BATI TÜRKİYE’NİN NEREYE KADAR GÜÇLENMESİNE İZİN VERİR? CEVABINI İHSAN SABRİ ÇAĞLAYANGİL’DEN ALDIM
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=M45J80aLkB0.
Değerli dostlar, Paul Henze ve Graham Fuller ile beraber başladığımız 1980’lerin başındaki yolculuğumuz zaman zaman geriye saracak. 1960’lara gideceğiz, 59’lara gideceğiz. Adnan Menderes ve iki değerli arkadaşının idam edilmesi olaylarına kadar gideceğiz. Zaman zaman da bugünlere geleceğiz.
Şimdi 12 Eylül 1980’nin sanıyorum küresel anlamda nerede planlandığını ve kimler tarafından bu planın yürütüldüğünü 1979 Guadalupe zirvesi çerçevesinde dönemin Zbigniew Brzezinski güvenlik başlarışmanı Amerika’nın yardımcısı
ve eski Ankara ve İstanbul CIA temsilcisi Türkiye’deki Paul Henze’nin anılarından anlamışsınızdır. Uzun uzun tekrar dönmek istemiyorum. Onlarla yolculuğumuz biraz önce de olduğu gibi devam edecek. Çünkü biz onların kimliğinde esasında 60 yılımızın hesabını yaşayacağız ama ben bu bölümde
esasında genç izleyicilerim açısından bir başka konuyu, yani yine bağlantısında başka bir konuyu, bu günün dünyasına da geçmişten kaynaklanan o geleneksel yapıları, iyi tarif açısından, bu günün dünyasına da iyi bakmaları açısından bazı anılar kaydedeceğim.
Çünkü günümüzde gerçekten Türkiye bir yere doğru rotalanıyor. Özellikle 2009 itibariyle başlayan, 11 yıldır devam eden, 15 Teumuz 2016’da bambaşka bir kırılma noktasına dönüşen bir süreçten söz ediyoruz. Bu süreci görmezlikten gelerek yaşamamız mümkün değil.
Bu süreç özel bir süreç ve bu sürecin esasında iç dinamikleri çok zayıf. Bunu kabul edelim. Türkiye’nin bugün yaşamakta olduğu ve geçmişte 2009’dan bu yana yaşamakta olduğu meselelerin ve çok ciddi dış dinamikleri güçlü. Biz dış dinamikleri güçlü bir krizler silsilesi yaşıyoruz gençler özellikle.
Şimdi bunu nereden çıkarıyorsun? Değil mi? Yani oturup bunu her insan böyle söyleyebilir. Ama ben tarihe talıklık etmek istiyorum. Bunlar burada kalsın istiyorum. Bunlar boşa böyle buza yazılmış yazılar gibi olmasın. Gerçi biz bunları zaman zaman köşe yazılarımızda yıllardır yazdık.
Ama bu iş yani görsel işitsel olarak sizlerle böyle bir sohbeti geliştiriyor olmak daha kalıcı gibi gözüküyor bana. Eğer tabi bu YouTube gibi şirketler bir gün batmaz ise ki sanmıyorum. Şaka. Şimdi benim kriterim ne?
Bu lafları söylerken ve 40 yılı aşan bir gazetecilik serüveninde ben neden dış dinamiklerin Türkiye’nin iç dinamiklerinden daha güçlü bir yapıya sahip olduklarını savunuyorum. Tanju Cılızoğlu’ndan söz edeceğim size. Gençler Tanju Cılızoğlu’nu tanımaz. Bizim kuşak iyi tanır. Çok iyi bir gazeteciydi ve hala iyi bir gazeteci ilerlemiş yaşına rağmen. Tanju abinin baktım internetten doğumu 1936 yani 84 yaşında ama 2-1,5 yıl önce Kocaeli’nde kitap varında gördüğümde çakı gibiydi maşallah ve herhangi bir bilgide gelmediğine göre gayet iyidir. Ve Tanju abi özellikle 60’lar, 70’ler, 80’ler o dönemlerde çok aktif bir gazetecilik yapan bir abimizdir ve kitapları vardır. Mesela 12 Mart’ın Baryozu diye Nihat Erim hükümeti dönemini 12 Mart’ı anlatan çok tarihsel kimlik taşıyan bir kitabı vardır. Kamil Kırıkoğlu yine ölü V.C. Vite anlatıyor. Kamil Kırıkoğlu CHP’nin efsanevi genel sekreterlerinden. Ve Çağlayan Gir’in anıları. Bence Çağlayan Gir’in anıları Tanju Cılızoğlu’nun yazdığı o kitap özellikle siyasal bilgilerde okuyup da hariciyeye gitmek isteyen gençlerin,
bugünkü üniversiteleri mutlaka bir şekilde salflardan falan edinip veya en azından PDF formatı varsa internette indirmesi gereken kitaplardan birdir. Niçin? Nisan Sabri Çağlayan Gir. Türkiye’nin eski vesayet rejimi döneminde, soğuk savaş yıllarında bir rekor dış politika ekolü. Esasında hayata valiliklerle falan başlıyor. Yani içeriden gelen bir dış politika ekolü. Demirel’in Adalet Partisi lideri olarak ilk başbakanlığı tek başına kazandığı 1965 seçimlerinden bir askeri muhtırayla 12 Mart 1971 muhtırasıyla çekildiği ana kadar,
yani 1965’de 71 arasında Nisan Sabri Çağlayan Gir ilk dışişleri bakanlığı dönemini yapıyor. Sonra 1975’te Ecevit’in Kıbrıs hareketini biraz daha tek başına iktidara teybil etmek için erken seçime gitmesi, Nisan Selamet Partisi’yi de kurmuş olduğu o tarihi koalisyonu bozmasından sonra yapılan seçimlerden sonra da bir koalisyon hükümetinde 1975-1977 arasında dışişleri bakanı yine. 1979 ile 1980 arasında da Senato Başkanı olarak görev yaptı. 6 Nisan 1980’de dönemi Cumhurbaşkanı Farik Korutürk’ün görev süresinin bitmesinden 12 Eylül 1980’e kadar ne kadar oluyor? İşte 5 ay, 5 buçuk ay vekareten Cumhurbaşkanı olarak da görev yaptı. Çok değerli bir siyasiçiydi, çok önemli bilgilere sahip ve çok köklü bir kimliği olan bir siyasiçiydi.
Tanju Cılızoğlu ile ben o dönemde 1988 yılından söz ediyorum Güneş Gazetesi’nde birlikte çalışıyordum. Güneş Gazetesi’nde hiç beklemediğim bir göreve getirilmiş vaziyette çalışıyordum. Neydi o? Ben esasında Güneş Gazetesi’nin dış haberler editörüydüm. Dış haberler müdürü veya genç yaşımdan itibaren o alanda uzmanlaştım.
1988 yılında da kulaklar açılmasın Sayın Mehmet Parlas benim genel yayın yönetmenimdi. Çok keyifli bir çalışma dönemimiz vardı. Çok entelektüel bir genel yayın müdürüydü. Babali’de en çok kitap okuyan adam kimdir deyin sorumlanan ben hemen size Mehmet Parlas diyeyim.
Hiç unutmuyorum Mihail Gorbachev’un Perestroika Glaston’s kitaplarını bir gecede İngilizce altını çizerek okur gelir ve onun altını çizdiği yerlerden ben haber yapar manşete taşırdım.
Yani bu derece çok iyi okuyan bir adamdı. Ben hiçbir zaman onun o okuma kapasitesini yakalayabileceğimi sanmıyorum. Mehmet Parlas gerçekten haberciliğinin ötesinde okuma kapasitesiyle çok önemli bir gazetecidir. Şimdi Tufan Türenç ile beraber yönetiyorlardı ben dış haber ver editoru iken Güneş Gazetesi’ni sonra aralarında bir anlaşmazlık olduğunu. Hiç merak bile etmedim. Bir akşam evimde oturuyorum telefonum çaldı ev telefonu o zaman tabi cep telefonu yok gençler. Ondan sonra ve dedi ki Mehmet Bey telefonda.
Ardan Bey Tufan Türenç yarına ayrılıyor sen geliyorsun yazı işleri müdürü oluyorsun. İnanılır gibi değil. 30’ya 31 yaşındayım falan.
Ve tabi bu atama Babali’nin daha önceki habiler kadrosu tarafından da çok sert tepkilerle karşılaşmıştır ama Mehmet Bey bana güvendi. Gençliğime güvendi yaptığım işlere güvendi ve beni oraya getirdi. Uzatmayacağım. Tanju Cılızoğlu da o sırada kitabını çıkarmıştı. Çağlayan Gil’in anıları ve biz de kitabın tanıtımı olsun diye işte tefrikasını yapıyoruz kasa özetlerini veriyoruz falan filan çok hoşuna gitmiş Çağlayan Gil’in. Bir gün bana geldi Tanju Cılızoğlu dedi ki Ardan, Çağlayan Gil ile bir yemek ayarlayıp oturalım sen dış politikacısın onun da sana herhalde paylaşacağı anlatacağı şeyler vardır. Aman Allah’ım ne kadar güzel. Ve Erenköy’de bir restoranda güzel lüks bir restoranda o zamanlar buluştuk. İhsan Sabri Çağlayan Gil şimdi bakıyorum 1908 doğumlu olduğuna göre 1988’de 80 yaşındaydı ama çok dinçti zaten 5 yıl sonra 85 yaşında kaybettik onu 1993’te.
Uzatmayayım. Tam karşıma oturdu. Yaşının gerektirdiği bir zerafit içindeydi. Çok şıktı. Kravatı, kravatının iğnesi, ceketi yani karşımda böyle bir tarih duruyor ve bütün şıklıyı da.
Yanımda, sol yanımda hiç unutmuyorum değerli dostum Özden Akbağ sağ yanımda da Tanju Cılızoğlu ve tabi bir grup gazeteci.
Ve açık ifade edeyim ben o yaşta İhsan Sabri Çağlayan Gil gibi tadını çıkararak rakı içen bir başka insan da görmedim. Sağlıklıydı ve çok böyle usturubunca belli bir kültürün içinden rakı da içiyordu.
Neyse uzatmayalım. Benim de aklımda esasında bir soru var. Bütün bu sohbetin içinden bir soruyla çıkmak istiyorum. Tek bir soru. Çünkü o soruyu daha önce bir başka akademisyenin de Sabri Çağlayan Gil ve başka uzman siyasetçilerle cevabını aradığını biliyorum.
Neyse sohbetin artık sonuna doğru dedim ki, Sayın Çağlayan Gil, Batı Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupalı Güçler, Avrupalı Güçler deyince o zaman Almanya’yı tam saymıyoruz.
Sene 1988 ama İngiltere, Fransa mesas. Türkiye’nin nereye kadar güçlenmesine izin verir? Yani Türkiye’yi nereye kadar tırmandırırlar ve orada durdururlar? İhsan Sabri Çağlayan Gil beyaz peynirinden şöyle hafif çatalının ucuyla bir yudum aldı, bir yudum rakısından aldı, bana şöyle döndü, hiç unutmuyorum ve Yunanistan’ı ezmeyecek, İsrail’i tehdit etmeyecek kadar dedi.
Bu söz benim bütün meslek hayatımda Türkiye’nin dış politika stratejileri ve kriterleri açısından çok belirleyici olmuştur. Niçin? Çünkü doğru bir söz. Çok doğru bir söz. Bunu sanki böyle yemek yer gibi söyledi İhsan Sabri Çağlayan Gil Pada ama inanılmaz doğru bir söz söyledi.
Çünkü Batı’nın Türkiye standartları iki farklı devletin terazisinde yerleştirilmişti. İkinci Dünya Harbinden sonra. O da Çağlayan Gil’in dediği gibi Yunanistan’ı ezmeyecek ve İsrail’i tehdit etmeyecek güçte bir Türkiye. Bu İkinci Dünya Harbi sonrasında kurulmuş olan nizamda, Batılılar tarafından kurulmuş olan nizamda Türkiye’nin sürekli kontrol altında tutulması ve kontrolü aşmaya kalktığı anda da, başına şu veya bu şekilde bir felaketin gelmesi anlamına geliyordu ki bunu biz 60’ta 71’de 80’de yaşamıştık o zamanlar. Daha henüz 28 Şubat’a ve 15 Temmuz’a vakit vardı ama bunları yaşamıştık.
Şimdi bunu niye anlatıyorum size? Türkiye 2009 yılından bu yana sürekli boğuşu, bitmiyor boğuşması. Ama bunun bir nedeni var, bakmak lazım. İşte neden, bu neden İhsan Sabri Çağlayan Gil’in 1988 yılında o lüks Erenköy’deki lokantada, restoranda bana söylediği o tısıllı kelimedi. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı 2009 yılı Davos buluşmasında, ocakta, ne yaptı? Şimon Peres’e şöyle döndü, one minute dedikten sonra da siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz dedi ve resmen İsrail’e bütün köprülere attı.
Ve daha sonra Türkiye’nin gerek askeriydi, gerek ekonomik, sosyal gelişme süreci ve devamında Yunanistan’ın inanılmaz yolsuzluklar sonucunda ekonomik olarak batıp, Avrupa Birliği’nin bir yeni sömürgesi haline gelmesi bütün terazinin kefelerini birbiri de karıştırdı.
Yunanistan, biz parmağımızı bile kıpırdatmadan ezildi ve İsrail de Türkiye’den tehdit gördüğüne inandı. Ve bu çerçevede her şey ama her şey yeniden karılmaya başladı, bir kumarkadı gibi. Bakın bunun en ilginç özelliği nerede patladı? Şimdi Tümamir Avcı Hatayacı’nın kulağını çınlatacağım.
Doğu Akdeniz’de. Doğu Akdeniz’de Türkiye oradaki zengin doğal gaz kaynakları için seferber oldu ve ulusal kimlikli bir politika geliştirdi. Libya’yla anlaşma yaptı vesaire vesaire, dört tane araştırma gemisi, donanma orada. Peki karşısında ne tür bir ittifak buldu? İşte Yunanistan-İsrail İttifakı. Yunanistan-İsrail İttifakı arkasına hangi güçleri aldı? Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa. Eğer bu ülkeler arkasında olmasa Rum kesimi, Yunanistan bize battayılanabilir mi? Mümkün mü öyle bir şey veya İsrail?
Yani Doğu Akdeniz’de Libya’yla biz bir anlaşma yaptık diye Yunanistan’ın yapmadığı iş, çevirmediği dolap, İsrail’in döndürmediği manevran hiçbir şey kalmadı. Niye?
Çünkü Doğu Akdeniz’de Türkiye, Yunanistan’ı ezdi ve İsrail’in kendisine göre, onların kendi algılaması bizim kimseyi tehdit etmeye niyetimiz yok. Ama İsrail’in kendisine göre yaptıklarıyla İsrail’i tehdit etti. Şimdi bu kriteri bir defa bir yere yazın.
Bir yere yazın. Bu kriter 21. yüzyılda varlığını ne kadar koruyacak? Türkiye bu olayı nasıl başka bir paradigmaya taşıyacak? Daha henüz taşımadık o paradigmayı. Dikkat edin. Ama taşıma gayretindeyiz. İnşallah taşıyacağız da.
Ama bu paradigmayı nereye taşıyacağız ve Yunanistan-İsrail dengesinde olmayan, daha bağımsız bir rotada ilerleyen bir Türkiye’yi nasıl oluşturacağız? Galiba oluşturacağız gibi ama bakacağız. Daha henüz yolun çok başındayız ama gelecek videoda şu kitabın yazarıyla devam edeceğim.
Şu şahıslar, Ruzi Nazar, CIA’nin Türk casusu, yazar Enver Altay’da. Enver Altay’ı nerede? FETÖ bağlantısı. Orta Asya ve Türkiye FETÖ bağlantıları nedeniyle şu anda cezaevinde. Ama bu kitap, Ruzi Nazar, Paul Henze, Graham Fuller ve bağlantısında Enver Altay’da bize o kadar çok şey anlatacak ki
sizler belki de 15 Temmuz 2016’nın ne olduğunu daha farklı bir gözlükle ama daha doğru tam bir emperyalist işgal saldırısı olarak tarihimize geçmesi gerektiğini inararak anlayacaksınız.
Evet, bu tür adamlarla ve bu tür ilişkilerle net görüntü 15 Temmuz saldırısının bir Amerikan saldırısı olduğudur.
Ama o gün orada Türk milleti bir soğuk savaş yıllarında üretilmiş çok önemli bir kavramı yerin dibine batırdı. O kavram Yeşilkuşak kavramıydı.
ve andAny, özellikle gurur бы Tatlı apprentice’le aitSchult awards受 mach screaming marketplace
İlk Yorumu Siz Yapın