"Enter"a basıp içeriğe geçin

TÜRKİYE’NİN 40 YILINI çizen 1979 GUADOLOUPE ZİRVESİ. BATI NASIL BİR PLAN YAPTI, KİME UYGULATTI

TÜRKİYE’NİN 40 YILINI çizen 1979 GUADOLOUPE ZİRVESİ. BATI NASIL BİR PLAN YAPTI, KİME UYGULATTI

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=tNl0GrrNf5U.

Polenze’den devam ederim bir önceki bölümden bıraktığımız yerde. Polenze ile ben tabii genç bir gazeteciyim. O Ekim 1983 sohbetinden veya söyleşisinden sonra bir müddet daha röportajlar ve fesayla devam etti. Bir karşılıklı istihbaratçı ve gazetici diyelim ilişkisi bir şekilde sürdü. Çünkü her geldiğinde Türkiye’nin o dönemde geçiş sürecinde önemli bilgiler taşıyordu Türk medyasını. Biz de bunu işin perde arkasını yakalamak için kullanıyorduk açık konuşalım. Fakat bir gün bir sohbet sırasında dedim ki ya senin için sürekli 1912 Eylül 1980 günü Jimmy Carter’ın direkt telefonla arayıp bizim çocuklar başardı dediğin söyleniyor. Bu ne kadar doğru dedi. Büyük ölçek de doğrudur bu dedi.
Yani dedim Türkiye’de darbeyi bir şekilde siz mi planladınız? Şöyle oldu Erdan dedi.
Esasında bütün olay bütün Türkiye’nin bugünkü kaderini belirleyen olay 1979 Ocak ayında Guadalupe adasında gerçekleşmiş olan dört batılı ülkenin liderlerinin zirvesinde kararlaştırıldı dedi. Neydi o dedi?
Yani dedi İngiltere Başbakanı Kalağan, Almanya Şansörüyesi Schmidt, Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estenc ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter Guadalupe’da buluştular.
Ve bunlar artık dünyanın mevcut yapısı içinde bir arada birlikte yürütecekleri planlar üzerinde çalıştılar ve tabii ki masanın merkez ismi benim de yardımcısı olduğum Zbigniew Brzezinski idi dedi. Peki ne yaptılar dedi. Esas dedi. Zirve. İran harlıklı ama Afganistan ve Türkiye’yi de içine alan bir mantık içinde gerçekleştiriyordu. Hemen hatırlatayım. 1979 Şubat ayında Hümeyni devrimi gerçekleşmiş ve Hümeyni yıllardır sürgünde yaşadığı Paris yakınlarındaki bir banyöden alınmış bir Air France uçağına konulmuş ve Tahran’a yollanmıştır. Bunun perde arkasını Paul Hanzer bana şöyle anlattı. Valery Giscard d’Estenc esasında dedi. İran Şahı Rıza Pehlevi’nin artık bu ülkeyi bir arada tutmasının ve Sovyetler Birliği’ne karşı bir cephe oluşturmasının imkansız olduğunu sürekli anlatıyordu dedi. Zbigniew Brzezinski ise biraz daha zamana oynuyordu. Fakat Sovyetler Birliği’nin İran-Azerbaycan’ın da çok ciddi bir propaganda çalışmasına başlaması ve İran Komünist Partisi Today’in ülkede yaşanılan kaos ortamından öne çıkarak, hatta Moğolaların önüne çıkarak bir alternatif oluşturmaya başlaması Brzezinski’yi de rahatsız ediyordu dedi.
Ve biz dört ülkenin lideri şu karara vardılar sonuçta, Hümeyni gidecek, Tahran’a oturacak. Bakın İran devrimiyle ilgili çok önemli bir tarihi anekdoda anlatıyorum sizlere. Ama bir şartla bunu yapacak.
O da ülkedeki tüm komünist faaliyetleri yasaklayacak, komünist partisini yasaklayacak ve komünist partisinin yönetimini ve üyelerini etkisiz hale getirecek. Ve özellikle İran-Azerbaycan’ın da ki Sovyetler Birliği etkisini sıfırlayacak bir politika yürütecek.
Peki ne oldu dedim? Hümeyni bunu kabul etti. Ve bir ay sonra Valély Jules Gardes ile bir Air France uçağına onu koydu ve yanında da Fransız istihbaratının elemanları olmak üzere Tahran’a gönderdi. Ve Hümeyni de ilk işi olarak hem Şahyanlılarını hem de Komünist Partisi’ni yok etti. Bayağı hatırlayacağım, hatırlıyorum. Çok büyük katliamlar yaşandı, siyasi katliamlar yaşandı o dönemde. İran’da, Tahran’da bir tane bile komünist bırakmadı. Bu o günden bugüne, ki bu sohbetimiz 1988 yılına aittir açıkta söyleyeyim, 1988 yılından bu yana Paul Henze’nin Guadalupe zirvesi bağlantılı İran’la ilgili bu ifadesi benim İran’a ve İran’daki Molla rejimine dönük soru işaretli yaklaşımlarımın başlangıcıdır. Çünkü o rejim esasında Ronald Reagan’ın o hani filmlere konu olan Tahran’daki büyük erçilik baskını ve Amerikalı diplomatların 400 küsür gün rehin alınması çerçevesinde Jimmy Carter’ı kaybettiren ve Ronald Reagan’a da iktidar yolunu açan bir rejimdir. İran o dönemde resmen Reagan’ın seçim kampanyasının adamlarıyla temas içinde aslanlar gibi Amerika’nın yeni başkanını belirleyecek rehine krizini ayakta tuttu.
Amerikan halkı Jimmy Carter’ı o rehine kriz nedeniyle çaresiz bir başkan olarak gördü ve Reagan kazandı 24 saat sonra da Molla rejimi resmen rehineleri serbest bıraktı.
Şimdi o yüzden Polenze’nin Guadalupe zirvesinde Brezinski’nin sağ kolu olarak yaşadığı bu tanıklık bence çok önemlidir.
Ve İran’ın günü geldiğinde Amerika Birleşik Devletleri ve hatta İsrail ile nasıl bu kadar yakın kolabürasyonlara işbirliklerine girebildiğini veya İran tehdidi veya İran kavgası nedeniyle
yine Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in Orta Doğu’da nasıl kolay manevra alanları kazandığının en önemli noktalarından biridir.
Çünkü burada uzun uzun anlatmayacağım vaktinizi almak için ama eğer Reagan döneminin en ünlü ve bence siyaset tarihinin en ünlü skandallarından biri olan İran Gate’i gençler, İran Gate skandalına şöyle bir Google’a girip bakarsanız,
orayla ilgili yazılara bir bakarsanız zamanında Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve yeni kurulmuş olan İran rejimi üçgeninde nasıl bir silah ve para ticareti yapıldığını
ve o İran’dan pompalanan paralarla da Latin Amerika’da, Nicaragua’daki karşı devrimci infaz mangaları, kontur gerillaların nasıl desteklendiğini görürsünüz. Şöyle bir söz vardır. Hayatta sosist imalatıyla siyasi pazarlıklar halkın önünde yapılmaz. İkisi de mide bulandırır. Biz bu seride mide bulandıran öykülerin peşinden gideceğiz.
Bir sonraki bölümde Guadalupe zirvesinin Türkiye’ye olan etkisini ve bugünlere olan etkisini anlatacağım.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir