14 Yıl Boyunca Başörtümün Üzerine Peruk Taktım | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Rabia Yağmur | 4K

14 Yıl Boyunca Başörtümün Üzerine Peruk Taktım | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Rabia Yağmur | 4K videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Dchoz4bGp2w. Online alışverişte güven arayanların adresi, Özboyacı Hatun, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Kıymetli dostlar hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Cumanız mübarek olsun inşallah. Rabbim şu vakitler hürmetine bizi de…

14 Yıl Boyunca Başörtümün Üzerine Peruk Taktım | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Rabia Yağmur | 4K

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Dchoz4bGp2w.

Online alışverişte güven arayanların adresi, Özboyacı Hatun, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar.
Kıymetli dostlar hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Cumanız mübarek olsun inşallah. Rabbim şu vakitler hürmetine bizi de affedilenlerden razı olunan kullarının zümresine ilhak buyursun. Bu hafta çok kıymetli bir misafirim var. Bir ara şey yazıyordunuz yorumlara. Önlü konuklar alıyorsun Bekir abi birazcık da normal, sıradan insanları alın. Sıradan insan yok etrafımızda çünkü Rabbine inanan hiç kimsenin sıradan kalmasına müsaade edilmedi bir zamanlar bu ülkede. Bir şekilde ayarlarıyla oynandı. Bir şekilde hayatının herhangi bir evresinde bir zulme, bir mobing’e maruz kaldı.
Müdaikik izleyenlerimi hatırlayacaklardır. Konuğu ne zaman bu başörtüsü zulmüne gelse ya da izleyicimiz, misafirimiz öyle gülahaseten bahsetmek istese orada durur ve orayı birazcık kazmak isterim. Çünkü buna dair çok büyük bedeller ödendi bu ülkede. Bugün bu bedeli ödeyenlerden biri bizimle beraber. Aslında hanımefendiyle yenice tanıştık. Geçtiğimiz haftalarda Yozgat’ta bir programda tanıştık kendisiyle. O organizasyonu yapan derneğin üyelerinden, fertlerinden biri. Başörtüsü ile alakalı yaşadığı çok kısa bir şeyi anlatmıştı bana. Ben de dedim ki Allah ne olur gel bunu yayında da anlat. Çünkü ben çok etkilenmiştim. İzleyenlerle de paylaşılsın ki zira hafızayı beşer nisyanıyla mağluldur. Unutulmasın.
Çünkü biz unuttuk ne yazık ki. Yani bu zulmün bu ülkede yaşandığını unuttuğumuz gibi bu zulme maruz kalanlarda bizzatihi bunu unuttular. Muradımız, niyazımız birilerinin eline fırsat geçtiğinde neler yapabileceğini sizlerin nazarına tekrar vermek ve hatırlatmak. Misafirimiz Rabia Yağmur hanımefendi hoş geldiniz. Teşekkür ederim. Nasılsınız Rabia abla? Elhamdülillah. Abla değil mi size? Olur nasıl rahat edersiniz. İyisiniz inşallah. Çok teşekkür ederiz. Hoş geldiniz daha Yozgat’tan buraya. Teşekkür ederiz. Elhamdülillah. Çok teşekkür ederiz. Çok teşekkür ederiz. Şimdi Rabia ablayla biz aslında aynı üniversitede okumuşuz ve aynı zamanlarda okumuşuz. Kendisi 98-2002 yılları arasınız, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi. 18 Mayıs. Eğitim fakültesi Türkçe öğretmenliği bölümü. Türkçe bizim. Aynı yıllarında 96’ı 2000’de de ben oradaydım ben de 19 Mayıs Üniversitesi eğitim fakültesi Almanca öğretmenliği bölümü. Yani aslında aynı binadaymışız ama mutlaka karşılaşmışızdır.
bir şekilde bir yerlerde ama eee yenice öğrendik aynı zamanlarda, benzer zamanlarda aynı fakülteden mezun olduğumuzu. Türkçe öğretmenliğinden 2002’de mezun oldunuz. 2002’de mezun oldum. Tam olayların böyle en debdebeli zamanlarında oradaymışsınız. Tam 28 Şubat dönemiydi. Hatta ilk mağdurlarıyız öyle geçerliyordum. İlk mağdurlar mısınız? İlk mağdurlar. O kadar enteresan şeyler anlattınız ki, o kadar garip şeyler, o kadar zor zamanlar atlatmışsınız ama siz bir şekilde mezun olmuşsunuz, okulu bırakmamışsınız.
Ne oldu anlatır mısınız? Türkçe öğretmenliğini kazandınız ve Samsun’a gittiniz. Şuradan başlayayım mı? Neden kendimi üniversiteyi bitirmek zorunda hissettim? Oradan başlayalım. Neden direndin buna yani? Yani direnmekten önce bence gittiğiniz günden sonraki o şeyi anlatın. Yani süreç nasıl başladı ve siz neden devam ettiniz, direndiniz. Aynen. Aslında muhabbetceker bir aile kızıyım. Orta okul son sınıfta babama dediler ki rabia’yı imamatipe ver. Babamın çok ilginç bir cümlesi oldu.
Ben 4 çocuk babasıyım, çocuklarımla hiçbirini imamatipe vermeyeceğim, imamatipe okutmayacağım dedi. Neden? Çünkü ileride bu ülkede imamatiblerin il hayatlarını ölü kapatılır. Ben çocuklarımı imamatip zihniyetiyle ama dışarıdan okut, yetiştireceğim dedi. Çok enteresanla gitmiş. Yani ülkenin ortaokulu çocuğu, siz kendiniz karar veremezsiniz hangi ilgisye gideceğiniz yok. Babanız, anneniz kalbiniz. O dönemden söz ediyoruz. Çok ilginç bir cümle gitti babamın o cümlesi. Demek ki ileride bu ülkede neler yaşanacak ve profil oluşuyor gözünüzde. Biz dedemize Kur’an-ı Kerim öğrenmeye giderdik. Dedemiz sıkı sıkı tembih ederdi sakın ha. Buraya gelirken dedemiz ziyarete geliyorum. Kur’an-ı Kerim öğrenmeye geliyorum demeyen insanlara sokakta filan dikkat edin diye uyarırlardı. Bizim kafamızda bir şeyler oluşmaya başlıyordu. Ülke gündemine veya geleceğine dair bir panorama oluşuyordu yani. Sonra aileden kaynaklı olarak öyle dedelerimizin filan etkisiyle o dönemde Nermin Erbakan Hanım, Necmettin Erbakan’la Kırşehir’e gelmişti. Bizi de davet ettiler ayrılığa olarak. Çok büyük bir şans nasip olarak gördük. Gittik sohbet yapacaktı.
Tam şuraya bir virgül koymak istiyorum. Unutmayın. Tamam. Şimdi az önceki şey abartılı bulabilir. Genç arkadaşlarım bunu birazcık şerh edelim. O zamanlar yani benim orta okulda liseye gittiğim zamanlarda bizim evimizde sohbetler olurdu. Müslüman ailelerinin evinde böyle haftada bir sohbetler olur. İhvanlar toplanırlar ya Kur’an-ı Kerim okurlar ya bir ders okurlar ya bir Riyaz-ı Üstalehi’nden bir bölüm okurlar. O zaman dedem, nenem ve dahi annem sıkı sıkı tembihlerdi. Oğlum bunu okulda falan sakın söylemeyin bizim evimizde dersler oluyor falan.
Sakın öyle söylemeyin. Peki söylesek ne olurdu? Onu da anlatayım birazcık açalım. O zamanlar askeri liselere polis okullarına hasreten özellikle askeri liseleri alınırken bir araştırma yapılırdı. O ailenin oraya müracaat eden çocuğun ailesi araştırılırdı. Ama okuldan ama öğretmenlerinden ama işte mahalleye gelerek komşulardan sorulurdu. Hatta abim askeri liseye müracaat etmişti. İşte sınavları falan kazandı. Abimi araştırmışlar mahallede.
Biz tabii hiçbir şeyden haberimiz yok. Karşı komşumuza gitmişler demişler ki şu karşıdaki aile nasıl bir aile? O da demiş ki o kadar iyi insanlar ki abdesti namazlı, evlerinden Kur’an sesi eksik olmaz, sohbetler olur falan. Biz de diyoruz abim niye kazanamadın? O zaman ilginç bir şekilde abimi okula almamışlardı. Hani o zaman işte Rabia Hanım’ın da babasının duyduğu tereddüt böyle bir tereddüt.
Kızım işte oğlum siz imamatip okursanız ya da ilahiyat okursanız bunu size işlerler ve yarın mesela bu ülkedeki kritik görevlerde biz Müslümanlar da bulunsun istiyoruz, inançlı insanlar da bulunsun istiyoruz. Ama siz imamatipten mezun olursanız baştan eğlenmiş olacağınız için ben sizi yine imamatip terbiyesiyle lakin evde ya da farklı bir şekilde eğiteceğim ama siz düz liseye gidin. Aslında söylediği Rabia Hanım’ın biraz daha açılmış şekli bu. Sonra Necmeddin Erbakan’la merhum hanımefendi. Nermin Erbakan’la beraber bir sohbet ettik. O sohbet esnasında oradaki lise talebelerine MİNİ-Gençlik Bakfı kız öğrencilerine emanet etti. Bizim orada böyle 90’lı yıllar heyecanı başladı. Biz de işte İslam Tarihiyeti öğretiyorlar, fıkhı öğretiyorlar, tasavvuf öğretiyorlar maddi maniyat oluyoruz. Ama şunu da hiç ihmal etmiyorlar taşıyacaksınız, siz de tebliğci olacaksınız. Öğrendiklerinizi aktaracaksınız, üniversite okuyacaksınız bir ideal bir hedef çiziyorlardı bize. O dönemde de tamamen böyle biz de okuyacağız olayı da yerleşti bize. Ve tabi ki artık liseden de mezun olup üniversite sınavlarına girmeyi başladığımızda kulağımıza gelmiyor değildi. O dönemde insanlar tesettürle giriyorlar, herhangi bir sorum problem yok. Ama bizim dönemimizden itibaren bu tarz şeylerin yasaklanacağı, ülkenin gidişatının artık değişebileceği konuları hep kulağımıza geliyordu. O dönemde de dediler dediler ki gerekirse devamsızlık haklarınızı kullanarak bizi yetiştiren insanlar, gerekirse işte PÖK’le idare ederek mutlaka okullarınızı bitirin. Bu uyarı tamamen oturdu bende, kodladım bunu beğenime yani.
Sonrasında evet Samsun 19 Mayıs Türkçe öğretmenliğini kazandık ve Samsun’a yerleştik. İlk iki ay çok güzel geçti. Böyle okul koridorlarında pavdüsenizde büyük başörtünüzü geziyorsunuz, iniyorsunuz, çıkıyorsunuz. Abi bir tedirginlik de var bunu elinizden alacaklar yavaş yavaş gelecek. Bekliyoruz yani, her zaman var maalesef. İki ay geçti, Kasım dönemi geldi, vize dönemi. Şimdi siz birinci sınıfsınız, 17-18 yaşında filansınız. Sınava gireceksiniz, ilk defa üniversiteyi kazanmışsınız. Onlar da galiba vurmaları gereken noktayı çok iyi biliyorlar.
Onun öncesinde değil, iki ay bekleyip vizelerinin ilk günü başlattılar bunu. Vizenin ilk günü okula gittiğim zaman indim oradan hemen biliyorsunuz, alt geçitten çıkıyoruz. Üniversite kapısının önündeyiz. Öyle bir güvenlik önlemleri falan almışlar ki hakikaten. Öğrencilerin bir kısmı yan tarafta işte çelik kuvvet tamamen etten, duvar ölmüş, turnikeler kurulmuş. Yani aslında baktığınız zaman postmodern bir darbe deyip geçiş demek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Hiçbir açıklama yapmadan, hiçbir açıklama yapmadan. Yasak tamamen hukuksuz bir şekilde.
Hatta işte buralar kamusal alan, işte onu da kendileri belirliyorlar. O gün o kapının önünde ben de vardım. Aynen, aynı yerdeymiş. O gün ben de oradaydım. Kamusal alan söylentileri oluşuyor. Yani bunlar hep bizim kulağımıza geldiği zaman bu kamusal alan olayı, yarın bir gün sokaklarda bu kamusal alan olacak ifadeleri vardı. Bu demek ki hani sizi erittikten sonra sıra annelerinize de gelecek. Yani bizim korkumuz geldi zaten. Evet, korkumuz geldi.
Hatta şöyle söyleyeyim, 75 yaşında bayağı nenelerimiz, annelerimiz bu üniversitenin hastanelerine muayene olmak için geliyor. Hastaneye geldiği zaman kimliğinde başvurduğun fotoğrafı olduğu için bekletiliyor. Beklemesinde aslında da vefat ediyor. Yani sağlık hizmeti verilmiyor zamanında. Ya buna dahi neden oldu o dönemler? Geldiniz, okulun önünde kimlik kontrole yapılıyor. Kimin başı açık, kime başı kapağı. O günü çok iyi hatırlıyorum. O gün ne kadar böyle çevik kuvvet mensubu, ne kadar okulun güvenliği varsa.
Öyle bir barikat kurulmuştu ki tek tek yani tek tek inceleyerek alıyorlardı. Turnikelerden geçti. Ya da gönderiyorlardı, turnikelerden geçiyorlardı. Tek tek turnikelerden geçtik. Kendimi biraz güçlü hissediyordum. Yani ne olursa olsun bu okul bitecek kodlaması var diye. Hemen o gün alt geçeni indim Bekir Bey. Perun vardı. Bu şekildeydim ama şu başörtümü pardüseye koydum. Yine aynı bu şekilde giyiniyordum o dönemde de. Başörtüm parçanın içine koydum, başörtüm başımda. Ve Peru kafamın üzerine indirdim. Ondan sonra turnikeden geçtim.
Turnikeden geçtim ama turnikeden geçip de sınıfa gidinceye kadar olanı hiç hatırlamıyorum. Nereye basındın? Peki Peruk hazırlamanız gerektiğini nereden biliyordunuz? Yani o gün orada ilk defa karşılaştığınız bir manzaraya nasıl hazırlıklı gittiniz? Taşıyoruz biz. İki aydır zaten ara ara yanımızda ve bekliyoruz. Çünkü bize söylendi. Ama hiçbir açıklama yapılmıyor. Okul İdaalisi Bilim Bakımında hiçbir açıklama yapılmıyor. Bizim böyle bir beklentimiz var. O Peruk da yanındaydı o gün yine. Aynı şekilde gittim. Sınıfa girdi gitmez. İlk ben girdiğim için kimse yoktu sınıfta.
En ön sıraya oturdum ki arka taraftan gelen arkadaşlar arka otururlar, yine kimse saçımı yüzümü görmez. İşte Nalyon Peru görürler, Paris’imi görürler diye o şekilde oturdum. Oturdum ama kapıdan giren arkadaşlar ağlayarak giriyorlar. Kapıdan girenler ağlayarak giriyorlar. Bir süre sonra ağlayanlar çantalarını yere atıyorlar, kitaplarını yere atıyorlar. Ben onları ki arkamı dönmemeye çalışıyorum, bakmama çalışıyorum derken bir ses duydum. Böyle bir gayrı iradeyi döndüm refleks olarak. Kız öğrencilerinden bir tanesinin açtığı başını masalara sıralara vuruyordu. Hani şimdi göğsüniz başını masalara vuran birine kalkar teselli etmek istersiniz, yanına gidersiniz yapma dersiniz. Ben dizlerimde o gücü bulamadım aslında kalkmak çok istedim, onun yanına gitmek istedim. O gücü hiç bulamadım. Sonra dedim ki gitsem ne diyeceksin? Başını açmış ve başını masaya vuruyor. Masalara vuruyor, evet. Masalara duvarlara vuruyor insanlar. O kadar büyük bir travma geçiriyorlar yani. O gün orada oturduk ama hiç kimse osana yapamadı. Hiçbirimiz başarılı olamadık. İngilizce vizesiydi ilk vizesimizde. Onun finali planı da başarmadık zaten o şekilde gitti. Arkadaşlar kağıtları verip verip dışarı çıkmıyorlardı. Diğer arkadaşlar da etkileniyordu bundan. Sadece biz değildik yani. O gün yurda gittim ilk günüydü. Yurttaki dolabıma böyle bir tuvalet kağıtla yerleştirdim, yerleştirdim, yerleştirdim. Her gün rutin bir tane tuvalet kağıdı alır aşağı mescide inerdik. Arkadaşlar da aynı şekilde. Her kolidorda, her sınıf başında her yerde ağlayan insanlar olurdu yani. Hiç kimseyi de kimseyi neden ağlıyorsun diye sanıyordum. O tuvalet kağıtlarda gözyaşı silmek için. Gözyaşı siliyoruz ama her gün bir rolu bitirip çıkıyoruz.
Her ince, her indirip çıkıyoruz. O bizim en acı, unutamadığımız dönemlerdendi. Ve kimse kimseyi teselli edemiyor ki herkesin derdi aynı şekilde. Kimseyi kimseyi niye ağlıyorsun diye bile soramıyor. Öyle bir dönem yaşıyoruz. Bu şekilde çok uzun bir dönem geçti. Hatta okula her gittiğimiz bir çile hâline geliyordu. Bir de kimse bizi görmesin mantığıyla ön ön sırada 7 saat oturuyordum Bekir Bey’im. Lavaboya gitmiyordum. Öğle arasına gitmiyordum. 7 saat oradan hiç kalkmıyordum yani. Benimle beraber kalkmayan arkadaşlarım vardı. Böyle hemoroy tastası oldular. Onlar lavaboya girdiklerinde arkadaşlarım böyle orada hıçkır hıçkır ağlayarak acı çektiklerine şahit oldurdum. Dışarıda seslerini dinlerdik ama hiçbir şey yapamazdık. Yani en güzel bir şey gelmezdi. Ertesi gün giderken yine 7 saat otururduk. Arkadaşlar gelirlerdi. İşte öğle arası aşağı inelim, yemek yiyelim, kafetler inelim. Hani nerimize yiyelim derdik bu şekilde. Nasıl yiyecektik onu? Çok uzun süre bu şekilde geçti. Alışma süreciydi bizim için belki. Bize bir şey söylüyorlardı. Hani bu süreçte ayrılanlar ayrıldı, okuldan gidenler gitti. Siz kaldığınız zaman hani sizinle uğraşacaklar. Büyük ablalarımız, abilerimiz. Ne yapacaksın? Kimliklerinizi kaptırmayacaksınız mümkün mertebe. Çünkü kimliğinizi herhangi bir şekilde en azından alırlarsa uyarı, kınama ve okuldan uzaklaştırmaya kadar gider. Hani bu kadar şeyi çekiyorsunuz en azından kimlik kaptırmadan şu işi bitirin. Yani devamsızlıkla şu anlamında idare edin tarzını. Ailenizin şey ne oldu? Babanız ne dedi bu durumda? Kızın peruk takıp buna rağmen gir bırakma dedi mi? Ya da orada ne yaşadığınızdan haberdar mıydı babanız? Haberdar değildilerdi. Biz hiçbirimiz ailelerimize bunu yansıtmadık. Çünkü biz yeterince üzülüyorduk.
Anlatmak sadece onları daha fazla üzerdi, belki de çıkın gelin derlerdi. Onu da istemiyorduk. Anlatırsak sadece onları üzmüş olacaktık. Hakikaten annem çok uğraştı üniversite sanalını kazanalım, okuyalım diye. Hatta giderken de bunu benimle konuşmadılar bile. Yani aldığım her karara saygılı olacaklardı. Hani okuyacak mısın? Böyle bir şey çıkarsa tavrın ne olacak kızım diye sormadılar bile. Biz de zaten ailelerimize bunu hiç konuşmuyorduk. Biz kendi içimize kendi problemimizi çözmeye çalışıyorduk yani. Sonrasında kimlik kaptırmamaya çok uğraştık. Dekan dersime giriyor, tarih dersime giriyor. Bu arada yoklama aldı.
Devamsızlık bizim için çok değerli, yani o devamsızlığı hiç kaybetmemem, kaçırmamam lazım. Yoklamada isim geçerken atladı beni. Fark ettim ki oraya da attı, yok yazdı. Allah’ım dedim buradayım yani zaten çilelerle girip çıkıyorum, şurada saatlerce oturuyorum. Dekan ben yanına gidip hocam buradaydım ama yok yazdım demek zorundaydım. Yanına gidip eğilince Dekan Bey hesap sarıldı. Madem Perun’un altındaki başörtüsünü görmüş. Sınıflar hızla çıktı. Çıktıklar hemen sonra bölüm başkanlığından çağırıldık. Kimliğim kaptırılmış oldu. Kimliğimi atla, birinci soruşturmaya başladı. Birinci soruşturmayı ne için yapıyorlar? Soruşturmayı okul kurallarına uymamak, Kılıkerfiyet kanunu uymamak. Perukla tatmin olmuyor yani illa başörtüyü açacaksın senin saçını göreceğiz. Perukla tatminler elhamdülillah. Ondan bir şey demiyorlar mı? Sorun ne? Başörtümü direkt gördü Perun’un altında. Yani ben açıkçası tamamen Bonem’in başörtümü çıkartıp da Perukla’ya girmiyorum. Benim altımda başörtüm var. Böyle çok güvende hissediyordum kendimi. Çok son derece güvende hissediyordum. Öyle olunca soruşturmalarım başladı. Hani sessizce girip çıkmak, 7 saat oturmak, göze batmamak yetmedi.
Orada kaptırdım kimliği. Ama bir türlü ceza veremiyorlar. Çünkü ispat edemiyorlar. Dersleri girecek karşıdan bakalım. Fiziksel yeterliliğe sahibim. Öyle bir sorun yok. Derslere girecek fiziksel yeterliliğe sahibim diyor. Bak tekrar ediyorum cümleyi. Derslere girecek fiziksel yeterlilik. Bundan daha geri zekalıca bir tanımlama duyabilir misiniz? Bundan daha geri zekalıca bir ölçü duydunuz mu daha önce? Yani sınıfa girecek öğrencilerin derse katılabilecek fiziksel yeterliliğini arıyorsun yani. Sadece.
Akla iş yaptığını iddia ediyorsun, bilme yatırım yaptığını zannediyorsun. Fakat o akıldan ve bilimden istifade edecek insanlardan fiziksel bir yeterlik istiyorsunuz. O yeterlik de saçının görünmesi. Evet. Soruşturmayı neticelendiremiyorlar. Bana ceza vermeyi bir türlü başaramadılar. Neyse süreç devam ediyor. Kimliği miade edildi. Çünkü dediğim gibi geçerli bir neden bulamadılar. Bu arada aynı şekilde devam ediyoruz. Kolidorların boşalmasını bekliyoruz. Biz yerimizden kalkmak için. Öğle arasında ya da ders süresi bittikten sonra. Bir gün öğle arasında yine insanların sınıfını ve kolidorları boşaltmasını bekledim. Sonra ayağa kalktım yavaşça sessizce mescide indim. Mescide indim başımı örtüm ama mescide indiğimde gözlerimize inanamadık. Ortada böyle artık 50 cm 60 cm büyüğünde bir lağım faresi duruyor. 19 Mersi Üniversitesi’nin mescidinde. Şu Bodrum’daki mi? Evet kız mescidinde öyle bir lağım faresi. Hani kız çocukları ellerinde gezen uğur böceğinden bir de korkarlar. Ama orada herkes çok cesurdu. Etrafını sütrellerle falan kapatmışlar. Başlarını unutmuşlar falan öğle namazı kılacağız. Bu arada da… Camda mı fare? Yok öyle. Öyle bir şekilde. Getirip oraya mı bırakmışlar? Orada duruyor. Artık yavaş yavaş mescidlerin kapatılacağı da kulağımıza geliyordu. Bir at yapıp falan da hazırlıyor olabilirler. Hiçbir fikrimiz yok ama… Yani o şekilde bilebiliriz. Namazlarımızı orada kılmaya çalışıyorduk. En azından bir mescidimiz vardı inebileceğimiz. Mescide indim ama dışarıdan arkadaşlardan not bırakmak istediler. Ders notu. Zaten derslere çok ciddi giremediğimiz için notlarımız çok eksik. Ben de mesciden kapısından ders notunu alıp içeri girerken bir polisle göz göze geldim. İçeri girdim, arkamı döndüm. Oradan ses duyuldu. İçeri giren o başvurucu diyor ki, çabuk dışarı çık. O şekilde okul içinde gezinme istiyor. Çıkayım mı çıkmayayım mı diye çok düşündüm kendi kendime. Ürktüm biraz, korktum da ilk defa o kadar. Sesin daha çok yükselti. Çabuk çık dışarı dedi. Ama şunu da biliyorum ki burada bayanlar da var. Yavaş yavaş onlar da tedirgin olacaklar. Dışarıda da varlar ve 10 metre ötesi de erkek mescidi. Asıl erkekler de çıkabilir. Bir gözaltına alınma hadisesi olabilir. Bir kaos çıkabilir benim üzerimde. Bir arbe de yaşanabilir falan. Hemen çıktım. Sakinleştirmeye çalıştım. Dedim ki ben burada mescidin önünde isem okula bu şekilde girmişsem sizin kurallarınızı göre girmişimdir. Burası da mescid. Sadece öğle namazını kılıp çıkacağım. Orada sesini daha da yükseltti. O başındakiyle hala karşımda duruyorsun dedi polis. Böyle olunca oradaki kız öğrenciler dışarı çıktı. Hakikaten erkekler sesi duyup çıktılar. Arbe de başladı bir şeyler yaşanmaya başladı. Ama biz ilk defa jobla orada tanıştık. O polis o jobu orada kullandı. Peynir gemisini Ömer Hoca teklif getirince, abla dedi böyle böyle bir durum var. Yok dedim çıkmam yani. Hayatımda yeterince adrenalin var. Bir de peynir yemesine çıkamam. Abla dedi ben Samsun’a geldiğimde senin kollarında ve bacaklarında morluklar gördüm, çürükler gördüm dedi. Bunu bugün anlatmayacaksan ne zaman anlatacaksın? Möbe kardeşi erkek kardeşi organizasyona yapmıştı. O anlatmıştı ilk. Abi böyle böyle bir şeyler yaşamış bir ablam var diye. Ondan sonra zaten şimdi detaylarını verecek. Ondan sonrasında ben karar verdim. Yani lütfen atlayıp gelin bunu arkadaşlara da anlatın diye. Evet. Jobladılar mı siz orada? Job evet. Sadece bana değil yani bir sürü genç kız bunları yaşıyor. Erkeklerden gözaltına alın. Orada bir arbi de yaşadı. Bir kaos yaşadı. Yani şunu söylemek istiyorum Bekir Bey. Bizi izleyen üniversite öğrencileri, üniversite okuyanları, kurumlarda çalışanlara. Biz 200 yıl öncesindeki Türkiye’yi anlatmıyoruz. Ya da 100 sene önce olanlardan falan söz etmiyoruz. Sadece 20 yıl önce bu ülkede başınızı örtüp öğle namazını kılmak için mescide girmenin bedeli, kollarınız, bacaklarınız morarıncaya dek joblanmaktı yani. Biz bu bedelleri ödüyorduk. Öğle namazını çıkabilmek için.
Soğusunda öğretmen oldum. Bir okula görevlendirme verildim. Yani bir muhakeme olsun diye bunu da eklemek istiyorum. Görevlendirme verildim. 6 aylık bir okuldu sadece. Gittiğim okulda Dermi Çatlı bir mescit vardı. Mescide girip çıkıyorum ama aynı anda erkekler de girip çıkmak istiyorlar. Biz çatışıyoruz falan. Okul müdürüne çıktım. Dedim ki eğitim birsen kadın kollar olarak müdür bey bir şey hicaz edeceğim sizden dedim. Genel gede var bu bizim rutin bir hakkımız. Mescit dedim okulda çok yetersiz. Bayan erkek çatışıyor bir şekilde girerken.
Müdür bey sen 6 aylık buradasın görevlendirmesin bunu sen talep etme hakkına sahipsin falan demedi. Hemen ayağa kalktı dedi ki hocam tabi ki dedi ya en doğal hakkınız en kısa zamanda dedi. Zaten düşünüyordum vardı benim projelerim arasında sizin ricanız durumu sadece hızlandırır. Hakikaten bir hafta içerisinde o kadar güzel bir mescit inşa ettiler ki dördüncü kata aydınlık bir şekilde. Öğrencilerin gözünün önüne girip çıkacağı yerlerde. Cami halları serilmiş bir şekilde hiliye şerifeler asılmış. Yani şöyle bir muhakeme yapılırsa 20 yıl önceki Türkiye ile 20 yıl sonraki Türkiye idi gerçekten.
Rabbim o günlerimiz bir daha aratmasın hiçbir şekilde aratmasın. Vesile olanlardan da razı olsun. Sonsuz kere razı olsun inşallah. Tabi bu şekilde bizi bu okuldan atamıyorlar. Yani bir şekilde kimliklerimizi alıyorlar ceza immeyi de uygulaymıyorlar. Okuldan bir şekilde gönderemiyorlar. Ne yaparız psikolojik baskı. Şimdi ben öğretmen olacağım sunum yapmam gerekiyor. Dersle sunum hazırlıyorum ama o kadar güzel hazırlıyorum çünkü böyle çıkacağım. Peruklu çıkacağım ve Parduseli çıkacağım sunum alanına. Orada bütün arkadaşlarım belki doğru dürüst yüzümü ilk defa görecekler. Sesi bir ilk defa duyacaklar uzun zaman hiç konuşmayan önünde oturan Peruklu Bey’i bayan olarak biliyorlar. Öğrenci olarak biliyorlar. Bölüm başkanımız dinleyecek sunumumu da. O kadar güzel hazırlandım ki yani çünkü orada onunla ön plana çıkayım da. E Peruklu’yla Parduseli’ne çok uğraşmasınlar anlayışçıyla. Sunumu hazırladım. Sunumu yapmak için çıktım. Sondurucu heyecanlıyım. Çok da gergin bir şey söylenir mi falan diye. Sunumu yaptım yaraya kadar geldim. Bölüm başkanı böldü yaradı dedi ki neye benzeydiğinin farkında mısın dedi. Bütün sınıf beni izliyor bütün anki. Neye benzeydiğinin farkında mısın dedi cevabı o versin diye gözlerine baktım. Şöyle dedi hani moda dergilerinden ne giyeceğini bilmeden fırlayan insanlar olur ya dedi. Aynı dedi böyle moda dergilerine fırlamış insanlara benziyorsun. Böyle boğazımda düğümlendi bazı şeyler. Elimde sunum dosyası var arkadaşlarıma baktım. Bunu ben tercih etmedim diyebildim sadece. Bu benim tercihim değildi dedim. Sonra dosyaya bölüm başkanını bırakıp dışarı çıktı. O dersten bıraktı beni. Sadece o dersten değil girdiği bütün derslerden bıraktı.
Hani biz bir vedelikle bitirmek için uğraşırken bir yandan öbür taraftan da sınıfta kalıyorduk. Hani madem gitmiyorlar başarısız olsunlar anlayışı verdi. Bir benzerini şöyle anlatacağım. Bir mescid kapatılmıştı. Mescidin kapatıldığını protesto etmiştik birkaç kişi. Ve bu duyulmuştu. Ben de o zamanlar okulun adını vermeyeceğim. O okuldan atıldım ben. İyi öğrencilerinden biriydim. Hikaye gibi geliyor bugün dinleyince. Hani nasıl der ya bunu bir eğitim kurumunda hoca talebeye o kadar yüzlerce insan önde. Ha şimdi aynaları kadınları psikolojik şiddet diye şey kesiyorlar. Rol kesiyorlar televizyonlarda. Psikolojik şiddeti değil fiziksel şiddetin bile daniskasını siz yaptınız bu ülkede yani. Neyse o zaman tanıyorlardı. Duymuşlar eyleme katıldığımızı. Sınavın esnasında finalde yemin ediyorum geldi kulağıma şey dedi böyle çok kibar bir şekilde. Sen gerçekten bu okuldan mezun olabileceğine inanıyor musun dedi yani gülerek böyle. Ve o bakışını hiç unutmuyorum ya. O kadar kendine emin. Ben böyle yaptım böyle. Cart diye böyle hemen kağıdı buruşturdum. Attım böyle dışarıya. Dedim ben de bu bilgi olduktan sonra istediğim her üniversiteden mezun olabilirim. Ve bana hiçbir şey yapamazsın dedim. Hiçbir şey yapamazsın bana. Çıktım gittim gitmedim okula atıldım sonra. Ama o psikolojik şiddet dedikleri şey var ya bakışla sözle hareketle kışkırtarak notla tacizle ellerinden gelen her şey. Ve çok planlıydı abla siz de katılır mısınız? Çok planlıydı. Yani rastgele değil o an kim nasıl hissediyorsa öyle dalmıyordu. Bence çok stratejik aşama aşama aşama aşama. Şimdi tam oraya girecektim. Tam aşama aşama.
Girebiliyorduk o şekilde ama lavabolarda çok rahat bir şekilde peruklarımızı çıkartıp başımızı örtüp okuldan o şekilde çıkabiliyorduk. İki hafta üç hafta böyle geçti. Hiç unutamadım benim böyle içime kazınmış en önemli yaşadığım olay o. Bir şekilde başörtümü örttüm dışarı çıkacağım. Dışarı bir çıktım ve polis engel ile karşılaştım. Artık dedi bu şekilde çıkamayacaksınız. Bu şekilde giremediğiniz gibi bu şekilde de çıkamayacaksınız. Hayda yani en azından rahat bir durumdu orada başımızı bir şekilde örtüp çıkabilmek travboda. Ne olacak derken oradan birkaç kişi falan daha geldi üç beş polis daha geldi. Ne olacak dedi burada dedi şu anda başınızı açıp okuldan çıkacaksınız. Burada başımı açamam dedim. En azından beni gönderirseniz lavaboda tekrar aynı şekilde peruk takar o şekilde çıkarım. Seni bu şekilde bu aykırı kıyafetine tekrar okula giremem. Zaten yasalı olmayan şey bu dedi giremezsin. Ne yapacaksan burada yapacaksın. Ben bunu burada yapamam dedim. Biliyorsunuz yani kampüs çok şehir içerisinde. Evet. Yani orada. Hemen çevre yolunun yanı da eski eğitim fakültesi arabaların geçtiği. Aynen aynen. Evet şeylerin donmuşların geçtiği ve size dediği yer de o donmuşların indiği yer. Tam o köşe kapının köşesi kalabalık yani her zaman. Çok aktif bir yer hatta balkonlardan insanlar normal sivil insanlar ya da işte dediğiniz gibi geçerken arabalar. Hatta bizi dinlemek için duran bir sürü insan hani ne olacak tepkisi ne olacak gerçekten açacak orada tam bir sinan filmi izleniyormuş gibi insanlar biz izlemeye kalkışıyorlar. Açamam dedim ben bunu burada yapamam yani o kadar sistemli ki bunu hiç beklemediğimiz bir şey. Böyle gidecek zannediyoruz böyle böyle bitecek. Aşama aşama her gün yeni bir sürprizle karşılaşıyorduk. Yapamam bunu bu şekilde dedim elinde tersiz vardı şüpheş bir şey yaptı Bekir Bey ne olacak diye çok merak ettim. Dört beş tane devreye geldi çevre emniyeti aldılar önüme eten bir duvar ördüler. O anlattığımda tek bir şey geldi ben 17 18 yaşında bir krist çocuğuyum ülkeme ne yapmış olabilir. Bu kadar devreyi buraya alacak olay olacak bir şekilde ülkeme ne yapmış olabilirim dedim ama güçlüyüm kendimi iyi hissediyorum. Yapamam dedim yani yapamazsam bu okudan çıkamazsın dediler. Aklımda hep şey var sahil yolu sahil yolda bir kapı var ya çok çocuk sözlüsünü düşünüyorum belki ama o kapıdan dışarı çıkarım hesabı yapıyorum.
Çıkmayacağım dedim çıkmayacaksam dedi ifade aynen böyle polislerde çok sert o dönemde gerçekten serti. Öyleyse defol dedi git başının çaresine bak çıkamayacaksın buradan. Geri döndüm geri döndüm ama hızlı adımdan da sahil yoluna doğru gidiyordum.
Gittim gittim sahil yolunun önünde iki tane devreyi görünce az önceki gücümden hiçbir şey kalmadı.
İnsekreum hesabımızı takip etmeyi unutma. Siter istemez ağlamaya başladım ama nasıl çıkıra çıkıra ağlıyorum. Devreye yaklaştım dedim ki istediğim şey yapamayacağım yani ben bunu burada açamayacağım yani ne gerekiyorsa yap. Hani kimlik kaptırmama yarışımız çok fazla idi belki ama orada kimliğini ver dedi sadece kimlik istiyorum seninle dedi. Kimliğim vermek için elimi çantama uzatıyorum titrediğim için ağladığım için kimliği bulamıyorum çantamın içerisinde. En sonunda çantanın içindeki cüzdanı fırlattım attım dedim alın zaten açamayacağım ben burada yapamam. Bunu sürekli tekrar ediyorum polis dedi ki açmayacaksın zaten dedi açmayacaksın dedi. Senin için saatlerdir dedi bize telsizlere emir yağdıran insanlar camlardan pencerelerden bizi izliyorlar. Onlara bu zevki yaşatmayacağız dedi. Aa helal olsun polis mi dedi bunu? Polis dedi onlara bu zevki yaşatmayacağız dedi. Kimliğine gelince dedi hiç korkma hiç kimsenin sana zarar vermesine izin vermeyeceğim dedi. Allah razı olsun. Hiç yüzüne bakmıyordun.
Bilmiyorum dedim ya yani hiç o dönemde kimseye görecek halimiz de yoktu. O dakikaya kadar beyefendi yüzüne de bakmıyordum zaten. Devam ederken dedi ki. Şaşırdın mı öyle dedi açmayacaksın tabii diyince. Çok şaşırdım iyi birileri de varmış dedim ya. Aylardır bir tek iyi insan çıkmadı bizim karşımız. Bir tek iyi bir polisle, iyi bir öğretmenle bizi teselli edecek hiç kimse ailenizle de paylaşamadığınız bir durumu. Bir imtihanı sadece kendi başınıza yaşamak zorundasınız tek başınıza. O kadar şaşırdım ki tepkisine kimliğimi yerden almaya çalışıyordu cüzdanımı çırpıyordu.
Bir de dedi bir dedenin yüzüne baktım. Ağlıyordu vekri bey o da ağlıyordu. Bir de dedi ağlamayacaksın kız kardeşim dedi. Seninle aynı ve benzer şeyler yaşıyor içeride şu anda. Ağlamayacaksın hiçbir şekilde ağlamayacaksın. Vay be helal olsun. Gerçekten helal olsun. Allah cennetine koysun onu ya. Sessizce aldı kimliğimi bizi izliyorlarmış öyle söyledi işte camlardan pencerelerden izliyorlar yıldırmaya çalışıyorlar. Bu kimlik bende kalacak dedi öyle olması gerekiyor usulen. Ama sen yarın geleceksin bölüm başkanlığından sessizce kimliği alıp gideceksin hiçbir ceza işlemini yemeyeceksin dedi.
Onu dinleyince daha çok ağladım sahil yoluna düştüm. Bilirsiniz ilk adım öğrenci yurdumla atapım arasındaki mesafe uzundur. Çok uzundur yani. Yani bir mesafe değildir yani yurda kadar yürümüşüm. Sizce nereye gidiyordum? Direkt dolabıma çıktım odaya dolabımdaki tuvalet kağıtlarına bir tane izin aldım. Aşağıda ne kadar ağladığımı bilmiyorum. O dönem o süreç gerçekten Allah sonsuz kere razı olsun. Hani iyiyle kötü’nün ayrıldığı bir dönemdi de sizin gibi inanan birini karşınıza gördüğünüzde aynı peygamberi aynı kitaba aynı ayeti inanan insanlar karşınıza gördüğünüzde duygularınız çok daha farklı değişiyordu yeniden hayatta başlıyordunuz yeniden bir güç kazanıyordunuz. O peygamber çok güç verdi bunu Rabbim kendisinden sonsuz kere razı olsun. Var ya hayattaysa Allah selamet versin vefat ettiyse Allah cennetini alsın inşallah. Amin amin inşallah. Bir kişinin önemi işte bir kişinin. Güç vermesi bile yeter size güç olması bile yeter. Sonra aldınız mı kimliğinizi? Kimliğimi aldım evet herhangi bir soruştuğumu da görmedim. Hepsi bitti dördüncü sınıfa kadar geldim her şey yolumda. Ne kadar peruklu geçti bunun? Hepsi ben. Hepsi peruklu geçti. 14 sene peruklu geçti. Öğretmenlik kilimde de devam ettim. Dördüncü sınıfa geldik düşe kalka bize dediler ki staja gideceksiniz artık siz bir öğretmen haldeysiniz. Bayanlar etek topyes giyecekler. İşte beyler takımları bize giyecekler ve siz bunlardan puan alacaksınız not alacaksınız. Ben hiç pahalosyemi çıkartmadım. Peruk da başımda şimdi bu iş nasıl olacak? Kara kara bunu düşünüyor. Ben nasıl staja gideceğim süreç nasıl devam edecek? Kendim kendime dedim ki yani başvurduğuna kadar varsa siz de çok iyi bilirsiniz. Nisa suresi 60. ayet-i kerimede falan geçer. Cilbap ayeti vardır Ashab suresinde. Dışörtü o kadar fazla onu da çıkartmak istemiyorum. Partisi masraf çıkartmak istemiyorum. Nasıl gelsem öyle mezun olma derdindeyim. Nasıl geldiysem öyle gideyim bu okuldan derdindeyim. Çok uzun bir önlük diktirdim. Komikti gerçekten yani. Aşağı paçalara bir karışık alana kadar falan uzunlukta diktirdim. Hani öğretmenler önlük giyerler ya ben de o şekilde partisi yapacağım. Sonra peruğumu taktım. Staj dönemimiz başladı. Staja gidiyoruz geliyoruz filan. Ama hep aynı tedirginim devam ediyor. Oturduğum yerden kalkmak istemiyorum. İnsanlar çok bizi görsünler istemiyorum. Ders arası oluyor. Bütün öğretmen adayları öğretmenler odasına gidiyor. Ama ben gidemiyorum. Çocuklarla da oturamıyorum. Soru sorsalar cevap verecek pozisyonda değilim. Kantine gittim Bekir Bey. Bir çay ocağı buldum. Orada bir tabure işte. Öyle orada oturuyorum. Yine aynı okulda nasılsa. 7 saat nasılsa. Orada da aynı o şekilde oturuyorum. Küçük çocuklar geliyorlar. İşte ikinci sınıf, üçüncü sınıf öğrencileri falan. Sonra bitti staj bir gün. Unutamadığım için bunu dekliyorum anlatıyorum. Üç çocuklardan bir tanesi yanına atlaştı. Abla dedi. Eğildim yanına eğilir eğilmez. Eğilir peruma çekip aşağıya indirdi. Arkadaşlarına dedik ben size demedim mi? Onun saçı gerçek değil. Kız mı erkek mi? Erkekti. Küçük bir afacen erkek çocuğuydu. Suç yoktu. O bir çocuk bunu yaparken onu. Ruhumda çok büyük bir dar bizi bıraktı. Başım açılmadı. Altında başvurum vardı ama sonra gelecekten daha çok kaygılandım. Öğretmen olacaksın dedim. Belki bunları daha fazla yaşayacaksın. O günde zor bir gündü benim için. Sondu. Yavaş yavaş bitiyordu okul. Çok bir ceza almadan, sicimimizi işletmeden, kemiklerimizi kaptırmadan, o polisle desteğiyle. O şekilde bitti üniversite. Sonra öğretmenlik dönemi başladı tabi. 4 seneden sonra bir 10 yılda öğretmenlik dönemi de peruk taktım. Şimdi isterseniz finalde geleyim yavaş yavaş. Bu 10 yıl bir şekilde geçti. Öğretmenlikten istediğinizi bulabildiniz mi? Değdi mi belki bu kadar 4 sene falan diye soracak olursanız. Fazlasıyla buldum. Elhamdülillah. Hiç pişman olmadım öğretmen olduğum için. O günleri yaşadığım için hiç pişman olmadım. Hakikaten eğitimci olmak çok farklı bir şey. Öğrencilerle baş başa olmak çok farklı bir şey. İnsani manevi değerleri verebilmek, bunun için gayret göstermek çok başka bir şey. Öğretmenlik hayatımda dışarıda sosyal hayatımda da. Elimden geleniğimi yapmaya çalışıyordum. Aynen ilk günkü beynime kodlanan şeyler neyse aynı şeylerin mücadelesini sosyal hayatımda da vermeye devam ediyordum. 10 yıl bitti. Biz her an bekliyoruz güzel şeyler olacak ülkede. Çünkü kulağımıza onlar da geliyor. Nasıl kötü şeylerin olacağı önceden müjde deniyorsa güzel şeylerin olacağı da yavaş yavaş bize muştu şekilde geliyordu. 10 yıl geçti. Şimdi yine bir Kasım ayıydı. Eğitim 1 sen cimlitasizlik başlattı. 11 milyon imza topladı. Bu imzalardan da anlıyorduk ki yani halkın nazarında bu yasağın bir karşılığı yok yani. Aslında halk bunu istemiyor. Ama hep gizlediler. Siz de bilirsiniz bizim meydanda yürüyüş gösteri haklarımızı falan elimizden alıyorlardı. Ben yurttan biz toplu halde çıkıp da hani meydanda gösteri olacağı, hakkımızı savunacağımız bir şekilde sesimizi halka duyurabileceğimiz bir ortağım. Çünkü üniversiteler biraz da sapayerler. Hele Kuplupet kampüsü falan hiç duyulmuyor yaşadıklarımız.
O dönemde çok iyi hatırlıyorum yurttan çıktık hep beraber arkadaşlarla. Otobüsler yarıda durduruluyordu. Ne kadar başvurduğu Türk Kız Öğrenci üniversitesi kollarından çeke çeke otobüsten dışarı atıyorlar. Bir sonraki otobüsü yükleyip geldiği yere gönderiyorlar. Bir bilgil koyalım. Necbettin Erbakan neden değerlidir bu ülkede? Rasim Özdenören merhum neden değerlidir? Nuri Pakdil neden değerlidir? Sezai Karakoç neden değerlidir? Aliye İzzat Begoviç neden değerlidir? Allah ganı ganı rahmet eylesin. Muhsin Başkan neden değerlidir?
Bu zamanda şu konforlu alanda herkes istediği her şeyi söylüyor. Bir YouTube kanalı açıyorsun, bir gazete açıyorsun, bir dergi. Devlet bu anlamda destek de oluyor yani. Siz böyle gidiyorsunuz belediyelere gidiyorsunuz, konferanslar görüyorsunuz çok kıymetli. O zamanlar yani iki üç kişinin bile yan yana geldiğinde haklarında soruşturma açılan ya da biz bu ülkenin gerçek unsurlarıyız, bu ülkede bizim istemediğimiz hiçbir şey olmaz diyenlere ikna odalarına ve okullarında bekleyen çevik kuvvete rağmen o zaman çıkıp mecliste defalarca partisinin kapanmasını göze alarak gün gelecek ve başörtüller bu ülkede saygıdeğer insanlar olacak, insanlar selama duracak ki eleştirilmişti. Ben eleştirmiyorum. Allah rahmet eylesin, Allah razı olsun bunu söylediği için. Siz böyle değilsiniz, siz bu muameleyi hak etmiyorsunuz ve bu ülkede gün gelecek bir şeyler değişecek ve siz hak ettiğiniz değeri görebileceksiniz diyen üç beş tane adam vardı. Bu yüzden çok kıymetlidir bu figürler. Muhsin Yazıcıoğlu bu yüzden çok kıymetli bir figürdür.
Aliye İzzet Begovic o yüzden çok kıymetlidir. Allah gani gani rahmet eylesin. Necmettin Erbakan hocam merhum. O yüzden çok kıymetli bir figürdür. Herkesin inancını kaybettiği yerde, herkesin sizi dışladığı yerde o kimliğinizi yerden alıp tabii ki açmayacaksın başını diyen polis neyse Necmettin Erbakan ülke konjuktüründe o adamdı işte. Allah gani gani rahmet eylesin. Bitti dediğiniz anda hatta anlatılır. Bir tepeden izlediğinizde İslam ordusunda kimin nerede savaştığını bilemezdiniz.
Üç kişi hariç der o üç kişiyi görürdünüz bir tepeden baktığınızda. Ha derdiniz şu şurada Efendimiz aleyhissalatü vesselam’ı tariflerken diyorlar ki ordu bir adım acaba mı deyip geriye attığı yerde öne çıkan kişi Allah Rasulü aleyhissalatü vesselam’dı diyor. Yani o bir kişi herkes öne atıldığında çok kıymetler değildir belki ama herkes geri adım attığında öne çıkan adam işte o liderdir. O mücahiddir o vahittir.
Bu yüzden bu isimler Sezai Karakuçlar, Nuri Paktiller, Rasim Özdenörenler, Cahit Zarifoğullar, Ali Alar, Necmettin Erbakanlar o yüzden çok kıymetli figürlerdi. Zaten bu yüzden de tarih o zulmü yapanları ona neye benzemişsin ya baksana şu haline moda dergisinden fırlamış gibisindir diyen adam acı bir hatıra olarak onun zihninde kalmakla beraber Cenab-ı Allah onu sahir onun ismini, onun neslini, onun cismini insanlara unuttururken
bu yüzden insanlar hala bugün YouTube’da Necmettin Erbakan’a rahmet okurlar. Bu yüzden hala Ali Ezzet Begu için kitapları çok satar. Bu yüzden Cahit Zarifoğulları, Muhsin Başkanı bu insanlar unutmazlar. Neden biliyor musunuz? Tekrar eden unutmaz diye bir şey yok. Bu bilimsel tarafıdır. Allah istediğini unutturur, istediğini hatırlatır. Dimağın sahibi, yerin göğün sahibi Allah olduğu gibi dimaların sahibi, hafsalanın sahibi, zihnimizin sahibi de Allah’tır. Allah isterse bir insanı hatırlatır.
Allah isterse her gün 500 defa tekrar etmenize rağmen Allah unutturmak istediğini unutturur. Ondan unutuldu gitti. Belki o zulmü kendisine yapan adamın adını soyadını bile hatırlamıyor. Ama biz bugün Necmettin Erbakan’a ve o anlamda Müslümanların yanında duran bu davanın yanında duran insanlara biz unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız da nesillerimize de öğreteceğiz. Allah onlardan razı olsun. Bu kızlar bunu şahsi bir mesele için yapmıyorlar ki. Tabii ki hani selam durmayı hak eden insanlardı. Bekir Bey, bu kaç yaşına gelmiş genç kız bizim arkadaşlarımızdan altına yapanlar oluyor diye. Geceleri altlarına yapanlar oluyor. Korkudan altlarına. Travmadan yani. Her gün ne yaşayacağız? Ertesinin başımıza ne gelecek? Yani jobla tehdit ediliyorsunuz. Bir şekilde her yerde olunuz. Bir şekilde gururunuz kırılıyor. Kaçıncı sınıf insan muamelesi görüyorsunuz. Artık ben bile kendimi sorgulamaya başlamıştım gerçekten. Olmalı mıydım bu ülkede diye. Gerçekten bu sorgu yaptığımı hala inanamıyorum ama o dönemde o kadar kendinize hani nefis tezkesi diyorlar ya bir şekilde nefsinizi alaşağı etme.
Bizi bunu fazlasıyla hissettirdiler. Diyorum ya Rabbi’m inşallah bir daha o günleri yaşatmaz hiçbirimizi. Bunu çocuklara anlatıyor musunuz? Çok dile getirmedim. Yani bugün yani zor bir şekilde bugünlere geldiğimizi bilir öğrencilerimiz. Yani bazı şeyleri anlatırız ama bu kadar detaya hiç inmedik yani. İlk defa burada anlatıyorum diyebilirim. O şeyde infak derneğiniz var sizin Yozgat’ta bildiğim kadarıyla. Evet, evet. Orada dersler yapıyorsunuz. Gençlerle bir araya geldiğinizi biliyorum. Anlatın bence bunu çocuklara. Aynen gençlik yetiştirmelerini. Yani bugün hani çokça konuşuluyor.
Ben birazcık da ifrat edildiğini düşünüyorum. Yani genç kızlar açılmak istiyor öyle bir şey yok. Yani bu açılmak isteyenler vardır muhtemelen ama fevç fevç tesettüre giren ya da namaza başlayan yüz binlerce milyonlarca gencimiz var. En azından bu bedellerin ödendiğini bilsin adına bence bunu gençlerle paylaşmak lazım. Kesinlikle hatta ben şu an üniversite öğrencilerin çok rahat bir şekilde başlarını örtüme istediklerini namaz kılarken bunun ne kadar kıymetli bir şey olduğunu bildiklerini çok zannetmiyorum. Böyle imrenerek bakıyor musunuz bazen?
Ben geçen bir üniversitede gördüm çime sermişler böyle bir grup cemaat olmuşlar namaz kılıyorlar. Şöyle baktım uzakta dedim nasıl bir devletin içinde olduklarının farkında mıdırlar acaba? Yani ne kadar büyük bir lütuf olduğunun farkındalar mı acaba? Sizin de gönlünüze düşüyor mu öyle baktım? Aynen hatta gelmeden önce üniversite öğrenciler arkadaşlarla bir aradayken öyle dedim. Yani o kadar güzel bir hayatınız var. Çok muhteşem bir çünkü bunlarla uğraşmıyorsunuz. Kendinizi yetiştiriyorsunuz, koşturuyorsunuz. Yani İFAD derneğine gelen genç öğrencilerimiz, üniversite öğrencilerimiz öyle dedim. Hiç bunlarla uğraşmadınız.
Çünkü bizim bunlarla uğraşmakta kaynak olarak diğer tarafta ihmal ettiğimiz dönemler oldu, mecburen oldu. Yani sınırlandırıldık bir yerde. Ama onlar öyle bir dertleri yok gerçekten. Hakikaten mescitler ellerinin altında koşuşturmaları var. Hiç tesettür gibi bir sıkıntılar, problemleri yok. Bunlarla uğraşmıyor şu anda gençlik elhamdülillah. Ama bilmeleri gerekir ki bu bir gecelik bir şey ya. Nasıl ki bize bir gecede bunu dayattılar, bir genelgeyle bir gecede şu anda sahip olduğumuz her şey elimizden alabilirler. Öyle değil mi? Yani ağlayan polis de bunu isteyerek yapmıyordu ki. Tıpkı benim gibi.
Ama buna mecbur ediliyordu. Yani birileri Allah muhafaza bizi buna tekrar mecbur edebilir yani. Eder eder edebilir ne? Eder edecekler. Allah fırsat vermesin. Görmediniz mi geçtiğimiz günlerde televizyonlarda bir tanesi çıktı. Başörtülü psikolog mu olur dedi yani. Başörtülü psikolog mu olur? Başörtülü öğretmen mi olur dedi. Bu bu hasretle yanıp tutuştukları o kadar belli ki yani. Gözlerinden okunuyor bu. Yani Cenab-ı Allah bazen şükrü hakkıyla eda edilmeyen nimetleri Cenab-ı Allah alarak da imtihan eder kulları.
Rabbim bunun nimet olduğunun bir lincine vardırsın bize. Bakın benim dedem ne derdi biliyor musunuz? Ezan okurdu. Okunurdu böyle otururdu böyle yapardı. Hey hey yavrum hey. Oturmak değil ayağa kalkmak lazım derdi. Çünkü 1932 ile 50 yıllar arasında Türkçe ezanı dinlemiş bir nesildi onlar. Biz Arapça okunan ezanın kıymetini bilmiyorduk. Neden? Bedelini biz ödeyenler biz değildik. Şimdi siz de başörtüsünün bedelini ödediğiniz için üniversitelere baktığınızda diyorsunuz ki. Bu çocuklar ne kadar güzel bir şeyin içinde olduğunun farkında mı acaba? Bugün bu ülkede elhamdülillah yolda sokakta, adliyede, okulda, hastanede, nerede olursa ol o kamusal alan dedikleri saçmalıkların, o mekanların hepsinde. Bugün herhangi birinin başörtüsüne cebren el uzatılsın. Bugün bu ülkede iç işleri bakanlığı düzeyinde dönüş oluyor oraya. Evet. Direkt bakanlıktan arıyorlar. Siz ne yapıyorsunuz diye. Hatta bakın adil olmak lazım başka bir açısında vereyim.
Bugün senin başın açık böyle giyinemezsin kolun dövmeli diye müdahale edilen insanlara da iç işleri bakanlığında düzeyinde dönüş yapılıyor. Evet. Bu insanın kişisel tercihidir karışamazsınız diye ve bu insanlar bunu yapan insanlar kendilerini demokrat olarak tanımlıyorlar. Özgürlükçü insanlar olarak tanımlıyorlar. Bu muydu özgürlük? Bu hanımefendi yetiştiği yerde evinizde mutlaka bayrak asılı durdu varla. Babanız ne kadar milletçi bir insandır sizin. O işte kızım askerimiz polisimiz bizimdir diye 18 yaşında eğittiğin çocuğunu okula gönderiyorsun. Polis jobuyla karşılaşıyor hayatında ilk defa. Siz hiç fiske yememişsinizdir babanızla. Aynen karşı karşıya getiriyorlar öğretmeni polisi öğrenciyi. Değdi mi peki? Abla şey olarak değdi mi yani estetize ederek sormaya çalışayım. Yani o zaman tesettür için çok ciddi bir mücadele verildi. Bu verilen mücadeleler kamuoyunun bir kısmı tarafından unutuldu. Hatta bu mücadeleyi verenler tarafından da unutuldu.
Hatta o başörtüsünü çıkarmak istemeyen o zamanki genç kızlar şu zaman işte kariyer sahibi olunca, statü sahibi olunca onların tesettürleri de başka bir şeye doğru evrilmeye başladılar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani biz o mücadeleyi bazen biz boşuna mı verdik de hiç gönlünüze düştüğü oluyor mu? Yok bu hiçbir zaman gönlüne düşmedi. Şuna inanıyorum bu bireysel bir mücadele. Bu Allah’ın ayeti. Ben Asla 59’u başımda taşıyorum. Olaya böyle bakıyorum. Bu benim şahsi mücadelemdir. Önünceye dek vermek zorundayım o mücadeleyi. Herkesine kendi mücadelesi diye düşünüyorum. Evet gerçekten o çözünme çok yaşandı. 90’lı yılların heyecanı kalmadı. Bunu da farkındayız. Ne diyelim inşallah koşuşturmalarla, hizmetlerle, gençlik yetiştirmeleriyle onlara tekrar o heyecanı, o şuuru adapte etmek gerekiyor. Böyle inanıyorum. Yolundan dönen, vazgeçen, o mücadeleyi unutan bütün bu sıkıntı yaşamasında rağmen unutan arkadaşlara da Rabbimden hidayet diliyoruz.
Bireysel bir imtihandır bu. Kendi imtihandır. Önce edecek de devam edecek onun bu imtihanı yani. O açıdan kişisel diyorum. Kimseyi bağlamaz diye düşünüyorum. Gençler sizi seviyorlar ya Rabia Hanım. Biz de onları çok seviyoruz. Seviyor mu çocuklar sizi etrafınızdakiler? Çok seviyoruz. Bir kitlemiz var. İnşallah öyledir. Biz çok seviyoruz. Bence seviyorlar. Çok seviyoruz. Elhamdülillah harika bir gençlik yapılanması var Yozgat’ta. Ben geçtiğimiz haftalarda misafir oldum onlara. Oturduk çocuklarla sohbet ettik. Hatta o kadar güzel şeyler hediye etmişler. Bir araya gelmişler.
Kur’an-ı Kerim okumuşlar. Rahmetli anneciğime, Hatmi Şerifler, Yasin-i Şerifler, Salavatlar. Onları hazırlamışlar. Böyle güzel, görseniz mis gibi, ters, temiz böyle şey. Ayrıca da öğretmenlerin yani çoğunlukla öğretmenlerin bir araya gelmesinden bir de dernek kurmuşlar. İnfak Derneği diye. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir tarafında mazlumlara falan yetişmeye çalışıyorlar. İnsan bedel ödeyince daha bir şey oluyor değil mi? Çok kıymetli oluyor. Daha hararetle hizmet etmek istiyor değil mi? Aynen o kadar değerli oluyor. Çünkü hep sınırlandırılmışsınız, engellemişsiniz. Önünüz açıldığınızda var. Sonra ne kadar yapabileceğiz her şeyi yapmak istiyorsunuz. Bütün gayretiniz, emeğinizi ortaya koymak istiyorsunuz. Gençlik de buna değer. Hani bize kuşağ filan diyorlardı ya, emin olun ki zerre kadar öyle bir kuşağa geldiği filan yok. Tabii ki olacak. Nasıl o dönemde çözülmeler varsa bu dönemde de olacak yani çözülmeler var ama neden hep biz bu tarafı eşekli ediyorlar? Hep böyle olumsuzluğu görmeye doğru itiyorlar anlamıyorum. Bir gelseler derneğimize gerçekten başka şehirlerde de var.
7-8 tane şehirde temsilcimiz var. Aslında yardım faaliyetleri yapıyoruz normalde ama asıl yaptığımız gaye gençliğe bir şekilde mani ilahat verebilmek. Eski 90’ların aşkını tekrar aşılayabilmek. Bu açtığımda ben gençlerin gözünde bu aşkı görüyorum. Çok daha güzel şeylerin yaşanacağına, güzel bir Türkiye’den tekrar tekrar fazla size geleceğini, bir rektimini anlıyorum. Ben normalde biliyorsunuz, bu kanalda siyasi politik içeriği konuşulmaz fakat bu bir siyasi bir başlık değil. Bu kadar bedel ödendikten sonra bir şekilde başörtüllere yeniden okulun, o kamusal alan saçmalığını yolunu açan Recep Tayyip Erdoğan’la Allah razı olsun. Çok büyük bir hizmet, çok büyük acılar yaşandı orada. Elhamdülillah, şükürler olsun. İnşallah bir daha böyle bir şeyle imtihan olunmayız diye dua edelim. İnşallah bazı insanlar bir saat daha yaşasın diye, sadece bir saat daha şu dünyada yaşasın diye bütün ömrünüzü feda edersiniz.
Bu konukların bende ki karşılığı bu gerçekten. Bu kadar acıyı yaşadık, bizi unutturdu yani. Bu kadar çok şeyi unutturdu ki, önümüzü açarak. Geçenlerde bu KPSS’de görev aldım, salon başkanlığı görev aldım. Salon başkanlığı için ANVI’de kürsüye çıktığımda, bu şekilde tamamen bu şekilde çıktığımda, elimde notlar okurken, öğrenciler salonun kurallarını dinlemiyorlardı. Tepeden tırna beni izliyorlardı. Bu da olabilirdi yani, bizi rahatlattı o anlamda. Üniversite sınavlarında yedek gözetmenlik yapıyorum bazen ki.
Çocuklar okula girdikten ilk karşılığından ben oluyorum. Hani sırayı alıp kimlik gözlerini kontrol ediyoruz ya. O kontrolleri falan yaparken tamamen tepeden tırnağı ezdiklerini düşünüyorum ki, onlar da alışsınlar. Onların gözleri, bunlara da alışsınlar. Bunlar da ülkemizin tesettür alışmaları gerekiyor bir şekilde. Allah razı olsun. Sivri tahtsizlik dedim, mutlu sonuna bitirelim. Hadi bitirelim. Oradan bitirelim inşallah. Müdürü dedim ki, imam hatipte çalışıyoruz. Okula dedim yavaş yavaş meslek ders öğretmenleri geliyor. Onlar başları örtülü geliyorlar elhamdülillah.
Şaşırarak o kolde orada bakıyorum çünkü öyle şeyler yaşamışsınız. 15 sene geçmiş. Hasretle bekliyorsunuz. Hani sızıldıktan yanarsınız da kendiniz suya atacak gibi beklersiniz ya. Aynen bekliyorum. Dedim ki o şekilde geliyorlar. Neden dedim meslek ders öğretmenlerimiz o şekilde başörtülü girerken? Ben Türkçe öğretmeni olarak Peruk’la derse devam ediyorum. Öğrencilerim sorgulayacak artık dedim yani. Rabi hocacı başka bir niyetle bir Peruk takıyor. Diyecekler müdürüm dedim. Benim dedi sana başını ört de derse gir diyecek yetki mi yok? Ancak dedi millet müdürümüzün toplantısı olacak. Okulumuzda kendisine dedi bir çıtlatırsam. Hani belki şey yapar bir kolaylık tanıyacaktır dedi. Yol gösterecektir filan. Hasretle o gün bekliyorum. 17 Kasım 2012 çarşamba günüydü. Hiç unutmuyorum. Benim kitaplarım hep kenarlarında yazar. 26 Eylül 98. Allah’ım bu günler geçecek mi? Ekim 98. Rabbim bu günler bitecek mi? O çarşambaydı yazmışım. Delay-ül Hayrı’tın kenarına yazmışım. 17 Kasım çarşamba günüydü. Milletin müdürü toplantıyı bitirdikten sonra müdür bey kaşıyla gözüyle işaret etti. Hani tam çıkkıyı yakala diye. Müdür bey bir şey rica edebilir miyim dedim. Kenara çekti beni. Yıllarca peruk taktım ben bu ülkede dedim. Çok sıkıntılar yaşattık dedim. Meslek dersi öğretmenlerinden örtülü girenler var dedim. Benim başımı örtme şansım yokmuş. Sadece direkt kurtulseydim. Başımı örtme şansım yokmuş. Bana tek bir şey söyledi. Niye duruyorsun ki dedi. Yukarı çık ve başını ört hocam dedi. Bir dakika bile durma. Senin yanında olsam bir dakika durmazdım dedi. Hiç unutmuyorum. Hiç teşekkür etmiyordum bile hatırlamıyorum yani. Derslere girmeye başladım. Sonra hep yeni bir hayat başladı. Elhamdülillah.
Yani bir önceki 10 yılla bir sonraki 10 yıl arasında çok şey değişti. Ne hissettin abla ilk tesettürlü sınıfa gidince? Çocuklar böyle kendi aralarında birbirlerine bakıp konuşunca elhamdülillah dedim. Hep bu günü bekledik bunu yaşadık biraz onlara anlattım. Ama bu mutluluğun tarifi yok yani. Hiçbir şekilde yok. Hayatımızın sanki en önemli dönüm noktası. En önemli viraj, en önemli kurumlu noktasıydı o gün. Dedim ya hep yeni bir abiye oldum düşünüyorum. Bir büyük bir heyecanla daha fazla seninle hizmet edeyim.
Allah’a nasıl teşekkür edebilirim hesabını yaptık. Bizim için hizmet, bizim için koşuştuğumu Allah’a bunun için teşekkür edebilmekte. Yani demek ki Rabia Hanım daha çağdaş, daha aydın bir hanımefendi olma yolunda size sunulan fırsatı tepmişsiniz anladığım kadarıyla. Bu hiç hoş değil. Elhamdülillah. Elhamdülillah. Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Allah ne muradın varsa versin. Şimdi sana bir şey soracağım. Bu polis abiyi görsen hatırlar mısın? Mümkün değil. Hatırlamaz mısın? Mümkün değil hatırlamaz. Ama onu hiç unutamadım. Polis abi eğer bizi izliyorsun ve hala hayattaysan bana ulaş. Bana ulaş. Şimdi bunu söylersen herkes o benim diye yazar. Daha önce yaşadık biz bunu abi. O polis bende bu yollarda. Hem de komiserdi falan. O polis abi bak gerçekten o günü hatırlayıp konuşsan detayları sana anlatsa daha fazla detay var mı? Şu an burada söylemeyip sadece onun bilebileceği yok mu? Bulabilirim, bulabilirim tabii. O detaylarım var.
Polis abi bize ulaş. Bak sana bir sürprizimiz olacak inşallah. Ya bizzat benim inşallah. Biz senden haber bekliyoruz. Rabia abla çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Allah senden razı olsun. Cümlemize de inşallah. Derneğinizdeki kardeşlere, gençlerinize, bütün Yozgat’a, sizin vesileğinize selam ediyoruz. Teşekkür ederiz. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Bizden bu gündür bu kadar kıymetli dostlar. Eğer hala videoyu beğenip şuraya da bir yorum yazmadıysanız size de diyecek bir şey bulabilirsiniz.
Hayırınız, evelinizden hayırlı olsun. Hoşçakalın.