MUMCU CIA-MOSSAD KUMPASININ KURBANI OLDU. YEŞİL KUŞAK VE KÜRT HAREKETİNİN GERÇEK YÜZÜNÜ ÇIKARMIŞTI
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=4GdgxX1nOXI.
24 Ocak 1993, bir Pazar günü neden geliyordu hiç unutmam. Niçin? Unutmuyorum. O sırada yeni kurulmuş olan HBB isimli televizyon kuruluşunun haber müdürüydüm ve Ankara’da görev yapıyordum. Ankara haber müdürü olarak. Fakat eşim ve evlatlarım İstanbul’da yaşamayı sürdürüyorlardı.
Hemiz bir Ankara yaşamına geçişimiz olmamıştır. O yüzden haftasonları Ankara’dan İstanbul’a gidiyordum uçakla. Onlarla haftasonumu geçirdikten sonra belli bir saatte Pazar veya Pazartesi tekrar Ankara’ya dönüyordum. 24 Ocak 1993 günü nedense erken saat verdi.
Beytut’un iki bil hatırlayamadığım bir programım da olabilir. Uçağa bindim, geldim ve şoförüm karşıladı beni. Makam şoförüm. Dağ kıl, dağ Bismillah, merhaba, derken emez, ağabey başımız sağ olsun dedi. Şimdi tabi onun da aklına hiç gelmiyor ki ben uçahtan yeniyormuşum.
Öyle bir durum var. Böyle cep telefonlarının olduğu bir dönemden bahsetmiyorum. Ne oldu dedim, kim öldü? Ve inanın bana içim böyle hani çok kötü oldu. Bu hurmamcıyı duymadın mı? Nasıl duyayım oğlum dedim bu hurmamcıyı. Sinirlendim. Şimdi dedim indim uçakta, nerede duyacağım? Ne oldu bu hurmamcıyı dedim. Ağabey dedi öldürdüler.
1991’deki o Milli İstihbarat Teşkilatı’nda, Tümankoma’nın masasında bu kadar adamın içinde. Uğur ağabey ölüm ne en çok dalga geçen adamdı açık konuşacağım.
Belki de Nambu’nun ucunda yaşadığını bilen insanlara has bir davranış içindeydi. Çünkü Türkiye’nin gerçekten hukukçu kimliği nedeniyle, yani onun gazetecilik araştırmacıdığı ve özellikle o kitaplardaki üslubu aynı zamanda bir hukuk birikimine dayanır.
Öyle sıradan bir kimlik değildir o. Önce hukuku çok iyi bilir, hukukun bilgisinden yola çıkarak ilişkiler anı iyi kurar. Sanki bir savcı gibi dosya hazırlar. Esasında kitap yazıyordur ve o sırada çok önemli bir konu ortaya çıkıyordur. İşte o hukukçu kimliği hepimizde olmayan bir kapasitedir o. Hiçbir araştırmacı gazetecide çok öne çıkan bir kimlik değildir. Ama rahmetli Uğur Mumcu bunu çok iyi kullanan bir karakterdi. Tabii hemen arabaya bindim ve tesadüf o sırada HBB Ankara bürosu suikastın gerçekleşti. Gazetesi Osman Paşa’daki Karnı Sokağı hemen hemen biraz ötesindeydi. Tabii kameramanlarımız zaten intikal etmişlerdi vesaire. Şunu da açıklıkla ifade edeyim bizim yaptığımız çekimler, görüntüler falan o günün televizyon dünyasında ne Star Özel televizyonunda ne de TRT’de o kadar etkin bir yayın olmamıştır.
Ne yazık ki onların bantları kayıtları kayboldu falan yok yani sonuç itibariyle ama gerçekten çok önemli bir çalışma yaptık. Şimdi esasında Uğur Mumcu’nun bir suikast sonucu öldürülmesi bir başlangıç, bir işaret fişiydi 1993 için. 1993 özellikle genç izleyicilerime ifade etmem gerekiyor ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinin tipik bir kırılma yılıdır. Buna adı konulmamış darbe yılı da denilebilir, örtülü darbe de denilebilir.
Yani esasında birçok birçok terminoloji kullanılabilir ama benim bildiğim yani benim gördüğüm o süreçte Mumcu’nun öldürülmesinden sonra ki yaşanılanlarla beraber Türkiye’nin kelimenin tam anlamıyla bir fiili darbe sürecine girdiği
ve sonuçta o darbenin de 28 Şubat’ı da katarak konuşuyorum. Şu veya bu şekilde gerçekleştiği yönündedir. Bakın notlarıma bakıyorum. Yani bu kadar olayın bir araya gelmesi mümkün mü diye düşünüyorum.
1991’den itibaren geçen bölümde anlatmıştım. Muhammed Aksoy, Bahriye Uçok, Çetin Ömeç, Tuğran Dursun falan onları verdim.
Sonrasında Hiram Abbas, MİNİSTİPRA İŞKİDATI’nın en önemli ismi, Memduh Ünlü Türk, Kemal Kayacan, yine Huğur Mumcu, devamında Or Gen. Eşref Bitlis, silahsız 33 askerimize kurulan büyük tuzak, büyük kanlı eylem,
Gen. Hulusi Sayı’nın öldürülmesi, Jitem C. Mersiver’in ortadan kaybolması, yine Or Gen. Eşref Bitlis’in en yakın mesai arkadaşı, Gen. Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesi, Adnan Kavici’nin tartışmalı bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetmesi
ve Özdemir Sabancı 1995, Ahmet Taner Kışlalı Gafvarokkan’a kadar uzanan bir dizi cinayet, bir dizi suikast. Olamaz böyle bir şey. Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaketti. Huğur Mumcu’ya döneceğim, bütünleri konuşacağız, saydığım bütün bu isimleri. Huğur Mumcu’nun radikal İslamcı veya İran yanlısı, örgütler tarafından öldürüldüğüne hiçbir gün inanmadım. Hiçbir gün.
Çünkü Huğur Mumcu’nun yakalamış olduğu çizgi, evet Türkiye’de Laik Kesim’in Cumhuriyet Gazetesi gibi bir gazetenin baş yazarı olması azabiydi. Laik Kesim’in tabii göz bebeği olan bir karakteri vardı. Ama en önemli özelliği, en önemli özelliği Huğur Mumcu’nun.
İşte bu olay esastır. Radikal İslami hareketler ile sözde bağımsızlıkçı, Kürt hareketleri içindeki Amerikan Emperyalizmi’nin ve İsrail’e parmağını en net şekilde anlatan kitaplara ve yazılara sahip olmasıydı.
O dönemde Suudi Arabistan, Vehhabi Krallık daha henüz yeni itiraf geldi. Muhammed Bin Selman bu Veliyat Prens problemli Veliyat Prens,
Cemal Kaşıkçı’yı burada parçalatıp yok eden adam Amerika gezisi’nde dedi ki biz dedi Suudi Arabistan olarak 80’li yıllarda ve 90’lı yıllarda Amerikan hükümeti tarafından Vehhabi kimliğimizin propagandasıyla görevlendirildik.
Bizim İslam coğrafyasında bu kadar hareketli ve fikirsel anlamda örgütlü olmamızın nedeni Amerika Birleşik Devletleri’dir dedi.
Yani Vehhabi zmi vehhabi inanç hareketi mi veyahut o çerçeveyi İslam dünyasını enfoze eden gücün Suudi Arabistan değil, Amerika Birleşik Devletleri olduğunu daha geçen yıl Muhammed Bin Selman açıkça itiraf etti. Ama Uğur Mumcu Suudi Arabistan kökenli rabıta örgütünün yurtdışındaki Türk din adamlarının müftülerin veya Avrupa ve Batı Trakya’da görevli din adamlarının maaşlarını ödemesiz yönündeki Kenan Evren dönemi
büyük skandalından müthiş bir kitap çıkarmış ve İslam kavramının içine Amerikan İmperyalizminin Suudi Arabistan gibi ülkeler üzerinden nasıl sızdığını anlatmıştı.
Örümünden az önce ise hepimiz çok iyi biliyoruz ki PKK ile ilgili çalışmaları önde gidiyordu ve çok önemli yazılarla da bu çalışmaların işaretlerini veriyordu ve interesandır. Orada da yine PKK veya Barzani hareketi gibi Orta Doğu’da Irak coğrafyasında Türkiye’de sürekli bir silahlı hareket kimliği kazanmış Kürt hareketlerinin içindeki CIA ve Musad bağlantılarını aktarıyordu.
Bakın ölümünden yani 24 Ocak 1993’te suikast sonucu öldürüldü.
7 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet kasetisindeki baş yazısında ben detayını arayamayacağım bir kitaptan Nimrodin’in bir kitabından bahsediyor ve Barzani ailesiyle CIA’ın ve Musad’ın nasıl içli dışlı bir çalışma içinde olduğunu, Barzani ailesini Irak’taki silahlı hareket için nasıl silah yardımlarının Musad ve CIA tarafından aktarıldığını belirten o kitabı inceliyor inceliyor ve son cümlelerini okuyacağım bu hurmumcunun.
Ölümünden yaklaşık 17 gün önceki yazısında ilgi kitapta Mesut Barzani’nin İsrail’e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyor ki daha da sürecek.
Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek, ilgi belli, ilişki de belli. Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorsa ne işi var CIA ve Musad’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve Musad antemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?
Bu cümleler bugünün cümleleri esasında çünkü biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri hurmumcunun daha 1993’lerde yakalamış olduğu bu ilişkiler ağa çerçevesinde yıllardır gözümüzün içine baka baka PKK ile Suriye’de ittifak yapmış durumda. Binlerce tır silahı PKK’ya veren bir NATO ülkesi Amerika Birleşik Devletleri. Hurmumcunun bu satırları bile tek başına nasıl gününün çok çok ötesinde bir araştırma ve bilgi sahibi olma yeteneğini göstermesi bakımından önemli.
Biz bugün Amerika’yı PKK ve diğer Kürt hareketleriyle içli dışlı müttefik ve birlikte hatta omuz omuza savaşan bir devlet olarak tanımlıyoruz. Her yerde de bu karşımıza çıkıyor ama 1993’ün 7 ocağında bu yazı yazılmış ve tabi ki tabi ki bütün kuvvay milliyetciler gibi bugün ben de buna kendim de bir şey yapıyorum.
Ben de bununla kendimi atarak konuşuyorum. Bütün kuvvay milliyetciler gibi Amerikan Emperyalizmi’nin ve Siyonizmi içine girmiş olduğu hiçbir hareketten insanlığa da Türkiye’ye de bölgeye de Orta Doğu’ya da bir fayda gelmeyeceğini bilen bir beyin kimyasıyla yazıyor. Ve Yeşilkuşağı açıklarken işte Suudi Arabistan, Rabıta, CIA vesaireyi aktarıyor veya Kürt hareketini Orta Doğu’da incelerken bir anda karşımıza CIA, Mossad, Barzani ailesi ve tabi ki PKK bağlantısıyla karşımıza çıkıyor. Bunlar çok önemli hikayeler, bunlar çok önemli öyküler. O nedenle mesela ben Türkiye Cumhuriyeti’nde Uğur Mumcu cinayetini resmen ört pas etmiş kabul ederim.
O günkü katroların Tevhid Selam örgütü diye bir örgütle ortaya çıktılar. Tevhid Selam örgütü, ya kimdir bu, nereden çıktı bu falan diye dememize kalmadı. Tevhid Selam örgütü, işte yok bir kısmı İran. Hatta öyle bilgiler üfürdüler ki bunlardan birini ben de birkaç meslektaşımla paylaştığımı da hatırlıyorum.
Olabilir mi böyle bir şey diye. Efendim Uğur Mumcu’yu öldüren ekipten iki kişi İran Büyükelçiliğinin bahçesinde infaz edilmiş, oracığa gömmüşler falan.
İnanılmaz bir misinformasyonla ortalığı birbirinde kattılar ve Uğur Mumcu’nun gerçek katillerinin, kerimenin tam anlamıyla ortadan kaybolmasına neden oldular.
Ve sonradan ortaya çıkan bütün belgeler, bilgiler gerçek anlamıyla bu suikastın da Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in bilgisi dahilinde yine tanıdık bir örgüt tarafından yapıldığını işaret ediyor.
Bu Tehhit Selam örgütünün söylediğim zaman 1993’teki bu suikaste bağlantılı olarak kulağınızda alışık olduk bir melodi olduğunu tahmin ediyorum.
Çünkü aynı örgüt bu kez 2013 yılındaki 17-25 Aralık süreçlerinde FETÖ’cü savcılar ve emniyetçiler tarafından kumpas amaçlı kullanıldı.
Böyle bir örgüt var mı yok mu? Ve nasıl bir tesadüf ki bu bir yanında Uğur Mumcu cinayetinde kullanılmış bir örgüt ismi sonra bir bakıyorsunuz FETÖ’nün yalan dolana dayalı 17-25 Aralık dosyalarında aynı örgüt ne garip tesadüf ki karşımıza çıkıyor.
Buradan hep söylüyor gençler özellikle sizlere konu siyaset, siyasi pazarlıklar veya gelişmeler olduğunda hiçbir şey tesadüf değildir.
Bir şey bakın değerli bir yazar Yeni Şafak da yazıyor yazılarını da sanıyorum hepiniz okuyorsunuzdur Tamer Korkmaz. Tamer Korkmaz’ın bir özelliği de zamanında hizmet hareketi olarak o zaman anılan bu hareketin baya içinde olup sonra kendi inisiyatifiyle yok arkadaş böyle şey olmaz deyip ayrılıp.
Sonrasında da bu FETÖ diye adlandırdığımız bugünkü o çalsızlık teşkilatıyla bağlantılı çok değerli yazılar ve bilgiler veriyor olması.
Ve o yazılarından birinde aynen şunu yazıyor yazının da tarihini söyleyeyim size çünkü bu beni hep hayacanlandırmıştır. 26 Ocak 2018 tarihli yazısında Tamer Korkmaz diyor ki yazısının sonuna göre bu kadar.
Fethullah Gülen loca efendi loca yani Mason locasından yola çıkarak 17 Ocak 1993 tarihinde bakın tarihi veriyor tam Uğur Mumcu’nun suikastinin gerçekleşmesinden 7 gün önce.
Yani Uğur Mumcu suikastinden tam bir hafta öncesinde İzmir’de Bozjaka yurdundaki dar dairedeki sohbetinde devlet kademelerini öyle bir nüfuz ediyoruz ki bizi jiletle bile kazısalar yok edemeyecekler diyerek daha o tarihte çok iddialı bir şekilde konuşuyordu.
Gülen aynı sohbette isim vermeden çok yakında büyük bir suikast haberi duyacaksınız üzerinde senelerce konuşulacak bir suikast diyordu.
Bu asla yalanlanmamış bir kaç defa yazılmış ve hatta haber kaynağının adı da verilmiş bir istihbarat. Yani esasında çok yakında dediği 7 gün sonra oldu Fethullah Gülen’in ve bu suikastin bilgisinin o günlerde daha 1993 yılının 17 Ocak günündeki o sohbeti. Ocak günündeki o sohbet toplantısında Fethullah Gülen’in kafasında olduğu çok açık ve net ve gerçekten her zaman şunu söylemişimdir darbe süreçleri büyük ve ses getiren suikastlarla başlar ve ondan sonra yolunda devam eder. Aslında o günün kadroları ve devletin içine sızmış olan benim Gladio B olarak adlandırdığımız günümüzde savcıların kısaca FETÖ dediği o yapılanmanın emniyet teşkilatı, istihbarat ve hatta yargıdaki o günkü kadrolarıyla bu işi sulandırmamış olsalardı.
Biz büyük bir olasılıkla daha erken bir yakalamayı yapabilecektik bu FETÖ denilen örgütle ilgili.
Esasında tabi her insanın meslek hayatında ciddi pişmanlıkları var. Bir Ankara akşamüstüsünde gözlerinin içi pırıl pırıl parlayarak benimle sohbet eden Necip Avremitoğlu’nun şu kitabını da zamanında köstebek.
Bu FETÖ ile ilgili yazılmış Türkiye’deki ilk değerli bir araştırmadır ve bu kitabı da o dönemde çok iyi değerlendirememiş olmanın her zaman büyük bir üzüntüsünü duydum. Ve net garip tesadüftir ki Necip Avremitoğlu da biliyorsunuz bir faili meçhul, kimsenin anlayamadığı bir suikast sonucu hayatını kaybetmişti. Oraya da geleceğim tabi Necip Avremitoğlu’na ama önce 93’ün rotasını takip edeceğiz. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri ve CIA’yı ve Mossad’ın Kürt hareketi içindeki tarihsel varlığını ortaya çıkaran bir yazar,
24 Ocak 1993’te öldürüldü. Ve ne garip tesadüf. Aynı ilişkiler anı kendi üniformasıyla ve aynı berraklıkta yakalamış bir şerefli Türk subayı,
Orgeneral Eşref Bitlis de bu suikastten yaklaşıp 17-20 gün sonra hayatını yine şahibeli bir patlama sonucu kaybetti. Eşref Bitlis’in öyküsüyle beraber nereye doğru yol alacağımızı anlayacaksınız. Devam edeceğim.
İlk Yorumu Siz Yapın