"Enter"a basıp içeriğe geçin

İSTANBUL DÜKALIĞI DEMİREL’İ ÇANKAYA’YA YOLLARKEN, BAŞBAKAN’I BELİRLEMİŞTİ BİLE… ÇİLLER’LI YILLAR..

İSTANBUL DÜKALIĞI DEMİREL’İ ÇANKAYA’YA YOLLARKEN, BAŞBAKAN’I BELİRLEMİŞTİ BİLE… ÇİLLER’LI YILLAR..

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=_2Kw9pKFvp8.

Süleyman Demirel boşalmış olan Cumhurbaşkanlığı makamında kendisinin doğal aday olduğunu tabii ki biliyordu. Ama her zamanki tenkinli yapısıyla kamuoyunun kendi kendine oluşmasını hedeflemişti. Yani öyle bir kamuoya oluşmalıydı ki Süleyman Demirel ben adayım dediği zaman, işte tamam olacağı buydu zaten denmeliydi. Böyle bir beklentisi vardı Süleyman Bey. Bir gün Cem Uzan aradı beni, babamın selamı var Ardan dedi.
O canım Kemal Bey benim de saygılarımı iletin. Süleyman Demirel’i destekliyoruz dedi. Ne anlamda? Cumhurbaşkanlığı anlamında dedi. Öyle bir yayın yapalım ki Türkiye Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı’na hazır olsun. Niçin dedi? Bir dedi, babamın arkadaşı.
Yıldır. Hakikaten iyi arkadaştılar. Sonra ben de şahit oldum. İki, bu tüsiyatçılar farklı isimler peşinde koşuyor. İşte o cümle benim alarma geçmeme neden oldu. Kimler? Yani bir sürü iş dönüyor. Çok dikkatli olmamız gereken bir dönem. Demokrasinin esasında doğal süreci tıpkı özalan olduğu gibi Demirel’in Cumhurbaşkanı olması.
Çünkü son seçimlerde en çok uyu alan, en çok milletvekinine sahip olan bir siyasetçi ama gördüğümüz kadarıyla o makama askerden olsun, sivilden olsun, pek de demokratik olmayacak isimlerin adları geçiyor burada.
Biz dedi doğal sürecin devam etmesinden yanıyız. Bana esasında başta çok itici bir cümle gibi gelen Demirel’i destekliyoruz lafı.
Bu açıklamalardan sonra hiç de itici gelmedi açık konuşacağım. Esasında nasıl ki esasında 2007’de bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nın Recep Tayyip Erdoğan olması gerekirken başka bir siyasetçi olması anormaliteyse ve sonrasında nasıl normalite döndüyse o günlerde de Demirel’in Türkiye’nin en büyük siyasi partisinin bir numaralı insana ve 35 yıllık bir kimide o makama oturması kadar doğal bir şey yoktur.
Yani ben orada kısa bir tereddütten sonra bu konunun esasında normal olabileceğini düşündüm ve Başbakan Bağartunalı sonraya başarılı bir çalışma yürütüyordu. Demirel ve Günis Sokağı’nın navzını bütün medyadan önce veren bir yapıya kavuşmuştuk ve anladığımız kadarıyla ki ben de o arada birkaç defa kendisiyle görüşme fırsatı oldu,
gerçekten Demirel bu makamı istiyordu ve bu makamı isterken de çok ilginç bir tablo sergiliyordu. O tabloyu şöyle anlatayım, herkes ondan bir doğal lider olarak Cumhurbaşkanlığına doğru yürürken partisi arkada bıraktığı partisiyle ilgili bir işaret bekliyordu.
Birini işaret edecek, DLG’de gidecek, ona o işareti doğrultusunda oyunu verecek ve Demirel mutlu, Başbakan mutlu, hep beraber mutluyuz. Esasında Yıldırım Akbulut’ta Özal’ın bir dönem yürüttüğü gibi de bir dönem yaşanacak.
Beklenen buydu ama bir akşamüstü eski Başbakanlık binasında kendisiyle baş başa sohbet ederken aynı konuyu ben dile getirdim. Sayın Dedim Başbakan, siz Dedim Cumhurbaşkanlığına doğru ilerleyeceğinizi gösteriyorsunuz, biz de bunu destekliyoruz.
Ama Türkiye’de esas soru işareti sizin Cumhurbaşkanlığınızdan çok sizden sonra Doğru Yol Partisi liderliğini kimin alacak ve bu liderin nasıl bir politika izleyecek. Çünkü Türk kamuoyunda ciddi bir problem var.
İşte o tarihi lafı bana o gün söyledi. Dedi ki, Arda ben hayatım boyunca vitesi beşe attım mı dörde hiç bakmadım. Tekrar ediyorum. Ben hayatım boyunca vitesi beşe attım mı dörde hiç bakmadım.
Yani bu şu demek, ben kimseye işaret etmeyeceğim. Herkes başının çaresine baksın, iyi olan kazansın, ben o iyi olanla çalışacağım. Ben geldim bunu hem patrona söyledim hem de yayında söyledim.
Dedim ki Demirel’den böyle işaret bekleyenler var Doğru Yol Partisi’nde pek öyle olmayacak gibi gözüküyor. Bir işaret gelmeyecekmiş gibi gözüküyor. O yüzden herkes kolları sıvasın dedim. Ve hakikaten bu lafımdan kısa bir süre sonra da Tansu Çivler ile Köksal Top’tan hemen başkanlık adaylığını koydular.
Çok doğal ve demokratik bir süreçti. Ve şu anda fark ettim ki Leydinin topuk sesleri, Hürriyet Gazetesi Ertuğrul Özköp, Kenarya’nın yönetmeni,
o manşeti görünce siyaseti dizayn etme yönünde zaten kararlılık gösteren TÜSİAD çevrelerinin büyük sermaye gruplarının bir anda Tansu Çivler’in arkasında yer aldıkları ortaya çıktı. Yani İstanbul Dükkalı’nın başkan, DHP başkanı ve başbakan adayı açıkça Tansu Çivlerdi. Ve Tansu Çivler ile iki İstanbullu olarak gazeteci-pozitikocu ne izninde benim de gayet iyi bir ilişkim vardı. Giderdik konuşurduk, ekonomiyi konuşurduk. Çünkü ekonomiden sorumlu bakan, yayınlarımıza katılırdı. Yani bir problemimiz yoktu. Ama Tansu Çivler gibi Demirel’in o dönemin koşullarında partiye bir vitrin olarak kazandırılmış, getirilmiş. Ama ekonomide teslim edilmiş bir karakterin 90’lı yılların o fırtınalı dönemlerinde Türkiye’yi sırtında taşıyıp taşımayacağına ilişkin çok ciddi bir kaygım vardı. Açıkça söyleyeyim, bu kaygımı da hiçbir gün kaybetmedim. Hiçbir gün kaybetmedim. Çünkü arkası boş, kadrosu yok. Yeniden kadrolar oluşturulmaya çalışılacak ve o kadrolar hangi zeminde, kim tarafından doldurulacak,
özellikle güvenlik, dış politika ve ulusal bekaz stratejisi, ki o sırada da kapıya dayanmış bekaz meselesi nasıl oluşturulacak, bunlar büyük bir soru işaretiydi. Benim anladığım kadarıyla çok farklı nedenlerden o gün çalışmakta olduğum patron Kemal Bey de kaygılıydı ama onun kaygısı iş başına TÜSYAD ve büyük sermaye grupları tarafından desteklenmiş,
onlara karşı borçlanmış bir politikacının gelmesiydi. Çünkü böyle bir durumda devletin gücünün, o başbakanın gücünün, TÜSYAD’ın istekleri ve beklentileri doğrultusunda UZAN grubuna, Rumeli Holding grubuna karşı kullanılacağından endişe ediyordu.
Ki bu endişesi sonra doğru çıktı. Onu da açıklıkla ifade edeyim. Bu endişesi sonra doğru çıktı. Evet ve bir gün bir telefon aldım, CEMUZAN yine. O sırada artık günde kaç defa konuşuyoruz, neler konuşuyoruz, hatırlamam bile mümkün değil.
O kadar yoğun bir mesai harcadığım bir dönem. Ardan dedi, biz de esasında yürümekte olan senaryolardan kaygılıyız. Dinç Bilgin ve Aydın Doğan, Tansu Çiller oynuyor. Bunun arkasında Koç Grubu vesaire, Eczacıbaşı gibi büyük gruplar var. Bizim hakkımızda bazı pazarlıkların yapıldığına dair bile ciddi endişelerimiz var. Bunlar iş başına geldiği zaman bize bir şeyler yapacaklar. Evet, senden ricam sert bir genç adamdır o zamanlar. Herkesin korktuğu da ölçekti ama iki elimiz yana gelecek. Bunlar zaten tarihe kalacak videolar.
Beraber çalıştığımız dönemde CEMUZAN’ın bana emir kipinde konuştuğunu ve en ufak bir ses tonunu şu veya bu nedenle yükseldiğini duymadım ve şahit olmadım.
Her zaman, ama her zaman nazik ve ikna edici bir kimlikle karşımdaydım. Senden bir şey rica edebilir miyim? Bu aynı zamanda Kemal Bey’in de selamı dedi. Nedir dedim? Hüsamettin Cintoruk’la görüşmem mümkün mü? Niçin tabii görüşürüz dedim Hüsamettin Cintoruk, meclis başkanı o zaman. Biz de de star grup olarak eğer bir karar alırsa Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığına biz de de onu desteklemeye karar verdik. Ama bunu bir şekilde senin hem ona duyurman hem de bir cevap alman lazımdı.
Esasında alışık olmadığım ve beklemediğim bir teklif olduğunu ifade edeyim. Çünkü o zaman Türkiye Gazetesi olsun, Yürüyet Gazetesi olsun, Milliyet olsun vesaire bir sürü gazetenin Ankara temsilciliklerinin de sabah da
Ankara temsilciliklerinde siyasetçilerin birbirleriyle harmanlandığına ilişkin yani biri çıkarken öbürünün girdiği falan birçok olay duyuyorum. Bizim starın o zamanki temsilcilik çok bakir bir yapıda. Yani çok fazla öyle gelenimiz gidenimiz yok.
Yayınlarımızı da iyi kötü demirel ağırlıklı götürmekten başka bir şey yapmıyoruz. Ama işte gençler hepinizin profesyonel hayatında böyle bir an vardır, an olur.
Yani kişisel tercihlerinizle temsil ettiğiniz kurumu ve hatta eğer iş gazetecilikse bu olayda olduğu gibi milleti ilgilendiren bir konuda bazen o ilk baştaki tercihlerinizden birazcık sapma imkanınız olabilir. Ben öyle görüyorum.
Eleştirilirim de. Yani bu tür eleştirilere her zaman açık oldum. Hiç de umurumda olmaz. Çünkü yaşandı bunlar. Ben atladım gittim. Nereye? Biliyorsunuz başbakanlık ikametgahı vardı eskiden. Onun da tam karşısı Meclis Başkanı’nın ikametgahıdır. Güzel bir villadır. Tam Çankaya Köşkü’nün, o ana çıkış kapısının sağ tarafı.
O bir gittim bütün DfP milletvekilleri, delegeler, parti teşkilatları, herkes orada. Herkes böyle Hüsamettin Cinder’ın kapısının önünde Bağdaş kurmuşlar kararını bekliyorlar. Hüsamettin Cinder’ın karar verecek bu ülkenin başbakanı o mu olacak, başkasını olacak.
Ama çıt yok içeride. İçerisinde kalabalık. Ben işte selamlaşa selamlaşa, ne oldu? Ben dedim bir röportaj yapacağım da onun öncesinde bir başkanlık var. Aman Ardan abi sen git bunu. Ardan Bey, pardon abi demezlerdi o zaman genç. Ardan Bey sen bunu başkanı ikna et falan yok dedi falan gittim.
Beni böyle girişte sağ tarafta küçük bir oturma birimi var. Camları, pencere, kapıları…

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir