"Enter"a basıp içeriğe geçin

Tarih Söyleşileri | Ayten Altıntaş | 54. Bölüm

Tarih Söyleşileri | Ayten Altıntaş | 54. Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=souCBr1IQzg.

İNTRO Merhaba sevgili seyirciler. Tarih Söylesi programından hepinize en işten en samimi, en sıcak duygularla,
gönül dolusu sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Bugünkü misafirimiz Prof. Dr. Ayten Altıntaş. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk efendim. Afiyetlisiniz inşallah. Çok şükür. Şair demiş ki bülbül güle gül dedi, gül gülmedi gitti. Gül bülbüle, bülbül güle yar olmadı gitti. Peki size şunu sormak istiyorum. Evet. Gül kime yar oldu?
Şimdi o tamam da bülbülün o güle yaktığı o büyük şarkılar hiç bitmeyecek. Gerçekten bülbül her zaman için gül bahçesinin başındadır. Ama yar olmuyorlar ki hasret devam ediyor. Yar olmadığı için o güzel bülbül şarkıları çıkıyor. Yani aşıkın maşuka hasreti kıyamete kadar devam edecek. Evet galiba.
Bu galiba öyle devam edecek. Ama aynı şekilde güle olan büyük sevgimiz bizim de devam edecek. Hem benim güle olan büyük inancım, gülün çok önemli olduğuna inancım. Hem de Türkiye kokulu gül konusunda dünyada bir numara. Onun için gül çok önemli. Bunları konuşacağız. Gül zaten önemli. İşte kime yar olacağı inşallah bize yar olacak. Daha olur mu? Türkiye’ye. Bir dakika daha.
Daha daha önümüze yol. Çok güzel bir yere geldik ama daha önümüze çok. İnsanlık tarihine baktığımızda gülün insanlıkla olan mecrasını sormak istiyorum. Anladım. Şimdi güllü her zaman için insanlığın ilk dönemlerinden beri çok önemli bir yerde. Ve tarihin en eski devirlerinden beri. Biz biliyor musunuz 20 bin yıl önceki mağara resimlerinde gülü görebiliyoruz. Ondan sonra M.Ö. 2000 yılında gülle ilgili freskleri görebiliyoruz. Gül diğer çiçeklerinden, çiçeklerden özel bir yerde. Afrodit’in doğuşu güllerle oluyor mesela mitolojide. Türk dünyasında çok önemli. Tabii İslam dünyasında da çok önemli. Hz. Muhammed’in sembolü olarak. İnsanlık tarihinde gülün yeri çok önemli. Ama acaba bülbül daha mı iyi anlıyor bizden bu gülü? Olabilir. Size soracağız. Ola galiba o daha iyi anlıyor. Korkun uzmanı sizsiniz. Kendisi muhtaç bir dede kaldı gayriye himmet ede demiş adam. Biz onu sizden öğreneceğiz. Şimdi şöyle ben de inanın bilmiyordum. 15 yıl öncesine kadar gülün çok önemli bir ilaç olduğunu bilmiyordum. Ve ben Osmanlı tıp kitaplarını okurken durmadan reçeteden içinde gülü görüyorum. O zaman anladım ki çok önemli derken o şekilde ben yeni öğrenmeye başladım. Ben öğretmeye çalışıyorum. Şöyle bir ifadeniz var sizin. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunuyum. Evet. Bu cümle önemli çünkü biraz sonra konuşacağımız konularla da oradan bağlanıyor. İlaçla ilgili. Eczacısınız. Evet. 1980 yılından emekli olduğum 2016 yılına kadar Ciharrahpaşa Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalında görev aldım. Evet. Şu an Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi’nde devam ediyorum Anabilim Dalı başkanı olarak. Kırkın üzerinden makalem. Yok.
Makalem 260 falan oldu. Hayır hayır. Gül ile ilgili. Doğrudur. Doğrudur. Doğrudur. Çok güzel çalışmışlar. Estağfurullah. Estağfurullah. Yani Gül ile ilgili. Doğrudur. Kırkın üzerinden makalem. Yedi Türkçe, bir İngilizce kitabım var diyorsunuz. Evet. Önemli bir hacim ki kitaplarınızın bir kısmı da burada zaten. Evet. Tarihte ve tedavide ve gelenekte ki yeri. Evet. Gül ve Gül suyunun. Evet. Evet.
Isparta Gülü, Tarihçesi ve Kullanışı diye bir kitap. Evet. Ne? Benim temin edebildiğim bir kitap. Evet. Gül, Gül ilaçların en güzeli. Evet. Bunu özellikle konuşsanız bir de yetmemiş. Evet. Ruh ve bedenin ilacı Gül diyorsunuz. Artık dünya ona gidiyor ve ben de onu öğrendim. Önemli. Bunlar yedi kitabınızdan. Yani birkaç tanesi. O ilki de o yandakidir. Evet. Evet, Isparta’daki büyük bir firma istemişti. Onu hazırlamıştık. Evet. Evet. Gül ile ilgili böyle yazıp çiziyorsun. Sonra diyorsunuz ki Gül ile yolun bundan yaklaşık 15-20 yıl önce kesişti. Evet. Bir tıp tarihisi olarak Osmanlı Tıpı hakkında yaptığım araştırmalar sırasında Gül’ün tedavi edici ve şifa verici özellikleriyle tanıştırdım. Doğru. Yani siz de bayağı geç tanışmışsınız. Çok geç tanıştım ve ben inanamadım. Ve ben inandıramadım. Yani Gül’ün bir ilaç olduğuna bütün bunları topladım, bir makale yaptım, gösterdim, dipnotlarla verdim ama hala inandıramıyordum. Şöyle bir iletişim hatası olmasın. Evet. Gül ilaç. Evet. Mesela… Ciddi bir ilaç. Sevginin, sevdanın cihazı, aşırı ilacı… Anladım….arası açılan… İnsanları birbirine barıştırmak için….eşlerin, hanımların, beylerin… Benim söylediğim o ilaç değil. İnsanların arasının düzeltilmesine bir ilaç. Evet.
Gönül almaya bir ilaç. Tamam. Ne mi kastediyorsun? Hayır, onu kastetmiyorum. Ben bayağı mide ve karaciye de bir numaralı ilaç. Efendim, deri hastalıklarına bir numaralı ilaç. Efendim, işte ruhun ve belleği arttıran bir ilaç. Ben tamamen ilaçtan bahsediyorum. Ruhu daha yeni düzene koyacağız. Orada söyleyeceğimiz başka şeyler var. Gül’ün kadim tıptaki tedavi edici özellikleri ve yapılan bilimsel araştırmalarda ilaç olma potansiyeli beni çok heyecanlandırdı.
Bu konuda çalışmalarıma ağırlık verip araştırmaya başladım diyorsunuz ve gül suyu, gülden elde edilebilecek ürünler konusuna dan ıspanlıklar yaptım. Evet. Isparta gülünün önemini. Evet. Ispartlılar size herhalde Fahri hemşeilik beratı vermişlerdir. Yani çok biliyorlar, kıymeti biliyorlar. Ama daha hemşeilik beratı vermemişler anlaşılan. Bir yola galiba. Bir düşünceler var, bir şeyler var. Önemli değil.
Siz burdan hatırlatmış olalım. Önemli değil. Önemli değil. Şimdi faydasına ve şifasına çok inandığım bu ürünü kendi bahçemden şekerle, pardon güllerle üretmeye başladım diyorsunuz. Evet. Ve hedefim geleneksel tıptaki bilgileri kullanarak ürettiğim ve benzeri olmadığını bildiğim. Bu cümle iddialı. Evet. Ürettiğim ve benzeri olmadığını bildiğim bu şifalı ürünün tüm dünyada hak ettiği yere gelmesi. Evet. Ve yol açması. Evet. Üreticilere diyorsunuz.
Peki şunu soracağım. Kendi bahçenizde yetiştirdiğiniz gül çeşidi kaç, ne kadar? Yok yok. Öyle değil. Neden biliyor musunuz? Bizim ilaç olarak kullandığımız ve kokulu gül olarak bütün dünyanın tanıdığı tek çeşit bir gül vardır. Rosadam Esrena dediğimiz, Isparta gülü dediğimiz gül sadece onun üzerine çalışıyor. Onun tüccarı yok mu hocam? Niye? Isparta gülü. Ama Rosadam Esrena’yı neden söylüyorum? Bu uluslararası bir isimdir. Dünyanın neresine giderseniz bu gülün çeşidi budur, latince. Bütün bitkiler için aynı şey Mevzubahir. Ama burada bir temel sorum var. Kulturel bir hegemonya var. Demek ki biz kendi dilimizi, kavramlarımızı, kültürümüzü, kendi ürettiğimiz ürünün ismini daha dünyaya mal edememişiz. Bu da haricayla alınması gereken bir şey. Yok. Isparta gülü olarak sanıyorum onun şeyini aldılar, coğrafi işaretini falan aldılar. Hayır Allah’ım. Dünyada tanınırlığını diyorum. Dünyada tanınırlığı bir zamanlar Türk gülüydü.
Ve hep ihracatımız Türk gülüydü. Şimdi Isparta gülü. Şimdi Isparta gülü. Evet. Bir sürü sorunlarımız var. Bir sürü sorunlarımız var. Şimdi bu kadar iddialısınız. Evet. Dünyanın şifa konusunda. Evet. Evet. Evet. Evet. Sizi ilaç yaptınız mı? Tabii. Şimdi şöyle. Zaten eski kadim tıp ve bizim Osmanlı tıbımız bunu çok güzel, çok net anlatıyor. İlaç olarak. Siz ilaç yaptınız mı? Tabii. Kaç yaşlı ilaç yaptınız? Şimdi ilaç demeyin.
İlaç olarak kullanılan şeklini. Çünkü macunu, şerbeti, şurubu bir ilaçtır. Ama siz bana işte sağlık bakanlığından patenti bir ilaç demeyin. Peki. Demeyin. Çünkü oraya daha gelemedik. Ama başka. Oraya doğru gidiyor musunuz? Ben biraz zor giderim. O zor bir iş. Yok hayır. Veya bu konuda çalışmalar. Şöyle. Dünya gidiyor. Gülün? Gülün ilaç olarak kullanılması. Edavi edici, patenti ilaç kullanımında dünyada ciddi bir gelişme var. Ciddi değil. Çünkü sponsoru yok. Şimdi bakın bir ilacın dünyada çok önemli bir yere gelmesi için büyük sponsorlar lazım. Dünyada hep bu böyle oluyor. Gülün henüz hiç öyle büyük bir sponsoru yok. Ama Gülün kuvveti zamanla bunu aşacak. Buna inanıyorsunuz. Kesin. Neye dayanarak? Geçmişteki uygulamasına dayanacak. Kesin. Bir. Artı yeni yeni bir takım bilimsel araştırmalar yapılıyor. Ve ben bu bilimsel araştırmada çok heyecanlanıyorum. Çünkü bir zamanlar Kadim Tıbı’nın, Osmanlı Tıbı’nın söylediği şeyleri ispat ediyorlar. Ve bu benim için çok önemli. Benim söylediğimle kalmıyor. Şimdi ben bundan kaç sene önce 2007 yılında yapılan bir araştırmada belleğe etkisi. Çünkü biz Osmanlı hekimleri derler ki, hepsi İbn-i Sinâ’dan tutsun hepsi. İbn-i Şerifler vesaireler belleği arttırır. Gül kokusu hafızayı arttırır. 2007 yılında Almanya’da yapılan bir araştırmada bunu ispat ettiler. Ve bilimsel olarak yayınladılar. Birçok hücreler yapmışlar. Her hücrede başka bir koku. İşte önceden bir zeka testi yapıyorlar. Bir gece orada yatırıyorlar. O arada beyine bir takım elektrotlar bağlıyorlar. Ertesi gün tekrar aynı zeka testini yapıyorlar. Ve sonucu şu. Gül en iyi hafızayı arttıran koku. Ama daha yeni, çok taze, üstünde yeni tütüyor. Ocak 2020’de gene Almanya’da çok önemli bir araştırma yayınlandı.
Ve kolay öğrenmek için, zihni daha iyi çalıştırabilmek için gül kokusunun önemi inanılmaz güzel bir şekilde ispat edilir. Bilimsel olarak nature’da da yayınlandı. Dolayısıyla ta biz hafızların gül kokladıklarını biliyoruz. Hıfz etmek için. Niye kokluyorlar gül? Aa işte Kur’anı kolay ezberleyebilmek için.
Ve şimdi biz bunu öğrendik ki artık biz kolay öğrenmek için gül koklayacağız. Emin misiniz? Kesin ben size bilimsel olarak söyleyeyim. Bir ispat edildi. Yani gül kokusunun hafızayı arttırdığı zaten size yüzlerce kadim bilgiyi gösterebilirim. Artı bugünkü yeni araştırmaları gösterebilirim. Şimdi bunun tarihine döneceğiz. Siz gülü şahsi tedaviinizle kullandınız mı? Kesin. Devamlı. Sonsuz. Yani gül suyunu ben her şeyimde kullanıyorum kozmetik olarak. Sıkıldığım zaman içerek. Gür reçeli ve gül şerbeti bir de gülbe şeker dediğimiz bir şey var ben onu da yapıyorum. Mide ve karaciğer için. Hazımsızlıkta. Gül sirkesi. Devamlı kullandığım bir şey. İlaç olarak. O zaman şu gülün tarihinden bir başlayalım. Ve tedavi olarak kullanım sürecini bu konuda ünlü hekimlerine mesela İbn-i Sinan’ın. Kesin. Yadigar müelkü. Tabii tabii. İbn-i Şerif’in bütün Osmanlı hekimleri hepsi. Söylediklerine bir bakalım. Evet. İbn-i Baytar hepsi. Nasıl kullanıldığına bakalım. Ama şunu soracağım bir ara soru olarak konuşacağız da. Tabii. Gül şu anda alternatif tıp tedavi aracı olarak mı? Fisoterapinin ve aromaterapinin içinde kullanılan bir şey. Şunu söyleyebilir miyim? Sadece alternatif tıp olarak tanımlamak doğru değil diyorsun. Artık onu kullanmıyorlar. Bütün sel tıp diyorlar. Bugünkü tıpı tamamlayıcı bir tıp olarak. Mesela doğumlarda artık gül kokusu yani gül yalanı koklatarak rahatlatmak için hanımları. Hem dünyada kullanılıyor hem bize de başladı bazı özel hastaneler.
İstediği zaman hamile hanım ki benim bir sürü arkadaşım bunu istediler. Ve doğumhanede gül kokusunu işte veriyorlar ve rahat doğum yapılıyor. Hanımlar bunu sinirlendikleri ve gergin oldukları zaman gül kullansalar rahatlarlar mı? Rahatlarlar. Gerginlik gider mi? Gerginlikten ziyade başka bir şey. Gerginliğe gidermek için başka bir şey var.
Ama gülün rahatlattığı ve ruhu rahatlattığını çok iyi biliyoruz. Ruhu rahatlattığını çok iyi biliyoruz. Ruhu rahatlayanın gerginlik kalmaz ki. Ama hemen etki edemez. O bedeni efendim ise kim? Eğer beden sizin efendim ise o zaman biraz yavaş. Peki. Ama ruhunuz efendim ise o. Sizin araştırmalarınıza göre insanlık tarihinde gülün kullanımı yaklaşık kaç bin yıl önce başladı. Şimdi evet.
Tezahürlere programın başa kısmına temas ettiniz ama tezahürler yani yansımaları nasıl oluyor? Evet. Şimdi çok enteresan bir şey. Gül ilk, hatta insandan önce 250 bin yıl önce var deniyor. Eğer ilk insan 70 bin yıl önce varsa bizim şimdiki araştırma. Yani Allah insanı yaratmadan önce gülü yaratmış diyorlar. Aynen. Ve bunlar bulunan güllerin genetiyle bakıldığı zaman kesinlikle insanlıktan önce vardı gül. Ve çok enteresan bir şey. Bir sürü bitkiler vardı ama gülün yeri insanlıkta hep çok özel. Yani onun mitolojide kullanılışı işte insanların onu kullanışı çok özel bir yerde ve her zaman için sevgi ve güzelliğin sembolü. Şimdi şeyde biliyorsunuz Yunan mitolojisinde çok önemli bir yeri var.
Hatta şey Hristiyanlığını ilk zamanları kabul etmemişler ama sonradan biliyorsunuz o da Hristiyanlığın çok önemli bir şey oldu. Tabii ve tabii ki Müslümanlıkta çok özel bir yeri var. Sevgi ve güzelliğin sembolü, Hz. Muhammed’in de sembolü. Peygamber efendimizin remzi. Evet. Tere gül kokardı diyorlar. Ve İslamiyet’te çok önemli çünkü gülden işte damıtarak gül suyunun çıkarılmasını tamamen İslam bilim adamlarının, cabirin tekniğiyle inanılmaz büyük bir sanayi haline gelmiş. İslam medeniyeti zamanında gül yağı ve gül suyu çok fazla üretiliyor ve batıya satılıyor.
Yani gül yani gül suyunu İslam tüccarları tarafından batı tanıyor. Aynı zamanda ekonomisi olan… Çok, çok. Hatta çok önemli bir yazarın o dönemki yazısında gördüğümüz kadarıyla diyor ki iki dönüm kadar gül bahçesi olan bir şahıstan bahsediyor. Oradan çıkardığı gülleri, gül yağı, gül suyu çıkarıyor. Bütün bir sene onunla idare edebiliyor, ondan kazandığı parayla. Mesela Roma İmparatorluğu döneminde kadınlar güzelleşmek için gülün öneminin farkındalar. Çünkü gül suyu da, gülü işte suyun içine korayarak banyo yapmak filan, kırışıklıkları gideriyor filan inanılmaz kozmetik bir özelliği var. Roma sarayının hanımları tonlarca gül kullanıyorlar. Yetmiyor çünkü senede bir kere güller akar. Roma ekonomisini, gül suyu parasını çökerttiği ifade diyor.
Bir Amerikalı ekonomistin yazdığı kitapta diyor ki tabii ki yetmiyor ve Mısır’da yetiştiriyorlar sıcak olduğu için. Oradan gemiler dolusu geliyor saraya ve ekonomiyi berbat hale getirdi diye iddia ediyor. Ekonomist, Amerikalı bir ekonomist. O tarihi çalışan bir ekonomist. Yani kadınlar gülün güzellikle ilgisini çok iyi biliyorlar. Bizim sarayımızda, Topkapı Sarayı’nda tonlarca gül suyu kullanılıyor, tonlarca.
Bunların hepsini zaten çıkarttım ben. Ve abdest aldıktan sonra beş vakit kullanılıyor, ferahlama da kullanılıyor, ayılanlar, rahatsız olanlar kullanılıyor. Bizim bugün kolonya kullanma adetimiz vardı yakın zamana kadar. Herkes kolonya. Aynısı gül suyu kullanımıdır.
Osmanlı Sarayı’nda kesinlikle gül suyu ikramı çok özel. Sanıyorum farklı gül şerbetleri var. Gül şerbeti, gül suru bu filan ama gül suyu taktiğimi. Güzel koku anlamında Peygamber Efendimizin güzel koku kullanımıyla ilgili sünnetinin ve tavsiyelerinin çok belirgin bir rolü var. Çok önemli. Çok önemli. Çünkü o coğrafya güzel kokunun önemini biliyor. Onun ruha etkisini çok iyi biliyor. Bizim bütün tasavvuf kitaplarımızda kokunun ruha etkisi çok iyi bilinir. Gül alırlar, gül satarlar, gülü gülle tartarlar. O Özan Eren’in seslendirdiği o güzel ilgilenme. Çok güzel. Çok güzel. Ama ben Özan Eren’i hatırladım şimdi. Gülü gülle tartarlar. Gül çok özel bir yerde. Bizim tasavvufumuzda, İslam tasavvufunda çok özel bir yerde.
Tıp tarihindeki kullanımıyla ilgili boyutuna geçeceğim ama. Evet. Tabii şimdi siz gülle ilgili o kadar heyecanlı, coşkulu falan konuşuyorsunuz ki. Bunun edebiyatta, kültüründe, sosyal ve beşeriyatta ilişkilerine dair bir değerlendirmelerinizi alalım. Gül her şeyden önce bizim kültürel kodlarımıza… Çok önemli. Çok önemli ve çok yakın zamana kadar.
Ben mesela Mevlana’nın Mesnevisini okudum ve tabii hep okumuştum zaten. Ama gülle ilgili, kokuyla ilgili kısımlarına baktım. Bu ilk kitabıplarımı hazırlarken pek çok şey var. Hep onu söylüyor. Gül bahçesi tağrım ağır olduğu, sonbahar geldiği zaman, gül bahçesi tağrım ağır olduğu zaman, o güzel gül kokusu nereden koklayacağız diyor Mevlana? Gül suyundan. Yani o güzel gül kokusunu hep koklamak istiyorlar ve hep onu kullanıyorlar. Mesnevi de çok var. Divan da çok var. Bütün divan edebiyatının şiirlerinde gül ve koku çok önemli. Tabii gül ve bülbül de çok önemli. Ya gül hakikaten kelimelere dökülemeyen, kağıda çizilemeyen, bile getirilemeyen…
Duyguların, özlemin, hasretin, heyecanın… Sevginin. Yani insanın en aciz kaldığı veya kendisini en aciz hissettiği bir anda, duygusunu en coşkulu, en etkili şekliyle ifade etmeyen aracı olarak her alanda tezahür ediyor. Çok doğru. Çünkü öyleydi. Sayılara vurulur. Mesela kimisi evlilik yıl dönümüne, kimisi çocuklarıyla beraber diyelim gibi buket gül yaptırır. Merkezde büyük kırmızı bir gül, etrafında farklı gürler. Dört beş gülse, merkezdeki gül sensin. Çok anlayışlı birisiymiş. Bir şekilde hareket ederse. Evet çok güzel. Çok güzel. Tabii o gönderilen buketlere yazılan ifadeler, atıflar… Ödebiyatımız da çok önemli. Çok, çok fazla. Güllü şarkılarımız çok var. Özellikle aşıkların atışmalarında gül çok var. Yani sadece Esparta değil, her yerde. Bu buketler falan tabii daha çok yeni. Eskiden herhalde gül kokusu gönderiyorlar hocam. Gülü kendisini göndermiyorlardı sanıyorum.
Ama mendilin bir kenarına gül koyması veya güllü lokum koyması, onu kapatması… Bir sürü bir sürü şeyler var. Şitapların arasında kurutulan güller. Güller ve özellikle Kur’an-ı Kerim’in arasında. Çünkü hafızlar özellikle hıfz etmeyi kolaylaştırdığı için. Siz bunu programın başında da söylediniz. Söyledim. Hayır hayır. Doğru teşekkür ederim ilk defa ben bunu sizden duyuyorum. Evet. Hani konuyla da ilgili birisi görünmemize alanın. Evet. Kur’an-ı Kerim içinde de gül kurutuyor hafızlar. Tabii. Mutlaka tekkelerde gül bahçesi vardır. Mevlana’nın türbesinin orada muhakkak gül bahçesi vardır. Hala duruyor bahçede. Tabii. Gülsüz asla bir tekke, bir zaviye filan düşünemiyoruz. Şimdi Mevlana deyince onun meşhur bir hikayesi. Menakıfta.
Şahleyin, Beşir Aybazoğlu’nu tabii. Evet. Beşir Aybazoğlu’nu hatırlamak gerekiyor. Çok önemli. Güler kitabı. Bunu ben 1992’de almışım. Evet. Tabii seyircilerimiz şöyle bakınca şurada bir yırtık veya bant görüyorlar. Sonra yapıştırmışsınız. Ya hoca kitabı böyle mi kullanıyor acaba diye de. Akıllarına gelir. Sevgili seyirciler suyu zannetmemeniz için söyleyeyim. Bu kitabı 1992’de almışım. Bunu tabii yeni baskılara yapıl, depoya geliştirdi Beşir Bey.
Ve bir tanıtım yazısı yazmışım. Sanıyorum ilim sanat dergisi olabilir. Şimdi bu kitabı gördükten sonra o yazım nerede yayınlandı? Onun da peşine düşeceğim ama ilim sanat olabilir diye hatırlıyorum. Muhakkak. Kitap o zaman böyle fotoğraf çekme imkanı olmadığı için tanıdığımı yapılacak kitabın fotoğrafı basılmak istiyorsa kapak kesilir, koparılır. Şurada bir yazı görüyorsunuz mesela boy 5, en 3,5 bu büyüklükte filme alınır, taranır ve basılır. Bunun kapağı da ondan. Evet. Program hazırlanırken birkaç gündür baya çalışıyorum. Ben de çok iyi bir öğrenci oluyorum. Ne güzel, ne güzel, ne güzel. Rica ederim. Şeyin Mevlana’nın bir gürle ilgili bir hikayesine okudum. Evet. Sabahleyin Beşir Bey’den. Onu buradan isterseniz. Tabii. Kısaca.
Çok önemli, çok önemli. Aktaralım. Neredeydi? Menakıbında yazıyor değil mi? Evet. Menakıbında geçiyor. Bu olay. Eflakı Deden’in Menakıbında. Hikayeyle sizin aslında Gül’ün ruh tedavisine. Oraya girmemiz lazım. Ona gireceğiz. Orada bir bağ var. Buradan oraya geçelim derseniz. Var, var. Biliyorlar tabii. Tabii Gül’ün edebiyatla konusunu bizim meditörümüz hatırlatıyor hocam konuşsanız diye ama
edebiyat söyleşileri programı var ve Ahmet Bey’e ayıp olur. Siz bilirsiniz. Edebiyat ilişkisini ona bırakalım. Siz bilirsiniz. Alan dışına çıkmayalım diyoruz. Bilmiyorum buradan sevgilisiyle hatırlatmak isterim. Edebiyat söyleşileri gerçekten izlenmesi çok keyif alan, çok bilgilendirici, çok eğitici bir program. Yine zaten felsefe söyleşilere tevm olacağız zaten o ayrı bir alem. Onu da bu vesileyle buradan hatırlatmak isteyelim. Doğru.
Şimdi de değerli program arkadaşlarımıza selam verip onların hukukuna riayet edelim diyorum. Müsaadenizle editörümüzün de anlayışına sığınarak hikaye şu. Mevlana bir gün başını şemsin dizine koyup derin bir sohbete dalar. Eşi Kira Hatun bunlar acaba ne konuşuyorlar diye bütün dikkatiyle kulağını kapıya dayar.
Tam bu sırada duvar yarılır ve içeriye heybetli 6 tane yiğit girer. Hiç konuşmazlar. Gelirler Mevlana hazretlerinin huzurunda diz çökerler ve 1 demet gül bırakıp giderler. Kira Hatun büyük bir merak içerisindedir bu güller acaba neyin nesi diye.
Bir süre sonra Mevlana o gül demetini eşine Kira Hatun’a koruması muhafaza etmesi için teslim et ve bunlara iyi bak der. Fakat Kira Hatun’un merakı bitmez. Kadın merakı her halde tarihin her döneminde. Meraklı olan kişi güzel şeyler yapar. Yo ben kötü şeyler yaparım. Kadınlara has bir merak.
Yani emanet edilmiş koruması için o da acaba bu mevsimdeki mevsim kış her taraf kar. Bu güller neyin nesi diye merak ediyor ve hizmetlisine verip attarlara gönderiyor Konya’da bir sor bakalım bu güller neyin nesidir nereden gelmiş nedir diye. Attarlar şaşırıyorlar bu mevsimde böyle bir gül nereden acaba diye.
Şerefettin isminde Hintli bir attar gülü görünce tanıyor ve diyor ki bu Hindistan gülüdür ve özellikle Serendip civarında yetişir. Hizmetçi gül yapraklarını alıyor birkaç gül yaprağını koparıp göndermiş bu kedi değil Kira Hatun. Bu gül yapraklarını alıp Kira Hatun’a geliyor tam söylenilenleri aktarmak üzereyken
oda kapısı açılıyor ve içeriye Mevlana’ya giriyor ve sevgili zevcesine şöyle diyor. O gül demetini başkasına gösterme çünkü Hindistan’ın kutupları ve kutsal İrem bağının bahçıvanları onu can dimağına ve gözüne kuvvet olsun şefa olsun diye gönderdi diyor. Eflaki Dedenin anlattığına göre Kira Hatun bundan sonra gülleri büyük bir özenle koruyor. Sadece Gürcü Hatun’a birkaç gül yaprağı vermek için müsaade istiyor ve izni alıp veriyor. Rivayet odur ki gözü hastalananlar, gözünden rahatsız olanlar bu güle bakıp şifa bulmuşlar.
Yıllar yılı o gülün rengi ve kokusu hiç değişmemiş. Efendim burada iki noktaya değiniyor Hz. Mevlana bir tanesi gözlere şifa oldu bir tanesi de can dimağına şifa, cana, ruha şifa oldu. Gözlere şifa oldu o kadar bir gerçek ki gül suyunu bu kızarmış gözlere çok uzun zamandır ilaç olarak kullanılıyor.
Biliyor musunuz 1948’e kadar eczacıların o kullanma prospektüseler içinde gül suyu göz kızarıklarında ilaçtı. Daha sonra kaldırıldı. Gerçekten gözlere şifa. Bir ikincisi cana şifa olduğu da daha yeni yeni araştırmalarla ortaya çıktı. Nasıl söyleyeyim? Gülün büyük bir enerji olduğu ispat edildi. Nasıl ispat edildi?
Bu işlerin dışında Amerika’da yapılan araştırmalarla bu bitkilerin her şeyin enerjileri ölçülmeye başlandı. Onun enerjileri işte hastalıkların enerjileri vesaire büyük bir çalışma var. Bu arada işte gıdaların bitkilerin vesaire enerjileri ölçülüyor ve en yüksek enerji gül yağında çıkıyor. Türk gül yağı diye yazar zaten bütün kitaplar. Bu Türk gül yağ deniz bu bizim Isparta gülü değil mi? Bu bülgaristan’daki gül de aynıdır. Kokulu gül Osmanlı’da da aynıdır. Edirne’deki de aynıdır. Kokulu şifalı gül budur. Dünyanın diğer coğrafyalarında yetişen güllerde aynı. Evet şimdi muhakkak var. Fas’ta yetiştiriliyor. İran’da yetiştiriliyor. Ama buradan götürüp yetiştiriliyor değil mi? Yani aynı gül yetiştiriliyor. Bu gül Midas’ın bahçelerinde bile varmış.
Anadolu’da gül çok önemli bir tarihe sahip. Kral Midas’ın bahçesinde bu kokulu gül varmış. Yani pembe gül kokusu en yüksek gül ve eğer koku bundan uçucu yağını elde etmek istiyorsanız, yağını elde etmek istiyorsanız bu gülü kullanacaksınız. Ruhun tedavisinde kullanılıyor. Evet. Araştırmalar bunu ortaya koydu diyordunuz. Onu biraz açıklarmış.
Öyle tabii ki ruhu bugünkü bilim anlatmaz, söylemez ama biz biliyoruz hissediyoruz. Ama enerjisinin çok yüksek olduğu olması bizim bedenimizin üstünde bir şeye etkilediğini bugün biliyor. Aromaterapi de bütün güzel uçucu, kokulu güzel uçucu yağların en üstünüdür gül. Hiçbir yan etkisi yoktur ve tedavi edici özelliği vardır. Biliyor musunuz Nikola Tesla diye çok önemli bir fizikçi var ve zamanın en üstün fizikçisi şöyle buldukları, bugünü de aşmış bir fizikçi ve çok enteresan daha yeni bir Amerikalı yazar onunla yapılan röportajı bulmuş bundan 150-160 sene önce ve orada söylediği iki şey var. Tabii bir tanesi de ben perişan oldum. Bunun böyle olduğunu biliyorum.
Aynen şunu söylüyor ben senelerdir enerji üzerine çalışıyorum. Gül geleceğin ilacıdır hem ruha hem bedene ilacıdır. Bir ikincisi de güneş enerjisinin gıda olarak ileride kullanılabileceğini söylüyor. Sadece bu ikisini söylüyor. Bakın gül ne kadar önemli. Yani gülün enerjisi bugün birçok hastalıkların tedavisinde kullanılabilir.
Nasıl biz biliyorsunuz röntgen enerjisini kullanıyoruz, işte MR enerjisini, lazerini kullanıyoruz. Bunun gibi bir enerjiye sahip. Bizim gülümüz. Gülün tedavi olarak kullanımını da biraz ele alalım istiyoruz. Şimdi sizin tabi kitaplarınızın yanında makaleleriniz de var bu Osmanlı’nda sağlık. Evet kitabında. Osmanlı tıbbında gül diye galiba bu alan da ilk yazılarınızdan birisi bu. İlk yazı oydu. Bu konuda sizin çok büyük bir gül’e çok büyük bir katkınız var. Neden biliyor musunuz? Çok büyük bir katkınız var. Ben bunu her yerde söylüyorum. Siz bilmiyorsunuz belki. Şöyle bu makaleyi siz Osmanlı tıp kitabında bunu yayınlayalım dediniz. Ben de bunu yayınladım. Bunu da sanıyorum bir hürriyette bir köşe yazarı bu makaleyi kullanmış ve hürriyetle bahsetmiş.
Onu da o gün ıspartanın en üst işte gül birliğin başkanı italya şey Fransa’ya gül yağlarını satmışlar. Uçakla dönerken hürriyeti okuyor. Açıyor bakıyor ki Aytin Altıntaş diye birisi böyle bir şey çalışıyor. Beni çağırdılar. Ondan sonra benim ısparta serüvenim başladı. Yani bizim bu kitabı. Kesinlikle çok önemli bir kitap. Gül tarihi araşırmalarında da önemli bir katlı olarak.
Büyük bir kitap. Bu kitapta ki bilgilerin çok önemli olduğunu biliyorum. Biz arşivde çalışırken tıp tarihçisiyiz. Hep bana gelip gidip diyorlardık. Sizleri tanımıyorum ben o zaman diyorlardık biliyor musunuz? Osmanlı tıbı ile ilgili bir grup arkadaş çalışıyorlar. Bütün belgeleri çıkardılar. Bütün belgeleri çalışıyorlar. Sonra sizler geldiniz. Artık biz birleştik ve ortaya çok önemli kaynaklar çıktı. Yani bir tıp tarihçisinin mutlaka elinin altında olması gereken ve mutlaka faydalanması gereken kaynaklar. Çok teşekkür ederim. Gerçekten çok önemli. Ben yüksek hizas doktor öğrencilerime söylüyorum. Bu kaynakları kullanmaları lazım. Tabii bu kitabın bir hikayesi var hocam. O uzun uzun girecek değilim de. Ben bir kitap okudum. Aslında bu iki cilt değil.
Arkadaşlar şöyle gösterebilirsek memnun olurum. İzleyicilere. Gerçi kendi çalışmamızın reklamını yapıyor gibi olacağız ama bu zaten basılalı çok oldu. Bilinen bir şey. Ondan sonra. Hocam ben İsam Kütüphanesinde. Böyle raflarda kitaplara bakarken bir hastane tarihine denk geldi. Evet. Kalın yaklaşık bin sayfalık bir kitaptı. Evet. Ve orada okurken. Ben tarihçiyim.
Evet. Sosyoloji üzerine çalışıyorum biliyorsunuz. Evet. Tıpla doğrudan bilgim yok. Onu okurken. Osmanlı tıppının aslında bir azınlık tıppı gayrimüslim tıppı. Yani. Oldu söyleniyor. Ermeni ve Yahudi tıppı. Olduğuna dair. Bir kuvvetli kanaat ortaya çıkıyor. Sonra biraz merak edince. Öyle olmadı. Bu iddiaların çok yaygın olduğunu gördüm. Ya bu hakikaten böyle mi diye tereddüt edip. Arşiv araştırmasına girdik.
Ve 100 kişilik bir ekibi koordin ederek. Evet. Zeytep Yılmaz ile birlikte. Evet. Sizlerin de çok değerli hocalarınıza katkılarına bu kitabı çıkardık. Sonra Aykut Kazancıgil başta olmak üzere. Şunu ifade ettiler. Almanya’da ve dünyada Osmanlı tıppına karşı. Yaklaşımı değiştiren bir çalışma. Çok önemli. Çünkü temel mantığı. Bu konu ile ilgili ana kaynakları ve bilgiler ortaya koymaya gerek. Evet.
Sanıyorum o kitap tamamen 19. yüzyıldan ki bilgileri esas alıyor. Çünkü 19. yüzyılda modern tıp tamamen geldiği zaman tabii ki Fransızca esaslı. Ve azınlıklar ancak onu anlayıp uygulayabiliyorlar. Bir de Mektebi Tıbii şahanede biliyorsunuz 33 sene tamamen Fransızca eğitim yapılmıştır. Ve de hocaları falan hep azınlıklardı. Dolayısıyla o esas alınarak tıbbı genelleştirmişler. Ama klasik Osmanlı tıbbı muhteşemdir.
Bu kitaptaki makalenizde siz Gül’ün tıpta kullanımını kadim tıpta yani insanlık tarihinde esas Osmanlı tıbbı esas alınarak yapılmıştır. Bu da ilk çalışma bu konuda. İktir. Ve o zaman dikkati çekilmiş. Ondan sonra da ilgilendikleri zaman işte yazdık. O zaman şunu Osmanlı tıbbında veya İslam tıbbında sadece Osmanlı tıbbı demek doğru değil değil mi? Tabii tabii. Kadim tıp ama şekillenmesi İslam tıbbında. Osmanlı da bunu en güzel sentezini yaparak kullanmış. Yani İslam’dan önce de Gül bir tedavi aracılığına kullanılıyor. Ama İslam dönemindeki tedavide kullanılma esasları tamamen ona has. İslam tıbbına has. İslam farmakolojisine has. Peki İslam tıbbında bunu Gül’ü tedavi aracı olarak kullanan ilk kim? İbn-i Sinan mı? Hayır hayır. İbn-i Sinan 11. yüzyıldır. 8. 9. Ali bin Abbas.
Yani İslam tıbbı şöyledir. İlk 200 sene tamamen tercümeler yapılmış Arapçaya. Bütün Kadim daha önceki tıbbın hepsi Hindis, Hint tıbbı, işte Yunan tıbbı, Mezopotamya, Mısır vesaire bilgiler Arapçaya çevirmiş 200 yıl. Ondan sonra orijinal telif eserler verilmeye başlamış. 8. 9. yüzyılla başlar. Ali bin Abbaslar, Raziler, Ebubekirler vesaire.
Ondan hepsinde 13. yüzyılda şey var, İbn-i Baytar var. Hepsi farmakoloji konusunda yani ilaçlar bilgisi konusunda muhteşemler ve içinde Gül var. Hepsinde Gül var. Gül’ü tedavide nasıl kullanacağı var. Ve İslam hekimleri de bunu almışlar, kullanmışlar ve kitaplarında gayet güzel, özet bir şekilde bildirmişler.
Gül’ün tedavi amaçlı kullanımını dile getiren belli başlığı İslam ve Osmanlı tıp alimleri kimler? İşte mesela çok iyi tanıdığı için İbn-i Sina diyebiliriz. İbn-i Baytar, o İbn-i Baytar, 13 yüzyılda Endülüs’de yaşayan bir hekim. Ama tıbbi bitkiler üzerine çok geniş, yani 2000 küsür tıbbi bitkiyi incelemiştir. Çok iyi bir farmakologdur. O da çok güzel Gül’ü yazmış.
Osmanlının hepsi, yani İbn-i Şerif olsun, Nidaya olsun, Çirvani olsun, hepsi Gül’den bahsetmişler. Nefisi de herhalde, o grup döneminde bir yer yok. İbn-i Nefisi, İbn-i Nefisi İslam dönemi. Ama Osmanlı döneminde o büyük kitapları yazan hepsi Gül’ü de belli bir yere koyuyorlar. İzleyicilerimizi hatırlatma açısından parça parça geçti ama. Şimdi Gül’ün geleneksel tıpta, tedavisinde kullanılan hastalıklar hangileri? Şimdi şöyle, bakın şunu… Mide dediniz, karaciğer dediniz. Evet, şimdi Gül şerbeti, Gül macunu, Gül ve şekerle, Gül ve balla yapılan bütün ilaçlar mide ve karaciğer’e bir numaralı temizleyici, tedavi edici. Bunu hala Hindistan’da uyguluyorlarmış. Amerikaların çektikleri bir filmde, televizyonda gördüm. Karaciğer hastası berbat bir, genç bir çocuk. Karaciğer hastası yürüyemiyor, simsiyah olmuş. Onu getirdiler ve şifacı hemen eline bir çanak aldı, içine inci koydu. İnci de karaciğer için çok iyi. Ve gür reçelini getirdi koydu, karıştırdı ve yedirdi. Ve bir müddet sonra o televizyoncular baktılar ki hakikaten iyileşmiş. Bize de gösterdiler. Yani hala tedavi ediliyor.
Bir başka tedavi şekli de, Güler zeytinyağının veya susam yağının içinde bekletilir. Masalasyon diyoruz biz buna. Hatta şöyle söylerler Osmanlı hekimleri, 21 gün güneşe ve yıldızlara arz edin. Şimdi biz bunun anlamını biliyoruz. Güneş enerjisinin ve yıldızların enerjisinin o zeytinyağının içinde etkisini biliyoruz. Bu da bütün deri hastalıklarında iksirdir.
Gül iksirdir. İnanılmaz etkili. Cilt hastalıkları. Bütün cilt hastalıklarında kullanılır. Yani kaşıntı falan her şeyde kullanılır. Uyuz’a varıncaya kadar. Bir de gül kokusunun yani gül suyunun etkisi çok önemli. Gül kokusu, gül suyu dökerek falan heyecanları, hisleri, üzüntüyü vesaireyi geçirecek özellikleri var.
Artı bir de belleği arttırıcı özelliği zaten çok net söylenir. Hafızayı arttırıcı özelliği ki bugünkü araştırmalarda onu gösteriyor. O zaman gül reçeli yiyeceğiz. Gül reçeli evet ama lütfen glikozsuz. Şekersiz yapıcı. Hayır şeker artık masum bir yerde. Glikoz kullanıyorlar o çok kanserojen. Yani doğru dürüst yapılan bir gül reçeli, doğru dürüst yapılan bir gülbe şeker. Gülbe şekeri çok söylerler.
İki kere fars caymış, iki kere şekere bulandırılmış gül. Güller temizlenir, şekerle ezilir, güneşe bırakılır. Sonra tekrar şeker konur. Ve o bütün kış boyunca istediğiniz zaman kullanabilirsiniz. Gül lokumu önemli. Ne yiyeceğiz ya onu sıralamaya çalışıyoruz. Hafızamızı yıkmamız lazım. Osmanlı nişanlarda mutlaka gül şerbetsiz olmazmış. Şimdi artık onu unuttum.
Büyük merasimlerde var aslında o bayramlarda var, kandillerde var. Gül şerbeti. Şanlarda, düğünlerde. Gül şerbeti. Ana içecek. Şerbet. Şerbetler. Gül şerbeti. Bir de sadece şeyle de yapıyorlar. Gül suyundan da gül şerbeti yapıyorlar. Biliyorsunuz mevlütlerde filan. O işte hatırlatmak amacıyla bir de ruhu rahatlatmak amacıyla gül kokulu şerbetler çok önemli. Hamile kadınların gülle. Evet.
Şimdi şunu da söylerler. Gül reçeli aynı zamanda hafif bir mülayimlik verir. Yani barsakları rahatlatır. Onun için hamileler ve loğsalar şey barsakları çalıştırmak için başka şey değil, gül reçeli kullanmalarını uygun görürler. Bir de Osmanlı tıbında şöyle söyler. Gül reçeline bizim damla sakızımız var ya bildiğimiz o damla sakızını parçalıyorsunuz. Gül reçeliyle karıştırıyorsunuz ve onu en güzel hafif müsil olarak kullanıyorlar. Onun için loğsalar da şey bulantılarda. Mide bulantılar. Tabii bulantılarda gül kokusunu çok rahatlatıcı olarak söylüyorlar. Eşref bin Muhammed mesela gül macunlu hamile kadının yemesini önemsiyor. Gülbe şekerini ekmeğin içine konup yenmesini önemsiyor. Aslında o kadar çok şey var ki diyorlar ki anne sütüden kesilmiş çocuğa bir şeyler yedirmek istiyorsanız da ekmeği gül suyunda ezip yedirin ona en iyi gıdadır diyorlar. Bir sürü şey var bir sürü şey var. Tedavi de kullanılan gülle ilgili. Yani siz söylediğinize göre tarihte gül güzel kokulan. Önem.
Tedaviye, gençleşmeye, ruh dinlenmesine, hafıza güçlenmesine arıncaya kadar kullanılıyor ve büyük İslam hekimleri Osmanlı hekimleri bu konuda. Çok önem veriyorlar. Bizde neden olduğunu ben hep soruyordum hep böyle ilahiyatçılara neden peygamberimizin sembolü gül diyordum.
Onu işte bu yeni enerji ölçenler bana o cevabı verdiler çünkü enerji en yüksek. Çünkü peygamberleri hep belli güzel kokulu çiçekler sembolize ettirmiştir. Hazreti Süleyman’ın kokusu fesleğendir. Hazreti Davut’un kokusu mercan köşktür. Hazreti Muhammed’in kokusu da güldür. En yüksek enerji olan. Hazreti Muhammed’in kokusu en yüksek enerji olan güldür.
Evet tabi şimdi şurada bir şey göstereceğim. Arkadaşlar rica etsem şu fotoğrafı bir gösterebilir misiniz? Bir ağı. Gül ile ağı birbirine çok yakıştırırlar zaten. Bu Hüseyin Kutlu’nun. Evet. Hat Hüseyin Kutlu’nun. Evet. Çizim Gülbün Mesara. Hüseyin Kutlu. Süheyl Ünver’in resmi. Kesipleri. Kesipleri. Evet.
Hat Hüseyin Bey’in. İki büyük isim bir araya gelmiş hem Gülbün Hanım. Çok önemli. Bizim dostlarımız. Hem de Hüseyin Kutlu. Sevgili arkadaşlarımız. Ve ağı. Evet. Bülbül’ün güle karşı. Şimdi ama ilginç. Mesela Gül’ün farklı yerleri de kullanıyor. Fatih Sultan Mehmet’in gülli portresi. Çok muhteşem. Çok muhteşem. Evet.
Ve biliyor musunuz o resim şimdi aromaterapi kitapları var Amerika’da basılan. Yani güzel kokularla tedavi çok önemli bir tedavi grubu oldu fütöterapinin içinde. Onun o kitapların başına Fatih’in gül koklarken ki resmini koyuyorlar. Yani öyle bir Batı’da böyle bir şey yok. Ruh tedavisi. Yani şöyle. Gül kokusunu önemini fark eden bir. Tamamlayıcı tıp çevreleri. Aromaterapi kitaplarının başında Fatih’in gül kokladığı resmi önemli bir şekilde kitabın başına konulur. Osmanlı Padişahı. İstanbul’un Fatihi. Onlar için de çok önemli bizim için de çok önemli. Yine şurada bir örnek göstereceğim. Mesela fermanlarda, beratlarda Gül tamamlayıcı, zenginleştirici bir unsur. Çok var. Hep Osmanlı fermanları var mesela. Evet.
Orada Gül çok önemli. Bu gösterdiğim. Evet Orta Asya Türkleri de Gül’ün önemini çok iyi biliyorlar. Orta Asya Türkleri de çok iyi biliyorlar. Atları kutsarken gül suyuyla kutsarlarmış. Onlarla ilgili bir sürü bilgiler var. Nasıl dediniz? Atları biliyorsunuz baharda kutsuyorlar. Çünkü at çok önemli Orta Asya Türkler için. Kutsarken gül suyuyla yıkıyorlar. Atlara.
Hocam başka ne yapıyorlar? Bir anlatın programın sonunda geldik. Şimdi şöyle şöyle Orta Asya Türkleri güzel kokuya çok önem veriyorlar. Ve biliyor musunuz mağaralarda bulunan Orta Asya beylerinin ve hanımlarının resimlerinin hepsinin elinde birer çiçek vardır. Gül olduğu söylenir. Yani Gül kokusu kumda sıcak kumda damıtırlarmış.
Onun için kum kuma dedikleri, Gül yağını koydukları Orta Asya Türklerinin gül yağını koydukları bir bakır kap vardır. İnce uzun bir boyunu ve büyük bir şey olan. Buna kum kuma diyorlar Orta Asya Türkleri. 11. yüzyılda biz onu okuyoruz Divan-ı Lükatı Türk’te daha sonra öğreniyoruz tabi. Hala Isparta’da gül yağı koydukları bakır kapın ismi kum kumadır.
Bizde de biliyor musunuz dedikodu kum kuması diye bir laf vardır. Şimdi kum kumanın ağzını açtığınız zaman gül kokusu gelir içinde ne oldu. Dedikoducu da bir konuşmaya başlarsa içinde ne oldu ortaya çıkarmış. Onun için dedikodu kum kuması diyorlar. Bir konuşmaya başlarsa ne varsa döküyor. Şimdi biz şifalı gömlekler tılsımlı gömlekler var biliyoruz.
Ben hep merak ederdim bu şifalı tılsımlı gömleklerde Ayf-i Kerimeler, Hadis-i Şerifler ve dua cümleleri yer alıyor. Ama bir de gül motifleri yer alıyor gül çizimleri. Mesela benim elimde Gülbün Mesara Hanım’ın Süheylim’in verengi yazısı. Gülbün Mesara Hanım’ın Türk-İslam Eserleri Müzesi’ndeki bir kitaptan teslim ettiği bir tılsımlı gömlek. Evet çiçekler önemli, gül çok önemli bir de çarkıfelek var orada fark ederseniz. O da işte kaderi temsil ediyor, gül de sevgiyi ve güzelliği temsil ediyor. Peygamberimizi temsil ediyor ve gerçekten de kutsal bir çiçek. Her ne kadar bugün unutmuşsak da kutsal.
Sevgili seyirciler bu gördüğünüz resim Gülbün Mesara’ya ait, Süheyl Ünver Hocamızın kızı. Onu da rahmetle anıyoruz. Sevgili arkadaşlarımız Gülbün Mesara’yla görüşüyoruz. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımız, Süheyl Ünver’i anıyoruz tabi. Ve Türk-İslam Eserlerindeki bir yazmadan. Evet, tılsımlı gömleklerin içinde gül de bir tılsımdır. Demek ki şimdi siz söyleyince anladım, gül niye remz ediyor? Bir şifa unsuru olarak gözüküyor. Zaten Peygamber Efendimiz’le ayrı bir husus. Anlatmaya çalıştık, ifade etmeye çalıştık, örnekler verdik. Kadim tıp tarihinde, özellikle İslam ve Osmanlı tıpında gül çok çeşitli açılardan önemli bir tedavi aracı olarak kullanılıyor.
Zaman zaman temas ettiniz ama modern tıp diyorlar ama ben müsaadenizle günümüz tıpında değil. Evet, modern tıp, çağdaş tıp. Geçmişin gayrimodern olduğunu niye göre söyleyeceğiz ki? Asla, asla. Bu tanımlamalar biraz bir dönem suçlama gibi görünüyor. O zaman öncesi gayrimodern mi? Yani modern çünkü gelişmişlik ifadesi olarak alınanıyor. Evet, evet. Bu açıdan tanım isimlendirmeleri de biraz daha ihtimamla yapmak lazım diye düşünüyorum. Müsaadenizle ben günümüz tıpında değil. Tabii, tabii.
Geçmiş tıpında da kısmen temas ettiniz. Geleceğin dünyasında, geleceğin tıpında… Dünyasında yer alacak….senince gül nasıl bir konumda olacak? Çok önemli bir yer alacak. Tesla’nın dediği gibi tek ilaç da olabilir. Muhteşem bir fizikçi onu söyledi. Yalnız yeni yeni fark ediliyor gülün tedavide kullanılabileceği. Ama tabii ki bugünkü tıpla kıyas edilemez. Bugünkü tamamen bir kimya tıbbı. Tamamen doğal olmayan bir tıp.
Ama artık insanlar doğal şeylere doğru daha önem vermeye başladılar. Sağlığı kurtarmada, sağlıklı yaşamda önemli olmaya başladı. Ben gerek fitoterapi, gerek aromaterapi bugünkü tıbbı tamamlayıcı olarak belirmeye başladı. Ve çalışılıyor bu konuda. Orada çok önemli yeri olacağına inanıyorum.
Şimdi Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca yaklaşık bir yıl önce bir çalıştay düzenledi. Bir toplantı düzenledi ve alternatif tıp dedikleri alanı, konuyu Sağlık Bakanlığı’nın doğrudan ilgi alanına aldı. Ve tamamlayıcı bir tıp unsuru olarak ortaya koydu. Yani bakanlığın da bu anlamda sağlık politikaları. Dolayısıyla gül-sağlık ilişki aslanı yeni bir açılımdan söz edebilir miyim? Şimdi Dünya Sağlık Teşkilatı 2000 yılından itibaren tıbbi bitkileri ilaç olarak kabul etmeye başladı. Bu benim için çok önemli. Çünkü Kadim Tıbba çok inanan birisi olarak. Tamam 150 yıllık da bugünkü sizin söylediğiniz çağdaş tıbbımız. 150 yıllık bir tıptır. Kimya ve matematik orijinli bir tıptır. Ama bizim Kadim Tıbbımızın kullandığı o çok önemli ilaçları
Dünya Sağlık Teşkilatı 2000 yılından sonra kabul etmeye başladı. Önce 23 tane şimdi 300 tane tıbbi bitkiyi ilaç olarak aynı diğer ilaçlar gibi ilaç olarak kabul etti. Dolayısıyla geleneksel tıbın birçok alanını Dünya Sağlık Teşkilatı kabul etti. Ondan sonra da biz kabul ettik. Çünkü biz eğer söylesek biliyorsunuz geleneksel tıpçıyız. Aman efendim işte Kadim Tıp filan biliyorsunuz modern değil.
İşte bir sürü problemler ama Allah’tan Dünya Sağlık Teşkilatı bunu kabul etti. Çünkü çok enteresan bir şey söylediler. Geneksel Tıp Kongresi’nde Avrupa Geneksel Tıp bölümünün başkanı gelip konuşmuştu. Dedi ki şu anda dünyada %80 dünyanın %80’i geleneksel tıp kullanıyor. Çünkü oralara biz yeni bu modern tıbı götüremiyoruz. Dolayısıyla bunlar bu şekilde tedavi oluyorlar.
Ve biz uzun zamandır reddettik, kabul etmedik, unutulur zannettik. Ama unutulmadı ve işleyen bir tıp. O zaman biz bu tıbdan nasıl faydalanacağız? Bilimin önüne getirdi. Siz bunu araştırın dedi. Ve sonucunu da binlerce bilimsel araştırma var bu konuda. Binlerce. O zaman sağlık tarihinde veya geleceğin tıbdında gülli günler çok uzakta değil. Asla değil. Çok teşekkür ederim. Ben de çok teşekkür ederim.
Çok teşekkür ederim. Geldiniz, bizi bilgilendirdiniz ve keyifli bir sohbet oldu. Çok teşekkür ederim. Ben de davet edip bu fırsatı verdiğiniz için. Estağfurullah hocam. Sevgili seyirciler, eskiler demişler, gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. Aslında gül üzerine yapılan her konuşma, her söz, her ifade bazen gül adına beyhude
bir gayret mi diye de düşünmüyor. Değiliz diyor. Hepinize sıhhat ve afiyet dolu hayırlı uzun ömürler dilerken sizleri arkadaşlarımızın hazırlamış olduğu rahmetli barış mançonun güzel bir eseriyle gül pembe ile baş başa bırakıyoruz efendim.
Hoşça kalın. Hoşça kalın.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir