"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmed Fatih Can – Aklın Putlaştırılması

Mehmed Fatih Can – Aklın Putlaştırılması

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=tpjUGEue6to.

Dinin yerine aklı ve hala bugün dediğim bir silah olarak, slogan şeklinde, bilimsel bilgi dediğimiz o kavramı dinin yerine ikame ediyorlar ve bunları mutlaklaştırmak suretiyle aslında bir nevi kendileri kendi fikirleriyle tezada düşerek kutsallaştırmış oluyorlar. Yeni bir kutsal oluşturuyorlar. Öyle değil mi? Yani aslında yaptığı, burada aklıma şey geliyor. Karl Schmidt, meşhur Alman hukukçusu, onun bir sözü geliyor aklıma. Batı’nın yeni modern hukuk için koyduğu bütün argümanların aslında Hristiyan hukukunu seküler hale getirilmiş bir versiyona olduğunu söylüyor. Burada da bir dini ve ilahi olanın reddetme varken yerine koydukları bilgi ve aklı aynı dini ve ilahilikle yeniden pazarlıyorlar gibi bir şey anladım hocam.
Evet evet tabii. Şimdi zaten şöyle, modernite dini dünyadan kovdu. Postmodernite dün nevi olanı dinleştirdi. Ya bunu şimdi günümüzde de görüyoruz değil mi? Çağdaş değerleri, zamanın ruhu falan derken sanki böyle haşa ilahi bir kaynaktan şey alıyormuş gibi bu kavramları kullanmalarından da bunu anlıyoruz.
Tabii bu aydınlanmış aklın ve bilimsel bilgi dediğimiz tırnak içerisinde tabii izleyicilerimizden özür dilemek istiyorum bu aydınlanma felsefesinin, felsefecilerin yargını kullanmamız için. Kullanmamız kelimeler bizim asli Türkçemize bazen mugayrı olabilir. O açıdan affımı istirham ediyorum ama aydınlanma felsefecilerin dilinden ve onların gözünden konuştuğumuz için bunlara mecbur kalıyoruz.
Diyor ki aydınlanmış aklın ve bilimsel bilginin bakın burası çok önemli ışığı karanlığı dağıtacak ve o ışık beşeriyetin önüne aydınlatmak suretiyle toplumlar için, insanlar için modern bir mürşid olacaktır diyor.
O zaman anladığım kadarıyla bunu sadece bir felsefi spekülasyon olarak yapmıyorlar. Topluma, devlete, sahir her yere silahet edecek şekilde bunu yayacaklar ve kullanacaklar anladığım kadarıyla. Çok güzel bir soru, çok güzel bir sual. Bu sualden önce hemen hocam Şükrü Hanıoğlu onun çok nefis bir tespiti var. Akıl meselesiyle, aklın putlaştırılması meselesiyle. Şükrü Hoca diyor ki onun da vurguladığı gibi insani varoluşun temellerinden de elbette vazgeçilmez önemdedir akıl.
Modernlik öncesi zamanlarda aklın manası modern çağın diyor, bireysel aklı olan inancından farklıdır. Bahse konu zamanlarda insanlar kalpleriyle aklettiklerini, kalbi akılla yani intelek diyoruz ona, mantığa dayalı aklın, rationalite diyoruz oradan geliyor.
Aynı şey olmadığına inanırlardı. Dolayısıyla aydınlanma çağının başlangıcında akıl yani kalbi akıl önce kalpten ve değerlerden arındırıldı. 19. yüzyıldan itibaren de duygu ve iradeden ayrıldı diyor. Burada en müthiş tarifi de aslında bizim tasavvuf literatürümüzde görüyoruz.
Bu tasavvuflar büyük zatlar aklı ikiye ayırıyorlar. Aklı maaş ve aklı maat. Aklı maaş dünya işleri için insana gerekli olan akıl. Aklı maat ebedi alem için insana gerekli olan akıl. Dolayısıyla aklı putlaştıranların zaten bu tasavvuf literatüründeki bu tarifi bilmeleri ve bunu anlamaları kabul etmeleri mümkün değil ama bizim büyüklerimiz bu meseledeki söylenecek son sözü söylemiş oldular. Aklı maaş, maişetle alakalı, insana dünya bir işlerde lazım olan akıl yani batılların rationalite dediği, nefsin aklı aslında. Aklı maat, ruhun akıl. Tabii sualize gelecek olursam bunu neden yaptılar? Ya da iyi niyetle kiliseye karşı bir mücadele verdiler ve bir zafer kazandılar. Hakikaten kilisenin tahakkümü sadece ve sadece net bir zulümden ibaretti. Fakat daha sonraki tabi bu adımlanma felsefesinin fikirlerinin ve bunun siyasete, tabiata, coğrafyaya yansımaları çok farklı oldu.
O da şöyle, bunlar bilimsel bilgi dedikleri fenomeni akılla birlikte merkeze alınca tabiatın kanunlarını çözdük zannettiler ve dediler ki tabiatın efendisi biziz. İstimai kanunları el attılar. Biz sosyal, yani biz toplumların kanunlarını da çözdük. Toplumların da efendisiyiz dediler. Onları kontrol altına alabiliriz dediler. Bu çözümlenmesiyle toplumları itaat altına alacaklarını zanneden ki öyle yaptılar bunu, aydınlanma düşüncesinin felsefesinin hem rejim olarak hem düşünce ve fikir olarak sahibi olan bu kesim,
akıl ve bilgiyi kullanarak yani o rasyonel aklı ve bilimsel bilgiyi kullanarak bizim anası ve erba dediğimiz cemadat, nebatat, hayvanat ve insanatı yeniden tarife tasvif ettiler.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir