harici bütün işlerinde muvaffak olamaz. Malum olur. Devletler içinde bu böyledir. Neydi o tehlike? Karamanoğlu tehlikesi. Beylikler fitnesi. Yani dahili bitti. Dahili sıkıntı dahili problem.
Çünkü Osmanlı ne zaman? Osmanlı bir kızıl elma diyoruz ya. Evet. Değil mi? Yani güneş batarken kıpkızıl bir hâl alır ve elmaya benzer. Atolarımız batı istikametinde battığı için, o güneşin istikamet belirttiği güneşin şekli de elmaya benzediği için, ideal hedef istikamet kızıl elma demişlerdi. Bu aslında çok dramatik bir tehdit. Şehzade meselesi, şehzade kavgası meselesi, sarayın iç meselesi.
Karaman memleketin meselesi, Haçlı Bizans İttifakı toplan hepsinin meselesi. Varlık yokluk meselesi. Dolayısıyla şehzade meselesi de 2. Murad’ın devleti ve milleti tehdit eden 3 büyük problemden en önemlilerinden bir tanesi. Çünkü daha sağlığında hem amcası Mustafa’yı, meşhur Düzmece Mustafa olayı biliyorsunuz, hem de kardeşi Mustafa’yı ortadan kaldırmak zorunda kaldı.
Bu Mustafa olayların üst üste gelince o devrin Müslümanları erkek çocuklarına Mustafa ismini takmaya korkar olmuşlar. Çok mübarek bir isim olması da rağmen. Bahtı benzemesin diye. Dolayısıyla bir şehzade katlinin, bir şehzadenin ortadan kaldırılmasının 11 yılı o fetret devrimde çok acılar var tabi yani. Yani öyle bunun psikolojik amirleri falan bugüne kadar ciddi manada incelenmiş değil. Yani padişah kardeşini öldürmüş, babasını öldürmüş, baba evladını boğdurtmuş falan filan. Bu aslında müstekil bir programın konusu ama kısaca şuna temas edeyim. Yani 2. Murad tahta geçtiği an gün Bizans’tan elçiler geldi kendisine.
Daha bebeklik yaşında son derece sevimli iki tane erkek kardeşi Yusuf ve Mahmud’u istediler rehin olarak. Daha tahta yeni oturmuş 2. Murad. Fatih Sultan Mehmet’in babasından bahsediyoruz. Dediler ki sizin babanız yani Çelebi Mehmet kardeşleriyle mücadele içerisinde kardeşlerinin kanını görmüş. Onları öldürmek, öldürtmek zorunda kalmış. Ölümlerini görmüş. Cenazelerini görmüş.
Mahvolmuş, perişan olmuş. Hayatı boyunca bu acı onu bırakmamış ölene kadar. Bu kaynaklar da geçer zaten. Evet. Ve Fatih’i yaklaştığında öleceğinde bir vasiyeti daha var. İlk vasiyeti, tiz oğlum Murad’ı Mursa’ya getirin ve tahta çıksın. Çünkü Yusuf var. Mahmud var. Evet. Ve Mustafa var. Bizans, Alesta aynı zamanda Şehzade Orhan var elinde. İkinci vasiyette şu oldu. Manuelle dostum vardır. Yusuf ve Mahmud’um Murad tahta geçince vasiyetimdir İstanbul’a teslim edilsin. Neden? Çünkü 2. Murad’ın tahta geçer geçmez kardeşlerini boğdurmak mecbirette kalacağını biliyor.
Ve bu acının onu hayatı boyunca, bu vicdan azabının onu hayatı boyunca takip edeceğini, içinden çıkmayacağını hep büyüyen bir acı, büyüyen bir ızdırap olacağını biliyor. Çünkü kendisi yaşadı. Murad’ı çok seviyor. Hem böyle bir acıyı yaşamaması hem kardeşlerin çok sevdiği Yusuf ve Mahmud’unun bu şekilde hayatlarına son verilmemesi, onların yaşaması. Bir baba şefkatiyle böyle bir vasiyette bulunmuş. Elçilerde daha Padişah tahtı oturuldu, masif tabbir gelip babasının vasiyetini hatırlatarak kendisine bu kardeşlerini istediler. Düşünsenize ne kadar çetrefilli bir durum. Devletin en büyük problemi haline geldi. Şehzade meselesi. Oturdular, düşündüler, karar verdiler, kararlaştırdılar ve sonra dediler ki Müslüman bir devlet olarak, Müslüman bir padişah olarak sultanımız çocuklarının kardeşlerinin Hristiyan bir memlekete teslim etmesine müsaade etmemektedir. Çünkü dini buna müsaade etmemektedir deyip böyle diplomatik bir çözüm buldular. Ama ne yapmak zorunda kaldı? Kardeşi daha ufak kardeşlerinin Yusuf ve Mahmud’u, yanılmıyorsam Tokat sancağına değil mi? Zindan hayatı ve bir müddet sudurdu.
Bu yıldır büyüdükleri zaman, yaşları da büyüdüğü zaman maalesef gözlerini mil çektirmek zorunda kaldılar.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir