Doç. Dr. Ebubekir Sifil – Fıkıh Güncellenmeli mi? – Cumartesi Sohbetleri (6)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=G1S48PcTvJs.
Usul değişebilir. Fıkhiyat alanına gelince, bir güncelleme tırnak içinde biliyorsunuz gündemimiz oldu. Fıkhi müktesebatımız içerisinde güncellenmesi gereken meseleler var mıdır? Elhak vardır. İstihadi meseleler zannidir. Delillerin ya delaleti ya sübutu noktasında bir zanniyet olduğu için zaten ihtilaf edilmiştir. Mezhepler ortaya çıkmıştır. Bir meselede istihat bahis konusuysa, o meselede ihtilaf da normaldir, kaçınılmazdır hatta. Şimdi bir kısım fıkhi meseleler, bir kısım fetvalar, zamana, döneme, göre, yerelilik ifade edebilir mi? Edebilir tabii ki. Ama bu bütünüyle fıkı sisteminin de güncellenmesi gerektiğini ifade etmez. Ben size bir şey söyleyeyim. Biz fıkı üç kategoride değerlendiriyoruz, düşünüyoruz ve etit ediyoruz. Birincisi usul, usul-i fıkı. Usul-i fıkın benim istediğim meseleler hakkında kim bizi ikna edici bir şekilde artık bunların zamanını, dönemini doldurduğunu söyleyebildi. Ben böyle bir şey bilmiyorum. Yani yaşım 61 oldu. Hasbelkader kendimi bildiğim bileli bu işlerle iştigal ederim. Usul-i fıkın şu prensibi yanlıştır arkadaş.
Şu sebeple yanlıştır deyip de bunu ispat edebilen birisini ben görmedim. Mesele retörük üzerinden götürülüyor. Söylem. Esvendim usul-i fıkı işimizi görmüyor. Makasıt fıkını benimseyelim. Şimdi burada atı arabanın önüne mi koştuk, arkasına mı koştuk? Yola doğru bir niyetle mi çıktık yoksa niyetimizde bir arıza mı var? Buna bir bakmamız lazım.
Bugün hitap etmiyor, bugün bizim meselemizi çözmüyor diye bakıyorsak herhangi bir yapıya, herhangi bir sisteme yanlış yapıyoruz. İslam’ı herhangi bir sistem bizim problemlerimizi çözsün diye var olmadı ki. İslam bizi dünyada bir elimiz yağda, bir elimiz balda yaşayalım diye öyle bir hayata kavuşturmak için gelmedi ki. Bu dünya bir imtihan dünyası. Bunu unutmayalım.
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْسِمْ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالْتَمَغَاتِ Evlatlardan, mallardan, ekinlerden, sağlıktan, sıhhatten eksiltmelerle imtihan ediliyoruz biz. Bu zaman zaman ekonomik durum da olur. Zaman zaman psikolojik olur, zaman zaman sosyolojik meseleler olur. Cenab-ı Hak bizi bazen sıkar, bazen rahatlatır. Bu imtihan içindir.
İmtihan dünyanın varoluş amacı bu. Dolayısıyla biz bu dünyada bir elimiz yağda, bir elimiz balda olalım. İslam bizi böyle bir hayata kavuşturmak için gelmiştir diyorsak yanlış bir yerden başladık demektir. Müslümanlığımızı bir tazeleyelim o zaman. Ha bu şu demek değildir. İslam her ne olursa olsun önümüzü tıkıyacak, bizi duvara dayayacak. Böyle bir şey yok. Siz Müslüman oluşun temel parametrelerini dikkatten kaçırmayın, unutmayın, unutturmayın. Elbette fıkık sistemi sizin günlük hayatta karşılaştığınız birtakım problemleri çözmek zorundadır. Fıkkın da varoluş amacı budur. Problem çözmek. Problemi nasıl çözer? Ya sizi rahatlatır, ya sizi sıkar. Yani illa fıkık bizim önümüzü açsın, bizi amacımıza ulaştırsın. Müslüman kalarak her türlü af edersiniz, haltı işleyebilelim gibi bir maksatla yola çıkıyorsanız fıkıha bunu yaptıramazsınız. Belki sizi amacınızı değiştirin arkadaş diye zorluyor. Belki amacınızda bir problem var. Amacınızın meşruiyeti sorgulanmalı ama siz onu amaç edindiniz, onu sabite edindiniz ve dine de bir vazife yüklediniz. Beni oraya götüreceksin. Arkadaş beni dünyanın sayılı zenginleri arasına sokacaksın. Hey fıkıh bunu nasıl yapıyorsan yap diyemezsiniz. Böyle bir hakkınız yok. Müslümanlığınızı yeniden gözden geçirin, tarif edin. Niye müslümansınız? Müslüman olmak sizin için ne ifade ediyor? Buradaki varoluşunuz nedir? Ondan sonra fıkıhla münasebetinizi yeni baştan kurun. İkinci bir mesele. Usulü fıkıhtan neyi eskittik? De bunu tıkanan bir mekanizma olarak görüyoruz. Dedik. İkinci bir mesele. Fırı fıkıhla usulü fıkıh arasında bir ara mekanizmayı ara tabakayı oluşturan bir yapı daha var. O da kavait. Bakın bizim mecellenin başında 99 tane külli kaidemiz var. Ben fıkıhla iştigal eden gençlerimize, genç araştırmacılara, hocalara, akademisyenlere tavsiye ederim. Bu kavait üzerine yoğunlaşın. Bu kavait üzerine ihtisas yapmış kaç kişi var bu ülkede bilmiyorum. Yanlış bir şey söylemek istemem. Ama bu kavait dahi eskidi bizim işimizi görmüyor, meselemizi çözmüyor diyebilen bir Allah kulu var mıdır? Bu kavaitin neresini kaç maddesini eskittik biz? Kaç maddesi tarihte bırakılması gereken şeyler olarak tebellül etti önümüze. Bu kavaiti külliyeyi ne kadar işlettik biz?
Bu problem çözen mekanizma olarak bunları ne kadar hayatın içine sokabildik ki bakın usul gitti, kavait gitti, fürüv fıkıh gitti, iştihat istiyoruz. Yeni iştihat istiyoruz. Pransip olarak fıkıh buna da itiraz etmez. İştihat kapısı açık mıdır? El hak açıktır. Oradan geçebilen için. Şimdi o zaman ben yeni iştihat istiyorum ya da ben iştihat yapıyorum diyorsanız,
bu açık kapıdan girmek istiyorum ben arkadaş diyorsanız, sizi eğer ahlaklıysanız, tutarlıysanız, sorumluysanız, ne yaptığınızın bilincindeyseniz sizi bir mesele bekliyor demektir. İçtihat etmek için ortaya bir içtihat sistemi koymanız lazım. Neye dayanarak, hangi esas prensiplere dayanarak içtihat edeceksiniz? Yani bir usulü fıkıh isteriz. İşin Türkçesi bu.
Mevcut usulü fıkıh işimizi görmüyor. Hanefisiyle Şafisiyle, Hanbelisiyle, Malikisiyle. Bu dört tane usulü fıkıh sistemi iflas etti diyorsunuz. Kavait zaten hiç işiniz yok onunla. Fırat eskidi diyorsunuz. 1500-1400 sene öncesinin içtihatları diyorsun. Peki, içtihat yapacaksınız. Usulü fıkhınız nedir arkadaş? Bir ortaya koyun bunu görelim. Usulü fıkıh olmadan içtihat yapılmaz. Ama bugün o kadar çok müştehit var ki hiçbirisinin usulü fıkıhı yok.
Ben böyle anlıyorum diyor. Böyle usul olmaz. Böyle başıbozukluk olmaz. Ben böyle anlıyorum diye bir usulü fıkıh sistemi yok. Senin o anlayışının hakikate uygun olduğunu ben nereden bileceğim? Dolayısıyla samimiyse bu insanlar ortaya usulü fıkıhlarını koyarlar. O usulü fıkıh işin ehli tarafından tartışılır. Yargılanır, sorgulanır, dövülür, vurulur. Eğer o cenkten salimen çıkabiliyorsa, ki tarihte böyle olmuştur mevcut usullerin, bize kadar gelebilen usullerin hikayesi budur. Bunlar tarih içerisinde her bakımdan tenkit edilmiş, sorgulanmış, yargılanmış, acımasız biçimde sorgulanmış, yargılanmış ve oradan anlının akıyla çıkmış sistemlerdir. Siz de koyun ortaya böyle bir sistem. Bunu konuşalım, tartışalım. Eğer bu konuşmadan, tartışmadan salimen çıkabiliyorsa bu sistem, eyvallah alel-aynı ve res. İstihat kapısı açık, geçebilen oradan geçmiştir. Hürmet ederiz, saygı duyarız, teşvik ederiz, destekleriz, alkışlarız. Ama usulü fıkıh olmadan ben istihat etmek istiyorum arkadaşlar iseniz, ben orada size bir şey söylerim. İbn-i Abidin merhum, Hanefi fukahasını hiyerarşik bir sıralamaya tabi tutmuş. Buna tabakatul fukaha sistemi diyoruz. Bunu 6 tane ana kategoriye ayırmış. Üst başlık ve alt başlık. Üst başlıkta 3 ayrı müjdehit kategorisi var. Mutlak müjdehit, mezhepte müjdehit ve meselede müjdehit. Bunların her birinin açılımları var, burada uzun gider.
İkinci kategoride muhakkık ulema yer alır. Bunlar aslen mukallittir ama tahkik ehlidir. Ashab-ı tercih, ashab-ı tahkik, ashab-ı temyiz. Ashab-ı temyiz, ashab-ı tercih, ashab-ı tahkik. Şimdi bu 3’ü mukallittir ama tahkik ehlidir. İbn-i Abidin merhum bunları verdikten sonra, bu 6 kategoriyi verdikten sonra diyor ki
bu fakire gelince eğer sorsanız ki sen neredesin? Vallahi ben bunların hiçbirisinde değilim. Ben mukallid-i mahzum. Şimdi ironiye bakın. Ben mahza mukallidim, bu 6 tabakadan hiçbirisinde benim yerim yok diyen İbn-i Abidin’i temel kaynak olarak kullanıyor bizim müjdehitlerimiz. Böyle bir ironi olur mu? İbn-i Abidin’i aşamamışsın, iştihat iddia ediyorsun. Azıcık haddini bil de. Azıcık haddini bilmek gerekir yani.
Dolayısıyla burada bir zihni çarpılma durumu var. Fıka bakışta bir çarpıklık var, dine bakışta bir çarpıklık var.
Burada bir zihin tazelemesi yapmamız lazım.