"Enter"a basıp içeriğe geçin

Allah’ın En Sevdiği Kullar Müslümanlar. Bunu Unutma! | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Münir Arıkan

Allah’ın En Sevdiği Kullar Müslümanlar. Bunu Unutma! | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Münir Arıkan

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=KUwJxDul1kk.

Online alışverişte güven arayanların adresi, Özboyacı Altın, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Huzura hazirun cemiyeti irfan, laindir kafirdir dinsizdir şeytan. Şeytanın laimliğine, kafirliğine, dinsizliğine, Rahmanın birliğine eyvallah. Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın ol deyince olduranın 99 adıyla. Geçen biri şey yazmış Bekir ağabey 100 bölümdür programı böyle açıyorsun sıkılmadın mı demiş. Sizi temin ederim her söyleyicimde çok heyecanlıyorum. O kadar güzel ki elhamdülillah. Kesinlikle. Yani zaten diyor Kur’an-ı Kerim’in mucizelerinden biri budur. Aynı ayeti günde 20 defa okusanıza Fatiha-i Şerif öyledir.
Günde defaatle dahi okusanız asla bıkkınlık vermez. 1400 yıldır aynı ayetler ama şimdi bir tane sesi güzel biri okusa yine keyifle dinler. Belki nasip olursa da iki damla gölgesi dökeriz. Hoş geldiniz kıymetli dostlar. Cumanız mübarek olsun inşallah. Hayırlara vesile olsun. Bugün çok kıymetli bir ağabeyimi tanıştıracağım sizlerle. İsmi Münir Arkan. Kendisi Gaziantep’te dünyaya gelmiş ama hani böyle o kadar ilginç bir hikayesi var ki derler ya hani hayatımı yazsam roman olurdu.
Münir abimiz hakikaten hayatını yazsa roman olacak böyle derinlikte ve güzellikte bir hayat hikayesi var. Kendisi hayatının bir bölümünü Gaziantep’te bir bölümünü Osmaniye’de geçirdikten sonra Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde uluslararası kamu yönetimi bölümünde lisans eğitimi alıyor. Akabinde yüksek lisansı İstanbul Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümünde tamamlıyor değil mi ağabey yanılmıyor. Eyvah. Sonra böyle bir süre hikayesi aslında böyle başlıyor. Sonra bir şeyler oluyor ve hikaye bambaşka bir şeye evriliyor ve dünyanın ilk düşünce kocu olarak bugün huzurlarınızda. Münir ağabey hoş geldiniz safalar getirdik. Hoş bulduk. Nasılsın Münir ağabey ya? Gerçekten hoş geldiniz. Münir ağabey nasılsın iyi misin? Eyvallah. Ağabey nasıl olalım ya geçen Ahmet Lütfü Kazancı hocam var Bursa’da şu anda. Rasulullah efendimizin söylediği bana sevdiğinden insan. Babamın İstanbul Yükseysi İstanbul’da da sıra arkadaşı. Münir hocam diyor bu adam yani 20 tane kitabı bir de siyeri romanlaştırmak çok zordur ağabey Bekir ağabey. Evet tabii ki. Yani o inceliğe vakıf o İslami bilgiye vakıf bir de daktilo öyle yazıyor eserlerini geçen bir gittim Münir hocam diyor ellerim böyle diyor 3 gün boyunca. Önümde daktilo var diyor ama ben onun daktil olduğunu bilmiyorum diyor. Orada bazı harfler var diyor. Şöyle düşündüm diyor ya bu parmak bile değil mi bu eller benim ellerim. Buradaki şeye ben bu ellerle bir şey yapıyordum. Sebep saçının teli kadar bir tane daha vartı kalmış ağabey. Biz kimiz ben kimiz. Bir anda değil mi? Yani Allah yaratmış Allah’ın kuluyuz. Vame halak tuzul cinne vel inser lel ya budun. Sadece kullukçu yaratılmışız. Türlü az evvel açılışta söylediğim o gizli gâtaki güzel beyanınla türlü nimetlerle donatılmışız. Belli mühdetlerle dünyaya imtihan için yollanmışız ağabey. Ondan sonra Münir Ali Khan kimdir kim ya Münir Ali Khan kim ağabey.
Ne diyorlar tarihin akışında bir nokta bile değermez diye. Ne olayız ki kendimizi arayan adam. Ama tabi ikinci ayet-i kerimede de hemen Mühür Suresinin başında vardır ya. El-ledi khaliqal mağut vel hayyat liyablu ve kumeyku mahsûnam. Hani kulluk Rable bizim aramızda. Hem öyle hem de öyle değil yani. Çünkü tek onunla benim aramdaki kulluğun sana ne hayrı var ki. Nasıl olmalı? Sana selam vermiyorsam ağabey kurbandan bir hiç sayırmıyorsam. Gel şurada bir yemek yiyelim. Bir hayrım dokunmuyorsa beraber saf tutmuyorsam. Yani öyle bir dini mübini İslam ki Bekir ağabey. Samimiyetimle söylüyorum yüzde ellisi iletişim yüzde ellisi takımdaşlık. Çok güzel. Tek başına kestiğin kurban kabul olmuyor. Friendship and networking mi hocam? Exactly. Kesinlikle yani. Buna inanıyorum yani. O zaman bir otobüde ateist bir arkadaşım vardı Ahmet. Biz orada okuyucular diye biliriz. Çok kitap okurduk ağabey. Yani en azından onu yapabiliyoruz yani.
Bir şey değiliz de bir halt değiliz de okuyorduk yani. Okumaya çalışıyorduk. Ya dedi sizin dedi Allah’ını dedi çok mencil dedi bir varlık dedi ya. Haşa dedim nasıl bir şey ama dedim neden Ahmet niye böyle söylüyorsun? Dedi o kadar çok şey istiyor ki dur dedim bak ben sana anlatayım. Nasıl başlıyor dedim anne baba. Anne baba Rıza Rab, Rıza Valide, Rıza Valideyna. Allah’ın rızasını dedim. Annenin babanı Rıza. Seni kendine değil de annene babana bağlamaya çalışıyor. Allah için cihat falan Allah Rasulü buyuruyor ki ki o kim? Osman Hüsve-i Hasan en güzel örnek yani. Güzel ehlanka tamamlamaya gönderilen Hz. Muhammed Mustafa. Annenin babanın rızası var mı? Yok. Git diyor annene babana. Yani seni önce evine bağlıyorum. Kime iyilik yapayım diyor anne. Anneye diyor. Anneye, anneye. Sonra babaya. Git diyor Sıla-i Rahim. Git diyor akraba. Git diyor komşu. Yani seni bulunduğun yerde adam etmeye çalışıyor. Bir tane şey gösterebilir misin dedim yani. Bu mencilikle alakalı. Anlat anlat anlat. Hidayet nasip olmadı. Sonraki hayatını bilmiyorum ama hep dua etmişimdir Ahmet kardeşime. O konuşmada ikna oldu ama. Tamam dedi sözümü geri alıyorum. Harbi de bir insandı. Tamam dedi. Rabbiniz bence değil ama dedi ben ona inanmıyorum. Tamam. Rabbim ne senin aran da bir şey. Dolayısıyla biz kimiz abi? Kulus. İki hani Allah Resulü’nün. Acizane böyle bir taç taşımaya çalışıyorum. Onun sözünü. Bir tanesini burada taç yapıp hani. İnsanlar en hayırlısı. İnsanlar en faydalı olandır yani. Faydalı olmaya çalışıyoruz ama faydalı mıyız onu da bilmiyorum. Verdiğimiz zararın farkında değiliz. İnsanlar bir üst nuzan bekliyorlar. Mikrofonda diyorum ben bu mikrofonu tutacak insan değilim.
Bu konuşma yapacak insan değilim. Ama emanet bize verildi. Bizim mikrofonun sesi açıldı. Ya abi nasıl bir durumdayız? Yani geçen Bursa’ya gittim. Böyle Kestrel’den girişte şehir karşınızda böyle. Arkadaşlar da böyle gittiğimiz yerlerde çok yaşıyorsundur. Bekir abi yol yorgunusun. Gel bir kahve bir yemek. Ya ne yol yorgunu? Neyle gittin Bekir abi yani? Uçakla gittin arabayla gittin. Ne bileyim yani en güzel şeylerle gittin. Allah Resulü’nün hiç nasip oldu mu? Yürüyerek taife giden o yaratılmışların en üstünü olan o varlığa. Eşref-i mahlukat olan, ahsene takimi olan o güzel kula. Sıdet-i müntahî tek başına geçen o kula yani. Mertebesi öyle bir mertebe. Dünyada yaşadığı hayatta bakıyorsun abi. Yürüyerek taife git sen. Sende yiyecek bir şey var mı diyor. Ebu Ayübel Ensari Hazretleri’ne akşam gidiyorlar. Karnında taş var. Sende yiyecek bir şey var mı senin evinde diyor. Olmaz mı ya Resulallah diyor. Alıyor içeriye. Biraz diyor eti kebap yaptı yani. Pişirdi, olgun hurma, yaş hurma ve koruk hurma. Önüne serdi diyor. Ona dokunmadan dedi ki diyor. Şimdi o gün yolda konuştuk bunu. Eyvallah. Mesele şimdi başka bir yer ama dağılsın. Eğer Resulallah’a geliyorsa mesele o mesele toplanmıştır dağılmamıştır yani. Şimdi diyor ki ona dokunmadan dedi ki diyor. Fatıma’nın da evinde yiyecek bir şey yoktur. Buradan ona da götürür müsün dedi diyor.
Gönderdiklerini de gerçekten diyor Fatıma annemizin odanın bir kenarında açlıktan böyle iki büklüm oturduğunu, sabırlı oturduğunu gördük diyor. Şimdi Ebaübel Ensari Hazretleri 90 küsür yaşında İstanbul’u fete gelmiş. Efendimiz aleyhissalatü vesselam’ı evinde misafir etmiş değil mi? Birçok şehit sayabiliriz. Kardeş ilan ederken Ensar ile muhaciri Ebaübel Ensari Hazretleri’ne Musab bin Umair gibi bir şehit düşmüş payına. Birçok fazilet sayabiliriz.
Ama orada ben düşünüyorum hani evinde yiyecek bir şey var mı sorusuna evet ya Resulallah dediği için bile ben başım ayağının altında olsun yani. Batsın geçsin yani. Onu sormaya değer bulması. Evet. Her şeyden dokunur yani. Sonra Efendimiz aleyhissalatü vesselam buyuruyor ki görünce o uğurmalar diyor ki yaş vurma, koru kurma, olgun olma. Vallahi Allah bundan sorar diyor. Şimdi bütün bunları okuduğumda diyorum ki Müslüman olmak ne demek? Müslüman olmak mahcup olmak demek. Allah’ım beni mahcup ediyorsun demek. Yani çok mahcup oldum ya Rabbi yani güneş yine doğdu yine yağmur verdin ya Rabbi yine karnımı doyurdun. Elim yine açılıp kapanıyor. Beni çok mahcup ediyorsun Allah’ım diyebilmektir aslında. Yani eğer ibadetse namaz bir ibadet, oruç bir ibadetse mahcup olmak da bir ibadettir aslında Müslüman. Aslında kelam-ı kibarda Bursa Kestel girişine geleceğim ama abi.
Kela-ı kibarda o mahcup olmayan adamın cehenneme sürüklenişi anlatılır ya hani rıza kendi rahmetimle mi hak ettiğin ibadetle mi adam 500 yıl yatmış kalkmış oruç hep namaz demiş. Allah’ım şu yaptığım ibadetlerle demişler sadece hesap ettik sağ gözünün diyeti yapıyor bu öbür nimetler. Küfran nimet oldu hakkını vermedin atın cehenneme Allah’ım tevbe senin rahmetin senin merhametin. O mahcupiyet için şöyle düşünüyorum abi giriyorum ya oraya yorgun nasıl girebilir ki bir insan? Yani oraya at sırtında yorgunluksa o yani ecdadımızın Eba-i Ebele-i Enslaniye’nin yürüyerek geldiği bir her demi 10 kilometre bir ağaç dikliği falan anlatıl rivayette. Geliyorsun 17 kıl çadırdasın bir de öyle düşün abi arkanda imparatorluk yok yani. 17 kıl çadırdasın şeyde bari kanatları altında 3 seslade bizatın dibine eteklerine kadar sokunmuşsun ve Bursa’yı fethetmek için onu babana bağışlamak üzere de bir ütopya var yani.
Oradan da Letheftahın-el-Kostatinyye’ye Allah Resulü müjdesine mazhar olacaksın. Bir çaba var bir amaç var ve yorgun değilsin orayı fethediyorsun. Bak gasp etmiyorsun işgal etmiyorsun harap etmiyorsun Baturoma’nın gelip doğuyu mahvettiği gibi ihya ediyorsun. Bizas Tekfur da seni tanıyınca diyor ki ya bizim çok güzel kızlarımız var bizdeki erkekler eş olmaya uygun değil. Sizin şehzadelere teklif ediyoruz ne olursunuz bizim kızlarımızla evlenir misin? Fethedip içeri gelmeden buradaki İstanbul şu anda bulduğumuz yerde biz Kardin’in haçını göreceğimize Osmanlığın sarını görmeyi tercih ediyoruz. Yani tercih edilen bir insan öykünün aslında bir başlangıcı var ya çok mu uzatıyorum özür dilerim. Ya ya dinlemek istiyorum. Çok mu uzatıyorum. İmam Buhari Erenlerine bir gün böyle oturuyorlar sohbet halkasında kalkın diyor İstanbul’a gidiyoruz. Sabahleyin diyor kuşanın İstanbul’a gidiyoruz sabahleyin abi affedersin develer falan hazırlanmış bakmış hepsi zırhlar silahlar hepsini bırakın diyor. Ne yapıyorsunuz? Savaşa gitmiyoruz ne yapacağız? Burada nasıl yaşıyordunuz diyor. Bak Buhari’yi cennete çevirdiniz yani şimdi gittiğinizde hayran olduğunuz herhalde üç dört mekandan biridir değil mi? Ruhaniyetleri siniyor o güzel zatların çünkü şerefül mekan bilmek için mekanların şerefi sakinlerine geliyor. O sıkınet ehli uhuletle sunetle yaşıyor diyor ki bu normal bir tacir kıyafetleri biz zalim kıyafetleri mihrik edeceğiz. Normal bir vatandaş olarak yaşayacağız. İslam’ı yaşayacağız yani Müslüman olacağız ya.
Sonra bizde bir fark görecekler o kadar da emin ki Pirron’dan ve diyecekler ki bir gün ya sizde bir güzellik var bir rayaha var bir ruh var hayırdır? Ya biz elhamdülillah Müslümanlardanız. Şimdi biz abi Müslüman dediğimiz anda karşılakiler çok özür diliyorum kelime hiç senin programına uygun değil de kudurtuyoruz. Allah deyince adamın aklına bıçak geliyorsa Allahu Ekber deyince bomba geliyorsa Allahu Ekber deyince terörist geliyorsa yani hep onların mı suçu yani bizim tarafta?
Hiç küffarın perspektifinden bakmaya gerek yok. Kendine Müslüman olduğunu ben de Müslümanım diyen adam bile dehşete kapılıyor. Tesettürlü görünce sakallı görünce sarıklı cüppeli görünce onlar bile korkuyorlar hiç yani Avrupa’ya gitmeye gerek yok yani. Hiç sormayacak mıyız o zaman yani? O zaman hani o bursa kesler bunu ben bir de şeyde de yaşıyorum Edirne’de de hani Selimiye uzaktan görüyor böyle uzun yolda nasıl gelmişler diyorum. Allah’ım diyorum bize de o ruhtan nasip et. Gerçi hepsini nasip dar etmiş ruhundan üflemiş kurban olduğum ama herhalde rayihası insanlardaki etkisi artık başka bir iman mı başka bir arzum istek mi onunla birleşince. Abi çok uzattım ama özetle böyle bu mihvalde yani bir lütuf alınca ya Bekir abi davet etmiş ya stüdyodayız su burada çay burada içecek şeyleri yok yiyecekleri yok öyle kalmışlar taifte dönüşte taşlanmışlar.
Bekir abi beni çağırıyor konuş diyor orada konuşunca yani aslında dünya tarihi bunu psikolojik olarak anlasa abi hepsi iman eder abi biliyor musun? Nasıl Bekir abi şöyle şimdi bak burada arkadaşlar var ben burada konuşurken arka fondan bir hatırım için bir farklılık yapabilir miyiz? Ne yapacağız? Ben birazdan size cevap vermeye başladığımda Rejide’n bir arkadaş sahtekar yalancı büyücü sihirbaz ya inanma falan diye bir şeyler söylesin. Hatırım için ya beni niyetlenmesin öyle konuşsun orada yani beni niyetlenme birisi oradan inanma Bekir abi büyücü sahtekar yalancı biz onun evveliyatını biliyoruz falan desin biz konuşurken. Tamam tamam biz normal konuşmaya devam edelim şimdi normalde böyle bir dini mübini İslam’da Allah bize bir fırsat vermiş Allah Rasulü’nün hiç sahibi olmadığı imkanları bize vermiş. Yani altımızı araba vermiş uçakla gidiyoruz ondan sonra ne bileyim yani. Uçakla gidiyoruz konuşamadım o kadar da çok saldırı olmadı ha uzaktan. Ya bizim çocuklarımız tekbir kodlu yetişmediler ya bunların hepsi tertemiz çocuklar yapamıyorlar ya istese de yapamıyorlar. Hiç tanımayan bir insan geliyor tanıyan insanla yan yanasının kendi kalbinden onu ikna etmek psikolojide böyle bir zirve yok abi ya. Az önce diyormuş biri geldi ya diyormuş burası Allah’ın peygamber olduğuna falan söylüyor. Bizim buranın delisidir o diyormuş.
Delisidir diyormuş yani bakın abi bir şey söyleyebilir miyim? Bunu söylemek istedim Allah Muhammed Emi Yıldırım’dan razı olsun. Allah razı olsun. Ben siyer okumanın. Canım benim. Yani nasıl siyer okumalı kısmını gerçekten ondan o kadar kıymetli şeyler öğrendim ki. Allah razı olsun ikinizden de. Amin cümlemizden. O çadırları gezerken diyor yanında Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali vardı diyor. Yanına başka iki kişi de alabilirdi ama o ikisini aldı. Peki neden ikisini seçti? Şimdi neden sadece Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali vardı? Sorusunun cevabı bize inanılmaz bir hakikat kapısını açıyor. Diyor ki ona sadece fakirler miskinler inanıyor diye iftira ediyorlardı. O yanına Hz. Ebu Bekir almıştı. Zengin ve Darun Nedve de söz sahibi. Ona hep yaşlılar ve ölmek üzere olanlar tabi oluyor dediğinde.
Buyrun. Ya Hz. Ali var. Aslında bu argümanları çürütmek üzereydi. Yanında insanlar gezdiriyordu diyor. Şimdi orada bakıyorsun tek tek çadırlara girip bunu söylüyorlardı ama Efendimiz aleyhisselatü vesselam bunun sonunmasını yanına aldıklarıyla yapıyordu. Ve bir insan bu çileye ne kadar da dayanabilir yani sen çıkıyorsun bir çadırdan hemen biri çıkıyor. Yalancı diyor aynı bizim Muhammed’in yaptığı gibi. Yalancı, düzenbaz, inanmayın ona diyor. Bu onun boyutu. Bir de karşı boyuta bak. Yani konuştuğum insan işkenceye uğruyor. Bunu ikna ediyorum. Yani kabul ederse benim dediğimi kızgın ateşte ticareti bittiğinde ailesi dağlanacak yani. Aileden men edilecek. Evde hapis kalacak ve onu ikna ediyorum. Psikoloji bunun çalışması lazım. Buradan seslenelim yani. Psikolojide yüksek lisansı yapan doktora yapar. Buradan bütün düşünce koçlarına sesleniyoruz. Neyse meseleye dönelim. Elhamdülillah. Araştırmamız lazım. Dolayısıyla nereden geldik buraya? Bir touch dedik. İnsanlara faydalı olacağız. Neden faydalı olacağız? İyibin içinimizin olması lazım. Ehhab-ül amel ilallahü teala azze ve cehal. En muhabbetlisi amellerin Allah Teala’ya. Ama ilave var. Bade-el ferayız. Farzardan sonra. İdhal-i surur il’al-muslimi. Müslümanların kalbine sevinç doğurmak. Şimdi Bekir ağabey beni davet etti. Benim kalbimde bir sevinç. Benim yuvamda, benim ailemde, benim arkadaşlarımda, izleyenlerin kalbinde de inşallah sevinç olur diye geldik. Sürç insanları seyredersek. Allah’ın kusurumuz olur. Allah yaratırsa olur inşallah. Şimdi düşünce koçu, dünyanın ilk düşünce koçu dedik. Şimdi bu düşünce koçu, aile koçu, spiritual danışman, yoga falan. Şimdi bu aralar sosyal medyada siz de çok rastlıyorsunuzdur. Ve gözlerini kapatıyorlar. Pamukla şöyle mi yapıyorlar? Nasıl? Şöyle mi? Nasıl do? Böyle. Böyle mi? Böyle yapıyorlar işte. Evrene diyor, evrene olumlu enerji göndürüyoruz. Ne diyor ondan sonra? Başka ne vardı? Bir şey vardı. Karma, karma diyorlardı. Parmak kuşlarımı hissediyorum. Doğadan alıyorum. Bir tane başka biri vardı.
Ben doğayı besliyorum. Doğa da beni besliyor. Ben doğayı besliyorum falan diye böyle şeyler. Şimdi çok fazla koç türemeye başladı birden. Biz önceden üstadı bilirdik, pir bilirdik, hoca bilirdik, müşrik, Kamil bilirdik. Bu koçlar niye türediler ve sizin düşünce koçluğunuzun o diğer koçlardan ne farkı var? Önce bunu bir anlayalım ve buna neden ihtiyacımız var? Esnafullah. Aslında şöyle Bekir abi, adamlar hani yedi öldürmeyelim, hakkını yemeyelim. Ne öldürelim ne hakkını yiyelim.
Sistemize etmede sistem kurmada bizden çok öndeler. Halbuki Allah bir şeyi yaratmadan evvel ilk ne yapmış abi? Kalemi yaratmış. Neden? Bir şey yazılacak. Ya yapmaya muhtaç mı? Haşa. Sonra her şeyi bir miktar üzere yaratmış. Yani miktar demek standartını, kanunu, kaidesini, kuralını muhtaç mı? Haşa. İstediği gibi olmaz mı yani? Olur. Olur. Ama bir örnekliği var bizle alakalı. Bunu düşündüğümüzde yani sistem sahibi insanlar. Bizde varmış, unutmuşuz. Yani son üç yüz yılımız bizim İslam bize yeter mi? Allah Rasulünü mü önder alalım? Yoksa İstişçi Medeni Kanunu bizim edeni hale getirir mi? Ya Allah Rasulünün sünnetsiniyesinden daha büyük medeniyet mi var yani bize? Ondan büyük bir taç başımızda taç mı var yani? Kafa karışıklığında mesela nedir? Bizdeki tam karşılığı Lala. Lala bugünkü koçların yaptığını yapan, bireysel çalışan, birebir çalışan. Bize bizim kültürümüzde mürebiyeler vardır. Yani bizzat birebir ilgilenen hatta eve gelen. İlk doğduğun andan itibaren ebeler vardır. Amenna. Hemşireler vardır. Ame. Hani derler ya ben senin evveliyatını bilirim, elime doğmuştum falan. Hani aile içerisinde. Ama son dönemde, son 100 yıldır belki 120 yıla çıkartabiliriz şeyini. Bunu belli sistemleştiren, disipline eden. İlk böyle koçluk sporda başladı biliyorsunuz. Sonra Virginia Satir ile böyle family coaching, aile koçluğu. Kadıncaz enteresan ağabey.
Aşk bitmiş, muhabbet bitmiş. Amerika’da çiftler geliyor buna. Boşanmanın eşiğinde. 100 yıl önce Amerika’da da boşanmak günah. 100 yıl önce Amerika’da da başı açık dolaşmak günah yani. Öyle çok bozulmamış bir toplum. Şimdi o günaha girmeyelim diye hiç evlenmiyorlar. Bakıyorlar. Buna gelen ikna oluyor. Bunu gözetliyorlar. Yani nasıl yapıyor bunu. O da farkında değil. Bir şeyi mükemmel yapıyor ama onu disipline ediyorlar. Sonra yaşam koçları çıkıyor. Daha sonra kariyer koçları işte böyle gidiyor. Ben düşündüm. Kendim bunun uluslararası eğitimlerini alırken. Yani ne yapayım? 568 ayet-i kerime var. Hani batının peşinde mi koçalım? Yoksa Allah hiç düşünmez misiniz? Akletmez misiniz? Tefekkür etmez misiniz? Ey Allah’ın kulları biraz düşünün. Bunun derinlemesini düşünün. Bunu akledin. Hep böyle bir emir. 568 tane toplamış bu şeyler. Müfessirler. E o zaman dedim düşünceye odaklanayım bari. Acizhanet. Düşünmeye çalışıyorum. Ne düşünüyoruz abi? Yani aslında nereden geldik? Antik Yunan’da da öyle değil midir?
Büyük filozoflar. Mesela Aristo’ya baktığımızda ne görürüz? Şimdiki filozoflar pek buna değinmiyorlar ama hani ne var ona bakıyorlar. Peki nereden geliyor bu? Aslında onlar nereden geliyor? Nereye gidiyoruz? Dolayısıyla boş yere yaratılmadık yani eşyanın hakikatinde böyle bir varlık sebebini arayış ve sorgulayış var ya. Şimdi din unutturulmaya çalışılıyor. Yaratılış unutturulmaya çalışıyor. Kalbin abi pompa. Böbleğin süzek. Gözün mercek. Oh ne güzel.
Peki bakımıyla alakalı bir enerji, kalbin atmasıyla alakalı böyle bir kulub, bir enfus, bir nefis, bir sadır. Bunlar ne? Onlar hiç önemli değil abi. Onların İrap’ta mal yok derdi eski Arapça hocalarımız. Dinin Allah’ın, Allah Rasul’u unutturulmaya çalışıldı. Onun yerine sapkınlıkların referans olarak konduğu bir yerde. Ben de acizhane yani bunu yapabilen bir insan değilim ama düşündürmeye çalışıyorum abi. Özel seanslarla karşındaki insanı düşünceye davet etmeye çalışıyorum. Bu burada uygulanabilir bir şey mi? Hadi izleyicilerimizle beraber bizi düşündüğe sevk eder misiniz? Aynen de. Sizin programla alakalı neden peynir metaforunu kullandın Bekir abi? Bir şey söyle bize. Yani gemisi olduğu için. Bu bir Galata meşhur olduğu için. Amin. Peynir gemisi. Lafla peynir gemisi yürüme. Bir vurgu var böyle. Gemin de kimleri almak istersin? Güzel insanlar. Güzel insan. Hep onları mı davet edelim? Benim ne fakir, bu fakir ne iş var o zaman burada? Olur mu öyle? Güzel insanları almak isterim çünkü bu gemi yürüsün istiyorum. Bu gemi kurtulsun istiyorum. Eyvallah. Neden bu işi yapıyorsun Bekir abi? İyi bilinçinin var mı? Çünkü iyi yapabildiğimi düşündüğüm iş bu. Ve ayrıca da bu şekilde hizmet ettiğimi de inanmak istiyorum. Gemi rotada gidiyor mu sence? Bazen gidiyor bazen gitmiyor. Peki navigasyonun ne? Kur’an nesilini. Neyi kullanıyorsun? Kur’an nesilini. İçeride senden başka kaptan var mı? Yardımcılarım var. Kaptan benim herhalde. Yani hepsi kendi alanda kaptan var mı? Çımacılar var mı içeride böyle yardımcı olan? Olmazsa onlar neşetli insanlar var. Eyvallah. Rotadan çıktığında uyaran, akil insanlar, istişare sünnet müsteşar. Çünkü diyorlar ki biz de aynı gemideyiz diyorlar. Direksiyon da sen varsın ama batınca hepimiz gideceğiz diyorlar. Mecellede yanılır bu istişare sünnet ama müsteşar mümtaz gerek. Hani mümtaz müsteşarlar insanın çevresinde olursa.
Yok var Elhamdülillah. Yani bu sadece gemi çünkü sadece burayı ve burada tam edilen insanları taşımıyor. Gemi bunu izleyenleri, bu geminin rotasını izleyenleri de ilgilendiriyor bazen. İzleyenler gemiyi izleyenler diyor ki hocam bu olmadı böyle dediniz falan diyorlar. Eyvallah. Biz de eğer yanlışsak, yanlış olduğumuzda ekran olur. Nereden besleniyorsun Bekir abi? Yani hayatın içinden besleniyorum aslında. Etrafımdaki insanlardan besleniyorum. Sürekli oradan gelen bir şey var, bir yakıt var. Doğru rotada olduğunu nereden anlıyorsun Bekir abi?
Gibi yani benim verdiğim bir şey yok. Zaten ben bu işi bilsem orada ben otururum. Sadece yaptığını mı sorgulatıyorsunuz insanlara? Ayna alıyoruz. Ayna alıyoruz abi. Bir ayna tutuyorum. Hani ense tıraşı olduğunda şuradan bir ayna tutar ya kuaförde. Hani olmuş mu abi diye. 360 derecede her yönü göremezsin ki yani. Göremediğin alanlarla alakalı, küçük sorularla. Aslında bu Allah Resulünün de şimdi biriyle eminden dolayı gelir arada sorular sorardı ya bir öğrenme yöntemidir, öğretme yöntemidir.
Allah’ın da Kur’an-ı Kerim’de hep soru formatında çoğunlukla, yoğunlukla bahsetmesinin sebebi. Yani onu modelliyoruz aslında. Ama bunu bir koşluk disipliniyle biraz o standartta, o sistematikte yaptığımızda belki biraz daha üstlü kabul görüyor. Bir de insanlar kendi zamanının, kendi çağlarının esiri oluyor ya da eseri oluyor ya. Şimdi ben desem müsteşarım kim bakacak? Lalayım desem kim bakacak? Biraz koçluk onun title kartvizitteki bir şeyi pazarlama yöntemi gibi.
Münir ağabey Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın hayatına baktığımızda orada ashabıyla ve onunla bir şekilde teşhirik mesajı bulunanlarla iletişim metodunun birinin de soru sormak olduğunu ben şuan size anlatırken mesela check ettim. Diyor ki mesela zinaden birine aynısını senin annenle kız arkadaş, kız kardeşinle biri yapsa senin gönlün razı olur mu diyor. Ya da istemez misin ey Ömer diyor mesela değil mi? Sürekli Allah’a sabreden bir kul, Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı diyor. Sorularla şey yapıyor. Demek ki şeyde de var yani bu demek ki doğru bir iletişim. Yakinen hayatına bakmak lazım. Aslında Allah Resulünün haşa haşa hani ona ashabına koçluk yaptı dersek o makamı Allah muhafaza. Öyle değil. Biz onun belki milyarda trilyonda birini modellemeye çalışıyoruz. Ama soru sorarak, aynalama yaparak aslında bir şekilde bir tebliği vazifesi ifade ediyor. Şöyle bir şey var ağabey Batı’nın yaptığı hani eğer iyi yaptığı sistematik yaptığı bir şey basacak. Kesin bizden almıştık bu kadar basit yani. Bak kesin bir örnek vereceğim hemen aklıma gelen bir örnek. Bu adamcağızın yazdığı kitap dünyada Harry Potter’dan sonra en çok satan kitap. Kim dediniz? Stefan Likovey. Etkili insanlığıydı alışkanlığı. Bu adam ölmeden evvel ağabey. Birkaç defa Türkiye’ye geldi İstanbul’da. Her zaman yanındaydım. Her zaman eğitimlerindeydim. Ya Muhammedül Emin’i anlattı biliyor musun? Üsve-i Hesene olarak anlattı. Muhammedül Emin o kelimeyle anlattı. Dedi ya liderlik bu dedi. Güven tesir edeceksiniz çünkü dedi sizin Tanrınız ona göre kurgulamış. En doğru olan bu dedi yani.
Bir lider güven vermeden bir şey inşa edemez. Adam bunun kitabını yazdı. Dördü ayet-i kerime üçü hadis-i şerif var. Ölmeden ölün diyor. Kendinizi sürekli geliştirin diyor. Empati yapın diyor. Kendinizi karşıtaki yerine koyun diyor. Bir hizmetkar liderlik yapın diyor. Seyyidunas-ı Alâ Khâdi bu. Okumamış olması mümkün mü? Batılı müsteşiklerin. Mümkün değil. Mümkün değil. Ya ta Endülüş’ten bu yana yağmalanan Fuat Sezgin Allah kanı gani rahmet eylesin o büyük üstadımızdan.
Almanya’nın göbeğinde bunu en güzel şekilde anlattı işte. Bizden alıntı ya da çalıntı ilimlerle bir sistem kurdular. Bizde 300 yıldan beri biraz kafa karışıklığıyla hani bizdeki iyi mi, bizdeki kaliteli mi, bizdeki bizi kurtarma yeter mi? Yani ne demek yeter mi, ne demek kaliteli mi, ne demek bizdekiyle yetinebilir miyiz? Yani medeniyete baktığımız zaman İslam medeniyeti dışında İsa’ni uygarla da baktığımız zaman nerede bir uygarlık varsa abi. Hani bir peygamber de okumuş. 124 bin peygamberin bir esintisi var.
Ya şöyle çok geriye gitmeden geçin okuduğum bir kitapta kahvenin serüvenini anlatıyordum.
Buyurun abi.
Fransa’da kahve içmek için öyle bir ritüel geliştirmişler ki kahveyi işte Yemeni üstlerinden Osmanlı üzerinden aldıkları için kahve içileceği zaman muayyen mekanlar varmış. Orası Osmanlı dekorasyonuyla tefriş edilip Osmanlı kıyafetleri giyip Osmanlı kıyafetleriyle kahve içerlermiş. Hatta ayaklarını uzatacakları sofada aynı bizdeki şeyden. Evet, bu bir seçkinlik göstergesiymiş yani. Şurada baktığın zaman geriye 200-300 sene gitmezsin yani. Bu insanlar imreniyordu yani Osmanlı’ya ve Türk’lere. Kesinlikle. Şu anda da imreniyorlar ama bunu söylediğimiz zaman hani bazı ekonomik şeylerle, gerekçelerle, yok işte bizim arabamız yok, uçağımız yok, bilmem neyimiz yok gibi hemen bir aşağılık kompleksine katılıyoruz. Birebir tanıştığımız zaman Müslümanlara çok imrediklerini biliyorum. Bir örnek vereyim. Abi Müslüman bir insan. Eşinden başka biriyle beraber olma imkanı var mı? İhtimali var mı? Böyle bir düşünce var mı yani?
Şu güvene bir bakar mısın abi? Bunu bir bayanın düşünce sistematinde yani biriyle evleniyorsun. Rus’ta aile bakanı Antalya’ya geldiğimde aile sempozyonudaydım. Kadıncağız ağlıyordu ya. Kızlarımızı evlendirecek erkek kalmıyor. Şu anda Putin’e falan hani LGBT ile alakalı bu kart çıkması bir realite var yani. Şu anda onların komünizm de olabilir, kapitalizm de olabilir. İnsanlar şifa diye sunduğu sistem şifa getirmedi abi bu kadar basit. Yani daha yeni gelmeden evvel izledim. Şu anda da Almanya’dan gelen soyadını vermeyin Mahmut diye bir öğrencim var İstanbul’a Başakşehir’e yerleşti. Aha anamı Almanya’da arıyor. Diyor yetiş diyor yani anaokuluna. Burada bir durum var. Yani ben çözemiyorum. Faciha çıkıyor. Bir gidiyor. Abi iki erkek evlada var. Giydirmişler kostümü LGBT şeyi dudak dudağı öpüşme şeyi erkeklere. Bu deneyimi yaşayacakmış çocuklara. Şu anda o sapkınlığa geldi. Bugün Amerikan CBS’te bir ismini hatırlamadınız. Bu bugün rastladım. Böyle bir cinayet olmaz diyor ya. Çocuklara bu bir soykırım diyor yani. Bu şekilde sapkınlığa bir prim veremeyiz diyor. Ama şimdi bakıyoruz. İşte anlı şanlı sözde profesörler. Yok başörtülü psikiyatrist olmaz, psikolog olmaz, PDR olmaz. Kimsin abi sen? Neye göre değer veriyorsun? Yani dünyanın her yerinde her cinsten insanlar böyle oluyor da Müslüman’dan niye olmuyor? Diyemiyor aslında Müslüman ülkede. Amacı Müslüman’dan olmaz’a getiriyor. Genç arkadaşların şunu bilmesi lazım abi.
Allah’ın en sevdiği kullar Müslümanlar ya. Müslüman olmayanlar yani Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle hani onları lecis olarak görmüş yani. Onlara bir sivrisineğin kanadı kadar dünyaya değer vermeyen Allah. Hani değer vermediği için onlar alsa da şey değil. Bu dünyalık alacaklar ama bir Allah sevgisi, bir peygamber sevgisi, bir namaz kıldıktan sonraki kalpteki bir huzur. Şimdi taksici oraya gelirken abi iki satır dolaştırsa sizi on lira fazla verseniz canınız sıkılır.
Yani niye abi kazıklanıyoruz yani böyle affedersiniz ama şimdi tam ihtiyaç sahibi güvenilir birine. Versen bir 100-200-1000 neyse kalbinde bir hani abi on lira verince benden gitti diye bir şey hani kalbin şey yapıyordu hani. Daha fazlası gitti. 10 katı 100 katı. O huzuru bir türlü anlamıyorlar. Anlayanlar da The Giving Place diye vakıf kurmuşlar abi. Vakıfa girmenin tek şartı mal varlığının yarısını vereceksin. Müslümanların bunu anlaması lazım. Hani bir girdi abi 120 milyar doları vardı 60’ını verdi abi. 600 tane böyle zengin var. Ne yapıyorlar orada? Mal varlığının yarısını veriyorlar. Kime? The Giving Place diye bir vakıf var. Dünyanın en büyük vakıfı. O vakıf dünyanın iyiliğine işte sağlığını, temizliğine sürdürülebilir bir hayatla alakalı. E biz İslam medeniyeti vakıf medeniyeti değil mi abi? Yok ama Allah için bahşedecek, lütfedecek deyince Hz. Ömer yüzde ellisini, Hz. Vekili yüzde yüzünü getirmedi mi? Hani bu İsa makamında kardeşini öncelemeyi, kendini ötelemeyi, nefsini böyle şey görmeyi, zalim görmeyi ama karşı tarafı biraz Fatsullah Mehmet dedemizin Edirne’deki pazarda yaptığı gibi. Ya ver bir kilo pirinci almış nohut istiyor. Ben beyim siz daha mı yaptım diyor. Tebdili kıyafet mi daha hiç tanımadan? Komşum diye yapmadı. İsa makamı işte. Şimdi biz ne yapıyoruz? Abi benden almadın küstüm sana. Yani bu ahlakı biraz dostlara vermek lazım.
Ne dedik? Allah’ımızın en çok hoşuna giden şeyi insanların kalbinde, Müslümanların kalbinde. İdhal-i surur ya alel-i müsli. Müslümanların kalbinde. Abi Kabe imamı ağlıyor ya bizim de ağlamamız lazım. Allah’ım diyor bu sefer uzun sürdü karanlık. 300 yıldan beri güldür bahtımızı Allah’ım ne olursun. Ama Allah’ın kurduğu adetullah da sünnetullah da abi hani gıdıklama mekanizması yok yani. Sen kendin güldüren bir sistem kuracaksın. Yüzünü güldüren, ahirini güldüren, evvelini güldüren.
Ya da gülmeye layık bir suret kesmedeceksin. Bir halete geleceksin. O zaman Rabbim hani gülme hormonunu lütfediyor. Gülüyorsun. Dünya haleti mamur oluyor yani. Bir husus daha var bununla alakalı. Bir kere abi yani dedin ya mahcup olmak, Müslümanlık, o mahcubiyette yaşamak. Yani şimdi güzel sofralardan niye ağırlanıyoruz abi? Neyimizle ya? Neyimiz var ya? Hani bugün çöpte, İstanbul sokaklarında dolaştığımızda, dünyaya baktığımızda hani bugün bir milyar insan açlık sınırına yaşıyor. Ölüm sınırında. 10 milyon aşkın insan her yıl ölüyor. Yemeni, Afrika’yı biliyoruz şu an. Yanıbaşımızda Suriye, Irak’ı. Afganistan’ı şu anda biliyoruz. Neyimizle biz? Sofra donatılıyor. Yani bir de tuzumuzu kıvamında değilsene kızıyoruz falan. Bu biraz tuzlu olmuş. Bunun tuz az değil. Neyiz biz abi ya? Allah rütbet. Geçen ben bir Çırtıklar İlgili program yapıyordum. Kahvaltıyı yaptık. Dedim ki ne yaptık biz dedim. Kahvaltıdan bir saat sonra Semler programı. Düşündürmeye çalışıyoruz ya acılar.
İşte kahvaltı yaptık dediler. Bir araya geldik dediler. Ailece birbirimizi gördük dediler. Dedim şimdi önünüzde yemek var. Kolunuz kıpırdamıyor. Yiyin bakalım. Hani böyle zor oluyor. Kapatın gözünüzü bakalım. Eliniz de yok. Yiyin bakalım. Ya hocam zor oluyor. Dedim tedavumunu yememek şükri. Nimetler şükürle artıyor. Şimdi bakıyoruz abi dünya nimetleri. Müslümanlar için yavaş yavaş böyle şeye doğru azalıyor yani. Azaldıkça azalıyor. Hani Allah’ın lütfettiği, ecdadımıza lütfettiği nimetlere baktığınız zaman. En büyük nimet sence ne abi? Hadi bir tane de ben sorabilir miyim Bekir Azıcık? Allah’ın Müslümanlara lütfettiği en büyük nimet ne? Müslüman olduğuna göre iman. Müslümanlara lütfettiği en büyük nimet ne? İnsanlara demedim. Efendimize aleyhisselatü vesselam. Onun sevgisi eyvallah. Biraz birkaç tane daha söyle. Hepsini nimetle bak Kuran-ı Kerim. Amenna. Akıl, feraset var isfasiyerek. Kesinlikle doğru cevap. Benim gönlümden geçen de şu oldu. Bunların hepsi amenna. İzzet. Öyle büyük bir şey ki yani. Müslüman da var bir tek ya. Neden? O dediğin işte Kuran’ı var abi. Kılavuzu var, navigasyonu var. Bu adam yoldan sapmaz. Peygamberi var. Hüsnü Yağız’ın en güzel örnek. Rol modeli var yani. Onun gibi olduğunda psikolojik olarak rahat. Onun bir sünnet seni sarıldığı zaman çok güzel. Bu arada sünnet seni ederken hani ahir zamanda unutulan bir sünneti ihya etmek bir acı zane, bir unutulan bir sünneti de değinelim abi programında ya. Biz şu anda imotiplerde, ilahiyatlarda, Diyanetin okutulan eserlerinde süt anneliğini israriyat karışmış kaynaklarla anlatıyoruz. Buna alimlerimiz bir kafa yorsun. Ben alim değilim. Nerede sıkıntı var burada? Şöyle, o nilias olur sende. Aynı olayı bir hatırlayalım. Bütün taif eşrafı taşradan gelen, süt anneliği yapılan güzel mekanlardan gelen, yaylı evlerinden tabiri caizse şu andaki şeyle, varlıklı, soylu, soplu, nesepli, alim, bilgili güzel insanlar gelmişler. Güzel güzel bebekleri almışlar.
Rasulullah efendimizin kimse yüzüne bakmış. Öyle mi yani? Yürümekten aciz, eşiyle gelen yanında da böyle şeyden aciz bir devesiyle, bir keçisiyle falan, Halime validemiz falan. Bari ben alayım demiş. Ya böyle bir şeyi biz kabul edebilir miyiz abi ya? Doğumu müjdelere gebe, doğumunda böyle kainatın sırları inkişaf etmiş. Dedesi Ebrehinin ölünde develerini almak üzere 200 devesini isteyen
bir yiğit dedesi olan Muhammedül Emin, nurlu o bebeği. Onu kimse almamış da nasıl aşağılıyoruz ya? Ne Halime validemiz böyle bir aşağılanmaya layık, ne Allah Rasulü seçilmemekle alakalı. Belli bir isaret girmiş. Öyle bir şey yok abi. En güzel alabileceklerin, en güzeli Halime validemiz aldı. En soylu, en soplu, en güzel, en ahlaklı, en terbiyeli, aile muhabbeti en güzel olan. Öyle bir şey olabilir mi ya? Nereye getireceğim oradan? Eğer siz süt anneyi aşağılayabilirsiniz, zaten öylesini biri almış, o zaman süt anneliği de aşağılarsınız. O zaman kızlarımız, eşlerimiz süt anneliğini çalıştırmaz ki. Zaten öylesine olmuş bir şey. Onu dolu dolu anlatacaksınız ki. Bekir abi öyle bir program yapacak. İslam’da süt anneliği. Acizhanede böyle hocalarımın lütfu ile yazmaya çalışıyorum. İslam’da genetik kalite süt anneliği diye. Bu şeyden daha önce konuşmuştuk sizinle bunu. Demiştiniz ki bu genetik olarak o kadar kıymetli bir şey ki. Yani annenin çünkü sütü sadece… Genyaması oluyor. Beslenme aracı değil yani. Gen pitching dediğimiz gen editing. Yani niye evlenemiyoruz? Genetik kardeşimiz oluyor da ondan. Kardeş oluyor. Onun kokunu da anlatmak lazım ama. Yani çok özür dilerim. Çok üslu bu değil ama bunu söylemek istiyorum. Bir grup gerizekalı bir sabah programında süt topluyorlardı milletten. Ben bunu gördüm yayında yani.
Anne sütü. Oh ne güzel. Sen de diyor bak Halime hanım da gönderiyor. Ayşe hanım çok teşekkür ederim sana. Yardım edelim bebeklere. O zaman panikle aramıştım ben o kanalı. Allah razı olsun. Ya dedim bu insanlar kardeş oluyorlar. Bunların arasında bir hukuk tecelli ediyor. Öyle onun sütünü al ona yapıştır. 1000 lira bersiz. Onun bankası onu kur. Ötekine süt ver. Bu böyle olmaz. Buraya hemen bir alim ya da diyanetten bir yetkili bir hoca bağlayın.
Bu hukuku anlatsınlar. Kim ne veriyorsa kim ne alıyorsa bunu bilerek alsın diye. Yani gen peçin tamam buna saygımız var. Ama orada bir hukukun oluştuğuna dair de insanlar bilişlenmeli ya. Allah razı olsun abi. Bu konu ilerle kalın. Çok dikkat etmiş. Şimdi 3 ve 1 sene mi en güzel örnek mi? Öyle sene mi 4 anneden süt emdi? 3 süt annesi var. Weekend annesi var. Yani bu öyle sene mi oldu? Bu ilahi bir tasarım değil mi? Allah buradan bize bir rol modeli çıkarttıysa bu da örnek değil mi?
Hazreti Muhammedin hayatında. Ne yapıyor abi? Güçlendiriyor. Ama şu an hiç yok gibi değil mi hocam? Ben çevremde hiç. Senin süt annen var mı? Senin var mı? Senin var mı Muhammed? Senin var mı dost? Sizin var mı hocam? Elhamdülillah. Var mı? Elhamdülillah. Benim yok. Çocuklarımın var. Hiçbirinin yok. Bu arada siz görmediniz. Hiçbiri. Benim süt annem var. Süt annesi olan tanıdığım var mı? Senin var mı? Yok. Hiçbirinin yok.
Ya unutulan sünnet dedik ya bundan dolayı. Acizane ben Koçluk’ta. Ailelerle. Abi Allah bir şekilde duyuruyor ya. Gidiyoruz. İşte eşim hamile diyor. Gidiyoruz. Yeni doğum yap. Dur diyorum. Ben de bunun bilgileri var. Çok süt anneliğine vesile olduğum insanlar var. Çok ama. Ve o kadar mutlular ki. Ne oluyor abi? Ama fizik de bu tıkayı da tutulmalı. Onu söyleyeyim. Şöyle. Güçlü, kuvvetli, sağlıklı. Bu işin biyolojik maddi kısmı. Ama biz o yüzden iflahın mezası tıkaya bak.
He estağfurullah. Ama ahlaklı, ahlaklı, edepli, helal süt emmiş, nesebi, güzel olan bir aile seçilecek. Aynı oğlunuzu kızınızı evlendirmek gibi düşünün abi. Şimdi bu eser çıkarsa. Birkaç milletvekili dosttan söz aldım. Şimdi çiftli yer kimlikler. Kanun teklifi verip abi inşallah bu süt çünkü İsviçre Medeni Kanunu da öyle bir şey olmadığı için ne kadar medeniyse. Vallahi süper akıl. Tercübe yapılırken abi boş ver demişler. Sütle yoğurtla uğraşamayız. Ne oldu? Süt anne gitti. Süt kardeş gitti.
Öyle şey olur mu? Hukuku yok ettiniz. İslam hukukunu yok ettiniz yani. Geleneksel, kadim Osmanlı uygarlığını yok ettiniz. Ya Münir ağabey bunun üstüne gidelim bu önemli. Allah razı olsun. Abi de inirsen bir programında bak işte bir sünnetli yiyersin. Yoğurt kimlikleri diyorsanız ki. Şimdi mesela benim çocuğumu Enes’in hanımı emzirdi. Gideceksin ufuz müdürüne. Onu çipe götürüp tanımlatacağız. Aynen. İki anne gidecek herhalde o kadar da vakit verir. Millet başörtülü psikoloat hamle edemiyor. Süt anneyi çipe kimliği işletme. Ortalığı ayağa kaldırırlar. Vallahi sözünü al. Niye ortaya ayağa kaldırsın abi? Bu bizim dini bir tarafı bırak. Geneneği, örfü kabul ediyor mu? Kanun, modern kanun. Kabul ediyor. Buyur bunu da kabul et. Hani bu kime endişe? Eski korkuları Türkiye’nin bir tarafı bırakması lazım. Aklıma bu geldiği için öyle. Kurgu falan da yapmadım abi. Hani bir vesile olur. Şimdi şu zamane çok mübarek adam olacakmış. Süt annesinin anılarını dinliyoruz. İşte Münir’i aldıktan sonra arabamız daha hızlı gitmeye başladı.
Daha giderken daha az yakıyordu falan diye. Abi 263 tane bunun bereketini buldum. Ekonomi canlanıyor. Sayar mısın birkaç tane? Birkaç tane. Mesela ekonomi canlanıyor. Nasıl canlanıyor? Anneler günü var abi. İki anneye hediye alıyorsun. Duble. Psikoloji canlanıyor. Neden? Benim annem öldü abi. 8 yaşında öldü. Şimdi deminki cevabı yanlışlıkla verdim. Ben çocuklarımın süt annesi var. Benim süt annem yok. Ben onun acısını çektiğim için kitabını yazıyorum. Annem olaydı şimdi süt annem olaydı. Bir de üç tane olaydı. Ben psikolojik olarak bak annemle tanış. Benim iki yıllık kundaklama dönemimde beşimi sallayan, annemle Antep ağzıyla eski haneklerini konuşan, aile birlikteliğinde geçmişimi bilen psikolojim düzeniyor. Şimdi çocuklara bakıyorum. Anne diyorlar şöyle bir yemek var mı yok. İyi süt annemize yaptırırız. Biraz böyle bir şey yapıyorlar. Rekabet var yani. Eşe abi mutluluk. Bekir abi ben acı zane. Ya bu ben iyi olmadı da. Bak bir şey söyleyeyim. Çok aklıma yandı. Ben erkeklerde Türkiye’nin ilk profesyonel bebek bakıcısıyım. The first profisyonel babysitter of Turkey. Süt babamı. Hayır. Yirmi tane çocuğa baktım abi. Babysitter. Münir abi ne güzel adamsın. Bebek baktım abi ya. Ya büyüttüm ya. Kollarımda kucağında büyüdüler. Süt babamı diyorum. Hayır diyorlar. Canım benim. Abi baba diyen kızlarım oldu ya. Yani manevi babaları oluyorsun.
Eğitimlerinde, onların büyümesinde bilmem ne de. Bu acıyı biliyorum. Bak bu programın en büyük hayra şu olsun abi. Erkekler aile koşluğu falan da yapıyoruz acı zane. Erkekler bir çocuğa bakmanın ağırlığını bilseydi eşlerine bu kadar zalimlik ve zulümkârlık yapmazlardı. Ah reyting getirecek söylenler bunlar. Hayır. Söyle abi söyle. Abi onun için gelmedim. Sen beni biliyorsun. Ya abi takılıyorum sana. Sen biliyorsun beni. Kurban olduğum ya.
Üç yıl annelere uyku haram bunu bilsinler psikolojik olarak. Asınlar bir hafta bir günlükle anlamazlar bunu. Bir hafta hanımı yollasınlar annesine. Baksınlar bakalım. Küçük bir çocuğa ilk 4 yaşa kadar, 3 yaşa kadar, 2 yaşa kadar. Bak bizim burada bir esra ablamız var bizimle beraber. Eyvallah. Allah razı olsun. Dün gelmedi. Dün hastaydı gelemedi. Bir günde buranın ne hale geldiğini bir görmeliydiniz. Ben fotoğraf… Koca koca adamlar.
Yani ne bebeği yani kocaman adamız. Birkaç fotoğraf çekip yolladım. Dedim Allah razı olsun iyileşme gel. Yarın çünkü biz burayı berbat ettik dedim yani. Çünkü o bebeği o gece onunla uğraşmak, uyanmak, o 9 ay karnında taşımak bu az iş değil. Cenab-ı Allah’ın ifadesi. Bir önemli bir şey acıdanet söyleyeceğim. Batı bu açığı bildiği için, annenin psikolojik travmasını bildiği için. Yok bakıcıyla, yok dadıyla, yok babysitterla, bilmem neyle falan filan da açığı kapatmaya çalışıyor. Süt anneliği Allah’ın sistemi.
İnsana göre Allah onu kurdu. Kanunu Kur’an-ı Kerim’de ona göre söyledi. Nasıl olacağını Allah beyan etti. Bundan başka bir şey anıyı rahatlatmaz. Abi güvenemiyorlar. Japonya’ya en son babysitter robot yaptı. Neden? Tecavüz eden var, taciz eden var, döven var. Tövbe ya Rabbi tövbe tövbe ya. Öyle abi. İnsana güvenilmiyor işte. E ailede mahremiyet var bir de. Nasıl gireceksin oraya? Eşlerle ilgili bir durum var, bilmem ne var. Ne? En güzeline? E süt anne yolluyorsun. Süt anneyi yolladığın zaman hanımefendi de rahat, beyefendi de rahat.
Aile rahat. Psikolojik olarak eskiler kırkı çıkmayı söylerdi. Neden abi? Kırk kırk önemlidir. Hanımefendilerin laosalık dönemi, en ağır psikolojik baskılara maruz oldukları, üç harflerle alakalı, kendi psikoloji travmaları alakalı. Ya Bekir abi şimdi düşünsene bir program yapıyorsun. Ağırlığı oluyor ya. Ben buraya gelirken aklı karayı seçtim yani Bekir abi. Olur olur. Davetsizden geldi. Ya. Beynir gemisine konuk oluyoruz. Bir şey sürçülisan etsek affolur mu olmaz mı? Ya Allah bir can emanet ediyor abi. Projeye bak yani. Bir insanın hayatında alıp alabileceği, görüp görebileceği en büyük proje yani. Hanımefendilere bir düşünelim yani. Bir de onu doğuracaksınız abi. Emzireceksiniz. Acaba sütü mü yetecek mi? Doğum normal olacak mı? Hilkat karibesi de bir imtihan sebebi biri mi olacak? Normal bir şey mi olur? Ya kafadaki travmayı düşünsenize. Onun için eskiler mesela, e geniş ailedeydik abi şimdi. Eskiler kırk gün yanından çıkmazdı. Anne yardım ederdi,
abla yardım ederdi, elti görümce gelin. Hep yardımlaşma olurdu. Şimdi bir başına bıraktık. Bari en azından süt annesi olsun. Bir değil iki olsun. Bu konuda yani izleyenler yakın çevremde çok mutlu olacaklardır. Allah razı olsun diye. Allah çok iyi iş. Ben çok aklıma yatıyorum. İhyah edelim. Allah senden razı olsun. Çok iyi araştırsınlar. Aynı evlilik gibi. Nasıl kriterleri var? Hani gidip bir içkici, bir kumarbazı, bir zaniyi nasıl evlatlarını eş olarak seçmeyeceklerse
süt annelikte de helal olmazsa olmaz. Nesebi çok güzel bir neseb, aile yapısı güzel bir adepte. Hem bu şey insanın arasındaki iletişim sadece o anne ile yani süt anne ile çocuk arasında bir iletişim olmuyor ki orada. Orada aileler arasında da bir hukuk doğuyor. 263 madde diyoruz abi gelecek gidecek. Aynı birbirine kardeşli diyorsun yani aileler. Toplumsal bir kardeşlik kurucası aynı zamanda. Psikolojik bir rahatlık veçilesi oluyor yani.
İnşallah program bu süre senin yeni ihyasını veçil olsunlar. O vesilele bizde ihya olalım. Elhamdülillah inşallah. Çok teşekkür ederiz Münir abi. Program bitti biliyor musun? Öyle mi? Evet. Allah tekrarını nasip eylesin. Şimdi bizden geçti ama. Bizden geçti ama. Bir şey söyleyeceğim. Bu konu bence çok tatlı bir konu. Bir küçük bir şey söyleyebilir miyim? Benim için de bir sevince vesili oldu. Bir küçük bir şey söyleyebilir miyim?
Manevi bir abim var Tevfik Arkan. 35 yıl Sabri Ülker rahmetinin yanında bu. Çalışmış. Nasıl çalışmış? Kurumsal yetişimde. Birinin çocuğu doğduysa Sabri Ülker ona bir kutu yaptırıyormuş. Tevfik abi götürmüş onu. Kurumsal yetişim direkt öğreniyor. Yıldız Oldingir. En üst düzey insan. 35 yıl tepe yönetimi abi. Tamam. En son bir bakmış. Sezaryen yüzde çeteli tutuyor. Sezaryen yüzde 85. Normal doğumu alakalı doktorlarla tanışmış. Yine koloklar, kadın doğum uzmanları, kitaplar okumuş falan. Topkapı Çinili Camii’nde internetten izleyebilirler. Vaz verdirdim ona iki defa. Millet 2000’e yakın gözü yaşlıyor. Hocam biz böyle bilmiyorduk. Sezaryen ile zürriyetimizi mahvetmişler. Keşke güvenmeseydik. Sezaryen deseler ikinci bir doktora sorsaydık. Evi üç arabayı 13 kişiye sorduk. Hanım da da sorsaydık keşke diye. Ama zorunlu haller oluyor bildiğim kadarıyla Sezaryen’e. Çok az. Sıp ben. Çok az. Yüzde 1. Yüzde 2 kabul edebilir. 5 değil ağabey. Onun da evveliyatı var. Nedir? Eş iletişim, hamilelik de iyi olacak. Çok yüksek sesi maruz kalmayacak. Psikolojisi kız mı, erkek mi? Kız olursa şimdi eşim beni boşar mı, üstte kuma gelir mi? Bu kaygılardan uzak olacak. Beslenme helal olacak. Aile içinde iletişim, yardımlaşma, kayınvalidenin bakışı, kayınpederin görüşü iyi olacak falan falan. Yani travma içinde bir gelin, evde bir çocuk büyütüyor karnında. Ondan sonra da hayır. Normal şartlarda beyefendilerin.
Bu arada süt, anne sütü ile alakalı süt anne bulma İslam’da annenin değil babanın mükellefiyatıdır. Hadi bakalım dediğiniz yer doğru yani. Erkek bunun altyapısını hazırlayacak. Erkek bunu doğumdan evvel altyapısını hazırladığı için hanımefendi, hamile hanımefendi onun travmasını yaşamayacak. Kurban olduğum ağabey. Rahatlığa bakar mısın? Bir düşünen var elbet diyecek yani. Kaygıya travmaya girmeyecek. Bu anlamda onu da söylemiş olalım.
Bu da böyle bir yetkililere de seslenmiş olalım. Gündemimizde olsun. Allah razı olsun. Allah razı olsun. Allah razı olsun. Çok teşekkür ederim Münir ağabey. Ben teşekkür ederim. Çok tatlı bir insansınız. Allah razı olsun. Çok memnun oldum tanıştığımıza. Vallahi sen mi memnun oldun, ben mi memnun oldum. Çok teşekkür ederim. Evet dostlar böylelikle bu programın da sonuna geldik. Böyle biz aslında bu düşünce koçluğu üzerine giderken nasıl oluyor dediğimizde bize bir pencere açtı ve süt tenlilik üzerinden aslında bize düşünce koçluğu yaptı.
Burada bir seans ve hep beraber görmüş olduk. Rabbim daha hayırlı kapıların açılmasını nasip etsin. Her birimizin zihninde, gönlünde. İnşallah hayırlı bir işe vesile olmuşuzdur. Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun.
Kanalımıza abone olmayı, süt aboneler bulmayı ihmal etmemiz inşallah. Allah’a emanet olun. Hoşça kalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir