“EŞREF BİTLİS CIA-MOSSAD’IN PKK İÇİNDEKİ PARMAK İZİNİ BELİRLEMİŞTİ GLADIO A+B BİRLİKTE ÖLDÜRDÜ”
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=uexbSSmst7Y.
Eşref Bitlis, 1970’li yılların kalamış Fenerbahçe gençliği açısından, yani bizim ekibimiz açısından, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın kahramanı bir kurma yalvaydı. Eşref Bitlis’in olduğu Tarık Bitlis bizim gençlik arkadaşımızdı
ve onun 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda Kıbrıs Türk Alay Komutanı olarak bizzat askeriyle yan yana iç içe savaşmasını ve o dönemden aile fotoğraflarını yansıyan görüntülerini bilerek yaşıyorduk.
Kurma yalvaya Eşref Bitlis öyle büyük bir komutandı ki Demiren’le beraber, Bedreddin Demirel’le beraber, onun komutasındaki Kıbrıs Türk Alayı büyük bir saldırı gerçekleştirmiş olan Kıbrıs Yunan Alayını imha etmişti. İmha, yani öyle bir savaş oldu Türkiye ile Yunanistan arasında 1974’de Kıbrıs’ta. Esasında bu konularla ilgili yeni belgesellere de ihtiyacımız var Kıbrıs’la ilgili ama insanlar daha farklı şeyler tartışmaktan bir türlü esnasına geçemiyorlar.
Ve tabi bu büyük başarısı onu muharip bir komutan olarak ileriye doğru taşıdı. Esasında Amerikan eğitimi almamış generallerden, nadir generallerden biriydi o yıllarda. O eğitimini Almanya’da gerçekleştirmişti askeri üst eğitimini. Esasında o dönemde 70’lerden 80’lere ve günümüze doğru Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bir general veya kurma yalbayı veya bir tur generalin yükselişinin ana rotalarından biri mutlaka bir yükseldi bir görev ve Amerikan Askeri Akademisi’nde de ne bileyim ben bir lisans üstü eğitimdi.
Eşref Fikdis öyle bir adam değildi. Eşref Fikdis benim tanıdığım, gençliğim, gençliğimde tanıdığım son derece düzgün bir hale babası ve vatanperver bir adamdı. Anti-emperyalist bir duruşu vardı. Bizimle, biz o sıralarda üniversite öğrencisiyiz. Bizimle yaptığı sohbetlerde çekinirdik.
O kadar üst düzey bir general veya albayla konuşmaktan ama siyaseti bize müthiş kapılar aralardı. Ve bize saygı duyardı bazı fikirlerimizi. Ona ters gelse bile. Neyse. Eşref Fikdis jandarma genel komutanlığına geldi. Or generaldi ve gerçekten gurur verici bir çalışma temposu için değildi.
O dönem 1980’li yıllardan itibaren planlanmış PKK terör kampanyası yavaş yavaş yükseliyordu. Ve Eşref Fikdis özellikle Kuzey Iraklı Kürt iki lider Mesut Barzani ve Celal Talabani ile jandarma genel komutanı olarak çok özel temaslar sağlayan ve Irak’ın kuzeyinde Türkiye için adeta oradaki aşiret veya siyaset liderleriyle birlikte çalışarak askeri çok fazla riske atmadan fiili güvenlikli bölge oluşturma becerisini gösteren bir komutandı. Yani Kıbrıs Barış Harekatı’ndaki o olağanüstü başarılı kurmaylığının dışında alanda, çepede aynı zamanda bir gerçek anlamıyla diplomat kimliği taşıyordu. Ve tabii bunda o bölgenin doğumlu bir insan olmasının da çok büyük bir faydası vardı.
Ve gayet iyi ilişkiler olan bir insandı. Mesela ben gayet iyi hatırlıyorum Süleyman Demirel ile daha sonra yaptığım sohbetlerde hem Cumhurbaşkanı olarak Turgut Özal ile hem de muhalefetin liderlerinden biri olarak
Süleyman Bey ile Süleyman Demirel ile resmi anlamda çok güzel sohbetlerinin ve raporlamalarının olduğunu öğreniyorduk. Esasında gerçek anlamıyla şöyle bir baktığımız zaman Eşref Bitlisi öne çıkaran ana unsur
1992 yılında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a vermiş olduğu o dört ana maddeli rapordu. Bundan haberde artık. O raporda Eşref Bitlis özellikle Kuzey Irak’ta Türkiye’ye karşı gelişmekte olan güvenlik
riskinin barzaniyle çok iyi bir kolabirasyonla ve çok fazla insani maliyeti yüksek olmayan bir formülle toparlanılabileceğini söylüyordu. Ama daha önemlisi Jandarma Genel Komutanı iki şeye çok dikkat ediyordu. Birincisi Özal’a verdiği rapor ki sonra Süleyman Bey de bu raporu onaylamıştır.
Bölge ülkeleriyle yakın iş birliği yapılması gerektiğini ifade ediyordu. Niçin? Çünkü o bu ülkede Eşref Bitlis. Amerika Birleşik Devletleri’nin ve bağlantısındaki bazı NATO müttefiklerimizin ne yazık ki
bu PKK denilen örgütün perde arkasında varlıklarını tespit etmiş ilk Türk subahıydı. Ve o günlerin MİD-i Güvenlik Kurulu tutanakları yayınlansa bunların hepsini tabii tarih içinde çok daha iyi göreceğiz. Ne zaman yayınlanır ne yapılır bilmiyorum. Ama en azından Eşref Bitlis’in o MİD-i Güvenlik Kurulu toplantılarında yaptığı konuşmaların ve kuruluğa vermiş olduğu raporların bu günlerde yayınlanmasında büyük yarar görürüm. Çünkü şu anda biz Suriye ve Irak’ta Amerika Birleşik Devletleri’nin şirketin adı ne olursa olsun YPG olmuş, PKK’yla açık net silahlı bir ittifak olduğunu izliyoruz. Bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin kaydına geçiren ilk resmin yetkili Rahmetli Orgeneral Eşref Bitlis’tir. Bunu biz o zaman da biliyorduk.
Ve Cumhurbaşkanı Özal’a verdiği raporun en önemli noktası bence dördüncü maddeydi. O da Eşref Bitlis, Türk Devleti’nin PKK’yla mücadele adı altında birtakım meşruiyeti tartışmalı milis veyahut istihbarat güçlerini devreye sokarak bölge halkına dönüştürür.
Bölge halkına dönük ciddi insan hakları ihlallerine varabilecek yeni bir savaş metodolojisine net bir şekilde karşılayır. Bunu raporu okuduğunuz zaman hemen anlıyorsunuz. Tam tersine PKK terör örgütünün lider kadrosunun en hızlı bir şekilde elemine edilmesini, dağıtılmasını buna mukabil PKK terör örgütüyle zorbalığa varan davranışları sergileyen bazı devlet güçleri arasında sıkışıp kalmış Kürt vatandaşların bölge halkına rahatlatılması ve kazanılması gerektiğini savunuyordu.
Bu raporların hepsi o dönemde Rahmet Döğuzal tarafından değerlendirildi, açıklamalar yapıldı. Bu konuda stratejiler nasıl geliştirilebilir? PKK ve onun elebaşı ve lider kadrosu enterne edildikten sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak biz bölge halkına nasıl daha yumuşak, daha derliyip toparlayıcı bir yaklaşım
sergileriz. Bütün bunların fikir babalarından biri o dönemde jandarma genel komutanlığı makamında oturan Orgeneral Esref Bitlis’te. Şimdi bu tabii iki yönden emperyalist planı bozan bir yaklaşımdır. Bir, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail PKK terör örgütünün arkasında görgede kalmayı ve perde arkasında istedikleri manevrayı yapmayı istiyorlardı bir general çıktı ve onları deşifre etti. Bu bir. Peki aynı emperyalist güç Türkiye’nin güneydoğusundan başlayarak bir kristallizasyona yönelmesini ve müthiş bir etnik çatışma içine girmesini hedefliyordu. Oysa İtşref Bitlis Orgeneral diyordu ki biz halkı kucaklamak zorundayız. Bizim halkta bir meselemiz yok. Niye? Çünkü PKK Amerika Birleşik Devletlerinin kurmuş olduğu silahlı bir örgüt. Biz onunla mücadele edeceğiz. Bunu Amerikalılar çok kızdılar. Onların İtşref Bitlis’e çok kızmış olduklarını da o dönemde çeşitli nedenlerle incelemiyorduk. Hatta tıpkı Muhsin Yazıcıoğlu o hikayesinde olduğu gibi Amerikan jetleri, İtşref Bitlis’in içinde bulunduğu bir helikopteri baskılama denilir olan, üstünden sağından sonundan geçersin helikopter düşer yani olay budur. Böyle bir müdahaleleri olduğunu da ifade edilir.
O dönemde ben tabii dış politikadan geldiğim için dış politika yazarlığı ve editörlüğünden Amerikan yayın organlarında, İtşref Bitlis’in Mide Güvenlik Kurulu üyesi olduğu jandarma genel komutan olduğu dönemde Amerikan yayın organlarında özellikle bazı Amerikalı yetkililerin de laflarına dayanarak Türk ordusunun içindeki aşırı milliyetçi bilmem neler falan diye Türk ordusuna dönük bir güvensizlik içen açıklamalar vardı. Aynı şekilde o dönemde o dönemin kurmayları yani generallerinin çekiç güç uygulamasına
dönük olarak da ciddi çekinceleri olduğunu biliyoruz. Bunu zaman zaman açıklarlardı da. Ve burada özellikle o dönemde gayet iyi hatırlıyorum adını da gayet iyi hatırlıyorum ama bir daha bakayım Amerika Birleşik Devletleri’nin o dönemdeki Adana Konsolosluğu. Amerika Birleşik Devletleri’nin Adana Konsolosluğu İncirliğin ayrılmaz bir parçasıdır
ve CIA Pentagon’un Türkiye şubesidir. Onu da bilin yani. Elizabeth Sheldon diye bir kadın vardı. İleride bu kadından daha da sık bahsedebilirim. Ve o bölgede bütün PKK unsurlarını organize eden ve orada kan akımını sağlayacak bütün operasyonları da planlayan bir kadın olarak hatırlıyoruz.
İşte böyle bir atmosferde, Hurmuncu’nun 24 Ocak 1993’teki suikastinin şoku devam ederken ve Türkiye daha henüz o şoku atlatamamışken 17 Şubat 1993’te içinde Eşref Bitlis ve Yakal Silah Arkadaşları’nın
Yurtçağın Ankara semalarında havalandıktan 5 dakika sonra düşmüş olması ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kayıtlarına, resmi kayıtlarına Amerikan Emperyalizmi ile PKK’nın ittifakının belgelerini, bilgilerini sokmuş bir Orgeneralimizin bir anda kaybolması, elimizin içinden kaybetmek gerçekten şof vericiydi.
Ve tabii Türkiye çok değerli bir komutanını kaybetti, Tarık babasını kaybetti. Biz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın kahraman kurma yalvayı Eşref amcayı kaybettik. Bunlar kolay kabul edilebilir şeyler değildi. 60 yaşındaydı ve hayatının en verimli çağlarına yeni yeni adım atıyordu. En verimli çağlarına. Büyük bir olasılıkla onun ölümünden sonra tırmanmış olan ve bence uygulamaları nedeniyle kirli savaş kimliği taşıyan o 90’lı yıllar esasında uurmoncudan sonra PKK ile bağlantısını
Amerika’nın deşifre eden ikinci ismin ölümüyle netlik kazanmıştı. Çünkü üzerinden 26-27 yıl geçmiş bir olaydan söz ediyorum ama devamında yaşanılanlar bir Ankara gazetecisi olarak benim açımdan bir şoktu.
Düşünebiliyor musunuz? Bir buzlanmaya bağlandı iş ve ne milli istihbarat eskiratı, ne Türk Silahlı Kurbekleri, ne jandarma genel komutanı, hiçbir el ile tutulur rapor yayınlamadılar bu konuda. Ve hiçbir konuda bir bilgimiz dahi olmadı.
Esasında daha sonra Eşref İddis’in yakın silah arkadaşı Bahtiyar Aydın’ın da licede çok şahit bir biçimde öldürülmesi ve aynı dönemlerde detaylarına daha sonra gireceğim bazı jandarma lojmanlarında bazı albayların intihar süsü verilerek sessiz hale getirilmesi
gibi olaylarla karşılaştık. Esasında anladığımız kadarıyla Amerikan Emperyalizmi, Türk Silahlı Kuveklerinin bünyesinde doğal olarak var olan eğitimiyle Cumhuriyet ilkelerine bağlı ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bırakmış olduğum mirasa bağlı ile tebarüz eden İngilizler, Milli, Yerli, Anteperyalist, Kuvaçlı asker tipolojisinden memnun değildi. Nite ki Amerika Birleşik Devletleri’nin ikinci hareket, Irak Hareketi’nde Saddam Hussein’i
almak için bu bölgeye geldiğinde bir punduna getirerek askerlerimize başına Süleymaniye’de o çuvalı geçirdiği gün ben şunu anladım. Esref Bitlis’in mirasından hala korkuyorlar.
Çuval olayı Amerikan ordusunun, Türk ordusuna ben buraya girdim, seni bloque ederim mesajından başka bir şey değildir ve bunun nedeni de Esref Bitlis gibi generellerin, Esref Bitlis gibi komutanların Amerika Birleşik Devletleri’nin kalıcı raporlarında var ettikleri
çok derin endişelerdir. Hiç bir gün buzlanma sonucu o uçağın düştüğüne inanmadım. Tarık da inanmadı ve zaten Türkiye de inanmadı. Çünkü bütün raporlar, bütün açıklamalar
esasında o uçağın ancak ve ancak motorlarına giden boru tüplerinin bir şekilde tıkanmasıyla düşebileceğini gösteriyor ve hala da o raporlar çerçevesinde tartışılan uçağın yanında
olmamasına rağmen orada tespit edilmiş fakat kimlikleri bir türlü anlaşılamamış o iki assubayın neye bağlı olduklarını merak etmişimdir. Ve Uğur Momcu’dan sonra Esref Bitlis’in de
bu şekilde hayatını kaybetmiş olması ve yıllar sonra ancak Suriye ve Irak coğrafyasında PKK ile Amerika Birleşik Devletlerinin çok rahat bir ittifak ilişkisinde karşımıza dikilmeleri esasında 1993 yılındaki o olaylar ve suikastlar zincirinin hiç de boş olmadığını
göstermesi bakımından önemlidir. Devam edeceğim.
İlk Yorumu Siz Yapın