ÖZAL ÖLDÜRÜLMÜŞ BİR CUMHURBAŞKANIDIR.MEZAR AÇILDIĞINDA TALİHSİZLİK O ÇETENİN ADLİ TIPTAKİ VARLIĞIDIR
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=52QNVMFw8hU.
17 Nisan 1993 yanlış hatırlamıyorsam hemen hemen eminim Cumartesi gününe denk geliyordu. Cumartesi ve Pazar günleri o dönemin en güçlü özel televizyonu, hatta tek özel televizyonu, Star televizyonunun Ankara temsilcisi olarak arkadaşlarımla bir araya geldiğimizde
hafta sonu yorgunluğunun artacağı bir gün olduğu için ve akşam saatlerinde de aynı ekibi Başkent Ankara diye bir programın da montajları da çok uğraşacağı için biraz böyle esnek bir mesai anlayışı vardı. Ekibimiz bayağı güçlü bir ekipti esasında.
Rahmetli Tayfun Taliboğlu, Gürkan Zengini, Orhan Uğuroglu idari temsilci, Bahar Tunalı Fikraydın, Tülay Ölçer, Suat Toktaş ve diğerli kameraman arkadaşlar bayağı iyi bir ekiple çalışıyorduk. Ve zamanlar biraz sakin işliyordu o sıralarda. Ben ise Star televizyonun Ankara temsilcisi olalı da işte Şubat, Mart iki buçuk ay falan olmuştu.
Hoşuma gitmeyen bir tek şey vardı görevim sırasında. Ahmet Özal ayrılmıştı Star televizyonun kurucusu olarak ve Cem Uzan çok öfkeliydi. Aralarında mahkemeler vardı. Mahkemeler vesaire olması nedeniydi de Cumhurbaşkanı’nın haberlerini takip bile ettirtmiyorlardı.
Ben bin defa da şunu söyledim de toplantılarda İstanbul’a yani yayınlamayabiliriz ama bu insan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı. Yani maazallah başına bir şey gelse nereden alacağım ben görüntüyü? O zaman öyle Anadolu Ajansı, İHİDAS haber ajansı falan yok. Yok öyle görüntülü mürüntü. Bir TRT var bir biz varız biz de onu takip etmiyoruz.
Yarın bir gün maazallah bir şey olsa TRT’nin kapısına gideceğiz. TRT de tabi ki bize kapıyı gösterecek. Böyle bir durumumuz var. Neyse o gün, cımartesi günü bu esnek çalışma sistemimiz çerçevesinde bir adetimiz vardı ekiple.
Herkes sandviç yapma konusundaki uzmanlığını konuştururdu. Yani evinden sandviçini yapmış olarak gelir saat bir civarında falan otururuz. İşte ben şunu yaptım ben bunu yaptım. Böyle yani bir ekip ruhunun farklı boyutlarını yakalamaya çalışırdık.
Böyle oturmuşuz yemeğimizde kendi yaptığımız sandviçleri şey yapıyoruz işte ona takılıyoruz buna takılıyoruz. Seninki tavuklama işe yaramaz diyoruz. Böyle bir gün. Ama tabi o dönemde haber merkezlerinin içinde sürekli kulağımızı tırmalayan bir de polis tersizimiz var. Polisin bilgisi dahilinde polisi dinliyoruz.
Birdenbire polis tersizi canlandı. Ve hepimiz böyle sandviçlerimiz elimizde ne konuşuyor polisler diye dinlemeye başladık. Çankaya köşkü, Cumhurbaşkanı, Hastane böyle birtakım kelimeler geçiyor. Arkadaşlar bir bakın bakayım şuna dedim. Suatlı yanlış hatırlamıyorsam Toktaş. Arda abi dedi sayın cumhurbaşkanını hastaneye kaldırmışlar. Nasıl ya falan? Şimdi Özal’a da 10-12 günlük 11 günlük bir orta asya gezisinden gelmiş. Ben indiği zamanki görüntüleri TRT’den izlerken arkadaşlarıma da sanki içime dolmuş gibi şey demiştim. Ya bu pek iyi gözükmüyor.
Çünkü ben Ramekli’nin 1987 Şubat ayındaki o meşhur bypass ameliyatını Houston, Texas’ta 47 gün orada bir otel odasıyla hastane arasında gidege de izlemiş batsız gazetecilerden de biriydi. Yani onun sağlık durumunun çok esnek olduğunu pek sonrasında zaten bypasstan sonra yanlış hatırlamıyorsam bir prostat ameliyatı geçirdi vesaire. Ama iyi değildi geldiğinde. Neyse biz hemen fırlattık tabii arkadaşlar intikaliler mi intikaliler. Beklemediğimiz haber geldi. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Turgut Özal hastaneye yetiştirilmiş ama kurtarılamamıştı. Ölüm bizim için şok etkisindeydi.
Böyle benim hele o 47 günlük Houston günlerinde Ramekli’yle Ahmet’le hemen hemen aynı yaşlıyızdır. Belki o benden bir yaş büyüktür belki ben ondan bir yaş büyüğümdür. Bir aile ferdi gibi yakın ilişkim olmuş.
Öyle ki ben Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönemdeki başbakanı Turgut Özal’ı tartmak için donuna gören adamım yani gazeteci olarak. Dijital bir tartı vardı hadi Ardan bir tartalım bakalım ben bugün kaç güne vermişim falan diyen bir adam. Ben anlatırım bütün bu bypass günlerini ama konum o değil. O kadar yakınız o dönem. Ve sanki akrabamı babamı kaybetmiş gibi kalakaldım. Toparladım Cemozan’ı aradım direkt dedim ki Cem Bey Cumhurbaşkanı’nı kaybettik. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı kaybetmiş olmamız büyük bir üzüntüdür. Derhal Matem Yıl yanına giriyoruz ve Sayın Özal için bütün haberleri en doğru şekilde en net şekilde aktarmanı istiyorum senden dedi. Bir anda yani daha o güne kadar Turgut Bey’in adının geçmesini istemeyen patron Matem yayınına dönüştürdü bir anda. Ben de bütün arkadaşları görevlendirdim.
O sırada o gün hiç unutmuyorum Başbakan Süleyman Demire bir yurt gezisindeydi hatta bir toplantıda şey oldu. Orada sanıyorum Bağır Tunalı onunla beraberdi onunla bağlantılar kurduk falan böyle bir yeni bir dönem başladı Türkiye için. 17 Nisan 1993 yani rahmetli Turgut Özal’ın ölümü etkilerini buraya kadar bugüne kadar 15 Temmuzlara kadar sürdüren gelişmelerin ana başlangıç noktalarından biridir. Hiç birimiz bir kalp krizi sonucunda böyle birdenbire bizi terk ettiğine tam olarak inanmadık açık konuş. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sağlık durumundaki bütün iniş çıkışlara rağmen iyi korunan bir karakterdir. Sağlığından devret sorundadır sadece güvenliğinden değil yanında en az 10 tane doktorla dolaşır bu adam yani sonuç itibariyle.
Ve bu çerçeve de baktığınız zaman gerçekten hepimiz açısından çok ciddi soru işaretleri taşıyordu.
Ve devamında yaşadığımız olaylar bende de oğlu Ahmet Özal’da da açık ve net söyleyeyim bir inçli bir kumpas ve bir cinayete gittiği fikrini güçlendirmiştir.
Şimdi burada problem Ahmet Özal ve Semra Özal ve birçok olaylara hakim olan insanın yıllarca dide getirdiği konunun, yani Turgut Özal’ın mezarının açılarak oradaki naaş üzerinden birtakım delillerin toplanması konusu biliyorsunuz 2 Ekim 2012’de gerçekleşti.
Çünkü o gün bizim telaşımız içinde tam olarak tabi detaylara vakıf olamadığımız birtakım olayların yaşandığını ilerleyen yıllarda yakaladık. Mesela Gata’ya götürülen Özal’ın naaşı nöbetçi Tabip Binbaşı Mustafa Sarsılmaz’a teslim ediliyor. Ve o da vücudun dağılmasını veya deformasyonunu engelleme maksatlı olarak birdenbire, herhalde böyle bir uygulama şart mıdır değil midir o ayrı bir tartışma konusu ve karınboşluğuna bir enjeksiyon yapıyor, bir ilaç enjekte ediyor. Şimdi o Mustafa Sarsılmaz 2016-15 Temmuz’undan sonra yurtdışına kaçtı.
FETÖ’cü ve şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde bir yerde ve FETÖ üniversiteleri okullarından birinin de sağlık birimi başkanı. Ama aynı adamın Özal yıkanırken gasilhanede başında durdu, saçlarının kesilmesi ve bir saç alınmasına izin vermediği ve adeta cenazeye yangından mal kaçırır gibi kefenle itip gömülmeye hazır hale getirdiğini hepimiz biliyoruz. Ve adam bundan 2-3 yıl önce TRT gayet güzel veya Anadolu Ajansı gayet güzel bir iş yaptı adamı yakaladı ve mikrofonu uzattılar.
Mustafa Sarsılmaz’a emekli olmuş ve FETÖ ile çalışıyor esasında. FETÖ ile en derin bağlara sahip bir isim olduğu da sonradan ortaya çıktı. Çünkü galiba Isparta civarında bunlar bir arabada giderken ve daha sonradan kaynak holdingin başına getirilen bir zat da dahil bu olayda.
Jandarma tarafından çevriliyorlar. Jandarma o zamanlar bu ele başı yarıyor ve Mustafa Sarsılmaz’ın da o jandarmaya ben bu adamı tanımıyorum diye ifade verdiği de kayıtlardan çıktı sonra. Neyse bu olayın ana karakterlerinden birinden bahsediyorum. Dönemin GATA’daki Tabib Binbaşı nöbetçi nasıl olduysa artık ona denk geliyor bu olay.
İttihar şu anda tabi FETÖ ele başının sağ koluydu. Bilmiyorum araları nasıldır, ne değildir, ne olmuştur bilemem ama meşhur bir isimdir. Profesör Doktor Şerif Ali Tekala. Semra Özal’ın sürekli anlattığı öykü Profesör Doktor Şerif Ali Tekala’nın o 11 günlük Orta Asya Gecisi sırasında Turgut Bey’in yanından hiç ayrılmadı.
Ve Kazakistan’da bir FETÖ okuluna onu götürdü ve orada ikram edilen limonata ve pastalardan sonra Turgut Bey’in, ki dönüşe çok yakın oluyor bu, Turgut Bey’in sağlığında ciddi bir bozulma yaşandı ve Semra Özal her zaman da şunu söylemiştir, benim kocamın İmara Tayga zihirletiler demiştir.
Şimdi 2012 yılında mezar açıldığında hepimizi şok eden bir olayı hatırlatayım isterseniz üzerinden neredeyse 8 yıl geçmiş. Yüce Rabbimiz rahmetli Özal’a kurulan bu kumpası öyle bir saklamış ki rahmetlinin cenazesi bir suyun içinde, özel bir suyun içinde,
orada Yüce Rabbimizin verdiği bir suyun içinde hemen hemen hiç bozulmadan çıktı ve sanki bütün sırlarıyla bizim o mezarı açmamızı bekliyordu. Ama orada yine müthiş bir tarihsizlikle karşılaştık. Çünkü 2012 FETÖ’nün yargıda, polisde, her yerde en örgütlü ve en güçlü olduğu bir döneme denk geliyor
o zaman Adli Tıp Başkanı, durun bakayım ismini de hatırlamaya çalışacağım şimdi, Adli Tıp Başkanı dönemin Haluk İnce, evet dönemin Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce diyor ki bütün incelemelerden sonra, evet naaşta bir zehir var ama zehirlenme yok. Bu Haluk İnce sonra FETÖ’den tutuklandı, yargılandı.
Şimdi 17 Nisan 1993’te bir Cumhurbaşkanı’nı kaybediyoruz, böyle şaibeli bir biçimde, nereye el atsak bir FETÖ’cü çıkıyor, nereye, nereye el atsak.
Gata’daki binbaşıdan tek alana şusuna busuna ve bir de gerçekten bizim o sırada yine kendi kendime yaptığım eleştiri, öz eleştirilerden biridir bu ve bizim o zamanlar ne yazık ki gözümüzden kaçırdığımız bir gerçekle karşı karşıyayız.
Çünkü Ahmet Özal bana da anlatmıştı sonrasında. 1991 yılında, özellikle 90-91’de o kadar çok talepte bulunuyor ki bu elebaşı Pensilvanya’da yaşayan, artık Turgut Özal Ahmet’e diyor ki ya kardeşim ben bunlardan sıkıldım ya ve ben bu adamı tehlikeli görüyorum diyor. Çünkü tehlikeli görmesinin nedeni Houston, Texas’ta, Debakay tarafından 17 Şubat 1987’de, 10 Şubat neyse, haberiyat ediliyor böyle bilinsiz bir vaziyette yatakta yatarken Pensilvanya’daki o şahıs 1987’den bahsediyorum.
Amerika’da Methodist Hastanesi’nde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın bulunduğu odaya giriyor, başbakan öyle uyuyor orada Amerika sonrası yanına oturuyor ve fotoğraf çektiriyor. O fotoğraf Google’a girin bulacaksınız ve o fotoğraf sonra da ortaya çıkıyor. Şimdi hangi güç bir elebaşıyı o kadar iyi korunan bir sistemde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı amiriyattan çıkıyor? O da bir gün olmuş, iki gün olmuş yanına karısı bile giremezken o fotoğrafı çektirtiyor ve o fotoğraf bir yerde arşivleniyor.
Bu işte Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerine dönük yayılma politikasında sürekli Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak Turgut Özal’dan talepkar oluyor. Ve o talepler karşılanmıyor anladığım kadarıyla. Siyasette talepkar oluyor, o da karşılanmıyor ve yavaş yavaş Turgut Özal da bu elebaşı arasında ciddi bir kopuştur.
Tıpkı Muhsin Yazıcıoğlu olayında olduğu gibi anlatmıştı. 1992’de Muhsin Yazıcıoğlu’nun nasıl hedefi oturtulduğunu ve sonra bir helikopter kazasında nasıl öldürüldüğünü. Bakın o dönemde Gülen, yani elebaşı, Sızıntı diye bir dergide Turgut Özal için 1991’de şu satırları yazıyor. Şu satırları tek tek okuyacağım, ne demek istediğimi bu bölümünün yıl dönümünde anlayacaksınız. Sen çağdaşlık, çağ atlama nakaratıyla kendi kendine avuta dur, kazanç, gelir, dağılımı, refah, mutluluk, keyif, neşe gibi gevezeliklerle teselli olmaya devam et.
Aslında senin çağdaşlığın da, çağı yakalaman da sadece bir züğürt tesellisi ve kendi kendini aldatma, senin icraatın sırf bir taklit ve başkalarına bakıp geviş getirme, idaren de kurtları çobanlığa yükseltip çobanları da sürleştirmekten ibaret. Yakın tarihimiz itibariyle senin bu kabil hataların sayılamayacak kadar çok, ağza alınamayacak kadar da utandırıcı olmuştur.
Evet, sen dünden bugüne bir kere olsun hatalarını aşamadın, aksine hatamı aşayım, onu zihinlerde sileyim derken ikinci bir hata işledin diyor. Kim için? Erebaşı’nın söylediği bu Turgut Özel için. Ne zaman? 1991’de.
Ve gerçekten bu bizim gazetecilik olarak, medya olarak, 91’deki bu satırlar Turgut Özel’ın anil vefatı karşısında yaşadığımız şok nedeniyle o tarihlerde koktu gitti.
Şöyle bir cümlesi var aynı yazıda. Milletin yolunu kesen kanlı kâbus, sen çağdaşlık ve çağdaş atlama numaralarıyla naralarıyla kendini avuta dur. Şimdi istersen uyu. Bakın, Özal’a diyor. Bundan sonra kopacak kıyamet senin kıyametindir.
Esasında FETÖ’nün rahmetli Turgut Özal’ı öldürmesi sadece Özal’ın kıyameti olmadı.
Türkiye’nin kıyameti oldu ve Türkiye o günden sonra böyle bir kaos ortamına sürüklendi ki Amerika Birleşik Devletleri tarafından o kaosun içinden çıkmak için yaklaşık 11 yıl boğuşmak zorunda kaldık hem birbirimizde hem dünyayla. Rahmetli Turgut Özal’ı saygıyla hatırlıyorum. Birçok fikrine ve yaptıklarına katılmadı. Bugün de katılmıyorum. Ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok özel bir karakteri, en önemlisi de özgürlükçü bir portresiydi. Ve her zaman şunu dikkat etmişimdir. O sağken ve iş başındayken ona söylemediklerini bırakanlar onun ölümünden sonra doğan o olağanüstü boşlukta onun hakkında çok ileri gittiklerini zaman içinde itiraf etmişlerdir.
Öyledir o işler. Devam edeceğiz. 93’e devam edeceğiz ve bundan sonrasında 93’ün tüm tahlidini yapmak zorundayız.
Çünkü gençler 1993 yılında yaşanılmış olayları tam olarak bilmeden bu günleri anlamanız mümkün değildir. Devam edeceğim.
İlk Yorumu Siz Yapın