"Enter"a basıp içeriğe geçin

Herkes Sustuğu İçin Benim Sesim Çok Çıktı | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Abdurrahman Uzun | 4K

Herkes Sustuğu İçin Benim Sesim Çok Çıktı | Bekir Develi ile Peynir Gemisi | Abdurrahman Uzun | 4K

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=hOv6UzrwVTg.

Online alışverişte güven arayanların adresi, Özboyacı Altın, Bekir Develi ile peynir gemisini sunar. Beş altı saat İstanbul’un içerisinde arabayla gezdim. Sadece düşündüm ne yapalım diye. Güvenlik büro’dan beni davet ettiler. Kolumun kanadımı kırıldığı yerde orası. Bana bir dosya açtılar. Ve o dosyada benim çocuğumun okula gidişlemiş fotoğrafları vardı. Onu gördüğüm zaman benim elim ayağım boşaldı. Ama hainliği hiç düşerim. Orayı görünce ben dedim ki duramam. Hani burası son. Huzuru hazirun cemiyeti irfan. Laindir, kafirdir, dinsizdir şeytan. Şeytanın laimliğine, kafirliğine, dinsizliğine, Rahmanın birliğine eyvallah.
Şov gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın, ol deyince olduranın 99 adıyla. Kıymetli dostlar hoş geldiniz. Cumanız mübarek olsun. Bugün böyle çok kıymetli, benim için çok değerli bir dostumla sohbet edeceğiz, muhabbet edeceğiz. Bu muhabbeti yapmaya niyetlendiğimizde de dedik neden bunu kameranın önünde yapmıyoruz. Bari birazcık hani siz de istifade edersiniz belki sizin de ilginizi çeker diye.
Kendisini böyle Twitter’dan, YouTube’dan yakinen tanıyorsunuz. Ellerini, kollarını kullanarak sürekli kızan, böyle bağıran, eleştiren, neden böyle diye itiraz eden, alnından ter hiç eksik olmayan. Fakat birazcık kulak kabartıp dinlediğinizde de aslında hakkaniyetli davrandığını fark ettiğiniz ya aslında yanlış da söylemiyor. Adam haklı dediğiniz. Sizin söylemek isteyip, sizin bağırıp, çağırıp, ifade etmek istediğiniz birçok şeyi sizin adınıza YouTube’da ve sosyal medyada yapan güzel insan, gazeteci, içerik üretici, yazar. Abdurrahman Uzun hoş geldin. Hoş bulduk sağ olasın. Abdurrahman nasılsın ya? Allah razı olsun abi. Niye bu kadar kızgınsın Abdurrahman ya? Niye bu kadar kızgınız? Yaşanmışlıklar vardır ya.
Türkiye’nin zor bir dönemine şahitlik yapmış. Özellikle de işte 15’te, 17’li, 20’li yaşları Türkiye’nin çok zor bir dönemine rast gelmiş. Birisiyim ben. 28 Şubat sürecinin böyle tankların üzerine yürüdüğü, postalların kafalara bastığı bir dönemde ben imatipte okuyordum. Daha ne olsun diye. Yani mevzu bu kadar. O dönemde şu vardı işte ardından üniversiteye geçtik. Müslüman bir ülkede yaşıyorsunuz ve sizin bütün değerlerinize ve değerlilerinize herkes istediğini söyleyebiliyor. Hakaretvari olarak söylüyorum. Ve o dönemde biz işte 19’lu 20’li yaşlarda hani arkadaşlarla beraber ya bir tane Müslüman yok mu?
Hani çıkıp şunlara arkadaş sen ne diyorsun ya? Sen kimin memleketinden kimi kovuyorsun? Sen kimin memleketinde kime posta koyuyorsun? Diyecek bir kişi yok mu? Yani zaten belli bir psikolojik olarak çöküntü içerisindeyiz ve devamlı kafamıza vuruyorlar ve biz devamlı yerin dibine giriyoruz. O dönemde işte biraz da o Beyazıt meydanının eylemci ruhu üzerine sirayet etmiş birisi olarak o dönemde hep şunu söylüyorum. Ya bir gün biri çıksın ya biri çıksın ki Allah rahmet etsin o dönemde Erbakan Hoca ki iyi ki öyle yapmıştı. Amin. İyi ki öyle yapmıştı. Yani zor bir dönemde çok ciddi bir kitleyi aman sakin bugünler geçecek ama tabii biz o boyutun dışındaydık. Hani ya biz de konuşalım biz de kafamızı kaldıralım diye çok fazla dillendirdim galiba. Cenab-ı Hak dedi ki Abdurrahman buyur. Hadi bakalım. Hadi bakalım görelim seni.
Şimdi o zaman bakıyorsun hani şimdi konuşmak bir yerde kolay ama o zaman hiç kimsenin konuşmadığı zamanlarda mesela Sezai Karakoç bu yüzden çok kıymetli dedi yani. İsmet Özel bu yüzden kıymetli. Necip Fazıl bu yüzden kıymetli dedi. Avdülhamid Han bu yüzden kıymetli dedi. Kimsenin konuşmadığı zamanlarda konuşmaya çekindiği zamanlarda insanların sessiz yükseltmek hakikaten er işi. Şimdi Abdurrahman biliyorsun ben böyle çok siyaset konuşan bir adam değilim. Senin hikayeni merak ediyorum.
10 kardeşmişsiniz doğru mu abi? Doğru 10 kardeş. Hadi bize anlat. Nerelisin sen? Karadeniz’de olduğuna dair bileğimi koyarım ama biliyorum. Yani bütün şeyler ve işaretler mevcut. Ben Rize merkeze bağlı 22 kilometre uzaklıkta olan bir köyde biz köy diyoruz ona başım Bel’de işte kazada dünyaya geldim. 10 kardeşin 7 numarasıyım. Yani çoklu bir ailedeydim. Elhamdülillah hayata 2-3 sıfır önde başladım.
Okuma yazma bilmeyen bir Anadolu kadını rahmetli annem ve ilkokul mezunu hafız bir baba rahmetli babam. Yani evde 2-3 tane hafız var, Kur’an kursu var yani doğduğun andan itibaren evde devamlı bir Kur’an okunuyor. Devamlı seccadeler seriliyor evde. Bu benim için muhteşem bir şanstı böyle bir ocakta dünyaya gelmek. İlkokuldan sonra İstanbul’a geldim. Geldin mi geldiniz mi? Şöyle söyleyeceğim onu geldim onu söyleyeceğim. Babam klasik Karadenizler müteahhit olurlar ya işte amcamlar falan da bu işi yapıyorlar. Babam değişik bir yöntem denedi aslında kendi ailesinin içerisinde. Ben çocuklarıma arsa alma yerine, daire alma yerine. Çünkü diğer amcamlar işte arsa alalım işte ev yapalım. Kimisi işte dolmuş hatta alalım biri Samsun’dan biri İstanbul’dan. Babam benim ne kadar hakkım varsa ben bunları çocuklarıma okutacağım. Arabalarını kendileri alsınlar.
Arsalarını kendileri alsınlar. Ben onları okutacağım diye işte büyük abimi İstanbul Üniversitesi’ne işte küçük abim 19 Mayıs’ta. Yine aynı şekilde Rize’de hafızlık ablamlar hafızlık sürecinde idiler. Ve ben de ilkokulu bitirdim. İlkokulda da çok konuşkan birisiyim. Böyle işte küçük küçük tiyatrolar falan yapıyoruz ilkokulda. O gibi var yüreğimizde. Babam da avukatım büyüyor. Avukatım büyüyor. Babamın gözünde ben hep avukatıydım onun.
Abim İstanbul Üniversitesi’nde okurken babama İstanbul’a alalım onu. Abdurrahman güzel okuyor. Burada okutalım onu diye. Elhamdülillah o dönemde abimin de vesilesiyle İstanbul’a geldik. Abim İstanbul Üniversitesi’nin yurdunda Fethi Yurdu’nda. Fat Cami’nin avlusunda. Ben de çarşambada Fethiye Yurdu’nda İlmiyayman’ın yurdu’nda kalıyordum. Ne okudun? İstanbul Yuhatip’te İlmiyayman’ın yurdu’nda o süreç vardı. Tam o dönem bizim Tayyip Bey’in işte il başkanlığından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı süreci var.
İstanbul Yuhatip’te Tayyip Bey de İstanbul Yuhatip mezunu olduğu için biz siyasetin çok çok içerisindeydik ama o dönemde bizde MGV vardı. Bilgeçik Vakfı ve bizde MGV’de Elhamdülillah abilerimizin de desteğiyle yardımıyla bir şeyleri anlamaya başladık. Yani ben orta iki orta üçten Mark’sı falan okumaya başlamıştım. Çünkü neyle mücadele edeceğimi bilmem gerekiyordu. Arkadaşlarla beraber Sezai Hoca’nın okumalar yapıyorduk. Necip Fazıl okuyorduk. İşte Seyit Kutubu okuyorduk. Hasan Elbenna okuyorduk.
Değişik değişik özellikle dünyadaki siyasal yani siyasal İslam’da demeyeyim ona da İslam’ın siyasal yönüyle ilgilenen, siyaset yönüyle ilgilenen adamlara daha çok merakım vardı. Ne hedef koymuştun kendine yani şimdi İmam Atip’te bunlarla okuyan, bununla iştigal eden birisin. Üniversite için nasıl bir hedefim vardı? Üniversitedeki tek derdim şuydu sanat okuyacağım. Çünkü o alan bizim çok boştu ve bende de öyle bir yetenek vardı. Bir de orta birinci sınıfta bir hocamla sohbet esnasında çok güzel bir ayet-i kerime işlemişti yüreğime. O da şuydu size ne verirsek oradan imtihan edeceğiz sizi. Allah bana bir yetenek verdi. Konuşma yeteneği verdi. Sahnelere çıkıyoruz 3 saat, 5 saat. Allah Bekir Develi’ye niye iyi inşaat yapmadın diye soru sormayacağım. Çünkü öyle bir yetenek vermedi ona. Yani ama sahneye çıkıyoruz. İnsanların 10 dakikada nefes nefese kaldığı bir yerde biz 3-5 saat konuşabiliyoruz. Gester, mimikler bir hafıza vermiş bize sonsuz gigabayt. Ne okuyorsan ne görüyorsan kaydedebiliyorsun. Ben buradan imtihan olacağımı biliyorum. Üniversitede de sanatla ilgileneceğim, tiyatro ile ilgileneceğim, sinema ile ilgileneceğim. Ama içerisinde bulunduğum camiada çok güzel örnekler yoktu. Sanatla uğraşan adamlar genelde hem ekonomik sıkıntı yaşıyorlar. Açlık çizgisinin orada devamlı dolanıyorlar. Allah rahmet etsin Hasan Nail Canat geldi İstanbul Nuvatip’te bize dedi ki ben tiyatroya eleman arıyorum.
Ücretsiz ders vereceğim ona. Allah tebrik eylesin Hasan Nail Hocam merhumun o kadar çok emeği varken bu hikayelerin her birinde o yıllarda mutlaka Hasan Nail Canat bir kere her çıkar. O dönemde geldiği zaman Feza Sinema tam da o 90’lı yılların Mesut Çakal’ın Kelebekler Sonsuza Uçar filmlerini çekti. İsmail Güneş’in çizme filmini yaptığı, Minyeli Abdullah filmlerinin çekildiği döneme ben bire bir şahit oldum. Ve Feza Sinema Aslanlı Nuvatip’e yakındı Karagümrük’te.
Hasan Nail Canat Hocaya da böyle küçük bir oda vermişler oda tiyatrosu için burada takıl diye. Bizde geldi çağırdı bizi hani işte okuldan yetenekli çocukları bizde dedik yani okuldan falan kaçarız. Zaten yurtta kalıyoruz hani tiyatroda olduğumuz için yurda da geç saatte gidiyiz. Gittik ve ilk derste rahmetli Hasan Nail Canat sahneye çıktı. Böyle biraz onun saç sakal beyaz sakalları beyaz bıyıkları da böyle sararmıştı hep. Kalktı dedi ki ben dedi tiyatrocu oyuncu falan dedi aranmıyorum dedi.
Ben dedi sahnelerde mücadele edecek adam arıyorum. Ben hemen arkadaşıma dedim biz yanlış yere geldik. Biz hani tiyatro Nasrettin Hoca’yı şuydu, buydi eğleneceğiz derken bu adam mücadele diyor, sahne mani diyor, kavga diyor, savaş diyor. Daha sonradan öğrendim aslında Hasan Nail Canat’ın ne demeye çalıştığını. Eli mikrofon tutan adam lazım bize diye. O günlerde elhamdülillah ufak ufak dokundu hayatımıza. Sonraları işte 28 Şubat süreci bizi pişirdi. Ardından da işte bir üniversite sürecimiz oldu. Gösteri ve sahne sanatlarına gittim. Kendim o alanı istiyordum zaten. Sonrasında devam ettim çünkü gittiğim zaman üniversitede istediğimi göremedim orada. Yani tamamen ideolojik bir ambiyansın içerisinde düştük. Yani ne olursa olsun Abdurrahman neyi söylerse zaten imam hatikli. Yani hep o mobinge maruz kalıyor. Yapışmış.
Ve daha sonrasında ben sinema televizyona devam etmek istedim ama bu esnada da hayatımızda idam ettirmek zorundayız. İşte programlara gidiyoruz, sunumlar yapıyoruz. Sokakları da anket dolduruyoruz firmalara. Anketler yapıyoruz. Hafta sonu 3 kuruş alalım. Yolumuza devam edelim diye. İşte programlar yapıyoruz, sunuculuklar yapıyoruz. O dönemde Mesut Çakan’la tanıştım.
Allah razı olsun. Hem onunla tanışmamda iki isim var çok etkili olmuştu. Biri Yusuf Kaplan Hoca öbürü de Ekrem Kızıltaş abi. Hatta Ekrem abi Mesut Hoca’ya sana böyle tam tetiği çekilmiş bir barut veriyorum diye öyle bir genç var diye beni yönlendirmişti. Mesut Hoca’yla iki yıl çalıştım. Onun yanında çok şeyler öğrendim sinema adına. Bir yandan zaten sinema televizyonla ilgileniyordum.
Okulda okuyordum ve o dönemde ben bu alanlardan kulluk süreci bir tamamlayacağım dedim. Ben bu dünyaya kul olmaya geldim. Ben bu dünyaya ne bir doktor olmaya, ne bir siyasetçi olmaya, ne bir efendimle söyleyeyim işte programcı olmaya. Ben onlar için gelmedim bu dünyaya. Bunların hepsi benim için birer hobi. Tam bir şey sorabilir miyim bu noktada? Sen böyle Twitter’da bazen bir şeyler yazdığında alta belki kendilerince seni tahkir etmek için yahu sen bunun işleri görüyorsun sen git fıkra anlat diyorlar. Bir Karadeniz televizyonda zannediyorum. Ulusal mi yerel miydi? Yerel bir televizyonda ben seni televizyondan ilk orada hatırlıyorum fıkra anlatıyordum. Acayip de paylaşılıyordu bunlar şeyde. Sonra bu soracağımı unutmayın bunu kenara koyayım sonra o fıkraları anlatın programın içinde. İçinden biri çıkıyordu o fıkra anlatan adamın içinden ve saydırıyordun.
Yani gündemle alakalı hiç yaptığım programla alakası olmaya konulara girip bağırıp çağırıp ondan sonra tekrar fıkra anlatmaya ortamı yumuşatmaya devam ediyordun. Bu fıkra anlatıyor olmakla alakalı sürekli bunu gündeme getiriyorlar. Bunlar rahatsız oluyor musun? Kesinlikle hayır. Keşke yapmasaydım falan diyor musun abi? Bir milyon tane fıkra bilirim ben. Fıkra hazinem geniştir. Hatta bazı arkadaşlarım var ta beni eskiden beri tanıyan, üniversite döneminden beri tanıyan arkadaşlar bana şunu söylerlerdi sana bir fıkra anlatıyoruz. Ertesi günü onu sen bize anlatıyorsun ve biz ilk defa duymuş gibi gülüyoruz. Modifiye ediyor o fıkra. Kesinlikle. Fıkrayı seviyorum bir de fıkranın yeri vakti zamanı geldiği zaman anlatmayı daha çok seviyorum. Yani durduk yere işte temel bir gün gibi. Kaş gediğine oturmalı. Mavi Karadeniz televizyonunda ben program yaptım. Bir yandan üniversitede okuyordum.
Mavi Karadeniz’in sahipleride abilerimiz de yine MGB’den tanıştığımız abilerimiz. Yerel bir kanal kurmuşlar ki o zaman çok imkansızlıklar içerisinde yani bir tane handycam bir kameranın karşısına geçip program yapıyoruz orada. Bana dedik Abdurrahman böyle böyle bir kanal kurduk. Hani burada gel program yap. Ben de aklımda hep daha sonrası için güzel şeyler var ama benim pişmem gerekiyor buralara bir gireyim diye. Girdim imkansızlıklar içerisinde bir şeyleri başarabildiğin zaman ortaya imkan çıktığı zaman çok daha rahat hareket ediyorsunuz.
Orada program yaparken bana Fuat Bey işte bizim televizyonun sahibi bana dedi ki Abdurrahman hangi saatte program yapmak istersin? Televizyon bomboş. Kimse yok televizyonda. Kliplere yani hangi saati istiyorsan. Şimdi bu işi bilen ve bu işin eğitimini alan aynı zamanda Mesut Uçakan gibi duayen bir ismin yanında onun asistanlığını yapan birisi olarak ben işte primetime nedir? En çok ne zaman izlenir? Hangi içeriklerinize bunları az buçuk biliyordum onları. Ama ben sabah saat 10. 10’u tercih ettim. Neden abi? O dönemde Fuat Bey bana dedi ki manyak mısın bizim millet o sabah saat 10’da kalkmaz bile yani yerel tercih. O dönemde bu gelin kaynana programlarının olduğu kadın programlarının yoğun olduğu bir dönemdi ben başladığım zaman. Hala öyle abi. Şimdi biraz daha böyle hani olay biraz daha polisiye moduna dönüştü ama o dönemde tamamen böyle ailelerimizle alakalı bir operasyon çekiliyordu televizyonlardan.
Ve ben ona alternatif üretmem lazım deyip ben o saatte sabah saat 10’da programa başladım. Ne kadar yaptın o işe? 7 yıl. 7 yıl yaptın az zamanda değil. 7 yıl o saatte ısrarla çok güzel bir kitle de oluşturduk. Ben fıkra anlatan Karadeniz şivesini çok iyi kullanan çünkü yani iletişim arz talep dengesidir. Yani Bekir Develi program yaparken hip hop dinleyen bir kitleye program yapmıyor. Kendi bir kitlesi var özellikle dijital ile beraber artık kitleler iyice çerçeveli hale geldi. Abdurrahman Uzun’u dinleyen adam bellidir. Takipçisi var. Yani ben o programlardan bazılarını izledim. Karadeniz ağzıyla konuşuyorsun. Evet. Ve mesela dahakili olursun. Abi hem konuşma biçimi olarak hem de görsel olarak inanılmaz bir değişim geçirdin ve bunu da çok uzun bir sürede yapmadın. Sen şunu merak ediyorum Rize’de akrabalarınla bir araya geldiğinde sen hangi ağızla konuşuyorsun? Bu ağızla mı diğer ile mi? Hangisi gerçek yani? Bu gerçek olanı şöyle gerçek olanı hani ana dil dediğimiz olay var ya ben çocukluğumda Karadeniz’de büyümüş. Öyle konuşuyordum. İstanbul’a geldiğim zaman insanlarla arkadaşlarla otururken beni konuşturup gülüyorlardı doğal olarak. Ve bunda da büyük abim çok rahatsız olurdu bundan.
Onun için bana devamlı kitap alırdı ve her hafta sonu onların yurduna gittiğim zaman ben bir yurttan öbür yurda gidiyordum hafta sonu iznine. Oraya gittiğim zaman orada abim o hafta okuduğum kitabın özetini çıkarttırdı bana. Tek bir derdi vardı şivesi düzelsin diye. Çok kısa bir zamanda düzelttim şiveyi ama yazın Rize’ye gidiyorsun. Sen iyice kibarlaşmışsın. Aynısını bana da adanırlardır. Şu anda çok kibar bir şekilde söylüyorsun bunu. Yani öyle hakaret vari cümleler kullanıyorlar. Çok güzel tercihe var. Ama üç ay gidiyorduk oraya bu sefer gelip burada tekrar toparlıyorduk ama ondan sonra oturdu. Az önce bir şey dedin ya o fıkranın içerisinden bu adam nasıl çıktı. Ben orada mizah programı yapıyorum. Burada eğer yemek programı yapıyor olsam yemek üzerine daha fazla konuşurum. Çünkü bir program yapıyoruz biz. O dönemde Almanya’dan bir abimiz şöyle bir şey söyledi. Dedi ki Abdurrahman ben çocuklarıma kendi kültürümü öğretmeye çalışıyorum ama dedi ben de çok uzaktayım. Senin programdan sonra diyor çocuklarımla beraber oturuyoruz senin programı izlerken diyorum ki bak bu adam ne anlatıyorsa bizim kültürümüz odur diye. Bu bana müthiş bir misyon yükledi. Bir yük yükledi bana. Gezi sürecinin olduğu dönem. Gezi sürecinde herkesin bir görevi var abi. Yani Bekir Develi’nin yaptığını ben yapamam. Bekir Develi de benim yaptığımı yapamaz. Ben bazen Hayati hocayı böyle oturuyorum, dinliyorum, ölüyorum. Kendinden emin, sakin olayı halletmiş kafasında iç dünyasında.
Bir de hani sonunda bana ne vereceğini de biliyorum. Beni tedavi edeceğini de biliyorum. Hayati hocayı dinlerken, Nuru’la hocayı dinlediğim zaman Nuru’la hoca beni alemlerden alemlere götürüyor. Yani bir şey anlatırken bana ben uçup gidiyorum. Sezai hocayı dinlediğim zaman. Okuduğunda dinlediğinde. Çok güzel bir… Sezai Karakoç demişken bu güzel adamlardan böyle güzel şeyler paylaşmak lazım. Sezai hocayla Mesut hocayla bir gün onu ziyaret ettik. Uçakanla asistanlığını yapıyorum ben. Bir soru sordu ona. Dedi ki hocam yaklaşık 25 yıldır falan bir şey yazmıyorsunuz. Hani bir şeye mi kırıldınız, bir şeye mi küstünüz, niye yazmıyorsunuz diye bir soru sordu. Sezai hoca döndü. Delikanlı dedi sen benim kitaplarımdan hiç okudun mu dedim. Dedim hocam ben hepsini okudum. Bu dedi yakın zamanda bir şey okudun mu dedi. Dirilişi amentüsünü. 2-3 kere okumuştum. Mesut hocayla gitmeden önce bir ay önce tekrar yeniden okumuştum onu.
Dedim ki dirilişi amentüsünü okudum. Ne zaman dedi? Bir ay önce. Döndüm Mesut hocaya dedi kim yazmıyormuş dedi. Bak bir ay önce okumuş dedi. Yani 25 yıl önce yazmışım bunu 30 yıl önce ama bugün bunu okuyan var. Her gün yeni kitap çıkar okunmadıktan sonra ne malası var? Aynen öyle. Sezai Karakoç gibi Yusuf Kaplan gibi Nuri Pakdil hoca gibi. Ben gençlere her gittiğim konferansta bunu söylüyorum onlara. Diyorum ki kendi döneminizin lezzetlerine varın diyorum.
Yani ben Barış Manço’yu Gülhane Parkı’nda canlı canlı dinlemiş birisiyim. Neşet Ertaş Almanya’dan geldiği zaman açık havada o konserine iki bir tane konser verdi. O konsere katılan birisiyim. Şu an Barış Manço yok farkındasın değil mi? Kesinlikle. Yani şu an sanat camiasında evet bu adam Barış Manço’nun yerini doldurmaya maltuf diyebileceğim biri var mı ağabey? Yok ağabey yani. Biz onu da kaybettik yani. Bir Barış ağabey herkese herkese hitap eden hiç kimseye ötekileştirmeyen böyle izliyorsun sanki akrabanı izliyor musun gibi.
Ne kadar tatlı bir adamdı yani biz o dönemle beraber o dönemin güzellikleri de elimizden kayıp gitti. Yani Rasim ağabey vardı, Nuri Paktil vardı, Üstad Sezai Karakoç vardı. Ama diğer tarafa baktığında Barış Manço da vardı. Dünyalar tatlısı bir figürdü. Kara Şimşek vardı, MacGyver vardı. Evet. Vesaire. Onun masumiyet. Bu arada yaş çıkıyor ortaya. Tabii. O masumiyet öldü yani. Hem her alanda kaybettik yani. Şimdi bakıyorsun Barış Manço’yu temsil eden. Bu bu Ekolden diyebileceğim. Ben şu an aklıma biri gelmiyor.
Yok. O güzel adamları tanıma imkanımız oldu. Ben onlarla aynı havayı teneffüs ettim. Hepsinde, arı gibi, hepsinden çiçeklerden, özünden almaya gayret ettim. Kendi peteğimi oluşturmak için. Ve bu süreçte de televizyonda program yaptığım dönemde gezi süreci başladı. Hani diyordunuz yani dedin ya fıkra anlatan adam. Evet ben Karadeniz’in o mizahı yüzünü göstermeye çalışıyordum.
Ama bu mizah Karadeniz’in hani aşağılanan, karikatürize edilen, aptal, salak tiplemeleri vardır. Böyle bir algıyı otutturuluyordu uzun bir dönem. Yeşilçam’ın işte imam figürünü karikatürize etmesi gibi ve onu sapık ve işbirlikçi olarak göstermesi gibi bir algıydı televizyonlarda ve satıyordu da. Alıcısı da vardı demek ki. Ben o dönemde üniversite okumuş, bölgeyi çok iyi bilen ve belli bir kültüre sahip insan olarak o ekranda durmaya çalışıyordum.
Şivemi de yine Karadeniz şivesini doğal şive olarak kullanıyordum onu. Ve o dönemde Gezi olayları patlak verdi. Şimdi Gezi olaylarında şöyle bir durum var. Herkes bir sustu. Herkes ya bir dur ortalık karışıyor. Hani böyle bir tatlı bir dil ile gidelim. Zaten bile çok hainli sakin olalım. O moddaydı. Pazartesi günü sabahleyin ben televizyona gittim. Mavi Karadeniz televizyona fıkra programı yapıyoruz. Gittim açtım ve yoldan kafama koydum.
Hani gidip orada konuşacağım diye. Açtım yayını. 27 dakikalık bir konuşma yaptım. Kısa bir bölüm izleyelim mi? Olur. Hadi bölüm. Karadeniz şivesiyle yazın zaten Haziran ayında olan bir programda. Ve ben o programda bir şey söyledim.
Dedim ki hani şu anda sokakta birileri bir şey istiyor. Bu bir darbe girişi midir dedim. Al aşağı etme bu bir çevre meselesi değildir. Ve hani zannetmeyin ki sadece bu sokakta bağıranlar bu ülkenin sahibi şu anda hani yüzde elliden fazla insan evde kespihle sabır çekiyor dedim. Ben bunu pazartesi günü sabah saat 10’da söyledim. Tayyip Bey saat 11.30’da havalimanında fasa gitmek için seyahate gitmek için bir basın toplantısı düzenliyor. Ve orada bu cümlenin aynısını kullanıyor. Ben sabah 10’da anlatıyorum onu. Hatta bazı arkadaşlar şey söylüyorlardı bana o dönem yakın olan arkadaşa. Tayyip Bey senin programı izlemiş seninkileri söylüyor. Ben Koç Üniversitesi’nin mevzusunu anlattım. Hani ağaç konusunda bunların hassasiyetinin ne olduğunu. Ve o dönemden sonra da ertesi günü olay işte bütün televizyonlarda. Çünkü bu cenahta kimse konuşmuyor. Karşı taraf ortalığı yakıp yıkarken bu tarafta kimse konuşmuyor. Ve konuşan bir tek bir çocuk var. O da Karadeniz televizyonlarında bir tanesinde program yapan bir çocuk. O görseller çok fazla paylaşıldı. Onun üzerine işte hatta herkes beni aramaya başladı. Ben bir anda böyle bir şöhret havasına girdim bu arada. Şu anlamda işte arıyor ben Allah seninle razı olsun. Ulan bir delikanlı gibi baktım ki millet de böyle bir durum var. Yani biri konuşsun. Böyle bir beklenti var. Beklenti var. Sonrasında işte milyonlar izlendi. Hatta o dönemde işte birçok televizyon kanalı beni davet etmek istedi. Çok akıllı bir ağabeyim bana bir şey söyledi. Yapma dedi Abdurrahman gitme hiçbirine dedi. Çünkü sen dedi medyayı bilmiyorsun. Televizyonu altacaklar. Aynen televizyonu bilmiyorsun. Seni dedi çapra sorguya alacaklar dedi canlı yayında. Bir şeyi ifade etmene müsaade etmeyecekler. Senin şu anda yükselen bir trendin var. Onu aşağıya. Aynen öyle.
Ben de arayan kim varsa hepsine alayına gider yaptım.
Instagram hesabımızı takip etmeyi unutma. Sonraki süreçte hiç unutmuyorum. Aradan bir uzun bir zaman geçti. Yani uzun bir zaman dediğim bir ay falan geçti. O zaman Orhan Ağabey, Orhan Karakur Tayyip Bey’in de sunuculuğunu yapıyor. Kendisi beni aradı dedi ki Tayyip Bey sizi davet edecek görmüş. Şeyinizi çok da beğenmiş. Hani bir tanışırsınız diye ki Tayyip Bey’le daha öncesinde de tanışırdık İstanbul Hatip’ten. O diyaloğumuz o ilişkimiz vardı ama birebir bizimle tanıştık. Bir hafta boyunca Haziran sıcağında takım elbiseyle durdum Üsküdar’da. Bugün çağırdılar yarın çağıracaklar. Ya sıcak o biçim. Hazır asker. Hazırım. Hayatımda hiç öyle bir diyaloğum yok. Ondan sonra İstanbul’da bir miting yapılmıştı hatırlıyorsan o gezi olaylarından sonra. O miting günü beni kulisin sahnenin arkasına Tayyip Bey’in yanına getirdi. Orada tanıştılar. Efendim bahsettin işte Abdurrahman bu. Tebrik ediyorum seni dedi. Bana bir şey söyledi. Dedi ki nereden aklına geldi böyle konuşmak ve ben hayatımdaki en güzel cevabı vermiştim. Hazırlıklı da değildim. O anda aklıma geldi. Dedim ki efendim ben öyle çok aykır konuşmadım. Sizin etrafınızdakiler susunca benim sesim ortaya çıktı. Dedim. Bu cümle buydu. Yani ben normal konuşuyorum. Ben ülkede bir şey olduğu zaman hani bir yerde bir canımız yandığı zaman değerlerimize ve değerlilerimize birisi yürüdüğü zaman onun karşısına biz her daim dikilmişiz.
Her daim dikiliyoruz ama. Ne dedi öyle deyince abi etrafınızdakiler. Ondan sonra seninle görüşeceğiz dedi bana. Ne dedi? Seninle görüşeceğiz dedi. Böyle Allah yardımcın olsun dedi. Zaten bir buçuk iki dakikalık bir şey. Ondan sonra da hani bir yanıma bir baktım. O aradan bir 80 metre uzaklaşmışım arkadaşlar almışlar beni. O dönem bir de ciddi anlamda da koruma şeyi vardı. Elhamdülillah ondan sonraki süreçte üzerimize bir gömlek oturdu.
Hani bizim İmutatip’teyken üniversitedeyken 28 Şubat sürecinde talep ettiğimiz beklediğimiz süreç aslında bizim üzerimize bir gömlek olarak oturdu. Ve bu sefer bunu taşıyalım dedik. Sonra bir Canbaza Bak hikayesi anlattın. Canbaza Bak hikayesi bu benim ilk videomdu 2017’de. O dönemde de herkese de anlatırım onu. Ben Allah’a inanmanın ve güvenmenin ne olduğunu gördüğüm bir olaydı o.
Canbaza Bak hikayesi Rıza Zarrab olayının konuşulduğu bir dönemdi. Yani bu ülke tam ayağa kalkmaya başlamış. Eski prangalarından kurtuluyor. Tam o dönemde bir anda şeye başladılar. Hani 17-25 Aralık süreci yaşanmış. Öncesinde gezi olayları var. İşte Cumhuriyet mitinglerine şahit olmuşuz. 28 Şubat sürecini biliyoruz. Geriye dönüp Türkiye’nin yakın tarihteki siyasetine hakimiz. Allah rahmet etsin Erbakan Hoca’nın bütün siyasi serüvenini biliyoruz.
Ta Konya’dan bağımsız milletvekili olarak çıkışından itibaren. Onun yanında işte İsmet İnönü’nün kim olduğunu biliyoruz. İşte rahmetli Menderes’in kim olduğunu, nasıl bir süreç yaşadığını. Yakın siyasi tarihe hakimiz. O dönemin üzerinde ya bir olay oluyor. Diyor ki bu Canbaza Bak oyunu dur ama sesim çıkmıyor. Hani çünkü o zaman sosyal medyada evet ben bir gezi olaylarında bir popüleritemiz arttı ama hani bir hesabımız kitabımız yok. 1000-1200-1300 kişi Twitter’da takip ediyor. Bir o kadar da Instagram’da takip ediyor.
Ama aktif kullanmıyorum. Ara ara millet ne yazıyor diye bakıyorum onu. Tam o dönemde ya bir şey yapmam lazım böyle çıldırıyorum kendi kendime. Ama diyorum ki Abdurrahman seni kim duyacak ki? Hani Mevlana’nın söylediği gibi yani bir ormanda öten kuşu kimse duymamışsa o kuş ötmemiştir. Yani kendi kendine konuşsan ne olacak diye çok darlandım ve eve gittim. Rahmetli babaannemin söylemiydi. Oğlum darlandığın zaman iki şey yapacaksın.
Hani böyle sinir sistemin bozulduğu zaman, yüreğin daraldığı zaman bir abdest al bedenin rahatlasın. İki, Kur’an’ı aç. Okumasan bile önünde dursun. Senin ruhunu rahatlatır diye. Ben de gittim açtım direkt zaten Yasin. İp oradadır çünkü. İpi çelirdin mi Yasin orada. Ve orada ben gördüm son ayette hani İnnema emruhu iza irade şey’an diye kümfeye kün ayetini gördüm. Allah böyle bir Allah Abdurrahman sen bunu biliyorsun. Ol der ve olur.
Aynen öyle. Sen halen daha diyorsun ki yok benim takipçim yok. Yok ben konuşsam ne olacak. Allah var Abdurrahman. Ve ben ertesi günü geldim video hazırladım. Biraz da sinema televizyondaydım. Mesut Hoca gibi bir adamın yanında yetişmiştim. Az buçuk kurgu mantığım vardı. Nerede yayınladın onu? Ben ilk kendi hesabımda kendi o hesaplarımda yayınladım onu. Başka hiçbir noktaydı değil. Daha öncesinde Facebook hesaplarım falan vardı ama onlar televizyonun hesabıydı. Hani televizyonda çalıştığım dönemde.
Ve o dönemden sonra da bir anda ben onu yayınladım. 2-3 günde 3-4 milyon izlendi. Herkes aramaya başladı. Sonra başladın bunu düzenli olarak. Artık düzenli olarak yapmaya başladık onu. Yavaş yavaş yavaş şu anda da yaklaşık işte 3 milyon insanın farklı platformlarda takip ettik. Çok güçlüsün ve çok izleniyor da ben takip ediyorum YouTube kanalında özellikle tek başına içerik yapıyorsun. Hiçbir şey yapmıyorum.
Yok yok şu anlamda söylüyorum özür diliyorum alternatif olarak hani böyle işte konuklu programlar var. Çok kaliteli programlar yapıyorsunuz. Onu baştan söyleyeyim Bekir ağabey. Arşivlik program yapıyorsunuz. Benimki arşivlik değil. Benimki günlük ihtiyacı giderecek. Her ikisi de ihtiyacı. Aynen öyle. Bu da lazımdı. Yani yapıyorsun ve çalışıyorsun. Şunu çok merak ediyorum Abdurrahman yani bunu almıyor musun ya? Yani ben şimdi bakıyorum ben Twitter’da yokum biliyorsun bir hesabım var ama açıp bakmıyorum.
Açıp baktığım zaman bile sizin ağzınızla darlandım diyorlar ya darlanıyorum bana bir fenalık geliyor. Herkes birbirine hakaret ediyor. Herkes birbirine küfür ediyor. Türkiye’de yani bana öyle bir figür söyle ki hem çok sevilsin hem çok nefret edilsin. Yani birkaç isim sayarım seni de sayarım. Seven seni inanılmaz seviyor. Nefret eden de yani seni görmeye bile tahammülüyor. Bence aldığın hakaretin yediğin küfürün bini bir para yani Twitter’da bunu görüyoruz yazdığın şeylerde paylaşımlarda.
En ufak bir sendelemini görseler ya da dün Ak dediğine bugün farklı bir yorum yaptığını görseler hemen onları demek ki archivliyorlar. Hattın tweetleri hemen getirip getirip sende paylaşıyorlar vesaire. Buna nasıl dayanıyorsun şu cevabı vereceksen eğer inan başka bir cevap istiyorum. Abi bu bir dava aşkıdır biz bunu yapmak istiyoruz. Bu değil abi dava aşkı olsa dahi biz etten kemikten insanlarız. Ve yani oh be Elhamdülillah deyip böyle bazen kafa dinlemek isteriz. Buna ihtiyaç yok. Bu seni sıkmıyor mu? Bu olmuyor mu ya?
Abi şöyle söyleyeyim. Ağabey nereden girdin bu işin içine benden başka adam yok muydu biraz da başkaları konuşsun bütün paparayı biz yiyoruz akşama kadar dediğin olmuyor mu bazen ağabey? Çok zor bir cephede görev yapıyoruz şu anlamda. Eskilerin söylediği bir laf vardır kuyruğun şeyin kuyruğunu meydanda kesmek kimi uzun der kimi kısa der. Biz yaptığımız işi meydanda yapıyoruz.
Onun için bizim yaptığımız her işe birileri Allah razı olsun çok güzel dediği gibi öbürleri de kul buluyor. Etten kemikten yaratıldık bir nefis taşıyoruz. Zaten ki bütün mücadelemiz onunla onu alt etmeyle bir mücadelenin içerisindeyiz. Çok yorulduğum kırıldığım zamanlar oluyordu. Çünkü bir tane örnek vereceğim ağabey yani bir tane örnek vereyim ki diğerlerini izleyenler anlasınlar onu. Benim ellerinden öper iki tane evladım var. Bir tane de cennette var.
Bir Zeynep’im var. Üç gün geldi yaşadı. Üç günlük dünya dediğimiz mevzuyu geldi kızım yaşadı ve gitti. İki tane de evladım var ellerinizden öper. Ve bir de eşim var benim bir ailem var. Ben eşimin hiçbir fotoğrafını paylaşmam. Yani bu da çok şeyden değil bazıları sosyal medyada eşini gösterme. Bu kimseye ilgilendirmez. O şeyde değil. Herkesin kendi kararı. Aynen buradaki benim derdim şu. Çünkü nihayetinde eşim de insan.
Bazen diyor ki bana yani işte o kadar popülerite insanlar öteden beriden yazıyorlar çiziyorlar. Sen sosyal medyada devamlı aktif olarak gündelik hayatına paylaşan birisisin. Ya şuraya bir şart düşebilir miyim? Burada şöyle bir şey var. Ben bana olandan bana yaptıklarından Abdurrahman’a neler yapabileceklerini tahmin ediyorum. Burada buna nasıl dayanıyorsun derken geri zekalı işte sen de troltsun. Ak Parti denilemalanıyorsun. Sadece bunu kastetmiyorum. Evinin adresini yazmalar. Çocuğun okulda fotoğrafını çekmeler. Eşinin adını soyadını yazmalar. Yani en mahrem en sakladığın yerde bak biz burayı biliyoruz. Yani bütün bunlara nasıl dayanıyorsun derken bütün bunları da böyle etraflıca düşünerek bu sorunu soruyabileceğim istiyorum aslında. Ben onu hemen vereyim abi. Çok güzel bir alanı açtın. Eşim bana şunu söyleyebilirdi abi. Yani sen benden utanıyor musun? Yani hiçbir yerde. Aileyle bir yere gidiyoruz. Sen sadece oğlunu alıyorsun ve bir fotoğraf paylaşıyorsun. Halbuki ben de oradayım. Hani evet düzgüncene edeb perspektifinden bakarak bir fotoğraf koyabilirsin oraya diye. Adam eskilerden bir yerden bir şekilde eşimin fotoğrafını buluyor. Ve o bana DM’den yazıyor onu. Çok özür diliyorum. Bu kadınla bir gece takılmak kaç para diye yazıyor. Allah tövbe estağfurullah. Çünkü niye biliyor musun? Sana diyor ki sen diyor zaten paralı troltsun diyor. Sen her şeyi paralı yapıyorsun ya. Bu şekilde onu sana söylüyor. Bu bir iki buna dayanamıyorsun. Hani zorlanıyorsun.
Yani çok net söyleyin bizim oralarda bu yüzden adam vurulur. Adam vurulur. Çok net yani. Amasız fakatsız yani. Bir gün güvenlik büro’dan beni davet ettiler. Dediler ki Abdurrahman seninle görüşmemiz lazım diye. Hatta bu Atatürk Kava limanında orada bir yerdeydi. Ben de kalktım geldim oraya. Hani kolumun kanadımın kırıldığı yerde orası. Geldim ve işte önüme evrakları koydular. Dediler ki Abdurrahman Bey sizin can güvenliğiniz.
Problem var yani sıkıntı da onunla alakalı tedbirler almamız lazım. İşte koruma tahsis edebiliriz. İşte yakın koruma verebiliriz. Uzak koruma verebiliriz. İşte ruhsat verebiliriz. Onu yapabiliriz. Ben de ağabey ya bize devamlı tehdit ediyorlar. Bizi zaten sosyal medyadan demeden işte seni daracına çıkaracağız. Yok bilmiyorum şunu yapacağız. Bu devranda o dönecek gibi lafları söylüyorlar. Halbuki atladıkları yer şurası. Bu devranın en soğuk zamanında kış zamanında da biz ayaktaydık.
Yani zulmün sanak sanak yağdığı dönemlerde de biz o yağmurun altındaydık. Ve Allah’a güveniyorduk. Hiçbir geri adım diye bir derdimiz yoktu. Ama oraları görmüyorlar. Hepsini şey yaptılar. Ben dedim ki ağabey gerek yok. Dedim ya bizim ne işimiz. Ben üniversitede falan konferanslara gidiyorum. Gençlerle ben ağabey kardeşim. Hafta sonları gidiyorum. Ben gençlerle oturup bir çay ocağının önünde sabah namazına sonra buluşuyoruz. Biz çay simit peynir alıyoruz. Arkadaşlarla yemek yiyoruz. Hani benim işte yok çakarlı arabaydı. Yok korumaydı. Buydu. Bunlar bize uzak şeyler. Ben istemiyorum onları dedim. Ecel geldiği zaman ne bir dakika gelir ne bir dakika geri ayetinin ne olduğunu biliyoruz. Bir Müslüman olarak da kendim tedbirimi alıyorum dedim. İhtiyaç yok. Bana bir dosya açtılar. Ve o dosyada benim çocuğumun okula gidiş geliş fotoğrafları vardı. Ve dedi ki yakaladığımız şeyler bunlar dedi Abdurrahman. Onu gördüğüm zaman ağabey benim elim ayağım boşaldı. Çünkü hainliği orayı hiç düşünmemiştim. Yani erkek gibi karşına çıkacak zannediyorsun ve o zan ile kendimi savunurum.
Siz de boş değiliz. O kadar da eşek değiliz diyorsun. Biz kendi tedbirimizi alıyoruz. Ama hainliği hiç düşünemiyorsun. Orayı görünce ben dedim ki Abdurrahman hani burası son nokta. Ve o gün her şekilde ben geriye dönüyorum dedi. Çünkü kendim canımızdan geçmişiz öyle bir şey. Az önceki cümle vardı ya ağabey dava mava ama orada çocuk olunca o arada senin en zayıf noktan. O gün tamam dedim ben.
Yani o gün oradan işte bir dilekçi melekçi aldılar benden. İşte ben bir değerlendireceğim hani ne talep ediyorum diye bildireceğim dedim. Ve çıktım oradan ve 5-6 saat İstanbul’un içerisinde arabayla gezdim. Sadece düşündüm ne yaparım diye. Allah razı olsun. Cenab-ı Hak kafa açıyor ya bir gün sonra Nurettin Yıldız hocayla bir randevumuz vardı. Buluşmamız vardı. Orada muhabbet etmeye başladı. Dedi bana ki Nurettin hocam canını yakıyorlar değil mi dedi. Evet hocam dedi. Bazen dedi böyle her şeyi bırakıp gidesin de oluyor değil mi dedi. Evet dedim. Peki dedi seni dedi yerinden yurdundan sürgün ettiler mi dedi. Yok dedim. Başından aşağıya dedi. Bir şeyler döktüler mi dedi. Sokakta seni taşladılar mı? Yok. Nereye gidiyorsun dedi. Nurettin hocay dedim. Anladım bana neyi söylediğini. Çok güzel bir örnektir. Allah razı olsun onun için yaşadığı hayır ve şer ne olursa olsun. Her şeyin içerisinde bir mesajın ve bir hediyenin olduğunu orada anladım onu. Tamam hocam dedim. Bir şey daha söyledi bana.
Dedi ki dağın eteklerinde rüzgar az eser serin eser dedi. Adam orada rahat da eder dedi. Ama dedi zirve tehlikelidir dedi. Rüzgarlar sert eser orada kolun kanadın kırılır elbiselerin yırtılır. Öyle dedi hem zirveye doğru yürüyüp dedi hem mızmızlanmak yok. Eğer dedi canın yanıyorsa dedi in dağın eteğine dedi. Arda herkes duruyor orada. Şimdi sen bunu bir karadenizliye dediğin zaman daha iner miyim aşağıya. Bu bir hareketi geçirme biçimi diriyor. Evet. Zorlanıyoruz ama dediğim gibi o kadar.
Zorluklar yaşamış insanların hayatlarını biliyoruz ki onların yanında benim esamim okunmaz. Ama insanlar istediği gibi yaftalıyorlar. Yani işte troll diyor paralı troll diyor şunu diyor bunu diyor. Herkes her şeyi söyleyebiliyor. Ama kendi dünyamda gördüğüm yer şurası. Bana not verecek makamlar bunlar değil. Bana not verecek makam başka. Ben oranın gözüne girmeye çalışıyorum. Herkese söylüyorum 84 milyon ülkeden bahsediyoruz 84’ü de tanır beni. 40 milyonu dua ediyor 40 milyonu da hakaret ediyor az önceki sizin tarifinizle. Ama şunu Allah beni sevmedikten sonra 84 milyon beni omuzlarına alsa umurumda değil. Ben Allah sevsem. Onun için Allah’ın dostlarının yanında olmaya gayret ediyorum. Bu benim özel kişisel hayatım. Ben kulum. Bir dergi için röportaja gelmişlerdi. Röportaj yaptıktan sonra dediler ki Abdurrahman Bey hani ne diye yazalım.
İşte youtuber mu yazalım içerik üreticisi mi yazalım. Biz de bir türlü ne olduğumuzu bilmiyoruz ya işte gazeteci mi yazalım. Çünkü duruma göre cephe sürekli değişiyor. Nerede olay var biz oradayız. Bugün yazardım bugün youtuberım. Herkes gün şeyim televizyon programı. Dedim ki yaz kul. Ben kulum. Kul olmaya geldim buraya. Ve o sürecimi tamamlayacağım. Şimdi 15 Temmuz şehitlerin içerisinde çok yakın arkadaşlarım vardı. O geceyi de biri bir yaşayanlardan bir tanesi.
Sonrasında böyle bir araya geldiğimiz zaman çok ağlaşıyoruz biz. Ben Müslümanlarda hani en rahatsız olduğum yer çok fazla ağlaşmalar. Ağlamak güzeldir. Yüreği temizler. Hatta bazen hani Üstad diyor ya ağla ağla su yükselsin belki kurulur gemi diye. Ağlamak güzeldir. Ama öyle zırp zırp ağladığın zaman da milletler alasın. Sulu göz bunu at kenara der. İnsanın yüreğinin yandığı böyle rahatlamak istediği anlar vardır. Ama devamlı ağlama yerine ağlama mudur.
Ağlaklığı bir hayat felsefesini yerine getirmek yerine. Aynen öyle. Ben daha çok biraz daha derdim şurada. Hani abi dik duralım. Biraz konuşalım korkmayalım abi. Hani devamlı ağlayarak devamlı işte hüzünlenerek bir sürece gidemeyiz. Bizim biraz mücadele etmemiz lazım. Ya da ağlayacaksak akşam bunu gece seccade başında yapıp sabah tekrar gülerek kafan dik bir şekilde o kapıdan çıkmak yani.
Zaten bir adam eğer gündüz gün içerisinde çok ağlıyorsa seccadeye gözyaşı kalmıyor. Ben imam hatipte okuduğum dönemde babam demişti ki bana oğlum dedi herkesin içerisinde ağlama güçsüz görmesinler seni dedi. Güçsüz görürlerse ezerler seni diye. Ben o zaman şeyler vardı. Dolaphanelerimiz vardı. İşte valizlerimizi koyduğumuz dolaphaneyi. Ben oraya gider orada ağlardım. Herkes yattıktan sonra tamamlardım ağlama sürecimi çocukken. Ondan sonra tekrar yatağıma gelirdim. 10 az önce başta da söyledim ya 10 kardeşli bir ailede dünyaya gelmenin çok güzelliklerini gördüm. Bazen insanlar diyor ya abi aman işte çok evlat falan. Yok ya bizde 7 kardeşiz keşke 17 olsaymışız. Aynen öyle. Değil mi abi? Kesinlikle. Abla var mı çok? Beşe beş. Hani tam oran orantı. Abi var ya sen coşturuyorlardır memlekete gidince seni değil mi? Bende de öyledir ya. Ararım böyle sen neye make up’tun abla sen neye make up’tun. Aynen öyle. Ooo seç. Mis gibidir yani. Bir sürü annem varmış ki. Aynen öyle. Şu anda da anneme bir gün dedim ki anneme ya annem 10 tane çok değil mi dedim. Bir de kardeşlerde genelde şu vardır kendisinden sonrasının fuzuli olduğunu düşünür. Hani şimdi bazen biz siyah yaparız çok darlandığımız zaman ya anne benden sonrasını keşke hiç doğurmasaydın. Ama ben olsaydım ama yani o çizgi ben. Anneme dedim ki anne çok değil miydi dedim ya 10 tane anne. Hani bir de babam 4 aylık mevsimlik işçi fabrikada çalışan 3-5 de çay olan bir adam. Hani böyle çok ekonomik olarak da çok geniş bir alana sahip değildi babam. Anam böyle esprili bir şekilde annem bana şey derdi derdi ki oğlum derdi sayı saymayı mı biliyorduk dedi doğurduk doğurduk bildiğimiz kadar. Sonra şunu eklerdi derdi ki oğlum evlat berekettir. Ben bu bereket kavramını çok anlamıyordum onu.
Ama daha sonradan ben bunun ne demek olduğunu annemin 5 buçuk yıllık hastane sürecinde gördüm onu. Hiçbir evlat zorlanmadı. Annem birer ay alırdık bazen 3 ay olurdu ki diğer kardeşleri gezene kadar ben araya girmeye çalışırdım. Anamı tekrar bir daha alayım diye çünkü senede 1 veya 2 defa sıra geliyordu bana ki annem hastaydı yatalaktı ve hizmet yapılması lazımdı. Ben orada gördüm bereketin ne olduğunu annemin tavutunun başında 10 evladı vardı. Herkes bir ucundan tutunca havaya bile kaldırabiliyordu onu. Elhamdülillah Allah çok güzel şeyler nasip etti bize. Annesi babası hayatta olup da cenneti kazanamayanın vay halini der Rasulullah. Biz hem annemize hem babamıza hizmet etme onların dualarını alma lütfunu Allah bize ikram etti. Güzel bir süreç ama bunun yanında da işte gündemle alakalı zor.
Az önce diyorsun ya gidiyorum bir yere ve havalimanına adam bana Xray’ın orada diyor ki abi bir kahve ısmarlayalım sana. İşte valizlerin var birisi tutuyor yardım ediyor. O da eminim şey soracaklar kulis soracaklar. Gibi. Yani hocam şu mevzu nasıl ya siz bunu anlattınız ama arka planda ne var diye. Bir memlekete gidiyorsun insanlar evinde ağlamak istiyor. Karadeniz’de seni seviyorlardır. Çok seviyorlardır. Deli gibi seviyorlardır seni. Şundan dolayı bir daha aslında sadece anlattıklarımdan değil ben bir de sosyal medyayla alakalı şöyle bir not da düşeyim. Ben kendim de onu uyguluyorum. Ülkemizde son dönemde insanlar sosyal medyada yaşamaya başladılar. Sosyal medya için yaşıyorlar. Bir yere gitmek bir yeri ziyaret etmek bir cenazeye katılmak. Efendim ben söyleyeyim bir düğüne katılmak. Yani bir arkadaşınızın ailesinin vefat ettiği haberini alıyorsunuz sosyal medyadan onu menşunlayarak paylaşım yapıyor adam. Yani arkadaş bana ne ya beni arasana Müslüman arasana konuşsana veya bir mesaj yazsana bana. Eğer cenazede şey olursa müsait olman. Bunu tersini yaptım. Ben şunu söyledim kendi ekibime de arkadaşlarım. Arkadaşlar biz sosyal medya için yaşamayacağız. Biz yaşadığımızı sosyal medyadan paylaşacağız. Adam diyor ki bana Abdurrahman Bey işte camiden fotoğraf veriyorsun. Evet oraya gidiyorum ben. Meyhaneye gitmiyorum. Eşte konsere, disko’ya gitmiyorum. Öyle bir kitle var zaten yani tanesi 1500 liradan 2000 liradan lahmacun bodrumda lahmacun yerine laf etmez. Umreye gidene gittim paraları Araplara mı yedirdin der. Akşam diskodan kep satana gıkı çıkmaz. Camiye gitsen bir fotoğraf paylaşsan ibadet gizlidir kendin yap der. Yani öyle bir grup var yani. Burada şunu yani sen istediğin kıyafeti sokakta giyebileceksin. Sen istediğin gibi istediğin mekanlarda oturabileceksin. İçkini içebileceksin. Efendime söyleyeyim. Hani her şeyi aleni bir şekilde yapabileceksin. Ama ben, aynen öyle ben namazımı evde kılacağım. Orucumu evde tutacağım. İşte başörtümü evde takacağım. Niye? Hani buradaki problem burada. Ya arkadaş şimdi adam diyor ki bana bak bu ülkede Tayyip Erdoğan’a her şeyi söylediler. Başladı mı? Hayır. Bu ülkede Tayyip Bey her şeyi söylediler.
Ama bir konuda bir şey söylemiyor ona hiç kimse. İbadetleri konusunda. Kıldığı namazlar, okuduğu aşklı şerifler. Hiç onlarla alakalı bir şey söylemiyor. Çünkü niye? Çünkü bu adam bunu yaşıyor. Ben bunu yaşıyorum. Ben namazlarıma dikkat etmeye gayret ediyorum. Ben İslami olarak hani ben bir lao kelimesiyle, aşk kelimesiyle hayatı anlamlandırmıyorum ben. Benim o konuda kelime hazinem, yelpazem biraz daha geniş. Bende öyle her şeye aşk yok. Kediye aşk, betona aşk, sevgiliye aşk, anneye aşk.
Her şeye aşk. Toplamışlar onu bir cümlenin içerisine. Bende öyle değil. Bende hayvana karşı merhamet vardır. Küçüğe karşı şefkat vardır. Sevginin değişkenliklerine bak abi. Büyüğe karşı hürmet vardır bende. Eşime karşı bir muhabbet vardır gönülden akan. Bende kavramlar farklıdır. Bakıyorsun köpeğine de aşkım diyor. Hepsine. Onunla da aşkın diyor. Kocasına da aşkın diyor. Aynen abi yani. Peki. Abdurrahman son soruyu soracağım. Bitiriyoruz artık yavaş yavaş. Nereye gideceksin böyle? Yani planın var mı? Bu hep böyle birileri saçmalayacak ve sen çıkıp onlara kızacak mısın? Doğrusunu mu söyleyeceksin? Yoksa hani kariyerinde evet bugüne kadar bu lazımdı bunu yaptım. Ama finalde böyle bir iş yapmak istiyorum artık. Böyle bir tarz geliştireceğim diye kendi bir hedef koydum. Yoksa bu mudur? Yoksa ne lazım o mudur yani? Hangi dönemde ne lazımsa o. Ne lazımsı o. Yeter ki doğru yerde duralım mıdır? Değil abi. Şöyle söyleyeyim.
Ben sosyal medyada karşı cenaha bu şiddetle cevap verirken bir de benim bu şiddetim ve bu heyecanım benim kendi kardeşime doğru değil bu. Karşı cenaha doğru. Benim bütün değerlerime saldıranlara karşı ben mizaçta karşılarına dikiliyorum. Sosyal medyada en aktif adamlardan bir tanesi benim bugüne kadar kendi safımdan kendi camiamdan bir kişiyle tartışmadım. Bunu herkese aleni de söylüyorum. Bekir Develi ile alakalı bir problem mi var?
Kendi safından biri hakk-a-mugayyir bir şey yapsa ona video çeker misin? Hayır kesinlikle. Yani ben… Kavga edecekse kamera arkasında onlar mücadele mi veririm ama onu afişe etmem diyorsun. Kesinlikle. Çünkü orada şu var. Bu bir hani vardır ya evin içerisinde kavga vardır ama dışarıdan bir saldırı vardır. Evdekine dersin ki aga sen dur senle bir konuşacağım. Şurayı bir halledeyim. Benim şu andaki modum şurayı bir halletme modundayım. Kimseyi savunmak diye bir vazifem yok. Bazen bizim camia da böyle de bir hastalık var.
İşte filanca hocamız kalkıyor bir yerde bir şey söylüyor. Veyahut da işte filanca abimiz kalkıp bir yerde bir şey söylüyor. Bir lince tabi tutuluyor. Ama bu işin fıtratında var bu. Yani bu kadar göz önünde olacaksın. Bu kadar bütün imkanlar kapılar önünde açılacak. Bekir Develi geliyor dediği zaman herkes 30 tane sıraya girecek 30 kişi. Fotoğraf çektirecek. Hani uçağa binerken bile böyle bir ayrıcalıklı bir hoş geldin diyor size insanlar. E bu kadar ilginin karşılığında iki tane tokat yediğin zaman niye Abdurrahman devreye girip de Bekir Develi’yi sabahdan akşama kadar savunacak?
Abdurrahman’ın derdi Bekir Develi’yi savunmak değil ki. Ama Bekir Develi’nin ortaya koyduğu bir değere saldırı olursa ben Bekir abiye dedim ki. Abi sen dur kenarda ben bunlarla öğlene yani ölümüne savaşırım. Ama bireysel anlamda bir yorum yapmışsın. Bir çıkış yapmışsın ve ondan sonra da kalkacağım. İşte bizi hemen aramaya başlarlar. Ne oldu? Hani Müslümandın? Hani adamdın? Savunsana bunu. Bırak ben senin yancın mıyım yani? Aynen öyle abi.
Ben niye savunuyorum? Yani Bekir Develi bir örnek olarak bir trafik polisiyle tartışmış. Onun üzerine de birileri bir şey söylüyor. Orada beni senin üzerine kendine aklamaya çalışıyor. Yapmasaydın o hatayı. Aynen öyle. Yani orada Filistin’de bugün çocuklar ölürken ben senin oradaki şeyini mi temizlemeye çalışacağım? Kesinlikle bu. Hedefim şu abi. Beni bıraksam ben sabaha kadar konuşurum da. Benim derdim şu şu anda bu iş başladığı zaman bu dijital ortam başladığı zaman çok yetkili ve etkin olan insanlarla bir araya gittim. Hani bir araya geldim. Onlara anlattım. Dedim ki efendim bak böyle böyle. Önümüzde bir süreç başlıyor. Ben de az buçuk iletişimle ilgileniyorum. Burada bizim yeni mecralar kurmamız lazım. Televizyon bitiyor artık. Yeni bir dönem başlıyor. Yeni medya dediğimiz olay. Bunu söylediğim zaman adam benim televizyondan kastım. Arka duvardaki plazmadan bahsediyorum zannediyordu. Ve onun için adam dedi ki oğlum ne anlatıyorsun lan? Bu ne zaman? Bu kalkar mı lan? Bu bunsuz ev olur mu?
Adam bunu. Halbuki ben oradaki o içerikten bahsediyordum ona. Şu anda ben şunu net olarak söyleyeyim. Önümüzdeki 5 yıl sonra abi sosyal medyada bir karşılığı olmayan bir kitlesi olmayan hiçbir gazeteci, hiçbir siyasetci kimse kendi kurumunu almayacak. Oraya doğru gidiyoruz. Yani bugün herhangi bir kurum yapmış olduğu bir çalışmayı duyurabilmek için. Örneğin işte milyonlar para harcıyor. Ama aynı şey 15 dakikada Bekir Develi bu platformdan yapabiliyor.
Artık etki buraya doğru. Yani şu an memlekette ne olmuş öğrenmek için sabah tramvayla gazete okuyan adamı gördüğümüzde nasıl tuhaf karşılıyorsak. Yarın bir günde televizyondan bir şeyler öğrenmek için televizyonu bekleyen haber olsun, gelişmeler olsun her neyse televizyonu izleyenlere gülünecek yani. Evet şu anda yani nereye geleceğimle alakalı da şu var. Abi ben bu mücadeleme devam edeceğim. Son nefesi teslim edene kadar.
Önümüzdeki günlerde bir şeyler değişiyor mu? Değişiyor abi. Ben 20 milyar yaşlarda bir yerde bir şey söylemişim. Şimdi dönüp bakıp gülüyorum ona. Yani lan 20 milyar yaşlar bunu mu yapmışız falan. Demek ki o dönemdeki ortam oydu. Hayır herkes için geçiyorlar. Ama biz yani ben mesela işte 41 yaşındayım ve bu yaşıma kadar sadece şunu yapmaya çalıştım. Benim için ölçü Allah’ın ölçüsüydü. Ve nizam Allah Resulü’nün bize anlattığı, gösterdiği nizamdı. Ben oraya yaklaşmaya uğraştım. Tam manasıyla yapabilirim diye değil.
Bir yandan da ortaokuldan itibaren güzel abilerden az önce dedi ki Hasanlıay Ilcanat geldi, dokundu hayatımıza. Nereye evrildik? Mesut Uçakan geldi, üstümüzdeki tozu aldı. Ben de üniversitede okuduğum dönemde Bağcılar Belediyesi’nde o zaman Feyzulat Bey’in döneminde orada küçük küçük drama dersleri veriyordum. Oradaki gençlere abilik yapıyordum onlara. Daha sonrasında şu anda işte bir şirketim var. O şirkette yaklaşık 10-12 tane bu işe meraklı yeni genç var yanımda. Onları yetiştiriyorum. Editörlüğü öğretiyorum, kamerayı öğretiyorum. Hani içerik uzmanı dediğimiz noktaya evrilsinler diye. Çünkü neyi savunacaklarını biliyorum. Bütün amacım şu hani şu ortalıktaki toz bulutu bir dağılırsa ki bunun için önümüzde işte bir tarih var.
O tarihe kadar bir gideceğiz. Ama ondan sonrasında bir akademi oluşturma. Bu akademi insanların bildiği öyle kurs akademisi tarzında değil daha doğal bir akademi. Bizim ben birçok şeyi MGB’de öğrendim. Yani guslün de ne demek olduğunu nasıl olduğunu bir Müslümanın düzgün bir şekilde bir ortama girişi nasıl olması lazım? İnsanlarla diyalog nasıl kurulması lazım? Adam yetiştirmek istiyorsun.
Evet öyle yani Sezai Kara Koç’un evet yollar yapalım, tüneller yapalım, asfaltlar yapalım ama onların üstünden geçecek adamları da organize etmemiz lazım. Buradaki hastane gibi düşünüyorum ben dijitali. Dijital bir geniş bir hastane bir şehir hastanesi gibi. Yüreği gönlü ağıran gelsin abi Bekir Develiye pansumanı o oradan yapıyor. Ama bazen de şey var ortapedide birisi lazım. Orada da Abdurrahman duruyor orada. Hani bu geniş bir alanda ben çocuklara biraz daha cesur olmalarını, heyecanlı olmalarını ama bunun yanında da söz konusu inancımız olduğu zaman da boynu bükmeyi bilmeliyim. Ben ekranlarda konuşurken böyle bazen ben de fark ediyorum kendimi gözümden ateş çıkıyor ama o videoyu izledikten sonra hemen Üsküdar’a, Mihrima Sultan’a koşuyorum. Boynumu büküyorum ve orada ne kadar A C Z olduğumu görüyorum. Eyvallah Abdurrahman teşekkür ederim. Ben teşekkür ediyorum.
Yine telefonla kalktın geldin kırmadın bizi Allah senden razı olsun. Cümlemizden inşallah. Eşine ailene çok selam ediyoruz. Başarımıza razı olsun. Rabbim sayını ve şükür eylesin inşallah. Allah razı olsun. Rabbim seni de ben her gittiğim ilde bazen diyoruz ya işte zannediyorlar ki biz 24 saat işte Bekir Develi, Nurullah genç hayatıyla çocuğa işte Yusuf Kamp. Yok ya biz belki 3 yıldır ilk defa karşılaşıyoruz yani ilk defa görüşüyoruz. Aynen öyle. Ama birebir bütün çalışmaları takip ediyorum ben çok güzel çalışmalar yapıyorsun. Arşivlik çalışmaları yapıyorsun. Bu çalışmaların güzelliklerini önümüzdeki yıllarda bizim gençlerimiz çok güzel kullanacaklar. Herkes kendi vazifesini gelip yapıp gidiyor. Üstad Necip Fazıl kendi döneminde kendi vazifesini yattı gitti. Sezai Karakoç aynı şeyi yaptı. Rasim abi yakın dönemde hadi Allah’a sınarladık dedi. Metin Balkanlıoğlu hoca hadi bana eyvallah dedi. Mesela bir sürü hocamız vardır dinliyoruz onu ama Metin hocayı dinlediğim zaman çünkü Metin hoca… Hem şericilik yapmak halde şey değil. Değil orada değil döve döve, döve döve temizliyor. Senin meşrebine çok uyuyor Allah’ın. Bir de şeyde vardır yani mesela halılar biliyorsun abi dövüle dövüle tozundan arınıyor. O döve döve arındırıyordu. Çok güzel adamları tanıdık. Çok güzel, çok bereketli bir camianın içerisindeyiz. O kadar güzel gençlerimiz var. Bütün şehirleri gezdim abi.
81 il 57 ülke gezdim bu yaşıma kadar. Öyle gençlerimiz var ki abi ama sosyal medyada çok hesapları yok. Orada 24 saat goygoy da yapmıyorlar. Ama önümüzdeki Türkiye’nin yeni sürecinde yeniden Türk İslam medeniyetinin o sancağını bu millet omuzuna tekrar alacak. O kadar güzel gençler yetişiyor sadece sayıları az ama işin de hikmetinin sayıda olmadığını bilen adamlarız biz. Eğer işin hikmeti sayıda olsaydı Allah Resulü Bedir’den çıkamazdı. Sultan Alparslan Malazgirt’ten çıkamazdı. Demek ki iş sayıda değil. Çok bereketli, çok kallavi gençler geliyor. Sadece biz biraz Müslümanlar ve yani bu canahta olan abilerimiz ablalarımız biraz güvensinler çocuklarına. Gençlerimize biraz güvenelim. Eksikleri vardır tamamlayacağız onları bizim ne eksiklerimiz vardı. Hatta şu anda bile bir çok eksiğimiz devam ediyor. Ama yeni dönem özellikle ben 2020’lerin sonunda dünyaya yeniden nizam verecek gençlerin yetiştiğini görüyorum. İnşallah amin diyelim dua olsun. Çok sağol geldi. Allah razı olsun. Evet kıymetli dostlar biz izlediğiniz için teşekkür ederiz. Sevgili Abdurrahman Uzun’un o hikayesini ben çok merak ediyordum. Birazını biliyordum daha fazla öğrenmiş oldum. İnşallah keyifle izlemişsinizdir. Ahiriniz evvelinizden hayırlı olsun.
Hoşça kalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir