"Enter"a basıp içeriğe geçin

Es-Semî ve El-Basîr İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 18.Bölüm

Es-Semî ve El-Basîr İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 18.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=KBhrgQNgNf0.

Wel losing your love Ba te dide Can you tell me Love?…
Hayırlı günler değerli izleyenlerimiz. Esmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Bir düşüncenin fısıltıyla, yüksek sesle söylenmesi ya da hiç söylenmeyip gizlenmesi fark eder mi vücudu yaratan için? Yaptığımız şey bir kayanın içinde saklansa ya da göklerde bulunsa büyüklük ve küçüklük, yakınlık ve uzaklık, aydınlık ve karanlık gibi sıfatların, şartların
varlığı fark eder mi alemlerin Rabbi için? Zira O mutlak kemai sahibidir. Biz de bugün Es-Semi ve El-Basir esmasını tefekkür ederek bu hususlara daha iyi kavrayacağız inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Teşekkür ediyorum Canan Hocam. Nasılsınız hocam? Elhamdülillah. İşiten gören Rabbimize hamdolsun. Hamdolsun hocam. Hocam bugün Rabbimizin Es-Semi ve El-Basir esmasını inşallah tefekkür edeceğiz.
Kıymetli paylaşımlarınızla dinleyeceğiz. Bu isimlerimizin esmamızın anlamıyla başlasak hocam neler söylemek istersiniz? Aslında hepimizin hayatında çok sıklıkla kullandığı ve belki de Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden en çok bilinen ikisi Rabbimizin işiten ve gören olduğu. Es-Semi Rabbimizin her şeyi en ince ayrıntısına kadar işitiyor olduğunu belirten ismi.
Ama Es-Semi isminin iki anlamı daha var. Sadece işiten değil aynı zamanda işittiren yani duyuran insanların duymasını sağlayan anlamı var. Bir de dualara cevap veren kendisine yalvarıldığı zaman kendisine seslenmek ve niyaz etmek durumu hasıl olduğu zaman buna yanıt veren anlamı var. Dolayısıyla Rabbimizin işitmesi sadece kendisinin eşsiz benzersiz bir şekilde her şeyi duyması değil hem bize de duyma imkanı vermesi hem de bizim ona seslenip de yakarışta bulunup elimizi açıp da duada bulunup sesimizi yükselttiğimizde ya da dediğiniz gibi fısıldayarak ağlayarak yalvardığımızda bizi işitiyor ve cevap veriyor olması gibi anlam bütünlüklerine sahip.
Basir ise Allah-u Teala’nın görmesi anlamına geliyor. Tabii ki her şeyi görmesi. Hiç aydınlık karanlık fark etmeksizin. Dün, bugün, yarın fark etmeksizin. Göz gibi, ışık gibi herhangi bir araca, herhangi bir vasıtaya ihtiyaç duymaksızın. Her şeyi eksiksiz ve mükemmel bir şekilde görüyor olması.
Basir isminin bir diğer anlamı da o gördüğü her şeyin anlamını da biliyor olması. Neden öyle olduğunu bütün incelikleriyle haberdar olarak Rabbimizin bir bütün olarak geçmişiyle, geleceğiyle olan biteni sadece görmek değil, neden öyle olduğu ile ilgili bilgi sahibi de olması.
Onun için Allah-u Teala’nın Habir ismi, haberdar olan her şeyden bilgisi olan ismi, Semiyan ve Basir ismiyle beraber kullanılıyor sıklıkla. Allah-u Teala’nın ona gizli olan hiçbir şey olmadığı, gizli kalan farkına varmadığı, ya da uyuklayarak, haşa ya da dinlenmeye çekilerek bir an bile olsa dünyadan habersiz kalmadığı,
Ayet-el Kürsi’de de okuyoruz biliyorsunuz. Bizi ayetlerde belirtiliyor. Ayet-el Kürsi, Bismillah, La te’hudhu sinetuhu ala’lum. Ona uyuklamak ya da uykuya dalmak gibi durumlar kesinlikle söz konusu olmaz. O daima haydır, diridir ve her şeyden haberdardır, diyen ayetler. Aslında Semiyan ve Basir isimleriyle çok alakalı Allah-u Teala’nın görmesi ve işitmesi de haberdar olması ile beraber anlatılıyor Kuran-ı Kerim’de. Hocam, Kuran-ı Kerim’de iki ayette de malumunuz olduğu üzere, Semiyudu’a, duayı işiten kabul eden olduğunu ifade etmiş Rabbimiz. Peki, duanın adabı nasıl olmalıdır ki bu yüce makama ulaşmak nasip olsun bizlere? Aslında dua, az önce de söylediğim gibi kulun Allah’la konuşmasıdır. Allah-u Teala’ya yakarışta bulunmasıdır. İçinden geldiğince ve kendi diliyle dili döndüğünce Allah’tan dilekte ve istekte bulunması halini ona arz etmesidir. Bu bazen çok sessiz olabilir, hatta bazen hiç ses çıkartmadan yürekten olabilir.
Aklımızdan geçebilir dualarımız ya da bazen de böyle yalvara, yakara ellerimizi açarak yüksek sesle. Nasıl olursa olsun Allah-u Teala kendisine ulaşan ve kendisiyle iletişim kurmak için çabalayan bu kulunun sesini ve niyazını mutlaka işitir.
Dolayısıyla Allah’ın Es-Semiya ismi aynı zamanda duaları işiten, talepleri, ihtiyaçları bilen ve cevap veren anlamına gelir. Peygamber Efendimizin bir duası şöyledir, Allah’ım huşudu duymayan kalpten ve işitilmeyen duadan sana sığınırım.
İşitilmeyen dediği orada senin tarafından cevaplanmayan, senin tarafından kabul görmeyen duadan sana sığınırım. Dolayısıyla Allah’ın duayı işitmesi, onu kabul edecek olması ile çok ilintili, çok alakalıdır. Duanın adabında da tam olarak bu vardır ve Peygamber Efendimiz dua ettim ettim de kabul olmadı demedikçe Allah duanızı kabul eder, buyurur. Yani ümitsiz olmamak, Cenab-ı Hakk’ın bir şekilde mutlaka o duanın karşılığını vereceği, bazen istediğimiz şeyi vermese de, istediğimiz şey bizim için hayırlı olmadığı için onu vermese de ya da bazen ertelese de mutlaka duamızın karşılığı bir iyilik ile bizi ödüllendireceği. Dünyada değilse ahirette ama kendine yalvaran kulun, ondan iyilik isteyen, hayır isteyen, bağışlanma isteyen, yardım isteyen kulun, niyazın hiçbir şekilde boş çevirmeyeceği ümidi ile dua etmek gerekir. Duanın adabında bencili olmamak vardır. Sadece kendim için ya Rabbi bana ver bana ver gibi değil, bütün ümmeti Muhammed için, bütün insanlık için, sevdiklerimiz anne babamız için Hz. İbrahim’in dualarını bilebiliyorsunuz ve diğer bütün müminler için geniş dua etmek çok önemlidir. Duanın belli vakitlerde daha müstehcap olduğunu işte Arife gününde bir namazın hemen arkasında, ezanla kamet arasında duaların abdestliyken, kıbleye dönmüşken daha makbul olduğuyla ilgili Peygamberimizin yönlendirmeleri vardır
ama duanın esas önemli olan ihlasla, samimiyetle, Rabbimizin rızasını kazanarak o istediğimiz şeyin bizi Rabbimizin rızasına ulaştırmasını hedefleyerek edilmesi çok önemlidir.
Bir duanın adabında ve bu müstehcap olmasında yani işitilen bir dua olmasında ben bu samimiyeti, ihlası ve Allah’tan bir şey isterken O’nun bizi Allah’ın rızasına bir adım daha yaklaştıracak olmasını çok önemsiyorum. Onun dışında dünyalık şeyler isteyebiliriz birtakım ihtiyaçlarımızı, darda kalan insan hastalıkta sağlık ister, parasızlıkta, iflasta borçlarını ödemek için para ister, evlat ister öyle değil mi? Daha iyi bir ev isteyebilir, daha iyi imkanlarda yaşamak bu insanın günük hayatında gayet doğaldır ama bunları isterken bunlarla daha iyi bir kul olup Allah’a daha çok ve daha güzel ibadet edebilme gayesi varsa
o dua çok daha değerlidir ve işte orada Allah’ın Es-Samiya ismi, duayı işiten ve cevap veren ismi devreye girmektedir. Hocam sizin de ifade ettiğiniz gibi Rabbimiz bizi her yerde görüyor, her halimizi biliyor. Bu sanki bu durum bizi biraz ihsan mertebesine yaklaştırıyor. Peki ihsan nedir? Kuran-ı Kerim’de muhsinlerin özellikleri bize nasıl aktarılmıştır?
Tabi bu Allah-u Teala’nın işiten olması ve gören olması kulun kendisine çekidüzen vermesini ve her an Allah-u Teala’nın kontrolü altında olduğunu fark etmesini beraberinde getiriyor. Allah-u Teala’nın bir ismi de El-Raqqib’dir, gören gözeten kontrol eden demek.
Ve insan nasıl toplum içerisinde birisi kendisini görüyorsa daha düzgün davranmaya başlıyorsa ya da biri işitiyorsa daha doğru cümlelerle daha düzgün konuşmaya gayret ediyorsa hatta sevdiği birisinin yanında daha düzgün konuşmaya, daha kibar konuşmaya, dürüst olmaya daha çok etna gösteriyorsa sevdiği birisinin yanında davranışlarını, nezaketini, merhametini daha çok öne çıkartıyorsa
burada kul ile Allah arasındaki sevgide o en sevdiğimiz, o biricik Rabbimizin huzurunda O’nun gördüğü ve O’nun işittiği her halimizin O’nun tarafından takip edildiği bilinciyle hareket etmek çok daha önem arz ediyor. Hiç kimsenin bizi görmediği yerde bile O görüyor. Kimse duymadığı anda bile O duyuyor. Ve O’nu ne kadar çok seviyorsak O’nun karşısında o kadar kendimize dikkat etmeye ihtiyacı hissediyoruz. Burada sizin söylediğiniz bu ihsan mertebesinin çok kritik bir eşik olduğunu söyleyebiliriz.
İnsanın kendisi Allah’ı görmese de Allah’ın onu gördüğünü bilerek davranması ihsan olarak adlandırılıyor. Biz Rabbimizin vahyini okuyoruz, Kuran-ı Kerim’i okuyoruz, Rabbimizin kelamını, sözünü okuyoruz. Ama Rabbimizi işitmedik. Biz Rabbimizi görmüyoruz da gözler onu göremez. Peki O bizi görüyor mu? Evet. Ben onu göremezsem de O’nun beni gördüğünü, ben O’nu duyamasam da O’nun beni duyduğunu bilerek yaşamak aslında öncelikle insana çok büyük bir güven duygusu, çok büyük bir emniyet hissi aşılıyor. Diğer taraftan da az önce dediğim gibi çok sevdiği, kendisi için çok değerli olan ve asla O’nun gözüne değer kaybetmek istemediği birisinin yanında
nasıl itinalı davranırsak Cenab-ı Hakk’ı da o aşkla, o muhabbetle, o bağlılıkla bizi görüp gözetlediği ve duyduğu için davranışlarımızı ona göre şekillendirmek adına aklımızdan çıkarmamak gerekiyor. İhsan dediğimiz şey insanın her haliyle iyi olması demek aslında.
Ve bu her haliyle iyilik hiç kimsenin görmediği zamanları da kapsıyor. Kimsenin görmediği yerde işte dört duvar sıra örtüsü deriz mesela ev içerisinde. Dışarıda son derece zarif, son derece kibar, hoşgörülü, affedici bir insan evin içinde eşine karşı nasıl olsa kimse görmüyor, şurada baş başayız deyip kabalaşıyorsa, saygısızlaşıyorsa, şiddete başvuruyorsa, zalimleşiyorsa, vicdansızlaşıyorsa, fırtınalar estiriyorsa, o insan Allah’ın kendisini gördüğünü unutuyor demektir. Nasıl olsa burada hiç kimse bizi görmüyor, hiç kimse bize hesap soramaz. Polis yok, kanun yok, jandarma yok, hakim yok, hoca yok, annem yok, müdür yok gibi nasıl olsa bir gören yok deyip de zulmediyorsa,
kötü söz söylüyorsa ya da kötü davranış günaha giriyorsa Allah’ın kendisini gördüğünü ve işittiğini unutuyor demektir. O zaman işte henüz ihsan mertebesine gelememiş anlamına gelir. Çünkü ihsan sahibi olan muhsinler dediğimiz Kur’an-ı Kerim’de insanlar her halinde iyilik yapmaya çalışan, kimse görmese de kimse onu alkışlamayacaksa da,
kimse bravo, helal olsun demeyecekse de, kimseden takdir toplayamayacaksa da, hatta bazılarının tenkidini alacaksa da sırf Allah’ın hoşuna gidecek diye Allah razı olsun, o görüyor, o biliyor diye iyi davranan insana biz muhsin diyoruz. Ve orada ben görmesem de o beni görüyor hissi, Allah’la bağımızın sürekliliğini sağlıyor. Bir şekilde ben görmüyorum, o da beni görmüyor deyip de sırtını dönen sanki Allah onu hiç işitmiyormuş, Allah onu hiç görmüyormuşcasına sorumsuz davranan, inkar eden, kötülük peşinde koşan insan aslında kendini aldatıyor. Sen görmesen de o seni görüyor kısmını unutuyor. Bu ihsan mertebesinde devamlı hatırlanarak, akılda tutularak
Allah’la bağımızın da sürekliliğini sağlayacak bir durum. Onun için de biz Peygamber Efendimizin mesela bir hadis-i şerifinde şunu görüyoruz, Hayber gazvesinden dönerken, Ashab-ı Kiram yolculuk esnasında böyle bir tepeye doğru tırmandıklarında, sanki bir yükselişe geçtiklerinde Hayber’den de Coşku ile ta bir zaferle dönüyorlar, yüksek sesle bağırarak tekbirler getiriyorlar filan.
Onları duyduğu an Peygamberimiz hemen yanlarına geliyor diyor ki kendinize gelin. Siz sahır birisine ya da sizden çok uzakta birisine seslenmiyorsunuz. Şimdi onlar Allahu Ekber Allahu Ekber diyerek tekbir getirip Allah’a sesleniyorlar ama Peygamberimiz diyor ki kendinize gelin. Siz sahır birisine seslenmiyorsunuz, sizden uzakta olan birine de seslenmiyorsunuz. Aksine siz işiten, gören ve çok yakın birine sesleniyorsunuz.
Orada Kareyb ismini kullanıyor Allah’ın. Diyor ki, Semiyye, Basıyye ve Kareyb çok yakın olan. Onun için biz biliyoruz ki Allah’ın nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım. Bize çok yakın. Hatta Kuran’ın ifadesiyle şah damarımızdan daha yakın. Bu kadar yanı başımızda. Dolayısıyla onun o yakınlığı, haberdar oluşu bize güven vermeli. Bizim onunla bağımızı devamlı tazelediği için de bizi yanlıştan koruyan, hatadan koruyan, bizi her an tabir caizse sınırlandıran ve kırmızı çizgilere basmamamız için akıllandıran bir bilgi olmalı. Allah’ın Semiyye, Basıyye ve Kareyb olduğunu unutmamalıyız.
Hocam, Rabbimizin esmasını konuştukça aslında çocukların Allah tasavvurunu doğru oluşturmaları için onlara bu konuda ne kadar çok anlatımda bulunmamız gerektiği de sanki karşımıza çıkıyor. Peki çocuğun doğru bir Allah tasavvuru kurabilmesi için o minik dünyasında, Es-Sami ve El-Basir isimlerin önemi nedir? Ve anne babanın bu konuda çocuğunda, çocuğuna doğru bir Allah tasavvuru aşılamak için üssü bu tekniği ne olmalıdır?
Elbette çocukların Esma Hüsnâ ile tanışması 4-6 yaş civarında oluyor. Ve dış kontrol dediğimiz, dış disiplin dediğimiz, dışarıdan eğer yönetilmiyorsa kontrolü kaybeden çocuk tipi çok tehlikeli.
Burada anne babalarda onların olduğu yerde doğru davranan ama onlar olmadığı zaman kontrolünü kaybeden dolayısıyla iç kontrolünü, iç disiplinini geliştirememiş çocuklar yetiştirme korkusu olabilir. Ve bu haklı bir korkudur. Çünkü eğer siz çocuğu sadece dışarıdan disiplin etmeye çalışır
ve gözüm üzerinde modunda her an yaptıklarının hesabını kesmeye hazırım, şeklinde parmak sallarsanız çocuk siz olmadığınız zaman kendi kendini kontrol etme, iç disiplini gelişmediği için sorumluluk sende demediğiniz için, ben görmesem de sen en iyi ve en doğruyu yaparsın, sana güveniyorum demediğiniz için hata eder.
Öyle evlatlar var ki, öyle gençler var ki üniversite hayatında dağılıyor. Niye? Çünkü lise hayatı boyunca evden çıkmıyor, anne ve babanın, öğretmen ve müdürün gözetimi devamlı üstünde. Fakat o süreçlerde çocuğa, biz olmadığımız yerde de Allah’la baş başasın, o seni görüyor, en doğrusunu en iyisini yapmanı bekliyor ve mutlaka iyi yaptığında seni ödüllendirecek.
Ama hata yaparsan yanlış yaparsan bunun hem dünyanın hem ahiretin için kötü sonuçları olacaktır ve buna yine sen katlanacaksın, sorumluluk sende demedikleri için, çocuk üniversite hayatına geldiğinde anne babadan evden çıkıp müdür kontrolünden, öğretmen kontrolünden çıkıp da tırnak içinde özgür bir hayata düştüğünde kendini kontrol edemediği için sınırlara uyamayarak
sınır aşımında ve ciddi hatalarda bulunabiliyor. Onun için burada aslında çocuklara çok küçük yaştan itibaren korkutucu bir dille değil, teşvik edici ve ümit verici ve güven aşılayıcı bir dille Allah’ın onu gördüğü ve duyduğu anlatılmalı. Şimdi Allah seni görüyor, yaptıkların hepsini tek tek hesabını vereceksin gibi parmak sallayarak bunu söylemek.
Aslında çocuğun Allah’ın her şeyi görmesiyle ilgili durumu bir risk olarak bir tehlike olarak algılamasına sebep olacaktır. Halbuki sen hiç merak etme Allah seni görüyor, Allah seni ihtiyaçlarını biliyor, Allah seni koruyor. Her türlü kötülükten O seni muhafaza edecek, sen O’nasın, sen O’na yalvar. Allah seni görüyor, senin iyi niyetli olduğunu biliyor, senin davranışlarının gerçek sebeplerini
ve bu iyi niyetinin de ödüllerini O yarın sana verecek, gösterecek gibi Allah’ın görmesinin muhteşem bir güç, eşsiz bir adalet ve merhamet kaynağı benim arkamda beni görüyor ve beni destekliyor şeklinde çocuğa güven verici şekilde anlatılması lazım. Aynı şekilde Allah’ın esemi işiten isminin de, ben duymayabilirim, internette dolaşıyorsun, elinde sosyal medya ile ilgili pek çok bağlantı, telefon var bir lise öğrencisine mesela ya da bir ortaokul öğrenci, ben fark etmeyebilirim, yalan söylemiş olabilirsin, öğretmenin işitmeyebilir ama Allah işitiyor, bunun kötü sonuçlarıyla yarın karşılaştığın zaman hem sen üzüleceksin hem Allah üzülecek. Dolayısıyla bir şekilde sen Allah’ın işittiğini ve iyi olan, doğru olan her şey için seni ödüllendireceğini ve onu seni dualarını kabul edecek şekilde de devamlı duyduğunu unutmayasın. Hiçbir zaman yalnız değilsin, yardımsız değilsin, hiçbir zaman Allah Teala seni yapayalnız desteksiz bırakmayacak, O işitir. Kimse sesini duymasa O duyar, sen ona güven gibi bir şekilde bunları umut verici olarak çocuğa kendi sorumluluğun sende ve sen ben sana öğrettim haram nedir, helal nedir, kırmızı çizgi nereden başlar, sen bana dikkat edecek kadar akıllısın, sana güveniyorum mesajıyla bunu da Allah Teala’ya olan imanı, sevgisi ve onun her an görüp gözetip yanı başında olduğu
bilgisiyle birleştirerek öğretmekte fayda var. Hocam, peki Es-Semi ve El-Vasir esmasının bizim ahlakımızdaki tecellisi neler olmalıdır? Biz şimdi az önce dediğimiz gibi Allah Teala’nın bizi her an görüp gözettiğini bilecek yaşta Müslümanlarız, müminleriz ve yetişkinleriz.
Dolayısıyla yapıp ettiklerimizin, kararlarımızın, planlarımızın, geleceğe dair davranışlarımızın, bugünkü tutumlarımızın her birinin Allah Teala tarafından değerlendirildiğini ve bunların ahirette bir karşılığı olacağını, çok ince bir hesabın işlediğini farkına vararak davranmamız lazım.
Beni burada nasıl olsa hiç kimse görmüyor, diyeceğimiz hiçbir alan yok, beni nasıl olsa kimse duymuyor, diyeceğimiz hiçbir nokta, durum, hal, alan yok. Dolayısıyla biz Allah Teala’nın duyuyor ve görüyor olmasından mutluluk duyarak, bundan güven alarak, buna tevekkül ederek, yaslanarak hayatımızı güzelleştirmeye ve günahtan kaçınmaya çalışmalıyız bu bir.
İkincisi, Allah Teala’nın sadece duyan değil, Semih isminde de Basir isminde de bu anlamlar var, duyuran, işittiren, gördüren, görmemizi sağlayan olduğunu da fark etmemiz lazım. Biz insanlar kulak sayesinde duyarız, göz sayesinde görürüz, birtakım imkanlarla, birtakım teknik hatta bugün donanımlarla bir şekilde daha iyi görmeyi, daha uzağı görmeyi, uzayı izlemeyi filan öyle değil mi hayatımızı dahil etmiş durumdayız. Ama bu fırsatın Allah tarafından verildiğini ve mutlaka bu yeteneğin iyiye kullanılması gerektiğini fark etmemiz lazım. Allah sana bu kulağı niye verdi, niye işittiriyor? Semih olan Allah sana işittiriyor, duyuruyor. Peki ne murad ediyor bununla? Kötüyü işitiyorsan, işittiğin kötü sözün peşine düşüyorsan, öyle değil mi? Kötüyü çoğaltıyorsan, işittiğin yalana, dolana, inkara, isyana, küfre, lanete, bedduaya iki desen ekleyerek toplumda yayılmasına izin veriyorsan
bu kulağın bırak hakkını ödemeyi aksine Allah’ın karşısında yarın hesabını veremezsin. Benzer şekilde Allah’ı Teala görür dedik, basır ve gördürür. Bizim görmemizi sağlar. Allah bu gözü sana ne verdi, niye verdi? Ve bu görme duyusu sayesinde ne üretiyorsun görerek?
Şer mi üretiyorsun, kötülük mü üretiyorsun? Görerek efendim iftira, hakaret mi yazıyorsun, öyle değil mi? Elinde telefon habire yazıyorsun, elinde telefon habire bakıyorsun. Neye bakıyorsun, ne yazıyorsun, ne üretiyorsun? Eğer günah yolunda Allah’ın asla razı olmayacağı işleri görerek bakarak ve göstererek başkalarına, öyle değil mi?
Kötülüğü yaygınlaştırıyorsan, Allah’ın sana verdiği göz gibi bir nimetin hakkını eda etmek şöyle dursun, hesabını asla veremeyeceksin demektir. Onun için bu Allah’ın el basır ve el semia isimlerini düşünürken bizim asla atlamamız gereken bir husus, bizi Allah’ın sonsuz ve sınırsız görür ve duyar.
Hani çok güzel bir örnek var ya böyle kapkaranlık, zifiri karanlık bir gecede simsiyah bir taşın üstündeki siyah karıncanın yürüyüşünü görür. O karıncanın ayak sesini duyar. Denizlerin derinliğinde minicik bir balık, yüzerken oluşturduğu o dalgalanmadan çıkan sesi ya da bir Yunus’un diğer Yunus’la konuşurken çıkardığı sesi cehennem vakı duyar.
Kuşların kanadının sesini duyar öyle değil mi? Kendi aralarındaki konuşmalarının anlamını bilir. Her birinin bugün nerede olduğunu yarın nerede olacağını bilir ve görür. Dolayısıyla Allah’ın Teala’ya gizli kalan hiçbir şey yok. Peki biz bunu hayatımızda bu gerçek üzerine düşünürsek ne yapacağız?
Ha gören, işiten senin de bu eşsiz görme ve işitme sonrası bir miktar görmene ve işitmene izin veren, sınırlı da olsa kısıtlı da olsa, bazı imkanlarla sana göz veren, kulak veren ve işitmeni görmeni sağlayan Allah acaba ne murad etti? Senden ne bekliyor? Bu yeteneklerin sayesinde nereye doğru yürümeni istiyor? Ne üretmeni istiyor?
Günün sonunda, ayın sonunda, yılın sonunda gözün seni hayır işlerine kazancamı sevk etmiş, iyilik mi biriktirmişsin yoksa gözünle daha çok günaha, kötülüğe ve insanları da şerre doğru mu yöneltmişsin? Bu açıdan baktığımız zaman Allah’ın Eshemiye ve El-Basir isimlerini sadece onun görmesiyle değil, bizim de görme ve işitmemizle beraber düşündüğümüz zaman çok daha bütüncül yaklaşmış olacağız. Elbette diğer taraftan Peygamber Efendimiz’in dualarında hep var, ”Ya Rabbi sen işitensin, bilensin, görensin.” Bu niyaz, bu yalvarış Allah’ım aciz kalabilirim. Kimseye derdimi anlatamayabilirim. Ne kadar uğraşsam da bir destek, bir yardım bulamayabilirim.
Ama şunu eminim ki sen her anı, her haliyle görüyor, işitiyor ve bunun gerçekliğinden haberdar olarak niye böyle olduğunu, en ince ayrıntısına kadar bu meselenin neden bu şekilde gerçekleştiğini bilerek benim yanımda duruyorsun. Dolayısıyla sen adilsin, doğru bir sonuca bunu ulaştır ve benim hak ettiğimi, benim gayretimi,
benim emeğimi karşılıksız bırakma diye niyaz etmek çok kıymetli. Bu bizim için çok büyük bir nimet. Acaba Allah’ı Teala’ya iman etmeyen, Allah’ı tanımayan, inkarcı, ateist bir zihin, kendisini devamlı gören, duyan ve destekleyen muhteşem bir gücün olduğunu farkına varmayan bir insan nasıl yaşıyor?
Ne kadar zavallı, zorluklar karşısında ne kadar çaresiz? Onu düşünmek lazım. Bizim elhamdülillah, gören ve işiten bir Rabbimiz var ve biz buna çok güveniyoruz. Kıymetli hocam, bu güzel sohbet için ve bu kıymetli bilgiler için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum Canan Hanım. Değerli izleyenlerimiz, bugün Rabbimizin gizli ve açık her şeyi mükemmel biçimde gören anlamındaki elbaseer ismini
ve her şeyi eksiksiz biçimde işiten, kullarının dua ve niyazlarını kabul eden anlamlarını ifade eden Es-Semiye ismini dinledik hocamızdan. Her halimizde ve anımızda, Rabbimizin huzurunda bulunduğumuz idrak ve şuuruyla,
bu rakabe haline ulaşma niyazıyla bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın efendim.
Ey Rabbimiz, ey Rabbimiz, ey Rabbimiz, ey Rabbimiz, ey Rabbimiz,

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir