"Enter"a basıp içeriğe geçin

“BİTLİS, KAHVECİ, ÖZAL’IN BULUŞTUĞU ANA NOKTA, HAZIRLADIKLARI GÜNEYDOĞU RAPORUYDU, BU SONLARI OLDU”

“BİTLİS, KAHVECİ, ÖZAL’IN BULUŞTUĞU ANA NOKTA, HAZIRLADIKLARI GÜNEYDOĞU RAPORUYDU, BU SONLARI OLDU”

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=N8sxCIV8BMg.

Aslında Merhob Türk’te Özel’in ölümüne kadar varan gelişmeler zinciri açısından Türkiye’nin esas kırılma noktasının 1991 Genel seçimleri olduğunu unutmadan yolculuğumuzu sürdürmemiz gerekiyor 1993 yılında. Çünkü o seçim sonucu ortaya çıkan tabloyu çok genç bir Ankara temsilçisi olarak
yeni Günaydın Gazetesi’nin TRT’deki bir programı hemen hemen aynı gün bir ertesi gün akşam saatlerinde çağrıldığımda ben o haritaya dikkat çekmiştim. Ve hatta o konuşmam genel olarak stüdyoda benden çok daha kıdemli olan gazeteci abilerim tarafından da ihtiyatlı ama önemli karşılanmıştı. Sessiz karşılama tercih etmişlerdi.
Çünkü 1991 Genel seçimlerine deple beraber CHP’nin ortak girmesi sonucunda ortaya çıkan tablo CHP’yi bir anda bir Güneydoğu Doğu Anadolu partisi haline getirmişti ki
o yüksek çıkan oy bölgelerindeki renklenme esasında bir hareketin 1983 yılında başlamış bir silahlı hareketin siyasette de yansımalarının çok güçlü olacağını göstermesi bakımından önemliydi o dönemde. Ve Refah Partisi mesela iç Anadolu’ya hakim olmuştu Konya başta olmak üzere Konya, Karaman, Kayseri birçok ilde ve 91’e kadar ağırlıklı olarak iktidarda olan Anadolu ise bir Karadeniz Partisi durumuna dönüşmüştü. Türkiye’nin dört bir yanında istikrarlı olarak oyunu arttıran bir alan Doğru Yol Partisi idi. O partinin de iki büyük zaafı vardı. Esasında İzmir’i almıştı, Ege de çok güçlü çıkmıştı ama İstanbul Anadolu’da yüksek oy oranı olarak Ankara’da CHP’de kalmıştı.
Neyse yani sonuç itibariyle bir siyasi kristalizasyon yaşıyordu Türkiye 90’lı yıllara girerken. İşte bu kristalizasyon bir de PKK terör örgütünün terör eylemleriyle birleşince Türkiye Cumhuriyeti devriyeti 1980’li yıllar boyunca
başıbozuk tayfası, devriyeti terör örgütü bir başka değil de liderinin adından dolayı Apocu falan diye değerlendirdiği ve çok da uzun erimli olmayacağına inandığı bir örgütün ve esasında çok güçlü bir dış destekle beraber üzerine geldiğini nihayet anlamıştı. Bunu siyasetteki uzantılarının da ne olduğunu görmüştük. Daha önce anlattığım o meşhur Leyla Azanalı meclis yemin töreninde bile.
Şimdi tabi bu süreçte Turgut Özal meselenin askeri metotla veya benim deyimimle açık konuşacağım benzeri Latin Amerika ülkeleri
veya bazı asya ülkelerinde görüldüğü tarzda, Sri Lanka mesela kirli bir görüntü sergileyen insan haklarını ayaklar altına alan bölge insanlarının devletle bağını kopartacak ölçekte öfkelenmesine neden olan tarzda bir kontrol gerillah savaşının yani karşı gerillah savaşının Türkiye Cumhuriyeti devriyeti zayıflatacağını ve hatta belli bir süreç sonucunda da birliğini ve bütünlüğünü tehdit edeceğine inanıyordu. Bunu defalarca ifade ediyordu fakat yine daha önce belirttiğim gibi devletin bünyesine yerleşmiş olan karanlık bir yapı ki soğuk savaş yıllarının çok özel koşullarında darbeler sonucunda yerleşmiş bir iki yapıydı bunlar.
Bunlar varlıklarını korumak ve ülkenin muhtemel kaderinde daha fazla söz sahibi olmak için PKK’yı ve yer yerde irtica tehditini ama esas olarak o dönemde
PKK’yı 28 Şubat’ta da ilerideki dönemde işleyeceğimi göreceğimiz 28 Şubat’ta da irtica tehditini kullanmayı tercih ediyorlardı. İşte böyle bir atmosfer içinde Orgen herhalde eşref bitmişti jandarma genel komutanı olarak Rahmetli Özal’ın özel bir ilgisine tabi olduğunu biliyorduk. Niye? Çünkü Orgen herhalde Bitlis savaş bölgesi diye adlandırılan o dönemde veya düşük yoğunluklu savaş bölgesi diye adlandırılan o bölgede bütün gelişmeleri çok iyi analiz edebilme kapasitesine sahip bir askerdi daha önce de anlattığım gibi.
Bir tek 1992 Ağustos ayında Rahmetli Turgut Özal’a verdiği rapor bunun çok açık bir örneğiydi.
Rapor daha önce de kısaca belirtmiştim yine belirteyim yeni devreye giren izleyiciler açısından rapor halkın kazanılmasını esas olarak sosyöekonomik programları uygulanmasını, kültür programları uygulanmasını
hatta halkın bölgesel siyasi tercihlerinin önündeki bariyerlerin açılmasını buna mukabil, çok sert bir güvenlik harekatıyla örgütün elebaşlarının ve esas çekirdek kadrosunun ortadan kaldırılmasını hedefliyordu.
Ve ilk defa da rapor daha sonra da milli güvenlik kurulu görüşmeleri çerçelesinde PKK terör örgütünün arkasında Türkiye’ye karşı emperyal ve saldırgan politikalar izleyen devretlerin adlarını veriyordu. Bunlardan biri de Amerika Birleşik Devletleri’ydi ve çekiş güç uygulamasını bölgede ilerleyen yıllarda dönemlerde karşı çıkacak bir kapasite oluşturuyordu.
Bu tabi Amerikan emperyalizmi açısından kabul edilebilir bir şey değildi. Fakat daha sonra biliyoruz ki rahmetli Özal, Eşref Bitlis’ten aldığı bu raporun geliştirilmesini istedi. Bu rapor nasıl gelişecek? Ve o eski Maliye Bakanı Adnan Kahveci’yi, danışmanıydı aynı zamanda Özal’ın Türkiye siyaset yaşamına gelmiş en zeki insanlardan birinden söz ediyorum. Adnan Kahveci, danışman olarak beraber çalıştığı ve çok güvendiği için çünkü yetim hakkının tek kuruşunda göze olmayan bir insandı siyasetçi olarak. Nasıl geldiyse siyasetten öyle gitti.
Bunu açıklıkta ifade edeyim, çok dürüst bir adamdı rahmetli. Çok dürüst bir adamdı. Tek kuruşa tamah etmeyen dürüst bir siyasetçi örneğiydi. Herkes Bülent Ecevit’i bu konuda büyütür, haklıdır Bülent Bey de ama sonuç itibariyle Adnan Kahveci de öyleydi. Ben hiç yok mu? Maliye Bakanı iken bir sohbetimizde bu birdenbire böyle hiç protokolsüz kafasına takılan zorluk yaşayan bölgelere gittiğini, orada özellikle arazilerde yani kırsal kesimde yaptığı çalışmalar sırasında da herhangi bir köy veya kasabaya girdiğinde herhangi böyle hemen oracıkta seçtiği, kapıyı çaldığını, içeriden kim o diye sorana da Allah misafiri, Tanrı misafiri dediğini ve kapı açılınca da o adamın tabii şaşkınlığının kolay kolay geçmediğini, o tür evlerde kaldığını, akşamları o sofralara oturduğunu, vatandaşla sohbet ettiğini falan anlatmıştı bana. Böyle çok özel filmi, belgeseli yapılacak bir karakterdir Adnan Kahveci. Çok açık konuşuyorum.
Ve gerçekten anaht gibi zaman içinde çok fazla böyle yolsuzluk iddialarına vesaireye hedef olmuş bir parti kadrosunun içinde çok ayrı bir yeri olan bir insandı. Lafı uzatmayayım, Adnan Kahveci’yi çağırıyor ve diyor ki Eşref Paşa’yla diyor siz bu bölgeyle, Kürt raporuyla ilgili birlikte çalışacaksınız diyor. Bir müddet çalışamıyorlar, vakitleri yok vesaire falan. Neyse aradık, 1992’de buluşturuyor Özal tekrar Adnan Kahveci’yle Eşref Bitlisi.
Ve diyor ki bu rapor istiyorum kardeşim, artık bu devlet işi yani bu öyle kolay bir iş değil. Neyse benim edindiğim bilgilere göre Eşref Bitlis ile Adnan Kahveci bir görev bölümü yapıyorlar. Çok doğal bir görev bölümü, esasında iyi bir ikili. Adnan Kahveci çok iyi bir ekonomist, maniyacı, ekonomi çok iyi bilen, sosyal politikaları çok iyi bilen,
Anadolu’yu karış karış tanrı misafiri olarak gezmiş dolaşmış bir bakan zamanında. Öbürü de Türkiye’nin yetiştirdiği çok mümtahsiz generallardan biri. Kürt sorunun da PKK ile mücadele meselesinde güvenlik konseptleri, kavramları Eşref Bitlis de sosya ekonomik nasıl uygulama yapılacak o da Adnan Kahveci de olacak. Ve birlikte çok güzel bir çalışma yapıp güzel bir rapor hazırlayıp Cumhurbaşkanı’na sunacaklar. Cumhurbaşkanı da büyük bir olasılıkla Demirel ile yani başbakanla bu meseleyi ele alacak. Ve belki de devlet uzun ve kanlı sürecek bir terör saldırısına karşı daha farklı bir politika izleyecek.
Ve en azından devletin içindeki karanlık güçlerin bu olayda yaptıkları ne malanmaları önlemiş olacağız. Niye? Çünkü yine Özal’a bu ikili tarafından verilen raporlarda ben görmedim raporu ama ifade edilen ve çok güvendiğim kaynaklarca da doğrulanan 28 tane kamuoyunca bilinen ismin bu terör dalgasında, terör meselesinden nasıl ekonomik olarak nemalandıkları meselesi de var. Öyle de bir durum var. Neyse, şimdi tabi o günlerden bu günlere geldiğim zaman Eşref Bitlis’in bir suikast sonucu uçağının havada patlatılarak öldürülmesi. Ondan 12-17 gün sonra yanlış hatırlamıyorsam Adnan Kahveci’nin yeni açılmış olan İstanbul-Ankara yolunda
son derece dikkatli bir şoför olduğu ifade edilir. Bir yanlış tabela uygulaması nedeniyle ters yöne girip eşi kızıyla beraber vefat etmesi, bir oğlunun ağır yaralanması sonucunda doğan bir kazaya kurban gitmesi bir soru işaretidir.
Ve şimdi en ilginç yanı üç isimden bahsettim. Yani Özal, Bitlis ve Kahveci’nin bu rapor etrafında çalışan bu üç önemli ismin 1993 yılının başından Nisan ayına kadar ki bir süre içinde yani 3-4 ay gibi kısa bir zaman içinde peş peş ölmesi bir tesadüf müdür? Eğer bu bir tesadüfse çok kötü bir tesadüftür ama bana göre tesadüf değildir. Şöyle düşünelim, üç tane insan bir araya gelmiş Türkiye’de o günkü derin devlet yapılanmasının tam tersine bir terörle mücadele ve güneydoğu projesi geliştirmeye çalışıyor. Üç öbirden ölüyor arka arkaya. Eşref Bitlis, Adnan Kahveci ve Turgut Özal. Bir kişi daha var yine aynı bölgeyle ilgili olarak araştırmacı gazeteciliğini sürdüren ve hem PKK ile derin devletin içindeki bazı unsurların ilişkisini ortaya çıkarıp hem de Eşref Bitlis gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin buradaki varlığını ortaya koyan Uğur Mumcu o da gidiyor. Yani dört tane şahıs, dört önemli isim çok önemli projeler ve araştırmalar üzerinde Küt sorunu ile ilgili olarak çalışırken arka arkaya kaybediyoruz. Hepsi suikast. Böyle bir şey olabilir mi? Oldu. 1993 yılında oldu.
Adnan Kahveci’yi unutmak mümkün değil. Daha henüz ben 80’li yıllarda genç bir gazeteciyim. Güneş Gazetesi’nin dış haberlerini yönettiğim dönemler. Arada bir haberin içinden diye şöyle şöyle küçük küçük köşe yazılarıma izin veriyor Günecivoğlu. Rahmetli Sakıp Sabancı’nın Atlı Köşkü’nde, Emirgan’da Avrupa’dan gelen parlamenterlere bir akşam yemeği verilmiş. Biz de oradayız. Davet edilmişiz. Ben dış haberci olduğum için genç bir gazeteciyim. Ve Adnan Kahveci’nin bütün herkesi şöyle hafif yararak elinde bir su bardağıyla yanıma kadar yeri bardağım ve merhaba. Merhaba Sayın Kahveci çünkü kahveci özalını uzanırsanlar sağ kolu büyük bir olasılıklı bakan.
Ben sizin çalışmalarınızı, haberlerinizi ve yazılarınızı takip ediyorum. Sizinle şöyle oturup uzun uzun konuşmak da isterim diyen bir adam. Dikkatli, olaylara hakim. Kim ne diyor, ne yapıyor? Her şeyi biliyor. Böyle bir insandan bahsediyoruz. Ve tabii ki bu insan bir rapor hazırladığı zaman o rapor devletin arayına bir rapor olmayacak.
Öyle bir şansı yok o raporun öyle olması. Milliyetperver bir insan. Eşref Bitlis de öyle. Bunlar durup dururken memleketi PKK’ya satacak adamlar değil. Ama PKK’yla ve onun arkasındaki emperyalist güçlerle belirli bir akıl ve strateji çerçevesinde mücadele edilmesinin zeminini oluşturabilecek insanlar. Ve Turgut Özal da Cumhurbaşkanı kimliğiyle veya Cumhurbaşkanı olmasa da ilk seçimlerde yeniden seçimlere girecek bir siyasetçi kimliğiyle de bu tür bir raporu çok rahat uygulayabilecek bir karakter.
1993’ün yolculuğumuzdaki ana meselesi bu ve gerçekten Adnan Kahveci’nin şaybeli bir trafik kazasında kaybetmiş olmamızı atlayarak 93’ü anlayamayız. Nitekim sonra yaptığımız araştırmalarda ki ben o haberleri verirken çok üzülmüştüm. Yine Ankara temsilcisiydim isterim. Özellikle kazanın diğer tarafıyla ilgili araştırmayı istedim.
Çünkü bazı kazalar vardır sonra yıllar sonra yaşanan susurluk gibi sadece hedef ölür de kimseye bir şey olmaz. Bu devletin veya bu ülkenin kirli olaylarının içinde yaşanılan hikayelerdir ama bu kazada Kahveci’nin çarpıştığı araştırdaki o genç delikanlı da vefat etti. Hatta biz o zaman star ekibi olarak gönderdim. Anne ve babasıyla da, yani çocuğun babasıyla da refertaj yaptık. O kazada sadece Adnan Kahveci eşi ve kızı ölmedi. Muhatap araç çarpışılan, araçtaki aracı kullanan genç bir çocuktu.
Gayet iyi hatırlıyorum. İsmini tabii ki hatırlamam mümkün değil. O da vefat etti. O da büyük bir acıydı. O aile içinde, bütün herkes içinde.
Ama sonradan vardığımız nokta Bayındırlık Bakanlığı müsteşar yardımcısı o zaman bu yolun dördünde yani olay 5 Şubat’ta oluyor, dördünde yazdığı yazıda ve bütün birimlere aktardığı yazıda yolun işaretleme açısından
ve yer yer bazı bölgelerde süren çalışmalar nedeniyle güvenlikli olmadığını ve yolun kullanıma açılması için daha henüz erken olduğunu belirtiyor.
Ama bir gün sonra yola çıkan Adnan Kahveci ve ailesi bir yanlış işaret ok nedeniyle tamamen ters bir yola sürüklenerek o ters yolda da nasılsa otoban ben buradayım diyen bir genç sürücüyle ki o çocuğun hiçbir kabağı diyor.
Yani ters yolda olan Sükat’la Kahveci. O tamamen normal yolundan gelen bir vatandaşımız çarpışarak hayatını kaybediyor. Bunu niye bu kadar altını çizerek anlatıyorum. Bu esasında 1993’ün o karanlık dönemini tam olarak aydınlatmamız için bize yeni bir ipucu oluşturacak.
Devam edeceğim 1993’e.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir