"Enter"a basıp içeriğe geçin

Afrodit ve Ares’in yaralanması ve Diomedes — İlyada 5. Kitap

Afrodit ve Ares’in yaralanması ve Diomedes — İlyada 5. Kitap

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=cqDJDtwLpfM.

Beşinci kitabı şöyle yapacağız. Bundan sonra kitapları da böyle yapmayı planlıyorum. Ben bütün halini anlatacağım. Çünkü çok fazla notum var kenarda. Buraya tekrar döndüğümde yayın içinde beklemek zorunda kalıyoruz. Bunu yapmayacağım. Yani mesela şöyle göstereyim. Buraya böyle tek tek bakamayacağım. Çoğunuz zaten aklıma geliyor anlatırken de unuttuğum şeyler olursa diye bütününü anlatacağım kitabın. Ondan sonra diyeceğim ki ben notlarıma bakıyorum. Siz de sorularınızı yazın.
Korun ile alakalı sorular varsa onlara da döneceğiz. Şimdi beşinci kitap. İlgah’dan beşinci kitabındayız. Bir önceki kitabın sonundaki kısımla alakalı başlıyor kitap. Bir önceki kısımda Agamemnon savaş emri vermişti. Ve henüz savaşmaya çıkmamış olanları böyle baya fırçalamıştı filan. Retorin farklı yönlerini. Kimini överek, kimini fırçalayarak filan kamçılamaya çalışmıştı.
Diomedes’in de çıkmamasından dolayı onu böyle tahkir eder üslubla konuşmuştu. Diomedes’in babasından daha az yiğit olduğu ile ilgili bazı söylemlerde bulunmuştu. Diomedes’in yanındaki kişi savunuya geçtiğinde Diomedes hayro asası olan birisidir ve ona itaat etmemiz gerekir. Gibi bir savunma da bulmuştu. Bir söz de bulunmuştu. Yani ve asaya saygı, yöneticiye saygı gibi bir şeye bağlamaya çalışmıştı bunu. Beşinci kitap bununla başlıyor.
Baya böyle atraksiyonlu bir kitap. Beşinci kitap. İçinde Aphrodite ve Ares’in yaralanması konusu önemli Diomedes tarafından. Hani bir ölümsüzün ölümlü tarafından yaralanması olgusu üzerine yazılmış çizilmiş çok şey var. Onlardan da nispeten bahsetmeye çalışacağız. Şöyle başlayayım ben. Yani Diomedes savaşa katılmıştı dördüncü kitabın sonunda ve böyle aktif, iyi savaşıyordu. Oradan almış beşinci kitabın başına. Pallas Athena, Diomedes’e öyle bir güç ve atılganlık verdi ki çok şiddetli bir şekilde çarpışmaya başladı. Burada bir ilginç nokta. İki kişiyi öldürmesinden bahsediyordu Diomedes’in. Bunlar Hephaistos’un duacısı. Şimdi burada biraz anlamakta zorlandığım, benim anlamakta zorlandığım bir şey var. Hephaistos daha önceki kitaplarda konuştuk. Böyle komik tasvir edilen, topal, tanrılar arasında kendisiyle dalga geçilen filan bir profilde. Yani mesela Yunan insanı bir tanrıya dua edecek olsa bunu neye göre seçiyordu? Mesela niye Hephaistos seçsin? Daha böyle sanki mitlerde veya anlatılarda daha karizmatik tanrı tasavvurları var. Mesela Apollon gibi filan. Acaba burada bir mesleki bağıntı gözetiliyor muydu? Yani burada tabii çok zorlamaya gitmek şey olmaz da. Hani ne bileyim bir adam demirci Hephaistos. Onun tanrısı mı oluyor? Burada tabii biraz da Hind’teki kasta açılan, tabii bu kadar keskin bir şey olmadığını biliyoruz Yunan’da ama. Oradan mülhem bir durum var mı acaba? Filan gibi şeyler aklıma geliyor. Çünkü siz o çağda yaşayan ortalama bir insan olsanız neden Hephaistos gibi bir şey düşünüyor insan? Benim aklıma geliyor en azından. Daha karizmatik bir profil olabilir gibi düşünüyor insan. Neyse, Diomedes Hephaistos’un duacısı dediği şahsın iki tane çocuğu var. Ve bunlardan birisini öldürüyor. Diğeri şu önemli. Diğeri ölen kardeşinin yanında kalmayı gözü tutmadı. O da kurtulamayacaktı kara ölümden. Yani birisi öldü. Diğeri onun şimdi Yunan’da bu savaş şeyinde çok önemli. Öldürdüğünüz adamı soyabiliyorsanız bu onu tahkir etmeniz anlamına da gelir. Şahınızı yüceltmeniz anlamına da gelir. Zaten ganimettir de. Bu bağlamda o ölünün terkedilmemesi onun arkadaşlarısından çok önemli bir oluldu. Burada onun kardeşi yanında kalmayı göze alamadı. Burada kitabın devamında da konuşacağız. Homer’in Turvalları sürekli aslında objektif bir bakışla, objektif görünen bir bakışla tahkir etmesi gibi bir durum var. Çünkü Turvallar yenilirken sürekli Yunan ahlakında çok daha düşük şanlı görünen şekilde yeniliyorlar. Mesela burada korktu diyor ve arkadaşını koruyamadı. Hephaistos korudu onu. Neyse ki yaşlı babaları girmesin diye acıya kapladı karanlıklara kurtardı onu. Yani ikincisini öldürmeden Hephaistos onu kurtardı. Ve bunun üzerine atlarını aldılar. Koca karanlı gemilere sürdüler yani ganimeti alabildiler. Bu esnada gök gözlü Atene, Ares’in elinden tuttu ve biz savaşa katılmayalım. Bırakalım savaşsınlar kendi aralarında.
Atene biliyorsunuz akaların tarafında anlaşma yaptılar. Aslında Ares’in de tarafı çok net değil. Bazen orada bazen burada gibi oluyor ki bununla konuşacağız ilerleyen bölümde. Şurası önemli hitapta. Atene Ares’e hitap ederken Ares biliyorsunuz Yunanlar’da savaş tanrısı. Atene’de aslında bir savaş tanrısı pozisyonu var algılanışında. Ama aralarında bir fark olmalı. Daha başka yazarlarda var yani antik çağda buna değinen yazarlar var. Mesela şöyle hitap ediyor. Ares insanların baş belası Ares. Ey kaleler yıkan elleri kanlı. Burada savaşı da hani simgelediği için Ares ona olumsuz bir hitaplaşı yapıyor. Başka yerlerde de var. Mesela aynı kitabın içerisinde Apollon da Ares’e hitap ederken ki orayı şık diye bulabilecek miyim diye düşünüyorum şu an. Evet şurada.
455. epitette Apollon Ares’e şöyle hitap ediyor. Ares insanların baş belası Ares. Ey kaleler yıkan elleri kanlı. Gidecek şu savaştan şu adama. Yani hitap hep olumsuz aslında Ares’e yönelik. Şurada mesela gene Zeus’un Ares’e hitabına baktığımızda. Ares yaralandıktan sonra Zeus’un yanına çıkıyor ve ona şikayette bulunuyor. Şöyle diyor Zeus. Yan yana baktı ona ve dedi ki böyle ağlaşıp durma dizimin dibinde dönek. Olympos’ta oturan tanrılar arasında benim en iğrendiğim tanrısın sen. Hep hırgür kavga savaş işin gücün. Eli avuca sığmaz huysuzluğun biliyorum. Anandan gelme sana bu durum. Her eden. Şimdi Ares’in burada temsil ettiği mesela Atene’ye hitaplarda böyle tahkir şeyi görmüyoruz.
Yani Ares muhtemelen savaşın bu maddi gördüğümüz acı felaket ve benzeri yönüne dair bir sembolik şeyi içeriyor. Çünkü sürekli tahkir ediliyor. Demek ki Yunan halkı arasında da iki şey anlayabiliriz. Birincisi savaş zaten istenen bir şey değil. Yani halklar genelde savaşı sevmezler. Halklar içinde kıslı kesinler sadece savaş severler. Bir Yunan halkının savaş sevmediğini anlayabiliriz. Yani bu hitaplar onların aslında duygularını yansıtır çünkü onların önünde icra ediliyor bu metinler.
Biri Ares’ten de çok hoşlanılmadığını çıkartabiliriz. Üçüncüsü Ares ile diğer savaş tanrısı nitelikli Atene gibi vesaire. Atene çok net bir savaş tanrısı değil. Farklı özellikleri var ama ayrımlar yapılıyordu belli ki. Onlara hitap bu şekilde değil çünkü. Ve burada Ares ile Atene anlaşıyorlar ve duruyorlar artık savaşı kendi haline bırakıyorlar. Burada Danoğullar yani Akalar boyun eğdirdiler Troyalılara. Önderlerin her biri yakaladığı bir eri. Şimdi buradaki tasvirlerde şu önemli. Bütün savaş tasvirlerinde Homer’de özellikle. Savaşın içinde güç belirten öğeyeler genelde akalara nispet ediliyor. Çünkü biliyorsunuz Yunanlar icra ediliyordu. Aslında bununla ilgili bir kısa anlatı, arka plüya anlatısı yapmam güzel olur. Bildiğiniz üzere Mavi Anadolu diye bir akım var Halikanas Balıkçısı’ndan. Ondan sonra Azra Erat’la da nispeten devam eder. Ve hani farklı bir okuma tipi değil. Çok uzatarak dağıtmak istemiyorum. Halikanas Balıkçısı’nın şöyle bir tespiti var. Diyor ki Homer normalde aslında Truvalılar’la daha yakın soy genetik olarak. Truvalıları savunur şekilde yazmıştı. Daha sonra Pestratos bu metni bozdu. Ve Yunanların, Akaların torunlarının daha çok hoşuna gidileceği şekilde hale getirildi. Pestratos döneminde değil. Yani bu düşüncesi var. Bu düşüncenin doğru yönleri olması muhtemel. Pestratos zamanında özellikle Atina için eklemeler yapıldığı ile ilgili itirazlar vardı. Bunlardan bahsetmiştik ilk videoda. Megaralıların falan iddiaları vardı. Ama bunun eserin bütününe şamil olması çok mümkün görünmüyor bana. Çünkü eserin her bir yüzünde, her noktasında, her bir gülünde, her öldürme sahnesinde bunu hissediyorsunuz.
Homer, gerçekten Akaları yükseltiyor. Sanki dengeli imiş gibi gösteriyor. Bazen Akalar yeniyor, bazen Troyalılar yeniyormuş gibi gösteriyor ama… Birincisi, ben şu iki şeye dikkat ediyorum. Birincisi ölüm şekli. Troyalıların ölüm şeklinde kaçma gibi, arkasını dönerek öldürülme gibi, arkadan vurulma gibi, şan düşürücü şeyler çok yaygın. Neredeyse tamam öyle. Şimdi örnek vereceğim ona. Bu şeyde yok. Troyalıların Akaları öldürdüğü sahnelerde yok. İkincisi, öldürmenin şiddeti ve güç belirtisi. Yani mesela, Homer Akalılar’dan birisini mızrak atarak Troyalılar öldürdüğünü tasvir ederken……o mızrak arkadan girdi, çenesini kopardı falan, omzunu kopardı gibi gücü timsal eder, gücü vurgular şekilde anlatıyor. Bu muhtemelen dinleyicilerin hoşuna gidiyordu. Ama Troyalıların Akaları öldürdüğünü anlattığı sahnelerde genelde çok daha yüzeysel ve güç vurgusu yapmaksızın geçiyor.
Bu bana net bir şekilde icra ortamıyla alakalı bir şeyler düşünüyor ve bu olayın sadece Pestratus dönemine bağlanamayacağını düşünür. Ama Halikarnas Balıkçısı ve Mavi Anadolu’nun özellikle Batı Paradigmasının dışında okuma yapma çabaları……bence çok takdir edilesi. Belli başta katılmadığınız yerler olabilir ki zaten bu çok doğal. Yani onların da başka yönden okuduğu falan söyleniyor ki bu çünkü absürt.
Yani şimdi onlar bir yönden okuyordu deniliyor. Tamam da diğerleri de bir yönden okuyor. Bunu bu tenkit olarak geliyor Mavi Anadolu’cuk’a. Ben onlarla hemfikir değilim. Ama sadece farklı okumanın Batı Paradigması dışındaki okumanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bence önemli iş yapıyorlar. Özellikle mesela Hesedos’un çevirisinde Azrailat tarafından yapılan çevirinin sonunda mesela……Yunan mitlerinin Hittit’teki kökenleri işte daha eski kökenleri üzerine yazılar var. Hesedos’un bunları alıntılamış olma ihtimaline dair atıflar var. Bunlar kıymetli şeyler daha da inşallah ileride artacaktır. Çünkü Batı Paradigmasıyla okumayı zaten Batı bizden iyi yapıyor. Yani Batı Paradigması biz başka bir bakışla okuyabiliriz bu metinleri diye düşünüyorum. Bu metinlerin önünde şunu da söyleyeyim. Bu bizde bir söylem şey. Bir şahsın objektif olması gibi bir şey mümkün değildir. Yani bir şahsın objektifliğinden bahsetmek tam bir şeydir.
Bu sahtekarlıktır yani. Ben objektifim diyorsa bir şeydir. Bu tam bir sahtekarlıktır yani. Bir şahıs objektif olamaz ama mesela kolektif sonucun objektif olabileceğini söyleyenler var. Mesela bir kişi objektif olamaz ama aynı konuyu yüz kişi çalışıyorsa artık ortaya çıkan sonuç neredeyse objektif bir hal alır diyorlar. Aslında bu metinlerde işte Batı Paradigmasın çok dayatılması bence nihai objektif olmayı da engelliyor. Karşı tarafta kendi açısından baksın, o da öbürü başka açısından baksın. Ve nihayetinden o daha objektif bir şeye ulaşılabilir.
Bunlar önemli hususlar konuyu biraz dağıtmak pahasına. Evet. Şimdi mesela bu anlattığım şey. Akalıların öldürme biçimlerine geldiğimizde mesela Agamemnon dönüp kaçmak isteyince sayfa 38-40. epitetlerde düşmanı kaçarken kargıyı sapladı sırtına. Şimdi bu mesela şan düşüren bir ölüm tipi. Ve deldi göğsünü. Bu da mızrağın güçlü atıldığını, güçlü biri tarafından atıldığını göstermiş.
Bu Agamemnonun pozisyonda yükselten bir anlatı. Gene Idomenos adamları soyarken 48. epitette soyabilmişler. Bu şan gösteren bir şey. Mesela Menelaos kaçarken vurdu onu. Kaçıncı epitet? 56. epitette düşmanını kaçarken vurdu. Deldi göğsünü, gücü gösteren vurgu. Mesela Merinoes kovaladı onu. 65. epitet. Kabı etinden vurdu tam. Kargının ucu kemiğinin altından dümdüz geçti. Girdi silik torbasının içine. Yani kabı etinden girip silik torbasına kadar devam eden bir güçle vurdu. Kaçan düşmanını. Bunlar hep aslında akalılar bunu dinlerken muhtemelen. Akal çocukları yani işte Sparta’da falan. Bunlar dinlerken muhtemelen tabi ki büyük coşkularla karşılanıyordu. Mesela Meges öldürdü onu.
73. 72. epitette tam ensesinden dişleri arasından tunch dümdüz geçti. Kesti dilini dibinden. Homer böyle kanlı sahneleri anlatmayı seviyor. Sürekli ballandıra ballandıra anlatıyor. Bunun üzerine çok şey yazılıyor. Mesela hani Homer direk savaş sevmesi. İşte Homerik toplumunun savaştan çok hoşlanması. Bununla ilgili niçeni filan da anlatılıyor. Ama burada bir tık şu adla yani Homer bunu savaş sevdiği için yazmasından ziyade bence.
Ki bununla ilgili savaşla ilgili böyle daha olumsuz yazıları var ilerleyen kısımlarda okuyacağız onları. Savaş sevmekten ziyade burada yapmak istediği şey akaların yiğitliğini vurgulamak. Benim naçizane gözlemim. Yani burada parçalama kanın böyle işte oradan girdi mızrak buradan çıktı kafası dağıldı falan. Bunu anlatmasının sebebi atanın gücünü göstermesi. Yani çünkü bu icra ediliyor ve hani herkes her toplum kendi atalarının böyle en güçlü savaşçılar filan olduğunu düşünmek istiyor.
Biraz bununla alankalı bence. Mesela Airplos kovaladı onu 80 gene düşmanı kaçmış. Ve sonra Diomedes’e geliyor. Diomedes önemli bir figür. Hani eseri okuyan okumadıysanız sadece işte videolardan, filmlerden falan dinlediyseniz Diomedes figürü hakkında muhtemelen bilgi sahibi olamıyorsunuz.
Fakat Diomedes bu romanda yani gene roman. Bu romanda bu fabulda. Diomedes Budistan’da Odysseius’tan bence çok daha merkez bir rolde. Achilleus’tan sonra belki Ayyas’tan da önde sayılabilir. Çok önemli bir figür. Bakalım Diomedes’le ilgili neler söylenecek. Daha önce bir kısım konuşmuştuk. Bilemezdin ne yanda dövüşür Tideus oğlu, Troyalılarla mı yoksa Akalarla mı beraber. Yani ne? Diomedes savaşta o kadar düşman safının içine girmiş ki anlayamıyorsun diyor Akalardan taraf mı öbür taraftan mı yani o kadar düşmanın içinde ve düşmanların ortasında savaşıyor tabi cesaretini vurgulamak için. Böyle olunca diyor Pandaros onu bir okla vuruyor. Ok omzuna geliyor ve zırh bulandı kızıl kana. Ama alt edemedi Sivriok. Diomedes’i çekilip gitti atlarıyla arabası yanına. Çıkar omzumdan şu acı oku dedi. Diomedes ondan sonra dua etti vurayım şu adamı diye ve Pallas Athena geldi sahneye. Şimdi burada Diomedes’e atene tavsiyelerde bulunacak. Bu da ilerleyen kısmı bu kitap boyunca konuşacağımız kısmı oldukça etkileyecek temel bir şey.
Dedi ki Athena Diomedes’e korkma Diomedes saldırdı Troyalılar’a göğsünün içine babanın gücünü koydum. Karşındaki insan mı tanrı mı bilesin diye işte kaldırdım gözlerini kaplayan karanlığı. Yani Yunan dünyasında şunu biliyoruz daha önce de konuştuk bir insanla karşı karşıyasınız ve o insan tanrı olabilir.
Yunan’ın bakış açısından yani bu o kadar sık bir şey ki veya çok anormal başarılı bir iş yaptı birisi. Bu tanrı mı acaba ya da tanrı mı bunun arkasında destekliyor filan. Bu bakış çok yaygın o yüzden Athena diyor ki Diomedes’in sen tanrı olanı eğer karşındaki tanrıysa bunu anlayacaksın. Tanrı destekliyorsa onu göreceksin. Burada bir tanrı kalkar buraya gelirse sakın onunla savaşayım deme. Yani aslında Atene’nin ona verdiği bu özellik o esnadaki özellik ofansif bir özellik değil.
Yani Diomedes’in ölmesini engellemek için çünkü saldırma diyor tanrıysa çekil değilse saldırabilirsin anladın mı? Ama burada bir istisna koşuyor bu ilginç Zeus’un kızı Aphrodite gelirse savaşa dinleme sivri kargınla vur onu. Yani mesela gördüğün Apollon ona vurma işte başkata vurma ama Aphrodite olursa vur. Bunun nedeni ne olabilir yani neden Atene Aphrodite’yi istisna etti? Bir kaç sebep olabilir. Yani birincisi Aphrodite’in savaşla ilişkili olmayan güçlü olmayan bir tanrı motif olması Yunan zihni’nde. İkincisi daha ilginç olanı şu olabilir Menelaos’la Paris’i vuruştuğunda bu üçüncü veya dördüncü kitaptaydı. Üçüncü kitap olması lazım. Menelaos’la Paris’i vuruştuğunda bir söz verilmişti değil mi? Kaybeden mağlup olacaktı. Helene’yi öbür taraf alacaktı. Ganimetleri alıp gidecekti artık.
Menelaos kazandı. Paris’i öldüreceği esnada Aphrodite aldı ve kaçırdı Paris’i. Burada sanki ahdi bozmuş gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bir de şunu sürekli kitap boyunca fark edilen bir şey. Atene’nin davranışları sadece Atene’den köken alan davranışlar değil. Sürekli Hera ile bir kontağa var. Hera Atene’yi gönderiyor ki bunu daha önce uygulamıştık sürekli gönderiyor bu kitabın içinde de gönderiyor. Ve Hera’nın isteklerini yerine getiriyor gibi. Hera’nın istekleri de çok Hera’nın isteği gibi değil.
Ve biraz daha siyasi bir pozisyon temsil ediyor Zeus’un karşısına. Ve Atene Zeus bağlantısı çok yüksek ve bu Aphrodite’nin ispeten çizilmiş bir ceza olabilir. Yani burada Aphrodite’yi istisna etmesinin sebebi. Tabi Diomedes bu kolundan vuruldu ama bu kolundan vurulması onu böyle perişan bir hale sokmadı omuzundan. Daha da sinirlendirdi, öfkelendirdi filan. Bunu şöyle tasvir ediyor Homer.
Kırda bir aslan ağla girer de hani ak koyunları bekleyen çoban vurur onu. Ama öldüremez. Arttırır aslanın gücünü. Çoban karşı koyamaz sığınır kulübesine ve aslan bütün koyunlara saldırmaya başlar. Yani daha da coşkulu bir şekilde saldırmaya başlamıştı. Mesela tekrar bakın saldırı tarzına bakar mısınız? Diomedes’in saldırısında ayırdı omzunu hem ensesinden hem sırtından. Yani omzunu öyle vurdu ki hem ensesinden ayrıldı omzu hem sırtından. Bütün halinde böyle parçalamış yani. Bu hep gücün vurgusu aslında biraz da. Tabi burada biraz da şunu da şey yapmak lazım. En azından böyle eski metinler okurken bilmek lazım. Kılıç. Yani bu sadece mesela adamın gücüyle de olacak bir şey değil. Kılıcın keskinliği önemli. Daha belki önemli olanın kılıcın ağırlığı. Yani mesela güçlü bir adam neden iş yapar savaşta? Çünkü daha ağır bir kılıç kullanabilir. Daha ağır kılıcı, daha hızlı savurabilirse bu karşısındaki kılıcının çok da belki bir anlamı olmamasına çok büyük bir avantaj sağlayacaktır. Yani ağır bir kılıcın sallayabildiği anlamına gelir ki bununla ilgili mesela taş atma sahneleri var. Mesela Ayas’ın kaldırdığı taşı bugün işte 2 kişi 3 kişi kaldıramaz. Diomedes’in kaldırdığı taşı bugün 2 kişi kaldıramaz. Neden? Çünkü çok güçlüydü. Kılıçlar da biraz da ona göre yani. Mesela burada bakın savaştan direkt hoşlanmıyor demiştim ya ben. Hani bununla ilgili pasajlar var. Mesela ölen birisini anlatıyor.
Pine Posse’un oğullarıydı körpecik körpecik. Babaları bitkindi. Yani ölen adamın oğlu köyündeki adam yani o çocukların babasını tasvir ediyor. Babaları ise bitkindi. Tükeniyordu yaşlılık içinde. Malını mülkünü bırakmak için başka oğul yapamıyordu. Diomedes öldürdü onları da aldı canlarını. Kara günlerle gözyaşı bıraktı babaya. Göremeyecekti savaştan sağa döndüklerini. Oğullarını karşılayamayacaktı o. Hısım akraba paylaşacaktı malı mülkü. Yani Homer’in bu savaş sahnelerini savaş olsun diye anlatmadığını düşündüren şeyler bu tarz pasajlar buna. Bu tarz pasajlar sık geçiyor. Nadir, nadir hattan değil yani. Evet mesela öldürdü adamları, soydu silahlarından, atları adamlarından. Ve Aynias geliyor. Aynias biliyorsunuz Virgil’in yani Vergilius filan diye yazıyor işte. En önemli şey eserinin ismi sahibi. Biliyorsunuz ondan Roma türüyor filan. Yani Roma’nın kurucusu olduğuna inanıyor Romalılar. Ve Truva’dan kaçtı. Yani ölmeden kaçabildi. Bunun Roma zihninde ciddi bir şey var, markez var. Çünkü bütün olay onun üzerinden dönecek burada. Biraz ona atfedilen değer, Roma’da Apollon artı Afrodit’e atfedilen değer buralardan da köken alıyor olabilir. Aynias geldi ve Pandaros’u aradı.
Yayın nerede dedi. Sonra ikisi beraber Diomedes’in karşısına çıkacaklar. Diomedes’i durdurmak için çünkü deli gibi saldırıyor ve paramparça ediyor filan safları. Mesela her zaman şöyle, mesela Pandaros şunu söylüyor. Yine bir şey diyemem, tanrıdır belki. Diomedes değildir belki tanrıdır. Tanrısız yapamaz bu delice işleri. Deli de böyle hani zihninde… Diomedes’te böyle şey oluyor, bir göz kararması durumu var. Onu tasvir ediyor.
Yani bir tanrı mı gözünü kör ediyor böyle saldırırken filan diye. Ölümsüzlerden biri olmalı yanında filan diyor. Bir ok atmıştım, vurmuştum sağımın yüzünden ama bir şey olmadı ona diyor. Ondan sonra, şu sahne önemli. İkisi beraber yani Pandaros artı Aynias, Diomedes’in karşısına çıktıklar. Diomedes’in bir arkadaşı, Diomedes’i uyarıyor. Diyor ki iki adam görüyorum, eycan yoldaşım. Aynias, övünür kusursuz, Ankissi’sin oğluyum der.
Afrodit’tedir onun anası. Yani Aynias’ın anası Afrodit. Bu tabi Roma’nın kurucusunun, annesinin Afrodit olması gibi anlama geliyor Roma açısından, kurucu-mit açısından önemli. Atlayalım arabamıza, çekip gidelim gel. Ön sıralarda kudurup tatlı canından olma diyor Diomedes’i. Yani bu gelen adamlar seni yenir. Ön sıralarda savaşıp kendini öldürtme. Yaman diyor, Diomedes yan yan baktı ve dedi ki, Kaçmaktan söz etme bana.
Sanma dinlerim seni. Savaşta gerilmek, sinmek ne demek? Bu tabi ki savaşa ahlakı veriyor. Ama burada esas göstermesi gereken şey ne? Troyalıların geri dönüp kaçması ve sürekli kaçarken öldürülmesi günah ahlakını kıranan bir şeydi. Diomedes mesela Ares’i gördüğünde çekilecek. Atener’in öğütünü hatırlayacak. Çekilelim diyecek ama sırtımızı dönmeden çekinelim. Sırtın dönmek düşmanlığı çok ağır bir şey. Mesela Sparta’da bununla ilgili ileride anlatırız inşallah. Çok ağır yaptırımlar var. Eğer adam savaştan kaçtıysa ve bir şekilde yaşadıysa, adamın toplumunda pislik muamelesi yapılıyor. Ona selam verilmesi yasak, yolun düzgün tarafından yürümesi yasak, insanların içine oturması yasak, onu adam yerine koymuyorlar. Öyle bir toplumsal baskı uygulanıyor ki. Bu günah ahlakında çok kıranan bir şey. Tabi Sparta’daki biraz daha uç bir boyut. Her yerde bu kadar olduğunu varsaymayız ama böyle bir şey yapıyor. Ondan sonra önce Pandaros’la konuşuyor, Diomedes.
Vuruldun işte, bağrın delindi. Bana büyük bir ümü verdin diyor Pandaros. Tekrar ok atıyor, ok mızrakta kalıyor ama o öldürdüğünü zannediyor. Diomedes hiç sarsılmadı ve dedi ki, şey özür dilerim, kargısını fırlattı Pandaros’a doğru. Athena yöneltti kargıyı, burna doğru gözün alt yanına. Kargı geçti ak dişlerini. Buradan girdi dişleri geçti. Bükülmez tunç kesti dilini dibinden.
Burada dilin kesilmesi konusu Diomedes’e artistlik yapmasıyla bağıntılı olabilir. Dilin dibinden, sanki bir ironi oluşturulmuş gibi. Ve alt çenesinden çıkıverdi. Alt çeneden nasıl çıktı onu bilmiyorum. Şöyle muhtemelen, şu şekil bir şeyle çıkıverdi. Paramparça etti. Olduğu yerde kesildi, soluğu tükendi gücü. Agnias yere atladı. Akalar alıp götürmesinler diye ölüyor. Pandaros öldü, Agnias’ı da ölüyor almasınlar diye atladı. Öldürmek için yanıyordu karşısına çıkanı. Korkunç çığlıklar atıyordu. Bu esna Diomedes bir taş aldı eline. Hiç de yabana atılır bir iş değildi. Bugün o taşı zor kaldırır iki insan. Attı, kalçasından vurdu Agnias’ı. Bacağın kalçaya girdiği oynak yerinden vurdu. Yani femur başından vurdu. Kırdı oynak yerini, etti kasları paramparça. Yani çok büyük bir taş attı Diomedes. Kalça kemiğine geldi şeyin, Agnias’ın.
Ve paramparça etti kemiğini. Oynak yerine etti kasları paramparça. Pürtüklü taş yırttı deriyi. Yiğit Agnias dizüstü çöktü. Karanlık gece örtü verdi gözlerini. Bu esnada Aphrodite sahneye dahil olur. Çünkü oğlu ölüyor. Aphrodite sahneye de giriyor. Agnias’ın annesi. Keskin gözleriyle görmeseydi onu, Agnias oracıkta ölecekti.
Bak kollarını döktü oğlunun iki yanına, onu kargılardan korumak istiyordu. Parlak giysisinin bol eteğiyle örtü. Çevik adlı Argoslular, saplarda Tuncu göğsüne canını alıverir diye ödü kopuyordu. Yani Argoslular o esnada gelir de Tuncu saplayıp öldürürler diye. Ama tabi ki bu esnada şey görüyor. Diomedes bu durumu görebiliyor. Athena’nın verdiği şeyle. Aphrodite’nin geldiğini görebiliyor. Aphrodite’ye saldırabileceğini de biliyor. Agnias’ı bu esnada… Diomedes can alan kargısıyla kovalıyordu Kıbrıslı tanrıça Aphrodite’yi. Diomedes, Aphrodite’yi kovalamaya başladı. Biliyordu güçsüz bir tanrıçaydı o. İnsan savaşlarını yönetenlerinden değildi. Vurdu onu elinin ayasından, kargı geri verdi derinin içine. Aphrodite’ye. Elinin ayasından vurdu, kargı derinin içine girdi. Aklı tanrıçanın avucundan tanrı salkan. Tanrı salkan, bizim kanımız gibi bir kan değil de. Ikor filan deniyor. Akdoğukan. Koca bir çığlık attı Aphrodite. Oğlunu yere düşürdü. Paios, Apollon aldı ona ellerini. Yani Aphrodite düşürdü, çığlık atarak Apollon kurtardı Agnias’ı. Mesela bu Roma’da okunduğunu düşündüğünüzde, ki Roma’da biz bu metinlerin okunduğunu biliyoruz. Kendilerine ciddi bir önem.
Tabii ki Aphrodite ve Apollon kütlelerinin çok çok gelişmesi anlamına gelir bu. Diomedes gürledi tam o sırada. Çekil Zeus’un kızı, çekil savaştan. Kadıncıkları baştan çıkarmak yetmez mi sana? Bir daha karışırsan savaşa, bundan böyle korkarım, uzaktan ödüm kopacak. Ve Iris’le beraber Aphrodite, annesinin yanına gidiyor, Dione’nin yanına. Şimdi burada iki tane bir problem var. Bir farklı şey var. Aphrodite biliyorsunuz Hesiodos’ta, ortaya çıkışı Uranus’un, nasıl diyeyim, tenasül uzbu kesiliyor. Ve oradan Aphrodite ortaya çıkıyor köpükler içinden. Suya düşüyor tenasül uzbu, bir hadım şeyi. Ve bundan Aphrodite çıkıyor köpükler içerisinden doğuyor.
Burada Dione’nin kızı olarak görünüyor. Yani başka bir yapıda Zeus’a Dione’nin kızı olarak görünüyor. Şimdi buradaki pozisyonda biraz sıkıntı var. Şöyle bir sıkıntı var. Bu şey açısından, özellikle Platon açısından, özellikle aşk metaforu üzerinden yazan çizen açısından biraz problemli. O yüzden hatta Aphrodite’nin diğer yaptıkları da problemli. Yani işte Ares ile kocasını aldatması, Hephaestos’u aldatması, yakalanmaları, zinciri, bunlar problemli anladılar. Burada bir trik geçiş yapıyor, simpozyyonda Platon, yani şölen metninde. Diyor ki iki tane Aphrodite var diyor. Bir tane Aphrodite değil. Bu yaralanan, o diğer hafif hareketleri yapan Aphrodite diyor. Bu Dione’nin kızı olan Aphrodite. Bir de diyor ayrı Uranus’un kızı. O göksel olan Aphrodite diyor. Burada bir anda iki kademeli bir şeye çıkılmış oluyor aslında. Birisi göksel, metafizik, daha… Bunu Platon konuşmadan, yeni Platonculuk konuşmadan anlatmak biraz zor. Aşk metinlerine, aslında mesela mistik metinlerde böyle aşk vurguları falan var ya, ona simge olan Aphrodite diyor. Bir de yeryüzünde işte zıtları birleştiren falan Aphrodite var diyor. Bunlar farklıdır.
İlk metinde söylediğimiz gibi, alegori, mecazi anlatım, yorum faaliyetine geçiş çok güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor burada. Aphrodite, anası Dione’nin kapandı dizilerine. Hangi tanrı kıydı sana yavrucuğum? Burada Aphrodite yakınıyor annesine ve biraz da konuyu manipüle ediyor ki ileride buna Diomedes cevap verecek.
Doga, Troyalılarla akalar arasında değil artık. Danaoğullar başladı ölümsüzlerle çarpışmaya. Bunlar ölümsüzlere savaş açıyor, tanrılara savaş açıyor falan gibi. Aphrodite böyle şey yapıyor. Televizyon programları gibi. Bunlar ölümsüzlerle savaşıyor falan diye. Annesi Dione dedi ki, sık dişini. Biz Olympos’ta saray kurmuş tanrılar çok çektik insanlardan. Dilek’i de çektirdik birbirimize. Ares bu yüzden çok acılar çekti. Fialtes biliyorsunuz onu kapatıyor bir yere. Şu cümleler bizim açımızdan anlamak zor. Bizim teolojik bakışımız açısından anlaması çok güçlü. Ares eğer haber vermeseydi her meseliyor, Ares ölecekti oracıkta. Nasıl ölecekti cümlesiyle bunu bağdaştırabiliyor? Bir tanrısallığı ki ölümsüz olmaları. Yunan dininde de çok temel bir şey de. Mecaza mı hamlediyorlar acaba? Ortalama bir Yunanlı dinleyince ne anlıyordu bundan? Veya Hades’te neler çekti diyor. Herakles ona dinmez acılar verdi. Heren’in vurulduğundan bahsediyor. Daha sonra neyse şeye geliyor. Şurada. Ama şunu bilmiyor. Tideus’un o çılgın oğlu. Yani Diomedes, ölümsüzlerle savaşan adam çok yaşamaz. Savaştan korkunç dövüşten evine dönse bile çocuklarının dizine sarılıp babacığım diyemez. Yani onu bir lanet takip eder. Diomedes’in eve dönüşünde böyle bir şey var mı?
Yani Diomedes evine döndüğünde onu bir lanet takip etmiş midir? Mesela Agamemnon’da olduğu gibi. Veya Odysseus’ta olduğu gibi. Yok. Diomedes bayağı keyifli bir hayat yaşamış. Mutluymuş. Aslında Diomedes, Yunan tipi kahramanlıkta belki Akilius’tan daha kahramanca tavırlar sergili olabilir. Yani Yunan tipi kahramanlıkta belki daha idealliği temsil ediyor olma ihtimal var Akilius’a göre.
Çünkü birincisi, Yunanlı oluşturmak istediği şablon da söylüyorum. Mesela Agamemnon’a fudita et. Ki bundan dolayı övülüyor ve bu beşinci kitapta çok şey yapılıyor. Ama mesela Agamemnon dönmek istediğinde bu sefer sanki tanrıların emrine karşı geliyormuş gibi oluyor Agamemnon. Ve bu sefer Agamemnon’a itiraz ediyor. Mesela Atene izin verdiği zaman Afrodite saldırıyor. Başkasına saldırma dediği için Ares’e saldırmıyor ileride gelecek. Daha sonra Ares’e de saldırmasına izin veriyor Atene. Ares’e de saldırıyor.
Yani sürekli söz dinler, sınırını bilir bir pozisyonu var. Çok yiğit böyle korkmuyor falan. Ve kendi timesi için savaşmıyor. Yani kendi şanı için savaşmıyor. Akilius’a böyle bir durum da var. Benim şanı mücelsin. Bizim ordu perişan olsun ki ben gelince kazandığımda bir şey görürsün. Benim şanı mücelsin falan. Belki biraz daha Diomedes’in bu şeyine değinmek lazım. Çünkü burada Akka ordusunda dönüşte çok mutlu olan tek kişi olabilir Diomedes.
Yani Ayas biliyorsunuz deliriyor. İşte Akilius ölüyor. Odysseus’un malum. Agamemnon öldürülüyor karısı tarafından filan. Diomedes bu açıdan biraz daha farklı bir profil çiziyor. Ve bunun üzerine Atene ile Hera bunu gördüler diyor. Bir de şu ilginç mesela böyle dedi. O sildi iki eliyle Afrodite’in bileğindeki özü, yaralar iyi oldu, ağır acılar dindi. Yani annesi Dione yarasını iyileştirdi.
Ya şimdi mesela bu yarayı iyileştirme işini Afrodite yapabilirdi. Apollon yapabilirdi. Neden Iris ile beraber gitti? Iris yapabilirdi. Neden annesi? Yani niye o? Bunun bir cevabı yok bence. Yani Naatsiz Arakadat. Bence bir cevabı yok. Biraz bu Metin’in edebi bir Metin olduğunu da bilmek gerekiyor. Yani tamam biz burada vurguluyoruz. İşte diyoruz ki Metin’in felsefi bir tabanı var daha derinde. Bir katman dini, mistik bir tabanı var. Daha üstte belki avama hitap eden bir dini anlatısı var. Siyasi bir anlatısı var. Yani halkı bir görüşe, bir fikre angaja etme yönünde bir anlatısı var. Ama nihayetinde bu Metin’in bir de edebi kalitesi var. Yani dinlenebilir olması gerekiyor tüm bunları yaparken. Yani Afrodite’in elinden vurulması, elinden sızlana sızlana annesine gitmesi, orada şikayet etmesi.
Yani bu sahne ilgi çekici bir sahne. Bence bu anlatıdan kaynaklanıyor. Afrodite buraya gitsin diye o iyileştirdi. Yoksa hepsi iyileştirebilirdi aslında Dione’nin bu konuda bir özelliği olduğunu bilmiyorum. Atene ile Hereb’i gördüler diyor işte Zeus’la. Konuşurlarken Zeus çağırdı Afrodite’ye yanına. Cenk işleri sana vergi değil yavrum. Sen evliliğin gönül açan işlerine ver kendini. Çevik, Ares ile Atene uğraşacak savaşla.
Aynias biliyorsunuz Afrodite’nin kucağına düşmüştü. Apollon almıştı onu ölmesin diye. Diomedes sezdi birden bire Aynias’ın üzerine Apollon’un el uzattığını. O anda saldırdı Aynias’a. Büyük Tanrı’ya bile saygısı yoktu öldürmek için Aynias’ı. Ünlü silahlarından soymak için. Aslında burada biraz sınırı tecavüz ediyor değil mi? Tecavüz gibi bir şey var. Ama Apollon’un kendisine saldırmıyor. Aynias’a saldırıyor. Yani Apollon Aynias’ı korurken Aynias’ı saldırıyor. Apollon’a saldırmış olmuyor.
Aynias’ın çizdiği sınırı aşıyor mu? Benim kararımı aşmıyor. Apollon diyorum. Atenan’ın çizdiği sınırı aşıyor mu? Benim kararımı aşmıyor yani. Saldırıyordu bir bir sıra. Üç kere saldırdı. Apollon itti onu parlak kalkanını. Üçüncü dede ve sonra Apollon fırçayı bastı. Diomedes’e. Kendine gel Tideus oğlu. Çekil oradan. Kalkışma tandılarla boya düşmeye. Bir değil hiçbir zaman ölümsüz tandılar soyu. Yerde yüren insan soyuyla. Ve Tideus oğlu Apollon’un öfkesinden korkmuştu.
Şimdi bu Yunan tipi işte kahraman profili diyorum. Korkma. İnsanlardan korkma falan ama Apollon’dan korkmuş. Bunda kınanacak bir şey yok. Diomedes çok böyle şey bir profil çiziyor. Aynısını Achillius da çiziyor. Burada bir şey yok da farklılığında. Ve Aynias’ı kutsal kaleye götürdü. Artemis ile Leto iç tapınakta. İyi ettiler onu. Geri verdiler sağlığını ünlü. Apollon işte Ares’e sesleniyor. Şöyle diyor. Ares, insanların baş belası Ares. Ey kaleler yıkan, elleri kanlı.
Git çek savaştan şu adamı. Baksana Zeus babaya kafa tutacak neredeyse diyor. Diomedes’i çek savaştan diyor Ares’e. Ve bunu nasıl yaptı? Yani Diomedes’i savaştan çekmek için. Aslında o taraftaydı savaşta normalde. Ares çok şey tarafında değil yani. Diomedes tarafındaydı ama Apollon diyor ki çek şunu savaştan. Bunun üzerine sanki öbür taraftaymış gibi geçti. Ve Trakyalıların önderi Akamas’ın kılığına girdi.
Ve Hector’a oradan bir faaliyet başlattı. Bunun içine Sarpedon da tanrısal Hector’a çıkıştı. Hector’a çıkıştı Sarpedon. Ve onu böyle gaza getirdi savaşsın diye yani. Burada tabi şunu söylüyor. Mesela ben uzaktan geldim diyor Sarpedon. Oysa Akalar’ın alıp götüreceği bir şeyim de yoktu. Böyleyken yerinde saymadasın sen. Yani Troyes’in toprağını size saldırıyorlar. Bu adamlar burayı yağmalarsa sizin malınızı yağmalayacaklar.
Bu işte savaşın nerede yapıldığı hususu çok çok önemli. Bugün de önemli. Savaşın hangi coğrafyada yapılıyor. Yani atıyorum Rusya ile Ukrayna savaşıyor. Savaş nerede yapılıyor? Ukrayna’da yapılıyor. Yani zararı kim görüyor? Ukrayna görüyor tabi ki. Savaşın nerede yapıldığı hususu ciddi bir şekilde önemli. Yani antik çağda da adamlar mesela geliyorlar. Ürünü yakıyorlar, tahılı yakıyorlar. Zarar vermek için yapıyorlar bunu. Veya yağmalarsa zaten malı el koyuyor.
O yüzden Troyalıların daha böyle can-hıraç savaşması gerektiğini söylüyor. Sarpido mu biraz da Hector’u gaza getirmek için. Şurası hoşuma gitti benim. 493. epitette. Isırdı Hector’un yüreğini. Isırdı Hector’un yüreğini. Retorinin gayesi budur zaten. Yüreği ısırmak değil mi? Duyguyu harekete geçirmek. Yani güçlü bir retorik gösterdi. Tabi metinlerin retorik derslerinde kullanıldığını biliyoruz Yunan’da. Hector işte kışkırttı bütün adamlarını.
Ve şimdi mesela Troyalılar biraz kazanacak gibi olacak. Burası ilginç. Yani Troyalar kazandığı zaman az önceki sahneler gibi olmadığını göreceğiz. Aynı yastığa avladığı Dano’ların Yiğiterlerini burada ne kaçmadan bahsediyor, ne de öldürme şeklinde de bir tasvir var. Yani şöyle öldürdü, böyle parçaladı falan yok. Bu az önceki yorumluğu desteklediğini düşünüyorum bunun. Mesela aynı pasajın içinde Menelaos birisini öldürdüğünde, yani Akalardan bir kahraman birisini öldürdüğünde bir mızrak attı,
bir deldi kürek kemiğini. Hemen ölüm şeklini tasvir etmeye başlıyor. Şimdi Hector bağıra bağırı yürüdü üzerinden. Şimdi savaş Akalar lehine giderken bir anda Apollon’un Ares’e söylediğiyle, Ares’in Sarphedo’nun Hector’u gaza getirmesiyle, tersi dönmeye başladı. Yani Troyalılar galip gelmeye başladı. Burada işte Ares’e sürekli şey diyorlar ya, bir on yandasınız, bir bu yandasınız. Yani savaşın da aslında normal insan zihniyle bir o tarafa dönüyor, bir bu tarafa dönüyor savaş. Biraz öyle bir şey.
Hector’un arkasında Ares de avuçlarında sallıyordu, dev kargasını. Hector’un bir önüne geçiyordu, bir arkasına. Gürnaralı Diomedes gördü onu, titredi. Tideus oğlu işte böyle geriledi, bağırdı adamlarına dedi ki, ölümlü insan kılığında Ares var şimdi de. Yüzünüzü çevirmeden gerileyin hadi. Yani arkanızı dönmeden gerileyin. Yani kaçıyormuş gibi görünmeyin. Tanrılara karşı girişmeyelim savaşa. Yani birazdan birkaç sayfa sonra Diomedes Ares’i yaralayacak.
Ama Atene izin verdiği için, Atene’ye de Zeus buyurduğu için yaralayacak. Yani Diomedes bu konularda böyle bir çok dinler bir profil çiziyor. Argos’lular Ares’le Hector’un yumruğu altında ne dönüp kaçabildiler karanlık gemilerine, ne de saldırabildiler savaş alanına. Gördüler Ares’in Troyalılarla bir olduğunu, gittiler geri pustular. Zorlu savaşta Argos’luların kırıldığını Akkollu Tanrıça here gördü.
Atene’ye kanatlı sözlerle şunu söyledi, Ares’i durdur yoksa Troyalılar kazanacak. Atene’nin giyinme sahnesi var burası ilginç. Mesela kalkanının falan böyle uzun bir tasfiri var. Bu aslında bize şey kalkanlı Zeus’un kızı diye geliyor. Zeus, Atene ve aşağıda mesela aküylü üstündeki kalkanıyla böyle bir bağlantı bağlantı şey var. Mesela uzun uzun şeyi kalkanı tasvir ediliyor. Mesela diyor ki, o korkunç kalkanda çepe çevre diziliydi.
Korku, kavga, savunma, adamı donduran saldırış. Bunların hepsi bir ilah tasavvuru gibi düşünebilirsiniz. Bir de korkunç canavar Gorgon’un başı. Korku yılgı salan bir azman kalkanlı Zeus’un belirtisi. Ve Hera Zeus’a sesleniyor, diyor ki,
Zeus baba kızmıyor musun Ares’in bu zorbalığına? Akaların bir sürü yerini yok etti körü körüne. Ne sağı var ne solu. Aslında burada tamamen savaşı, Ares isminde savaşın özelliklerini de biraz tasvir ediyor. Ne sağı var ne solu. Kıbrıs’tanlıç aile Apollon, Gümüş aile bu hak bilmez akılsız tanrıyı salıyorlar savaşa. Bir tokat aşk edip savaştan atarsam Ares’e gücenir misin bana Zeus baba söyle. Diyor Hera. Zeus diyor ki, Atene’yi sal üstüne. Hep Hera’nın şey gibi gidiyor demiştim ya. Zeus’tan izin alıyor Hera, Hera Atene’yi gönderiyor. Burada mesela farklı bir şeye geçilse, ben mesela Paris’in altın elma miti var ya. Hangi kime verecek Zeus’a mı verecek. En güzellik Zeus diyor. Atene’ye mi Hera’ya mı yoksa Afrodit’e mi verecek. Bunların simgesel bir anlamı olabilir. Ben bunu bu Iliada’dan sonra inşa edildiğini düşünüyorum. Bunu daha önce anlatmıştım birkaç kere. Burada işte Zeus biraz simgesel yöne geçildiğinde aşkı timsal eden Afrodit, Atene biraz daha aklı bilgeliği temsil ediyor ki buna değinen var.
Mesela Proklos, bilgeliği tercih ederdim ben olsaydım Paris’in yerinde olsaydım ki Paris’in tercihi sonunda ceza alan başına işler açan bir tercih oluyor. Aşkı tercih ediyor. Bilgeliği tercih ederdim diyor Atene. Ve burada Hera belki biraz daha siyasi bir pozisyon temsil ediyor olabilir yani siyaset, bilgelik ve aşk hangisini seçip o yolda yürüyeceksin filan gibi bir sembolik anlamada tam benim söylediğim kadar çıkılmasa da işaret ediliyor. İşte Hera bu sefer Argos’u gaza getiriyor. Zaten şey boyunca destan boyunca onlar olup gaza getiriyor. Kendi taraflarını gaza getirince herkes o tarafa kazanıyor. Bu tarafı gaza getiriyorsun bu tarafı kazanıyorsun. Tersi dönüyor yani. Buraları çok uzun uzun girmenin anlamı yok. Ve Atene tekrar Diomedes’in yanına geliyor. Gaza getirmek için Diomedes’e, sen korkak mısın diyor baban çok yiğit, savaşçıydı sen onun oğluyum deme sakın filan gaza getiriyor yani tipik Gynaretori’yi.
Diomedes şöyle diyor, kalkanla Zeus’un kızısın sen tanrıca tanıdım seni. Sana içimi dökeceğim şuracıkta. Ne şaşkın kararsız bir halim var benim ne de alçak bir korku bağladı beni. Ama aklımda hep senin öğütlerin. Komadıydın mutlu tanrılarla savaşayım. Yalnız Afrodite izin vermiştim filan diyor. Yani burada ilginç olan Atene’yi daha farklı bir pozisyona koyarsan. Atene izin verse diğer tanrıya da savaşıyor.
İzin vermediğin için savaşmıyorum. Yani ona diğer tanrıya olan saygımdan değil. Sen izin vermediğin için savaşmıyorum. Sanki Diomedes ile Atene arasına daha farklı bir bağıntı düşündürüyor bu. Yani sen izin vermedin ne yapayım Ares boydan boya yayılmış savaş alan. Yani ya Ares’le savaşacağım ya da savaşmayacağım. Yani bütün savaş alanında o var şu anda filan diyor. Bunun üzerine Atene tekrar izin veriyor. Diyor ki ne Ares’ten kork ne de başka bir ölümsüzden. Burada bir tık daha şunu düşünebiliriz. Yani Atene mesela Afrodite ile savaşmasına izin vermişti ilkinde. Neden Ares ile izin vermemişti? Çünkü Zeus izin vermemişti. Yani aslında burada bu fiiller aşağı doğru dökülen fiiller bir Zeus’un iradesinin aşağı doğru dökülmesi anlamında ki. Bu dökülme tabiri aşağı doğru akış. Hani o yukarıda tanrısal bir şey aşağı doğru tanrısallığın akışı şeyi Südür şeyinde mantığında tabi ki yeni Platonculukta
Platon’da filan daha açık anlatılara kavuşacak ki ben Platonculuğun özellikle yeni Platon Platonculuğun Südür öğretisinin antik mitlerle en bağıntılı öğreti olduğunu düşünüyorum. Yani antik mitolojiyle en bağıntılı öğreti olduğunu düşünüyorum. Burada mesela bir tık daha şey yaparsak White Aid’in işte felsefe Platon’a düşülmüş dipnotlardan ibarettir.
Sözü çok anlamlı bir söz. Yani bu Platon’u iyice bildiğiniz zaman gerçekten de reaksiyoner veya kabul eder şekilde Platon üzerine ve aslında antik çağdan beri konuşulan şeyler üzerine konuşuyoruz hepimiz. Burayı çok anlamadan felsefenin anlaşılmadığı kanaat değil mi? Felsefe deyince safsat anlaşılıyor bizde. Ama o gün o insanlar felsefe dediklerinde yaklaşık bunu kastediyorlardı. Hikmet, bilgelik vesaire gibi. Buralara inşallah ileride uzun uzun değiniriz. Ve izin verdi yani Athene. Ne Ares’ten kork ne başka bir ölümsüzlükten ne başka bir ölümsüzden kol kanat olurum ben sana. Tek tırnaklı atlarını sal Ares’in üzerine yaklaş ona. Saldırgan Ares’ten çekinme. Delinin biridir. Kötünün kötüsüdür o. Bir o yana döner bir bu yana.
Troyalılar’a karşı vuruşurum demişti. He reye. Argosluları korurum demişti. Yani Ares söz vermişti Troyalılar’a karşı savaşırım diye. He reye. Argosluları korurum demişti. Şimdi Troyalılar arasında dolaşıyor salına salına Argosluları unuttu gitti. Savaş aslında böyle hemen dönüyor ya. Biraz ona da işaret.
Mesela çok ilginç Ares savaş meydandı o esnada dev yapılı peripası soyuyordu. Yani Ares de ganimet alıyordu. Tanrı olmasından herhalde bu şey. Bu tabi ki ganimet almanın yani o faaliyetin hiç kınanmadığını ve gayet normal soylu bir faaliyet gibi görüldüğü anlamına gelir yani soyma işini.
Atene Hades başlığını geçirdi başına zorla Ares görmesin diye. Yani Diomedes’in arabasını sürüyor Atene ve görülmesin diye de Hades’in başlığını geçirdi başına. Ve Diomedes’i gördü diyor. Ares onu tepelemek hırsı içinde Diomedes’i öldürmek için.
Uzandı Tunç kargısıyla atların üzerinden. Gök gözlü Atene eliyleyi yakaladı. Eliyleyi yakaladı. Eliyleyi yakaladı kargıyı yani Ares kargı atıyor Diomedes’i öldürmek için Atene yakaladı onu. Öyle bir etti ki kargı uçtu arabadan uzağa. Diomedes de atıldı Tunç kargısıyla. Pallas Atene tutup yöneltti kargıyı tam Ares’in göbeğinin altına ve yaraladı kargısın karnında.
Yani burada Diomedes’in başarısı Ares’i yaraladı ama aslında Atene yaptı bunu. Diomedes orada sanki sadece bir araç gibi. Bunun güçlü bir nedensellik hissi vereceğini de bilmek lazım. Yani bu söylediğim öğreti de özellikle Sudur şeyinde de.
Nedensellik güçlüsü, tavacılık da mesela çok güçlü. Bu bakış yani kadere olguya bu bakış çok güçlü bir nedensellik, çok güçlü bir kadercilik verebilir. Yani irade yatsıması ortaya çıkarır. Bunun işte ilerleyen felsefedeki şeylere ne kadar taban oluşturduğu konusunda ileride çıkarsayacağız. Yani şu an ben daha önce de defalarca söyledim bunu.
Bitmiş bir iş yapmıyoruz. Buradan ayak koyup ayağımızı basıp ileriki mevzuları daha iyi anlamaya da çalışacağız. Çözmüş birisi olarak anlatmıyorum yani mevzuyu. Ares yaralanınca kavgasına tutuşmuş 9-10 bin kişi savaşta nasıl bağırırsa Ares de öyle bağırdı.
Ve Zeus’un yanına çıktı şey dedi bu zorbalıklara kızmıyor musun Zeus baba? Senden çıktı bu kahredici deli kız. Biliyorsunuz Atene, Zeus’un kafasından doğuyor. Yani Zeus yavrularını yutuyor, Atene’yi yutuyor ve kafasını Hephaistos açarak Atene oradan çıkıyor. Bundan dolayı mesela demiştik ki Atene Noğustur akıldır. Akıl timsal eder. Çünkü Zeus’un da kafasından çıkmıştır. Bunu Anaxagoras da söylüyordu. Buradan faal akıl ve benzeri şeylere geçilebilir mi Platinos felsefesine? Bunları ileride konuşuruz inşallah. Ama sen hiç azarlamasın o kızı. Senden çıktı bu Atene bana yaptıklarına bak. O da biliyor yapan diomedesi olmadığını. Ama hiç sen azarlamasın o kızı. Burda bir katman daha yukarı çıksan, baba kız ilişkisi, babalar kızları, kollarlar falan. Böyle bir yere bile çıkabilirsin. Hangi katmanda okumak istediğin önemli yani.
Zeus yan yan baktı ve söylediğim gibi fırçaladı. Böyle ağlaşıp durma dizimin dibinde dönek. Olympos’ta oturan tanrılar arasında benim en iğrendiğim tanrısın sen. El avuca sığmaz huysuzluğumu biliyorum. Anandan gelme sana, Hereden. Ama böyle acı çekmene de dayanamam. Sonuçta benim çocuğumsun falan filan dedi ve onu iyileştirtti. Ve şöyle bitiyor 5. kitap. Argoslu, Hera ile Atene, büyük Zeus’un evine döndüler. O sıra artık son vermişlerdi. Onlar insanların baş belası. Ares’in insanları öldürmesini. Ve 5. kitap burada bitirdik. Ben şöyle notlarıma bir bakayım. Sizde yazacağınız şeyleri yazın. Unuttuğumuzu söylemek istediğimiz bir şey var mı diye sorunuz, sorunuz bir şey varsa katkınız filan. Oralara bakalım.
Burada şunu şey yapmışım mesela Atene ile Ares anlaşıyordu kendi hallerine bırakalım insanları diye ama Atene, Diomedes’i gaza getiriyordu. Saldır şöyle saldır böyle saldır filan diye. Bu bir hile sayılabilir mi? Bu kınanır mı Yunan’da? Atene biliyorsunuz Hine konusunda, Kurnalık konusunda Odysseus’a benzer bir profil çiziyor. Çok kınanmıyor olabilir. Belki de kınanıyordur çok bilmiyorum. Tevil ediyorlardır o zaman.
Ama burada tabii şeye de dönebiliriz. Iştar’a biliyorsunuz Gılgamış’ta. Iştar, Gılgamış’a ilişki teklif ediyor. Gılgamış bunu kabul etmiyor. Bunun üzerine Anu’ya yani babasına şikayete gidiyor Iştar ki, o mütehracide Sümer mütehracide Afrodite denk gelir.
Babasına şikayet ediyor Göksel Boğa ile onları cezalandırıyorlar. Ve Enkidu Gılgamış’ın arkadaşı bu Göksel Boğa’yı öldürüyor ve daha sonra lanet denip hasta alınıp ölüyor. Ve Gılgamış’ın ölüm süzlüğün çaresini arama serveni başlıyor. Buradaki paralelliği daha önce işaret edilmiş. Gılgamış’la Yunan arasındaki paralelliği önemli.
Özellikle Kara Atena kitabı da güzel. O eseride bulursanız okumaya çalışın. Şu an maalesef baskısı yok diye biliyorum. Burada Göksel Afrodite yani Hesiodos’un anlattığı Göksel Afrodite söylemi. Farklı iki Afrodite var. Göksel Afrodite’dir.
Bunun mesela Teogonya’nın Hesiodos’u Azrairats sonunda kumar bi hitit mitleri ile başka, özellikle daha aşağıya dolu Suriye’ye yakın mitlerle bağıntısını kurmaya çalışıyor. Bunun Hesiodos’un aldığı ve Yunan’da çok bilinmeyen ilave miti olduğunu söylüyor.
Buraya geçersek biraz bu tarz anlatının Yunan’daki o daha basit, temel Afrodite anlatısının aslında alternatifinin de çok Yunan kökenli olmadığını söyleyebiliriz.
Bunu Azrairats söylüyor şeyde. Bu da önemli bir tespit yani. Aslında daha sofistike olan bizim zannımızın aksine Yunan’daki değil. Yunan’a sonradan dış kaynaklarla, bugün çok küçümsenen kaynaklarla girmiş olması. Daha sofistike olanın, mesela Platon’u kurtaranın diyelim.
Burada antropomorfizmle ilgili bir şeyler konuşulabilir. Bizde çok anlaşılmadığı için biraz garip, Kur’an antropomorfik bir tanem anlayışı anlatıyor. Aslında dinler tarihinde temel bir kaide vardır. Bir dini anlamak istiyorsanız, o dinin müntesiplerinin, hiçbirinin kabul etmediği bir anlatı tipiyle ona şey yapamazsınız. Buradaki antropomorfizm budur. Bu antropomorfizmdir. Derisini tasvir ediyor, elini deldi, acı çekti, bağırdı falan filan. Bu antropomorfizmdir. Kur’an’daki antropomorfizm ise bu nedir yani? İnsan biçimli tanrı diyorlar ya.
Ve insan biçimli bir tanrı tasavvuru. Bunu hiç kimse kabul etmez. Bunu bir türlü anlamakta zorlanıyorlar. Bazı işte mesela, selefilerin çok hatalı, hatalı kanaati olmasına rağmen lafı biz tevil etmiyoruz demesi selefilerin. Bu şey değil ki.
Yani antropomorfizm değil. Adam diyor keyfiyeti yoktur, keyfiyeti bilmiyoruz, anlamıyoruz. Yani o taht dediğiniz de bizim anladığımız gibi bir taht değil falan. Yani ben bunu doğru bulmuyorum. Ben tevil edilmesi gerektiği kanaatliyim. Ama yani bu bile antropomorfizm değildir. Bunu anlamak istemiyorlar bir türlü. O yüzden en azından şu metinde karşılaştıklarından kolaylıkla anlayabilirler bunu. Ama bu içinde garip gelmez de onu da söyleyeyim yani antropomorfizm zaten kültürel olarak, dini olarak benimsemiş bir topluma insan biçimli tanrı anlayışı garip gelmez ki. Bugün Türkiye’deki Müslüman, hayır bizim tanrımız öyle değil veya bizim ilahımız öyle değil dediği zaman bu yeterli mi olmalı? Yani dinler tarihisinden insanların kendini nispet ettiğinin anlamı biçimleri esastır. Senin metin üzerinden dikte etmeye çalıştığın şey değil. Bu bağlamda da önemli bu tabii ki.
Evet ve şurayı mesela not etmişim sürekli Diomedes’i gaza getirmek isterken sürekli babasıyla kıyaslıyorlar, kamışılarken. Burada aslında gerçek hayatla da alakalı işte insanın babasının böyle başarısı veya babasının böyle büyük gölgesi biraz mesela evladının omzuna yük olur ya hani ezer onu filan. O olguya bence çok insani yakalamış burası. Sizden gelenlere bakabilirim artık kardeşler.
Abi yayınlar biraz daha önceden planlı ve akşam saatlerinde olursa daha faydalı olabilir diye düşünüyorum. Daha faydalı olmaz yani bu kadar fayda olur çünkü ben bu kadar biliyorum ama daha çok izlenir. O da çok benim açımdan şey değil yani bu daha kolay oluyor. Öyle olursa çünkü çekmem çoğu zaman. Bence önden okuyabilirsiniz şey metni bir tür.
Eğer Homer’de hür iradenin olmadığını kabul edersek bu bizdeki gibi ahiret telakisinin Yunan’da mevcut olmaması dolayısıyla bu problem teşkil etmiyor. Filozoflardan bu konuda yapılan itirazlar var mı? Yani bizdeki gibi bir ahiret telakisiyle ilgili daha önce Hades’in neyi temsil ettiği ile alakalı bir şey konuşmuştum.
Orada bir şablon kayması yaşıyor olabilirse. Demeter ile ilgili bir şeyde anlatmıştım miting. Geçen video olmuyor önceki video olması lazım. Onu bir izleyebilirsen ahiret telakisi Yunan’da ne dereceydi konusu biraz tartışmalı. Hakez’e Homer’de hür irade konusu da tartışmalı. Çünkü irade gösteren yerler de var. Mesela Achilles seçiyor sonsuza kadar devam edecek bir şan mı yoksa evinde yaşlanıp mutlu ölmek mi falan dediğinde şanı seçiyor. Burada aslında bir irade gösteriyor filan. Bu çok net değil flu. Tanrıların böyle acizlikleri olması Yunanlar için bir sorun olmuyor mu?
Yani halk tabanında çok sorun edilmiyor olabilir. Bilginler arasında filozoflar arasında da mevzu alegoriye hamlediliyor genelde. Ama şöyle mesela Platon gibi daha didaktik yazarlar. Biz bunu alegorik anlıyoruz. Homer’in anlattığı gibi değil. Mecazi anlıyoruz. Buradaki simgesel bir anlatıdır filan.
Dedikten sonra Platon’da Socrates’e de var bu ama bu halkı eğitirken bu sıkıntılı diyor işte ahlaksızlık öğretiyor filan. Hani bu acizlikler öğretim açısından rahatsız ediyor adamlar için. Yoksa halkın tabanında böyle bir işte arse neden acizlik şey yapıldı nispet edildi filan gibi bir şey düşündüklerini sanmıyorum. Yani özellikle halk tabanında düşünmüyorlar zaten daha şey olanlar da katmanlı daha sembolik anlıyorlar mevzuyu diye düşünüyorum. Yani bu alegorik yorumlar halk arasında da rağbet görüyor mu? Yani bu bir şey yapmak lazım. Yani bu alegoriyi yapan insanlar çoğunlukla halk arasında değiller. Yani bu bilginin yani ben bunu biraz anakronik anlıyor olabilirim ama şimdi şöyle klasik metneler okurken yapacağınız bir şey var. Yani tavsiye edilen bir şey var. En yakından en uzağa doğru giderseniz daha kolay malumat edinirsiniz.
Yani en yakından mesela bir fıkıh usulü metneler. Öğreneceksiniz ilk başlayacaksınız. Yakın olan metneler okursanız o daha genelde açıktır daha uzundur. Eskilerin daha kapalı geçtiği yerleri açmaya çalışır. Ben biraz antik Yunan’a böyle yaklaşmaya çalışıyorum. Yani İslam filozofları Platon, Platinos ve bu mitler. Yani aslında daha açık olandan daha kapalı olana doğru. Çünkü İslam filozofları Platon ve Platinos’u çok iyi açıklıyorlar. Yani Platon’dan da ziyade Platinos özellikle.
Platinos’u anlamadan da bu mitleri anlamak özellikle bu sembolik mantık da çok kolay değil. İslam filozofları bu işi güzel yapıyorlar. Tabii ki net aynı şablonla değil ama o düşünme biçimini veriyorlar sana. Yani bana nasıl düşünüyordu’yu veriyorlar. Orayı İslam’ı iliştirmeye çalışıyorlar. Bir kısmını İslam’a daha uygun hale getirmeye çalışıyorlar falan. Ama oradan geldiğim zaman ben şunu düşünüyorum. Bunu herkese anlatmıyorlar bence.
Yani alegorik yorumları herkese anlatmıyorlar. Muhtemelen bu bir gizem kültü halini alıyordu. Herkese verilmiyordu. Belli muhtemelen önünde özellikle Demeter kültülerinde filan nispeten bunu görüyoruz ki aslında bunları en diri yaşatanlarda o kültler Dionysos kültülerinde filan. Herkese verilmiyordu bu bildi muhtemelen.
Teşpihler hoş ya. Teşpihlere çok giremiyorum. O sadece edebi bir şey gibi oluyor ya. Evet kardeşler var mı bir şey? Burada da atalım konuyu.
Haykendiz yuva.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir