ABD DERİN DEVLETİNİN “MÜNİH ÇETESİ” İSLAM COĞRAFYASI İÇİN NE PLANLADI, TÜRKİYE İÇİN NE İSTEDİ?

ABD DERİN DEVLETİNİN “MÜNİH ÇETESİ” İSLAM COĞRAFYASI İÇİN NE PLANLADI, TÜRKİYE İÇİN NE İSTEDİ? videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=iIiojN6mRe0. 1984 yılının sonbaharıydı ve uçağım Londra, Heathrow havaalanına doğru inerken ben de bayağı bir heyecanlı genç bir gazeteciydim. 29-28 yaşlarındaydım ve bu benim ilk Londra seyahatimdi. Sonra da pek çok kez gittim. Severim…

ABD DERİN DEVLETİNİN “MÜNİH ÇETESİ” İSLAM COĞRAFYASI İÇİN NE PLANLADI, TÜRKİYE İÇİN NE İSTEDİ?

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=iIiojN6mRe0.

1984 yılının sonbaharıydı ve uçağım Londra, Heathrow havaalanına doğru inerken ben de bayağı bir heyecanlı genç bir gazeteciydim. 29-28 yaşlarındaydım ve bu benim ilk Londra seyahatimdi. Sonra da pek çok kez gittim. Severim Londra’yı. Hoş bir şehirdir. İmparatorluğun bütün özelliklerini görürsünüz.
Her köşe başına da bir anı yerleştirmiştir İngilizler. Şapaltu izler için tabii ki. Çok etkilenenler belli olur. Neyse geçelim. Beni bir konferansa davet eden çok değerli ve büyük kuruluşun mektubunda o zaman tabi böyle internet yok, şu yok, bu yok. Mektuplaşıyoruz biz o dönemde. Mektubunda belirttiği tarzda uçağımdan indim. Bir söylenilen numaradaki otobüse bindim. Oradan tren istasyonuna gittim ve beni Oxford’a götürecek trene bindim. Heyecan vericiydi tabii. Daha henüz dünyaya yeni açılan bir Türkiye’nin genç kuşağından bir adam olarak gidiyordum.
Ve gittiğim yerin de Oxford Üniversitesi’ne bağlı bir yer olduğunu düşünüyordum. Adı da Central Asian Studies. Yani orta asya araştırmaları. Mektubun altındaki imza şu anda hala Washington’da Marshall Fonu’nun direktörü olarak görev yapan Anders Wimbush’tu. S. Anders Wimbush.
Tabii o zamanlar böyle internete girip iki tık ötede kimin kim olduğunu Wikipedia’dan öğrenme gibi bir şansımız yok. Biz birçok şeyi yaşaya yaşaya öğrendik. İnsanları yaşaya yaşaya tanıdık. Ve zamanla daha çok bilgilerimiz oldu. Oxford’a gittim. İndim, beni güzel karşıladılar. Çok klasik bir Oxford otelinle yerleştirdiler. Ve o an anladım ki Central Asian Studies yani Orta Asya Araştırmaları denilen kuruluşun Oxford Üniversitesi’ne fazla bir alakası yok. Başka yerlerle alakası var. Başka şeylerle.
Ve şunu hissettim, burası esasında Amerika Birleşik Devletleri tarafından fonlanan bir kolejin, bir yüksek okulu sanki enstitüsü gibi çalışan
ama esasında Amerika’nın o dönem soğuk savaş yıllarında Sovyetler Birliği’ne karşı geliştirdiği Orta Asya’daki Müslüman Türk nüfusu İslami bir ayaklanmayla Sovyetler Birliği’nin canını okuması programı için çalışan bir yer. Bunu ilk gittiğim an bana verilen konferans programı çerçevesinde anlatım. Hedef Afganistan ve Afganistan’daki mücahit hareketinin nasıl Tajikistan veya Kafkasya üzerinden Orta Asya’ya yönlendirileceği. Ve Afganistan savaşının nasıl Kafkasya veya Orta Asya’ya silahlı olarak ve İslami bir kimlikle taşınacağı. Amerika Merkezi Haber Alma Teşkilatı, Amerika’nın derin devleti bir yeşil devrimin peşinde.
Sonra da bu sorosun Turuncu Devrimlerini gördük ya Turuncu Devrim ayrı ama silahlı bir yeşil devrim Orta Asya’da.
Kendimi bir anda 19. yüzyılın o çok ünlü Büyük Britanya İmparatorluğu ile Çarlık Rusyasının arasında yaşanmış ve tarihe yakın tarihe grid game yani büyük oyun olarak geçmiş bir oyunun içinde buldum. Çünkü 1800’lerin 70’lerden itibaren Büyük Britanya İmparatorluğu’nun Çin, Hindistan, Afganistan, bugünkü Pakistan vs. hatta İran üzerinden yürüttüğü politikalarla Çarlık Rusyasının o dönemde Türkik diye adlandırılan
esasında kelimenin tam anlamıyla Türkistan olan bölgelerde yayılması ve kalmasıyla bağlantılı olaylar. Ben İngilizce bilen dostuma, bunun Türkçesi yayılanmıştır mutlaka çünkü 1990’lı yılların sonunda çıktı.
Bu kitabı tavsiye ederim. Peter Hopkirk iyi bir İngiliz yazar, araştırmacı, ülkesinin tabi içinde olduğu bu olayı gayet iyi takip etmiş.
The grid game ve orada 19. yüzyılda ve 20. yüzyılda doğru insanlığın bu çok özel olayının nasıl geliştiğini ve Orta Asya hakimiyeti için kimlerin neler yaptığını,
İngiltere ve Çarlık Rusyasının özellikle Afganistan üzerinde nasıl bir hakimiyet kurma savaşı verdiklerini çok güzel anlatır. Aslında benim, genç bir gazeteci olarak çağrıldığım, bu toplantıda da aynı şey konuşuluyordu ama roller değişmişti. Yani isimler değişmişti. Çarlık Rusyası gitmişti. Sovyetler Birliği vardı ve Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etmişti.
İngiltere artık yerini Amerika Birleşik Devletlerine bırakmıştı. Sözde. Çünkü Anglo-Saxon Bağ öyle İngiltere’yi Amerika Birleşik Devlet’siz düşünmeyi imkansız kılıyor.
Yani esasında Oxford’da benim o gün anlatığım genç bir gazeteci olarak CIA, Amerika Merkezi Haberahımat İşkilası’nın entelektüel faaliyetlerini kolay yürüttüğü bir merkez olarak ele alınmıştı. Soğuk savaş sonrasında, özellikle soğuk savaş yıllarında. Çünkü orada kuracağınız herhangi bir enstitüü,
bir de benim yap düşündüğüm gibi Oxford Üniversitesi ile bağlantılı bir enstitü olarak düşünülebilir ama esasında CIA tarafından fonlanan bir ileri uç karakolu gibi de çalışabilir.
Anladınız. O yüzden bugün bile, işte efendim Türkiye’yi terk etti, Oxford’da bilmem ne yapıyor falan diye bazı aydınlardan yazar, çizerlerden birilerini duyduğum zaman şöyle bir bakayım nerelerde çalışıyor bunlar diye düşünmeden edemem. Oralar öyledir. İsveç, Stockholm gibi İngiltere’nin Oxford’da da böyle çalışmaların merkezidir. Bir de şimdi soğuk savaştan sonra Amerika, bu tür şeyler, Stockholm, Oxford bir de Praga taşıdı. Praga’da şu anda Radyo Riverti veya Özgür Radyo’nun merkezi var. Halbuki soğuk savaş yıllarında o Özgür Radyo’nun merkezi neredeydi? Münik’teydi. Ve Orta Asya’ya dönük, Kafkasya’ya dönük, Sovyetler bildiğini yıkma amaçlı bütün o propaganda yayınları Münik merkezli bir radyodan başlatılmıştı. Konuyu Central Asian Studies’den Münik’e niye getiriyorum? Bunların hepsi iki çabalı da onun için. Bunların oyuncularını tanıma fırsatı bulduğumuz için.
Önce nerede tanıdık? Anders Wimbush’ta bir zaman, Radyo Free Europe’da yani Özgür Radyo’da çalışmış bir izimden oraya gittiğim zaman çok özel bir kadınla tanıştım. Çok. Sonra, yıllar sonra o hanımefendimin öldüğü şu anda. Kaç yılın da öldüğüne de bir bakacağım şimdi hafızama gelmedi.
Bu o yıllarda da kendini, evet 2007 Aralık 2012’de, Oxford’da ölmüş. Demek ki bütün hayatı Oxford’da geçmiş. Paris doğumunda, 1944 Paris doğumunda, 2012 Oxford ölüm yeri.
Marie Beningsen Broxham. Esasında Marie Broxham ama Beningseni de var. Niye? Çünkü kendisi Alexander Beningsen’in kızı. Alexander Beningsen çok önemli bir adam.
Marie Beningsen Broxham, bütün hayatı boyunca babasının geliştirmiş olduğu bir hareketin en önemli yazarı ve aktivisti olarak yaşadı.
Ben onu, işte Amerika tarafından fonlanmış o çok geniş Orta Asya-Kafkasya konferansında Amerika tarafından fonlanmış derken o fonun ne olduğunu alınırsınız herhalde. Tanıma fırsatı oldu.
Ve ondan sonra da tabi Sovyetler Birliği’ni yıkmak için Orta Asya’ya hedef alan bir yeşil kuşak teorisinin bütün aktörleri beynimde zaman içinde yerli yerine oturmaya başladı.
Ben, ben hayatımda hiç bir döneminde yaptıkları nedeniyle eleştirmedim.
Çünkü onlar kendi ulusal çıkarları yani Amerika Birleşik Devletleri çıkarları için çalışan, yarı arjan, yarı yazar, yarı akademisyen insanlardı.
Benim için önemli olan onların benim ülkeme ne yapmaya çalıştıkları ve o yapmaya çalışmaları sırasında kimlerle iş birliği yaptıklarını iyi yakalamaktı. Onlar istedikleri stratejiyi geliştirebilirler. Amerika Birleşik Devletleri için bu bizi bağlamaz.
Ama o stratejiyi uygulamak için kimlerle neler yaptıkları bir gazeteci olarak bırakın bir gazeteciyi bir vatandaş olarak hepimize ilgilendirir meseledir. Geleceğim. Ama tabi şimdi Alexander Benningsen’in başlattığı ve ikinci dünya harbinden sonra Amerika Birleşik Devletlerinin resmen bir kurumsallaştırmaya gittiği bu Sovyetler Birliği’ni Müslüman nüfustan vurma. Bu yolda da siyasi İslam’ı yeniden yapılandırma projesinin bizi getirdiği ana noktalardan birinin 15 Tevmuz 2016 olduğunu burada hemen söyleyeyim. Bütün bu meseleleri ta 80 liraya kadar gidip anlatmamın nedeni bu.
Eğer biz 1960’larda MIT dönemin müt misleşarı Fuat Doğulu’nun, Paul Henze ile Alexander Benningsen ile Amerika Birleşik Devletleri’nin merkezi haber alma teşkilatı, CIA’ın en önemli adamı, Adolf Hitler’in bir numaralı istihbaratçısı, Gehlen’le bütün bunlarla ilişkileri tam kavrayamazsak 15 Tevmuz’da veya öncesinde sonrasında neler yaşadığımızı tam olarak anlayamayız. Alexander Benningsen’i kısaca söyleyeyim size. Şöyle notlarımdan bakacağım. Aslında 1913’te St. Petersburg’da doğdu. Bolşevik devriminden sonra 1919’da Estonya’ya geçti. 1924’de ayrıca Paris’e gittiler ve orada Fransa’da oryantal diller okulunda eğitim gördü vs. Ondan sonra 1920’lerden itibaren uzman oldu. Orta Asya ve Kafkasya Müslüman toplumları üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı ve Soğuk Savaş yıllarında da İslam’ın bir din ötesinde siyasi kimlik ve hatta savaşçı kimlik kazanarak
Sovyetler Birliği’nin yumuşak karnını oluşturması stratejisini geliştirdi. Bu konuda kimde en çok etkilediği şahıs? Zbigniew Brzezinski. İşte ta ilk başta 1979 Guadalup zirvesinde Sovyet yayılmasının İran’da önlenmesi için Tahran-Humaynı’yı Paris’teki sürgünden Air France uçağıyla
Tahran’a yollayan o ünlü strateji uzmanı, Paul Henze’nin patronu. Zbigniew Brzezinski Alexander Benningsen’in bu görüşlerini net olarak kabul etti ve
öyle bir netlikte kabul etti ki, 1986 yılı yanlış hatırlamıyorsam, özür dilerim 1976 yılında Carter döneminde
Amerikan yönetimi içinde Milletler Cemiyeti, Milletler Komitesi diye bir komite kurdu. Bu Amerikan Savma Bakanlığı ve Rand Corporation tarafından destekleyen bir komiteydi ve bu komitenin tek görevi vardı Amerika adına çalışırken. O da Sovyetler Birliği’nin Müslüman toplumlarının analizini
çok iyi bir şekilde yapmak ve bunu sistematize etmek. Ve şimdi sıkı durun, o grubun başına işte Paul Henze getirildi.
Paul Henze, o yüzden bizim yakın tarihimizin son 60 yılımızın en önemli isimlerinden biri diyor. Çünkü aynı Paul Henze, Graham Fuller ve Fuad Doğ, o dönemin
Diyanet İşleri başkanı hepsi aynı Eko’nun öğrencileriydiler ve bu Eko esasen Fethullah Gülen’e 1960’lı yılların o son derece durağan
gözüken dönemlerinde Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derniğini açtıran ekibim oldu. Esasında Mary Brooks abla tanışmam ve o konferansa katılmam, bugün sizlere anlatmakta olduğum her şeyi öğrenme ve bütün bu çalışmaları toparlama imkanımda bana sağladı.
Şimdi bütün bu denklemde Türkiye’yi ilgilendiren isim, ana isim, Ruzi Nazar, Özbek doğumlu bir şahıs. Şu anda FETÖ, Orta Asya örgütlenmeleri nedeniyle cezaevinde olan Milli İstihbarat Teşkilatının da görevi olduğu dönemlerde
Orta Asya ilişkilerinden ve istihbaratından sorumlu olan Şahıs Enver Altaylı tarafından ayrı güzel yazılmış bir kitabı var. CIA’nin Türk casusu diyor. Esasında CIA’nin Türk casusu dediği işin sonucu. Çünkü Ruzi Nazar esasında evet bir Özbektir.
Sovyet Kızıl ordusunda ikinci dünya harbinde savaşırken, bu kitapta hepsi var uzun uzun anlatmayacağım, Nazia Almanya’sının tarafına geçen ve ülkesi Özbekistan’ın Sovyetler Birliği’nden kurtuluşunu, Nazia Almanya’sının Moskova’yı işgal edip Sovyetler Birliği’ni batırması bitirmesinde bulan bir şahıs. Bu kitapta sağ olsun Enver Altaylı çok güzel yazıyor bu şahsın kim olduğunu ve bu şahsın nasıl önce Alman İstihbaratı adına çalıştığını, Nazil Alman İstihbaratı adına çalıştığını, sonrasında Amerika’ya nasıl devşirildiğini CIA’yı da,
işte Alexander Benincksen’in oluşturmuş olduğu soğuk savaş yıllarındaki o yeşil kuşak, yeşil devrim, yeşil saldırı politikası için nasıl yoğun bir çaba sarf ettiğini, Paul Henze ve Graham Fuller’la 60’lı yıllarda, 59’la 60’ı 70’lar arasında yollarının nasıl Münih’te sonra Berlin’de kesiştiğini, bütün bu planlamaların nasıl yürüdüğünü anlamak için, bu kitaptaki Ruzi Nazareyi tanımanız lazım. Açık söylüyorum bu adamın bu hallerini ve Türkiye’deki ilişkilerini özellikle 60’lı yıllardaki ilişkilerini tam olarak anlamadan, bu günü anlamanız mümkün değil.
Lafı burada uzattım, şimdi kesiyorum, bıraktığım yerden devam edeceğim.