"Enter"a basıp içeriğe geçin

“BAŞBAKAN OLMAM İMKANSIZ, ÇÜNKÜ DÜN AKŞAM DEMİREL İLE YEMEKTE KAVGA ETTİM”

“BAŞBAKAN OLMAM İMKANSIZ, ÇÜNKÜ DÜN AKŞAM DEMİREL İLE YEMEKTE KAVGA ETTİM”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=n4MqkcrKkpo.

Hüsam Betin Cindi Orukaylı neşeliydi ama ben bakışlarında böyle bir hüzün veya bir sinirlilik halide görmedim diye beni o meclis başkanlığı kâmetgâhının girişindeki küçük oturma biliminde kabul etti, geldi, kapalar kapandı
ve ben hayatımda hiçbir siyasetçiyle tam olarak konuşmadığım tarzda kendisine bir dost sistemiyle dedim ki
uzan ailesi de beni aradı, kendileri şu anda Sayın Demireli’nin Cumhurbaşkanı olmasından sonra doğabilecek devlet istikrarsızlığı konusunda çok ciddi kaykı taşıyorlar tecrübesiz insanların ortalığa dökülmesi veya bir lider vasfı olmayan kimliklerin ortaya çıkmasından çok ciddi endişeliler
ki bu endişelere ben de katılıyorum bir dostunuz olarak ve sonsöz eğer Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığına ve dolayısıyla Başbakanlığa kendinizi aday olarak gösterecekseniz
bizim önceden planlanmış medya desteğimizi alacaksınız dedim. Samet İncim Nurgül böyle şey olarak dinledi beni
ve dedi ki Ardan Bey bu imkansız. Nasıl? Ben ne Doğru Yol Partisi Genel Başkanı olabilirim ne de Başbakanı olabilirim. Bu imkansız. Niçin efendim neye para engelleyecek dedim. Dün dedi sizde kalacak bu yalnız. Peki off the record. Peki dün akşam ben Çankaya Köşkü’nde eşimle beraber Demir Ali ailesinin misafiriydim yemekte dedi beraber yemek yedik dedi. Bunu bilmiyordum tam da dedi üzerine geldiğiniz için ben dedi bir yerden duyduğunuz sandım. Hayır dedim duymadım
inanın bana o kadar yolunuz ki hani Çankayı geceleri takip edebilecek kafasitemiz yok. Peki kavga ettik dedi. Nasıl? Yani dedi bunca yılın arkadaşı olarak
ben kendisine gittim dedim ki dedi senin beni işaret etmene gerek yok ama bu parti teşkilatı ve parti grubu benden bir açıklama bekliyor. Ben de bu açıklamayı artık yapmak istiyorum ve yapmak istediğim açıklamada şu evet bu dönemde benim partinin başına geçmem kadar doğal bir şey yok
çünkü senden sonra taban beni istiyor başkasını istemiyor dedim dedi. Ne dedi dedim? Benim başıma bir de meclis başkanı seçimi çıkartma zaten başkanı seçilecek aynı biraz önce söylediğim gibi ve zaten bir başbakan belirlenecek bir de meclis başkanı biz bu işi yönetemeyiz. Tartıştık dedi.
Ben de söyleyeceğimi söyledim merak etmeyin dedim. Peki dedim kararınız yani tartıştıysanız hani bekliyorum ki Demire ile rağmen aday olacağım gibi bir laf edecek. Bir bu aşamadan sonra ve bu kavgadan sonra dedi sayın başbakanla geleceğin cumhurbaşkanıyla başbakan makamına gelsem bile düzgün çalışabileceğimi sanmıyorum.
O yüzden ben artık meclis başkanı olarak kalacağım ama tabii parti de ve yönetimde yaşanabilecek bütün olaylar karşısında hiçbir zaman sessiz kalmayacağım dedi.
Hiçbir zaman sessiz kalmayacağım. Bu ülkenin bu devletin bu milletin emniyet süpabı olarak meclis başkanlığıma devam edeceğim dedi. Nitekim daha sonra ilerleyen yıllarda yani dönemlerde özellikle 95’ler 96’larda Tansu Çiller ile yani sonrasında başbakan olan Tansu Çiller ile arasında uzlaşmaz çelişkilerin doğduğuna da şahit oldum. Neyse oraya geleceğim.
Beraber çıktık. İlk defa o kadar kalabalığın içine girdi. Herkes bir umutlandı zannettiler ki hani Ardan Zantur bir önemli bir medya mensubu geldi başkanı ikna etti bak hepimizin içine çıktı falan. Çünkü görüşmüyormuşlar orada bekleyenlerle falan. Arka tarafta köpekleri bile vardı bir şeyler vardı oraya baktık bahçeye bak. Son anda döndüm dedim ki sayın Cinlülurk dedim.
Sayın Cinlülurk dedim farkındasınız değil mi dedim yaptığınız kararın ne sonuç vereceğini nedir dedi. Bu ülkeyi dedim Tansu Çiller’e emanet ediyorsunuz.
O dedim başbakan olacak ve bu dedim tamamen benim makamımdan buradaki varlığımdan veya patronlarımdan bağımsız bir şey söylüyorum size ben böyle bir gelişmeden kaygı duyacağım dedim ve duyuyorum.
Böyle bir gördü elini uzattı el sıkışırken vedalaşırken şu cümlesini hiç unutamam. Ardan Bey kısa bir sürede olsa bu ülkenin bir kadın başbakanının olması iyi olur.
En azından Avrupa ile ilişkilerimiz ve dünya ile ilişkilerimizde yeni bir boyut kazanırız ve özellikle Avrupalılarla aramızdaki o bir takım tartışmaları daha normal bir hale getirme şansımız olabilir dedi.
Bir düşüncedir ben o sırada çok eleştirmedim ama sonra ne kadar yanlış bir düşünce olduğunu da fark ettim çünkü anlamadıkları ve fark etmedikleri bir gerçek vardı.
Bu ülkeler Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeliğinden siyasetin ekonomi koltuğuna oradan siyasetin ekonomi koltuğundaki gücünü kullanarak medya patronları lobisine oradan büyük sermaye grupları lobisine yönelmiş hırslı bir kadındı.
Eleştirmiyorum. Oturup bugün onu eleştirecek halim yok ama sonuç itibariyle karşılarındaki karakteri, karşılarındaki yapıyı çok iyi tahdit etmeleri gerekiyordu.
Kolay kolay teslim olmayacağını, kısa süreli de olsa herhangi bir baskı karşısında geri adım atmayacağını tam tersine Başbakanlık makamına oturup o güçü elden aldıktan sonra hiçbirinin hoşlanmayacağı bir takım manevraların içine gireceğini tahmin etmeleri gerekiyordu.
Yani siyasetin dışından genç bir gazete yöneticisi olarak televizyon yöneticisi olarak görebiliyorsam siyasetin içinde onunla teşrik-i mesai içinde olan, onunla beraber omuz omuza çalışmış olan insanları çok daha iyi teşhis etmeleri gerekiyordu.
Ve sanki Haziran 1993 yılında yapılacak o genel kurul öncesinde Hüsamettin Cintoruk ve onun gibi düşünen bütün eski kurt politikacılardaydı Esen Hava 5-6 aydırına, bir yıldırına işte sarışın güzel Yavuz Gökmen’in Allah rahmet eylesin diye rahmetli aralım.
Yavuz Gökmen hep söz ederdi sarışın güzel kadın diye. Ve sarışın güzel bir kadın gelecek işte profesör okumuş yazmış, ondan sonra bir Avrupa’ya donlaşacak, bir Amerika’ya gidecek vesaire, şöyle bir memleketin imajını toparlayacak ondan sonra da artık ondan sonrasına bakarız gibi bir hava içindeydiler.
İsmet Sezgin de aynı kuşağın siyasetçisiydi. Esasında 1950’lilerden ve 1957’lerden Demokrat Parti’den Adalet Partisi’ni yaşamadığı kalmamış, tıpkı Hüsamettin Cintoruk gibi yaşamadığı kalmamış, genç yaşından itibaren siyasetin hem zirvelerini hem de meşrekatlarını çok iyi görmüş bir politikacıydı İsmet Sezgin.
Hüsamettin Cintoruk bu durumu bana anlattı, ben de tabi Uzan’a anlattım vesaire. Sonra Bağartunalı’yla ofiste dedim ki bir de İsmet Sezgin bölümüne bir bakalım.
Madem devleti tanıyan birilerini arıyoruz, daha kurumsal çalışacak birilerini arıyoruz, İsmet Sezgin de bir hekimleriyle falan yoğunlukla şey yapacak bir isim.
Gitti, görüştü, nabzı toptu, geldi ve dedi ki evet o düşünüyor. Özellikle Hüsamettin Cintoruk’a geçit vermediğini Cumhurbaşkanı’nın önüne engel koyduğunu hemen öğrenmiş.
Büyük bir olasılıklardaki birbirleri arasında konuştular ve İsmet Sezgin gerçek anlamıyla bu olaya ağırlığını koyacak ve hem Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı hem de Başbakanlığa yürüyecek gibi gözüküyor dedi.
E tabi bu bizim için önemli bir informasyondu. Bu sefer üçüncü bir şahıs çıkacaktı yani Tansu Çiller ve Köksal Topta’nın dışında. O Hüsamettin Cintoruk olacak diye beklenirken onun kalibresine yakın İsmet Sezgin lafı ortaya çıkacaktı ama İsmet Sezgin ortaya çıkmıyordu bir türlü. Ve sonuç itibariyle sonradan kendisiyle yıllar sonra yani o günlerde değil yıllar sonra İstanbul’a geldiğinde kaldığı bir otel vardır, Devente tarafında. Onun lobisinde o günleri anılarak sohbet ettiğimizde bana şunu söylemişti ben eski bir dostu olarak, Tıpkı Hüsamettin Cintoruk gibi eski bir dostu olarak Süleyman Bey’den şahsın için bir işaret bekledim.
Ama gelmedi dedi. Yani bunu ben kendimde bir müktesef hak gibi görmüştüm. Hani Demirel, fakir bir adamdır, iyi bir liderdir, bunca yıl beraber yaşamışız vs. Ve ondan bekledim, ya ben Çankaya çıkıyorum, İsmet Bey de burada iyi olur gibi bir işaret bekledim, o gelmedi dedi. Kırgındı.
Esasında bir işaret geldi ama tam ters bir işaret geldi. O dönem Demirel’in en yakın isimlerinden biri Cavit Çavar’dı. Biz de onunla zaman zaman görüşüyorduk, namzu tutuyorduk vs.
Cavit Çavar birden bire bir gün çıktı dedi ki, tekrar hatırlatayım, 1993 yılında Haziran ayında yapılacak yeni başkanlık seçimi doğru yoruk partisinde. Kasıma kadar İsmet abi sonra ben dedi.
Öyle bir cümlek söyledi. Şimdi öyle bir cümle oldu ki bu, düşünsenize yani parti bir şeye doğru gidiyor, yeni bir genel başkan seçmeye doğru gidiyor ve Cavit Çavar Demirel’in en yakın adamı olarak kalkıyor diyor ki
Kasıma kadar İsmet abi. Bu şu demek DLG’ye siz artık İsmet abi’den falan umudu kesin kendinize sizi taşıyabilecek bir genel başkan bulun. İşte o açıklamadan sonra her şey kristallize oldu.
Açık konuşalım. Çünkü doğru yol partisi DLG’si bir anda Demirel’in Cumhurbaşkanlığına taşınmasından sonra siyasette Demirelsiz ama onun bıraktığı boşluğu da hızla doldurarak
partiyi yeni genel seçimlere taşıyacak daha kalıcı bir formülün peşine düştü. İşte o formül, cin doğru yok. İsmet Sezgin zaten yaralanmış.
Köksal Top’tan belirli bir kesime ancak hitap ederken daha geniş bir şimsiye ve daha geniş bir parti tabanı arzu eden DLG bir anda, yani o günleri gayet iyi hatırlıyorum, Tatsu Çinar’a döndü. Ve medya mühendisliği dediğimiz, siyaset mühendisliği dediğimiz o sistem resmen Neydir’in topuk seslerini başbakanlık makamına doğru taşımaya karar verdi.
Demirel’in Cumhurbaşkanlığına ilerleyişinde sadece benim değil o dönemde Türkiye’nin tek özel televizyonu olarak gücünü ortaya koymuş olan starın ekran yüzlerinin, programcılarının büyük bir emeği vardır. Demirel Cumhurbaşkanı seçildiği günün akşamında ben, Engin Ardıç ve diğer arkadaşlar, mesela köşke davetliydik, kısa bir sohbetimiz oldu daha Demirel Fırak’la oturmuş yanında rahmetli Nazmiye Hanım.
Gelen telefonları yanımızda tebrikleri kabul ediyordu. O derece içli dışlı bir yapının sonucunda o koltuğa oturmuştu. Memnundu ve bütün sergilediği görüntüden gerçekten 5. vitese attığını, 4. vitese de çok fazla ilgilenmeyeceğini işaret ediyordu.
Bu, esasında olabilecek bir şey miydi? Bence hayır. Olsaydı işleyebilecek bir şey miydi? Bence yine hayır. Çünkü Demirel gibi, Özal gibi siyasetin içinden gelmiş insanları o makamlara taşıdıktan sonra orada internet menüs mümkün değil.
Mümkün değildir. Onlar sonuçta öyle veya böyle alınan karar süreçlerindeki yetkilerini kullanarak imzalarını atmayı düşünürler.
Ve sonrasında yaşadığım bütün olaylar, 90’lı yılların sonuna kadar yaşadığım bütün olaylar esasında Türkiye’nin zayıf liderler ve derin devretin almış olduğu hatalı kararlarla büyük bir uçuruma doğru yuvarlandığının işaretiydi.
Öyle ki, Tansu Çiller başkan seçildikten kısa bir süre sonra, çok kısa birkaç gün sonra, yani daha başbakanlığa oturmadan o derin devret ona öyle bir kanlı senaryoyla adeta almış.
Adeta almış, adeta hoş geldin mesajı verdik. İşte bu cümle bizi Sivas’a Mademak Otelin’in önüne taşıyacak.
Ve acemi kadrosu olmayan bir kadın başbakanı daha seçildiği gün itibarine nasıl bir korku çemberine alınarak derin devret yapılanmaları tarafından nasıl hatalı yollara doğru savrulduğunu izlerini ve ayak seslerini takip edeceğiz.
Devam edeceğim.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir