"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dinozorlar nasıl yok oldu? Prof. Dr. Celal Şengör anlattı | Teke Tek Bilim

Dinozorlar nasıl yok oldu? Prof. Dr. Celal Şengör anlattı | Teke Tek Bilim

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=g1R13D39QYc.

Tek bir tek… Tek bir tek… Tek bir tek… İyi geceler dereceler. Tek bir tek bilime hoş geldiniz. Tek bir tek bilimde bir bilim deyince
akla memlekette ilk gelen adamların başında gelen bir konuğumuz var bu akşam. Az da Konuk TV programı biz beraber başlattık. Daha sonra onun yoğun çalışmaları, çalışmalarını nerede yürüttüğünün zaman zaman belli olmasından kaynaklanan nedenlerle ben tek yapmak zorunda kaldım. Celal Şençer konuğumuz. Beyefendi hoş geldiniz. Hoş bulduk arkadaşım. Sizin mahkeme salonlarında değil de burada göründüğünüz ne güzel. Ne kadar güzel değil mi?
O gün bugündür görüşemiştik çünkü hemen oradan çıkıp yazlığa gittin. Evet. Biz de İlber Bey ile beraber gelecektik ancak İlber Bey’in aşırı renkli sosyal hayatı… İsviçre’ye gitti değil mi o? Bir Avrupa turu yaptı, bir İsviçre’ye gitti. Benim de programlarla çakışınca gelemedik. Gelemedik. Sen tatili bitirdin geldin. Bitti değil mi tatil? Bitti bitti tabii canım. Kapadın elini. Ya zaten tatil yaptım. Tatil değil orada çalışıyorsun da yani yazlık köşk teşhis alışmalarını sonra…
Ben buraya sonra sana daha önce söyledim ya… Canımı okudu bu yaz Karpatlar ve o Balkan Karpat… Sen artık bir emekli profesörsün. Niye çalışıyorsun hala? Merak abi merak. Emekli olanlar çalışmaz kardeşim Türkiye’de. Gideceksin Asos kahvesine pişmiri koyacaksın. Ah ah onu yapabilsem. O Karpatlarla o Balkan Karpat yayı rüyalarıma girdi Fatih. Sen giden sapıksın bak. Küviye’ye sapıksın, sen de sapıksın. Gerçekten sapıksın.
Küviye’yle beni aynı sınıfa koydun ya bundan büyük iltifat oldu. Yakın sınıflarsın ama yani aynı sınıf tasar edebilirsin. O zaman eğer senin Küviyemsi bir şey olurdun. Bak. Küviyenin kitabı orada gördün mü? Evet değil mi? Küviyenin kitabının bir cildi orada daha doğrusu. Bir cildi orada doğru. Onu internette yaptığımız programda göstermiştik o kitabın hepsini. Bugün dinazorları konuşacağız dedim ben ama sen bana kızdın. Onlar dinazor değil mi kardeşim? Hayır. Aynı zamanda yaşamadılar mı?
Aynı zamanda yaşadılar ama dinazor değil de. Ha doğru bir şey. İnsanlar aynı zamanda yaşayan bir sürü yaratık var. Anladın mı? Tabii. Neden bahsedeceğiz biz bu akşam? Tam olarak ben anlamış değilim. Biz bu akşam uçan sürüngenlerden bahsediyoruz. Uçan sürüngenler. Uçan sürüngenler. Ve bu uçan sürüngenleri işte konuşacağız. İlk fark eden Küviyem. Biliyorum. Hatta senin evde bir tane fosili görmüştük. Sahte fosil. Aynen. Sahte değil mi o? Onu da göstereceğim. Çünkü o boyutlarını gösteriyor.
Senin tam evin girişinde… Hayır. Onlar şeyler. Akeopteriksler. İçeride bu. Ha. Göstericem. Bak ben hepsini karıştırıyorum bunların birbirine. Bilmediğim bir alan bu. Celal Bey uçan sürüngenlere geçeceğiz de. Hep bir şey merak ediyorum. Buyursunlar. Şu fotoğraf. 1927 Solvej Konferansı. Ve bugün bilimi bugüne zıplatan bütün herkes orada. Yani evren algımızı, madde algımızı, zamana…
Her şeyi değiştiren adamlar burada. Atıp hepsi burada. Kıskanıyor musun bunları? Orada olmak ister miydin? Çok. Çok. Abi bu adamlardaki zeka anlaşılır gibi değil ya. Yani öyle şeyler düşünüyorlar. Sanki uzaydan bir grup getirip buraya bırakmışlar gibi. Öyle şeyler düşünüyorlar ki… Diyorsun ulan bu deli saçması. Ve doğru çıkıyor. Yani Einstein dediğin adam… Giydi ya bu ışığın hızı toplanamaz.
Bu Newton’un 300 sene doğru kabul edilen teorisini tam tersi. Köpeği atıyor. Ve ölçüyorlar, biçiyorlar. Hala bugün GPS adamın hakkı yok. Hak oldu gösteriyor. Henryk Lawrence ilk defa şeyi fark ediyor. Bak Einstein’in yanında o zaman. O ilk defa diyor ki… Ya ışık hızına yaklaştıkça diyor…
Zamanla mekan birleşiyor diyor. Zamanı şeyin içine koymamız lazım diyor. Hızları toplarken bir zaman öğesi koymamız lazım diyor. Lawrence transformasyonları formula yazıyor. Fakat şeyi bir türlü kabul edemiyor adam. Ulan ışığın hızı toplanamaz. Yani akılları almıyor. Einstein geliyor diyor ki… Bu böyle değil. Bu böyle değil ışığın hızı abi. Niye böyle?
Tabiiat kanunu diyor. Ama mesela Einstein’da bazıları anlamıyor bunları. Mesela Einstein’in hemen yukarıya çıkalım. Kırmızı papyon mu Schroedinger. Schroedinger’in dediğini bir türlü kabul etmiyor. The her got the effort nicht. Tanrıza atmaz. Halbuki Schroedinger diyor ki ya elektronun atom çevresinde nerede olduğunu… Bilebiliriz ama hızını bilemeyiz. Hızını bilemeyiz. Hızını bilesek de nereden bilemeyiz? Onu da ilk defa şu genç adam söylüyor. Rutherford’ın hemen altında duran Werner Heisenberg. O çok büyük adam mı? Müthiş bir adam. Müthiş bir adam Werner Heisenberg. Einstein’ın tek vakitini. Müthiş yani. Hakikaten Schroedinger diyor ki… Ancak diyor bir ihtimal hesabıyla bunu bilebiliriz.
O ihtimal hesabından yörüngemsiz şeyler çıkıyor. Hepsinin şekilleri değişik. Bunların her biri bir ihtimal formülüne göre çizilebiliyor. Einstein’ın 1935’te yayınladığı meşhur bir paper vardır ve yanlıştır. Şey diyor. Kvantum mekaniği gerçeğin tam bir tasviri midir? Einstein’ın cevabı hayır.
Heisenberg falan. Einstein’a diyorlar ki sen geri kaldın. Tabiat böyle davranıyor. Einstein diyor ki hayır. Tabiat deterministtir. 1950’de Popper Einstein’ı ziyaret ediyor Princeton’da. Tartışmaları esnasında Popper Einstein’a diyor ki… Sen diyor parmenides gibi düşünüyorsun. Değişmez mi kainat? Bu sohbetimizde sana ben parmenides diyeceğim diyor.
Zaten sabit evren kurumu da çöküyor zaten. Heisenberg kaç yaşında normal aldı? 26 yaşlı. 26 yaşıken verdiler mi Nobel’i? Verdiler tabii canım. Niye vermesinler? 26 yaşındaki bir çalışmasını 56 yaşında… Hayır hayır hemen şak diye verdiler. Onun üzerine Göttingen Üniversitesi de epey utandığı için hemen ordinali bir profesyonel yaptı.
Neyse biz uçağın sürüngelerden bahsedelim. Bunlar dinazor değil. Hayır. Ne farkları var? Akraba anlatacağım. Şimdi oraya geleceğim. Acele etme diyorsun. Ama kapağımız nerede? Arkadaşlar slide 2. Hayır slide 1. Bak. Başlığa dikkat et. Evrimin muhteşem ürünleri. Şimdi biz göreceğiz bu evrim dediğimiz olay bu hayvanları nasıl üretiyor? Hangi ortamda niçin üretiyor? Pterosaurya. Uçan sürüngeler. Tamam mı? Şimdi bunlar neyin nesiydi? Şimdi 2. slide. Şimdi bak burada…
Sol tarafta bir Quetzalcoatlus, Northropi görüyorsun. Niye Northropi? Çünkü Northrop destek olmuş bunlara. O yüzden. Tabii Lawson diye bir öğrenci bunun kemiklerini buluyor. Nerede bulunmuş kemiklerini? Texas’ta. Bunu buluyorlar. Önce bir türlü anlayamıyorlar. Sonra ortaya çıkıyor ki bu mu? Pterosaur. Diyorlar ki uçabilir mi? Şu hayvanın boynuna bak. Zürafa bu. Bildiğin zürafa. Evet abi. Uçan zürafa. Zürafa kadar bir şey. Bir de üstüne gagası var. Evet. 3 metre. Gagası. Evet. Ve bu uçuyor. Ve uçuyor. Bak. Bu kaç tonla? Nasıl uçabiliyor? Zürafa 2 ton falan galiba değil mi? Hayır. 1300 kilo. 1300 kilo uçuyor yani? Hayır. 250 kilo. Ne?
Oraya da geleceğiz. Şimdi bak burada Sir David Attenborough bununla ilgili çok güzel program yaptı. Öyle mi yapmışlar ki Sir David’i şeyin içine oturtmuşlar. Bir planörün. Planörle uçuyor. Hatırlıyorum. Hatırlıyor musun? Hatırlıyorum. Yanında bu gidiyor. Sir David bakıyor. Wow diyor. Planör kadar. Planör kadar. 10 metre kanat açıklığı var Fahri. 11 diye okumuştum. 11, 13 diyen var. 13 diyen var evet.
Şimdi mesela şey için… Hedsekopter X için 13 metre diyorlar kanat açıklığı. Yani bildiğin Tayyare. Bundan sonrasını alalım. Makines. Hah. Tayyare burada. Quetzalcoatlos burada. Reşekte bak. Bayağı Savuşçağ gibi. Evet. Müthiş bir hayvan ya. Şu aerodinamiğe bak. Evet. Muazzam. Yani şeye benziyor. SR-71 Blackbird. Ve uzun zaman şunu düşünmüşler bulunduktan sonra. Ya bu kanat çırpabiliyor muydu? Çırpabiliyor muyum? Evet. Kanatlarda tüy var mı yoksa derin var? Üzerinde pyknofiberler var. Onu da göreceğiz. Tüylü bir derin.
Ne tüyü ne kıl. Bunlara has. Bunların iki tür vücut örtüleri var. Bir aktinofiberler var. Bir onun üzerinde pyknofiberler var. Ne demek aktinofiber ve pyknofiber? O hepsini göreceğiz. Hadi yürüyelim. Bir sonraki arkadaşlar. Hayır. Birinci videomu sağlayalım. Ha video. Birinci video arkadaşlar. Haluk’cuğum birinci video. Yoksa derya mı? Kim var orada? Kim var orada? Makinist. Evet arkadaşlar. Birinci videoyu heyecanda bekliyoruz. İşte geldi. İşte Fatih’cim. Jurassic Park. Aniden öndemi yaşamışlar. Jurassic Park’ta bu yok. Bilinmiyordu. Jurassic Park yapıldığı zaman daha bu bilinmiyor. Aniden öndemi yaşamışlar. Hayır. Kratese’nin en sonundur. Bunlar aşağı yukarı…
Binazorlar yok olmadan biraz önce. Biraz önce. Biraz önce 28-10 milyon yıl. Nasıl abi? Şahane. Bunun üstünden uçtuğunu düşünüyor musun? Allah korumuş bizi. Bak bak bak. Çok garip. Ayakları da var kanatların ucunda. Tabii. 4 ayak üzerinde yürüyor. Evet 4 ayak üzerinde yürüyor. Bak şu küçükleri görüyor. O yüzden de bu… Bak bak bak. Şurada videoya durdurabilseydik. Bak burada durduralım. Dur dur dur dur. Bak bu var ya… Bir saropot görüyorsun orada. Bunların normalleri… 30 metre büyük. Bunlar Hadsek Adası diye bir yer var. Romanyada. Bugünkü Romanyada. Adada olduğu için… Boya küçülmüş. Büyüyememişler. Akkolyedaki balıkların büyüyemesi gerekiyor. Ve bu… Tabii uçtuğu için bunların öyle bir derdi yok. Biliyor her yerde yiyor. Bunları yiyor. Düşünebiliyor musun? Bir pterozorun… Bir saropodu yediğini… Muhteşem hayvanlar bunlar. Bunlar cüce saropodlar yani. Evet. Büyük talihsizlik ki… Hadsekopterix ile aynı zamanda yaşamışlar. Ve bunlar ot yiyenler. O küçük kafalı aptal olanlar. Hadsekopterix de geliyor. Bunları böyle vıp… Ama bu kuşun atası değil. Hayır. Hiç alakalı yok. Kuşlar dinozordur. Unutmayalım. Bunlar biraz sonra göreceğiz. Dinozorlarla aslında akraba bunlar. Ama… Dinozorlar ve bunlar… Ortak bir atadan. Arkozorlardan türemişler. Onu geleceğiz. Tamam mı? Devam edelim. Videoyu görün arkadaşlar.
Videoyu görün arkadaşlar. Bu da iskeleti. Yanında bir… Bu kemiklerin tamamı bulunmuş mu? Yoksa bir kısmı yok. Bunlar imal edilmiş. Ama bölük pörçük bulunmuş. Mesela… O… Ne derler? Boyun kemiklerin hepsi bulunmamış. Ama tahmin edebiliyorlar. Adama bak. Zavallı yanında. Bu ilk ne zaman bulunmuş? Aaa… Bu mu yoksa… Piteranadonlar genelde. Genelde 1784. Ama kimse hiçbir şey anlamamış. Bunların uçtuğunu anlamamışlar. Hiçbir şey anlamamışlar. 1812’ye kadar. Senin adam mı? Benim adam. Büyük psikopat. Gerçekten öyle. Onu anlatalım mı seyircilerimize? Hakikaten manyak ama. Böyle bir şey… Müzenin görüntüsü var mı elimizde? Yok maalesef. Keşke getireydik. Biz Fatih’le beraber… Sevgili seyirciler… Paris Doğa Tarihi Müzesi’ni geziyorduk. Küveyi’nin iskelet koleksiyonuna gittik. Binlerci. 30 bin tane falan. Bunun içinde balina iskeleti de var. Kıçıcı kuşlar da var. Fatih baktı baktı. Ben dedi bu adamı olan bütün saygımı kaybettim.
Dedim niye ya? Dedi abi bu herif manyakmış dedi. Normal bir adam. Normal bir adam. 30 bin tane. Bir insan ömrü 20-25 bin gün. Her gün bir tanesini yapsan onu, her gün bir tanesini bozsan ömrün yetmiyor. Nerede yaptın be adam bunu ya? Akıl alır gibiyiz. Onlar bir de yaşayanlar. Hatırlıyorsan bir üst katta da fosiller var. Fosiller vardı. Fosilleri tek tek elden geçirmiş. Olacak bir şey değil.
Onlar insan ise bizdeyiz. Çok acayip. Neyse devam edelim. Evet. Bu Petselkouatlus’un iskeleti. Bundan sonrasını alalım. Bunlara Ejderhid diyorlar. Ruslar Ejderhid. Ejderhid ailesi Ejder’den geliyor. Ejder’den geliyor. Orta Asya’da bunlar bulununca Ruslar bunlardan bir aile oluşturmuşlar.
Ne demişler? He Teksas’tan sonra Orta Asya’da bulunur. Orta Asya’da bulunur. Ejderhid bunlar diyorlar. Bunların ne çeşitleri var? Aramburgiana diye bir tane var. Onun bir kemiği bulunmuş. Bir maden şirketinde. Fransızlar bunu duyuyorlar. Gidiyorlar hemen maden şirketine. Maden şirketine adamlar diyorlar ki maalesef biz bunu sattık diyorlar. Ondan sonra bakıyorlar. Bakıyorlar.
Ondan sonra bakıyorlar. Bir Fransız palyaantolağı satılmış. Gidiyorlar adamı buluyorlar. O da diyor ki ben bunu Lübnan’daki üniversiteye hediye ettim. Tekrar Lübnan’a gidiyorlar. Kemiyi buluyorlar. Hediye eden adam da Aramburg. Onun içinde Aramburgiana diye bir tür yaratılıyor bunlar. Nordropiensisten daha iyi. Boş ver. Devam edelim.
Sonra bugün bir resim vermiştim ya. O resim var mı? Araya bir o resmi sokalım onu bir soracağım şimdi. Bu kuşları gördü şimdi. Bu ne? Ağabeyciğim bu bugün hala var bu. Şuorn denen ayakkabı. Gagalı bir kuş. Ama bu dinozor. Bu dinozor. Bu ondan gelmiyor. Hiç alakası yok. Bu dinozor. Ama çok benzemiyor. Bu hala var. Şimdi bak oraya geleceğiz.
Yakın sayan evrim diye bir şey var. Evrim benzer ortamlar için zaman içinde benzer hayvanlar üretiyor. Ama bu kuş. Bak tüyleri var. Evet tüyleri var. Neyse devam et. Tekrar dönün oraya. Bak bu Mimicolopterus. Bak adamın elinde. Evet. O da bu kadar. Bu pterazorların inanılmaz çeşitli. Ama bunlar aynı cinsler. Aynı.
Hepsi pterazor. Pterosaurya. Bir alt sınıf bunlar. Bu daha eski ama. Bu 120 milyon yıl. Öbürü 68 milyon yıl. Tabii. Bundan sonrasını alalım. Gagaya dikkat. Bu Pterodaustro. Şimdi bak bu gaga ne yapıyor? Niye bonapart? Çünkü bonapart bulmuş.
Bu Arjantinli bir paleontolog. Bizim Napolyon bonapartları. Napolyon değil. Hayır. 1970’te bulunmuş. Bunun boyutlarını görüyorsun bir insanla mukayese edildiğinde. Bu bir yerde dururken kanatları açıkmış şekilde. Şimdi şu gagaya bak abi. Bundan sonrasında. Azıcık diş mi? Diş değil onlar. Bak şimdi. Bu fosili. Bu senedeki fosili. Tamam mı? Bak. Gagada. Bundan sonrasını alalım. Evet abi. Neyi çağrıştırdı? Baliner. Bravo. Baliner bunlar. Bak ne yapıyor onlarla.
Sonrasını alalım. Balık diyor. Daldırıyor. Aynı balina gibi. Aynı balina gibi. Süzülüyor. Sular kalan kup. Bundan sonra sonra şeytanın flamingosu diyorlar. Bak. Bu ayakta dururken Pterodaustro. Bak suyun içinde. Görüyor musunuz? Daldırıyor gagayı.
Suyu alıyor. Etraftaki o gördüğün küçük karidesi falan gibi. Ne varsa canlı. Oplu atı geçerim. Enteresanmış. Bugün bu aynen balinede devam ediyor bunlar. Bir sonraki arkadaşlar. Buyursunlar Fatih Bey. Buna ne diyorsun? Anurognathus. Anuragnathus’a benziyor bu çok. Değil mi?
Anurognathus. Ama bak. Kanadı tek bir parmak tutuyor. Evet. Bu Pteranodon. 3 parmağa duruyor. Bir parmak kanadı ucu olmuş. Kanadı tutuyor. Bu bir Pteranodon. Anurognathus Uro kuyruk demek. An oldu mu kuyruksuz demek. Gnathus çene. Kuyruksuz çene demek bu. Bu böcekleri yiyerek yaşıyor. Şu kadar bir şey bu.
Bundan sonrasını alalım. Yani bunu karanlıkta görsen. Görürsen. Ama bu sürünger. Memeli değil. Burada kanatlarına dikkat etmeni rica ediyorum. Kanatların kenarı Fatih yuvarlak. Şimdi 2. Dünya Savaşı’nda Spitfire’ların
kanatlarının kenarları böyle yuvarlaktı. Çünkü onun yuvarlak olmasının sebebi tayyare uçarken kanat uçumda Vortex oluşuyor. O vortex geri çekiş yaratıyor. Bu bilhassa düşük hızlarda çok etkili. Buna mani olmak için İngilizler bakmışlar Spitfire’ların kanatlarını yuvarlak yapmışlar. Muazzam bir manevra kabiliyeti veriyor. Bu hayvanlar göcek bir şeyde. O yüzden çok hızlı dönmeleri lazım. Evet, çok hızlı dönmesi lazım. Bak kanatlar nasıl. Şimdi gerçi biliyorsun onu yerine şey yaptılar. Evet. Kanatların kenarına küçük kuyruk yaptılar. Evrim geride kalmış. Evet. Ama ihtiyaç yok demek ki. Çünkü bunlar çok düşük süratte uçuyorlar. Tayyareler gibi değil. Ama mesela çok yüksek sürate gittin mi hiçbir şeye lüzum kalmıyor.
Mesela avcıları düşün. Bir F-16 gibi bir manevra küçük kanatların kenarına. Çünkü artık önemli değil. Yani üç maka çıktığı zaman sürat bunun anlamı kalmıyor. Bir sonraki arkadaşlarım. Şimdi burada bir şeye dikkat edin. Böcek yiyor. Şimdi buradaki kaligramma hekeliye de dikkat et. Kelebek değil diyorsun. Değil. Ne o?
Bu bir böcek. Kelebeğe benziyor. Ama kelebek değil. Bak. Kelebeğe benziyor da kelebektir diye bir laf var. Hayır abi. Burada yakın sayan evrim bambaşka bir aileden kelebeğe benzer bir canlı çıkartıyor. Burada dikkatini çekmek istedim. Kelebeğe benzemiyor dediğin zaman bir şey olarak başlamayatına tırtılarak başlamıyor, koza yapmıyor. Onu bilmiyoruz.
Onu bilmiyoruz. Ama vücut yapısına bakıyorlar diyorlar ki kelebek değil. Kanatlar benziyor ama mesela bunlara şey deniyor. Dantel kanatlılar deniyor. Şimdi burada rengine dikkat et. Renginler demiyoruz. Bilmiyor. Şimdiye kadar gösterdiğim anurognathuslar siyahtı. Bak bu değil. Bu şunu söylüyor. Bilmiyoruz rengini bunu.
Bazılarını biliyoruz. Ama bundan sonrasını alalım. Bunun bildiğimiz başka bir özelliği var. Bıyıkları. Bıyıkları. Kafatasında o bıyık şeylerinin çıktığı çıkıntılar bulunmuş. Evet burada bıyık var denir. Niçin bıyıklı? Bak, bu Porto Rico’daki night jar denen bir kuş var. Anthrostomus
Noctiferus. Bak onda da bıyık var. Bir turbay kuş mu? Hayır. Bu sözü kadar bir kuş bu. Bu da ama böcek avlıyor. Bu bıyıklar neyi fiyarıyor biliyor musun? Hayır. Böceği yakalıyorsun. Böcek kaçar veya büyükse bir şey yapıp da gözüne zarar vermesin. Nasıl abi? Bak evrim birbirine hiç alakası olmayan iki hayvan grubunda aynı silahı yaratıyor. Aynı koruma mekanizması. Evet. Çok enteresan. Değil mi? Şu anorognathusa bak. Sevimli de bir hayvan. Bak bunun bir başka özelliği bu kanatlarını vücudunun arkasına kadar katlayabiliyor. Ötekiler yanda katlıyor. Bu arkaya kadar katlıyor. Bundan sonraki çıkan. Bir sonraki arkadaş. Bir şey bu abi.
Bir harita. Dikkatinizi çekerim. Antarktika hariç bütün kıtalarda bulunduk. Türkiye’de bulunmamış. Bütün de. Ben sana bir şey söyleyeyim mi? Türkiye’de bunu arayacak adam gibi imkanları olan paleontoluklar olsa eminim çıkar. Nasıl aranıyor bunlar mesela? Araziye gidiyorsun.
Bakıyorsun. Ama mesela bazı yerlerde çok olduğu bilmiyor. Oraları hep kazıyorlar çıkıyorlar. Ama hiç bilinmeyen bir yerde bir keşif yapıyorsun. Şu kadar bir şeyi tanıyorlar Fatih. Şu kadar. Onu gördün mü? Bizim Şevket’i düşün. Şevket Şen. O topluyor tozu. Eliyor, eliyor. Bir bakıyorsun şu kadar bir diş. O dişe bakıyor Şevket. Sana yaşını, başını, nerede yaşadığını söyle. Ama Şevket onu Küvyeden öğreniyor. Evet abiciğim. Yani mukayeseli anatomi. Tabii ya şu unutma ki Şevket Küvyenin çalıştığı yerden çalışıyor. Nerede çalışıyor? Çalıştığı yerin başındaydı. Başındaydı hatta. Doğru. Şevket’i arada bir soruyordum ulan diyordum. Gelmiyor mu Şevket buraya? Gelse de bir program olsun. Niye gelsin ya? Emekli oldu. Şevket şu anda Lübnan’da. Arazide. Bana sormaya… Emekli oluyorsunuz ve çalışmaya dair mi? Abi yani bu berak var ya bırakmıyor adamın peşini. Onun için Şevketciğim deli gibi çalışmaya devam ediyor. Biliyorsun ama Türkiye’de merakla ilgili atasözleri hiç iyi değildir yani. Maalesef. Türkiye’de bunun meraklıları yok. Vardır belki ama Vardır muhakkak. Demiyorlar. Evrim öğretilmiyor. Adam gibi omurgalı paleontolojisi öğretilmiyor. Yani omurgalı paleontolojisinin öğretildiği ben bir yer biliyorum. O da şeydir Ege Üniversitesi veya 9 Eylül onlardan biri orada bir müze var. Onun başında da Tanju Kaya var. Tanju Hanım yırtınıyor o müzeyi ayakta tutabilmek için.
MTA’nın müzeci vardı Ankara’da biliyorsun. Hayatım müze, sergi yeri değil. Evet doğru söylüyorsun. Biz Türkiye’de müzeci değil sergilerimiz var. Şimdi bak bu Piterozorlar her kıtada var. Peki Piterozorların yaşadığı sırada dünya bu şekilde miydi? Hayır. Şimdi bir sonrakini alalım. Ama Pangea’dan sonra.
Pangea’yla beraber. Pangea dağılmak nerede başlıyor? 227-228 milyon yıl önce başlıyorlar. Göktaşı çarpana kadar. Yani 160 milyon yıl. 160 milyon yıl boyunca bunlar göklerin hakimini. Yani bunlar kuşlardan… Bu şu anlama geliyor. İnsanlığın tarihi insan dediğimiz primatın tarihi 2 milyon yıl. 2 milyon abi. Akıllı insan dediğimiz insanın tarihi
250.000 yıl. Bunlar 160 milyon yıl göklerin hakimi. Peki bir şey soracağım. Özür dilerim lafını kesiyorum. 160 milyon yıl. Peki bunlar bu 160 milyon yılda madem evrim diye bir şey var. Niye daha zeki hale gelmiyorlar? İhtiyaç yok. Gerek yok. Gerek yok abi. O zekasıyla hayatta kalmıyor, sürdürüyor
ve başarılı oluyor. Yani insanın zekasının gelişmesi ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Peki o arada ihtiyaç duyan başka bir yaratık yok mu zekasını geliştirecek o 160 milyon yıl boyunca? Yok. Bir tiranozoru düşün. Tirenozor aptal bir hayvan değil. Tirenozorların avladığı birtakım hayvanlar var. Evet. Yani besin zincirinin gücü veya yüzdesi nedeniyle besin zincirinin daha alt katında kalanlar var. Niye onlar zeka geliştirmiyorlar o 160 milyon yıl boyunca?
Vallahi çünkü o zekanın oluşabilmesi için primatlarda bir sürü şey var ne derler, gelişen organlar var ki bunlardan en önemli bir tanesi şu gırtlak. Konuşma. Zeka bütün hayvanlarda var. Ama konuştuğun zaman zekanın ürününü karşındakine nakledebiliyorsun. Çocuğuna öğretebiliyorsun.
Sırf göstererek değil, anlatarak. Zeka yani konuşmayla beraber anladığını karşındakine anlatabiliyorsun. Dolayısıyla karşındaki senin tecrübelerinden geçmeden senin tecrübelerine sahip olabiliyor. O birden dizlandırıyor her şeyi. Tirenozoru sesini duydun mu? Nereden duymuyorum? Filmlerde görüyorum. Uyduruyorlar. Öyle değil. Uyduruyorlar.
Biliyoruz ama nasıl. Biliyoruz evet. Eee diye çıkıyor. Çok bilgi. Bundan sonrasında… Peki bir şey daha soracağım. Özür dilerim. O zaman hayvanlar çok büyük. Yok. Küçükleri de var ama bazıları çok büyük. 37 metre. 37 metre 18 fil ağırlığında hayvanlar var. 15 fil ağırlığında. Afrika fil ağırlığında hayvanlar var. Bunlar niye bu kadar büyüyorlar o zaman? Abi bizim yenmemek için. Yoksa gıda mı bol? Yok gıda bol başka ama bir de onu yemek isteyenler var. Mesela şey düşün o… Titanozorları düşün değil mi? Devasa. Neden? Çünkü o hayvan eee gigantozorla aynı zamanda yaşıyor. Gigantozorla onu yemek istiyor. Yememek için büyüme uyuyor. Büyüyor. Şeyle yani o sırada dünyadaki bitki bolluyla oksijen karbondioksit bilgilerle falan alakası yok. Şimdi şunu unutmayalım. Mesazovikteki oksijen seviyesi aşağı yukarı bugünküden. Çok az fazla. Karboniferdeki gibi değil. Karboniferde %35’e uçuyor. Tamam mı? Şimdi bu kadar büyük bir çeşitlik geniş coğrafi dağılım ve zamanda bu kadar uzun sürekli bu pterozorlar neyin nesi bunlar? Şimdi bakalım. Hadi bakalım neyin nesiymiş? Evet, aaa önce ismin kökeni. Karşınızda Yohan Jakupf’ın Kavp. Bu 1834 yılında bunlara isim veriyor. Pterosauria.
Pteron, eski Yunancı’da kanat demek. Sauros, eski Yunancı’da memkerten keles, sürüngen falan anlamına geliyor. Kanatlı sürüngen anlamına geliyor pterosauria. Dinozorlarla eşi akraba değil diyorsun bu ama adı aynı. Uzak sauria. Sürüngen. Hepsi sürüngen. Bundan sonrasını alalım.
Şimdi geldik soruna. Bunlar ne zaman bulundu? 1784 yılında Güney Almanya’daki Zornhof’un Taç Ocakları’nda bulunuyor. Ve Zömering buna adam gibi isim veriyor. Küviye adam gibi isim vermemiş. Pterodaktil demiş ama o line sınıflamasına göre olan ismi vermemiş. Tamam mı? Şimdi buna Zömering ornitos hefalus
ornitos hefalus antikos. Kuş kafalı eski demek. Antikos eski, ornitos kuş, hefalus kafa, kuş kafalı eski. Kuş kafalı eski. Kuş kafalı ihtiyar. Ama tabii bu kuş kafalı olması mümkün değil. Çünkü bunun sürüngen özellikleri var. Bundan sonrasını alalım. Bunun boyutu nedir? Gerçek boyutu? Göreceğiz biraz sonra.
Bu resim 784 yılında çiziliyor. Bu Alman ressam ve heykeltirajı Egyp Fehelsz. Bunu çiziyor. Bu adam için çiziyor. Bu gördüğün Cosimo Alessandro Collini. Bu önce pili, elektrik pilini icat eden Alessandro Volta’nın sekreteri. Sonra Mannheim’e gidiyor. Oradaki müzenin müdürü oluyor. Ama İtalya. Oradaki müzenin müdürüyken bu bulunuyor, buna getiriliyor. Bunu çizdiriyor bu. Ve yayınlıyor. İlk defa, yani bilimsel işte böyle böyle bir fosil bulundu. Ama o zaman evrim teorisi yok. Mükahesili anatomi yok. Hiçbir şey anlamıyor adam. Çünkü böyle bir hayvan var. Bunun uçtuğunu anlamıyorlar. Zor diyorum bunu. Kuş olduğunu anlamayacağım. Kuş olmadığını biliyorum. Fakat kuş diyeceğim. Sen bana fırça açacaksın yine. Hayır. Şimdi buna
kuş diyen var. Efendim yarasa olabilir diyen var. Yarasa. Hepiniz diyor. Kafali. Bu ya denizde yüzen bir hayvan olabilir diyen var. Diyorlar ki bu uzun parmağını şey olarak kullanıyordu. Yüzgeç. Yüzgeç olarak kullanıyordu. Değil mi? Vallahi yani kimseyi kıyamayalım. Bundan sonrasını alalım. Şimdi ayağa kalkalım.
Hürmetten. Bu fosilin uçan bir sürüngene ait olduğunu fark etme şerefi Umurgalı paleontoloji biliminin kurulcusu Baron Joch Kuvye. Ama çoğu şey yazmamışlar ya. He? Yanlış yazma. Çok özür dilerim. Reylege yer değiştirir. Ne yapacaksın? Bak ne diyor? Sur le scilet fosil dün reptil volant. Uçan sürüngen. Evet.
Bizan veren de Aichthede Aichthede de bugün öyle yazılmıyor biliyorsun. E-i ile yazılıyor. Ket naturalist om pri pür un ozo Meslektaşlara da hafiften hafiften bakıyor. Et don Nü formon un janr de saurien su le nom de pterodaktil. Yani biz diyor saurienlerin yani sürüngenlerin yeni bir cinsini
janr. Yeni bir cinsini janr tür değil cins mi oluyor? Cinsi. Tür ne oluyor? Spesies. Onu diyor ben yarattım. Adıma da pterodaktil koydum. Tamam mı? Ve Colini de anlaşılma. Colini de anıyor orada. Tabi. Fö mesekolini merhum mesekolini şimdi Fatihciğim elimizde
Fiviel’in kitabı. Bu ilk basık halde. Şimdi bundan sonrakiini alabilir miyiz? Reşekş siğlez Osman Fusildi Ködüppet Dört ayaklıların bunu gösterebilir miyiz? Şu kamerayı göstereyim mi? Bak şimdi sana doğru geldi havada.
Hah bak. Biraz şöyle diktirsin. Evet. Pardon. Bu orijinal. 1812 Şimdi yüksek müsaadelerinizle çizimler de var. Abi bu iş çizimsiz yapılamaz. Vala. Evet. Şahane. Fe Hest’in çizdiği ve Küviye Fosili görmediniz ben de. Görmediğim Fosili. Hayır. Buna bakıyor. Bu diyor Ritgilvaland.
Şeyi de gösterelim mi? İlk o zaman, o gün mü tanımadığını ilk olarak. İlk defa Küviye fark ediyor. Yani o zamana kadar uçan Reptil. Yani bu kendi gücüyle uçabilenler. Hani bak bak bak şunu da gösterelim. O biraz önce bizim gösterdiğimiz cümle şu işte. Evet. Buradaki. Şu elimde tuttuğum kitap. Dört ciltten biri senin önce söylediğin gibi. Omurgalı paleontolojisinin başlangıcısı. Senin adamın Küviye. Ya var ya. Hakikaten büyük manyak yani. Gerçekten büyük manyak. Dünya bu manyaklara çok şey borçlu. Evet. İlk defa Küviye diyor ki bu uçan bir
sürüngen ve kanat çırparak uçuyor. O zaman sürüngen dediğin zaman ya soğuk kanlı. Yani güneş olmadığı zaman hareket edemeyen aptal hayvanlar düşünülüyor. Milletin kafası ya diyorlar nasıl olabilir bu? Küviye diyor ki bakın iskelete diyor. Bey kafasında büyük bir delik var. Niye o delikler? Efendim o göz. Haa göz. Bir dakika. Şimdi benim kalkmam lazım. Oraya gitmem lazım. Arkadaşlar şu arkadaki şey verirseniz Cahir Hoca oraya bir gitsin bakalım. Orada çomak da var. Bak. Şu Arkadaşlar Cahir Hoca’yı gösterirseniz. Antiorbital denen boşluk. Burun boşluğu. Şu orbit. Göz. Göz. Bak şurada da iki tane. O delikler ne? Kulak mı onlarda? Şakak boşlukları. Niye boşluk orada? Hafifletiyor. Ve iki tane. Şimdi hafiflesin deyince sen bana onu nasıl 270 kilo odana açaktın? Geleceğiz. Sabır kardeşim. Sabır. Ama bu kadar sabır olamam ki. Ben bilim adamı değilim ki ben gazeteciyim. Gazeteci sabırsız. Evet devam edelim. Bir sonraki arkadaşlar. Evet.
Bak. Fatih. İşte küvye. Bu bizim evdeki. Benim elim orada. Bu orijinal fosilin faksimili kopyası. Üstünde Baron hazretleri. Ben her sabah çalışmamasama giderken bunu önden geçiyorsun. Bir selamlıyorum kendisini. Bu da Baron Roch Cuvye. Şahane. Hemen bir sonra geçerken.
Bu adam. Yani hemen geçelim diyorsun ama. Peki geçmelim mi? Hayır yani bütün gece seyredebilirim ben o adamı. Şimdi sürüngen nedir? Sürünen. Değil mi? Yani herkes küvye bunu yarattığı zaman bu cinsi herkesin kafasındaki sürüngen sürünen, soğuk kaldı yavaş yavaş hareket eden hayvanlar. Şimdi sürüngenler
Reptilia sınıfı dört ayaklı yani tetrapod tamamen karada yumurtlayabilen anfibilerden farklı yani çift yaşamlardan farklı onları amniyot deniyor biliyorsun. Biz memeliler de oradayız. Ya bu şey de İlber Hoca’yla senin bu biliyorsunlarsa ben bayılıyorum. Nereden bilelim? Dünyada muhtemelen sizden başka Pek Gazetesinde bildiği bir şeyi bildiğiniz gibi diyorsun. Kıyar gibi kalıyoruz burada.
Tamam mı? Bu hem yumurtlayan hem canlı doğuran hayvanları içerir bu amniyot. Ya bu embriyo etrafında bir zar var. O zarın dışında bazen koruyucu bir örtü var o yumurta oluyor. O olmadığı zaman hayvan bunu içinde büyütüyor. Kanguru gibi. Biz hayır. Kanguru gibi ama içinde önce oluşuyor. Hiç dışarıya
çıkıp keseye giriyor. Başka hayvanın içinde oluşuyor. Tamam mı? Balıklara ve çift yaşamlara yani anfibilere nazaran daha kalın derili bunlar. Keratinize. Bizim tırnaklarımızın falan oluştuğu karatinize. Ve göğüs kafesi nefes almak için insan gibi. Inip çıkabiliyor. Sürüngem bu. Şimdi eskiden deniyorduk efendim bütün sürüngenler soğuk kandır. Değil miymiş? Böyle olmadı çıkıverdi. Ne zaman çıktı? Aşağı yukarı 1900 ya bunu 19. yüzyılda O’Neil Charles Marsh gibi Thomas Henry Huxley gibi adamlar fark etmişler. Demişler ki bu hayvanların soğuk kandır olmaları mümkün değil. Dinozorları biliyorlar tabi onlar. Fakat 1906’da çok hareketli olmadı o kas yapıları bilmemleri falan. Yani bu diyorlar pembel öyle bir hayvan değil bunlar. Isısını enerjisini güneşten alan hava donan bir şey değil. Öyle bir şey değil yani kendi enerjilerini tutabilen hayvanlar. Bundan sonrasına bakalım. Şimdi Pierre André Latre Bu da aynı müze’den.
Dikkatinizi çekerim. Omurgalar için şu sınıfları tanımlıyor. Balıklar, pis es, çift yaşarlar, anfibia veya batrakia diyor bunlara. Sürüngenler reptiliğe, kuşlar aves, memeliler mamalya. Şimdi abicim bu. Aşağı yukarı 1960’lara kadar kullanılan bildiğimiz line sınıflaması. 60’da mı değişiyor bu?
Evrim o hale getirmiş ki. Eldeki malzemeyi bu geçersiz kalıyor. Neden geçersiz kalıyor? Şimdi ona bakalım. Bu bizim pterozorlar için de önemli. Bundan sonrasına bakalım. Şimdi bak burada sürüngenlerin üç değişik türü. Yukarıdaki kaplumbağa. Yukarıdaki kaplumbağa anapsit şey demek. Kemer demek. Mimaride de bilinen bir terim. Kemer nereden kaynaklanıyor? Bu delikler arasındaki şeyler, ne derler? O kemiklerden kaynaklanıyor. Mesela şurada sinapside tek kemerdeler. Çünkü bir göz deliği var, orbit. Onun arkasında bir tane şakak deliği var. Biz de mesela böyledir. Biz bunlarla aynı sınıftayız. Kök memeliler ve memeliler. Sinapside yani. Sinapside. Ondan sonra diapside geliyor çift kemerdeler. Şimdi bunlar kuşlar dahil diğer tüm sürüngeler buraya giriyor. Dikkatini çekerim burada. Mesela bu Masospondilius’un kafatasında bir alçakak açığı var, bir üstçakak açığı var. Niye peki onlar? Neye yarıyor? Kafatasını hafifletiyor. Bundan sonrasını alayım. Yalnız hafifletmek değil. Kafayı taşır. Hayır. Bir de bunların arasından şey geçiyor. Kaslar geçiyor. Çeneyi güçlendiriyor. Şimdi sürüngeler dedik anapsidasi, sinapside, diapside. Şimdi anapsitlerin
durumu biraz sallanmaya başladı. Yani kaplumbağa var. Gerçek anapsit var mı yok mu? En son üç kaplumbağa türünün genomunu şey yaptılar. Çıkarttılar. Dediler ki bunlar diapsitlerle akraba. Dolayısıyla bu anapsit sınıfı kalktı ortada. Şimdi sinapsit ve diapsitler var.
Şimdi bundan sonrasını alalım. Şimdi burada da sorun çıkıyor. Bilim sorun demek istedim. Şimdi, klasik olarak arkozorlar, yani arkozoriya hükümran sürüngenler. Timsahlar, pterozorlar ve dinozorlar olarak üç sürüngen alt sınıfına ayrılıyordu bunlar. Tamam mı? Amca daha 19. yüzyılda O’Neill Charles Marsh, bu Yale Üniversitesi’ndeki paleontoloji profesörü ve Thomas Henry Huxley, Londra’da. Bunlar bu dinozor fasillerine bakıyorlar. Alozorlar falan gibi. Bir de kuşlara bakıyorlar. Diyorlar ki, ya bunlar çok yakın akraba. Kuşlar diyorlar bu dinozorlardan. Ama kimse pek ciddi almıyor bunları. 20. yüzyılın sonunda bu ispat. Şimdi 20. yüzyılın sonuna dolayı yapılan keşifler ki bu Daziya’da, Çin’de, İspanya’da ve Erşantin’de yapılan keşifler klasik sürüngen reptilya sınıfıyla kuş, aves sınıfı arasında sınır çekmenin mümkün olmadığı için çıktı. Ve bugün kuşlar artık sürüngen kabul ediyor. Çünkü sınır yok. O kadar tatlı geçişler var ki efendim bu kuştur bu dinozordur diyemiyorsun. Diyemiyorsun. Mesela kuşların ortadan kalkmış bir sınıfı var. Enantiornitler Enantiornitler kretes hosunda ortadan kalkmışlar. Dişli. Onlar hep dişli kalmış. Diyeceksin farkı ne mesela Arkeopteryx’ten? Obuz eklemleri çok değişik.
Başka türlü gelişmiş. Başka türlü kanat çırpıyor. Bundan sonrasını alalım. Peki mesela sindirim sistemleri hangisine benziyor? Hepsi bunların sürüngenlere benziyor. Şimdi ikinci sorun sinapsik de de çıkıyor. Şimdi bakıyorlar timsahlar eskiden sinapsik denen sürüngenlerden ziyade kuşlara daha yakın akraba olarak. Kuşlara daha yakın akraba olarak. Ama soğuk kanlı? Evet ama şey olarak anatomi olarak kuşlara daha yakın. Yani anatomiden ziyade kladistlikte şimdi oraya da geleceğim ne demek kladistlik? Kuş yani timsahın gelişmesine bakıyorsun kuşun gelişmesine bakıyorsun organların ortaya çıkış sıralarına göre diyorsun ki bunlar daha yakın birbirine. Sinapsi de
bunlardan uzak. Yani reptilia içinde tutamıyorlar artık sinapsitleri. Onun için sinapsitler uzağa doğru giderken bunların içinde terapsitler var sinapsitlerin içinde. Terapsilaya bakıyorsun bunlar gidiyorlar gidiyorlar gidiyorlar memeli oluyorlar. Yani terapsit içerisinde ya işte bu sürüngen
bu memeli diyemiyorsun artık. Allah Allah baba enteresan. Ve bunu ortaya çıkartan adam benim paleontoloji hocamdı. Berlin’de. Walter G. O’Keeone muhteşem bir adamdı. O ilk defa farkı yoktu. Bu arada il kopensi buraya getiremeden Hakkı Ramiz ne kalkacak? Maalesef maalesef. İyi adamlar erken gidiyor. Ben tabii iyi çok erken gitmedi ama. Şaşırtmanın dürüşü yapıyordu. 90 yaşında kaç yaşındaydın? 80 küsurdu. 89’lük. Terapsitlerde bu sürüngen memeli sınırda çizilmesinin mümkün olmadığını görünce sinapsitler başlı başına ayrı bir klad haline geliyorlar. Klad ne demek? Klad ne demek değil mi şimdi oraya geldik. Bundan sonrasını alalım.
Klad tek bir atadan türemiş ve onun ve ondan türeyen tüm nesilleri içeren bir gruba verilen at. Yani bir ortak ata var. Evrimle bunlar bir sürü nesil üretiyorlar. Bunların hepsi ortak ata ve ondan gelen nesillerin evri bir klad deniyor. Bu da bir kladistik diyen bir yöntem var. Bakıyorsun organlar nasıl gelişmiş. Şu organ adım adım adım adım ne oluyor? Bu organ adım adım adım ne oluyor? Buna filojenetik sınıflama deniyor ve bu eski line sınıflamasını çünkü line sınıflaması evrimi bilmiyor. Türleri sabit kabul ediyor.
Türlerin sabit olmadığı evrimin gerçekleştiği görünce bu gördüğün arkadaş Willi Henig bu Alman. Bu kladistik fikrini ortaya atıyor. Tamam mı şimdi Willi Henig diyor ki evrimi göz önüne almadan biz bu hayvanların birbirleriyle olan ilişkileri anlayamayız diyor. Şimdi ona göre bak nasıl bir şey çıkıyor. Amniyoklar var mı? Amniyoklar var mı? İkiye ayrılıyor. Sinapsitler, diapsitler. Eskiden anapsit var diye o kalktı. Şimdi sinapsitlere gidiyorsun sinapsitlerin içinde memeller var fakat mesela pareyozor gibi bu eskiden memeli benzeri sürüngen
denen sürüngen denen hayvanlar var. Ama şimdi diyoruz ki bunlar sürüngen değiller. Ama tam memeli de değiller. Bunlara kök memeller deniyor. Demetrodon falan onlardan. Peki bunların ortaya çıktığı tarih zaman ne zaman? Bu aşağı yukarı 300 milyon yıl. O kadar eski. 320. Mesela demetrodon
Permiyen yaşlı. 300’den sonra. Sırtında koskoca yelkeni vardı demetrodonun ve dişlerde farklılaşma var ilk defa. Değil mi? Mesela listrozor bunlardan. Değil mi? Gonvanaland’ın ilk defa adam gibi kurulmasına imkan sağlıyor. Çünkü Hindistan’da bulundu. Efendime söyleyeyim Güney Afrika’da bulundu. Güneydoğu Asya’da bulundu falan.
Gonvanak kıtalarının bir arada olduğunu gösterdim. Tamam mı? Şimdi demek ki memeller var. Bir de memeli olmayan kök memeliler var. Diapsitlere bakıyorsun. Diapsitlerde bir kaplumbağalar yani eski anapsitler var. Yılanlar ve kertenkeleler var. Bunlar squamata diye ayrılmış. Ondan sonra arkozorlar var. Şimdi arkozorlara bakıyorsun. Arkozorların içinde dinozorlar
var. E bir de eskiden kuşlar dediklerimiz var. Onlar da artık bir klat kabul ediliyorlar. Şimdi buna göre sürüngenleri tek bir klat olarak kabul etmiyoruz diyoruz. Çünkü sürüngenlerin içinde memeller var, kuşlar var. Yani tek bir ata ve ondan türeyenler olarak olamıyor. Aslında öyle ama çok gerilere gitmek lazım. Dolayısıyla sürüngenlerden de geriye gitmek lazım. Dolayısıyla klat değildir bu deniyor. Tamam mı? Şimdi bundan sonrasını alalım. Şimdi arkozorlar tamam mı abicim? İkiye ayrılıyorlar. Bir kimsahlar ve yakın akrabaları
bu saygı sukeya dedikleri yani bunu tercüme edersen yalancı timsah demek bu ama timsahlar ve timsah ataları diyelim bunlara. Bir de ava metatarsali yani metatarsaller şunlar. Kuş taraklılar bunlar. Kuş taraklılar bunlar. Bu kuş taraklılar da ikiye ayrılıyor. Dinozorlar ve
pterozorlar. Demek ki dinozorlar ve pterozorlar arkozorların kuş taraklılarından türemişler. Akrabalık orada. Ve bu akrabalık kökü ta 250 milyon yıl önceye dayanıyor. Büyük bir yok oluşuluyor ya 250 milyon yıl önce ondan hemen sonra bu farkı görmeye başlıyoruz.
Aşağı yukarı 227-228 milyon yıl. Bundan sonrasında alalım. Pterozorlar özür dilerim lafını keseceğim pardon. Önüne geçmeyince. Peki bunun su içinde olanları ne? Onlar hayır. Onlar da arkozorya içerisindeler. Onlar işte ihtiyozorlar
onlar arkozorya içerisinde değiller. İşte şeyler, pleziozorlar, iskiozorlar falan onlar ayrı bir altı. Şimdi bak erken pterozorlar bunlara ranforincoidler deniyor. Bunların özelliği bunlar çok büyük değiller. Ama yani geç şurada 7 metre kanada çıklarına varanları var. Bunların özellikleri de kuyrukları var. Uzun kuyrukları var. Genellikle küçük. Ağızlar dişli ve uzun kuyruklar. Geç pterozorlar. Bunlar pterodactyloidler gibi lafı kullanılıyor hala. Genellikle büyük işte yani 13 metre kadar kanada çıklıyor olanlar var. Bunlar dişsiz gagalı. Çok uzun gagaları var. Ve kuyruklar. Peki nasıl çiniyor bunlar? Çiniyor mu? Çinemiyorlar.
Yutuyor. Bundan sonrasını alalım. Şimdi bu Pteranodon. Bu Kansas’ta Osneal Charles Marsh tarafından 1873 galiba bulunan üst kretese yaşlı aşağı yukarı 80 milyon niobrara formasyonu içinde bulunan bir hayvan.
İskaletini görüyoruz. Dikkat et. Gaga dişsiz ve bir de kafasında sorgucu var. Sonra geleceğiz. Gagayı dengenmek için mi? Hiç bilmiyorum. Bunlar ne tahmin ediliyor biliyor musun Fatih? Şey, dişiye gösteriş tahmin ediliyor. Ama onun detaylarını göreceğiz. Bundan sonrasını alalım. Şimdi zürafa zürafa deyip duruyorduk ya. Zürafa ve Quetzalcoatlus. Erkek zürafanın ağırlığı 1179-1360 kilo arası. Dici zürafa 816- 868 kilo arası değişiyor. Quetzalcoatlus aynı büyüklükte 250 kilo. Bu nasıl oluyor ya? 4’te 1’inden az, 5’te 1’i.
Nasıl oluyor bu? Bakalım. Bir sonraki. Şimdi bak, bunlar zürafa kemik kesitleri. Kalın kenarlığı, ağır, sağlam kemik. Bu Quetzalcoatlus’un şeyi ne derler? Uzay çatakası gibi. Kemik ince. Peki bir şey soracağım. Şimdi ince. Peki bu
yere inerken mesela ağırlığı falan nasıl taşıyor? Bak abiciğim, içindeki destekleri görüyor musun? Abi çok iyi bir sistem. Niye bu evrimde kaybolmuş? Kaybolmamış. Kuşlar var. Kuşlar da var. Aynı böyle mi? Kuşların girişi boş. Tam böyle mi? Hayır. Kuşun boyuna bağlı. Büyük kuşlar da yine böyle. Mesela şimdi gidip bir tane şey deve kuşu kessekimin içi böyle midir? Onu bilmiyorum açık söyleyeyim. Uçmuyor. Bundan sonrasına bakalım. Ama bütün kuşların kemikleri bu. Deve kuşunun garanti boştur da. Böyle midir bilemiyor. Dikmeler var mı? Peki böyle dikmesi olan kuş var mı hala? Onu galiba okuduydum da onlara bakmam lazım. Bu çok acayip. Aslında iyi bir şey bu. Müthiş bir şey. Bu evrimde kaybolduysa evrim hata yapmıştır bir yerde. Bundan sonrasını alalım. Şimdi bak bu
al sinevayı. Bu kadar bir hayvan. Şimdi bak. Şuraya gideyim ben gene. Şu tarafa. Seni yoruyoruz ama. Aynen efendim rica ediyorum. Fatih kemiğin kenarına bak. Üncülük. Kağıt gibi. Kağıt gibi evet. Tabi bu hayvanın çok hafif olması gerekiyor. Demir ediyor. Farklı takdirde uçmaları mümkün değil. Hafif ama sağlam. Hafif ve sağlam dediğin gibi. Yani bunlar Fırtınada’da da uçuyorlar. Peki şey demiştim bunların yumurtaları bulundu bir yerde. Evet geleceğiz. Sizin aklınıza Çin geliyor. Evet ben bugün Çin’den gidiyorum. Bundan sonrasını alalım. Şimdi geldik Kanada. Şimdi bak bu bir pterozor
adının ana hatları. Şimdi burada dikkatimizi çeker şey Bunun boyunu 6 metre falan mı? Bu aşağı yukarı 5 metre. Bunun kendisini biraz sonra göreceğiz. Şimdi burada dikkatimizi çekmesi gereken şey şu. Bak şu. Pazı kemiği. Kol kısa, parmak uzun. Pazı kemiği bu. Şu gördüğün
ön kol. Evet. Ulna ve radyosa karşılık gere. Şurası bilek. Bak şunlar Parmak. Metatarsaller. Şunlar 3 parmak. Hangi parmaklar bunlar? 3 orta parmak. Şunlar. Bu 4. parmak.
5 parmak. Hayır. Yüzük parmağı. Bak. Bu kanadı tutuyor. Kanat geliyor. Arka ayağı bağlanıyor. Bazılarında sadece gözyağa bağlanıyor. Bazılarında bu art kanatlar da var. İki ayak arası. Çok acayip. Şimdi bu hep eskiden derdik ki
işte bir deri. Bu. Abiciğim bu kadar basit değil. Gel abi bir ara verelim mi? Bizim muhabir şey demiş Mersin’de. Tabii tabii. Arkadaş hazır mı muhabir arkadaşımız? Bağlayabilir miyiz? Hazır olunca haber verir mi siz ya da bize? Hazır değil şu anda. Hazır olunca haber verir. Sen devam et.
Bundan sonrasını alalım. Şimdi bak bu anhanguera pisgat var. Balıkçı. Bu deminki değil. Ama bu işte iskeletin kendisi. Şimdi bir geri gidelim. Bir geri arkadaşlar. Geri üteli çok güzel.
Geri üteli bir geri arkadaşlar. Bir önceki. Bak bu şematik. Kanadı da görüyorsun burada. Bundan sonraki sırf iskelet. Bu kanat neden yapılma? Deriden yapılma değil mi? Biz sırf deri zannediyorduk. Sonra üstünde ufak tüyler oldu anlaşıldı. Yalnız o olsa. Bundan sonrasını alalım.
Bu iskelet. Tamam mı? Şimdi bundan sonrasını alalım. Bir sonraki arkadaşlar. Şimdi bak adiş var. Bu gördüğün ranfırinkuitlere ait olan bir hayvan anhanguera. Şimdi burada göstermek istediğim kanadı nasıl kalır? Kanadı nasıl kalır? Kanadı nasıl kalır?
Burada göstermek istediğim kanadı nasıl katlıyor? Bir kere bunlar bizim gibi topukları üzerinde yürüyorlar. Şu elleri üzerinde yürüyorlar. Bak şu dördüncü parmak. Bu dördüncü parmak şöyle katlanıyor. Çok garip. Onun katlanma mekanizmasını görelim şimdi. Bir sonraki arkadaşlar. Pardon daha önce şeyi görelim. Pazu kemiği. Bu pteroik kemiği denen o kemik var ya. Onun ne işe yaradığını hala bilmiyoruz. Bilekten çıkıyor. Hala anlaşılabilmiş değil. Buna özgün o kemik. Sadece pterozorlarda var. Tahmin edilen bileğin hareketini
yardımcı oluyor. Belki kanadı çevirerek havada… Onu tam bilemiyoruz. Bir geri gidelim. Bak gördün mü? Bak pteroik kemiği. Şurada. Evet oradan çıkmış kenardan. Bak şu. Evet evet görbiliyorum. Kılçık gibi bir kemik var.
Kılçık gibi oradan çıkıyor. Bilekten çıkmış. Acaba kanadın böyle açısını değiştirip bulmayı mı var? Bileği… Bileğin hareketine yardımcı oluyor. Onca paleantoluğu bulamadığını benim uydurmanla bulacak halimiz yok. Evet devam arkadaşlar. İki tane atlayalım şimdi. 43’e gelelim. Bir tane daha 43.
Bak. Burada… Tarakları görüyorsun. O taraklara bağlı üç tane küçük parmak. Ötekine bak. Kanadı tutan parmak. Döv gibi gidiyor. Şuradaki kas kanadın katlanmasını sağlıyor. Ve ilginç olan… Taraklardan gelen tendon… O kanadı tutan parmağı her iki taraftan kapıyor.
Alttan da üstüne bağlanmış. Bu nasıl bir güç gibi? O kanadı çarpabiliyor. Çok acayip bir güç. Muazzam. Burada katlanma mekanizmasını gördük. Nasıl katlıyor? Bundan sonrasını alalım. Bunlar mesela ne kadar mesafe uçuyor bir kalkışta? Hayatım. 13 metrelikler var ya. Brezilya’dan kalkıyor. O stop İngiltere’ye gidiyor. Bayağı bunlar jumboset gibi uçuyorlar. Aynen öyle. Ve bunu hesap etmişler. Bu hayvan, isterse dünyanın yarısını uçabiliyor. 20 bin kilometre uçabilir yani. Tek kalkışta. Peki bunu bu kadar enerji üstüne taşıyabiliyor mu? Evet. Çünkü… Bu kanatlarla… Planar uçuşu yapıyor. Birkaç şöyle yapıyor. Çıkıyor.
Ve sonrasında devam ediyor. Çok enteresan. Peki mesela suda alınabiliyor mu? Sudan bir şey alabiliyor mu? Onlar var. Biraz önce gördük. O büyükler de onların da suda alınabildiği tahmin ediyor. Yani bu dalıyor o korkunç gaga ile. Dalıyor suda… Toplum çıkıyor. Yukarıdan görüyor ne var ne yok. E senin de 3 metre kadar olursa kardeşim… Yani büyüyecek de bir şey olsa…
Yaklaş şöyle. Evet devam edelim. 44. Şimdi burada bak… Pterosaur kanadını görüyorsun. Bak kuşlarda… Şu baş parmak hariç… Hengi. Bütün bu parmaklar kaynaşmış tek parmak olmuş. Ve kanat… Tüyler onlara bağlı. Ve dikkat edersen burada parmakların çok büyük bir rolü yok. Evet. Pterosaurlarda kanadı parmak tutuyor. Ama tek parmak tutuyor. Yarasa da ise üç parmak. Enteresan. Memeli ile sürüngen… Dinazordan giren kuşa oranla birbirine daha çok benziyor. Evet. Bu… Biraz önce dediğimiz yakın zamanı. Yakın zaman. Ama şimdi bu kanat neden yapılmış? Bir sonraki arkadaşlar. Şimdi bu bir Ranfaringus kanadı. Zornhof’undan alınma. Dikkat edersen üzerinde belli bir doku var. Evet. Bir tüyler gibi. Bu neyin nezidir bu? Bundan sonrasını alalım. Bir sonra? Gene aynı hayvan. Ranfaringus munsteri. İki metre kanat açıklığı var. Oooo bu da küçüktü yani. Ranfaringus’un işte Erken Pterazon’larda. Bundan sonrasını alalım. Şimdi bu Ceholopterus’un çok güzel korunmuş fosilleri bulundu. Cehol biliriz. Çin’de, Liaoning’de. Şimdi bunun kanatlarına bakalım. Bir sonraki. Hah. Şimdi bak. Oradan atabilirsin. Öyle mi? Şimdi bak bu fosilin kendisi. Burada… Hayvanı örtenler var. Bunlara Pignofiber deniyor. Bunlar biraz sonra göstereceğim. Bildiğimiz tüy gibi ama… şey tüyleri gibi. Taraklı tüyler değil bunlar. Dallı. Hani down feathers dedikleri vardır ya. Karın tüyleri. Altını örten onlar. Fakat bir de bunlar var Fatih. Bunlar Actina Fiberler. Bu Actina Fiberler ne yapıyor? Kardeşim bunlar… Zar yemiş o. Bunlar kanadı geriyor, açıyor. Kanadın şeklini değiştiriyor uçarken. Biraz yarasaya benziyor o zaman. Hayır.
Yarasaya bunları yapamıyor. Yapamıyor mu? Yarasına da ödediriyor kanadı. Kanadın parmaklar var. Bunda öyle bir şey yok. Bunlar da direkt bu Actina Fiberler… Kanadı istedikleri gibi oynatıyorlar. Bu şey gibi, içinde büyük balenler olan dev yerkenler gibi. Nasıl? Çok acayip. Muazzam bir şey bu. Ama artık bu yok. Bu hiçbir canlı da yok artık. Hiçbir canlı da yok.
Pterazorlar… Evrimin muhteşem bir ürün. Ama yok olmuştu. Ya o Mendebur… Göktaşı gelip çarpmasaydı… Niye her şey devam etmiş? Bunlar yok olmuş ama bir tek. Ama onu da konuşacağız. Niye? Bir tek bunlar yok olmadı. Kimler kimler yok oldu. Tabii bir sürü şey yok oldu da… Büyükler yok oldu, küçükler kaldı galiba. Küçüklerden de bazılar kaldı. Şimdi bak, Pigma Fiberleri görüyor musun? Evet. Bak şunlar… Bu Cehalopteros’un… Şunlar Pigma Fiberleri… Kanat mı onları? Kanatını mı görüyorsun? Gövde de görüyorsun bunları. Bak… Gövdeyi koruyor. Kanatta da var, bu kadar uzun değil. Şeye benziyor biraz, dereotu gibi. Evet. Yani bunlara işte kıl mı… Kıl mı, tüy mü? Fakat tüyle daha yakın akraba olduk.
Tüyle daha yakın akraba oldukları iddia ediliyor. Evet. Tüy olma adayı. Evet. Eyle arkadaşlar. Gene Ranfarenkos’u münsteryi görüyorsun. Bak kanatta… Bu çok iyi korunmuş bir fısil. Kanattaki detayı görüyor musun? Dümdüz bir deri değil. Evet. Bu hayvan… İstediği gibi… Kullanabiliyor.
Çok acayip. Bir sonraki arkadaşlar, Edi Bir. Şimdi… Bak… Tüyleri görüyor musun? Peknofiberleri. Ornithocephalus bansensis. Ornithocephalus… Kuş kafalı. Balıkavlı.
Bundan sonrasını alalım. Bak bu zürafa boyunda görüyor musun? Evet. Tüylerini, kılları neyse işte… Peknofiberlerini… Nasıl koruyor? Bak bir tane… Sarapodun yavrusunu yiyor. Rahmuzsuz. Bu işte Hadsek Adası’nda. Romanya’daki. Küçük dinozorların olduğu yerde. Bundan sonrasını alalım. Ha bir dakika. Şimdi bir dakika. Bir geri gidelim. Tekrar geri arkadaşlar. Döndük geri. Şimdi abi konuşmadığımız bir konu var. Nasıl havalanıyor bu? Zıplıyor mu? Zıplıyor. Uzun zaman, ulan bu nasıl zıplar? diye düşünüldü. Bazıları der ki, efendim işte bu uçurumların…
…üzerinden, uçuruma nasıl çıkıyor? İyi de yani uçuruma nasıl çıkıyor? Sonra ortaya çıktık. Buna öyle bir ihtiyaçları yok. Bunlar oldukları yerde kalkabiliyorlar. Şimdi ikinci şeyi alalım. Bir soru gel arkadaşlar. Video, video. Ha video, video da olacak. Bu mu? Zıplıcak işte. Yaylanıyor.
Zıplıyor. Ve fırlatıyor. Ve? Nasıl? Vay be. Vay manyak vay. Hop. Güzel değil mi abi? İki metre fırlatıyor ve uçmaya başlıyor. Demek ki bacak kasları çok sağlam. Müthiş. Peki nereden öğrenmişiz bunu zıpladığını? Hayatım, biraz önce dedin ya…
Kas yapılarına bakıyorlar. Ve diyorlar ki bu hayvan dört ayağını da kullanıyor. Mesela… Şey… Kuatlus… Yerde avlanıyor. Gidiyor tak tak tak dört ayakla yürüyor. Ondan sonra böyle pat. Zıplayıp gidiyor. Çekirge gibi. Hale bak. Şimdi sen…
13 metre kanat açıklığı olan bir şeyin havalandığı. Zıplıyor ve hop açıyor gidiyor. Çok acayip. Yazık olmuş bu hayvanın yok olması ama bu hayvanın yok olmasaymış biz yoktuk şimdi. Ya diyorum ya sana bugün bana sorsalar dinazorları mı görmek isterdin bunları mı? Bunları görmek isterdim. Ama seni bu kiyoğla görünce lüp diye kapar valla. Bayıla bayıla yerdi yani. Bundan sonrasını alalım. Bitirelim istersen bak. Yok yok videoya dönelim o devam ediyor. Yukarıdan da gösteriyor. Göstere göstereyim bütün her tarafı gösteririm. Evet bunlar ne? Bunlar sorguşlar. Bunların tabi bunların rengler uydurma. Bunları tam bilmiyoruz. Tamam mı?
Şurada tapejali itleri görüyorsun. Bunların hepsi cinsel çekişik için mi? Öyle tahmin ediliyor. Fakat kardeşim. Senin kafanda bu kadar bir yelken varsa. Ya bu uç şunu etki eder. Tabi. Yani etki etmemesi mümkün değil. Ama çok hızlı uçmuyorsa etmez herhalde. Eder. Eder mi? Eder.
Sen uçarken kafanı çevirdin mi? Bir rüzgar bir şey. Gövde döner. Kaçınılmaz olarak döner. Bundan sonrasını alalım bak. Belki de manevresi için kullanılardı onu. Niktosarusu görüyor musun? Bu iyice acayip yani. Kafasında ağaç var gibi. Evet. Antler diyorlar bunu. Geyiklerin boynuzuna benzetiyorlar. Şimdi bunun için var. İşte bunun için diyorlar ki bu tamamen cinsel çekicilik için.
Peki dışısında da var mı? Yok. Sırf erkeğinde var. Belki aldatılmıştır o yüzden. Boynuz çıkarmış. Bundan sonrasını alalım. Şimdi bak bazıları şu aranın acaba böyle bir yelken mi taşıdığı fikrini öne sürdüler. Ama orada dönüşünü falan etkilemez mi? Uçuştu. Kuyruk gibi bir tür. Ön kuyruk gibi.
Ama o kocaman yelken bu hayvanın uçuştuğu çok ciddiydi. Çok ciddiydi. Dolayısıyla ondan vazgeçildi. Çok acayipmiş. Nasıl Niktosarusu bizim? Şimdi gelelim yumurtalarına. Şimdi bunlar bütün pterozorlar, bütün sürüngener gibi, yani ekseri sürüngen gibi yumurtluyorlar. Bir tek denizdekiler,
yani İt-ziozorlar, Pleziozorlar onlar vivipar, direkt doğru yumurtlamıyorlar. Bunlar hemşi yumurtluyor. Bunlar bildiğin dinasol yumurtası gibi mi? Değil. Bunlar kaplumbağa veya yılan yumurtaları gibi yumuşak. Bundan sonrasını alalım. Bak bunlar Çin’de bulundu. Ezilmişler. Görüyor musun? Yumurtaların yumurtasından çıkacak olduğu için kırılmadan ezilmiş. Bundan sonrasını alalım. Bunlar döllenmiş yumurtalar mı? Bak, embriyosuz gibi bulundu ya. Yumurtanın içinde hayvanın ne şekilde korunduğu çıktı. Ve buradan şu tartışmalara gelindi. Pterozor yavruların yumurtadan çıkar çıkar… Çıkar çıkar uçuyor mu? Uçuyor mu, uçmuyor mu? Mesela Çin’dekiler için diyorlar ki ya… Bu kals yapısı yetersiz. Göğüs kemikleri yeteri kadar güçlü değil henüz. Bu yumurtanın büyüklüğe kadar şu kadar, bu kadar… Şu kadar. Şöyle. Yani deve kuş yumurta’sı kadar. Yok, daha küçük. Deniyor ki bu Çin’dekiler annelerinde babalarında muhtaçlar. Ama hiç muhtaç olmayanlar var. Onlar da ortaya çıkıyor.
Doğunca özgürce gidiyorlar. Doğar doğar yani yumurtadan çıkar çıkar, uzuşuyorlar. Bundan sonra bir sonraki arkadaş. Peki nereden geliyor bu hayvanlar? Nereden, ne tür hayvanlardan emrimleşmiş bunlar? Bu da yeni bulundu. Yeni derken? 2020’de. Çok yeni.
Çok çok yeni tabii. Bundan sonrasını alalım. Böyle bir hayvandan türyo. Bak bu çalışmaları da Alan Turner. Nature’da yayınlandı bu. Bu mu bulmuş? Bu ve bu çok kalabalık bir ekibi bunu bulan. Bundan sonra… Nerede bulmuşlar? Bu galiba Meksika’da bulundu. Emin değilim yani. Ama galiba Meksika’da.
Bundan sonrasını alalım. Ya Meksika ya Güney Amerika’da. Tamam mı? Şimdi bak. Enigmatic dinosaur diyorlar. Dinozor değil ama bunlar. Tamam mı? Bundan sonrasını alalım. Şimdi bak buradaki kemik fosilleri… Lagerpetit sürüngenler denen bir grup var. Ne demek o?
Bu dinozorlardan da önce yaşayan bir hayvan. Tamam mı? Yani bilat öncedir bugünlerden 400’ü… 200-200… 30-240 arası falan diyeyim sana. Bak bunun çeşitli türleri var. Lagerpeton var. Yaksalerpeton var. Congonafon var. Tromomeron var. Şimdi buradan toplanan fosiller bunlar bu hayvanlarda. Bunların en eski fosili kaç yaşında?
Bunların en eski fosili ne zamana dayanıyor? Yani… 4 milyar yıl, 3 milyar yıl… 3,8. Dünyanın oluşumundan hemen sonra… Hemen sonra hayat başlıyor. Çünkü su var. Şimdi bak şöyle bir hayvan. Ebat ne bu hayvandır? Bunlar… Çok büyük değil. Şöyle hayvanlar. Bu dinozordan önce ama. Evet.
Bundan sonrasında alalım. Böyle bir hayvan mı? Hani görsen kertenkele dersin. Kertenkelenirsen. Böyle hoplaya zıplaya böcek avladığı tahmin ediliyor. İşte hoplayıp zıplarken… Heminki kelebeğe benziyor bu da. Kelebe olmayan kelebeğe. Böyle hoplayıp zıplarken herhalde hani kanadım olsa daha iyi olacak. Daha iyi hoplarım zıplarım diyor. Bunlardan türediği tahmin ediliyor. Çok yakın zamana kadar…
Bu terazorların böyle birden bire ortaya çıktığı görülüyordu. Yani hiç atası bulunamadıydı. İlk defa bu lagerpetitlerle… Yani… Atasının bulunamaması… Evrimin, evrim teorisi çökertecek bir şey midir? Hayır. Çünkü öyle bir şey mümkün değil. Ve işte… Yani 200 sene bulunamadı. Sonra bulundu. Bunu inceledikleri zaman… Bulunmamış olması yok olduğu anlamına gelmez. Hayır.
Bunu inceledikleri zaman… Bunun çene, kulak kemikleri falan… Bakıyorlar, terazorlara benziyor başka her şeyden çok. Haa diyorlar. Bunun yakın akılsız. Dolayısıyla… Buradan türemiş bu. Bir sonraki arkadaşlar… Orta tiras ne demek? Aşağı yukarı 230 ile… 230 milyon. 220 milyon falan arası.
Peki sonunda ne oldu bunlara? Kratese sonundaki meteor düşmesi… Aynen kuşlar dışındaki dinozorlar gibi… Bunlar dinazorlarla beraber yok oldular. Evet. Dinazorlarla aynı dönemde… Ve dinazorların sonuna doğru çıktılar… Ve aynı anda yok oldular. Aynı anda yok oldular. Şimdi… Yani bu Meksika’ya düşen meteor… Bunları da yok etti. Neden?
Şimdi… Bir teori şuydu… Efendim… Bunlar çok büyüdüler. E bütün büyük hayvanlar gibi… Beslenme sorunu. Beslenme sorunu oldu. Biliyor. Bunlar yok oldu. Fakat… 2018’de FASTA yapılan bir çalışma… Ortaya çıkardı ki işte öyle değil. Bazen bir çeşitlilik var.
Bak bu Arsione… El-Ayyanus… Şu kadar bir hayvan. O da yok oldu. O da yok oldu. Değil mi? Bir şey soracağım. Çok özellikle lafını kesiyorum. Pardon. Akma geliyorsa. Şimdi bu dinazorlar… Yaklaşık 200 milyar yıl boyunca varlıklarını södürmüşler. Kaç çeşit dinazor var? Valla bizim bildiğimiz bugün 900 değişik cins var. 900 değişik dinazor var. Ama yani… Ama bu arada başka hayvanlar da var. Var tabii tabii. Yani bu 900 ben eminim devede kulak. Daha fazla çeşit dinazor var. Muhakkak vardı. Yani düşün ki bugün memelilerin 5 bin türü var. Yani dinazorun niye olmasın? Çok daha uzun zaman yaşamışlar. Değil mi? Çünkü dinazorlar döneminde de memeliler var. Ama küçükler yerin altındalar. Ara ezmişler. Böcekler de var. Böcekler de var. Böcekler hep var. Hep var. Ve çok az değişmişler. Böceklerin 7 veya 6 ailesini birden kaybettiği bir tek yok oluşu var. O da permian. Yani 250 milyon yıl önceki yok oluşu. Niye? Çünkü atmosfer zehirleniyor. Atmosfer zehirlendi. Böcekler gitti. Atmosfer niye zehirleniyor? Çünkü kardeşim… Geldik senin ana konuna şimdi. Evet.
Tetis, okyanusu bir kapalı deniz haline geliyor. Ekvator’da. Sıcak. Dönmüyor. Dönmeyince denizin altı yavaş yavaş anoksik hale, yani oksijensiz hale. Yani marmaranın olacağı gibi. Evet. Veya karadenizin olduğu gibi. Oksijensiz hale geliyor, geliyor, geliyor. Bu oksijensiz olan kısım giderek kıta şariflerine yani kıta sahanlıklarına yayılıyor.
Ve en sonunda deniz püskürüyor. Püskürüyor. Denizden kötü hava püskürüyor. Zehir hava püskürüyor. Bir kirojen sülfür çıkıyor ve etrafındakini öldürüyor. Bizim yani saniye ile yaptığımız çalışmada aşağı yukarı tetis civarında 2000 kilometrelik bir yarı çap gidiyor. Hadi devam. Devam edelim.
Şimdi burada bizim bir şeyimiz olması lazım. Son neydi? Videomuz videomuz. Son bir videomuz olması lazım. Üçüncü video ateşler evet. Jurasik Park filmine hoş geldiniz. Ya bak. Hop geçti. Bak bak bak. Yukarıdan düşenleri görüyor musun? Görüyorum.
O zaman mı çekelim şu film? Metor yağmuru. Evet. Bak. Bak bak bak. Gördün mü? Hı hı.
Evet. Fatih bu bir milyar atom bombasına işitmiş. Ama bir milyar atom bombası hangi atom bombası? Hiroshima’ya atlı. Hiroshima’ya atlı. Bir milyarına işitmiş.
Yani 16 milyar kiloton. Şimdi. Bundan sonrasını alalım. Şimdi sen böyle güzel güzel uçuyorsun. Tamam mı? Bundan sonrasını alalım. Aşağı ise patlıyor. Vay vay vay. Kanatlara bak. Aşağı ise yanıyor.
Ormanlar yanıyor. Ve bu yukarıdan yağan ateş. Eğer sen havadaysan kanadını delip geçiyor. Kanadın kullanılmaz hale geliyor. Bundan sonrasını alalım. Kanat ne hale geliyor? Ama bu sadece herhalde belli bir bölgedekiler. Diğer bölgedekiler. Şimdi abi şimdi bu.
Aşağı yukarı bütün Kuzey Amerika’ya Avrupa’ya yayılıyor. Oralarda yağıyor bu. Tamam mı? Ondan sonra ne oluyor? Şimdi bu hayvanlar nerede besleniyorlar? Kanada. Başka hayvanları yiyorlar. Şimdi o başka hayvanlar ne yiyor? Otlar mı? Otlar mı? Otlar mı? Ormanlar yanıyor. Dünyada orman kalmıyor. Muazzam bir nükleer kış oluyor. Hava karanıyor.
Korkunç soğuyor. Bitkiler gelişemiyor. Ha? Bitkiler gelişemiyor. Ot yiyenler ölüyor. Ot yiyenler ölünce et yiyenler ölüyor. Bunlar gidiyor. Çünkü bunlar et yiyorlar. Onlar gidiyor. Bu yok oluş ne kadar sürüyor? On yıl, yüz yıl, bin yıl? Bu eğer yüz yıl falan diye tahmin ediyor. Çok kısa yani. Çok kısa. Peki küçükler niye gidiyor? Kuşlar niye yaşıyor da bunlar gidiyor? Bunlar gidiyor.
Çünkü kuşların ortaya çıktı ki yerde yürüyenleri yaşıyor. Çünkü bunlar kovuklarda yaşıyorlar. Toprak altında. Toprak altında. Memeller de orada kovuyor. Memeller orada. Bunlar uçuyor hep. Uçtukları için böcek de kalmıyor ortalıkta. Orman yanıyor. Sen ormanda yaşıyorsun. Böcek yakalayarak. Bütün orman yanıyor.
Tabii sen de gidiyorsun. Ve kardeşim, Pterazor İmparatorluğu sona geliyor. Kaç yüz milyon yıl sürmüş toplamda? Yüz altmış. Yüz altmış milyon yıl. Bunlar göklerden. Göklerde egemen. Kuşlardan çok daha iyi uçuyorlar. Çok daha değişik boyutlara varıyorlar. Ve çok, benim tahminim çok daha çeşitli.
Bunlar aslında kuşlardan daha iyi evrilmişler o zaman. Evet. Bu olay olmasaydı ne olurdu? Şöyle teoriler ortaya atılmıştı. Efendim kuşlarla rekabet edemediler. O doğru değil. Sonuna kadar çünkü bunların çeşitliliği muazzam.
Ve kuşlarla aynı ortamları paylaşmıyorlar. Fena bir son. Bana sorarsan acıklı bir son. Evet. Şimdi arkadaşım. Peki şimdi bazı izler diyor ki Fatih Bey, Celal Hoca. Niçin böyle bir konu işliyorsunuz?
Yani şimdi Türkiye’nin bunca derdi varken, onca bilimsel mesele varken niye böyle uç bir konu işliyorsunuz? Çünkü bilinmeyen bir konuydu. Bunun bilinmesi lazım. Ve evrimin neler yaptığının görülmesi lazım. Biz burada sırf bunları konuşmadık. Mesela line sınıflamasının evrim teorisindeki gelişmelerden ötürü kullanılmaz hale geldiğini gördük.
Kladizmin ortaya çıktığını gördük. Biz devam etmeden yalnız… Hocam bir genç senin Çanakkale civarıda yaşıyormuş. Diyor ki, oralarda fosil nerede bulurum? İşim gücüm yok çıkıp arayacağım diyor. Valla ne tür fosil aradığına bağlı. Ne bulursa? Yani çökel kayası olan her yerde fosil olabilir.
Ya bizim Mehmet orada mesela bir fil fosilinin varlığını öğrendiydi. Benim bir öğrencim bizim evin az ötesinde bir sürü fosiller buldu. Şevket bir sürü fosiller buldu. Çökel kayası ne olduğu yerde fosil çıkar. Şimdi Fatih’cim ben şunları göstermek istiyorum sevgili seyircilerimize. Göster hadi. Bak şu… Çok basit bir kitap. Bunu American Museum of Natural History hazırlamış. Fekalade güzel şey yapılmış. Görülüyor mu bilmiyorum. Göstereceksin şu sana göre gelen kameraya. Şöyle yapayım. Önce kapağını göstereceğim. Sizin bir kapağını göstereyim. Evet. Tapejara. Üstünde görülüyor. Pterozorlar. Bu çok hoş bir kitap.
Şöyle açayım. Çok da kolay bir kitap. Çok çok çok yani. Ucuz. Bu Dimetrodon mesela. Burada konuşmadık. İngiltere’de ilk bulunan pterozor bu. Blondemaryanin. Değil mi? Mesela bizim arkadaş burada. Maşallah. Nasıl abi?
Allah tarafından yok olmuştur. Kapılara çıkıyoruz meselik kapıp kaçıyor. Bu güzel bir kitap. Bunu tavsiye ederim. Bu Mark Whitten’ın yazdığı. Bu da çok hoş bir kitap. Evet. Bu biraz daha detaylı galiba. Bu biraz daha detaylı. Ama çok güzel.
İçindeki şekiller bunun. Bu kitaplarımız ortak üzerine çok anlaşılabilir ve çok kolay olmaları. Ama hepsi İngilizce. Evet. Ne yapayım? Keşke Türkçe olaydı. Ondan sonra… Şu büyük bir klasik… Onu bulamazlar. Ama bu tekrar yayınlandı. Bak, bendeki… Robert Goulet bunu çöpe atmış. Bunu çöpe atmış. Bak üzerinde ne yazıyor. Discarded. Atılmış kütüphanede. Ben lisedeydim. Orada buldum onu. Derhal kaptım bunu. Bu Harry Govir Sealy’nin… Dragons of the Air. Havanın ejderleri. Bu şahane bir kitap. Bugün çok… Tabii modası geçmiş sınıflamalar var içinde. Ama… Şekilleriyle, anlatım tarzıyla falan… Bugün dahi çok kolay rahat okunabilecek bir kitap. Ve benim elimde orijinalini getirmedim. Bu Dover baskısı. 1967’de yapılmış baskı. Önüne meşhur Amerikalı omurgalı paleontoloji profesörü Edwin Colbert’in yazdığı bir önsöz var. O önsüzü de okumalarını tavsiye ederim.
Bu kitabı niye hala önemli olduğunu anlatıyor Colbert. Bu kitabın içindeki bütün bu güzel şekiller de… Sealy’nin kızı için. Babası için. Bu… Benim sevgili arkadaşım… Sankar Çaterci’nin kitabı. Burada görüyorsunuz. Bu… Pterazorların duruşu… Hareketleri…
Ve ekolojileriyle ilgili bir kitap. Geological Society of America’nın special paperı bu. Bunu da çok tavsiye ederim. Yani bunun içinde çok hoş şekiller. Peki onu da bulabilir mi okulun? Bulmak kolay mı? Tabii canım Geological Society of America’dan ısmarlarsın gelir. Ve ucuz bu. Ucuz kitaplar ama bu bayağı teknik. Evet, o bayağı bir şey. Yani. Yok diğerleri gibi değil yani. Bak…
Biraz önce gördüğümüz şekiller. Bunları çok tavsiye ederim. Benim çok sevgili dostum… Peter Wellhofer’in yazdığı… Bir dinozor ansiklopedisi var. Ben uzun yıllar mücadele ettim kendimle. Onu almamak için. Niye? Bir de ona dalmayayım diye. Fakat senin yüzünden… Masrafa girdim. Onu ısmarladım.
Ve Paleoherpetoloji Ansiklopedisi’nin 19. cildini ısmarladım. O da Peter Wellhofer’in yazdığı. Bir dinozorlar hakkında. Aferin sana. Bir de kilo almasan… Bak kitap al, kilo al. Allah aşkına. Kitap almana bir karışmıyorum ama kilo almana hakikaten karışmıyorum. Evet, çok kötü. Sorma. Evet, arkasını… Yedeğiniz yok biliyorsun değil mi? O yüzden lazımsınız. Allah’tan çalışıyorsun da o işleri bitirmek için enerji sarf ediyorsun. Yoksa… Çoktan gidiyorsun. Evet, neyse. Fakat bu işler çok sevkli. Fatiha soruyorlar. Bu kadar dert varken konumu bulamadınız. Bu işler… Bütün bu dertlerden aslında daha mühim. Kesinlikle. Bir milleti medeni yapan, bir milleti müreffeh yapan şeyler bunlar aslında. Hata yapmaktan alıkoyan.
Yanlış karar vermeyi zorlaştıran. Engelliğe değil ama zorlaştıran. Bu doğa bilimlerine son derece önem vermemiz lazım. Biz tam tersini yapıyoruz. Ne kadar buna önem veririz? Temel bilimler ne kadar güçlüyse ülke o kadar zengin oluyor. Ülkein refahı o kadar artıyor. Yani burada evrim konuştuk. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki lisesinde evrim öğretilmiyormuş. Güngeler öğretilir. Bazen böyle dönemler oluyor. Amerika’da da biliyorsun yasaklanıyor.
Yani ben tabii medeni ülkelerden bahsediyorum. Amerika’dan bahsediyorum. Amerika medeni bir ülke değil. Ama Avrupa’da böyle bir şey düşünülemez yani. Evet. Neyse. Şunu söyleyeyim değerli izleyiciler. Mail’ler geliyor bazı tanıdıklar falan da. Dünya geliyor siz saçınızı tarıyorsunuz diyorlar. Dünyanın yapması engellemek için saçımızı tarıyoruz değerli izleyiciler. Bunları bir merak ışığı. Diyoruz işte bu niye Türkiye’de yok. Türkiye’de belki bir genç bunu görür de bir merak salar.
Yarın öbür gün bir tane bu konularda dünya çamına çalışır. Çünkü Allah’a şükür ortalama zeka Türkiye’de düşük bazı ülkelere oranlamak. Üçüncü sıradaymışız dünyada zeka ortalamasında. Ama yüksek zekalılar bize de var. Yeterince yüksek zekalımız var. İşte burada zaman zaman bunları sizlere… Ama tutamıyoruz. Ya benim hiçbir öğrencim kalmadı. Kalmıyor burada. Malzemem kalmadı. Nalan’ı tanıdın. Gitti oynamaya. Nefes alıp atı biliyorsun. Adam dünya çapında oldu ama kanat atı oldu. Buna Sinan acayip bir işler uçtu. Ne zaman dönüyor? Kim? Sinan bugünlerde gelmesi lazım. Ona da bir şey yapalım. Şeyi yapacağız. Mağara resimleri, mağaralar. Tabii tabii tabii. Bunu yapmamızı sevmişlerdiz. Birileri buna merak salar, birileri başka. Öğrenmenin sonu yok. Bilimin ne kadar detaylı, ne kadar yavaş ilerli.
Üç yüz sene içerisinde, o üç yüz sene önce bulunan bir fosinin bugün anlamlandırıldığı, hala anlamlandırılmaya çalışılıyor. Bunlar iğneyle kuyu kazmak gibi. Biz de o iğneyle kuyu kazmanın zevkini göstermeye, öğretmeye çalışıyoruz. Geçen gün Twitter’da birisi şey yazmış. Çok güldüm oraya. C’ye de söyledim. Niye bütün zeki insanlar Fatih Atay arkadaşı diye. Bir tek nedeni var. Onlara soru sormayı seviyorum. Onlar öğretmeyi seviyor. Ben de öğrenmeye çalışmayı seviyorum.
Her şeyi öğrelimiz, öğrenmiyoruz ama… Fatih Atay’la da zeki olduğumuz için… Öğrenmeyi sevdiğimiz için, arkadaşımız, ben on insanlardan bir şeyler öğrendim hayatım boyunca. Öğremeye devam edeceğim inşallah. Bunu da paylaşmak istiyoruz. Bu kadar basit. Saatide hemen hemen bire getirdik. İlk defa zamanında bitiriyoruz işi. Çok tempolu ve güzel yaptık. Haluk bana iki saat dedi. Ben de ona göre hazırladım. Ona göre de konuştuk ama işte. Bazen sen bir alıyorsun, oradan da gidiyorsun.
Bana mani oldun sen. Bugün biraz mani oldum. Kusura bakmayacaksın. Bugün biraz mani oldum. Bu konularda daha sık bir araya geldim. Ama bu öbür işlerden bahsetmedim. Bu dava konusu olan işlerden bahsetmedim. Onun için kimseyi faydası yok. Tamamen biri biri bizim kesemize dağlar. Dünya kadar ceza kesiyorlar falan. Ödüyoruz falan. Gereksiz işler yani. Seni de durduk yere mahkeme koridorlarına süründürüyoruz. Allah tarafından çok hoş karşılandın. Güzel bir şekilde orada… Orada benim en çok üzüldüğüm şey yurtdışına. Sorma yani Alman gazetelerinde, İsviçre gazetelerinde haber olduk. Gördün yani. Çok üzüldüm ben de. Felaket yani. Yani İsviçre’de adam resmen yazmış. Türkiye geri gidiyor. Bilimi yargılıyor. Bilim yargılıyor falan demiş. Yani o kadar utanıyorum ki onları okuduğum zaman. Ama ne yapalım? Bilim için mücadele demem. Etmeye devam edeceğiz. Derdimiz bilim, derdimiz gençler. Bu programı büyük olan da gençler için yapıyoruz. Ve emin olun faydasına giriyoruz. Soğukta rastlanan pek çok genç, mail atan, mesaj atan, konuştuğumuz, görüştüğümüz pek çok gençten çok olumlu şeyler duyuyoruz. Bir tane bir tane bir genci bilim adamı bu program sayesinde bilim heveslendirebiliyorsak zaten vazifeimizi faydası ile yapmış oluyoruz. Herkese iyi geceler diyoruz. Sizi tekrar aramızda görmekten dolayı… Sağ ol arkadaşım. Davetine çok teşekkür ederim. Davet değil. Sen geldiğin her seferinde bunun kapısı sana açık. Burada bu konuları, bilim konularını konuşmak başkası geldiği zaman da senin olman iyi. Çünkü sen bir de diğer konularda da hem bilgin var hem de çok iyi soru sorabiliyorsun her meraklı insan gibi. O yüzden her zaman beklerim yani ne zaman istiyorsan. Sağ ol hayatım. İlber gelse de gene bir araya gelsek. Gezmekten ufzatılsa gelecek. Son Murat ile geldiler. Bir kavga ettiler Murat ile burada.
Ya abi yani bu tabi sosyal bilimler bu kadar sağlam değil. Tabii. Tartışmaya açık. İzlediğiniz için teşekkür ediyoruz.
Hoşça kal efendim.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir