Tarih Söyleşileri | Erol Parlak & Mustafa Çolak & Muzaffer Albayrak | 55. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=R752OI0qxws.
Altyazı M.K.
Çanakkale derler dağlar ardında, gidip de dönülmez ecel koyunda.
Gözlerim yollarda, elim koynumda. Uyan Mehmet, uyan uyku dağ mısın? Dağların koynunda, kuytu dağ mısın? Gözlerim yollarda, elim koynumda.
Uyan Mehmet, uyan uyku dağ mısın? Dağların koynunda, kuytu dağ mısın?
Kefensiz, gömleksiz yerde yatana, karışıp toprağa kanın katana. Canım kurban olsun, aziz vatana. Uyan Mehmet, uyan uyku dağ mısın? Dağların koynunda, kuytu dağ mısın? Canım kurban olsun, şanlı vatana.
Uyan Mehmet, uyan uyku dağ mısın? Dağların koynunda, kuytu dağ mısın?
Çanakkale derler, dağlar eşi. Söndü yüreğimin feri ışığı.
Yorganı topraktır, taştır, döşeği. Uyan Mehmet, uyan uyku dağ mısın? Dağların koynunda, kuytu dağ mısın? Yorganı topraktır, taştır, döşeği.
Uyan Mehmet, uyan uyku mu geldi? Senin acıların bağrımı delti.
Çanakkale derler, dağlar ardımda. Gidip de dönülmez ecel koynunda. Gözlerim yollarda, elim koynumda. Uyan Mehmet, uyan uyku dağ mısın? Dağların koynunda, kuytu dağ mısın?
Merhaba sevgili seyirciler. TRT2’de tarih söyleşileri Çanakkale Özel Programı’dan hepinize en işten, en samimi, en sıcak duygularla, gönül dolusu sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Çanakkale şehitleri başta olmak üzere 15 Temmuz’u, Milli Mücadeleyi 1453’ü, Muhac’ı, Nibolu’yu, Kosova’yı tarihten bugüne bu toprakların bize bir vatan olması için,
bir coğrafyadan öte bir vatan, bir benlik, bir kimlik olması için canlarını feda eden bütün şehitlerimizi, şu edamızı, gazilerimizi rahmetle, minnetle, şükranlanıyoruz.
Onların geride bıraktıkları yavuklularını, evlatlarını, torunlarını, analarını, babalarını, gözleri yaşlı, gönülleri acılı, yakınlarını da saygınlarımızı, şükranlarımızı sunuyoruz. Müzisyen Erol Parlak hocanın aslında Çanakkale ile ilgili pek bilinmeyen ama kendi gayretleriyle ortaya çıkardığı yeni müziklerden birisi olan Uyan Mehmet, Uyan Uykudamlıs’ın türküsüyle başladık. Duygulu bir atmosfer, duygulu bir ikim. Çok da içiniz yanık söylediniz. Hocam çok teşekkür ediyoruz.
Sağ olun. Sizler sağ olun. Bu atmosferde tabi çok da duygulandım ben de ister istemez. Öncelikle vatan diyerek ölüme koşan aziz kahramanlarımızın anıları önünde, saygıyla eğiliyorum. Hak’tan rahmet diliyorum bir kez daha. Davetiniz için de teşekkür ederim. Bugün burada sizlerle yan yana olmaktan dolayı, bu program paylaşı olmaktan dolayı da mutluluğumu ifade etmek isterim.
İyi geldiğiniz için biz çok teşekkür ediyoruz. Hakikaten bizi Çanakkale’nin duygu iklimine taşıdınız daha başta. İnşallah ilerleyen dakikalarda hem bu türkülerin serüvenli hem mahiyet ve muhtevasını da etraflıca konuşacağız. Sevgili seyirciler, Erol Parlak Hocam, Mustafa Çolak Bey ve Muzaffer Albayrak ile bugün Çanakkale’yi
bilinenleriyle, bilinmeyenleriyle, yaşanmışlığıyla, cephesiyle, cephe içindeki insan hikayeleriyle ve cephe gerisine kalanlarıyla ele almaya anlatmaya çalışacağız. Hoş geldiniz diyorum tekrar değerli misafirlerimiz. Kusura bakmayın biraz böyle bir duygu iklimi oluşunca ister istemez. Tabi Çanakkale deyince benim hep aklıma gelen değerli tarihçilerimizle sormak isterim. Pek çok eser var Muzaffer Hoca sizin de burada biraz sonra göstereceğiz. Mesela Çanakkale 1915 Mahdet’in Engin Hoca ile hazırladığınız kitabınız var. Yine sorularla Çanakkale Savaşı diye Tuncay Yılmazer ile hazırladığınız bir başka kitabınız var. Başka çalışmalar da var. Emek veren herkese çok teşekkür ediyorum. Bir hatırlatma da fakirden olsun. Mesela Çanakkale Çocuklar, Analar, Babalar, Cephe Gerisi diye ettörlüğünü bendenizin yaptığı bir çalışma da burada. Daha çok insan hikayesi ile ele alınan bir çalışma var. Başka çalışmalar da var ama burada müsaadenizle Mehmet Niyazi Özdemir Çanakkale deyince bir rahmetle anmak. Evet Allah rahmet eylesin hocamıza.
Diye düşünüyorum siz ne dersiniz? Arkadan Çanakkale’nin ruhuyla kimliğe anlaşılması çok önemli bir rolü var. Şüphesiz. Mehmet Niyazi Özdemir’in Çanakkale Mahşeri romanı. Belgesel roman değil mi Muzaffer Bey?
Yani benim hocayı biraz yakından tanıyordum. 6-7 yılını verdiğini ve Çanakkale’ye gidip gelerek okuyarak hissederek yazdığı bir eser olduğunu biliyorum. Bunun haricinde şu önemi var. 90’lı yılların sonunda zannediyorum basıldı Çanakkale Mahşeri. 2000’den önce Çanakkale ile alakalı çok fazla kitap yoktu. Hocanın kitabı böyle bir boşluğunda doldurmuştur aynı zamanda.
Şimdi bu kitaba şöyle bir alıntıyla başlamış. Mehmet Niyazi Özdemir mehrum. Onu da buradan rahmetle anıyoruz. Şimdi Erol hocam o türküyü söyleyince bu benim aklıma geldi. Hamilton’dan bir alıntı. Hamilton diyor ki evet insan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. İnsan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu bu kadar sürekli ayakta kalamaz. Sadece bugün 1800 şarap nel attık.
Aylardan beri gece gündüz savaş gemilerimiz mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanmış Türkleri koruyan Cenab-ı Allahlarından ayırmak için başka ne yapılabilir? Böyle bir şeyle başlamış bir direnci. Yapılması gereken ne varsa yapıyoruz ama son derece direniyorlar diye. Siz türküyü söylerken Erol hocam bunu hatırladım.
Evet savaşla başlayalım. Muzaffer Bey Çanakkale Savaşı hangi iklimde hangi ortamda nasıl bir anlayışla zuhur etti? Meydana geldi. Tabii Çanakkale bize hem hüzünlendiriyor. Çünkü orada canlarımızı kaybettik. Bu coğrafyayı bize vatan yapan Mehmetçi’nin kanıyla kazanıldı o zafer.
Onun için bizi hüzünlendiriyor bir taraftan. Öte yandan çok büyük bir zafer olması dolayısıyla tabii bizim iftiharımız, tarihimizin parlak sayfalarından bir tanesini oluşturuyor. Bu hem büyük bir zafer olması, o tarihte Avrupa’nın iki büyük devletine süper gücüne karşı kazanmış bir zafer olması
hem de bizim 1915 tarihi itibariyle bulunmuş olduğumuz aslında namüs ait, hiç uygunsuz kötü bir durumda yakalandığımız bir muharebeden bu delili büyük bir başarı ile çıkmış olmamız tabii Çanakkale’yi daha da yukarıya taşıyor bir zafer olarak.
Şüphesiz Çanakkale’de biz bir savunma savaşı verdik. Bizim verdiğimiz savaş savunma savaşıydı ama bu savunmayı deng güçler arasında yapılmadı bu savunma ve hücum ve savunma. Önce bugün 18 Mart, bu arada şunu hemen belirtmek isterim. Bir yanlış yanılgı olarak 18 Mart Çanakkale’nin tümü olarak algılanıyor.
Onları ilerleyen dakikalarda konuşacağız zaten. Deniz Muharebeleri ve Kara Muharebeleri diye iki safhadan oluştuğunu bilelim. Bunu sadece bu temel noktayı belirtmek istiyorum. 18 Mart’ta Deniz Muharebeleri’nin zafer noktası. Bir dönüm noktasıdır yalnız. Yani 18 Mart Çanakkale Muharebelerinden, Deniz ve Kara Muharebelerinden bahsediyorsak, 18 Mart bir dönüm noktasıdır.
Çünkü Çanakkale Savaşı tarihinde bir dönüm noktası. Çanakkale Savaşı’nı Deniz ve Kara Muharebelerinden oluşan bir savaş olarak görürsek, 18 Mart Deniz’de, Boğaz’da olan Muharebelerin son günüdür, zafer kazandığımız gündür. Bu bir dönüm noktasıdır. Hem bizim Birinci Dünya Savaşı’ndaki daha sonra oluşacak olan süreçteki muharebelerimizde, savaşlarımızda, cephelerimizde
hem de spesifik olarak Çanakkale Savaşı için bir dönüm noktasıdır. Bakınız, bunun niye bir dönüm noktası olduğunu şunu söyleyerek tamamlayayım. 18 Mart’ta yapılan o büyük muharebe günü aslında 19 Şubat’tan başlamıştı.
Yani Çanakkale’nin zorlanması 19 Şubat 1915’ten başlıyor. Tedrici olarak İngiliz, Fransız müttefik donanması Çanakkale’deki bizim istikamlarımızı bombardıman ediyor, torpil atlarımızı, mayın atlarımızı temizlemeye çalışıyor. Yani kendisine bir yol açmaya çalışıyor. O yol neresi? İstanbul yolu. Yani biz hem Deniz’de hem Karada Osmanlı Devleti’nin başkentini, kalpgahını, İstanbul’u savunduk.
Ve oraya, orada bulunan bütün askerler de aslında buranın İstanbul’u savunmakla eşdeğer olduğunu farkındaydı. Ve o ruh işte bize kazandıran ruh o ruhtu. Kaçacak başka bir yer yok, koruyacak başka bir yer yok. Tabii aslında sadece İstanbul’un savunması değil. Bir milletin, bir devletin savunması. İman ve inanç coğrafyasını savunması anlamına giriyor Çanakkale’ye.
Tabii ki hocam. Çünkü o tarihte Osmanlı Devleti’nden başka bağımsızlığını koruyan ve Müslümanları bir ara tutan, çatı altında tutan neredeyse başka bir devlet yok. Ve zaten en büyük coğrafyada Osmanlıdır. Evet, Osmanlı. Yani Akif onu söyler zaten. 18 Mart’ta anlattığı bir şiiri vardır. Berlin’de o zaman, Berlin hatıralarında. Sebaat et. Çünkü bu son askeridir İslam’ın.
Yani oradaki askeri İslam’ın savunacak olan son askeri olarak görüyor ve bütün dünyadaki Müslümanların sayısı o tarihte 300 milyon olarak görülüyor. Gözü sen nedir 300 milyon Müslümanın diyor. Yani orada bir devlet savaşından öte bir İslam coğrafyasının da savunmasını. Bir inanç ve kültür ihtimali. Evet Mustafa Hoca siz ne derseniz bir giriş değerlendirmesi olarak.
Çanakkale deyince ne hissediyorsunuz, ne anlıyorsunuz? Vallahi Eray hocamın çok güzel bizi mesteden duygulandıran şarkısı. Sizin güzel okumanız. Böyle duygu yüklü olduk. Şimdi bilgiye dönünce bilginin yüzü biraz soğuktur. Rakamlardan, tarihten bahsetiyoruz. İnşallah o geçici sağlayabiliriz. Bu soğuklu şey yapabiliriz. Çok güzel bir giriş yaptı Muzaffer hocam. Hakikaten yukarıda da konuşmuştuk biraz önce. Sosyal medyada paylaşılanlara bakıldığında çoğunun Çanakkale’yi karıştırdığını o kadar çok anlatılmasına rağmen deniz savaşlarıyla kara savaşlarının karıştığını, mesela 57. alayın 18 Mart günü şehit olduğunu falan tamamının şehit olduğunu yazanlar çıkıyor.
Bunları ilerleyen dakikalarda doğru bilinen yanlışlar, yanlış bilinen doğrular başı altı soracağım zaten size. Muzaffer hocam söyledi 18 Mart deniz savaşlarının itilaf donanmasının, itilaf devletleri donanmasının, itilaf deyip hemen geçmemek lazım tabi. Dünyanın o günkü üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk olan
ve dünyanın neredeyse üçte birini sömürge haline getirmiş İngiliz donanması ve 300 yıldır denizlerde yenilmeyen İngiliz armadası yanına Fransız donanmasını da alıyor. 18 tane Dreadnought. Yani belki rakam küçük gelebilir ama 18 Dreadnought şöyle, bizde iki tane var o tarihte öyle karşılaştıralım. O da Almanlardan aldığımız Yavuz Ömüdi’nin.
Bizde bir tane olan onlardakilerin büyüklüğüyle muadilme, onların bir tanesini dengsel edebilecek büyüklüğü. Breslau yani Almanlardan aldığımız Göben daha sonra adı Yavuz olacak. Yavuz belki karşılaştırabilir. Yavuz son derece modern teknik. 18’e bir. 18’e bir aşağı yukarı. Bu Dreadnought dedikleri çelikten yapılmış ve batmaz dedikleri.
Şimdi ben Çanakkale’yi anlatırken bir cümleyle anlatın dendiği zaman ben imanla çelikin mücadelesi diyorum. Zira çelik sanayinin simgesi, iman bizim simgemiz. İşte Hamilton’un söyledikleri bunu ortaya koyuyor. Şöyle yapalım müsaadenizle. Arkadaşlarımız kara ve deniz muharebelerini
alıptan 5 dakikalık bir film hazırlamışlar. Sevgili seyirciler arkadaşlarımızın hazırladığı bu film aynı zamanda ilk defa bu ekranlardan izleyeceğiniz animasyonlarla desteklenmiş. Çok arkasında büyük emeğin, büyük bir sevginin, sevdanın, aşkın, muhabbetin olduğu 5 dakikalık bir Çanakkale’yi’nin kara ve deniz savaşlarını anlatan kısa filmimiz var.
Bu filmi izliyoruz ve değerli hocalarımızla birlikte olayları Çanakkale’yi konuşmaya devam ediyoruz efendim. 1900’lerin başındaki sömürgecilik yarışı Birinci Dünya Savaşı’na yol açmıştı. İngiltere, Fransa ve Rusya itiraf devletlerini oluşturuyor oldu.
Savaşın ilerleyen safalarında onlara İtalya’da katıldı. Almanya ve Avusturya-Majaristan İmparatorluğu ise İttifak Devletleri’ydi. Bu savaşın sebeplerinden biri de yıkılmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarının bölüşülmesi idi.
Bu sebeple Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmiş olsa da kaçınılmaz olarak savaşa sürüklendi ve Almanya’nın safında savaşa dahil oldu. İttifak Devletleri’nin ilk deniz hücumu 3 Kasım 1914’te gerçekleşti.
Ertuğrul ve Seddülbayır iki İngiliz harp gemisi tarafından hedef alınırken iki Fransız gemisi de Kunkale ve Orhaniye tabialarını bombaladı. Boğazların hedef alınacağının habercisi olan bu saldırılar sonrası 5 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne resmen savaş ilan edildi. 19 Şubat 1915’te ikinci deniz hücumu gerçekleşti.
Sabah saatlerinde boğaza sokulan gemiler Kunkale, Orhaniye, Seddülbayır ve Ertuğrul tabialarını ateşe tuttu. Gemilerin menzili Türk toplarına kıyasla oldukça uzundu. Bu bombardımana yalnızca Ertuğrul ve Orhaniye tabiaları karşılık verebildi. Ertuğrul ve Orhaniye tabiaları tarih beledi. İngiliz Fransız filosu birçok savaş gemisiyle boğazın önüne kadar geldi. 25 Şubat günü itiraf teretlerinin savaş gemileri boğaza tekrar girerek merkez tabialarını bombaladı. Bu saldırı Mart ayı başlarında tekrarlandı ancak bir sonuç elde edilemedi. Boğaz aşağı kesimlerindeki mayınlardan temizlenmişti. Amira Robeck bütün savaş gemileriyle bu bölgeden saldırma kararı arttı. İşte bu planların yapıldığı esnada 8 Mart sabahı Nusret Mayın gemisi Erenkölk oyuna gizlice 26 mayın duşedi.
Savaş süresince boğaza toplamda 11 hatta 403 mayın döşenmişti. Ancak bu son mayın hattı 18 Mart günü savaşın kaderini değiştirecekti. 18 Mart 1915 sabahı tekrar taarruza geçtiler. Birleşik Flo 3 tümen şeklinde kurgulanmıştı. Öncelikli hedefleri Çanakkale ve Kilitbahir’deki merkez tabiaların ve mayın bölgesini koruyan batarya ve seyyar topların susturulmasıydı.
Yemilerdeki topların menzilleri ortalama 22.000 metredi. Türk ordusunun elinde ise 17 adet 16.900 metre menzile sahip top mevcuttu. Diğer toplarımızın menzili ise 14.000 metre ile 7.000 metre arasında değişiyordu. 18 Mart perşembe sabahı saat 10.30 sularında Aegemen Monkıl avuzluğunda birleşik Flo boğaza girdi. İlk mermi saat 11.15 sularında Trium tarafından Halileli Sırtlarına doğru ateşlendi. 11.30’da merkez tabiaları bombardımana başladı. Anadolu Hamidiye, Rumeli Mecidiye, Namazgah ateş altındaydı. Uzun menzilli gemilere karşılık verilemiyordu ancak mayın hatlarını koruyan bataryalarla obüs bölgesinden açılan ateş etkili oluyordu. Hamiran Robek öğle saatlerinde merkez tabialardaki tahribatı yeterli görüp 3. tümendeki gemileri yakın mesafeden bombardımana çağırdı.
Bu sırada Türk Muhare ve Santrali isabet almış, telefon atları kopmuştu. Çanakkale ile Kilitbahir arasındaki haberleşme kestirdi. Buna rağmen yoğun ateş sonucu 3. tümendeki gemiler püskürtüldü. Rumeli Mecidiye tabiasında ikmal yeri olan Seyit Onbaşı bu başarıda büyük pay sahibiydi. Mermileri topa süren vinç bir bombanın isabet etmesiyle kullanılamaz hale gelmişti. Bunu gören Seyit Onbaşı ağırlığı 190 ila 215 kilogram arasında değişen mermileri taşıyarak topların kesintisiz bir şekilde ateşe devam etmesini sağladı. Hamiran Robek tahrip olan 3. tümenin yerini 2. tümenin almasını emretti. Tabiaları topa tutan İngiliz ve Fransız filoları Boğazın iki yakasından açılan yoğun ateş ve Nuset mayın gemisinin döşediği mayınların etkisiyle donanmanın %35’ini kaybedip çekilmek zorunda kaldı.
Kaçarken mayınlara çarpan Buve, Orşun, Resistabel savaş gemileriyle iki muhrip ve 7 mayın arama gemisi battı. Galoğayı ve Inflexible’da dahil olmak üzere 7 zırhlı tahrip oldu.
Tüm buve ile şık filonun insan kaybı 800’ü bulmuştu. Türk ordusuysa 97 kayıp vermişti.
Hissart Canlı Tarih ve Dioroma Müzesindeki Çanakkale Özel Yayınımız Tarih Söyleşileri programında devam ediyor. Biraz önce izlemiş olduğunuz bu 5 dakikalık film aslında TRT-2 televizyonumuzun kendi ekipleri tarafından kendi stüdyolarına ve kendi imkanlarıyla özel olarak hazırlamış oldukları bir filmdi ve ben hakikaten son derece güzel hazırlamışlardı.
Filmasyonları, canları bir uzman olarak baktığımızda ve olayı özetlemiş arkadaşlarımız. Emek verenlere, gönül verenlere, fikr edenlere, imkan sağlayanlara çok teşekkür ediyoruz Çanakkale şehitleri adına. Şimdi Mustafa Hoca, Muzaffer Hocam, arkadaşlarımız burada da kısaca özetlediler. Sizin sözünü ettiğiniz o teknolojiyi görsel olarak ortaya koymaya gayret ettiler. Bu çerçeveden baktığımızda isterseniz Çanakkale kuşatmasının ana fikri Muzaffer Bey siz kısaca temas ettiğiniz zaman biraz neden Çanakkale sorusuna bir cevap arayalım. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girişini biliyoruz. Aslında Almanya safında girmek istemiyor, İngiltere, Fransa safında girmek istiyor. Onlar bunu reddediyorlar. Parasını verdiğimiz gemileri İngilizler vermiyorlar ve bir seçenek olarak veya çaresizlik
olarak Almanya ile beraber Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı İmparatorluğu giriyor. O işte bildiğimiz medeli Yavuz gemileri hikayesi ve benzeri ve Çanakkale’de bir cephe açılıyor. Önce şunu sormak istiyorum. Almanya bizim bu savaşta en büyük müttefikimiz. Çanakkale’de bir savaşa girildiğine Çanakkale’de büyük bir cephe açılacağını Osmanlı kurmayı tahmin ediyor muydu hesaplıyor mu? Tabii. Çanakkale’de bize saldırırlar diye bir beklentim var mıydı?
Tabii yani mantık şu Osmanlı Devleti’nin savunmadaki en zayıf noktalarından biri Çanakkale. Niye? Çünkü savunmak zor. Şöyle zor. Osmanlı gibi bir teknolojiye çok hakim olmayan, uzun menzilli topları olmayan tabiaları zaman zaman her ne kadar şey yapılsa da modernleştirse de sürekli eskin ve donanması en önemli şey o tarihlerde 1914 e gelinde donanması zayıf olan çünkü öncesi var 1912 de Trapluz Karp’a İtalyanlar çıkartma yaptı. Biz donanmasızlık yüzünden hiç gidemedik. Ancak işte orada paramilitere savaş yürüttük yani subaylarımızın örgütlenmesiyle yürüttük. Yani bunu görüyorlardı ve Osmanlı da bunu tahmin ediyordu.
Sözünüzü kesmeyip yani hepimiz biliriz liman Fonsanders’in Türkiye’de beş yıl orada söyler diyor savaş başlar başlamaz Çanakkale’ye hücum edileceğini tahmin ediyordu. Bon Sander’ski bir iki cümleyle onu seyircilerimiz anlatırsa yani bizi dinleyenler arkadaşlar sınıfta öğrencilerimiz değil veya profesyonel tarih yazarları değil. Parklı mesleklere mensuplar vatandaşlarımız bazı ve kavramları bir iki cümleyin açıklamayla gider.
Diyelim liman Fonsanders’i Çanakkale Kara Savaşları’nı 8 buçuk ay sürmüş olan kara savaşlarını bizim Osmanlı beşinci ordusu yürüttü ve Osmanlı beşinci ordu komutanı da Alman Maraşan liman Fonsanders. Yani Almanya adına aynı zamanda Osmanlı nezdindeki kurma heyetin başkanlarından liman Fonsanders’in hikayesi şu liman Fonsanders savaştan önce Türkiye’ye geliyor. 1913 de geliyor. Biz Almanlardan Türk ordusunu Balkan savaşlarında bir perişanlık yaşadık.
Biliyorsunuz ordumuz dağıldı. Balkan coğrafyasını tamamen kaybettik. Türk ordusunun tekrar toparlanması için biz Almanlarda bir ıslah heyeti istedik. Aslında Mahmut Çevket Paşa istemişti bunu ama o ömrü yetmedi vefa etmedi. Suikast sonucu öldürüldü biliyorsun ve 1913 Aralığı’nda Almanya’dan Alman misyonu diye bir heyet gönderildi. İçinde 42 tane Alman subayını oldu ve bunların başında da liman Fonsanders vardı. Yani savaştan önce liman Fonsanders bizdeydi. Almanya adına Osmanlı Devleti’ne gönderilen askeri misyonun başkanı. Çanakkale Savaşı’nda da bu cephede bulunuyoruz. 1918 e kadar kalacak. Zaten biraz ilerleyen dakikalarda konuşacağız. Zaman zaman böyle Almanların burada büyük emeği var Çanakkale’de vs. falan diyorlar. Bunu da soracağım sevgili seyirciler. Peki şunu soracağım. Aslında Sultan 2. Abdülhamid’e baktığımızda bir cihan harbinin geldiğini görüyor.
İddiat Terakki Enver Paşa, Cemal Paşa ve silah arkadaşları da bir savaşın geldiğini görüyorlar. Evet. Biz hep kritik dönemlerde Çanakkale cephesinin zorlandığını görüyoruz. Mesela 1464’te yine Köprüler Devri’nde, 1807’de 3. Selim Devri’nde geçiliyor. Ondan sonra da böyle girişimler var. Traklus Kart’ta Balkan Savaşları’nda hemen öncesinde Ablukaltı’na alınıyor. Bunlar zorlanıyor. Ve Sultan Abdülhamid’in belki ilerleyen dakikalarda konuşacağız. Yaptığı büyük yatırımlar var silah vs.
tabialar var. Bu öngörüye hareketle Boğaz’ı ciddi bir şekilde hazırlamak yani bir savunmaya hazırlamak, bir saldırıya hazırlamayı düşünmüyor mu Osmanlı kurmayı? Düşünmez olur mu? Yani hemen savaş başlar başlamaz öncesinden başlamadan önce. Başlamadan önce de tabiaları düzeltmeyi çalışıyor. Derler ya ister isen sulhü selah hazır ol cenge diye. Evet. Ama şimdi bak şeyimizde de vardı. Kısa materyal filmimizde de vardı. Şimdi bu iş biraz da teknoloji meselesi.
Bizim topların en uzun menzilisi 14 kilometre. Ama o dreadnotların 22 kilometreye kadar uzaktan vurma şansı var. Çünkü teknolojik olarak daha üstünde. Şimdi bir de şöyle bir problemimiz var. Evet hazırlıklar var Çanakkale Savaşı’nda ama 18 Mart’ta yüklenince Almanya çok yardım etmek istiyor. Aslında obüs topları Avusturya, Macaristan da bizim müttefikimiz biliyorsunuz. Yardım etmek istiyor fakat şöyle büyük bir problem var. Savaşın genel gidişatı içerisinde Sırp geçidi denilen kara yoluyla bizim Almanya’yı bağlayan bir geçit Avusturya, Macaristan ordusunun beceriksizliği yüzünden iki haftada açılması planlanıyordu. Ta Ekim 1915’e kadar açılmadı ve kara bağlantısı tren bağlantısı Almanya’yla doğru düzgün kurulamadı.
Kullamadığı için işte biz çok böyle uzun menzilli toplar Çanakkale’deki bizim en büyük eksiğimiz yiyecek içecek değil. Öyle sosyal medyada o konuda dolanıyor işte Çanakkale’deki ordunun menüsü falan diye. Bunlar çoğu yanlış. Menüyü de konuşacağız. Her yandaki kadar. En büyük sıkıntı cephane sıkıntısı. Top sıkıntısı mermi sıkıntısı. İşte bu Almanya göndermek istiyor ama gönderemiyor. Bizde de fazla top fabrikası yok. Yani niye yapılmadı dediniz ya yapılmak isteniyor ama teknoloji. Tabii ben niye yapılmadı derken mesela Sultan Abdülhamid’i bir öngörüsü ve hazırlığı var. O niye devam ettirilmedi anlamında söylemek istedim. Şunu da diyelim Sultan Abdülhamid’in öngörüsü var fakat bu sadece bizde değil. Bütün dünya 1880’lerden itibaren bloklaşıyor. Yani büyük bir bohranın yaklaştığı biliniyor. Onun için ittifaklar oluşuyor. Peki. İttifak devletleri.
Şimdi Osmanlı Devleti’ni taraftar olarak Fransa ve İngiltere kabul etmiyor. İtilaf Devletleri etmiyorlar ve Almanya’nın kucağına itiyorlar. Evet. Almanya da başta kabul etmiyor. Son ana kadar Almanlar da bize yük olursunuz diyor. Ne zaman kabul ediyor biliyor musunuz? Ne zaman ki İngiltere savaşa girdi. Çünkü Almanya’nın son ana kadar bir ümidi vardı. İngiltere bu savaşta tarafsız kalabilir belki diye.
İngiltere savaşa gelince Almanya B planını uygulamak zorunda kaldı. Hele hele işte 2 Ağustos 1914 İttifak Antlaşması yapılıyor Almanya’yla. Hele hele Fransızlar Almanları Marnede durdurunca ekimde Almanya artık Osmanlı’ya kurtarıcı gözüyle bakıyor neredeyse. Çünkü planlar işlemiyor kendi planlar. Aslında İngiltere’nin savaşa girme durumu olmasa Fransızlar Almanya’yı durdurmasalar Osmanlı bir anlamda iki blok tarafından da istenmeyen adam ilan edilmiş durumda. Şimdi Osmanlı İtilaf Devletleri ile görüşürken İtilaf Devletleri ile görüşmeyi Cemal Paşa iddiaçlarında onun Fransa ile ilişkileri çok iyi. Almanya’yla da görüşmeleri Enver Paşa yürütüyordu. Bir tarafta da Almanya ile görüşüyordu. Ta Mayıs 1914 den beri Enver Paşa Almanya ile bir ittifak peşinde. Ama ancak Temmuz’da ittifak Almanya’ya yanaşıyor. Mayıs da ilk önce red ediyor.
Yani genel düşünce şu Balkan Savaşları’nda daha dün dört vilayeti olan dört tane küçük devlete yenilmiş ve perişan olmuş bir orduyla bir dünya savaşına girilmez. Çünkü bu yeni çıkılmıştı. Bu bize yük olur diye bakılıyor. İtilaf Devletleri de öyle bakıyor. İttifak Devletleri de öyle bakıyor. Yani Almanya da öyle bakıyor. Ama İngiltere daha da farklı bakıyor. İşte hocalarımız çok iyi bilir.
1907’de İngiltere ile Rusya Osmanlının paylaşılması konusunda anlaştılar. Yani İngiltere artık Osmanlı’dan toprak talep ediyor. Dolayısıyla bu anlaşmadan sonra İngiltere diyor ki ben niye ittifak yapacağım. Osmanlı’nın topraklarını paylaşma peşinde. Osmanlı topraklarını da pay alma peşinde. Bizim İngiltere’den istediğimiz tek şey var. Toprak bütünlüğümüzü garanti edebiliyor musunuz? Bak çok masumane bir şey.
Topraklar zaten bizim. Bunun bizim olduğumuza dair biz sizden başka bir şey istemiyoruz. Bunun bizim olduğumuza dair bir anlaşma yapalım. Buna yanaşmıyorlar. Yani toprağımızda gözü var. Alacak onu. Böyle bir anlaşma yapmıyor. Zaten çok önceden Rusya’dan çekiniyor. Bir de İngiltere. Hani böyle bir… İşte demin söylediğim 1907’ye kadar İstanbul kimin olacak? Evet. En büyük soru bu. Rusya diyor ben hakim olacağım. İngiltere diyor ben hakim olacağım.
Peki Mustafa Hoca şunu söyleyeceğim. Batı, yani İtilaf Devletleri bir savaş vukuunda Osmanlı’ya yönelik harekat başlatırken Çanakkale’yi hep bir cephe olarak planladılar mı? Ne zaman mesela Çanakkale’den biz bir cephe açarız fikri, İtilaf Devletleri’ne ne zaman gündeme geliyor? Mesin şey şu. 2 Şubat 1915’te Rus Çar’ının bir telgrafı var. 2 Ocak hocam. 2 Ocak pardon özür dilerim doğru. Birinci Rüya Savaşı ne zaman başladı? Fili olarak mı? Fili olarak yani savaşla esmen savaşı ilanı. Ağustubiya Majaristan Veli Ahtın bir öldürülmesiyle. 31 Tebmus 1914’te Avusturya ile Sırbistan arasında başladı.
Bir gün sonra Rusya, Sırbistan’ın yanında Almanya, Avusturya’nın, Avusturya Majaristan İmparatorunun yanında mütevfik oldukları için savaşa dahil oldular. 3 Ağustos’da Fransa dahil oldu. 4 Ağustos’da İngiltere dahil oldu. Osmanlı ne zaman dahil oldu? Osmanlı 2 Ağustos’da demin Mustafa hocam söyledi 2 Ağustos’daki o gizli anlaşma. Almanya ile yapmış olduğumuz, mecburen yapmış olduğumuz son çare olarak yapmış olduğumuz anlaşmayla biz Almanya ile bir savunma anlaşması yaptık. 2 Ağustos anlaşmadır. Fiyili savaş 29 Ekim’deydi. Evet, biz anlaşmayı anlaştık. Bunu gizli tuttuk. Yani diğer devletlerin bundan haberi yoktu. Almanya ilan etmiyor mu? Biz de Almanya’da ilan etmedik bunu. Biz gizli olmasını özellikle istedik. Almanya? Almanya’da da bunu gizli diyor. Almanya’da istiyor mu gizlik anlaşması?
Bahsetmiş olduğumuz Göbe ve Breslağ, Çanakkale bu anına geldiğinde Niye gizli kalmasını istiyorlar? Mütefik olduklarını da duyurmak istemiyorlar. Almanya niye istemiyor? Almanya Osmanlı Devleti’ni step nede tutmak istiyor? En büyük nedeni şu, Muzaffer hocam kaldığı yerde, devam edeyim müsaadenizle, Balkan Savaşı’la ilgili bizim ordumuz fiilen hemen savaşa girecek durumda değil. Gizli kalsın bir dönem. O dönem içerisinde işte Alman tecizatı, bu Alman subayları,
Almanya bize yapacağı yardımı, para konusu da söz konusu. Peki Osmanlı ne zaman fiilen savaşa girdi Muzaffer bey? Şimdi 2 Ağustos’da anlaşma imzalandı, gizli anlaşma. 10 Ağustos’da Almanların iki gemisi İstanbul’a geldi. Biz bunları dedik satın aldık. Çünkü tarafsız bir devlet olduğumuzu biz bildirmiştik. Seferberlik ilan ettiğimizde 3 Ağustos’da dünyaya biz tarafsızız. Ama silahlı tarafsızız, seferberliğimizi yapacağız dedik.
Şimdi 2-10 Ağustos’da Alman gemileri gelince hani tarafsızlık kuralı dediler, İngiltere, Fransa, Rusya. Biz de dedik ki biz bunları satın aldık. Aslında kimse öyle olduğunu düşünmüyordu. Almanya’yla bizim yakınlaştığımızın farkındaydılar. Fakat bir anlaşmanın imzalandığını o tarihte bilmiyorlardı. Sözleri kesmeyin Muzaffer hocam. 5-6 Ağustos’ta İngiliz istihbaratın haberi oluyor bu anlaşmada. Yani biz 2 Ağustos’ta anlaşmayı yapıyoruz ama istihbarat tam metnini bilmese de…
Tam olarak bilmiyorlar. Yani bir şey anlaşması var diyor Almanlarla. Hocam herhalde Almanya’yla olan ilişkimiz, yakınlığımız falan hepsinin dikkatini çekiyor. Almanya bizi savaşa sokmak istemiyor. Başlangıçta çok da bize muhtaç değil. Hocamın demin bahsetmiş olduğu Mar Meydan muharebesi 6-12 Eylül 1914 tarihler arasında. Almanlar buna 1905 yılından itibaren çalışıyorlar bu savaş.
Onların Şilifen diye bir genelkurmay başkanları var. O bir harp vukuunda Fransa ve Rusya ile savaşacaklarını bilmiyorlar. Hocamın bahsettiği gibi İngiltere’ye hiç hesaba katmamışlar. Bunlar diyorlar ki önce biz Fransa’nın işini bitirelim bir aylık 6 hafta içerisinde, 1,5 haftada. Sonra da doğuya döneriz Rusya’nın işini bitiririz. Ama Mar Meydan bu iflas ediyor. Almanlar durdurulunca iflas ediyor.
O tarihten itibaren Almanya bizi savaşa girin diye tazik etmeye başlıyor. Eylül ayından itibaren. Ve bunu da nasıl başarıyorlar? İşte bize göndermiş oldukları iki tane gemiyi bir nevi savaş kundakçılığı olarak kullanıyorlar. Ve 29 Ekim 1914’te Rus limanlarını bombardıman ederek savaşın fitilini maalesef biz ateşliyoruz. Tamam ve savaş resmen Osmanlı ne zaman savaş ilan ediyor? Osmanlı’nın 1 Kasım 1914’te Rusya bize savaş ilan ediyor.
İtilap Devletleri’nin resmi açıklaması Çanakkale kuşatması 2 Şubat 1900? 15. 15. 15. Resmi değil. O yarım kaldı Lafarya girdi. 2 Şubat’ta Rus Çar’ının bir telgrafı var İngiltere’ye. Zor durumda yardım edebilir misiniz diyor. İç isyanları var. Hayır, iç isyan değil. İç isyanla ilgili değil. Sarı kamışın bir neticesi bu.
2 Şubat’ı ben hocam müsaade etmişim. 2 Ocak tarihinde Rus imparatoru. Hep Şubat diyorum. 2 Ocak. Ocak. Yusuf Çar Hoca sağ olsun. Ocak. Ocak. Değil mi hocam? Yani Sarı Kamış aslında bizim için. Şimdi buraları çok hızlı geçerek Çanakkale’ye gelmek istiyorum. Onun için hızlandırmaya çalışıyorum. Sarı Kamış’ta aslında biz Rusları çok ürküttük. Ruslar çok korktular. Sarı Kamış da o orguları kuşatılacak diye.
2 Ocak’ta Ruslar kendi müttefiklerine İngiltere ve Fransa’ya diyorlar ki biz Kapkasya’da Doğu cephesinde zor durumdayız. Türk ordusunun dikkatini başka bir yere çekemez misiniz diyor hocam. Şimdi orada şunu da altını çizmek lazım. Muzaffer Bey biraz girdi. Biz hep işte Sarı Kamış’ta, Karda, Kış’ta bu saçmalığı niye yaptık gibi saçmalığı tırnak içerisinde söylüyorum. Ruslar çok ürktü Sarı Kamış’ta. Ve biz başlangıçta da başarı elde ettik. Onun üzerine bu telgraf çekildi ve Rusya’ya yardım etmenin en kolay yolu Çanakkale’ydi. Şimdi dünya haritasını göz önünde bulundurduğunuzda. Tam bunu sormak istiyorum işte. Boğazlardan Rusya’ya yardım giderdi. Yani savaş bir savaş fiili olarak Çanakkale cephesi bu zaman gündeme geldi ama mesela
bir savaş olursa bu savaşta Çanakkale bizim için ana bir cephedir fikri İngiltere’de veya Fransa’da veya Rusya’da hangi yıllarda gündeme geldi ve önceden buna yönelik bir harekat planı teknolojik ve benzer hazırlıklar var mı yok mu bunu öğrenmek istiyorum. Tabii ki şimdi şeyden önce hazırlıklar var. Ana cephe çanakkale’ye yönelik. Özellikle onu soruyorum Mustafa Hoca. Şimdi Çanakkale mesela İngiltere’nin zihninde ben Çanakkale’de bir cephe açmalıyım veya
Fransa’nın zihninde ve gündeminde ne zaman yer aldı şimdi savaş başlayınca mı çok önceden onu öğrenmek istiyorum. Bu hep var ama orada bir noktayı kaçırmamak lazım. İttifaklara bağlı örneğin İngiltere anladık Rus İttifakı baktı tamam şimdi Çanakkale zamanı dediler ama Rusya’da bir problem çıksaydı ittifaktan ayrı mesela İtalya bizim ittifakımızdaydı ama 1914 ayrıldı. Yani bir ittifakta problem çıksaydı o cephe şüphesiz açılmayacaktı. Belki savaşta ya Osmanlı sanayi kamerası da. Çanakkale’de olmayacaktı ama Rus İttifakı düzgün yürünce ve Ruslar yardım isteyince de Churchill bu işin ana savuncusu Churchill. Diyor ki denizden çok rahat geçeriz biz. Önce Kara Savaşları gündeme değil Muzaffer hocanın dediği çok doğru. 18 Mart’ın dönüm noktası olmasının nedeni o. Başta İtilaf Devletleri diyor ki bunu biz büyük donanmayla geçeriz. Böyle büyük bir orduya falan da gerek yok. Çanakkale’yi ne kadar sürede geçmeye hedefliyor İtilaf Devletleri yani İngiltere, Fransa ve 18 Mart’ın akşamı Marmara Denizi’nde olmayı düşünüyor. Ya bir defa 18 Mart takvim olarak gündemlerinde var yola çıkmadan önce. Dört aşamalı bir uyguluyorlar. Birincisi metal yani Çanakkale Boğazı’na girilen Seddülbayel Kumkale vardır. Keşke harita olsa da orada gösterse. O girişteki yani Akdeniz’den Ege Denizi’nden Akdeniz o zaman Osmanlı Akdeniz diyor. Ege Denizi sonradan. Çanakkale Boğazı’na girilen yer var. Seddülbayel var bir tarafta. Anadolu tarafında da Kumkale ve Orhaniye, Ertuğrul tabiası. Bunların tahrip edilmesi. 19 Şubat’ta ona başlıyorlar. 25 Şubat’ta biraz önce VTR’de gördük. 25 Şubat’ta bunu tamamlıyorlar. 25 Şubat’a kadar sadece giriş istihamatını, tahribini tamamlıyorlar. Ondan sonra diyorlar ki biz Orta, Çanakkale Boğazı’nın ortasına kadar olan bölümü mayınlardan temizleyeceğiz. Ve sağda solda iki tarafta olan tabiyaları, topları, öbüsleri vs. temizleyeceğiz. Bunlar için de ikinci bir aşama diyorlar. Bunun için de yine 15 günlük bir süre. Daha sonra mayınların toplanması ve en sonunda da merkez grubundaki yani Kilitbayel-Çanakkale arasındaki büyük tabiyalarla topçu muharebesini yaptıktan sonra geçip Marmara’ya girmek.
Bu dört aşamalı yaklaşık bir aylık bir süre. Ve bu sürenin sonuna gelindiğinde aslında daha belki de ikinci aşamasında idiler. Dördüncü aşamaya geçinme söz konusu değildi. Fakat 18 Mart’ta önceliyen şey aslında İngiltere’den, Savaş Bakanlığı’ndan ve İngiltere’yi yöneten politikacılardan gelen baskıdır. Askeri yapılan baskıdır.
Bu baskıya dayanamayan İngiliz donanmasının komutanı Amiral Carden hastalığını öne sürerek görevden çekildi. Yerine Devroberg geldi. Yardımcısı Devroberg geldi. Aslında sinir buhranları geçirmeye başlamıştı. Yani verilen sürede artık ikinci aşamada, dördüncü aşamada olması gerekirken daha ikinci aşamada mayınları temizleyememiş. Bizim 10 hat mayınımız var orada. İki hat mayın temizlemişler.
Yani İngiltere böyle topumuz Çanakkale Boğazı’nda göründüğü anda Türk askeri topunu bırakır kaçar, biz buradan rahatlıkla geçeriz. Ön yargısıyla geldiler, ümidiyle geldiler belki ama öyle olmadığını çok net görünce, çok katı, sert bir savunma ile karşılaşınca önce donanma komutanı Carden kenara çekildi.
Ve ondan sonra yerine gelen 16 Mart’ta yerine gelen Amira Carden’e derhal son aşamaya geç emri verildi. Ama onun için erkendi. Mayınlar ortada duruyordu. Tabialara yeterli tahribat yapılmamıştı ve yerli yerindeydi. Türk askerinin inancı da, direnci de sağlamdı. Ve 18 Mart’ta böyle bir durumda 20 gemiyle saldırıya geçtiler ve sonuçta 3 gemileri battı. 3’ü kullanılmayacak hale geldi. Havuzlanması gereken o kadar tahrip oldu. Ve neredeyse donanma armadasının üçte birini kaybederek 18 Mart’tan mağlup olarak geri dönmek zorunda kaldılar. 18 Mart deniz zaferinin batıdaki yansıması ne oldu? Onu sizden dinleyeceğim Mustafa Hoca. Osman’daki ve İslamca yansımasından Mustafa Hoca sizden dinleyeceğim.
Ama lütfen kısaca özetlerseniz memnun oldum. Çünkü uzun bir süreç var hem de konuşacağımız pek çok konu var. En somut örneğe Krasner istifa etti. Kim Krasner? İngiliz genel kurumayı başkanı. Peşinde Churchill gitti. Donanma bakanı, harbi nazı. Hatta Churchill’in bir anekdoti var. Daha sonra Ali Yenver’e, Emre Paşa’nın oğluna söylediği söyleniyor. Tabii doğruluk derecesi tartışılır da bunu.
Ali Yenver’e diyor ki senin baban, yani Emre Paşa’yı kast ediyor, siyasette benim 30 yılıma mal etti. Churchill 1930’lara kadar daha siyasete dönemeyecek. Çanakkale mağlubiyetinden sonra. İngiltere’de büyük bir sarsıntı yarattı. Şöyle algılamak lazım. İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da… Almanya kazanan taraftaydı. Bizim tarafımızdaydı. Yönetici katında ve toplumda orada psikolojik olarak nelerle mağlup oldu. Bir büyük etkisi de şu oldu. Çanakkale cephesine getirilen bu anzaklar, deniz savaşlarında ve daha sonraki kara savaşlarında bir kısmı nereye gittiğini de bilmiyordu. Avrupa’daki batı cephesinde savaşacağını düşünüyordu. Burada bunu görünce batı cephesine gönderildi bunlar. Daha sonra büyük bir demoralizasyon. Yani o batıda Fransız-Alman savaşlarının devam ettiği ve Birinci Dünya Savaşı’nın ana cephesi olarak görülen, demin hocamın dediği o Marni’de durdurulan Alman oğullarının durdurulduğu yerde, o cephe üzerinde büyük bir etki yaptı. Tabii şüphesiz en büyük etkisi Rusya üzerinde oldu. Ana amaç Rusya’ya yardımdı burada. Rusya’ya yardım edilir. Rusya’ya yardım gitmeyince, malumunuz 1917’de Rusya’da Bolşevik ihtilali çıktı. İşte tarihe, Ekim Devrimi diye yine ve Rus Çarlı tarihe gömüldü. Rus Çarlı bunun üzerine son buldu o. Roman’ın fanedanı tarihe gömüldü. Yani savaşa katılanların tamamı tarafından, tamamı derken de küçümsememek lazım. Şimdi Çanakkale’yi biz zaman zaman sadece bizim cephemiz zannediyoruz. Çanakkale sadece bizim cephemiz değil. Karşı tarafa baktığınızda İngiliz var, Fransız var, Anzak var, Yeni Zerlandalı var, Hint var. İşte Akif’in şiirinde geçiyor ya, kimi Hindu kimi bilmem ne bela diyor. Mısırlı var. Bizim tarafımızda şüphesiz ordu tamamen bizim. Asayda da olsa Alman var, Avusturya, Macaristan, Obüs topu var. İşte Arap coğrafyasında o zaman bizim topraklarımız olan Şam’dan, Halep’ten askerler var. Yani yedi düvel orada. Sonucu da dolayısıyla bütün yedi düveli etkiliyor. Osmanlı ve İslam coğrafyasında dünyasında yansıması Muzaffer hocam. 18 Mart zaferini Çanakkale arca konuşacağız. Bir iki cümleyle alabilir misiniz? Evet 18 Mart tabi. Tabi sonra da Erol hocam sizden bir kahramanlık türküsü dinleriz artık Muzaffer hocanın sözü bittikten sonra. Şimdi 18 Mart’ta biz bir zafer kazandık ama esasında şunu da söylemek lazım, bunu itiraf etmek lazım.
Çanakkale Boğazı’nın geçilebileceği bir vaka olarak bir kenarda duruyordu. Yani biz orada büyük bir savunma vereceğiz, direncimizi, dirayetimizi göstereceğiz. Kanımız pahasına savunacağız ama sonuçta karşımızdaki de İngiliz donanması. Yani dünyanın en büyük donanması.
Ve hocam biraz önce bahsetti diretnotlar. Yani bunlar son sistem gemiler. Her biri yüzer bir kale. Bir denizin üzerinde yüzen kaleler. Yani 38 milimetre santimetre çapında top mermisi atabilen büyük canavarlar bunlar. Yani bizim karadaki toplarımızdan bir defa üç dört kat daha fazla topa sahipler.
Yani bir diretnotta orta ve büyük çapıda 30 tane top var. Ve 380 metre dönüyor hocam çapında. Her tarafını topa satabilen. Yani istediği yere gidiliyor, istediği yerden hedef… Şimdi biz böyle bir donanmaya karşı Boğaz’ın geçirme ihtimalini hep saklı tuttuk. Ve onun için de mesela İstanbul’da bir hazırlık yapılmıştı. Hem sarayın, padişah ve halkının hem de hükümetin Anadolu’ya taşınmasıyla ilgili. Yok ben şey sadece 18 Mart’ın İstanbul’da ve Osmancı Havlisindeki yansımasını öğrenmek istiyorum. İşte ben bu girizgah yapmamın sebebi esasında böyle bir tehlike beklentisi içerisindeki İstanbul halkı ve yönetim ve ordu bir zafer kazanırken……çok normal bir şekilde olarak büyük bir sevinç. Müthiş bir sevinç.
İstanbul’da şenlikler yapılıyor. Bütün vilayetlerden tebrik telgrafları sadarete, saraya ve harbeye nazaretine yağıyor. Müttefikimiz olan Almanya’dan, Avusturya’dan, Müslüman ülkelerden şeyler geliyor, tebrik telgrafları geliyor. Ve özellikle de ordu, meclis toplanıyor. Mecliste orduya karşı, orduya duyulan güvene karşı bir nutuklar okunuyor.
Burada şu önemli, yani bizde hep maalesef o Balkan Savaşı’nın acı tecrübesi biraz ezipliği ve korkusu aslında biraz da. Çünkü Balkan’da asker firar etti. Acaba bu asker, bunu Kara Muharebelerinde de belki konuşuruz bunları. Kara Muharebelerinde de görülmüştür bu. Yani asker dayanacak mı, sebahat edecek mi, yoksa yüzgeri mi edecek?
Çünkü panik havası öyle bir şey yani. Bir kaçan gördüğü zaman diğerleri de peşinden kaçabiliyor. Aslında 18 Mart, Özel’de ve genelde Çanakkale ordunun namusunu da kurtardığı zaman. Şüphesiz. Yani onlar öyle söylüyorlar zaten. Balkan lekesini sildi. Anlımızdaki Balkan lekesini sildi diyor. Ve bu esasında bu sadece askerin lekesi değil. Bu millet de bu utancı duyuyor. 18 Mart’la beraber işte bütün bu eziklik, Balkan Savaşı’nın getirmiş olduğu o korku, acaba yine ikinci bir şey mi olacak? Çünkü İstanbul tehlikede yani devletin başkenti tehlikede, İslam aleminin başkenti tehlikede böyle bir korkudan kurtulup halas bulunca şüphesiz çok büyük bir mutluluk ve sevinç bütün Osmanlı coğrafyası üzerinde kendini göstermiştir. Çoşkun hocam, Muzaffer hocama bir satır ekleyebilir miyim? Buyrun. Şimdi en büyük sonuçlarından biri bizim tarafımızda. Biz B planı da yapıyoruz. Tabii A planımız geçmemesi. Muzaffer hocanın sözünü etmiyor. Evet. Yani hiçbir şekilde düşmanı geçirmek. Hadi geçti. Ne yapacağız? B planı da yaptık. Geçerse yani İstanbul işgal edilirse donanmayla veya daha sonra kara savaşlarında dedik ki işte başkenti taşırız.
Kayseri veya Konya gündeme geldi. Halifeyi taşırız, sultanı taşırız, kutsal emanetleri taşırız. Niye Konya veya Kayseri? Çünkü bunlar savaşta daha güvenilir orta yer. Ve orada milis savaşlarına devam ederiz. Kuwaii milliye o zaman düşünüldü. Şükür o gün geçmediler. 18 Mart’ta geçmediler. Daha sonra 25 Nisan’da kara savaşlar başlayacak.
Kara savaşlarında geçmediler. Ama daha sonra geçtiler biliyorsunuz. Mondros’u imzaladıktan sonra ve milli mücadeleyi biz bu ilk planını Çanakkale’de yaptık. Çanakkale’nin B planıydı. Zaten milli mücadeleyi, İstiklal Harbimizin en büyük kuwaii milliye dediğimiz askeri yapılanmayı da o zaman gündeme geldi.
Tabii siz bunu gündeme getirince bir vefa olarak hatırlatmakta fayda var. Siz de daha iyi bilirsiniz. Sultan II. Abdülhamid’e teklif geliyor. O zaman devlik bir hükümdar olarak Beylerbey Sarayı’nda işte böyle böyle bir durum var. Siz de Bursa’ya götürelim diye bir teklif geliyor. Ve orada Sultan II. Abdülhamid’in de verdiği bir cevap var. Hatta bu cevabın sevgili seyirciler, İstanbul’un boşaltılmasının önlenmesi de etkili oldu. Hep değerlendirilir.
Sultan II. Abdülhamid diyor ki sevgili biraderime selam söyleyin. Cettin Fatih karşısında bu şehri ölümüne savunan son Bizans İmparatoru kadar da mı biz cesur değiliz? Şehri boşaltmak doğru değil diye böyle çok mert ve ümit verici, şeritlendirici bir cevap verdi. Rivayet ediliyor.
Şimdi Yusuf Kenan gibi aslında Çanakkale bir umumi cephe olmasına rağmen pek çok kahramanı da ortaya çıkaran yani verdiği kahramanlıkları da hem savaşta hem siyasette hem cephe gerisinde pek çok kahraman da tarihimize bize armağan eden bir savaş bir zafer.
Yusuf Kenan da bunlardan birisi sanıyorum zaten size söylemeye bile gerek yok biliyorsunuz. Ama arkadaşlarımız Yusuf Kenan da ilgili kısa bir film hazırlamışlar Yusuf Kenan ve Çanakkale Zaferi diye.
Sevgili seyirciler cephedeki umumi zaferin yanında aslında FD kahramanlıkları da hatırlamak büyük önem taşıyor ve arkadaşlarımız TRT2 ekibi sizler için Çanakkale özel yayınla özel olmak üzere Yusuf Kenan’ı anlatan kısa bir film hazırlamışlar. Hep birlikte onu izleyeceğiz. Sonra da Erol Parlak hocamla Çanakkale türkülerini söylemeye ve konuşmaya Mustafa ve Muzaffer hocalarla da savaşın seyrini, zaferi, bilinenlerini ve bilinmeyenlerini anlatmaya devam edeceğiz. Evet şimdi Yusuf Kenan’ın ibretlik hayat hikayesini izliyoruz. Umarım içinde bulunduğumuz bu günlerde bir taraftan ulusal bir seferberliği yürütürken diğer taraftan fırsatçılığı, kavusçuluğu neyse. Meziyet atledenlere de Yusuf Kenan’ın hayat hikayesi bir ibret olur efendim. Evet Yusuf Kenan’ın rahmetleniyor ve onun mücadelesini izliyoruz şimdi.
Şehit ve gazilerimizin kanlarıyla yazdığı bir destandır Çanakkale. Mezar yeri dahi bilinmeyen isimsiz kahramanlarla doludur bu topraklar. İşte o ölümsüzlerden biridir Yüzbaşı Yusuf Kenan.
Yüzbaşı Yusuf Kenan Efendi 1881 Edirne doğumunda olup öksüz yetim büyüyor.
Tabii vatana millete nasıl faydalı olurum diye düşünüp asker olmaya tercih ediyor. Harp okuluna giriyor, harp okulunda Teğmen Hütbesi ile mezun olduktan sonra Trablus Garp Harbi’ne gidiyor. Akabinde Balkan Harbi’ne ve en son Bindiliya Muharebelerinin en önemli cefesi olan Çanakkale cefesinde katılıyor.
Vatanı namus bilen Yusuf Kenan’ın yolu harp okulundayken kendisi gibi gözü kara bir asker olan Mustafa Kemal’e kesişmişti. Yüzbaşı Yusuf Kenan Efendi Atatürk’ün okul arkadaşıdır. 1881 doğumlu, atlılıkla aynı okulda aynı dönem mezunundur.
6 Aralık 1903 tarihinde harp okulundan Teğmen Hütbesi ile mezun oldu. 25 Mayıs 1907’de Üsteğmen, 27 Kasım 1911’de de Yüzbaşı rütbelerine terfi etti.
Şehit düştüğü Çanakkale Savaşı onun Çanakkale’deki ilk görevi değildi. 1911-12 yıllarında ilk kez Çanakkale Boğazı’na giden yolun önce adımı Trablus Garp Savaşı’nda ve sonrasında Anadolu tarafındaki Kumkale ve Ezine’yi savunmuştu. Ardından 1912-13 yıllarında Balkan Savaşlarında Gelibolu’da görev aldı ve böylece ikinci kez Boğazı müdafaa etmiş oldu. Son olarak I. Dünya Savaşı sırasında ölümsüzleşeceği Gelibolu’ya tekrar gönderildi. Kader onu şehit düşeceği topraklara yazmıştı adeta.
Yüzbaşı Yusuf Kenan Efendi 26.Ala 2.Tabur 7.Bölük Komutanlığına 22.1914 yılında Atanyu’yu, 25 Nisan 1915 Pazar günü karar hakaatinin başladığı ilk gün Yusuf Kenan Efendi tarih sahipçisi çıkıyor.
25 Nisan sabahı saat 6.sularında Implugable Muharebe Gemisi’nin sağladığı güvenlik perdesi altında 2500 İngiliz askeri beklemediğimiz bir koya çıkarma yaptı. İngilizlerin X koyu olarak işaretlediği, bizim savaştan sonra X koyu olarak isimlendirdiğimiz bu koy yalnızca bir mangı asker tarafından gözetleniyordu. Dokuz kahraman askerimiz çıkarmaya karşılık verse de Implugable’ın açtığı topçu ateşi sonucu Zığındere Ağzı istikametine geri çekildiler. Bu koya yapılan çıkarmanın hedefi Seddülbahir’deki askerlerimizi arkadan sarmaktı. Seddülbahir müdafaaatımız çökme tehlikesiyle karşı karşıya yayıdı. Yüzbaşı Yusuf Kenan’ın komuta ettiği 250 askerden oluşan birlik ihtiyat kuvvetiydi ve aldıkları emir doğrultusunda Tekke koyuna doğru hareket etmekteydi. Yolda X koyuna çıkarma yapmış İngiliz askerlerini gören Yüzbaşı Yusuf Kenan, tarihi bir karara imzaladıacaktı.
Biriyle beraber almış olduğu bir emri büyük bir hızda hareket halindeyken İngiliz Den Implugable gemisi saat 6 civarında ikiz koyuna çıkarma hareketi yapıyor. Yaklaşık üç taburluk bir kuvvet buradan karaya çıkıyor. Yüzbaşı Yusuf Kenan Efendi hissiyatif alıyor.
Yani ya almış olduğu emri yerine getirip Tekke koyuna girecek ya da bizim burada düşen düşman kuvvetinin gelip Seddülbahir cephimizi arkadan vurmasını engelliyor. Ve hissiyatif alıp buradaki çıkan birliğe karşı asker 250 kişilik kuvvetiyle karşı sayacağı ve donanımın üstünde Implugable gemisinin atış desteğine rağmen buradaki birliklerin üzerine yönlendiriyor, hissiyatif alarak askerlerini buraya yönlendiriyor. Tabi o saatlerde bu çıkarmadan Osmanlı Genel Kurumayı’nın haberi yok. Ve Yusuf Kenan Efendi bizim Seddülbahir cephimizin çökmesini yapmış olduğu bu hissiyatifle engellemiş oluyor.
Aldığı inisiyatifle savaşın seyrini değiştiren Yüzbaşı Yusuf Kenan o gün orada şehadet şerbetini içti. Sevgili karısı Zehra Dul, 3 yaşındaki kızları Lüç Han ve hiç görmediği 6 aylık bebekleri Müjgan Sağ yetim kalmıştı.
Yüzbaşı Yusuf Kenan bu kahramanlık hikayesinin yanı sıra karısıyla birbirlerine yazdıkları onlarca duygu dolu mektubu da ardında bıraktı. Ruhum, vatanımızın milletimizin geçirdiği şu felaket zamanı hangi mü’mini kederlendirmemiştir ki ben de o milletin ferdi olduğum için bu büyük felakete iştirak etmeyim. Zehracığım ne yapayım vatanın bölündüğünü görürken kalbim çırpınıyor, yüreğim tıpırdıyor. Zira saadet haliyle yaşamaklığımız ancak vatanın selametiyle kaim olacaktır. Bugüne kadar size birkaç mektup gönderdim fakat zarflar açık olarak gittiği için bir şey yazılamıyordu. Buradan başka bir vasıta bulmak da zor olduğundan mecburen posta ile gönderiyorum. Bugün çiftlik kuryesinden birisi bizim mevkiye gelmiş olduğundan fırsattan istifade alelacele kurşun kalemiyle yazıyorum. Zehracığım beni katiyen merak etmeyiniz. Allah’a hamdolsun sıhhat ve afiyet deyim. Cenab-ı Hak’tan bir arzum varsa o da senin mini mini yavrularımla beraber sıhhatte daim olmanızdır.
Bugüne kadar düşman çeşitli defalar boğaza denizden hücum ediyorsa da Allah’ın yardımıyla hiçbir başarı elde edememiştir. Vallahi bir tanesi batarken kendi gözümle yordum ve hasara uğrayanların da diğer gemilerin yardımıyla boğazdan dışarı çekildiğini aynen müşahede eyledim.
Bu haller Mart’ın beşinde olmuş idi. İnşallah bu hainler yakında büsbütün mahvolacaklardır.
İyiliğine düşmanlar çanakkale geçilmez.
Bekler nice kahramanlar çanakkale geçilmez. Filofilo yada yansa yerler bomba ile yansa siperler kanabı yansa çanakkale geçilmez.
Filofilo yada yansa yerler bomba ile yansa siperler kanabı yansa çanakkale geçilmez.
18 Mart zaferini herkes tanır türkerini.
Ölür de vermez yerini çanakkale geçilmez. Türk’ün göğsü Türk’ün kodu iman ile kuvvet dolu aslan yurdu gelip oğlu çanakkale geçilmez.
Türk’ün göğsü Türk’ün kodu iman ile kuvvet dolu aslan yurdu gelip oğlu çanakkale geçilmez.
Akankanlar dönse seyle cont bayırı geçmez ele.
Dünya kopup gelse bile çanakkale geçilmez. Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar. Türk’ün yeri çanakkale geçilmez.
Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar. Türk’ün yeri çanakkale geçilmez.
Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar. Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar. Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar. Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar.
Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar.
Bu Türk’ün yeri çanakkale geçilmez.
Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar. Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar.
Bu Türk’ün yeri çanakkale geçilmez.
Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar. Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar.
Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar. Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar.
Bu Türk’ün yeri çanakkale geçilmez. Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar.
Bir çok milletin askeri yenilerek kaçtı geri anladılar.
Bu Türk’ün yeri çanakkale geçilmez.
Çanakkale’nin Türk’ü bağlamında çanakkale ile ilgili anmalar belki. Çanakkale’yle ilgili anmalar belki.
Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki.
Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki.
Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki.
Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki.
Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki. Bu çanakkale ile ilgili anmalar belki.
Yazılı mezarın taşı Kara kura gördüm düşür
Neyle yelim başa geldi Hepi sifeleyin işi ince Osman Çanakkale’ye geçeyim mi Yine de bir şey söyleyelim
Yine de bir şey söyleyelim Yine de bir şey söyleyelim
Beşinci ardı tabur olmuş ince Osman’ı Seçeyim mi ince Osman Beşinci ardı tabur olmuş ince Osman’ı
Seçeyim mi ince Osman Seçeyim mi ince Osman
İstanbul yıldızı karşı Üsküdar’da büyük çarşı Acısı canımda da tüter Ağlayalım konu komşu ince Osman Acısı canımda da tüter Ağlayalım konu komşu ince Osman Çanakkale’ye geçeyim mi Yeşil sancağı açayım mı Beşinci ardı tabur olmuş ince Osman’ı
Seçeyim mi ince Osman Beşinci ardı tabur olmuş ince Osman’ı
Seçeyim mi ince Osman Seçeyim mi ince Osman
Bu toprağın hamuruna rengine katmayı vazife addeden, şeref addeden, ceh deden, gayret eden yiğitlerden birisinin hikayesini Aynı zamanda aslında savaşta fedai can eden gençler adına Kaldı Saray Lisesi gençlerinin hikayesini ifade eden Bahdettin Engin Hoca’nın anlatımı ile bir kısa film hazırlamışlar. Hep birlikte bunu izleyelim efendim. Burada Mektebi Sultanı öğrenciler arasında mezunlar ve lise öğrencisi olduğu halde gönüllü gidenler arasında şehit olanlar vardı. Şimdi bunlardan bir tanesi de Hasmun Galip
Hasmun Galip Çanakkale Savaşı’nda şehit olduğu sırada mezun durumda bulunuyordu ve o anlamda bir gönüllü olarak savaştı. Aynı zamanda Hasmun Galip Mektebi Sultanı mezunu diğer taraftan da Galatasaray Futbol Takımı’nda futbol oynuyor. Çok başarılı bir geç bu anlamda ve dolayısıyla şimdi gönüllü olarak cepheye gittiğinde tabi hem o dönemde şöyle bir bakış açısı var tabi ki savaşların olduğu bir ortamda futbol maçlarının yapılması doğru mudur yanlış mudur şekilde bir de o dönemde bir tartışma ortaya çıkmıştı. Çünkü bir taraftan cephede savaşıyorsunuz bir taraftan İstanbul’da maçlar yapılıyor. Bunun doğru olup olmaması konusunda sonuçta şöyle bir noktaya geldiler dendi ki futbol maçları da bir sportif meseledir bir idman meselesidir.
Dolayısıyla gençlerin vücutlarını sağlam olarak bulunmasını yarar ve aynı zamanda savaşa hazır olmasını da sağlar. Dolayısıyla maçlar devam etmeli dediler. O yüzden de demek ki Hasmun Galip bazen cephede bulunuyor bazen de cepheden izin alıp geliyor İstanbul’a maç yapıyor ve maçtan sonra tekrar cepheye gidiyor.
Bu anlamda mesela en son şehit olmadan önce en son İstanbul’a geldiğinde o dönemde Galatasaray ile Yavuz gemisinin Alman mürettebatı arasında bir maç yapılmıştır ve bu maçta Galatasaray Galip geliyor ve 3 golü de şey atıyor Hasmun Galip 3 gol birden atıyor Almanlara.
Hatta bu dönüşte orada 3 gol atmış bir genç olarak tabi savaşta orduda Alman subaylar da var. Cephedika Hasmun Galip’i göstererek Alman subaylara işte bu genç birkaç gün önce İstanbul’daydı Almanlarla yaptıkları maçta 3 gol birden attı diye Hasmun Galip’i gösteriyorlar.
Onlarda biraz da çelimsiz buldukları Hasmun Galip’in Almanlara 3 gol atabileceğine pek inanmak istemiyorlar ama gerçekten de öyle bir gerçekte buydu yani o şekilde yaşandı ve Hasmun Galip işte bu Çanakkale’de bulunduğu sırada bir muharebe sırasında şehit düştü. Galatasaraylar açısından çok değerlidir tabi ki mektepler açısından çok değerlidir hatta Galatasaray kulübünün bulunduğu sokak Hasmun Galip sokağı olarak isimlendirilmiştir ki bugün de o şekilde devam ediyor.
Bu son kale denir ya bir nevi son kale yani eğer Çanakkale geçilirse ondan sonra İstanbul düşecek. İstanbul’un düşmesi demek aslında ülkenin teslim olması demek ve bir anda bir çok belki işgal ve ondan sonra muhtemel bir parçalanma ve ülkenin birçok coğrafyasının işte İngilizlerin, Fransızların, Rusların eline geçmesi gibi bir ilişki var.
Bir ilişki geçmesi gibi bir ihtimal tabi ki o yüzden bu ihtimal karşısında bunun olmaması için çok ciddi bir de direniş hayata geçirilmiştir.
Çanakkale Savaşı’nın Karasavaşları’nın en yoğun olarak yaşandığı bir dönemde tabi ki çok sayıda şehit verilirken çok sayıda yararlımız oluyor. Hal ile bunların bir kısmı cephede tedavi edilmeye çalışılıyor fakat yetersiz olduğu için birçok yaralı da İstanbul’a getiriliyor ve İstanbul’da hastanelerde bunlar tedavi ediliyor.
Ve artık giderek ortam o şekilde oluşmuştur ki İstanbul’daki hastanelerde yetersiz kalmaya başlamıştır. Şimdi bu anlamda mesela Gülnihal Vapuru, hastane vapuru olarak kullanılmaktadır. Çanakkale’den gene yüzlerce yaralıyı alıp İstanbul’a getirdi fakat yer yok. Bu yaraları yatıracak yer yok.
Dolayısıyla ne yapıldı? Mektebi sultanı öğrencileri izne gönderildi birkaç günlüğüne ve mektep hastaneye dönüştürüldü. Çanakkale yaralıları buraya getirildiler, buraya yerleştirildiler ve burada tedavilerine başlandı. Ama diğer taraftan tabi eğitimin de devam etmesi gerekiyor. O yüzden birkaç gün sonra öğrencilerin de burada eğitimine devam etmelerinin şartları da hazırlandı.
Ve mektebi sultanın bu tarz bir hikayesi de vardır. Yani savaş sırasında hem bir eğitim kurumu hem bir sağlık kurumu olarak hizmet vermiştir.
Birçok Galatasaraylı şehit vardır Çanakkale açısından. O yüzden Galatasaraylılar kendilerini bu anlamda şehit yakını olarak görür. Sevgili seyirciler TRT2 ekranında tarih söyleşileri Çanakkale özel programında Hisar Canlı Tarih Müzesinde sizlerle birlikteyelimiz devam ediyor.
Bu müzeyi bize açan, bu imkanları sunan, fedakarca bu programı sizlere ulaştırmak için mekanı düzenleyen Necad Çuhadaroğlu’na aynı zamanda bu müzeyi kurduğu için ve müze müdürü Ömer Çalşimşe’ye çok teşekkür ediyoruz. Hep vefadan söz ediyoruz. Bu arkadaşlarımızla bu imkan ve gayretlerini hatırlatmakta fayda var.
Evet, bireysel kahramanlıkları konuştuk. Tabi şeyi konuşmaya vaktimiz kalmadı. Aslında bu cephede savaşanların yavuklusu var.
Yani mendilimde güloya, gülmediğim doya doya türküsünün kahramanları var, nişanlıları var, sevdalarını birbirine açamayanlar var. Yıllar yılı kocasının gözünü gözleyen vefakar Anadolu Hanımları var. Yetimler var, öksüzler var, babalar var. Aslında cephe sadece zafer cephede savaşanlarla değil bütün bu arkadakilerin kahramanlığıyla da bir anlam, bir önem, bir derinlik taşıyor.
Ama biz cephenin bile daha çok sınırlı bölümünü konuştuk. Programın son dakikalar içerisindeyiz Mustafa Hocam, Muzaffer Hocam ve Erol Hocam. Yine sizden bir türküyle veda ederiz herhalde. Siz hangisiyle veda edeceğimizi bir düşünün. Nasıl isterseniz. Durun isterseniz. Belki böyle izleyicilerimizin de işrak edebileceği. Aynalı çarşı tabii. O onsuz olmaz. O zaman izleyicilerimizi hep birlikte söyleyerek veda ederiz. Ekran başındakiler de bir 10 dakika sonra bizimle bu Çanakkale Ağıdı diyelim değil mi? Evet, evet. Bu ağda eşlik etme hazırlansınlar. Evet orduların durumu mesela kaç kişiye kaç kişi savaştı teknik üstünlüğün yanında insan olsuru neydi Mustafa Hocam?
Evet şimdi tabii zaman zaman değişiyor. Yani çıkartmanın başladığı anla. Genel sonuçlar rakamları. En yüksek noktaya ulaştığında bizim 250-260 bin civarında asker sayısı. İtilaf Devletleri’nin 300 bini buluyor. 313-310. Ve benzer bir kayıp ortaya çıkıyor tabii.
İşte bizim tarafımızda genel kurmayın rakamlarına göre yaklaşık 55 bin şehidimiz sonuçta ama toplam kaybı yani. Savaşlı cephede şehit olanlar. Şehit olanlar 55 bin civarında genel kurmayın rakamları bunlar. Ama kayıp, kaçak, esir ne bileyim işte. Hastalıktan öne. Kayıp diye tabir ettiğimiz şey 210 binleri buluyor bizim tarafımızda.
Şeyde düşman İtilaf Kuvvetleri’nde kayıp mı? Onlar da yaklaşık 240-250 bini buluyor yine aynı şekilde kayıp olarak. Bunların bir kısmı belki sonra dönüyor tabii esir düşenler. Onun için kayıp diyorum. Onun için savaşlarda böyle tam rakamlar telaffuz etmek çok güç. Yaklaşık itibari rakamlar. Sadece bir hani bir imaj oluşması açısından. Fikir.
Fikir edeyim mesela. Tabii bizim tarafımızda özellikle subay işte demin bakanlarını hep söyledik. T-men, Hüs T-men, yüzbaşı. Subaylar da bir kaybımız oldukça yüksek. Aslında yetişmiş bir kadro kaybı olacak. Tabii bir yetişmiş işte benzer bir durum Sakarya Savaşı’nda da olacak. Daha sonra subaylar savaşı da dendi oluyor. Komuta heyeti. Evet İtilap Devletleri’nin komuta heyetini birkaç en azından üç beş önemli ismini zikrederseniz Osmanlı heyetinde Muzaffer Hocadan ben. Amiral Düröbek Hocam söyledi. Deniz Muharebelerinde, Hamilton Kara Muharebelerinde. Bizim komuta heyeti tabii en başta Emre Paşa Harbiye Nazırı. Hocam gelenleri söyleyin daha net anlaşılır karşımızda. Evet karşımıza gelenleri. Biz 7 düvele karşı diyoruz ya.
Evet İtilap Devletleri kuvvetleri kimden oluşuyor ve lider kadrosu kim onu sizden alalım. Osmanlı kuvvetleri kimden oluşuyor ve subay kurma heyet kadrosu kim onu sizden alalım. Bir de Çanakkale Zafredi’nin Alman meselesi nedir onu bir değerlendirelim ama çok kısa çok kısa bir şey. Şimdi İtilap Devletleri kimlerden oluşuyor? Başta donanma İngiliz ve Fransızlardan. Askerler?
Askerler yine İngiliz Fransız ve İngiltere sömürgelerinden. İşte Anzac Hocam söyledi. Anzac dediğimiz Yeni Zelanda ve Avustralya. İlginç olan işte Akif’in de şiirinde geçen Hindu, Hindistan, Mısır bunlar Müslümanlar da. Cezae’yir Fransızların. Bir kısmı kime karşı savaştıklarını bilmiyorlar. Bir kısmı bilmiyor. Mektuplarından gayet net anlıyoruz onu.
Özelikle demin de arada geçti. Bizim tarafımızda pek yazan olmamış ama onların tarafında çok mektup yazanlar var. Anzaclar demişler ki sizi Almanlara karşı götürüyoruz. Almanlara karşı savaşacaksınız ve savaş sonrasında da Avrupa’da kalacaksınız. Öyle bir tavitte bulunuyor.
Yunan adaları kullanılıyor. Donanma Limni’nin Mondros adasında toplanıyor. Bu düşman tarafı. Evet Osmanlı tarafı. Muzaffer Hocam. Tabii bu Çanakkale Savunması bir ordu teşkil edilerek yapıldı. Beşinci ordu. O zamana kadar dört tane ordumuz vardı. Birinci, üçüncü, ikinci, üçüncü, dördüncü ordu. Yeni bir ordu kurulunca ona beşinci numara veriliyor. Çanakkale için mi kuruldu bu ordu?
Çanakkale için münasıran. Çanakkaleyi savunmak üzere. Tabii 18 Mart’tan sonra. 26 Mart günü kuruluyor. Yani 18 Mart’tan yaklaşık bir hafta sonra Çanakkaleyi savunmak için bir ordu kuruluyor. Bu hep buna beşinci ordu adı veriliyor. Başına da bir Alman generali yani daha önce programın başında hocam bahsediyor Liman von Sanders ama Liman von Sanders ordunun komutanıdır. Onun altında esas muharebeleri yapan,
Çanakkaleyi denizden savunan mesela, Çanakkale Müstakam Mevki Komutanı Cevat Paşa, kurmay başkanı Selahattin Adil Bey. Bunlar çok önemli şahsiyetler ve milli mücadeleye yöneliyorlar. O kurma heyetini bir zikredebilir miyiz? Müstakam Mevki, Çanakkale Müstakam Mevki Komutanı yani 18 Mart’a kadar deniz muharebelerini yürüten ekip. Kim? Cevat Paşa en başta. Müstakam Mevki Komutanı Cevat Paşa. Milli müjelde var mı Cevat Paşa?
Cevat Paşa milli mücadeleye şöyle var. Milli mücadeleye İstanbul’dan yapılan lojistik desteğin silah gönderilmesi, cephane gönderilmesi, buradan komutanların gönderilmesi noktasında Harbiye Nazırı ve Genel Kurmay Başkanı olduğunda 1919-20 yıllarında Cevat Paşa, Cemal Paşa, Mersinli Cemal Paşa ve Fevzi Çapmak Paşa. Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’da gönderen ekip değil mi? Gönderen ekip ve Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’da yardımcı olarak, lojistik destek vererek ayakta tutan ekip, Cevat Paşa. Onun yardımcısı Kurmay Başkanı Selahattin Adil. Çanakkale’den sonra hem denizde muharebe etmiştir hem kara muharebelerin 12. tümenine katılmış bir komutanımızdır. Selahattin Adil. Mektuplarda günümüze ulaştı Selahattin Adil’in bol miktarda mektubu var. Ve mini mücadele de Güney Grup komutanı. Şimdi gelelim kara muharebelerinde. Liman Fonsan derse ordu komutanı geride. Fakat sıcak çatışma içerisinde cepheleri yöneten komutanlar. Argun’un cephesi dedik. Daha sonra oraya Kuzey Grubu denecek. Ve 3. ordu komutanı Esat Paşa yönetiyor. Demin Şefik Bey’den bahsediyor. Mustafa Kemal 19. tümen komutanı iken onun komutanı yerinde Esat Paşa.
Güney’de ise en başta 1-2 Alman komutan bulundu. Fakat başarısızlıkları görüldüğünce Hazır ayından itibaren Esat Paşa’nın kardeşi Veip Paşa Seddülbahir’deki cephenin başına getirdi. Yani ağabey kardeş Çanakkale’yi savundular. Esat Paşa ve Veip Paşa’yı biz mini mücadele pek göremiyoruz ama onların altında Kazım Karabekir Paşa 14. tümen komutanı Seddülbahir bölgesinde.
Fevzi Çakmak Paşa Seddülbahir’de kolordu komutanı olarak bulundu. Cehafer Tayyar Paşa Trakya’daki bizim mini mücadeledeki komutanımız Cehafer Tayyar Paşa 1. tümen komutanı olarak yine orada. Demin bahsettiğimiz İbrahim Naci’nin tümen komutanıdır kendisi. Farettin Altay Esat Paşa’nın kurmay başkanıdır. İzzettin Çalışlar Mustafa Kemal’in kurmay başkanı. Mustafa Kemal zaten başlı başına mini mücadeleyi alıp götüren Türkiye Cumhuriyetini koran kişi Çanakkale’de parladı.
Esselatin Adil’den bahsettik. Bunun gibi pek çok isim var. Yani Çanakkale’de savaşıp Çanakkale’nin o ruhunu alan Çanakkale tecrübesini 1. Dünya Savaşı’nın Doğu cephesine, Irak cephesine, Filistin Sina cephesine taşıyan ve bitmeyip mini mücadele döneminde aynı ruhu, aynı mücadeleyi Kutlu Savaşı’na kadar taşıyan bir ekipten söz ediyoruz.
Ve bunların altında daha düşük dereceli subayların, askerlerin yani adını anamayacağımız bir Çanakkale aslında kahramanlarıdan bahsediyoruz burada biz. Ve çok da gençler 30’lı 40’lı yaşlar. Evet hocam çok doğru bir şeye temas ettim. Öyle yaşlı da değil değil. Mesela Paşa deyince böyle hemen karşımda bir Paşa fotoğrafı görüyorum. Yaşlı işte sakallı falan. Değil kelli felli.
Mustafa Kemal Çanakkale’deyken 34 yaşında. Yani Çanakkale’de 1881 doğumlu, 1915’te 34 yaşında. Ordu’nun komutanı olan başkomutan vekil ve arbiye nazırı Enver Paşa aynı yaşta. Cevat Paşa’lar? Cevat Paşa biraz daha. Bir tek Cevat Paşa 50 yaş civarında. 50 yaşında? 50 yaşında. Esat Paşa 48-49 yaşında. Vehip Paşa 45 yaşında.
O bahsetmiş olduğum Kazım Karabekir, Selahattin Adil ve bunların hepsi 30’lu yaşlarda. Fevzi Çakmak 40’lı yaşlarında. Yani şöyle söyleyelim. Yarbay seviyesindeki Mustafa Kemal aslında bir taburu olmadı alayı yönetebilecekken tümen komutanı olarak bulunuyor. Albay rütbesinde olduğu zaman bir kolordu, 9 tümenden oluşan bir kolordu yönetiyor. Yani Çanakkale’de aslında… Nedeni de söyleyelim mi? Evet.
Arkadaşlarımız artık veda vakti geldi diyorlar. İkinci nedeni Enver Paşa’nın orduyu gençleştirme çalışmaları var 1913’te. O gençleştirme esnasında yaşlı paşalar, bunlar Balkan Savaşları’nın yenilgisini de sorumlusu olarak görülüyor. Hepsi emekliye sevk ediliyor. Çanakkale Zaferi aslında Osmanlı ordusunda hakikaten milli mücadeleyi de hazırlayan bir ekibin… Tabii tabii B planı işte, konuşma içerisinde söyledik ya Çanakkale’de oluşturulan o ruh da geldi ama sadece böyle paşa kişi değil. O Çanakkale’deki yüksek savaşma gücü, ruhu aynen milli mücadele de devam ediyor. Tabii burada süremiz bitti. Şunu söyleyeyim, burada her şey bir yanı.
O ruhu aksettiren Selahattin Adil’den bahsettik demin Cevat Paşa’nın Kurmay Başkanı ve kara muharebelerine katılmış olan 1920’de işgal edilmiş bir İstanbul düşünün. Ve Selahattin Adil Harbiye Nezaretinde çalışıyor. Şimdiki harp akademilerinde o zaman Erkan Harbiye Mektebi’nde Kurmay Subayı adaylarına bir Çanakkale konferansı veriyor. Bakın 1920’de hala Çanakkale’yi konuşuyorlar çünkü o ruva ihtiyaçları var.
O konferansının sonunda Kurmay Subaylar karşısında onu dinliyor. İşgal edilmiş bir İstanbul’da. Selahattin Adil onlara konuşmanın sonunda şunu söylüyor. Bugün mütareke ve genel durum sebebiyle herkes de az çok mesleğinde bir tereddüt fikri mevcut ise de, çünkü işgal edilmiş devletin Kurmay adayları,
gelecek hiçbir zaman belli olmadığından bütün arkadaşlarımın her bir hale karşı hazır olmalarını ve çalışmaları lazım geldiği kanaatindeyim. Karamsarlığın kötü olduğunu, en küçük cüretkarane teşebbüslerin zaferle netice edecek başarılı sonuçlar vereceğini ve gayeye doğru yürümek lazım geleceğini söylemek isterim. Bunu Çanakkale’de almış oldukları o tecrübeden, o ruhtan yeni Kurmay adaylarına söylüyor.
Evet, çok teşekkür ediyorum. Sevgili seyirciler, tabii programa veda ederken Çanakkale’nin sıhiyesini, sağlık fedakâr, sağlık ordusunu da efendim ömrünü orada feda eden İstanbul Üniversitesi olarak bildiğimiz Darülfun’un genç tıfiyelerinde rahmetle anıyoruz. Özellikle yaşadığımız günlerde büyük bir fedakarlıkla çalışan sağlık mensuplarımızın tarihte de çok hizmetler, önemli hizmetler gördüğünü ifade etmek üzere.
Mustafa Çolak, Erol Parlak ve Muzaffer Albayrak ile iki buçuk saattir sizlere Çanakkale’yi anlamaya, aslında anlamaya ve anlatmaya gayret ettik. İnşallah gelecekte daha güzel, daha ayrıntılı vefakar bir neslin tarihine, kültürüne bağlı bir millet oluşumunda zemininde Çanakkale’yi anmaya, hatırlamaya devam ederiz diyoruz. Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor, istiklalimizin ve istikbalimizin daim olmasını niyaz ediyoruz. Biraz önce de ifade ettiğin gibi programa müzisyen hoca Erol Parlak hocamızın nezaretinde bir Çanakkale ağıdıyla, meşhur bir Çanakkale ağıdıyla,
Çanakkale içinde aynalı çarşıyla veda ediyoruz. Sizler de bizleri ekranın başında eşlik ederseniz kendimizi mutlu hissedeceğiz efendim. Hoşçakalın.
Çanakkale içinde aynalı çarşı.
Çanakkale içinde aynalı çarşı. Ana ben gidiyor düşmana karşı. Of gençliğime ya.
Ana ben gidiyor düşmana karşı.
Of gençliğime ya.
Çanakkale içinde sıra seçler.
Altında yatıyor aslan yiğitler. Of gençliğime ya. Altında yatıyor aslan yiğitler.
Of gençliğime ya.
Altında yatıyor aslan yiğitler.
İlk Yorumu Siz Yapın