Diyarbakır (Sur) – Bir Kasaba Hikayesi 37.Bölüm

Diyarbakır (Sur) – Bir Kasaba Hikayesi 37.Bölüm videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FN3jwBvJ7fo. … prioritize edip yukarıdan% Tarih serilmiş toprağın üstüne, gökyüzü binlerce yılın üstünde duruyor. Cahit Sıtkı’dan şiirler getiriyor rüzgar. Ziya Gökalp’in sesi yankılanıyor şehrin sokaklarında. Dillerin, dinlerin, renklerin, farklılıklarıyla birliği yakaladığı şehrimizin içinde, tarihin şahidi oluyoruz. Dicle’nin kenarına erbânı vurdukça gözün…

Diyarbakır (Sur) – Bir Kasaba Hikayesi 37.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=FN3jwBvJ7fo.


prioritize edip yukarıdan%
Tarih serilmiş toprağın üstüne, gökyüzü binlerce yılın üstünde duruyor. Cahit Sıtkı’dan şiirler getiriyor rüzgar. Ziya Gökalp’in sesi yankılanıyor şehrin sokaklarında.
Dillerin, dinlerin, renklerin, farklılıklarıyla birliği yakaladığı şehrimizin içinde, tarihin şahidi oluyoruz. Dicle’nin kenarına erbânı vurdukça gözün yaşına, gönlün ferahına erişiyoruz. Türküler, neşesiyle, acısıyla, derdiyle ve devasıyla dillere türküler yakışıyor burada. Diyarbakır güzelliğiyle sarıyor kalbimizi. Adı büyük uygarlıkların bıraktığı izlerden biri olan surlardan gelen Sur İlçesi, Diyarbakır’ımızın en eski yerleşim yeri olarak bekliyor geleceği. Diyarbakır Ulu Camii şehrin merkezinde yer alır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Milattan sonra 639 yılında, Müslümanlar tarafından Diyarbakır fethedilmiş ve kentin en büyük kilisesi olan Maritoma kilisesi camiye çevrilmiştir. Anadolu’nun en eski camilerindendir. Müslümanlar tarafından 5. Harem-i Şerif mukaddes mabet olarak bilinir. Mesudiye Medresesi Ulu Camii’nin kuzeyinde ve camiye bitişiktir.
1198 yılında, Artuklu emiri Ebu Muzaffer Sökmen zamanında inşasına başlandığı üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. Bina kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mesudiye Medresesi içinde öğrenim yapılan Anadolu’daki ilk üniversitedir. İsmi Metin, soy ismi Tunç. 56 yaşındayım. Damla kehribar işi yapıyoruz Diyarbakır’da sonra. Genelde bu malzemeleri biz yurt dışından getirtiyoruz.
Çünkü bu bölgede olmadığı için var. Bizim Türkiye’de de var ama yeni, gençtir. Genç olduğu için işlenmiyor. Ne kadar fosileşmişse, ne kadar yerin altında kalmışsa mesela o kadar daha sertleştiği için biz işleyip öyle yüzük yapıyoruz, tespih yapıyoruz, kolye yapıyoruz. Genelde sağlık için kullanılır damla kehribar. Bebekler de diş çıkarmaya çok çok faydalıdır. Salya akıntısı varsa kesilir. Artı kolye olarak takıldığı zaman bu hisleri verir size. Türüid dizinin büyümesini engeller. Eklem ağırlarına iyi gelir. Aslım bronşte iyi gelir. Tabii bunu mesela Diyarbakır’da daha Türkiye’de yeni yeni tanınırken, Diyarbakır’da çok eski. Damla kehribarın tarihi çok eskiye dayanıyor. Şöyle eskiye dayanıyor. Geçmişte Kervaş şehri olduğu için buradaki çok eski Ermeni, Sülyani ustaların ellerinden yapılan kolye tasarımı yapılmış damlara. Yüzük yapılmış, tespih yapılmış baylara. Bizim çocukluğumuz dönemde bizim gördüğümüz damla kehribarımız sarılığa iyi geldiğini biliyorduk. Tabii çok faydaların olduğunu bilmiyorduk işin açıkçası. Şu anda mesela çok çok faydaları var. Ne yapıyoruz? Biz de burada on ticaretini yapıyoruz işte. Orjinal malzeme vermeye çalışıyoruz çünkü piyasada bayağı bir sahte ürünler çok. Güven olaydır. Şimdi yer itibariyle de olsa orjinal olmadığı zamanı biz veremiyoruz müşteriye. Çünkü o sağlık, o saati bulamaz. Nedir? Bizim verdiğimiz malzemelerde mesela kimi var, boyun ağrısı var. Boyun ağrısına iyi geliyor.
Aslında bronzite iyi geliyor çünkü çam reçinesidir bunlar. Fosilleşmiş, 4 milyon, 5 milyon, 10 milyon, 15 milyon yıl öncesine ait fosilleşmiş damla kehribarlar. Tabii eski olduğu için işlenilebiliyor bunlar. Ama şu anda mesela baktığınız zamanı piyasada mesela satıyorlar.
Piresli ürün 1 kilo damlayı eritip 4 kilo kimyasana sıkıştırıp öyle de yapan var esnaflar. Biz yapamıyoruz, satamıyoruz onları. Mesela biz çocukken mesela bizim surda biz Davanoğlu mahallesinde dünyaya geldik. Kardeşlerim, abilerim, babamız hepsi surda dünyaya gelmiş. Şimdi biz o zamanlar gelip benim mesela annemde polya vardı böyle büyük büyük haberi böyle. Onlardan mesela geliyorlardı, mesela alıyorlardı annemden. Götürüp yeni dünyaya gelen bebeklerin tabii o zamanlar kondak dediğimiz bizim kendi Diyarbakır şivesiyle kondak dediğimiz kondaka sararlarmış. Korya’yı da o haberleri buradan göğsünde bırakıyorlarmış, sarılığı çekiyormuş. 3-4 gün, 5 gün artık ne kadar sürüyorsa ondan sonra getirip toprağı bırakıp topraktan bir hafta sonra tekrar annem kaldırıyor.
Bu öyle diğer komşularımız da öyle, diğer mahalleler de, diğer semtlerde öyle. Tabii o zamanlar bizim çocukluğun dönemimizde sur biraz şehir surdu. Diyarbakır merkezi burasıydı. Tabii şimdi zaman içerisinde büyüdü büyüdü büyüdü, sur küçük kaldı. Tabii o zamanlar mesela bizim gördüğümüz mesela büyük abilerimizden, babamızın arkadaşlarından veya daha yaşlı insanlarda tespih olarak çok kullanılırdı.
Genelde bu şekil kullanıldı. Tabii sonradan çok çok faydalarının olduğu ortaya çıktığını. Mesela bebeklerde, büyüklerde, az tüm burası, strese. Stresi bayağı, sinir olayını bayağı bayağı yumuşatıyor. Yani taktıktan bir 72 saat sonrası vücuda reçine salgıladığı için o hisleri veriyor damla, keriba. Çünkü erime özelliği var. Reçineri sıcağı gördükçe reçinesini salgılar vücuda. Oradan şifa verir genelde. Ulu Caminin kapısından vakit çıkarken Hasanpaşa’da dost çayıyla başlar gün. Uygarlıkların beşiğinde tarihin, doğanın, kültürün özgürleştirdiği sohbetler günü doldurur. Çocuk koyunlarını izler on gözlü köprü. Çocukların gülüşleri umut doldurur Dicle’ye. Sesler birbirine karışır dört ayaklı minare etrafında yürüyen insanlara bakarken. Her seste Anadolu’yu, tarihin her döneminden bir lahsayı barındırıyor duvarlar. Hz. Süleyman’dan başlayan çağrı kurşunlu da sürüyor. Beş vaktin içinde bereketli, saygılı, iyiliği bol bir yaşamı izliyoruz.
Hz. Süleyman Camii, Nasir Riyye Camii, Meşhed Camii, Murtaza Paşa Camii ve Kale Camii olmak üzere birçok isimle anılmaktadır. Minaresindeki kitabelerden anlaşıldığı üzere, Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından 1155-1160 yılları arasında yaptırılmıştır.
İç kalede, Orunkapı’nın güneyindeki burcun kenarında yer alan caminin en önemli özelliği, Hz. Ömer döneminde Diyarbakır’ın fettinin buradan başlamasıdır. Camiinin bitişiğinde Osmanlılar döneminde yapılan Halid bin Velid’in oğlu Süleyman’la, Diyarbakır’ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer sahabelerin burada yattığı meşhed bulunmaktadır. Kurşunlu Camii de denilen Fatihpaşa Camii, 1516-1520 yılları arasında, şehrin ilk Osmanlı valisi Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Diyarbakır’da yapılan ilk Osmanlı eseridir. Ben 7 yaşındaydım, benim babam beni getirdiği Hıristiyanların yanına getirdi, dedi çalışsın.
Neyse çalıştık, biraz büyüdüm, iş yapayım. Koyna istemiyorum ki ben kalay yapayım, hani öğrenmeye. Düşündüm, daşındım. Bir tane usta vardı, dedi gel gel, oğlum gel çalış, seni öğretirim dedi, o ne kadar verir sana? Dedim 5 kağıt verir, o zamanın 5 kağıtı.
Ziben sana 10 kağıt verir. Neyse ben geldim, o adamın yanında çalıştım, öğrendim. Öğrendikten sonra bile asker ocağına gittim, orada da kalay işi yaptım. Böyle bir şeyim vardı. Buraya geldim, artık Hıristiyanlar vardı, 30-35 kişi vardı, hepsi gittiler. Hepsi gittiler.
Burada uğradım, her türlü kadar geldim, çalışmaya at ayağıyla. Yani bu iş yapamaz, ağırdır bu iş. Bu ağır iştir. Neyse, çocukları büyütür. Çocukları büyüdüler, şimdi fırtınmış. Şimdi kardeşim bu iş ağır bir iştir. Herkes yapmıyor.
Badiye’m gelin çalışın, öğrenin, yapın, para kazanın, para kazanın. Kimse gelmiyor. Ne yapacağız? Kaç sene sonra ben de yapamam. O karşıdaki adam da yapamaz. O da benim yaşımdan. Ama o benden küçüktür. E şimdi çok şükür ekmekimizi kazanıyoruz. Ne yapalım?
Ağzından çoktan. Kiliselerin, camilerin, haman ve hanların arasında medeniyetin büyüdüğünü görürüz.
Ziya Gökalp, Ahmed Arif ve Cahit Sıtkı Tarancı müzeleri, arkeoloji müzesi gibi yapılar, Diyarbakır’ın tarihinden süzülmüştür. Tarihi Diyarbakır evlerinin örnekleri olarak ifade edilebilecek müzeler, Türk edebiyatının müstesna incilerini ve fikriyatını yansıtan isimlerin geleceğe taşınmasını sağlamıştır. St. George Kilisesi iç kalenin kuzeydoğu köşesinde yer alır.
Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak inşaat arzı ve yapıda kullanılan malzemeden dolayı, millattan sonra 2. yüzyıla ait olduğu düşünülmektedir. Artuklular döneminde sarayın hamamı olarak kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda Artuklu Hükümdarlarının bu hamamda ve sarayda, Cizreli Bilgin Ebu’l-İz-El-Cezeri’nin imal ettiği robotları kullandıkları yazılmaktadır. Günümüzde sanat galerisi olarak kullanılmaktadır. Murat Gül’ün damında atlayamadım, Murat Gül’ün damında atlayamadım. Cigerlerim dökülmüş toplayamadım, Cigerlerim dökülmüş… Kadim, Şehrimiz Diyarbakır’a hoş geldiniz. Bizde sabah kahvaltıda Ciger başlıyor abi. Saat 4-5’te Ciger başlar abi.
Akşam saat 4’e kadar Cigerimiz sürüyor abi Diyarbakır’da. 3-4’e kadar sabah yine başlıyor yani. Bir şubemiz saat 4’e kadar açıktır gece. Bir tane 3’e kadar burası da saat 12’e kadar. Burası ana merkezdir. Burası eski çarşı olduğu için saat 12’de kapandı burası. Yalnız saat 7’de edip çıkıp başlıyor yine. Bu işte benim okulum bu işti. 4-5 sene okul okudum sonra başladım işte bulaşıkta gelmedi yani.
Benim ilk temelim bulaşık ustalarıyla bulaşık yıkadım. Ustalığa başladım buraya geldim. Ben 14 yaşında başladım abi bu işi. 14 yaşında yani okul 4-5 sene okudum sonra bu işi başladım. Benim var ustalarımız var mesela. O beni yetiştiriyor. Ben anlamsız 20 tane usta yetiştirdim burada abi. 20 tane ustamız rahat var. Aynı lezzetten aynı tablaya yapıyorlar. Benim ustam da onun da bir ustası vardı. Mehmet Usta’m da o da eskiden böyle dizgede gelmekti. Normalde bu Cigar’ın Diyarbakır’da bütün lüks rastrofantları için sen görüyorsun Diyarbakır’da. Hepsi lezzete gelmektir. Böyle arabaların üstüne Cigar yapardılar. Bedenlerinde, bu kenarlarda, bedenin etrafında böyle çarşıda. Bütün Cigar’cılar lezzete gelmektir Diyarbakır’da. Şimdiye kadar mesela diyorum ki abi. Cigar 20 sene önce Diyarbakır’da o kadar önde değildi. Şu anda 20 senesi Cigar bütün yemeklerin nükesiydi Diyarbakır’da.
Cigar öne girdi abi. Şu anda Diyarbakır’a gelen, havalana inen adam uçakla indi mesela Çöbreği’ye gittik için. Ayakkabı tozunu almadan Cigar yiyor, ondan sonra geçiyor Diyarbakır’a. Bizim Cigar’ımız kuzudır abi. Günlük esindir. Her gün kuzu, Cigar’ı gelir bir de sabah. İçeride 2-3 tane ustamız var. Biz nasıl 3 tane usta oturuyoruz? İçeride de, mutfağda 3 tane ustamız var. Bir tane doğuruyor. Dammaları, zarlarını falan güzel bir Cigar doğuruyor.
Diğeri de getirdiği dolaba düzüyor. Bizim yanımızda geldiği kuzudır. Kuzudan başka Cigar kullanmıyor Diyarbakır’da. Onun için Cigar güzeldi. Acı tuz, pırda terbeli. Bak şimdi gördün mü? Tuzla pulver serptiğinin temsili. Ondan sonra dezgahı gelip pişer. Biz de sıcak sıcak, yağlı ekmeği çekiyoruz. Masalara sıcak sıcak bir Cigar veriyoruz. Ama burası eski olduğu için, eski yer olduğu için tarihi bir yerdir burası. Onun için herkes burada Cigar yeriyle gelir. Yerli yabancı herkes. Amerikalı’nın Söntüs yabancısına kadar, 81’imize her gün insanlar gelir burada Cigar yeriyle. Bu içine bak bu sosu serpiyoruz. Ekmeği yağlıyoruz. Ondan sonra çekiyoruz. Bak böyle yaptı. Acil ekmek oluyor. Bir de yağladığımızda güzel bir lezzet veriyor buna. Evet. Şimdi lezzeti alıyor.
Bak ekmek kızardı. Sabah da geliyor. Saat 7, 7 çıhta geliyorum buraya. Başlıyor. Gece 12’ye kadar yoğunluk devam ediyor. Kahvaltı Cigar’dır. Sabah ilk oturduğum zaman ben nasıl oturuyorum? Onlar da yine kahvaltı Cigar ile yapıyor. Bizde kahvaltıda var ya şu anda Cigar biraz öne girdi abi. Ben de kahvaltıda Cigar yiyorum. Yani ben de iki uş şişiyorum sabah. Sabahtan beri yiyorum ama iki uş şişiyorum Cigar. Meryem Ana Kilisesi 3. yüzyıldan kalmadır. Zamanla birçok onarım görmüş olup,
Bizans devrinden kalma mihirabı, Roma biçimi kapısı ilginçtir. Sırp-Giragos Ermeni Kilisesi’ndeki kitabelere göre 1515-1518 yılları arasında inşa edildiği, 1880 yılında tamamen yandıktan sonra aynı yerde 1883 yılında yeniden inşa edilmiştir.
Binlerce yıldır kuşların yuvası olmuş Hevsel Bahçeleri, tarihi ve doğal güzelliklerin içinde bir yolculuğa çıkmanızı sağlıyor. Medeniyetler tarihi içinde Dicle Nehri ve Diyarbakır Kalesi arasında doğal güzelliği ile birçok araştırmacıya ve ziyaretçiyi ev sahipliği yapan Hevsel Bahçeleri,
doğanın bin bir tonuna rastlanan keyifli bir gezinti yaptırıyor.
Yurt dışından geliyor bunlar.
Genelde Ukrayna, Rusya, Kalingrat, Litvanya, Polonya o bölge Baltık bölgelerinden geliyor. Tabii yurt dışında mesela bütün dünya bilir bizim burada damla kehribar olarak geçiyor ama yurt dışında amber olarak bilinir. O da kokusundan dolayı çam kokusu, yoğun çam kokusu verdiği için. O yüzden amber olarak geçiyor bizim burada damla kehribar geçiyor. Şimdi bazen insanlar diyor ki sıkma kehribar diyor, kehribar diyor. Kehribarın mesele nedir? Şu ürünler, bunlar sıkma kehribar dediğimiz kimyasaldan yapılan ürünlerdir. Ama bunlar ise kayadan orijinal malzemeler bunlar. Bunları biz mesela bu şekil tespih halinde bunlar yüzde yüz damla kehribardır. Genelde garanti satıyoruz.
Bunları mesela kullanan insanlar genelde koleksiyoneller. Tabii içinde böcek falan çıktığımız sinek, karıncağa böcek çıktığı zaman değerini 3-4’e katlıyor. Daha kıymetli. Çünkü böceği internete attığımız zaman biliyorsunuz hangi döneme ait olduğunu. Hangi dönemde bu tür hayvanların yaşadığını. Ondan dolayı onun daha kaç yıl önce o sinekle ait olduğunu gösteriyor yani tabii sinekte. Tabii pek nadir çıkıyor oda. Pek nadir yani bulunmuyor yani. Bulunduğumu da kıymetlidir. O yüzden mesela baylar tespih, bayanlar mesela genelde stresli olan, türiyet bezi olan, kolye, bileklik, yüzük. Yani genelde bunları mesela tercih ediyorlar. Biz sağlıkçıyız. Sağlıkla dağıtıyoruz insanlara. İşimiz bu. Bu işi 7-8 yıldır yapıyorum. Tabii Damla Keyribar’ı biz çocukluğumuzdan beri biliyoruz. Büyüklerimizden, babalarımızdan, dedelerimizden öyle biliyoruz. Yani onlardan dolayı biz tanıyoruz. Ama ticaret anlamında 7 yıldır, 8 yıldır yapıyoruz bu işi. Şimdi Diyarbakır’da gezdiğiniz zamanı bay, bayan, çocuk olsun. Çoğu insanlarda görebiliyorsunuz bunu. Şimdi ben kendim de takıyorum. Çünkü niye takıyorum? Boynumdaki ağrıdan dolayı takıyorum. Eklem ağrısından, kir işlemlerinden dolayı. İyi geliyor bana. Rahatlıyorum. Yani en azından o ağrılar olmuyor. Kendimden biliyorum yani. Her şey mesela bebeklere, biz verdiğimiz zamanı, bebeklere taktıkları zamanı kolye, dişini ağrısı, sızı sız diş çıkarıyor.
Bu da çocuk için bir rahatlamadır. Çünkü normal diş çıkardığı zamanı çocuk ateşlenir, huysuzlanır, uyku olmaz. Ne anne yatar, ne baba yatar. Su gibi sal yakar. Ama nedir bunu taktığı zamanı, çocuğu rahat, dişini çıkarabiliyor. Daha rahat sal yakıntısı kesiliyor. Mesela büyüklerde psikiyatrik haksası olanlara ben gelmişler. Mesela benim müşterilerim var. Bir takım deneyim. 3-4 gün sonra geliyor, teşekkür ederim diye. Bayağı sinir olayı azalmış. Yani o yüzden orijinal olması önemli. Mesela damlanın orijinal olması çok çok önemli. Çünkü her yerde satılıyor. Her yerde bunu bir piyasa haline, bir ticaret haline getiren insanlar da var. Ama nedir biz diyoruz ki, bildiğiniz, tanıdığınız, bu işi yapan dükkanlardan alışveriş yapın. Yani her gördüğünüze inanmayın, her gördüğünüzden almayın. Suriç’in de Mardin Kapısı yakınında yer alan Deliller Hanı, Hüsrev Paşa Hanı olarak da adlandırılmaktadır. Han 934-1527-28 yılında Diyarbakır’ın 2. Osmanlı Beylerbeyi, Deli Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapının Deliller Hanı adı almasının sebebi, Hacı adaylarına rehberlik yapan delillerin burada konaklamasıdır.
Birçok medeniyetin izlerini taşıyor Sur. Kuş bakışı bakıldığında, kalkan balığını andıran biçimiyle iç kale ve dış kale yapılarının, şehrin boynuna bir gerdanlık gibi sarıldığını görürüz.
Tarihi potansiyeliyle bir açık hava müzesi niteliğinde olan şehrin yeni bir bakış açısıyla insanı yaşatan, insanı yücelten ve tarihi koruyan haliyle çok sevildiğini görebiliyoruz. Kültürel kimliğiyle insanlığın yaşadığını haber veriyor Sur. Yediden yetmişe herkesin kendine dair bir iz bulabildiği şehirde şairin dizeleri vedaya eşlik ediyor. Memleket isterim, gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun, kuşların, çiçeklerin diyarı olsun. Cahit Sıtkı’nın yaşamak sevmek gibi gönülden olsun dediğimiz rarlarda aklımıza gelen Sur’dan anılar birikiyor heybemizde.
Yeniden gelmek duasıyla, yeniden yaşamak duasıyla.