Mevlanadan Öğütler – Prof.Dr. Emin Işık [20.12. 2016]
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=uMriQMQ7tqc.
didaksART
Etbe-i Resulün Din, İsmet memleket, vatan, ilim yoluna hizmet etmiş ve tarihe mal olmuş bütün büyüklerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, atalarımızın.
Bil cümle Piran-ı İzam’ın ve dervişan-ı kiram’ın, Khâz, Svet-el Mevlâ’na Celâleddîn-i Rûmî, Peder-i alîleri Sultan-ül Ulemâ, Bâhâuddin Veled, Rûhâneddin Muhakkıg-i Tirmizi, Şems-i Tebrizî, Selaheddin-i Zerkûb, Hüsameddin Çelebi,
Sultan Veled-i Ulu Arif Çelebi ve bil cümle Çelebiyan’ın Mesnevi Şârihlerinden, Ankaravi Hazretlerinin, Bosnevi Hazretlerinin, Bursevi Hazretlerinin,
Abidin Paşa’nın, Kenan Rufâi Bey’in, Ahmet Avni Konuk Bey’in, Mithat Bahari Bey’in, Şefik Can Hocamızın, Tahirul Mevlevi Hazretlerinin, Selman Dedenin, Celâleddin Çelebi’nin ve bu yola hizmet etmiş diğer büyüklerimizin,
diğer hocalarımızdan, üstadlarımızdan, üzerimizde Hakk’ı bulunan Ümmeti Muhammed’den, ana, baba, akrebe, akreba ithal lukatımızdan, ahirete gidenlerin kâfesinin ruhları için. Allah rızası için El Fatiha. E auzübillahim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdulillahi Rabbil Alâminenirrahmanirrahim.
Eyyaka nabudu ve eyyaka nesta’in. Ehdine sıratan, müsteqim. Ve ledîne en’amta aleyhim ve eyyaka en’amta en’amta. Tu megu me’rabadan, şehbâr nist, bâ kerimân kârhâ düşbâr nist. Huzura varmak için bende taqat yok deme. Büyüklerle iş görmek zor değildir, gam yeme. Ruh güneşinden bahsediyordu. Dünya güneşiyle onun mukayesesini yapıyordu, karşılaştırmasını yapıyordu. Diyordu ki sen bu dünyadaki güneşin resmini çizersin. Ama ruh güneşinin resmini çizemezsin. Çünkü o ruh güneşi bütün iç dünyamızı aydınlatan, nuruyla iç dünyamızı aydınlatan bir başka güneştir. O fırçanın, aklın ve havsaların hiçbirisinin üstesinden gelemeyeceği kadar parlak bir şeydir diyor. O bize ahiretimizi hazırlayacak güneş. Tabii şems kelimesi geçtiği için, ruh güneşi, şems güneşi geçtiği için Hz. Evlan’a bir yerde şems menem, kamer menem diyor. Güneş benim, ay benim diyor. Bir cezbe halinde. Bu divanı kebirdedir. Mesnevi’de böyle bir şey söylemez.
Mesnevi daha çok aklın süzgecinden geçen, şer-i şerife uygun, daha temkinli, daha ağır başlı, daha sakin bir zamanda yazılmıştır. Divanı kebir daha aşk ile, coşku ile yazılmıştır. Ben size o divanı kebirden bazı beytler de okuyabilirim inşallah vakit kalırsa. Nasıl bir coşku ile yazıldığını. Çünkü orada işte şems deyince burada Hüsameddin Çelebi’ye, şemsi tebrizi aklına geliyor. Şems’in namı zikredilince, onun nimet ve ihsan işaretlerinden bir miktarını açıklamak vacip olur diyor Hz. Evlan’a. Madem ki şems sözü geçti diyor, biraz da şemsden bahsedelim. Şemsden şemsi tebrizidir. Ona zaten şems-ül hakayık diyor.
Hakikatler güneşi diyor. Benim içimde nur deryaları varmış fakat farkında değilmişim. Şems bana diyor içimdeki nur deryalarını geldi ve o deryaları coşturdu diyor. Beni ondan haberdar etti. Aynı şeyi Salaheddin-i Zerküp Hz. Mevlana için söylüyor.
Ey diyor Mevlana, benim içimde nurdan deryalar varmış fakat ben onlardan haberdar değilmişim. Sen bana diyor içimdeki nur deryalarını gösterdin. İşte o da şemsden aldığını Salaheddin-i Zerküp’e, kuyumcu Salaheddin. Zerküp, zer altın demek ki. Zerküp altın döven manasına. Evet, o bak şimdi. Bu sırada can Yusuf’un gömleği kokusunu aldığı için eteğinden yakalamıştır. Sırada can yani Yusuf’un gömleğinin kokusunu Yakup için söylüyor işte. Ona Hz. Yakup’a diyorlar ki, sen nasıl oluyor da ta Mısır’dan Yusuf’un gömleğinin kokusunu alıyorsun? Halbuki burada dizinin dibinde, bahçenin kenarında, yolun kenarında Yusuf’u kuyuya attılar da haberin olmuyor, fakat taa Yusuf’un gömleğinin kokusunu oradan alıyorsun. Yusuf’u kuyuya attıkları zaman kardeşleri sen neredeydin, niye haberin olmadı deyince Hz. Yakup diyor ki onlara, İnleme eşkü bessi ve hüznü ilallah diyor. Biz böyleyiz diyor. Allah bize nereden ne zaman bildirirse onu biliriz. Burada çok önemli bir mesele var. Peygamberler filozof değiller. Kendi yanlarından kendi akıllarından bir şey söylemezler. Peygamber ne diyor? Rabbim bunu emrediyor. Rabbim bize bunu gönderdi. Bu vahyi gönderdi. Peygamberler Allah’tan aldıkları Cebrail vasıtasıyla veyahut da ilham yoluyla daha başka yollarla
Allah’tan gelen vahyi kullara bildirirler. Hiçbir Peygamber o vahyi üzerinde ne aklıyla ne başka bir yolla yorum dahi yapmamıştır. Peygamberin yapmadığı yorumu şimdi bizim cahiller kendilerine göre din üzerinden yorum yapıyorlar. Alıp aynen kabul edeceksin. Sana ne?
Hep söylüyorum misal veriyorum. Efendim diyor kurban parasını diyor bir vakıfa verirse kurban kesmiş olur muyuz? Kurban kesmiş olmasın. Niye kurban keseceksin ki kesmediğin kurbanı nasıl keseceksin? Bağış yapmış olursun tamam. Dersin ki ben kurban kesmeyeceğim bağış yapacağım. Nasıl oluyor bu? Yani sen veleybol oynuyorsun gelip ben futbol oynadım diye biliyor musun?
Öyle manasız öyle saçma şey olur mu? Dinde hepsinin yeri var. Kurbanın yeri ayrı, zekatın yeri ayrı, fitrenin yeri ayrı, bağışın yeri ayrı, nafile ibadetin yeri ayrı, farz, vacip, sünnet, müstehab falan işte nafile diye. Hepsi takviye. Yani bu din böyle başıboş bir şey değil ki belli bir disiplindir.
Manevi bir disiplindir. Bu disiplinin kendi dalları kendi şartları var kendine uygun meseleler var. Ne zaman ki koyunu alırsın Bismillahirrahmanirrahim Allahu Ekber dersin. Hatta babam öyle derdi. Ya Rabbi Hazreti İbrahim’in kurbanını kabul ettiğin gibi bizim de kurbanımızı kabul eyle diye. Onun da duası var Türkçe. Böyle söylersin. Allah kabul edemez.
Kurban şunu söyleyeyim. Kurban insan yerine diyettir. Esasen Müslümanın kurban olması lazım. Sana kurban olurum diyoruz işte. Can sana kurban diyor, ben sana kurban, ten sana kurban. Kurban olduğum Allah diyoruz. Kurban olayım diyoruz. Dinde Allah yoluna, Hak yoluna kurban olmak kendimiz kurbanız. Allah’ın kurbanıyız.
Bedel olarak bunu kesiyoruz kurbanın. Bizim yerimizdedir o. İşte bu kurban bayramlarında çok kaza oluyor tabi. Yüzlerce insan trafik kazalarında gidiyor. Ehlullah’tan birine sormuşlar efendim bu bayram günlerinde çok trafik kazası oluyor, çok can kaybı oluyor falan deyince. Tabi demiş kurbanlar kaldı kendilerine gittiler. İşte bir kazadan, beladan, musibetten, ev alırken, araba alırken, temel atarken hep kurban kesiyoruz. Orada zayiatımız az olsun diye. Koca bina temel attıracak, hafifiyet yapılacak. İşte orada kalıyor 15 tane insan. Yani bunların, bu boş yere değil dinin şeyleri vardır. O bize bedeldir. Bize, can yerine kurban bedeli diyoruz. Aslında bizim Allah yoluna kurban olmamız lazım.
İşte gelmiş zaten dervişlerden bir tanesi dergaha gelmiş. Selam vermiş, efendim ben bu dergaha derviş olarak hizmet etmeye geldim. Beni kabul et, hizmeti al. Adın nedir evlat demiş. İsmail demiş. İsmailler kurban olur bilir misin demiş. Aman efendim demiş bıçağı çekecek olur, bıçağı çalacak olan İbrahim olduktan sonra ne gam demiş.
Yani sen İbrahim’sin, benim İsmail olmamı istiyorsun ama sen de İbrahim misin yani. Eğer sen İbrahim’sin can feda. Böyle. İşte şemsden var buraya geldik. Yıllarca olan sohbet hakkı için,
Hz. Mevlana şemsinle aralarında geçen sohbeti dile getiriyor burada. O hoş hallerden bir hali olsun izah etme et demek de ve ilave etmektedir ki ta ki yer ve gök gülsün akıl, ruh ve göz de, arz ve semanın yüz misli sevinsin. Şems deyince işte şemsten bahs açılınca Hz. Mevlana diyor ki sadece benim aklım, ruhum gülmez. Yer, gök her taraf gülür, güler. Buradaki candan maksat diyor Hüsamettin Çelebi’dir. Mevlevi dervişlerine can tabir ederler. Bektaşçilerde de can tabir ederler dervişlere.
Can işte şeylere bilhassa yeni girmiş olanlara can derler. Halilcan benim hocamdı, Bektaşçı dervişiydi. Şefikcan yine bir Bektaşçı. Hep can olarak kabul ederler. O derviş demektir. Hatta biraz da yeni derviş demektir. İşte şey falan olmuş daha.
O bakımdan böyle Sultan Mahmud şey geziyormuş aklıma geldi de şimdi size söyleyin. Sultan Mahmud tebdil geziyor. İşte bu Merdivenköy falan oralar hep bahçedir. Orada Şahpulu delgahı var, Bektaşı delgahı. Oradan geçerken selam vermiş. Selamun aleyküm, aleyküm selam.
Bereketli olsun bağbozumu kesiyorlar sepetlere, sellelere dolduruyorlar içeriye taşıyorlar üzümleri. Bereketli olsun kolay gelsin falan deyince. Olsun demiş. Baba demiş Erenler, maşaAllah demiş bu üzümleri ne yapacaksınız demiş. Ne yapacağız demiş. Canlar yiyecek demiş içeri. Aman baba demiş bu kadar üzüm yemekle içmekle biter mi falan deyince.
Demiş de şey ediyoruz zamanla yerler falan mırın kırın edince. Anladım demiş. Şarap yapacaklar tabi yani. Padişahım anladım deyince. Anladın da nedir yani demiş de. Küplere dolduracağız demiş. Cenab-ı Hakk’a kısmet ettiyse o olacak demiş. Ne takdir ettiyse o olur demiş.
Böyle şeyler de yani anlamış ama şey olduğunu. Padişah olduğunu. Böyle bir başka yerde de yine padişah yahut da sultan Arabistan’da geçerken yaşlı bir adam böyle 80 yaşının üstünde 85 yaşlarında hurma fidanı dikiyormuş bahçeye falan. Selam vermişler kolay gelsin.
Demişler sen yaşlandın bu hurma hemen meyve vermez ki. Hurma 15 sene sonra meyve verir dikildikten. Yani aşağı yukarı 30 yaşına geldikten sonra hurma doğru dürüst meyve vermeye başlar. Zeytin de öyledir geç verir. Ama incir 3. senede vermeye başlar. Meyvelerin kendilerine göre şeyi var tabi. Demiş ki sen yaşlısın demiş bu diktiğin hurma meyvesini yemeyeceksin. Ne diye uğraşıyorsun deyince. Aman efendimiz bizden öncekiler diktiler bizler yedik demiş. Biz de dikelim ki bizden sonraki yesin diye demiş. Hoşuna gitmiş padişahın. Demiş şu ihtiyara bir altın ver demiş. Altını verince aman efendim demiş.
Diğer hurmaların bahçelerinde 15-20 sene sonra meyve verir. Bak bizim hurmamız daha diker dikmez meyve verir demiş. Bu söz daha çok padişahın hoşuna gitmiş. Demiş bir altın daha ver demiş. Efendim el alemin hurmaları sana da bir mahsul verir. Bizim diktiğimiz hurma bak senede iki mahsul verir demiş.
Deyince padişah vizre demiş. Bu tatlı dilli Arap demiş. Vallahi bütün hazineyi boşaltır demiş. Buradan çabuk kaçalım demiş falan. İşte tatlı dil bu. Tatlı dil güzel şeydir. İnsanları kırmadan incitmeden. Muradını söyleyebileceksin. Azarlamaya bağırıp çağırmaya gerek yok. Hikmet ehli hikmetle konuşur zaten. Onlar hem akılda kalır hem de çok hoştur. Onların ifadeleri şey değil. İşte bir gün Amasyalı Mustafa Efendi’nin meydisindeyiz. Allah rahmet eylesin Fethi Gemiklioğlu ile beraberiz. Aynen benim önümdür. Oğlum Fethi dedi. Kırmak kadar kırılmak da günahtır dedi. Çıt kırıldı mı olmayacaksın dedi.
Kalp kırmak kadar kırılmak da günahtır dedi. Adam rastgele bir şey söylüyor. Senin kalbini kırıyor ama onun eşekliğini ver canım. Allah Allah. Niye kalbini kırıyorsun? Niye boğuz ediyorsun? Düşman oluyorsun. Yanlış söyleyen dolu. Onun için. Evladım dedi. Kalp kırmak kadar kırılmak da günahtır dedi. Başkasının sözünde. Böyle çıt kırıldığında olmayacaktı. Bu dünyada böyle.
Maalesef çok şey. Haşinleştik. İstanbul yok artık. Eski İstanbul yok. İstanbul beyefendisi hiç yok. Geldik. Barbarlaştık. Bütün dünya barbarlaştı. Merak etmeyin sadece İstanbul için söylemiyorum yani. Bütün dünya öyle. Hacda da adam. Tank gibi üstüne geliyor. O Afrikalı gençler. Bir grup olmuşlar. 15-20 kişi. Allah Allah Allahu Ekber Allahu Ekber. Böyle üstüne geliyorlar. Tank gibi. Ezip geçiyorlar falan. Onu da bir marifet sayıyorlar. Ya Kabe’desin. Allah’ın şeyindesin. Peygamber Efendimiz tevaz sırasında veda hacinde. Deve üstünde tevaf etti. Kimse kimseyi incitmesin rahatsız etmesin diye. Kontrol ediyordu deveden. Etrafa bakıyordu. Aradan yine şeyler var. İşte mutawwif dediğimiz.
Tevafta yardım ediciler var. Allah akıl fikir versin ümmeti Muhammed’e. Biraz da merhamet biraz, rahmet biraz, şefkat lazım. Ey can diyor Hüsameddin Çelebiye. Hakikaten Hazreti Pir’in ruhu kadar muazzaz bir vücudu mükerrem idi. Zaten Mevlevilik’te çileye girmiş ve hizmete başlamış olan
yeni dervişlere can denir. Bedenin kesafetinden kurtulması ve aynı ruh olması için bir hayra yormaktan ibarettir. Bu kelime diyor. Yani can olasın. Canın gelişsin. Bedenin zahmetlerinden, bedenin külfetlerinden, şehvetlerinden kurtulasın. Ruhu mücerret haline gelmiş diyor.
Mesela Şemseddin şey için Ah Şemseddin Hazretleri için öyle demiş talebesi. Ah Şemseddin işte buradan gittikten sonra en son oğlu var onun. Yedi tane erkek çocuğu var. İşte. Hamdullah en son, en küçükleri. Bir var.
Sadullah var, en büyükleri zannediyorum. Sadullah var, Doğrullah var, Emrullah var. Hep böyledir. Abdullah var. En küçüğünün adı da Hamdullah’dır. Anasının karnındayken benim şair evladım diye severmiş onu. Bak buna dikkat et. Bu şair olacak falan diye. Ondan sonra arasında dermiş ki şu son doğan Hamdullah babasız kalıp da perişan olmayacağını bilsem ahireti iltizam edeceğim yani ahirete sefer edeceğim demiş. Böyle arasıyla böyle söylenmiş. Bekliyorum. Biraz daha büyüsün serpilsin falan ki şey olmasın. Babasız, analı babalı büyüsün diyoruz ya o çok önemlidir. Yani en azından 13-15 yaşına kadar çocuk analı babalı büyümeli. Ana baba sevgisine doymalı görmeli onu. Hep öyledirmiş. Şu çocuk babasız kalıp da babadan mahrum kalıp da perişan olmayacağına inansam ahireti teklif edeceğim falan demiş yani tercih edeceğim. Bir gün yenge galiba kızmış hazretine. Demiş bunak gideceğim gideceğim der demiş. Bir türlü gitmez demiş. Gitsede kurtulsak demiş. Daha çocuk demiş eşe kadar oldu kocaman adam oldu. Hala gideceğim gideceğim deyip gitmiyor falan deyince. Bu tabii peki demiş öyleyse gidelim. Çağırıyor bütün talebelerini. Oğullarını da çağırıyor hepsini. Bütün üzerindeki mirası ona şey ediyor, taksim ediyor. Bir değirmeni var işte bir bahçesi var. Atlar var, samanlık var, akır var, ev var falan. Hepsini tek tek evlatlarına başlıyor. Akır falan olsun, bahçe falan olsun, miyaz değirmene falan baksın yahut işte ortak. O mirasını taksim ediyor. Ondan sonra oradaki talebelerden birine diyor ki sen bir Yasin oku bakalım dama diyor. Ve ileyhi turcağın geldiği zaman bakıyorlar ki canını taksim etmiş böyle askere gider gibi. Kuturduğu yenge. Bakıyorlar ki efendim aman efendim falan, aman hocam onu yok. Bir komşu köyde bir talebesi var. Onun da maneviyatı açık. Galiba efendi ahirete yürüyor diye diyerek koşarak gelmiş. Demiş aleyhiyyini öbür tarafa geçmiş ruhu demiş. Maalesef biraz önce gelip yetişseydik, rica ederdik, döndürürdük, geri döndürürdük demiş. Böyle demiş yengenin sözüne kızıp da bizi terk edip gitmek olur mu falan diye. Rica ederdik döndürürdük ama demiş alay-ı illiyye’nin öbür tarafına geçmiş. Artık oraya bizim gücümüz yetmez. Yani Üsküdar Alam atı almış geçmiş gibi. Biz bilmiyoruz tabi alay-ı illiyye’nin neresidir, ruhlar aleminde kaç merkebe var, kaç durak var, nereye kadar bizim duamız yahut da şeyimiz, sözümüz geçer, nereden sonra irtibat kesiliyor, itler kopuyor. Hiç bilmiyoruz ama onun hayatında böyle bir şey var. Çok enteresan diyor ki biraz önce gelseydik rica ederdik geri döndürürdük diyor böyle. Ondan sonra kendisine diyorlar ki niye efendim böyle yapıyorsun? Allah huzuruna üzerimde dünya malı varken gitmek istemedim diyor. Hepsini mirası taksin edip hepsini zimmetinden kurtuluyor. Zimmetinde dünya malı ile diyor Allah huzuruna gitmek istemiyor. Kendi eliyle mirasını taksin etmiş. Onlar öyledirler. Arifler için Allah var başka bir şey yok. Onların istekleri, dilekleri, alaysallahu bikafin abdeh. Allah kuluna yetmiyor mu? Yetmez. Alaysallahu bikafin abdeh. Hazreti Mevlana’ya da söylüyorlar. Diyorlar efendim başka tarikatlarda işte Hay var, Çebbar var, Kahhar var, Alim var, Halim var. Allah’ın 99 ismi var. O esmadan da zikrediyorlar. Ya Hayyu, ya Kayyum, ya Alim, ya Halim, ya Rahman diye. Aynı şeyi ayeti okuyor ona da. Alaysallahu bikafin abdeh. Allah lafısı var. Mevlevilikte zikir sadece lafzatullah. Filme-i tevhid harfliyattır. Harfliyat, şirkten kurtulmak içindir. Gizli ve açık şirkten kurtulmak. La ilaha illallah. O bizi şirkten kurtarmak içindir.
Zikrin harfliyatını yapıyoruz. Pislikleri, çöplükleri atıyoruz. Temizliyoruz. Ondan sonra Allah diye başlıyor. Zikir. Hulidullaha evidurrahman eyyemme ted’uhu felehul esme’ül husna. İsra suresinin son ayetleridir. Öyledir. İster Rahman diye dua et, ister Allah diye dua et.
Yalnız Muhiddin Arabi Hazretleri bu ikisini şaşmayın diyor. Kur’an’da madem ki bu ikisinden bahsediyor, siz de diyor bu ikisinden. Zaten Bismillahirrahmanirrahim odur. Bu ikisinin meydana getirmesidir. Allah kulidullaha evidurrahman eyyemme ted’uhu felehul esme’ül husna. Hangisiyle yaparsanız yapın. Esme’ül husna’dır. Allah’ın güzel isimleridir.
Onu biz başka türlü anlıyoruz ama arifler söyleneni başka türlü anlıyorlar. İşte Bismillahirrahmanirrahim dediğin zaman hem Allah hem Rahman ismiyle söze başlamış oluyorsun. Rahim Rahman kökündendir zaten. Aynı kökten. Rahman sonsuz genişlikte demektir. Ve rahmeti vesiat külle şeyhi. Her şeyi kaplayan. Sonsuz bir rahmet. Peki Rahim nedir? Birisi genişliğine sonsuz rahmet. Rahim de derinliğine sonsuz rahmet. Bütün boyutlarıyla. Onun için anneler daha çok Rahim’dir. Babalar daha çok Rahman’dır. Baba ailenin bütününü düşünmek zorunda.
Anne kendi çocuklarını düşünmek zorundadır. Onun için. Evet. Bismillahirrahmanirrahim’den daha büyük bir şey yoktur. Dua yoktur. Onu söyle. Ama yürekten söyleyeceksin.
O Rahmanı, o Rahim’i yüreğinde hissederek söyleyeceksin. O zaman tabi lokum tadından yenmez. Allah rahmetinden mahrum etmesin. Merhametinden, şefkatinden. Ümmeti Muhammed’in çok ihtiyacı var. Bismillahirrahmanirrahim’in feyzinden, bereketinden. Biz unuttuk çok yerde.
Eskiden besmelesiz sofraya oturulmazdı. Besmelesiz ayakkabı giyilmezdi. Besmelesiz arabaya binilmezdi. Besmelesiz ata binilmezdi. Besmelesiz işe başlanmazdı. İster duvar işçisi olsun, ister çiftçi olsun. Bismillahirrahmanirrahim der. Kalkar, abdestini alır, işine bakar. Besmeleyi ağzımızdan düşürmeyelim. Benim bir arkadaşım vardı. Dedim. Hep besmele çeker.
Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim. Cine-i Dibagdadi Hazretlerinin son sözü, Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim demiş, ruhunu teslim etmiş. Yani yeni bir dünya başlıyor. Yeni bir iş başlıyor. Ölüm yok, şimdi söyleyeceksen. Ruh için ölüm yoktur.
Neyin endişesini çekiyorsun Hazreti Mevlana? Eğer yolculuk sevgiliden yanaysa diyor, neyin acısını duyuyorsun diyor. Sevin. Sen eğer Allah aşırıysan, yolculuk da sevgiliye doğruysa, endişe edecek bir şey var mı? Aşk ile şevk ile git. Ona yaklaştıkça daha çok şükretmen, daha çok habretmen,
daha çok sevilmen lazım. Biz fazla dünyaya bağlı olduğumuz için ölümden korkuyoruz. Onların ölümden korktukları yok. İşte Akşepsettin gibi diyor, şu çocuğun için yaşıyorum. Biraz daha büyüsün de babasız kalmasın, yani babaya hasret kalmasın falan. Öyle, başkaları için yaşarlar onlar. Biraz daha iyilik yapmak, biraz daha ibadet yapmak. Bir sene boşa yaşamaktansa, bir dakika içinde Bismillahirrahmanirrahim demek o bin seneden daha değerlidir. Çünkü orada dua ediyorsun, Allah’ı anıyorsun. Zikrullah ile geçen zaman değerlidir. Allah ile beraber geçen zaman değerlidir.
İşte şems bu. Şems bunları öğretti bize. Ey Hüsameddin! Şemsin ahvalini izah etmek hususunda bana teklif etme. Zira ben manevi yokluk halindeyim. Anlayışım ve anlatışım aciz kaldı.
Onun senasını sayıp dökemem dedi ve devam etti. Aklı başında olandan başkasının, yani yokluk denizinin gark olmuş olan zatın söylediği her söz zahmet de olsa, övünmek de olsa doğru olmaz diyor. Ben şimdi şu halde kendimde değilim. Şemsten bahset demiş biraz Hüsameddin Çelebi. Hz. Mevlana da diyor ki ben öyle bir şu haldeyim ki şu anda. Onun ne güzelliklerinden ne halinden bahsedecek halim yok diyor. Şems gici ve eşi benzeri bulunmayan bir dostun ahvalini izah için ben ne söyleyeyim ki? Bir damarım bile şuur halinde değildir. Ciğerimi kan eden bu hicranın şerhini şimdilik başka bir zamana bırak diyor. O da dedi ki beni doyur çünkü acım, acım. Hem çabuk ol ki vakit keskin kılıç gibidir. Çabuk geçer gider, biçer gider. Zaman geçer gider, biçer gider.
Ey arkadaş, Sofii, İbnül Vakt olur. Yarın ve yarına demek tarikat şartlarından değildir. Şimdi şu anda ne yapabiliyorsan onu yapacaksın. Yarın yaparım diye bir şey yok. İbnül Vakt olmak demek budur. Şu anda yapman gereken en iyi şeyi yaparsan işte o yolda şey olursun. Yarın dediğin şey öbür güne kalır, sonra unutursun, bir sene sonra yapar. Yarın yok, şimdi var. Ne diyor geçmişin hayalleriyle, geçmişin hatıralarıyla oyalan, onları çıkar kafandan. Geçen geçmiştir artık. Ne diyor boşuna gelecek için hayal kurup da kendini oyalama. İkisi de yanlıştır. Şu anda ne yapabiliyorsan onu yapacaksın.
Çünkü Allah bize bu vakti emanet olarak veriyor. Ömrü emanet olarak veriyor. Hepsi emanet arasında, ten de, can da, mal da hepsi emanettir. Emanete riayet edeceğiz. Emanetin hakkını vereceğiz. Onun için. O gün ne yapmak, o anda ne yapmak gerekiyorsa onu yapacaksın. Erteleme yok.
Yoksa sen sofi değil misin? Veresiye dolayısıyla, mevcuda yokluk arız olur. Yani veresiye veresiye mevcudu tüketirsin diyor. Hep biz ileriye dönük hayaller kurulur ve ebedi yaşayacakmışız gibi gelir bize. Halbuki çıt diye bir gün çeker gideriz.
Onun için vaktin kıymetini bilmek, vakit en büyük sermayedir. Vakit nakittir demiş zaten büyüklerimiz. Vakit nakit paradır. Kıymetlidir, çok altındır. Allah’ın en çok israf ettiğini şey de budur. Vakti boşuna hazıyoruz. Allah’ın en değerli şeyini hep boşa hazıyoruz. Zaten ömrümüzün yarısı trafikte geçiyor.
Büyükşehir’de, güya İstanbul’da oturuyoruz. İstanbul’un çilesine katlanmak ayrı bir şey. Evet, ona dedim ki dostun sırrının gizli kalması lazım. O daha iyidir. Ona vakıf olmak için sen hikayeye kulak ver ve manasına dikkat et. Dedi ki, ey faziletler Sahibi Mevlana, beni baştan savma. Açıktan açığa ve hiçbir şey saklamaksızın anlat, söyle bana dedi.
Perdeyi kaldır ve açık söyle ki, ben gömleklik bir güzel ile yatmam. Yani sırlarını saklayan birisiyle ben dostluk yapmak istemem diyor. Hazreti Selebi de ısrar ediyor Hazreti Mevlana’ya. Dedim ki, eğer o dünyada aşikare olursa, ne sen kalırsın, ne ucun, ne ortam kalır.
Arzu göster, lakin o arzu ölçüne ve tahammülüne göre olsun. Bir saman çöpü gibi bir dağı kaldıramaz. Ben sana diyor şemsi nasıl anlatayım, senin aklın ona ermez diyor. Güneş ki alemi aydınlatmaktadır. Yörüngesinden ayrılıp biraz yaklaşacak olsa her şeyi yakar, kül eder.
Fitne, karşılık ve kan dökülmesini istemem. Bundan fazla da şemsi tebriziden bahsetme. Bu bahsin sonu gelmez. Sen başlangıcına dön de hikayenin tamamını söyle. Burada şimdi şeyi tabi sırları şemsi anlatıyor. Şemsin Hazreti Mevlana üzerindeki hakkını anlatıyor.
Zaten pek konuşmazlarmış. Otururlar böyle birbirlerine. Şey gibi kalp kalbe, kalpten kalbe yol vardır derler. Al kalbu mine al kalbi ila al kalbi sebile. Kalpten kalbe yol vardır. Şimdi siz iki tane şeyi koyuyorsunuz teypi, sesini kısıyorsunuz, araya kablo takıyorsunuz. Buradaki bu kasetteki olduğu gibi ötekine geçiyor. Ne ses var ne söz var. Ama sonra sesini açıp baktığında gerçekten dolmuş. Öyle. Aks eder haleti merdan gönülden gönüle diyor. O yiğitlerin, o rical dedikleri yiğit dedikleri evliyaullah’dır tabi. Marifet ehlidir. Onlar aks eder haleti merdan gönülden gönüle.
Tarikat ehli-i sofi, bizi sanma kuru zahid. Bizim semti Muhammed’den gelen bir rahımız vardır. Bizim ta Hazreti Peygamber’den bize gelen bir yol, bir gizli yol vardır. Gönülden gönlüne aks eder. İlahi nur. İşte tarikatta silsile diyoruz buna.
Ve şey diyor, aşağı yukarı Muhiddin-i Arabi Hazretlerinden olan Abdül Ahad Yahya diye bir zat var. Enteresan bir adam. Fransız kendisi. Reneganun adı. Sonra Müslüman olmuş. Abdül Ahad almış adını. Diyor ki, Şeyhin çok takva ehli olması da şart değil diyor. Sadece o aldığı elin, o silsilenin sağlam olması, kopuk olmaması lazım. Tıpkı şey gibi elektrik teli geliyor. O diyor, eğer silsile sağlamsa feyz-i Muhammed’i gelir seni bulur diyor. Elden alen işte onun için.
Bizim semt-i Muhammed’den gelen bir rahımız vardır, bir kablu. O manevi işte ruhlar. Tabii şey insan kendine düşeni de yapacaksın tabii. Yani o durup dururken gelmez. Gönül şeyini, duymasını açık tutacaksın. Kapalı olduğu zaman hiçbir şey almaz. Aynen televizyon gibi, radyo gibi falan. Böyle. Benim diyor efendim, sen kalbin açık tut. Günde 70 defa ilahi feyz sana gelir, çarpar. Ama sen gaflette olduğun için duymuyor sonra. Her gün, her günde 70 kere. Hatta bu 70 kelimesi secde ilahı. Sürekli diyeyim sana, sürekli sinyal. Esen rüzgar gibi. İlahi feyz kalbine gelip gidiyor.
Ama sen gaflette olduğun için onları hissetmiyorsun. Açılınca onları hissedersin. Her gördüğün şeyde Allah’ın kudretini görürsün. İşte burada diyor zaten. Ey Rabbimiz bize kudretini gösterdiğin gibi rahmetini de göster. Her şeyi bu kadar mükemmel, bu kadar muhteşem yaratıyorsun, yapıyorsun. Orada senin kudretini seyrediyoruz ama
biz senin ayrıca rahmetine de muhtaçız. Ümmeti Muhammed ona muhtaç. Evet burada bir başlık var. 15 dakika kadar da bazı şeyleri size Hz. Mevlana’dan. Hani dedim ya divanı kebirden.
Şurada.
Sen duru bir su gibisin. İşlediğin günahlarla temiz suyu bulandırma. En yüce sevgi Allah’ı sevmektir. Sen duru bir su gibisin. Sen duru bir su gibisin. Sen duru bir su gibisin.
En yüce sevgi Allah’ı sevmektir. Bütün sevgilerin kaynağı da O’dur. Güneş ışıklarıyla dünyayı kaplamıştır. Hangisi diyen kişi ne kadar kördür. Eğri büyürü yürüyen ayak gibi olma. Bırak şu eğriliği de elif gibi doğru ol. En zor savaş içimizdeki boş arzulara karşı verilen savaştır.
Kendini boş arzulardan kurtaran dünyaya ait tüm musibetlerden ve sıkıntılardan kurtulmuş olur. Kanaatten hiç kimse ölmedi. Hırs sayesinde de hiç kimse padişah olmadı. O sana senden daha yakındır. O’nu niçin dışarıda arıyorsun ki? Hiç el gönülden gizli bir iş yapabilir mi?
Asla kimsenin umudunu kırma. Belki de sahip oldukları tek şey O’dur. Tevbe bineği ne acayip bir binektir ki bir anda sahibini yerden alır, göklere çıkarır. Ölmek dünyaya aittir.
Öteki dünyada ölüm yoktur. Her gün yeniden doğuştur. Siz tohumu ekiyorsunuz. Çekirdek ölüyor yok oluyor ama bir süre sonra fidan olarak yeryüzüne doğuyor. Hangi tohum toprağa düştü de yeşilekin olmadı. Güneşin battığını görüyorsun yeniden doğacağına. Niçin inanmıyorsun? Ey sevgili can! Canı sen aldıktan sonra ölüm şeker gibidir. Seninle olduktan sonra ölüm bize candan da tatlıdır. İnsanoğlu bunalınca ondan başkasını çağırmaz. Allah’ım sen bana yardım et der.
Ama dertten kurtulunca yine çörçöple takılır kalır. Toplum sevgi ile kaynaşır. Adalet ile güçlenir, dürüstlük ile yücelir. Önce doğruyu bilmek gerek.
Bilinirse bütün yanlışlar kendiliğinden ortaya çıkar. Burada onun bir duası var. Bizim ahdimiz saman çöpü gibidir. Her rüzgarın esiridir. Senin ahdin yüzlerce dağdan daha kuvvetlidir.
Biz küçüklüğümüzü ve rüsva’ylığımızı gördük. Kusurumuzu itiraf ediyoruz. Ey Sultan-ı Enbiya! Bizi fazla imtihana çekme. Biz azim bir şehir, muhteşem bir kaleydik. Yıkıldık, harap olduk, bir harabeye döndük. Ancak bir duvarımız kaldı.
O kalan duvarı da sen koru ki şeytanın canı bizimle alay etmesin. Bizim için değil, dalalete düşenleri hidayete yerdirmek için, senin şanından olduğu için, şanı kadimin, rütbeye azimin hürmetine ey Şah-ı Rusul! Ey et ve kemik yığını olan insanların kalbine merhamet veren Yüce Allah!
Kudretinin sonsuzluğunu gösterdiğin gibi lütuf ve merhametinin büyüklüğünü de bize göster. Ey büyüklerin büyüğü olan Allah! Eğer ettiğimiz bu dua senin gazabını arttırıyorsa, edilecek duayı da yine sen bize ilham et. Bizi affeyle.
Diyor, var oldum, varlığa mahkum oldum, artık istesem de yok olamam. Hidayet bir deniz, bu çok güzeldir, hidayet bir deniz, cennet de onun ortasında bir ada. Sen sahilden o cennete yüzerek gideceksin. Yüzmeyi bir öğren, yüzme bilmiyorsan öğren.
Bu çok güzel. Cennet de orada, deniz de orada, her şey önümüzde. Allah bize lütfetmiş. Bütün iş bize kalmış. Hz. Mevlana öyle diyor zaten. Avam diyor, Allah yolunda koşarak gider. Ah havaz. Kul siru. Ne diyor? Fe firru ilallah. Fe firru ilallah. Allah’a doğru koşun, Allah’a koşun diyor. Niye Allah’a koşun diyor? Çünkü ömür kısa, yol uzun. Koşmak gerekir. Gayret manasındadır orada koşmak. Şey dedi öyledir. Ya eyyuhel lezine amanu izenu diye lis salatimi yawmil cüm’ati fes’av ila zikrillah diyor.
Camiye koşarak gidin demek değildir. Önem verin. Üzerinde ıskır şey edin. Gayret gösterin manasındadır. Yoksa burada camiye herkesin şapır şupur koşarak gitmesi gerekirdi. Halbuki diyor ki tefsirde bu diyor ayet sadece müslümandaki gayreti, işi, gücü bırak. Her şeyi bir tarafa terk et. Abdestini al, camiye git demektir. Bu da öyledir. Allah’la seni araya giren, Allah’la seni meşgul eden, Allah yolunda seni engelleyen, ne varsa hepsinin elinin tersiyle it, Allah’a doğru gayret göster. Koş manasına. Fe firru ila Allah diyor Hazreti Mevlana. Arifler Allah yolunda koşarlar. Gafiller de diyor yolun başında beklerler birisi gelsin kendisini götürsün diye. Münebis bekler yani. Sen koşacaksın, sen yüzeceksin, sen gideceksin. Yok. Şimdi tarikatlara giriyorlar. Geldiğimiz baştan yere söyleyin bazı iş söyleyeceğim şey var. O tarikata girince zannediyor ki Şeyh Efendi onu sırtına bindirip sıratı geçirecek. Yok öyle bir şey. Şeyhin vazifesi trafik memurunun vazifesi gibidir. Sadece yol göstermektir. Sen şaşırdığın zaman yanlış yere girdiğin zaman seni yola sokmak içindir. Ama bak evladım zaten o gördüğün rüyalar falan filan sana işaretler verir. Onu Şeyh’e anlattığın zaman eğer Şeyh gerçekten ehil ve arif birisi ise o rüyalardan senin halini anlar.
Diyor ki sünnetleri devam et, sünnetleri terk ediyorsun. Mesela sakallısın da kendini rüyada sakalsız görüyorsun. Bu nedir bu acayip bir şey diyorsun gidiyorsun. Çok basit. Sembolleri bilirsen hemen onu söyle. Sakal bırakmak sünnettir. Sen kendine eğer sakallı olduğun halde aynada rüyada sakalsız görüyorsan başka sünnetleri sakal sünnetini değil.
Öteki sünnetleri terk ediyorsun anasını. Yahut sakalsız bir adam kendisini rüyada sakallı görüyor. Sünnet-i şerife riayet ediyor demektir. Sakalın dışında da çok sünnet var. Çocukları sevmek, onları kayırmak, korumak çok. Peygamberin en büyük sünnetlerinden birisidir. Medine’deki hangi küçük çocuğa sorsan diyor. Sen peygamberi tanıyor musun? Medine’deki çocukların içinde en çok sevdiği çocuk benim diye size cevap veriyorum. Peygamber demek ki o çocuklarla o kadar camdan o kadar yakından ilgileniyor ki her çocuk, Medine’deki bütün çocuklar içinde peygamberin en çok sevdiği çocuk kendisinin olduğuna inanıyor. Bu ne büyük devleti. Allah Allah. Onlardan bahsediyoruz. İnşaAllah hallerini de kazanırız. Evvela bilmek lazım zaten. Sonradan da haline kavuşuruz. Allah bize esirgesin, memleketimize esirgesin.
Kıyamet kopuyor. Cehennemin içinden geçiyoruz. Tam sıratı müstakimden geçiyoruz işte. Cehennem üstündeki o köprü, şimdiki geçtiğimiz bu hayattır. Biz onu hep cehennemin üstünde zannediyoruz. Halbuki o sıratı müstakim, doğruluk köprü. Dürüstliktir. Bu dünyada sen o köprüden geçemezsen, öbür dünyada hiç geçemezsin.
Dürüstlükten, doğruluktan şaştığın anda zıp diye düşersin. Bu dünyada da düşersin, öbür dünyada. Fark etmez. Sen bu dünyada hile ile hayat süreceksin. Öbür dünyada da sıratı müstakimden doğru değil, geçer. Yok öyle bir şey. Sıratı müstakim gönlümüzle aklımız arasında kurulu olan iman köprüsüdür. İman, ihlas köprüsüdür. Takva köprüsüdür.
Onun adını Hoca Efendiler öyle sembolik bir şey etmişler. Nugas Köprüsü gibi. Artında gayya kuyuları vardır, ateş yanıyor filan, alev topları filan. Onun üstünden de Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi bir köprü. Öyle hayal ediyoruz. Ama güzel bir hayal. Yani kötü bir şey değil. Ama esas o köprü, aklımızla vicdanımız arasındadır. Orada kurmuş zaten. Sıratı müstakimi Allah bizi yaratırken, sıratı müstakimi de içimizde yaratmıştır. Öyle bir donanımla geliyoruz ki bu dünyaya. Allah… Nöretin Topçu’nun bir şeyi var. Çocuklar diyor. Bizi affeyle. Ne olur bizi affeyle. Allah sizi bize birer melek, birer nur topu olarak, her türlü günahtan arınmış, bütün pisliklerden, kötülüklerden arınmış olarak, sizi diyor bize emanet etti. Biz sizi şeytan haline getirdi. Çocuklar ne olur bizi affedin. Bu eğitimden sadece canavarını tışır, onu size söyleyeyim. Layık eğitimini çünkü iki şeyi yoktur. Birisi vicdanı yoktur, ikincisi Allah’ı yoktur. Kutsalı yoktur.
Kutsalı olmayan eğitimden sadece canavar yetiştirirsin, kaplan yetiştirirsin. Tahsil verdiğin zaman da o kaplana kanat takmış olursun. Daha da yırtıcılığını, daha da zararını arttırmış olursun. Konfitçi söyler diyor. Kaplan bir de kanat takılsaydı diyor, yapacağı zararları o zaman görürdünüz diyor. Neye mal olacağını. İmansız bir adama tahsil verip, imkan verip, onu bir yere rütbe verip, onu şey etmek kanat takmak gibidir. O diploma kanat olur ona. Allah korusun memleketimizi. Vallahi ben size söyleyeyim. Bizim gayretimizle değil. Bu vatan için taa Malazgirt’ten bugüne kadar şehit olanlar var ya, Allah bizi, onların yüzü suyu hürmetine koruyor.
Yoksa bizim öyle bir niyetimiz yok. Hatta Türk eğitiminin öyle bir programı yoktur. Layık eğitiminin. Dine dönelim, Allah’ı öğrenelim, Peygamberin izinden gidelim falan filan. Hiç böyle bir din diye davası meselesi yoktur. Akhlak dersleri konacak kıyamet kopuyor. Ne lüzum var diyor. Yahu ahlaksiz toplum olur mu? Din dersleri konacağı okullara kıyametler koparıyorlar. Ne lüzum var din dersine? E peki buradaki yabancı okulların din dersi var. Katolik dünya bütün dünyaya din dersi veriyor. Ben size şeyi söyleyeyim, biraz belki lafı uzatıyor gibiyim ama laf dışına çıkmış değiliz. İnsan üzerinde konuşuyoruz.
Dr. Rıza Nur hatır attığında diyor, daha birinci cildinde. Diyor ki Vatikan gibi bir devlet, bir din devleti, bir büyük güç. Dört tane bankası var. Banco di Roma, Vatikan’ın bankası var. Italiana Comercia le, o da Vatikan’ın bankasıdır. Dünyanın en zengin, en büyük sermayesine sahiptir.
Zaten şu anda dünya üzerinde çatışan, çarpışan iki büyük sermaye var. Bir Yahudi sermayesi, bir Vatikan sermayesi. Ötekiler Çerez. Diyor ki Vatikan gibi bir kurum, yeryüzünde bütün gücüyle faaliyet gösterirken, biz diyor Ankara’da hilafeti kaldırdık, bunun manasını anlayamadım. Ben dindar bir adam da değilim diyor.
Siyaseten buna diyor İslam dünyasının ihtiyacı var. Bunu söyleyen gerçekten de Rıza Nur öyle dindar birisi değil. Ben dindar bir adam değildir. Din açısından da söylemiyorum diyor. Siyaset devlet açısından söylüyorum diyor. Vatikan gibi bir kurum, dev gibi bir kurum orada faaliyet teyken, siz diyor burada hilafet meclisini kaldırdınız, İslam dünyasını başıboş bırakıyoruz.
İşte meydanındaki hali görüyoruz. Müslüman Müslümanı öldürüyoruz. Küçük diyecek de hiçbir kuvvet yok. Durun yapmayın etmeyin diyen kimsenin dinleri gidiyor. Evet, hu diyelim efendim. Allah Allah eyvallah. Vakti şerif hayır ola. Hayırlar feth ola. Şerler def ola. Niyazımız indi ilahi de makbul ola.
Allahu zül Celal ismizatının nuruyla kalplerimiz pür nur kila. Demler safalar ziyade ola. Dem Hazreti Mevlana sırrı Cenabı Şemsi Tebrizî. Kerem Hazreti İmam Ali şefaat Muhammedin Nebi’l Ümmi. Rahmeten Lill’alemin. Hu diyelim hu eyvallah.
Hayırlı günler, hayırlı geceler, hayırlı dersler, hayırlı uykular diyelim eyvallah.
İlk Yorumu Siz Yapın