Çanakkale (Ayvacık) – Bir Kasaba Hikayesi 33.Bölüm

Çanakkale (Ayvacık) – Bir Kasaba Hikayesi 33.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=5Ae7kIhBwIc. carne katı eati Denizin turkuazına boyanıyor gözlerimiz. Dalgalar bizimle ilerliyor, balıkçı restoranlarından gelen mis kokular rüzgarın tatlı esintisiyle sivrice koyu boyunca yayılıyor. Kapılıp gidiyoruz ayvacık sokaklarına. Kedilerin başlarını okşuyor, insanlarla selamlaşıyoruz. Tarih ve doğanın bir bütünü olduğu Asos Antik kenti,…

Çanakkale (Ayvacık) – Bir Kasaba Hikayesi 33.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=5Ae7kIhBwIc.

carne katı eati
Denizin turkuazına boyanıyor gözlerimiz. Dalgalar bizimle ilerliyor, balıkçı restoranlarından
gelen mis kokular rüzgarın tatlı esintisiyle sivrice koyu boyunca yayılıyor. Kapılıp gidiyoruz ayvacık sokaklarına. Kedilerin başlarını okşuyor, insanlarla selamlaşıyoruz. Tarih ve doğanın bir bütünü olduğu Asos Antik kenti, deniz, güneş ve tarihi bir arada sunuyor. Hayran hayran izliyoruz manzaramızı. Mavi sulara yansıyan Athena tapınağı,
fordres tanrıçası Athena için yapılmış önemli bir yapıdır. Sakin, sessiz ve huzur kokan sokaklarda yürüyoruz. Kaz dağlarının eteklerinde denizin ve doğanın bir arada bulunduğu yeşilyurt köyü bir rüya alemini etiyor insanı. Yamaçlarında badem ağaçlarının kokusuyla
yürüyoruz. Eski taş mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan köyü sardunyalar
pharmaya yoli siler.
Benim ismim Hüseyin Topal. Hüseyin Topal Çam, Kalabak Çamtepe mezrası. Biz bu işleri çoktan beri yapıyoruz, 80’den beri. 80’den beri böyle çiftçilikle uğraşıyoruz. Devam ediyoruz işte, çalışıyoruz yani.
80’den beri zaten askerden 80’de geldik. 80’den sonra başladık işte. Çobancılık yapıyorduk, koyunlarımız vardı, keçilerimiz vardı. Çiftçilik işte, tarlada çalışmak, çapayla bunu yetiştirmek için. Buna biz çiftçilik diyoruz ya.
Hasat toplamazdan evveli ekiyoruz, çapa yapıyoruz, ilaç yapıyoruz, gübre. 10-15 günlük oldu mu bir çapa yapıyoruz. Ondan sonra 15 gün sonra arayla ikinci çapayı veriyoruz. İkinci çapadan sonra illaçtır, gübredir. İki ayda giriyor mahsul. İki ayda çıkıyor yani mahsul.
55 günlük, 60 günlük oldu mu çıkıyor bu ürün. Kış geldi mi bunu kırağı kavurur. Soğuk havaya gelmez bu. İyi havada biter bu fasulye. 80’den sonra önce çobanlık yapıyorduk. Bu iş bize daha iyi geldi. Hem çoluğumuzun, çocuğumuzun yanında yatıyoruz.
Biz dağlara giderdik gaz dağlarına. Koyunları keçileri alır. Çoluk çocuk burada kalırdı. Ayrılık olurdu. Ama bu iş çiftçilik, gündüz çalışıyorsun. Akşam evinde yatıyorsun. Yani böyle. Şimdi eskiden zordu. Bu damlamalığa yoktu. Bu sistemlerine yoktu. Ark vardı.
Önce memleği, fasulye evden hiç yoktu. Şimdi sistemler her şey gelişmekte. Bak damlama çekildi. Barajımız geldi. Baraj geldi. Bunu pançarmotunura sulayalım desen sulayamazdın. Şimdi barajlar geldi. Ağaç açıyorsun suyu. Sabah açıyorsun. Sulayabiliyorsun.
Bu tarlayı sulayamazdık. Yani işte imkanlar, sistemler iyileşti. Teknoloji geliştikçe ekim sahaları genişliyor. Eskiden de verirdi de böyle işçilik yoktu evvelden. Şimdi işçilik çoğaldı. Su, baraj gelince boyuna millet ekiyor yani.
Evvelden mazotlana yoktu. Bir tomatisi ekiyorduk. Bitti mi yatıyorduk. Sonra zeytinlerimiz çıkıyordu. Zeytin topluyorduk. Şimdi tomatisi alıyoruz, fasulye ekiyoruz. Fasulyeyi alıp zeytine giriyoruz. Yeşilyurtköyü Camii, Çanakkale’li Ayvacık ilçesi, Yeşilyurtköy’ünde 1900’lü yıllarda Osmanlı döneminde inşa edilmiş tarihi bir camidir. Caminin girişinde hicri 1322 tarihi vardır. Caminin yapımında, Rum işçilerin çalışmaları ve kültürlerinin etkisiyle caminin üslubu bir kilise yandırmaktadır. Yapının iç kısmında ay yıldız motifi bulunmaktadır.
Zeytin ve zeytinyağının çok köklü olduğu ülkemizde, Adatepe Zeytinyağı Müzesi 2001 yılında açılmıştır. İki yaşlı çınarın yılları devirdiği, köyü ayakta tuttuğu Adatepe köyüne düşüyor yolumuz. Köyde geleneksel mimari devam ettirilmiştir. Hemen yakınında Zeus atları olarak bilinen sunak yeri vardır.
Sunak yerinde taş bir oda ve su dolu bir sarnıç bulunuyor.
Köyümüze hoş geldiniz.
Ben Cahit Çırak, Yeşilcuk köyünden biriyim. Aşağı yukarı ben bu işe emekli olduktan sonra başladım. 10 sene oluyor. Daha önce taş duvar ustasıydım. Birçok ev yaptım köyde. Ondan sonra emekli olduk işte ne yapalım ne yapalım diye boş değerlendirmek için bu işe başladım.
Bir eskiden böyle babaannemin bir evi vardı. Orada bir tabak buldum ben. Elle yapılmış. Onu ne bileyim o zaman bir şey yaptı böyle. Dedim ben bu işi yapıyorum. Ağaç işini de severim zaten. Yani birçok işi şey yaptım. Ondan sonra başladım. Önce makineyi yaptım. Tornağı yaptım. Ondan sonra da başladım. Ufak ufak böyle küçük küçük. Tornağı biraz daha geliştirdim falan filan. Bugüne kadar geldik yani. Bugün de bunları yapıyorum. Mesela sonum tahtaları yapıyorum. Bundan sonra zeytin ağacından tabak ve zeytin ve ceviz ağacı. Bunları yapıyorum. Daha çok şimdi memleketimizde zeytin var. Zeytinle yoğrulmuşuz. Bu zeytin ağacını kuruttuktan sonra yani birçok şeyi damarları güzel.
Şey güzel. Yapısı güzel. Yani rengi güzel. Nasıl diyeyim. Zeytin ağacı bambaşka bir ağacı. Şimdi arıların yaptığı bal mumu var. Onu zeytinyağından beraber yüzde işte on civarında zeytinyağını atıyoruz. Niye? Melhem oluyor. Çünkü zeytinyağı sıvı olduğundan durmadığı için melheme dönüştürüyoruz onu.
Onu sürdüğümüzde hem ağacı çatlakları zeytin ağacı çatlaksız olmaz. Hep çatlakların içine gidiyor. Ağacın çatlamasını önlüyor ve yumuşak tutuyor ağacı. Bunda kimyasal bir şey yok. İnsanlar bunun içine işte çerez koyuyor, kimyasal bir şey koyduk. Olmaz yani. Çünkü içinden bir şeyler yeniyor.
Zaten internet var. İnternet olduğu için internetten bir baktım. Yurt dışında yapılan şeyleri izledim. Nasıl oluyor, nasıl yapıyorlar diye. Bıçaklarını falan. Kendim yapıyorum yani bıçaklarını falan. Onlara önemli olan zaten bıçakları keskin olması lazım. Hava çeli olması lazım. Onları yavaş yavaş işte kendim yapmaya çalıştım diye. Çünkü taş duvar işi. Kaldırdığınız, koparttığınız şeyle ağır iş. Bir köşe taşı nereden baksanız 50 kilo gelir. 60 kilo gelir. Çünkü bu güçten oluyor. Belli bir şey yaşa geldiğinizde o kendiliğinden bitiyor zaten. Kaldırması zor oluyor, tansiyon çıkıyor. De iğilerek taşı yontuyorsunuz. Yani o kendiliğinden bitiyor zaten. Ondan sonra ben boş durmazlığını sevmiyorum diyoruz.
Ondan sonra da bu işe başladım işte. Bu işi de yapıyorum. Şimdi şöyle diyeyim. Ağacı kestiniz ikiye. Baktınız bundan ne çıkar diye. Önce bir şöyle bir geçtikten sonra tasarlıyorsunuz. Diyorsunuz ki bundan tabak olur veya bundan havan olur. Çerez tabağı olur. Böyle böyle kendiliğinden ağaç çıkıyor. Size zaten o şeyi veriyor. Bunun şeyinde ona devam ediyorum ben.
Zeytin ağacı ve ceviz. Bunlardan yapıyor. Taş duvar işi de öyle. Dinlendirici bir iştir. Taşı yontarken dinlendirici duyduğuma göre Mozart taş duvar öğrenmişti dinlenmek için. Yani ben böyleyip büyüklülerden duyardık önceden. Benim babam da taş ustasıydı. Yani bu iş de akşam işi de öyle. O makineye vurduğunuzda utalaşın atması şey yapması falan güzel bir şeyler çıkıyor ortaya. Öyle diyeyim size. Antik kentin güney yamacında Midilla adasına karşı kurulmuş tiyatronun bir deprem sonucunda yıkıldığı tespit edilmiş. Doğal bir kaya oyuna yapılmış tahmini 2500 kişilik olan tiyatro, sonraki yıllarda taş ocağı olarak kullanılmış. Yapım tekniği ve plan özellikleri açısından bir Roma çağı tiyatrosudur. Egedenizi, Midilla adası ve Edremit körfezinin hakimiyetine sahip olan Athena tapınağı, mimari açısından da oldukça önemli bir konuma sahip. Doğru düzeninde inşa edildiği ve ionik mimari özelliklere sahip olduğu biliniyor. Antik çağda tapınakların genellikle değer verilen kişilere ithafen inşa edildiği biliniyor. Athena tapınağı ise Zeus’un kızı Athena’ya ithaf etmek sebebiyle inşa edilmiş. Surların inşaasından sonra konum özenle seçilmiş, bölgeye hakim bir konumda olması dikkate alınmış.
Böylelikle Athena tapınağı, Antik Kent’in tam tepesinde yer almış. Nisan’da ekmeğe başlıyoruz biz bunları, bu ürünleri.
Tomatisi, fasulye, biberi ekmeğe başlıyoruz. Ta ekim, kasma deni bunlarla mücadele ediyoruz. Fasulye var, tomatisi var, kanıbağır var, biber var, adamlar var. Buradan onları alıyor, arabayı sarıyorlar, arabayı yolluyorlar Bayram Paşa’ya.
Torum var, oğlan var, gelin var. Hep beraber çalışıyoruz. Yövmeye de geçiriyoruz, çok yövmeye verdik. Birkaç gündür acayip yövmeye verdik. Seviyoruz tabi sevmesek bu işi yapmayız. Valla kendileri bilir artık, biraz devam ettirir la bana kalsa.
İyi kötü zarar kar, bundan iyi kötü para dönüyor. Organik evet, organik evet. Sabah ben koyunları, gece de uyumuyorum ben. Gece de uyku yok. Koyun çobancılığı yapıyorum ve ondan sonra da sabah koyunları kapatıyorum. Saat yedi, yedi buçuk gibi buraya geliyoruz tarlaya. Peynir yaparız.
Akşam götür gideriz gelin çocuklar tabi canım. Ne yiyeceğiz ya yemek yaparlar arada, kanım yapar. Lezzetli tabi, çok güzel tadı var bizim bu ovanın fasüllenin tadı. Çok güzel. Bambaşka yani. Çanakkale’nin fasüllesi burada evet Tuzla’nın fasüllesi meşhur. Evet verimli, ovamız verimli.
Çalışırsan verimli. Seviyorum tabi bu işi sevmesek yapmayız ya. Evde oturmak bize göre değil, evde oturduk mu aç kaldık. Evde oturduk mu aç kaldık, tamam aç kaldık tabi kimse bize ekmek vermez artık. Elimiz çalışırsa boğazımız yiyecek. Evet evet. Çalışıyorum ya evet. Çalışıyorum.
Saatler durmaksızın işliyor. Biz Ayvacık’ın güzelliklerini, tarihini izlemeye ve öğrenmeye devam ediyoruz. Mıkhlı şelalesinde su sesi şifa oluyor. Kaz dağlarının yeşilliğini barındıran şelalede vakit hoş geçiyor. Tatlı dile güler yüze doyulmayan Adatepe köyünü Zeus’un izlediği yerden izliyor.
Edremit Körfezi, Midilla Adası ve Ayvalık civarındaki adaları gönülden selamlıyoruz. İnsanımızı dinliyoruz, 40 yıl hatırı olan kahve eşliğinde. Kahkahalar, özlem dolu hatıralar.
Muhabbet koyu ve hatır büyük oluyor her dakika.
Daha çok zeytin ağacı ve ceviz son şeylerde ceviz ağacıda.
Orada asılı sunum tahtaları var. Sunum tahtaları daha revaçta kahvaltı koyuyorlar. Ama daha çok tabak işi. İnternetten bazı kişiler buradan aldığında, mesela bakın şu çekişte şey, İnternetten göndereceğim onları. Böyle talep geliyor yani.
Tabii ki elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyoruz yani. Suyu kendisi alıyor zaten suyunu. Özel oluyor o zaten. Hava çeliginin öyle olması lazım. Hayır zaten bu ağaç, önce yaşken budama zamanı alıyoruz bunları. Budama zamanı koyuyoruz, gölge bir yerde 3 sene, 2.5 sene falan duruyor, kuruyor. Bak orada gösterebilirim de size. Kütüpler var mesela 3 senedir orada duruyor onunla artık yapılmaya hazır vaziyette. Çatlayacağını çatlıyor, şey yapıyor. Yani ondan sonra işleme girdiği zaman bundan sonra artık çatlamaz. Bir şey yapmaz. 2 sene falan durması lazım. Yani işte önemli olan kuru olması. Yaş çünkü yaş yaptığınız zaman şu tabağ, bitirdiğiniz zaman, bu ağaç burada olduğu yerde çarpılır kendi kendine.
Veya çatlar. Kuru olması çok önemli bu işte. Kuru olacak. Her yaptığınız işten bir şeyle öğreniyorsunuz. Zaten ustalık budur bence. Yani bir usta her yaptığı işten bir şeyler öğrenir. Bu ustalığın sonu yoktur bence. Benim düşünceme göre. Öyle diyeyim mi? Yani başka söyleyecek bir şey bulamıyorum. Her yaptığınız işten bir şeyle öğreniyorsunuz tabi. Bende öyle bir şey yok.
Ben üzerine üzerine giderim yani. Yaparım. Tabi araştırarak yani araştırma yapmak lazım. İnsanlar nasıl yapıyor diye hep girdim. Araştırdım yani. Mesela bir seferinde ağaç bir patladı böyle. Duvara vurdu. Betonu parçaladı. Geldi. Kafamı vurdu. Yani o derece. Yani tehlikeli de var tabi ki bu ağaçın işini. Çünkü kaç bin devirle dönüyor o. Bıçağı vurduğunuzda çatlak oluyor mesela. Oradan tak diye ayrılıyor.
Oluyor yani. Kendim yapıyorum. Zaten burada benim eğlencem gibi bu. Ancak yaptıklarında ancak işte burada misafirleri falan şey yapıyoruz. Şimdi bu tabakların yanı sıra. Zeytini de biraz şey yapalım. Zeytin zamanı budama zamanı gelir. Mesela zeytini toplarız. Topladıktan sonra nisan sonu.
Mark sonu böyle budamaya geçilir. Onları yaparız. İşte odununu ayırırız. Bu tabak yapmaya çalışırız falan. Yani budaması yapılır. Ondan sonra yazında ilacı olur. Şey olur. İşte onları yapılır. Şimdi kasım geliyor. Kasımdan sonra bir yağmur düştüğü zaman zeytine başlayacağız. Zeytini toplayacağız.
Ondan sonra da gübresel ağa atılacak.
Zeytin deni aldıktan sonra böyle böyle böyle devam edip gidiyor yani.
Apolyon Simeon öğren yerinde tarih anlıyor anılarını. Uçan kuşlarla başlıyoruz tarih yolculuğuna. Yerel kaynak suları bakımından zengin olan tapınakla, Helenistik çağ kanat çırpıyoruz. Çağrı sesi ayvacık semalarında yankılanırken,
birinci Murat zamanına gidiyor Allah diyoruz. Murat Hüdavendiger Caminin kapısında başlıyor bir gönül sohbeti. Gönül köprü oluyor. Tuzla çayı üzerine konuyor. Murat Hüdavendiger köprüsüyle aşıklar kavuşuyor. Sevgi buluşturuyor aşıkları köprüde. Ege’ye kavuşmak için çağlayan tuzla çayını seyre dalıyoruz.
Seyir defterine yazıyoruz tüm güzellikleri. Ayvacık yolculuğuna anlam katıyor insanı. Bizi bize anlatıyor bu güzel şehir. İnsan hayran oluyor hikayeye. İnsanıyla, tarihiyle, uçan kuşuyla hemhal olduğumuz Çanakkale bereket misali yayılıyor kalbimize. Bir hoşça kal selamıyla uğurlanıyor.
Hoşça kal selamıyla elveda diyoruz Kadimşehirimize.
Altyazı M.K.