Mevlanadan Öğütler – Prof. Dr. Emin Işık [26.02.2019]

Mevlanadan Öğütler – Prof. Dr. Emin Işık [26.02.2019] videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=cBxF1q5NYzc. Ashab-ı Resulün, Etba-ı Resulün, Din, Millet, Memleket, Vatan, İlim yoluna hizmet etmiş ve tarihe mal olmuş bütün büyüklerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, atalarımızın, bilcimle Piran-ı İzam’ın ve dervişan-ı kiramın, halisaten Mevlana Celaleddin-i Rumi, peder-i alileri Sultan-ül Ulema Bahauddin-veled, Burhaneddin Muhakkik-i Kırmızı,…

Mevlanadan Öğütler – Prof. Dr. Emin Işık [26.02.2019]

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=cBxF1q5NYzc.

Ashab-ı Resulün, Etba-ı Resulün, Din, Millet, Memleket, Vatan, İlim yoluna hizmet etmiş ve tarihe mal olmuş bütün büyüklerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, atalarımızın, bilcimle Piran-ı İzam’ın ve dervişan-ı kiramın, halisaten Mevlana Celaleddin-i Rumi, peder-i alileri Sultan-ül Ulema Bahauddin-veled, Burhaneddin Muhakkik-i Kırmızı, Şems-i Tebrizî, Salaheddin-i Zerkü,
Usameddin Çelebi, Sultan-ı Veled-i Ulu Arif Çelebi ve bilcümle Çelebiyan’ın, Hamuşan’ın, Dervişan’ın, Mesnevi Şarihlerinden, Ankaravi Hazretlerinin, Bosnevi Hazretlerinin,
Bursevi Hazretlerinin, Abidin Paşa’nın, Kenan Rufai Bey’in, Şefikcan Hocamızın, Tahirul Mevlevi Hazretlerinin, Mithat Bahari Bey’in, Selman Deden’in ve bu yola hizmet etmiş diğer zevatın ruhları için.
Diğer hocalarımızdan, üstadlarımızdan, üzerimizde hakkı bulunan ümmet-i Muhammed’den, ahirete gidenlerin, ana ve baba, akrabay taallukatımızdan, ahirete gidenlerin, kâfesinin ruhları için, bil cümle ehli iman-ı rûh için. Rızaen Lillah, El Fatiha.
Gayr-i Mâdûg-i Aleyhîm ve Lahtâliyyeenâ minallâhu ve selli âlâ seyyidil âmîn. Geçen dersimizde, iman ehli, ikhlas ehli, Allah ehli diye bitirmiştik. En sonunda da bir şeyden misal vermişti Hazret-i Mevlana.
Şarab-ı İlahi’nin mührü, halis misktir. Malum olan şarabın sonu ise azaptır. Başka bir yerde de şöyle diyor. Diyor ki, bu Kevser şarabı, bu da üzüm şarabı. Bu Kevser şarabı Muhammed ümmetinin kısmeti. Bu üzüm şarabı da İsa ümmetinin kısmeti. Ondan da küpler dolusu var, ondan da küpler dolusu var. İster ondan iç, ister ondan iç. Ama şunu bil ki, eğer üzüm şarabı içersen bir daha Kevser şarabını ebedi yiyen içemeyeceksin diyor. Kevser şarabı dediği ilahi aşktır, aşk-ı ilahi. Zaten burada kalmıştık. İlahi aşk nedir? Cemalullah ne demektir?
Orada kendisi zaten söylüyor. Birisi Allah’ın kudreti, büyüklüğü, şanı, şerefi, Allah’ın yüceliği karşısında hayran olmaktır. Mesut olmak. İşte onlara meczup diyoruz zaten. Bir yerde fıt diye kontak atıyor. O öyle gidiyor işte. Çok var öyle. Halleş de onlardan bir tanesidir. Allah’ın kudreti karşısında kendinden geçmiş, biraz aklını oynatmış. Ondan sonra enel hak falan demeye başlamış. Bir de diyor, bu Allah’ın kudretinin, cemalinin, oradaki gelen feyzin ona dayanıp onu aksettirenler var. Yani Allah’a ayna gibi oluyor. Allah’ta ne varsa onun cemalinden, onun şeyinden akı işte. Ona biz insan-ı kamil diyoruz. Hazreti Muhammed’dir. O Cemalullah odur. Allah’tan aldığı bütün feyzi bereketi hiç şey etmeden, döküp saçmadan, kendini kaybetmeden, zaten bizim dinimizde sarhoşluğun her çeşidi haramdır.
Sadece içki içip sarhoş olmak değil. Ne olduğum delisi olmak da haramdır. Para delisi olmak da haramdır. Kendinden geçecek kadar, yani aklını oynatacak kadar, ne kadar sarhoşluk varsa hepsi haramdır. O bakımdan biz akıl ve irade, irade, irade esasen, irade üzerine kurulu bir dindir. Aşk ve irade, ümit, aşk ve irade üzerine kuruludur. Zaten aşık sevgilisinden başkasının sözünü dinlemez. Sevgilisinden başkasının arkasından gitmez. Sevgilinin emirleri, onun teklifleri ona zor gelmez birakis. Bir şey söylese de yapsam diye onun peşinden koşar. İşte Allah aşkı böyle bir şeydir. Allah aşıkları, arifler dediklerimiz öyledir onlar. Hatta şimdi bir şey de yazıyor, bir şairlerden birisi diyor ki, biz diyor, vuslatı ilahi, ilahi vuslatı yani Allah’ın cemalini görmeyi diyor. Niyata diyor, ahirette cennete de şey ediyorsun ki diyor, havale ediyorsun ki. Arada bir secde mesafesi kadar bir merhale var diyor, bir küçük merhale. Allah cennette Allah’ta bu dünyada Allah değil mi? Buradaki kudretini görüyorsun, buradaki büyüklüğünü görüyorsun, ona inanıyorsun, onu seviyorsan ona diyor, secde et de yaklaş. Bu vuslatı, bu buluşmayı diyor, niye cennette terk ediyorsun ki bu dünyada da mümkün. Ama onun için gayret etmek lazım, cahit göstermek lazım. İşte zaten ayette var.
وَالَّذِينَ جَهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِ يَنَّهُمْ سُوُّ لَنَهْدِ Bizim uğurumuzda, bizim yolumuzda, bize doğru koşup gelen cahit gösteren, bizi bize yaklaşmak için emek veren, gayret eden, çaba gösteren, cahit çaba demektir zaten. Cahit gösteren, cihat da oradan gelir, aynı kökten gelir.
وَالَّذِينَ جَهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِ يَنَّهُمْ سُوُّ لَنَهْدِ لَنَهْدِ يَنَّهُمْ سُوُّ لَنَهْدِ O yollar, işte esmahi ilahiye’nin 99 esmandır. 99 yolda Allah’a varılır.
Bedih ismidir, sanatla adam uğraşıyor. Hey Allah’ım biz ne yapıyoruz ki işte, biraz Ebru yapıyoruz, biraz Hat yapıyoruz, biraz ay ne kadar da güzel olmuş falan. Peki Allah’ın yaptıkları işte şimdi bahar gelecek. Topraktan çiçekler rengarenk. Papatya’sı, beyazı, kırmızısı, sarısı, moru falan. Ya bu boyalar nereden çıkıyor bu yeşil otların arasından? Bu kadar renk nasıl oluyor? Hayretler içerisinde kalıyorsun tabi. İşte biz alışkın olduğumuz için o hayreti duyamıyoruz. Çok bize çok doğal geliyor, çok tabi geliyor. Aaa zaten böyle olur falan diyorsun. Ciddi almadık, al bakalım ciddiye. Her insan kendi vücudunda 300’den fazla mucize yaşıyor. 300’den fazla mucizeyi üstünüzde taşıyoruz.
Böbreğin çalışması ayrı mucize, gözün görmesi ayrı mucize, kulağın işitmesi ayrı mucize, kalbin çalışması. Şu kadarcık bir et parçası 100 sene tık tık tık hiç aksamadan çalışıyor. Gece uykuda da çalışıyor, yürürken de çalışıyor, çalışırken de çalışıyor, otururken de. Böyle bir makina, böyle bir saat. Gök yüzüne bakıyorsun başka şeyler görüyorsun.
İşte diyor ki 3,5 milyar sene olmuş güneşin şey bilmem ömrü. Böyle dönüp duruyor hiç aksatmadan. Ay güneşin etrafında aynı saniye bile aksatmadan. Böyle dakikalarla çalışıyor, dakik. Ves şemsü vel kameru bi hüsban diyor zaten bi hüsban. Hüsban veya hisban ikisi de var kiraetin. Aynı mâneye gelir.
Böyle bu kadar büyüklük bu kadar mucize. Her taraf mucizedir. Allah ne yaratmışsa mucizedir. Aynen dostu eski, karamazof kardeşler de aynı diyor. Tanrı ne yaratmışsa altına imzasını atmıştır diyor. Bunu ancak ben yaratabilirim yani. Manasına. Evet şimdi bu…
Şeyden geldik zaten. Sakta mürşid, hakiki mürşid. Hakiki mürşidlerde olması gereken bulunması gereken özellikler. Envela diyor iki tane özelliği var işte. Birisi kendisine bağlamaz sizi. Allah’a bağlamaya çalışır. Bir mürşid geçinen bir adam. Eğer etrafındakileri o mürid dedikleri, o derviş dedikleri kişileri kendine bağlamaya çalışıyorsa.
Aynen. Hazreti Mevlana’ya diyor işte şey. Burhaneddin Muhakkak-ı Tirmizi, Seyyid Tirmizi Hazretleri. Evet Seyyid’tir kendisi. Diyor ki o şeytanın ortakı olan bir fesat ehlidir. Buna buna çok dikkat etmeliyiz. Ailesinden kıpırıyor çocuğu. Vatan duygusunu bilen millet duygusunu, kendisine bağlıyor kendisine odaklanıyor. İşte gördük işte Adnan hocalar Fettullah hocalar falan. Hep öyle yani. Şey değil. O yaşanan bir şeydir. Şey değil. Çok acayip bir şey değil yani. Hep görüyoruz. Dünya saltanatı için ben o çocukların halini biliyorum. Babası öldü, annesi vefat etti sonradan. Evini sattı götürdü, şey verdi. Adnan hocaya verdi dairesini. Babadan kalan daireyi. Öyle.
Tanıdığım komşumuzun oğlu yani. Aynı otpertimanda oturduğumuz çocuk. Sordum ne yaptı? Süleyman vefat etti dedim. Oğlan ne yaptı? Oğlan daireyi sattı götürdü dedi. Fedailerinden. Eğer fedai olacaksan Allah’ın ve Peygamber’in fedaisi olacaksın. Başka kimsenin fedaisi olmayacaksın. Evet o kadar.
Uğruna ölecek sadece iki kişi vardır. Allah ve Muhammed o kadar. وَالَّذِينَ اَمَنُوا وَشَدُّ حُبَّنْ لِللّٰهُ İman edenler Allah’ı en şiddetli sevgiyle severler. Allah sevgisinin üstüne sevgi yok. Çünkü o bizi var eden Kudrettir. Var eden Allah. Hayati veren, nimeti veren, canı veren, malı veren.
Ne varsa senin, neyin varsa neyin var diyorsun işte. Hepsi onun dürasında. Can da senin, ten de senin, mal da senin, evlat da senin. Verdiğine veriyor. Vermediğine vermiyor işte. O da istiyor ki bir oğlum, bir kızım olsun. Senelerce bekliyor. 40 sene olmuyor. Ötekine de etekle veriyor kucağı. Al sana 12 tane, 13 tane, 15 tane, kaç tane istiyorsan. Öyle. Veren o. Evet. اَفَرَيْتُمْ مَا تُمْ نُونَ أَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ Siz, siz diyor kendiniz mi yapıyorsunuz, çocukları zannediyorsunuz diyor. Biz yapıyoruz, biz yaratıyoruz. أَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ Siz mi yaratıyorsunuz, o çocukları biz mi yaratıyoruz? Çocuğum dediklerini. Biz mi yaratıyorsunuz, siz mi yaratıyorsunuz diyor.
Şimdi bu yaratma kelimesi de çok ucuzladı. Adam gol atıyor, yarattı diyor. Şey veriyor, işte pas veriyor, efendim gol pası verdi, işte asist yaptı, yarattı falan filan. Yok öyle yaratan falan. Onlara biz şey diyor işte, oldu bitti oldu icat falan diyoruz. Yaratmak yoktan var etmek demektir.
Topu da yaratan odur, bacağı da yaratan odur merak etmeyin. Golu attıran da odur. Yoksa direkten döner. Kendi millet ve mezhebine taassubu dolayısıyla Hristiyanları öldüren Yahudi padişahının hikayesi. Bu Vassema İzzatülbruc suresinde anlatılan şeydir, olaydır.
Vassema İzzatülbruc, Valyavmil Mev’ud, Vashahidin Vamashud, Kutila Ashabul Ukhdud, En Nar İzzatül Vakud, İzhum Aleyha Ku’ud. Diye devam eden o surenin başındaki olay işte. Ateşten hende kazdılar, müminleri ona ateşe attılar, başında keyif çattılar, oturdular, kuruldular, seyrettiler.
Bu tefsirlerde şöyle anlatıyor, Yemen hükümdar, Yahudi hükümdar Hristiyanlık ilk çıktığı zaman, o kendi dinine olan taassubundan dolayı o ilk Hristiyanları o kandeklere attırdılar.
Roma’da da aslanları parçalattılar, başka yerde başka zulümler. Bu o devirde yapılan zulmü anlatıyor ama bu zulüm her devirde var, kıyamete kadar var. Bu bir prototip dediğimiz, bir misal sadece. Tek o olayı anlatıyor değil, bir örnek, bir misal veriyor. Yoksa her devirde olmuştur, şimdi olmuyor mu?
İşte dün daha gözümüzün önünde Bosna Sarayı da, saray bosna da şu kadar iki yüz bin Müslüman boşnağı yok ettiler. Ateş değil midir yani onu, o çocuğa ölen, o genç evladı ölen gittim, hepsi yirmi yaşında saray bosna’ya gittim. Üç tane büyük mezarlık.
Zaten uçaktan bakarken daha bembeyaz görünüyor, mermerlerle yapmışlar isimlerle, on sekiz yaşında, yirmi yaşında doğumunu koymuşlar, gittik baktık öyle. Yaşları belli oluyor. Gencecik gencecik evlatlar, onların anaları babaları yok mu, onların yüreklerine ateş düşmüyor mu? Sonra analarını babalarını da yok ettiler zaten, umumi katlam yaptılar.
Hiç Avrupa’nın gözünün dibinde oluyor işte, kucağında oluyor. Bunun papası var, Birleşmiş Milletleri var, bir nevi su var, insan hakları, dernekleri var, teşkilatları var. Hiçbirinden çıt çıkmadı. İşte Yemen’de görüyoruz işte senelerdir. Aşağı yukarı yüz sene olacak, seksen senedir, 1948’lerden beri. Filistin’de olan nedir?
Yahudi zulmü. İşte o da, o Zünüves dediğimiz Yahudi padişahı, kimleri. Şimdi de, işte şey, şimdiki Yahudi idareciler, onlar da Zünüves’in daha modernleşmiş şekli. Çağdaş şekli. Ama bu böyledir yani. Zalimler her zaman, hatta sebep yoktur.
Hangi günahtan dolayı o yavrular, o bebekler diri diri mezara atıldılar? Onların suçu neydi, günahı neydi? Mevhude diyor, daha yeni doğmuş anasından, üç günlük bebek. Götürüyor, atıyor, çölde çukura gömüyor. O hangi suçtan dolayı diyor, ne suç işlemişti ki o ceza verildi ona diyor. Ölüm cezası, idam cezası. Böyle. Onu anlatıyor şimdi Hazreti Mevlana. Vâd-ı Şahî der cuhudan zulm saz, düşmeni İsa’vunâ nasrân-ı güdâz diyor. Burada söylemiş zaten. İsa ile Musa arasında hiçbir fark yoktu diyor. İkisi de Allah’ın peygamberiydi. İkisi de Allah’ın dinini anlatmaya, yaymaya gelmişlerdi.
Fakat Musa’ya inanan o Yahudi hükümdarı, İsa’ya inananları yok etmeye çalıştı. Peygamberlik zamanı ve nöbeti Hazreti İsa’ya gelmişti. Musa devri geçmişti.
Öyle olmakla beraber o hükümdar, o zalim hükümdar. Musa’nın, Musa da onun, ha pardon, İsa ile Musa diyor. Birbirlerinin ruhu ve cesedi mesabesindeydi. Onlar iç içe kardeşti zaten Peygamber Efendimiz’den. Bütün peygamberlerden bahsederken kardeşim diyor. Ahi Davut diyor, ahi Musa diyor, ahi İsa diyor. Bir tek İbrahim için, ceddi diyor, baba atam diyor, yani dedem. Dedem İbrahim diyor. Bir de Hazreti’nin o için. İki peygamber işte. Diğerlerin hepsini kardeşim diye bahsediyor. Kardeşim Musa, işte oruç için geliyor şey, Abdullah ibni amrülül az, ya Resulallah orucu çek, çok seviyorum diyor. Her gün oruç tutmak istiyorum diyor.
Peygamber Efendimiz de diyor ki, benim gibi tut diyor. Haftada iki gün yeter diyor. O diyor ki ya Resulallah çok az diyor. Ben her gün tutmak istiyorum diyor. Oruç da yaklaşıyor ya şimdi. O da diyor ki, öyleyse bir gün tut, bir gün ye diyor. Gün aşırı. Bu benim kardeşim Davut’un orucudur diyor.
Savmi Davut dediğiniz. Kardeşim Davut’un orucu diyor. Çünkü sürekli her gün oruç tuttuğun zaman artık oruca alışıyorsun. Vücut oruca adapte oluyor. Orucun tesiri kalmıyor. Muafiyet kesmediyorsun oruca karşı. Artık vücut gündüz yemiyor, gece acıkıyor. Sen onu öyle ayarlıyorsun. Ters, saati.
Zaten şimdi biz geceleri oruç tutuyoruz. Eğer yatsı namazını kılıp sabah namazına kadar bir şey yemiyorsan, geceleri oruç tutuyorsun demektir. Gündüz, işte bunu ters çeviriyoruz biz. Bunun en fazla tesirli şeyi kırk gündür. Kırk günden fazla bunu alıştığın zaman vücut ona alışıyor. Her gün. Bir sefer zaten biz hissediyoruz onu. Artık orucun son haftasında orucun hükmü kalmıyor. Hiç acıkmıyorsun. İlk hafta, biraz ilk başladığımız zamanlar, öyle yemeği vakti gelince şöyle biraz mide burkuluyor. Onu geç içtiriyorsun. Ondan sonra yine bir şey yok. Tam akşam yemeği konduğu zaman daha iki dakika daha bekleyemezsin. Çünkü artık mide ona göre kuduruyor. Çünkü şey, kendini ona göre ayarladın. Çünkü ezan’a göre ayarladın. Vücudu, ruh idare ediyor, ruh. Şimdi, işte şimdi, bilmem o elektronik beyinli çamaşır makineleri, bilmem ne işte şeyler falan fırınlar, şunlar bunlar. Onu da kuruyorsun. Saati gelince çalışıyor. Bir saat çalışıyor, sonra duruyor. Ben şimdi artık eskiden çalar saat bulundururdum sabah namazına kalkmak için. Şimdi hiç lüzum yok. Telefonu kuruyorum, cep telefonunu. Zaten başımın ucunda, hemen yastığın kenarında, tırr diye çalıyor. Ona bakıyorum, kaç’a kurmuştum? İşte altı buçuğa, tamam altı buçuğa. Böyle. Aynen bunun gibi. Sen demiri kuruyor biliyorsun. Demiri saatini ayarlayabiliyorsun. Bu vücut, bu ruh, ondan daha mı şey yani kabiliyetsiz bir şey ki?
Kuruyorsun kendini. Akşam gelince beş dakika sabredemez. Ya nerede kaldın falan? Suyu da getir, hayranı da varsa neyse. Niye geciktiniz falan? Kıyamet koparıyorsun. Ya on sekiz saat beklemişsin, beş dakika daha beklesene. Ne olur? Hayır bekleyemezsin. O ona göre ayarlı çünkü.
Böyle. Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt edemeyiz iman bakımından.
Zaten, âmâna’r-rasûlü diyor, dikkat edin. İman konusu buradaki. âmâna’r-rasûlü bi mâ unzile’ileyi mir rabbihi vel mü’minûne küllün âmâna billah ve melaiketihi ve kütübihi ve rusuli. Yetmedi. la nü ferriqu beynâ hadîn mir rusuli. Allah’ın peygamberlerinden birine inanıp ötekine inanmamazlık etmeyiz.
İman konusunda fark gözetmeyiz, fark yok. Hepsine iman ederiz demektir. Ama bu demek değildir ki bütün peygamberlerin rütbesi, mevkii, işi, fonksiyonu aynıdır değil. Kimisine sadece bir görev verilmiştir. Allah’ın büyüklüğünü anlat. Oruç yok, namaz yok, cihat yok, hiçbir şey yok.
Mesela Lut aleyhisselama iki görev verildi. Bir bunları Allah’ın birliğine inandır. Bir de bu pis hareketten, homoseksüellikten vazgeçirdi. O kadar. İki tane görevi var. Ne camisi var, ne fitresi var, ne zekatı var, ne şeyi var. O kadar. Bir de tabi şimdi tek görevi var onların. Çoğunun iki, üç en fazla işte. Mesela Şuhayb aleyhisselam sadece çarşı pazardaki tartılarla olarak. Vey lün lül mütafifiin. Eksik tartan, eksik ölçenlere yazıklar olsun. Vey l olsun. Yuh olsun manasına da gelir. Yazıklar olsun manasına da gelir. Kelime. Bu kadar. O sadece o doğruluğu, doğru tartmayı, doğru örmeyi, alışverişi. Bir nevi zabıta amiri gibi bir şey yani, görevi. Bir de Allah’a inanmak. Bir tevhid bütün dinlerde, bütün peygamberlerde birinci vazifedir. Allah’ı bir bilmek, Allah’ın birliğini anlatmak. Ama onun dışında vazife, Hz. İsa mesela. Vergi toplamadı, zekat toplamadı. Nereye toplayacak? Tek başına zaten. Ne zaman ki biz Medine’ye geldi Peygamber efendimiz? Bir nevi devlet teşkilatı oldu. Ordu lazım. Cihat edecek kuvvetler lazım.
Hicretin ikinci senesine Bedir Harbi’ne giderken zekat emri geldi. Oruç emri ve zekat emri geldi. Zekat emri oruç emrinden önce geldi. Fakat zekat ertesi sene tahsil edildi. Oruca geldiği anda başlandı işte. İkinci Ramazan’ın hicri ikinci sene Bedir Harbi 17 Ramazandır. Hem oruç hem cihat. İkisi de aynı anda geldi.
17 Ramazan Bedir Harbi’nin olduğu gündür. Hatta o gün şey oldu. Müslümanlardan bir kısmına dedi ki Peygamber efendimiz orucu yiyebilirsiniz dedi. Cihattayız, seferdeyiz dedi. Bir kısmı sofurluk yaptılar. Orucu yemediler. Akşama doğru orucu yemeyenler vayavı taqattan kesildiler. Ötekiler hala savaşmaya devam ediyorlardı. Su taşıyorlardı, gayret ediyorlardı falan. Ve Peygamber efendimiz buyurdu ki bugün dedi orucun sevabını esas oruç tutmayanlar kazandı dedi. Buyur. Ne diyorsa Peygamber onu yap sen. Böyle. Yok. Hem oruç tutarım hem savaş yaparım. İşte o yapamıyorsun. Tabii. Vücudu şeye göre, kişiye göre değişiyor.
Kişi ise, pehlivansa, dayanabiliyorsa yapar. Biraz şey ise, taqatsiz ise, zaten hastaysa, zayıfsa dayanamayanlar yapamazlar. O da kişiye göre değişir. Evet bu farklılık, bu fark olmayışı sadece iman bakımındandır. Bunu hep şey ediyorlar. Bunu çok istismar ettiler. Peygamberler arasında fark yok. İbrahim de Musa da, İsa de Muhammed de aynıdır. Aynı seviyededir gibi göstermeye çalıştılar. Bizi yutturmaya çalıştılar. İşte dinler arası, diyalog bilmem ne. Laid Müslümanlık, cihadı olmayan din, gayreti olmayan din. Gavurların suyuna, tirit onun arkasından giden böyle bir anlayış. Böyle bir bizi öyle uyutmaya çalıştılar.
Tabii bilenler yutmadı. Ama zaten din kültürü yoksa tamam dediler. Doğru söylüyor. Bu 20. asrın sonunda, 21. asırda din savaşı mı olur? Elbette Hristiyanlar bizden önce ise biz onlara uyacağız. Onlar bizi istedikleri yere götürecekler falan. Öyle. Yok öyle bir şey. Hiç bir zaman Hristiyanlar Müslümanlara dost olmamıştır.
Bizim dostumuz yok. Onu bilin. Ne Yahudisin ne Hristiyan’ın. Eşeddi var. Yahudiler Hristiyanlardan biraz daha şiddetli düşman. Evet. O herkese düşman zaten Yahudi. Yahudi olmayan herkese düşman. İşine geldiği zaman alttan alır. Anlaşmış gibi görünür. Ama fırsat bulduğu zaman da seni yok etmeye çalışır.
Onun için dikkatli olmak lazım. Bu ayrıca devletler arasındaki siyaseti de ilgilendirir. O şaşı hükümdar Zü’nüvas burada tabi. Onu almış Hazreti Mevlana. Allah yolunda iki demsaz ve hem dem olan Musa ile İsa’yı birbirinden ayrı gördü diyor.
Halbuki var vazifeler aynaydı.
Nuh önce galiba.
O Hristiyanların İsa Allah’ın oğlu demelerini redd içindir. Özellikle Allah her İsa’nın geçtiği yerde İbni Meryem diyor. Sakın buna Allah’ın oğlu demeyin. Bu Meryem’in oğludur. Demek manasına. O Hristiyanların batın inancını redd etmek manasına. Yoksa sürekli bir de Hazreti Meryem’in tabi şanını bir peygamber annesi olarak onun itibarını Kur’an’da yad etmektir. Şeyde zaten. Biz onu da oğlunu da ayet olarak alemlere ayet yaptık diyor.
Ayet demek bayrak yapmak, örnek olmak, göstermek manasına. Hazreti Meryem iffetli olmanın namus ve iffetin sembolik ismidir. Bu bakımdan da Betül diyoruz ona zaten. Meryem’ül Betül.
Hazreti Meryem ile başlayan kadınlık davası, annelik şerefi şanı, Hazreti Fatıma ile bitmiştir. Hazreti Fatıma da Betül. İki tane Betül var. Birisi Meryem, Meryem’ül Betül, birisi de Fatıma’tül Betül. Hiç şey yabancı el değmemiş, yabancı göz değmemiş.
Hiç iffetinden namusundan zerre kadar şüphe edilmeyen kimse demektir. Betül o. İffetine sahip olan. Ahsanet diyor zaten. Biz koruduk diyor ona. Allah.
O şaşı hükümdar Allah yolunda iki büyük Peygamberin aynı davanın ortak adamları olduğunu anlayamadı.
Kusus ile Hazreti İsa, Musa’nın dinini değiştirmeye gelmediğini söyleyip duruyordu. Hep Tevrat’taki Hazreti Musa’nın şeylerine diyor, siz diyor zaten diyor kimsenin kimseyi öldürmeyeceğini biliyorsunuz. Kitapta öyle yazıyordu. Hep Tevrat’ı atıfta bulunuyor. Kur’an’da da var öyle. Tevrat’a atıflar var.
Bazı yerlerde de düzeltmek maksatıyla atıflar var. Yanlış aslı öyle değildi. Tevrat’ın da, İncil’in de, Zebur’un da, bütün gelmiş vahislerin de esası Kur’an’dır. Eğer onları sonradan değiştirmişlerse Kur’an onları düzeltmiştir. Hepsinin özeti, özü, aslı, asları Kur’an’dır. Onun için camiul ediyan diyoruz zaten. Bütün dinleri cem eden, birleştiren tek tevhid noktasında odaklanan bir din. Bazı dinlerde oruç var. Eğer vakit olsa da size söylesem mesela Budizm, Hinduzm, Konfüçyüz’ün dini, işte eski Şaman dinleri, Türklerin dinleri falan hepsi dindir. Onlarla. Batıl dini Allah göndermedi. Batıl din yok. Dini Allah hakikat olarak gönderir. O insanlar onu batıl hale getirirler. Kullanmayı bilmedikleri için. Eğer merak ediyorsanız bir şey var. Bu Abdül Ahad Davud diye kendisi bir Urmiyeli, Urmiyeli, İran’daki Urmiyeli şehrinden bir Süriyani papazıdır. Sonra çok dil bildiği için, Süriyaniyece, İbraniyece, eski bütün Arapça dilleri, Fransızca falan dilleri biliyor. İşte Urmiyede bir okul açıyor, din okulu. Ondan sonra Vatikan’a gidiyor. Vatikan’da şart dilleri profesörlüğü oluyor. Bu hep eski Tevrat ve İncil metinleri üzerinde çalışıyor. El yazması.
Sonradan geliyor Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’ye Müslüman oluyor. O Kur’an ve İncil’de Hz. Muhammed diye bir kitap yazıyor. Bulursanız okuyun. Ankara Üniversitesi İlahiyet Fakültesi’nden Nusret Çam diye bir arkadaş. O kitabı Türkçe’ye tercüme etti. Merak ediyorsanız okursunuz.
O diyor ki Hz. İsa Hak Peygamber ve hem iman esaslarında, hem ibadet esaslarında, hem de diğer sünnet konularında aynen diyor Hz. Muhammed’in getirmek istediğiniz müjdeledi diyor. Tek Allah’a inanın. Benim ibadet ettiğim Allah’a ibadet ettin diyor.
Bu Hristiyanlar diyor Allah’ın dinini üç noktada da bozdular diyor. Tevhid inancını teslise çevirdiler. Üç tane tanrı yaptılar diyor. İşte büyük baba ruhu kudüs İsa diye. İkincisi orucu diyor perize çevirdiler. Namazı ayine dönüştürdüler. İbadet sistemini bozdular. İnanç sistemini bozdular. Arkasından ibadet sistemini bozdular. Sonra diyor dini gelenekleri bozdular. Hz. İbrahim’den beri devam edip gelen sünnet adetini vaftize çevirdiler. Üç noktada da bu duyuluyor. İsa’nın dinini üç tarafından da, üç boyutundan da bozdular, tahrif ettiler, tagir ettiler, değiştirdiler diyor. Bunun için yazmış kitabı ve Hz. Muhammed’in tekrar
bunu nasıl düzene koyduğunu anlatıyor. Uzun, çok büyük bir kitap değil. Şöyle üç yüz sayfalık bir şey böyle. Roman şeyinde, boyutunda bir kitap. Çok güzel bir kitaptır. Ben hep tavsiye ettim çocuklara okuyun, alın okuyun. Ufkumuz açılsın. Yani bu Müslümanlık ne yaptı, nasıl bir devrim yaptı? Bütün dinlerin bütün yanlışlarını düzeltti.
Dinlerin değil, o dindarların yanlışlarını düzeltti. İnaçları düzeltti. Şimdi bizim çocuklarımız Allah Baba diye konuşuyorlar. Buyur. Okulda öyle görüyoruz. Noel Türkiye’de Almanya’dan daha büyük ölçülerle şey ediliyor, kutlanıyor. Yani ben Almanya’ya gittim. Dediler ki hocam burası şey, meşhur onların bir lastik fabrikaları var, araba lastikleri. Şeyde, bu Münih tarafında şeyde, doğa Almanya’ya yakın.
Meşhur Alman lastik, Hüdyer değil, Hüdyer Almanların değil. Efendim? Hayır o da değil. Şimdi gelir aklıma. Efendim? Şehrin adı da o. Allah Allah. Şeyde Antalya’da Nasuh vardı, Nasuh’un da o lastik bayidir, o lastiklerin bayidir. Bak şimdi gelmiyor işte. Allah Allah. O şehrin adı. Dediler hocam burası Katolik bir, Katolik Almanya. Burada protestanlık yok. Burada iki şey yetiştirilir.
Bir papaz okulu var, buradan din adamı yetişir, bir de lastik fabrikası var, lastik üretir burası. Koyu Katoliklerin olduğu, Koyu bir Alman şehri. Gidiyoruz, katedral var, 24 Aralık 25’e bağlayan gece, Noel gecesi. İki tane küçük lamba yanıyor, ta yukarıda. Nedir bu dedim Noel.
Dediler, ya dedim böyle olur mu burası Katolikliğin merkezi. Noel böyle mi kutlanır burada? Gelin siz Noel nasıl kutlanır, yılbaşı nasıl olur, bizim yurda görün dedim. Bağdat Caddesi, İstiklal Caddesi, baştan sona çamlar, ışıklar, ağaçlar falan. Hacı bizim, kuru yemişçe Hacı bile çam alıyor, süsliyor falan filan. Bir kaç kilo daha şey satacak için diye.
Dedim ya böyle olur mu, burada bu kadar dediler işte. Yani biz gâvur adetlerini onlardan daha iyi benimsemişiz. Hocam kontinatel mi? Evet efendim. Kontinatel mi? Lasik değil mi? Kontinatel mi? Hayır hayır, küçük dört harfli bir şey, parla, arka mı? Allah Allah.
O şehrin adı da o. Bulda değil mi? Efendim? Bulda, Bulda. Bulda, Bulda. Bulda işte bak dört beş harfli bir kere. Buldadayız. Bulda hem şehrin adı hem Katolik şehridir orası. Orada Katolik okulları var. Yani papaz yetiştiren biri, bizim Heybelada gibi eski.
Evet Buldadayız. Buldada geçti. Hiç. Geçen bizim sitede çocuklar geldiler. Küçük küçük çocuklar böyle işte ilk okul. On yaşında, sekiz yaşında. Tak tak tak kapı falan şeker, yedi sekiz tane çocuk. Ne var dedim yavrum, ne istiyorsun falan.
Ha bugün Cadılar bayramı dediler. Peki çikolata tuttuk verdik. Kurban bayramında gelmediler. Ramazan bayramında da gelmediler. Bayramda buradaydık. Eskiden Ramazan bayramında çocuklar şeker toplamaya giderlerdi. Harçlık toplamaya işte. Şeker olan şeker verir. Bilmem lokum olan lokum verir. Parası olan para verir.
Beşer kuruş, onar kuruş falan çocuklara böyle. Bitti. Gidiyoruz. Evvela adetler gider. Sonra ibadetler gider. Sonra da inançlar gider. Aynen. O taraftaki gibidir. Aynen. Hristiyanlık nasıl bozulduksa, Ters taraftan başlar gidiş. Aman efendim adettir zaten ne kıymeti var ki. İşte yeni şey vardı. Abdül şey. Abdülhay. Bütün adetlerin diyor aslı vahye dayalıdır. Adet deyip geçmeyin. Yani gelenektir, adettir falan diyorsun işte. Hepsi vahye dayalıdır diyor. İşte sünnet geleneği nereden geliyor? Hazreti İbrahim’den geliyor. Kim emretti? Allah emretti sünnet olmaya onu.
Adet dediğin şey de sünnet adettir işte. Olma. O da vahye esaslıdır diyor. Dine adetler. Hepsi. Gelin hata binmesi, inmesi işte bilmem onlar falan. Şimdi tabi onu artık at yok. Yeni bir araba buluyoruz. Mercedes veyahut da işte hangisi daha parlaksa. Komşudan arkadaştan o gün bir gün düğüne tabi oluyor. İkramlar birbirlerine, düğün hedişi. Biliyor işte bir kordela çekiyor falan önüne. Zaten gelinlik diye bir şey kalmadı senin. Türk gelinlikleri kalmadı. Perdeden kes. Ya şöyle biraz yapıştır. İşte gelinlik. Tamam. Tül perde. O kadar.
Ya eski gelinlikler o bin dollar o mor kadifeler üzerine işlenmiş simden, Gümüşten, altın şeyden, iplikten şeyler. O gelinlikler şimdi. Bir milyon eder tanesi ya. Fiyat olarak, emek olarak. Dursan bir milyon. İşte biraz fakirliğin getirdiği şey artık onları yok. Türkmenlerde hale var. Yörüklerde falan onlar devam ediyor. Zaten o bir defa iki defa giyilir, düğünde bayramda giyilir. O toruna, torunun torununa hediye kalır. Büyük annemin gelinliği diye. Öyledir. İşte adetler gider. Ondan sonra ibadetler gider. Ondan sonra da imanlar gider. Öyle. Usta şaşı çırağını içeriye gir dedi. Raftaki şişeyi dışarı çıkar dedi. Şaşılıktan bahsediyor. Yanlış görmek. Bizim hepimiz şaşıyız. Zaten biz şaşı olmasak bile, Televizyonlar bize kendi göstermek istediklerini gösteriyorlar. Biz artık kendi aklımızda düşünmüyoruz. Kendi aklımızda yaşamıyoruz. Ne öğrettilerse onunla yaşıyoruz.
Sakın televizyonlardaki duyduklarınızın hiçbirine inanmayın. Hepsi algı operasyonudur. Sana olayın kendince lüzumlu tarafını gösteriyor. O olayı kendince, Sana etkilemek için kendi bildiğince kullanıyor. Hepsi silah gibi kullanılıyor. Kimisi beynimizden, kimisi kalbimizden, kimisi sevgimizden.
Sana istediğini sevdiriyor. Büyük adam diyor. Şu kadar hayırı var, şu kadar hasenatı var falan. Şeyi yok. Günahlarını, kusurlarını örtbast ediyor. Nasıl tanıtmak istediğini söyle. Kişiler için söylemiyorum. Olaylar için de aynı. Her ajans, her inanç sahibi, Daha tabi bu işte büyük şeyler var. Türesler daha çok. Yahudi ajansları tabi.
Sen burada şeylerle savaşıyorsun. Teröristlerle. Orada Türkler teröristlerin bu çocuklarını o Türkler öldürdü. Türk askeri öldürdü diye. Propağanda yapıyorlar. Yahu asker çocuk öldürür mü? Çocuğu korumak için, vatanı, milleti korumak içindir. Askerin görevi.
Yani Türkiye’de ne kadar terörü öldürüyorsa, Hepsinde askeri ve polisi suçlayarak, Ajanslar öyle veriyorlar. Öyle. Onun için diyorum, Hristiyanlar bize dost değil. Hiç kimse bize dost değil. Bir şey daha ağır olacak ama size söyleyeyim. Türk’ün kendisine de kendisi dost değil. Bütün mesele odur. En ağırı da budur. Çünkü bilmiyoruz. Evet. Bilsek dost olacağız birbirimize. Kimse kimseyi sevmiyor. Çünkü Allah’ı sevmiyoruz. Allah’ı sevebilsek birbirimizi de seveceğiz. Seveceğiz, sevmeyi bileceğiz. İşte Hazreti Mevla’nın derdi, tasası, gayreti budur. Ey insanlar diyor, önce Allah’ı sevin, sonradan da O sizi yarattı diye birbirinizi sevin.
Mesnevinin özeti budur. Bu bizim mesnevimiz diyor, tevhid dükkanıdır. Burada birden başka bir şey yoktur diyor. Eğer görürseniz, iki görürseniz birini yok edin diyor. O şirktir, onu o putu kırın diyor. İzin de veriyor. Ben yani yanlış bir şey söylemiştim, yahut yanlış bir şey görüyorsanız, onu yok edin diyor. Böyle. Çünkü diyor, bizim derdimiz tevhid,
birlik, beraberlik, bütünlük. Evet, şaşılıktan bahsediyoruz. İşte onun için diyorum, biz her şeyi şaşı görüyoruz. Şaşı çırak. O iki şişeden hangisini getireyim dedi. Usta o şişeyi getir dedi. Rabb’taki şişeyi getir diyor. Çırak da diyor ki, orada iki tane şişe var, hangisini getireyim diyor. Zaten birisini alsa, ötekini de almış olacak.
Böyle. İyice anlat dedi. Usta o iki şişe değildir. Şaşılığı bırak, fazla görücü olma dedi. Şaşı çırak, usta beni tektir etme deyince, ustası o iki şişeden birini kır emrini verdi. Çırak şişelerden birini kırınca, ikisi de kırıldı. Gözünün önünde kayboldu. İnsan, neyil ve gazap dolayısıyla şaşı olur. Öfke ve temayül. Yani görmek istediğini görür, görmek istemediğini görmek istemez. Böylece şaşı gibi hareket eder. Bizim şaşılık gözümüzde değil, beynimizde. Onu da söyleyelim. Onu anlatmaya çalışıyoruz. Şişe birdir, lakin çırakın gözüne iki görünüyordu.
Birini kırınca, öbürü de kırılmış oldu. Gazap ve şehvet gibi haller insanı şaşı yapar. Ve ruhun istikametini değiştirir. Öfke gelince, yani insan öfkenin baskısı altında kalınca,
hüner gizlenir, gönülden kalkan yüzlerce perde gözünüzün önüne serilir. Rıza ile bakan göz, hiçbir ayıp görmez. Lakin garazla bakan bir göz de, olanca kötülüklerin hepsini meydana çıkarır. İşte şey meşhurdur. Şaşının birisi doktora gitmiş.
Göz doktoruna selam vermiş, içeri girmiş. Efendim demiş, ben gözüm için geldim size deyince, hanginiz bana bakacaksınız demiş. İki tane görüyor tabii doktoru. Hanginiz bana bakacaksınız deyince, kapıda iki tane doktor birden karşısına çıkıyor. Deyince, doktor da üç görüyormuş.
Üçünüz de mi aynı hastalıktan şikayetçisiniz demiş. Yani üç görmek mümkün değil ama işte hikaye öyle anlatmıştı, hoca Allah rahmet eylesin. Üçünüz de mi şikayetçisiniz demiş. Doktor da üç görüyormuş. Öfkesine ve şehvetine hakim olan yiğit kişidir diyor.
Peygamber Efendimiz hadiste. Öfkesine ve şehvetine hakim olan yiğit kişi, yiğit ona denir diyor. Öfke geldiği zaman öfkesine hakim olabiliyorsa, şehvetine hakim olabiliyorsa işte şey bilmiyorum burada söyledim mi, şeyin Sufyan-ı Sevri Hazretleri var. Davud-u Tayyinin talebesidir. Ebu Hanife’nin talebesinin talebesi oluyor yani. Sufyan-ı Sevri Rabiat-ul Adeviyye ile çok yakın dost sık sık ziyaretine gidiyor. Rabiat-ul Adeviyye hatta evlenme teklifleri var. Benim diyor artık dünya ile falanla işim yok. Biz kendimizi ibadete verdik, Allah’a verdik diyor. Ama sen arasına gel diyor. Bir defasında Sufyan-ı Sevri diyor ki kadınlarda bir akıl dokuz tane nefis var. Erkeklerde de dokuz akıl bir tane nefis var. Rabiat-ul Adeviyye demiş Allah Allah demiş. Biz bir küçük aklımızla dokuz tane nefsimize hakim olabiliyoruz.
Siz dokuz tane aklınızla nefsinize hakim olamıyorsunuz demiş. Evet böyle adamı böyle vururlar işte. İşte bu Rabiat-ul Adeviyye böyledir. Çok şey muhteşem bir şey. Onu hayatını okumak lazım. Bilhassa hanımlara. Dördüncü kızdı, dördüncü kızdır.
Rabia oradan işte. Bir de bizim Tayyip Bey’in Rabiası var ya. O da dört, dört diyor dört böyle. Allah. Kadı, kalbinde rüşvet almaya karar verince zalimi zavallı yapar. Zavallı şey, zalimi evet zavallı yapar.
Mazlumu da şey yapar. Mağdur eder. Öyleymiş gibi gösterir. Yani zalimi mazlum, mazlumu zalim gösterir diyor. Eğer rüşvet almaya karar verdiyse. Yahudi de öyle yaparmış. Birini dövdüğü zaman vurma bre. Vurma acıtıyorsun. Çok gün de beni dövme falan diye bağırırmış.
Dışarıdaki şahitler lehine şahitlik etsin diye. Böyle işte. Yahudi öyledir. Yani, ha biz bunun sesini duyduk. Budur şikayet eden. Hem vuruyor, dövüyor çocuğu. O da kendisi dayak yemiş gibi dışarıya sesleniyor. Yalnız şeyi bizim şeyi dolandırmış bir Yahudi meşhur. Fransız Yahudisi, İsrail şeyi bilmem ne. Dışişleri bakanının maskesine takılmış. Onun diliyle. Evet dört milyar. Şey. Euro. Az para değil. Şeyi. Can kıracı, can kıracı. Allah yardımcısı olsun. Ötekilerde şeylerde işte. Bizi emekli kadınları, dul kadınları gelip şey ediyordu. Evine haciz gelecek ne kadar para var. Onu ver biz saklayalım falan. Şey olmasın falan. Evde bir şey bulundurma. Bana da açtılar. İki defa üç. Üç defa açtılar. Yahu dediler sen nasıl profesörsün be. Böyle kapattı. Tabii bizim kızı aramışlar. Fakir, yaşlı, fakir, zengin falan demiyorlar. Kimden ne koparırlarsa. Her taraf soyguncu, sahtekâr da oldu.
Evet. Yahudi hükümdar çıfıtlık kiniyle o kadar şaşı oldu ki. Aman ya Rabbi sana sığınırız. Onun şerrinden. Ben Musa dininin hamisi ve yardımcısıyım dedi. Yüz binlerce mazlumini öldürttü. Evet. Yahudi hükümdarın.
Var mı? Sapık ve hileci bir veziri vardı ki hile ile suyun üstüne düğüm vururdu. Suyu düğümlerdi diyor. O kadar hileciydi diyor. Bu vezir dedi ki Hristiyanlar canlarını kurtarmak için dinlerini hükümdardan gizlerler. Onları öldürme ki. Öldürmenin faydası yoktur. Din misk ve ödehacı değildir ki kokusunu alasın. Ondan dolayı onun kimin dindar kimin dinsiz olduğunu anlayabilesin dedi. Yok böyle bir şey dedi. Hükümdar vezire sordu ki o halde ne tedbir alalım?
Bu hilenin bu yalanın yani iseviliğin yayılmasına yani Hristiyanlığın yayılmasına nasıl mani olacağız? Sen bir çare söyle dedi vezirine. Ta ki dünyada Nasraniliğin ilan eden yahut gizli din kullanan bir Hristiyan kalmasın. Biz bu Hristiyanların kökünü nasıl kuruturuz? Buna bir şey ver dedi. Bir çare söyle.
Vezir dedi ki Şahım kulağımı ve elimi kestir ve acı bir hüküm ile burnumu ve dudağımı yardır. Ondan sonra beni darahacının altına getir. O sırada bir şefaatçi çıksın ve senden benim affımı dilesin. Ve bunu niye yaptın? Şöyle.
Ben de Hristiyan olmuş olayım. O cezayı alayım. Beni idam sahbasının altına kadar götür. Ki orada sana yalvarsınlar beni orada affet falan. Benim Hristiyan olduğuma ve ölümden döndüğüme herkes inansın ki ben onların başına geçeyim. Onları dinden nasıl çıkaracaklarını şimdi böyle planlıyorlar.
Ondan sonra beni yanından uzaklaştır ve uzak bir şehre sürgün et. Yani idam cezası verme sürgün cezası ver. Hristiyanlar arasında şer ve fitne çıkarmayı bileğim diyor. Şimdi bu adam sürgüne gidince tabi bütün Hristiyanlar ah bu da bizden diyerek onun peşine düştüler. Bu hikaye işte ondan sonra Hristiyanlığın nasıl bozulduğunu anlatmaya çalışıyor.
Bu sadece Hristiyanlığın bozulması meselesi değil. Bir kitleyi evvela inandıracaksın. Bu bizdendir diye. Bir şeyi parlatacaksın yücelteceksin ki insanlar onun peşine düştün. Durup dururken olmaz. Senelerce uğraştılar. Benim bir dikil ağacım yok diyor. Sonradan öğreniyoruz. 150 milyar dolarlık bir sermayenin yöneticisi. Dikil ağacın yok ama bütün şey… Rahmetli İbrahim Bodur’un evindeyiz. Orada her perşeme Kur’an okunur. Arasıyla ben de giderdim. İsterdi yani daha doğrusu. Sen de gel falan derler. Her zaman gidemiyoruz tabi. Gittik bir gün konuşuyor işte böyle şeyler oluyor diye. Dedim vallahi bu layıkçılar, bu Atatürkçü geçinen bu layıkçılar devleti soyuyorlar. Müslümanların başındakileri de milleti soyuyorlar dedi. Devlet imkanlarını hep onlar kullanacaklar.
Bu dediğim 1900, işte 85-90’lı yıllardı. Daha böyle olaylar olmamıştı. Yoktu yani dediğim yani 25 sene önceki hikaye. Zaten İbrahim Bey ve Fatih Ali 5 sene oldu. Allah rahmet eylesin. Benim gözüm önümde geldiler efendim. Türkçe şeyi var.
Adamları geldi. Türkçe festivali var işte o gösterişli bayramlar falan yapıyorlardı. Zenci çocuklarını getirip burada şiir okutuyorlardı falan. İstiklal marşı da şuna bunun. Sonra da biraz paraya ihtiyacımız var. Açık kaldık bu festivali yapmak için falan deyince. İbrahim Bey dedi ki ne kadar açığınız var dedi. İşte 150 bin lira. Benim özümde. Çek ki yazdı verdi. Açık çek. Böyle. Soydular millet. Gülerek de soyarsan soyarsın ağlayarak da soyarsın. Bir kısmı ağlayarak soyar bir kısmı gülerek soyar. Bir de Çingene hikayesi var onu da haftaya anlatırım size. Neyse anlatayım şimdi.
Tamam o zaman. Adam Çingene Çelibaşı’na gitmiş çocuk genç. Demiş ki efendim ben dilenci olmak istiyorum sen bana bu işi sırlar sırlarını öğret. Ne yapmam lazım? Git başımdan demiş benim işim çok falan. Kovmuş çocuğu. Ama çocuğun gönlünde de dilenmek var.
Gitmiş tekrar Çelibaşı’na demiş efendim ben bu işten vazgeçemem. Uykularıma giriyor. Rüyalarıma giriyor. Ne olur bana bunun sırrını öğret. Bunun püf noktası nedir falan. Yine kovmuş. İşte iki üç ay sonra tekrar gitmiyor. Efendim dayanamıyorum demiş artık. Ne olur? Elin ayağını öpüyorum. Kurbanım olayım. Başlamış hüngür hüngür ağlamaya. Sen bana bu işi öğret. Demiş ya işte şimdi benden ne istiyorsan böyle isteyeceksin demiş. Ağlayarak, şıkırarak, dua ederek, yalvararak, yakalarak öğreneceksin demiş. Sen demiş bu işi öğrendin. Sonra hamama gitmişler. Ha peki demiş bak. Kişi farkı gözetmeyeceksin. Zengin, fakir, güzel giyinmiş kadın, erkek, çoluk, çocuk falan değil mi?
Her önüne gelenden isteyeceksin demiş. İkincisi zaman tanımayacaksın demiş. Sabah namazı, akşam namazı, gece, gündüz, ikindi. Bir de demiş yer tanımayacaksın. Cami kapısında, hamam kapısında, kuşla kapısında, bilmem okul kapısında. Her yerde isteyeceksin, her zaman isteyeceksin, herkesten isteyeceksin. Gayet güzel.
Sen demiş bu işle başarılırsan sana kızımı vereceğim demiş. Bakmış ki büyük kabiliyet. Hamama gitmişler. Kayınpeder adayı ile damat adayı beraber girmişler. Tam göbek taşında ikisi de çırıl çıplak. Efendim ne olur Allah rızası için demiş. Ulan demiş benden de mi isteyeceksin?
Ama efendim demiş siz herkesten isteyeceksiniz demiş. Fark gözetmeyeceksiniz. Tabi sizden de isteyeceğim demiş. Ulan demiş burada olur mu? Hamamda çırılır çıplak. Ne cüzdan var ne şu var ne bu var. Olsun efendim demiş. Siz dediniz nerede olursa olsun isteyeceksin. Demiş ya bu gece vakti hamamda şimdi yıkanıyoruz falan. Siz dediniz demiş zamanı gözetmeyeceksin. Yer tanımayacaksın, seçmeyeceksin, zaman seçmeyeceksin.
Kişi seçmeyeceksin. Demiş tamam sen bu işin tam şey oldu. Yani kompetanı oldun. Bundan sonra serbetsin istediğin yerde dilenirsin. Bizi böyle yaptılar. Böyle. Yer zaman zengin fakir demediler. Soy soyabildiğin kadar. İşte bu kadar futperest varken diyor bir kaç tane fut bulunur diyor.
Bu kadar soyulmaya meraklı bu kadar böyle merhametli bir millet varken. Soyanlar bulunur efendim. Soyguncular bulunur. Allah şerlerinden, fitnelerinden, fesatlarından muhafaza eylesin. Allah dinimizi korusun. Onların hilelerinden, şerlerinden, kötülüklerinden uzak tutsun. Herkesi, hepimizi, memleketimizi, milletimizi hep fitne üzerine kurulu bir dünyada yaşıyoruz. Tuzak ve fitne üzerine kurulu bir dünya. Onun için çok dikkatli olmak lazım. Allah bize basiret ihsan eylesin. Bizi yönetenlere de basiret ihsan eylesin. Evet. Allah Allah eyvallah. Vakti şerif hayrola.
Hayırlar fethola. Şerler defola. Niyazımız indi ilahide makbul ola. Allahu zülcelal ismizatının nuruyla. Kalplerimiz pür nur kula. Demler safalar ziyade ola. Dem Hazreti Mevlana, sırrı Cenabı Şemsi Tebrizî, kerem Hazreti İmam Ali,
Şefaat Muhammedin, Nebi’l-Ummi, Rahmeten Lil-Alameen, Hüdiyelim, Hü. Eyvallah.
Hayırlı akşamlar, hayırlı günler, hayırlı geceler sağ olun.