Kaç tip yeme bozukluğu vardır? | Teke Tek Bilim
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GtJJvkHqbps.
Tekriter! Evet, ey izleyiciler. Yeme bozuklukları, çağımızın önemli bir hastalığı, medyanın, moda indüstrisinin ve başka birtakım asırların dayattığı belki de en önemli hastalıkların bir tanesi. Hemen bu konuyu konuşacağız. Doktor Feyza Baraklar ve Profesör Doktor Özgür Öner. Konuğumuz hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Feyza Hanım hoş geldiniz.
Hoş bulduk. Fotoğraflarınızla bu kadar aynı olacağınızı hiç tahmin edemezdim. Evet, Photoshop yapmıyorum. Photoshop yokmuş. Fitre yok, Photoshop yok. Fitre yok, Photoshop yok. Neyse o. Özgür hocam zaten neyse o. Bu ikinci programı size dedim Özgür Bey. Evet. Hayırlı uğurlu olsun ikinci programımız başladı Ömer. Önce şunu söyleyeyim size. Yeme bozukluğu nedir? Ne demek? Ne anlama gelir yeme bozukluğu? Çünkü mesela bana sorarsın bende de yeme bozukluğu var. Arkadaşlarıma soracağım, aaa hocam bu iş bizi çok ilgilendiriyor Fatih Bey. İyi ki yapıyorsun falan diyenler var. Nedir yeme bozukluğu? Hissedilen bir şey midir, hissedilmeyen bir şey midir? Ne yeme bozukluğu diyebiliriz? Bizim tanı sistemlerinde herhangi bir durumun bozukluk olması için bir işlev kaybı yaratması lazım. Yani bu işlev kaybı ölçüleyebilir, görülebilir bir durum da olabilir. Mesela kilo ne uzun beklenenin çok altında olması olabilir, çok üstünde olması olabilir. Veya bir şekilde bunun bir psikolojik sonyalaşması olabilir. Sizde veya diğer insanlarda.
Ne o? Yani şöyle diyelim ki, kilounuz çok azalmamıştır ama yemek yemeyle ilgili bir ciddi sıkıntınız vardır. Yemek yediğinizde kilo almakla ilgili yoğun bir korku veya kaygı duyuyorsunuzdur. Veya kilounuz değişmemiştir ama… Bu kaygıyı hissetmeyen kadın yok mesela benim çevremde veya etrafta bir baktığınız zaman bugün açın gazeteleri, bütün herkes bunun üstüne konuşuyor. Bunların tamamı yeme bozukluğu mudur?
Hayır değil çünkü yeme bozuklu olması için kişinin hayatını veya işlevselliğini değiştiren bir durum olması lazım. Yani bundan kastım ne? Mesela ben yediklerime dikkat ediyorum. Dolayısıyla siz de bir yere gittiğinizde, siz iki tane lahmacun yiyorsunuz ben orada salata yiyorum. Şimdi bu beni yeme bozukluğu yapmaz. Ama o salatayı yedim kalktım, salatayı yerken bir şekilde devamlı bu kaç kalori diye hesaplıyorsam,
artık da kalktıktan sonra ben şu anda 250 kalori aldım hemen koşup bunu yakmam gerekiyor diyorsam, o yüzden de kalkıp akşam bir şey yemiyorsam veya başka bir tarafa gidiyorsam veya yeme şeklimi değiştiriyorsam, gizli gizli yiyorsam, tek başıma yiyorsam diğer insanların görmeyeceği şekilde o zaman bir yeme bozukluğu olmaya başlıyor. Yoksa şunda bir sağlıksız bir taraf yok tabii ki. Yani herkes, üç aşağı beş yukarı, yani öğlen eğer çok yediyorsan akşam yemiyorsun. Yani bunu ayarlamak veya hatta…
O bir yeme bozukluğu değil. Değil evet veya işte ne bileyim, ben kilo aldım, bak göbeğim çıktı, biraz küre vereyim demek de yeme bozukluğu değil. Ama eğer bu yüzden bütün özgüveniniz çöküyorsa, depresyona giriyorsanız, insanlarla ilişkiniz değişiyorsa veya vücudunuzla ilgili çok yoğun bir kaygı duymaya başlıyorsanız, vücut algınız bozuluyorsa o bir sorun. O yüzden söylediğiniz çok doğru tabii.
Yani eğer gidip de genç kadınlarla konuşursanız, zaten bir sürü çalışma da bunu gösteriyor. Çok yoğun şekilde bir vücut algısıyla ilgili sorun olduğunu görüyoruz. Genç kadınlar da genç erkekler de zaten orta yaşlıdır. Erkeklerdeki biraz daha karışık oluyor. Çünkü erkeklerde kiloyla ilgili sorundan daha çok kas yapısıyla ilgili sorun oluyor. Yani inci olmak da tabii erkeklerde sorun. Daha erkeksi artık her neyse erkeksi görüntü onu istiyorlar.
Daha androjen görüntü. O da değişiyor tabii gruptan grubu veya sosyokültürel duruma göre. Erkeklerde tabii kiloyla ilgili sıkıntısı var ama zaten erkeklerin vücut algısı kadınlarında daha az bozuk. Öyle mi? Evet onu gösteriyor. Şimdi böyle bir silüet tekniği diye bir şey var. Yani orada silüetler gösteriyorsunuz. Gölgeler gibi düşünün. Ondan sonra soruyorlar. Daha çok bunlar hep böyle üniversite öğrencilerle yapılan çalışmalardır.
Sordukları zaman üniversite öğrencisi olan kadınlar kendilerini nasıl görüyorlar? Ideal kadın nasıl olur? Ve erkekler kimi beğeniyor gibi seçim yaptıklarında kendilerini gördükleri yer normalde olduklarından biraz daha kül olu. Erkeklerin beğendikleri daha az kül olu. Ideal olan daha da az kül olu gibi çıkıyor. Ama erkeklere baktığınızda çoğu zaman üçün üçe çay beş yukarı üst üste ve yakın çıktığını görüyorsunuz.
Dolayısıyla erkeklerin vücut algısı kadınlarından biraz daha az bozuk. Tabii bunun pek çok… Peki yeme bozukluğuna yansıması bunun nasıl oluyor? Yeme bozukluğunda da öyle. Yeme bozukluğu özellikle yani çocukluk dönemindeki yeme bozukları biraz farklı ama ergenlikte ve sonraki yeme bozukları özellikle klinik popülasyonlarda kadınlarda çok daha sık. Erkekler de var ama nispeten daha az tabii.
Feyza Hocam şimdi ortama baktığımız zaman insanın yeme bozukluğuna yakalanmaması için, yeme bozukluğundan muzrep olmaması için gerçekten çaba göstermesi lazım. Çünkü ben televizyonu açıyorum, sabah programını açıyorum. Şimdi formunuzu nasıl korursunuz? İşte pilates mi yapalım, zilates mi yapalım, yoga mı yapalım, bilmem ne yapalım gibi programlar.
Bizim gibi toplumlarda, batı toplumlarında giderek artan bir şekilde insanları bedensel değerler üzerinden, bedensel ölçüler üzerinden değerlendirme alışkanlıkları. Yani bizim annemizin de arkadaşları vardı. Kimileri kiloluydu işte ne bileyim Nabahat teyze kiloluydu, Sabahat teyze daha az kiloluydu falan gibi. Hiç bu mevzu olmazdı. Şimdi sürekli olarak aa kilom verdin, aa kilom aldın, aa bu yakışmış, aa bu yakışmamış.
Televizyon Çözü’nün sürekli bir ideal bedenden bahseden birileri işte onu yeme bunu yeme, yağlı yeme, az yeme… Ben bütün bir hafta boyunca günde bir saat alık yiyen kadın gördüm. Bu biraz da buraya insanlar zorlanmıyor mu ve bu zorlamadan çıkmanın yöntemleri var mı? Şimdi öncelikle Faç Bey ben böyle bir program yaptığınız için gerçekten teşekkür etmek istiyorum. Rica ederim hocam. Çünkü ben 18 senedir bu alanda çalışıyorum. Biliyorum siz bu alanda çalışıyorsun sürekli olarak.
Ve daha sosyal medya yokken ben uzmanlığa yeni başladığımda ben böyle kapı kapı geziyordum işte belediyelere gidiyorum ki sırf yeme bozuklukları hakkında halkı bilinçlendirmek için ücretsiz seminerler vereyim diye okulların kapılarını çalıyorum ki ergenler bu konuda bilinçlensin diye. Şimdi o zaman yeme bozukluğu yok muydu? Vardı tabii ki vardı. Yani sosyal medya olmadan önce de vardı. Önce de vardı. Yani o zaman ne deniyordu? İşte medya, işte dergiler, işte Hollywood böyle sinansın etkisi gibi. Ama yeme bozuklukları öncesinde de vardı.
Yani daha önce de vardı aslında bakarsanız. Çünkü bu psikiyatrik bir bozukluk. Yani aslında bakarsanız ideal beden şekli kriterleri yeme bozukluğunun sadece bir kısmı. Çünkü işin içinde kontrol etme isteği de var. Yani yeme bozukluklarındaki en temel konulardan bir tanesi aslında bakarsanız kontrol etme isteği. Kontrol gibi bir şey. Beden şekli ve kiloyu kontrol etme. Evet bir de yeme bozukluklarının içerisinde bir alt grup vardır ki
o da beden şekli ve kiloyu kontrol etmeyi hedef almaz. Aslında bakarsanız yediği yiyecekleri ve aldığı kalörleri mesela kontrol etmeye çalışır. Bunu örnek, orthoreksiye nervozayı verebiliriz. Nedir orthoreksiye nervozu? Sağlıklı beslenme takıntısı. Yani sağlıklı beslenme takıntısı. Gerçi hala Amerikan yeme bozuklukları derleyip bu bir obsesif kompensi bozukluğun türü mü yoksa yeme bozukluğumu henüz bu konuda bir açıklama yapmadı. Ama genel olarak verdiğim tanıma bakacak olursak bu bir yeme bozukluğu. Şimdi aslında evet doğru sosyal medya ve medya yeme bozukluklarının artmasında özellikle de beden hassasiyeti olan insanlarda ki artık hangimizde beden hassasiyeti yok hemen hemen hepimizde var. Aynı öyle. Özellikle ergenlerde tabii ki daha fazla var. Neden? Çünkü ergenlik dönemi Özgür hocam daha iyi anlatacaktır.
Ergenlik dönemin bedensel değişimlerin olduğu dönem dolayısıyla o değişimlere bir şekilde adapte olmakta zorlanan ergen bir kontrol etme isteği ya da kontrolsüzlük hissi duyabilir. Artı bildiğiniz gibi o yaş daha çok işte akranlar tarafından kabul görmenin, onaylanmanın, romantik ilişkilerin ilk başladığı dönem. Bunlar oldukça önemli konular. Tabii öyle olduğu zaman da ergenin elinde ne var işte en görünen beden şekli. Ergenlik dönemi de tam çocukluktan yetişkinliğe geçiş o ara dönem olduğu için. Ben kendi ergenlik dönemi söylemem gerekirse yani hani çok da şimdiki bana benzemiyorum. Çünkü vücut yeni yeni şekillenmeye başlıyor o dönemde. Tabii ki bu memnuniyetsizliklerde hem bedenin değişmesi hem işte bireyselleşme çabası hem bir şekilde akranların tarafından onaylanma,
kabul görme arzusu artı mesela Akran Zorbalı yine okullarda çok gördüğümüz bir şey asla bir tek Akran Zorbalı okullarda gördüğümüz bir konu değil. Bugün toplumumuzda da baktığımız zaman Türk toplumunda o samimiyetle sınırsızlığın birbirine karıştırdığı bir nokta var. İnsanlar birbirlerini gördüğü anda ilk söylediği şey a kül almışsın kilo vermişsin. Hatta bundan daha kötü gümlelerle. Tabii ki tabii ki ben şimdi ekrandayız diyoruz ben alabildiğince kibar söylemeye çalışıyorum. Yani estetik yaptırsan yok işte burnun ne biçim yaptırmasan burnun ne biçim yaptırsan a şuna bak estetikten işte gülemiyor vs. Yani insanları memnun edemiyorsunuz bir türlü. Tabii öyle olur. Buna body şey mi ihtiyacı değil mi? Vücut utandırması. Çok teşekkürler. Biz onu işte ben onu beden utandırma işte beden üzerinden utandırma diye bir şekilde çevirmeye çalıştım Türkçe’ye ama bunu sıklıkla tabii ki yapıyoruz. Öyle olunca tabii ki sosyal medyanın hepimizin üzerinde bir etkisi var. Ve ideal beden şekli kriterlerine dair tabii ki bizi baskı altında tutuyor. Ve bu da tabii ki hani bizi belli bir şekilde görülelim belli bir görüntüye sahip olalım. Ve işte bu da bizim tabii ki müeve davranışımızı etkiliyor. Yalnız ben şu ayrımı yapmak istiyorum. Günümüzde ideal beden şekli slim thick yani artık çok zayıf olmak moda değil yani bu kardeş yanlardan sonra falan zaten hani şu an ideal beden şekli çok zayıf. Öyle bir hizmet oldu onların. Evet onların öyle bir hizmeti oldu. Ama orada da şöyle bir durum söz konusu vücudum yağlı olacak ama hani o yağ belli yerlerde ve şekilli olacak şekilli. Onu daha da zor zayıf olmaktan bu arada gerçekten. Çünkü o çok ırksal. Popon büyüyecek falan gibi. Tabii ki yuvarlak olacak falan filan yoksa armut olursun kum saati olmazsın gibi şeylerdi söz konusu. Şimdi dolayısıyla aslında günümüzde zayıf olma çok ideal değil. Ama şişman olma korkusu şimdi zayıf olma isteği demeyelim de şişman olma korkusu daha doğru bir tabir olur. Aslında bakarsanız bunu anlatacak olursak fat fobya dediğimiz şey. Hocam o bende de var.
Tabii ki şişmanlamayalım yani sağlığımız açısından tabii ki şişmanlamayalım ama. Bunu yeme bozukluklarında şuna indirgemeyelim yani işte sosyal medya geldi. Geldikten sonra işte filtrelerde o şu photoshoplarda ergenlerde etkilendi herkes oldu yeme bozukluğu. Yani bu sadece bir etkileyen kolu ve tabii devam etmesine sebep olan önemli bir etken. Çünkü bakıyorsunuz yeme bozukluğu olan kişiyi tam böyle birazcık iyileştiriyorsunuz ekibimizle birlikte.
Ondan sonra… Peki hocam şimdi merak ediyorum şimdi bir yandan da iki tür yeme bozukluğudan muzdarip mi diyeyim iki tür yeme bozukluğu var gibi görüyorum. Bir tanesi uzun yıllardır konuşulan aşırı kilo obezite. Özellikle bu batı dünyasında ve Arap dünyasında çok konuşuluyor. Türkiye’de giderek oranının arttığı söyleniyor. Bu obezite ile mücadele yöntemlerinden kaynaklanan bu sefer tam tersi bir yeme bozukluğu da ortaya çıkmaya başladı.
İşte sizin adını özlemiştim. Sağlıklı beslem, ortoreksiye var. Ortoreksiye ve buna parayla olarak da anoreksiye gibi yememe, az yemek, bedeni ufak maşeleri. Bunlar da hangisi daha vahim toplumda görülüyor? Geçenlerde Fransa’da bir makale okudum. Fransızlar da özellikle Fransız gençliğinde yani 14-21 yaşı arasında yeme bozukluğun oranı %19.2. Her türlü hastalıktan daha yüksek bir oran aslında baktığım zaman.
Hangisi bunlardan daha şu an toplumda daha tedirgin edici boyutlarda ve hangisiyle mücadele etmek daha zor? Yani şimdi biri direğinden daha iyi demek ki aslında yanlış olur. İkisi de kendi kullarında kötü yani aslında bakarsanız. Ama tabii şöyle bir sıkıntı var. Her yeme bozukluğu dışarıdan belli olmuyor. Şimdi obezite kişi kili oluyor. Bir de şu ayrımı da yapmak gerek. Her obez olan kişinin yeme bozukluğu var demek değil. Tabii ki obezite ayrı kompleks bir rahatsızlık. Her yeme bozukluğu olan kişi çok zayıf ya da çok kilolu demek de değil. Her kilolu olan kişi yeme bozukluğudur demek de yanlış olur tabii ki. Şimdi orada ki mesela aslında bakarsanız yeme bozukluğu çok dışarıdan anlaşılan bir şey değil. Yok değil. Yani kiloya bakarak anca gerçekten kaşektik görünümlü bir anoreksiya nervoza ya da belki kişinin fazla kilosu olacak. Belki yeme bozukluğu vardır diye şüphelenirsiniz. O da etiketlemek olur, yanlış olur. Ama onun dışındaki spektrumda yeme bozukluğuna özellikle bulümia nervoza tıkınırcasına yeme bozukluğu ve bütün atibik yeme bozukluklarını dışarıdan kiloya bakarak anlamımız imkansız. Tabii öyle olunca da uzun seneler devam ediyor. Aile bunun farkına varmıyor ve kurumuş.
Ona geliyoruz. Aileler nasıl bunun farkına varına geliyoruz. Hocam yeme bozukluğu tipleri nedir bize? O zaman bir anlatın da onu bilelim. Kaç çeşit yeme bozukluğu var? Şimdi şöyle tabii ilk önce yeme bozukluğu burada tabii önemli bir nokta var. Yeme bozukluğu gizli bir şeydir. Hatta yani dışarıdan görülebilir nötesinde gizlidir. Yani yeme bozukluğu olan insanların yeme bozukluğu olduğunu ailelerin de anlaması. Yani neredeyse semptomlar başladıktan 8 ay, 1 yıl sonra olur.
Çünkü yeme bozukluğu zaten yeme yani anormal yemenin özelliklerinden bir tanesi bu. Yani sorunlu yeme şeklinin. Dolayısıyla eğer sorunlu bir yeme şekliniz varsa veya hatta aldığınız kaloriyi kompans etmek için bir şey yapıyorsanız bunu çok büyük oranda gizli yaparsınız. Dolayısıyla insanlar görmez sizin ne yaptığınızı. O yüzden de zaten hani çok doğru söylüyorsunuz dışarıdan görülebilir bir şey değil.
Şimdi çeşitlerine baktığınız zaman yani bizim hangi sınıflandırmaya baktığımıza göre değişiyor. Ama ana olarak baktığımızda yani çocuklarda görülenleri geçersek yani sadece çocuklarda daha fazla görülenleri onlar da birleştirirler. Şimdi bir anoreksiyen nervozu var. Bir bulümia var. Bir tıkınınca yeme var. Üç tane büyük, üç tane büyük grup var diye düşünelim. Bir de çocuklarda görülen bazı yeme sorunları var. Yani mesela pika diye bir hastalık var. Orada işte yenmeyecek bir şey yiyor çocuk veya işte rüminasyon bozukluğu diye bir şey var. Yediğini yeviş getir gibi ağzına geri getiriyor. Bir de yeni koydukları arfit diye bir bozukluk var. O da eskiden olan bir sürü şeyin bir araya geldiği bir yeme bozukluğu çeşidi. Yani çocuk kısıtlıyor. Peki çocuk yeme bozukluğu daha sonra erken yeme bozukluğu da düşünüyor. Dönüşüyor mu? Her zaman değil. Her zaman dönüşmüyor.
Yani bazıları da zaten bunların biraz doğaları farklı. Mesela bazıları bunların sadece daha büyük oranda denizsel gelişim sorunu olan veya otisin spektrumu bozuklu olan çocuklarda görülenleri var. Hocam öyle bir şey de hiç Çince gibi hiç anlamadım. Şöyle yani mesela bu pika denen şeyde çocuk yemek dışında bir şey yiyor. Mesela diyelim ki toprak yiyor diyelim. Çok yaygındır ama çocuklarda.
Evet. O yüzden zaten kültürel olarak kabul edilmiyor olması lazım. Çünkü bazı yerlerde zaten kültürel olarak kabul edilen bir şey. Mesela bu kimde daha çok görülüyor? Normal yani tipik gelişen çocuklarda da görülüyor. Ama zinsel gelişiminde sorun olan veya otisin spektrum bozukluğunda olan çocuklarda daha sık görülüyor. Mesela bu tip yeme sorunlarının doğasıyla anöreksiya, bulimia gibi bozukların doğası biraz farklı.
Çünkü bunlar da veya bu artit denen o öbür bozuklukta da aslında çocuğun yeme şeklinde zaten biraz da bilissel gelişimden de kaynaklanan bir durumu. Yeme tutumuna dair bir bilissel sorun yok. Yani ne demek bu? Çocuğun şöyle bir derdi yok. Ben kilo almayayım. Veyahut da vücudum şu şekilde olsun diye bir sorunu veya derdi yok. Bunlar o yüzden birazcık daha farklı bir yeme bozukluğu şekli.
Ergenlikte ki veya önergenlikte, çünkü anöreksiya daha erken dönemde de çıkabiliyor. Oradaki fark o yani diğer sorunlardaki yeme bozuklarındaki ana konu. Kişinin yemeye karşı olan tutumu ve kilo almayla ilgili korkusu ve vücut ağzısındaki sorun. Sadece kilo alman yoksa hocamın dediği gibi kontrol etme duygusu mu yandan da?
Şimdi şöyle ama oradaki temel nokta yani kontrol şöyle söyleyeyim. Şimdi bu anöreksiya bulimya işte bu tıkınacısına yemeye baktığınız zaman bunların hepsi benzer kişilik özelliklerinde olan insanlar değiller. Yani anöreksiya olanlar özellikle anöreksiyada iki tip bazıları yemiyor bazıları yiyor çıkarıyor gibi düşünün. Anöreksiya bulimya karışımı yani o.
Farkı ne? Kilo alana düşük. Bulimyaların kiloları düşük değil. Şimdi burada anöreksiya olanlar özellikle de kısıtlı, hiç tip anöreksiya olanlar az yiyorlar ve bu da çok zor bir şey tabii. Mesela bunlar daha mükemmeliyatçı, daha kontrolcü, çoğu zaman akademik bir süreçten daha başarılı.
İnsanlar mesela bulimye olanlar daha dürtüsel, daha fazla davranışsal, duygusal sorunlar yaşayan, daha fazla kişilik problemi yaşayan mesela kişiler. O esnasında yine bir kontrol ama neyin kontrolü? Şimdi bir tanesinde vücudunun, hayatının vesaire kontrolü gibi düşünün. Bulimlik olanlarda kontrol ettiğin şey esnasında ne? Stres kontrolü gibi oluyor. Yani bu zaten şöyle bir şey, dürtü kontrolü olan insanlarda ben hep söylüyorum bu bir paket gibi geliyor. Şimdi yemek bozukluğu bunun bir parçası. Kendine zarar verme davranışı yani işte kendini kesme, biçme vesaire diğer parçası. İşte kumar oynama başka bir parçası. İşte kontrolsüz cinse ilişki başka bir parçası. Ne olursa buradaki madde kullanımı diğer parçası.
Dolayısıyla burada ne yapmış oluyorsunuz? Sizin stresle başa çıkma ve duygusal olarak kendinizi yani durumu kontrol etme diyeceğiniz düşük olduğu için siz bir an önce buradan çıkacağınız bir şey gerekiyor size. Bu yeme olabilir, diğer davranış oradır. Anoreksia’daki kontrol daha farklı. Orada çünkü yememe, yememeyi başarma üzerinden bir kontrol var. Dolayısıyla ikisinde de var ama biraz farklı, farklı şeyler gibi düşünebiliriz.
Yetişkin yani veya ergenlerdeki ne? Pardon orada da yememe, yani kontrol, yani duygu regulasyonunu, duygu yönetmeyi bir tanesinde yani anoreksiya nervozası açısından baktığımızda yememe ve kısıtlama üzerinden yapma. Bulimia nervozada da işte yeme atakları arkasından gelen kusmalar. Tıkınırcasında yeme bozukluğunda da mesela işte tıkınma ataklarıyla gibi. Aslında hani hepsi birerde bir parçada bir tutamda duygu regulasyonu var.
Evet ama şöyle yani zaten sonuçta yani ne yaparsanız yapın bir şekilde o olumsuz duygularınızı regul etmek için yaptığınız bir şey. Tabii olumsuz duygularınız nasıl, ne zaman ortaya çıkacağı da bir sürü farklı şeye bağlı. Mesela benim şurada karşımda Mevkuri duruyor, oturuyor orada. Mesela şimdi oraya baktığınızda gayet ciddi görünüşlü bir hanımefendi. Mesela şimdi orada kaç tane erkek var? Bayağı bir işte Hayzenbergin’den, Ayinştanyı’dan herkes oturuyor bir tek o orada oturuyor. Şimdi mesela onun özgüvenini zor sarsarsınız. Yani çok kolay kolay bir şey söyleyerek. Tabii ki sarsabilirsiniz. Yani şimdi burada yani tanıttık bir düzgün insan gibi. Ama şöyle yani hani karşımda durduğu için söylüyorum. Dolayısıyla bu herkes zaten davranışlarını ne yapıyorsa, duygularınızı regul etmek için yapıyorsunuz. Burada ama ikisi arasındaki fark şöyle. Anoreksiye olanlarda ki orada yani zaten biraz öncekinden dönüp gelirsek. Yani sizin medyada veya arkadaşlarınızla veya diğer insanlardan aldığınız şeylerin geri bildirimlerin, sizin yüzlerinizdeki etkisini temelde bir şey eden bir tanesine sizin kendi özgüveniniz ve ne kadar bir sürü şeyi kontrol edebilirsiniz. Burada yani anoreksiyaların içinde baktığınızda onların özgüveni biraz fazla şeyle ilişkili vücut görüntüsüyle. O yüzden ama bunu yapabiliyorlar. Yani aslında kontrol edebiliyorlar. Ve tabii o devam ettikçe yani kilo aşağı doğru düştükçe bir şekilde o kontrol ve başarı hissi artıyor. Zaten şöyle bir şey var. Bu insanların biliyorsunuz kendi toplulukları var. Yani internette işte kendi sosyalleştikleri alanlar var. Mesela oraya baktığınızda, bu arada bunun artık zaten belli bir yerde direkt kendi kimlikleri durumuna geldiğini de görmüş oluyorsunuz.
Mesela bir anoreksiyalardan kişi kendisini tanımlarken işte kaç kilo, kaç kilo yenmek istiyor, nereden nereye geldi şeklinde bir tanımlama olarak. Dolayısıyla mesela çok kilo vermiş bir anoreksiyalarsan daha yüksek mertebe gibi oluyorsun. Ama daha başlardayarsan daha düşük mertebe gibi oluyorsun. Bu arada bir garip bir, daha farklı bir hissel şey devam ediyor.
Ama sonuç olarak buradaki yaptığın şey, yani o yeme üzerinden sağladığın şey herkes için olumsuz duygunun veya olumsuz duygudurumun kontrolü. Ama olumsuz duygudurumu nasıl çıkacak? Kişiden kişiye değişiyor tabii. Peki hocam bunu tetikleyen şey nedir? Gençlerde, ergenlerde, bunu tetikleyen psikolojik veya psikiyatrik veya sosyolojik etkenler nelerdir?
Niçin yeme bozukluğu gibi bir şey tetikleniyor insanın? Sadece kontrol etme duygusuyla alakası muhakkak ki var ama herhalde tek başına olsa gerek değil. Kontrol etme ihtiyacında, köklerinde başka psikolojik etkenler var tabii ki. Nedir mesela? Neye dikkat etmeliyiz? Bir ergenin özellikle yeme bozukluğuna ilerlemesi için ailelerin neye bakması lazım? Çocukları nasıl gözlemlemek veya etkilememek lazım? Öncelikle evde sürekli diyet, kilo konuşulmasını çok istemeyiz. Diyet, kilo, yemek konuşulan, ki bizim kültürümüzde de bunlar saklıktan ne yazık ki konuşuluyor. Çok istemiyoruz çünkü bu sefer yemekle kurulan ilişki de olabildiğince sağlıklısı bir hale geliyor. Aslında çocukluktan itibaren keşke günlük rutinimizi el verse de ailece güzel sohbetler yaparak yemek yesek.
Bu ne yazık ki gerçekleşmiyor. Herkes kendi başına eve geliyor, atıştırıyor ayakta, gidip yatıyor şeklinde. Dolayısıyla da yemekle sağlıklı bir ilişki kurulamıyor. Çünkü yemek aynı zamanda sosyallik bir ihtiyaç. Yani biz arkadaşlarımızla buluştuğumuz zaman gel bir bankta oturup birbirimize bakıp sohbet edelim demiyoruz. Bir yemeğe gidelim, bir şey içelim, bir tatlı paylaşalım, bir şey çekmeyelim, kahve içelim, yiyip içme üzerine. Dolayısıyla bu sosyal bir ihtiyaç da aynı zamanda. Aynı zamanda biz astronot da değiliz. Yani yemek yedim, doydum, ondan sonra yemeği bıraktım, kalktım. Tamam çok ideal bir söylem ama bazen sadece canımız sıkıldı, içinde yemek yiyebiliriz. Yani bu illa bir patoloji olacağı anlamına gelmiyor. Yani evdesiniz, pazar günü çok sıkılıyor, canım sıkılıyor, gidiyorum işte buzdavını açıyorum, bakıyorum bir şey yok. Tekrar kapat, dön, git odana, tekrar gel. Bu hepimizin yaşadığı rutinler yani aslında bakarsınız çok normal. Bu ne zaman problem haline geliyor? Özgür hocamın da dediği gibi artık bu hayatın akışını işlevliyi bozduğu zaman bir problem haline geliyor. Yoksa ara ara bunu yapmak çok insani çünkü yemek hazır. Yani şimdi son dönemdeki en büyük söylemlerden, en çok, en sık duyduğum söylemlerden bir tanesi işte hani duygusal açlık, duygusal açlık nedir? Yani bu nereden geldi? Duygusal yeme diye bir şey de var.
Duygusal yeme, işte İngilizce’deki emotional eatingi direkt Türkçeye çevirdik ama çok popüler bir söylem. Yani size şöyle söyleyeyim, o kadar popülerleşti ki derinliği azaldı bence. Duygusal açlık nedir? O zaman duygusal topluğun da olması gerekiyor karşılıklarıyla baktığımız zaman kavramlara. Yani duygusal topluk nedir tam olarak? Yani ben bunu açıklayamam sonuç itibariyle.
Ama yani çok böyle Amerikan işte kişisel gelişim kitaplarının 90’lardan 2000’lerin başından itibaren ülkemize girmesiyle ağzımıza yıkmış. Klişileşmiş laflar. Duygusal yeme de aynı şekilde kişinin aslında baktığımız zaman zor duyguları, zorlayıcı duyguları yönetmek için yemeye yönelmesi. Ama mesela benim arkadaşlarım var mesela kimisi duygusal olarak sorun yaşadığı dönemde uyumayı tercih ediyor. Kimisi de duygusal olarak sorun yaşadığı dönemde ha babam yemek yiyor. Bu sayılmaz mı orada? Hangisi sayılır? Bunlar bozukluk sayılmaz mı? Duygusal yemek sayılmaz mı? Şimdi sürekli yapıyorsa eğer ve bunun işte fiziksel sağlığını ve aynı zamanda ruh sağlığını olumsuz yönde etkiliyorsa o zaman tabii ki problem. Ama yani 40 yılları bir pazar günü, bir yirmi sefere o problem değil. Yani kaçınmayı çok istemiyoruz yani o duygusal kaçınmayı çok istemiyoruz. Yani insan zaman zaman ya bugün de abartayım diyebilir. Bu önemli bir şey değildir. Bir hastalık değildir.
Ama öyle bir lans ediliyor ki yani sanki işte yemek yedim doğal bir şey. Ama bunu düzenli bir hale getirip sürekli olarak bunalımdan kaçmak için yemek yiyorsan bu bir sorundur. Çok doğru, çok güzel özlediniz. Şimdi aileler neye dikkat etmeli? Birisi dediğim gibi sürekli diyet kilo konuşulması evin içinde. İki, çocukluktan itibaren sürekli ergenin beden şekli ve kilosuna dair eleştirilerde bulunma. Yani bizde sevgi sözcükleri bile mesela tombişim, ayıcığım bu şekilde seviyor çocuklara. Okullarda en sık rakam ayıdır mesela yani. Tabii yani bu çok normalmiş gibi. Öyle olduğu için de tabii beni ne kadar çok seviyorlar, bana ayı diyorlar demez ki çocuk yani. Baktığınızde tabii ki dolan olarak. Hem evde hem de okulda. Bu bildiğiniz bir çocuklukluk.
İntibaren o görülen zorbalık ve beden üzerinden görülen zorbalık ve dolayısıyla tabii ki özdeğer probleminin oluşmasına sebep oluyor. Duyguların özgürce ifade edilemediği ve yargılandığı aile ortamları. Mesela bizim kültürümüzde bu çok yaygın. Ne gibi? Ağlama güçlü ol. İşte ağlamanın zayıflıkla özleşleştirilmesi. İşte kan kutacaksın ama kızılcık terlik içtireceksin gibi.
Şimdi bir Japonlar kadar olmasak da biz Türk toplumu olarak öyle çok fazla aslında bakarsanız duygularımız ifade etmezsek şey derler. Yani hep psikoloğa gideceksin ya işte arkadaşına anlatırsın gidersin onun yerine ona vereceğin parayı iki ayakkabı alırsın. Fatih’le gidersin keyfin iyi. Ama söylenen bu. Ama farkındaysanız biz hep olayları konuşuruz. Yani başımıza gelen olayları anlatırız. Başkalarının gıybetini yaparız.
Ama gerçekten bir olay karşısında nasıl hissettiğimizi, bir olayın bize kendimizi nasıl hissettirdiğini söylemeyiz. Çünkü kendimiz de bunun farkında değilizdir. Çünkü çocukluktan itibaren yetiştiğimiz aile ortamında ebeveynlerimiz bize bu konuda rol modeli olmamışlardır. Mesela tartışmalar, suçlamalar… Yani yeme bozukluğunu temel eden bir tanesi duyguları saklamak mı? Duyguları bastırmak mı? Duygulara çözülmesi gereken bir problemmiş gibi bakmak.
Çünkü ebeveynler çocuklara sürekli duygu, hissetmek yanlış bir şeydir. Ağlarsan zayıfsın. Her şeyin var. Neden bozuklusun gibi yargılamalar. Bu çok yakın aslında bir şey. Çok yargın. Öyle olur ki. Sonra rahat battı. Tabii rahat battı. İşte bu şımarıklık seninki ya. Ne depresyonu. Çok rastladığım bir şey. Ne yeme bozukluğu? Şımarıklık tamamen yeme bozukluğu diye bir şey uydurmuş gibi gelen ebeveynler var.
Bu ebeveynler gerçekten sosyolojik, ekonomik düzeyi yüksek olan ebeveynler. Şimdi hal böyle olunca o duyguları ifade edememek ne oluyor? İşte çocuk ergenlik, yetişkinlik döneminde bir duygu hissediyor. İşte ne yapacağım bu duyguyla? Bilmiyor ki. Çocukluğuna itibaren duygularını hissetmeyi, öğrenmemiş, tanımlamayı öğrenmemiş… Paylaşmayı öğrenmemiş. Paylaşmayı öğrenmemiş, duyguyu hissetmek için kendisine izin vermeyi öğrenmemiş.
Böyle olduğu zaman da bunu çözmem gerekiyor. Nasıl çözeceğim? Çözemem. Kaygı. Hissettiğiniz duygu artı kaygı. Çünkü ben bunu nasıl çözeceğim? Bu bir problem. Bana öyle öğretildi. Nasıl çözeceğim? Duygu artı kaygı. Bu sefer bu daha da zorlayıcı bir duygu haline geliyor. Bu sefer bundan kaçınmam gerekiyor. Bu sefer stres atıyor. Evet tabii. Kaçınmam gerek, kaçınmam gerek. Duyguyu hissetmekten kaçma arzusu. İşte o noktada yeme bozukluğu devreye giriyor.
Çok yemek, yiyip kusmak ya da sürekli yemek düşünmek, diyet düşünmek, kalori hesaplamak… Duyguları aslında bir anlamda, bahsettiğim demin kontrol etme biçimi. Duyguyu hissetmekten kaçma biçimi. Bu sefer ne oluyor? Mesela örneğin tıkın acısında yeme bozukluğu diyelim ya da bulümineler bozukluğu. Pinching diyor değil mi? Pinching de. Kısa bir zaman dilimi içerisinde kişi normalde yediği yiyecek miktarının çok daha fazlasını…
…canı acıyıncaya kadar kontrolden çıkmış bir biçimde yedi. Ve sonrasında da pişmanlık, suçluluk hisset. Tamam mı? Peki. O zaman ne işe yarıyor? Şimdi sen hem olumsuz bir duyguyu… Aslında duyguları olumlu olumsuz diye de çok ayırt etmemek gerekiyor. Çünkü bütün duygular, yaşamın ve insan olmanın bir parçası. Zorlayıcı bir duygudan kaçarken, ne oluyor? İşte sen atak geçirdin, yedin. Sonrasında suçluluk, pişmanlık hissediyorsun. O zaman ne işine yarıyor? Bu sefer duble sıkıntı.
Ama burada şöyle bir gerçek var. Kişi yemek yedikten sonra, yani atak geçirdikten sonra nasıl hissedeceğini biliyor oluyor. Yani sonrasındaki suçluluk… Pişmanlığı biliyor. Pişmanlığı biliyor. O tanıdık bir duygu. Kontrol ettiği ve bildiği bir duygu. Ve sebebin ne biliyor? Ya ben atak geçirdim, o yüzden kendimi kötü hissediyorum. Yarın geçirmem, kendimi iyi hissederim. Ama diğer halde, yani diğer duygu halinde…
Çünkü duygular illaki somut bir olay karşısında dışsal bir etkenle tetiklenmez bir sabah uyanırsınız. Kendinizi kötü hissediyorsun. Şimdi eğer duygularıyla barışmamış bir kişi, duygularıyla kopuk bir kişi, o duyguyla ne yapacağını bilmez. O yüzden de bildiği rüçüne gider. İşte yeme bozukluğu davranışı… Baş edebileceğini düşündüğü bir sorun yaratır kendine. Çok güzel özetlediniz. Harika. Kesinlikle bu sefer o bildiği probleme odaklanır ve o döngüde kalmayı seçer. O yüzden de zaten yeme bozukluğu çok uzun seneler sürebiliyor. Çünkü stres hayatımızın her alanı da var. Yani ben bugün buraya gelene kadar trafikte kalacak mıyım? İşte makyaj nasıl oldu, saç nasıl oldu, randevularım var. Bir dolu ünlü küçük mesele var zihnimizi kurcalan. Yani öyle çok rahat da ben hayatı saldım falan büyük şehirlerde yaşarken bu ekonomik koşullarda özellikle… Öyle çok yapabileceğimiz şeyler değil tabii ki. Ama bu demek değil ki tabii ki gidip bunu bir patolojik bir yöntemle yönetelim.
Tabii ki duyguları sağlıklı bir şekilde yönetebiliriz. Ama tekrar soracağım… Yani o zaman anladık da şu, ailelerin en önemli şeyi çocukların duygularını ifade etmelerini imkansı almak ve bu duyguların konuşulmasına yol açacak ortamlar yaratmak. Evet ve aynı zamanda bu konuda kendilerinde rol model olması gerekiyor. Çünkü kendisi mesela o duyguyu kontrol etmek için alkol kullanıyorsa çocuğuna evladım sen duygularını benimle paylaş derse bu zaten çok inandırıcı olmaz.
Çocuk da sonuç itibariyle ya bağımlık ya da yeme bozukluğuna yatkınlık geliştirecektir. Peki hocam bir eklem arası vereyim mi? İnşallah yemekte ekleme yoktur. Şimdi börek tükü de karşınızda. Hocam, az önce Feyzando söyledi.
Gerçekten de yeme bozukluklarında özellikle anoreksiye kısmında milissel şeyler çok yüksek. Yani eğitim ve kültürel düzeyin çok yüksek olduğu yerlerde bu gibi yeme bozuklukları var. Ve bunlar sadece erkenlikte değil sonrasında. Ben bu alışın da okurken çok önemli ismi lazım değil rahmetli oldu gerçi. Hocamızdan bir tanesi anoreksiye nerbozaydı. Ve beni dedi ki kadın ölecek. Bile bile. Üst düzey bir akademisyen çok saygın ama bu hastalığın kendisini öldürebileceğini bile bile o hastalığın için. Bu nasıl bir yapıdır ki insanlar sonuçlarını bile bile bundan kurtulma veya bundan baş etme yöntemini geliştirmiyorlar? Niye bu hastalık bilinç düzey yüksek insanlarda daha fazla oluyor?
Yani kısıtlayıcı tipte bir anoreksiya olabilmek için dediğim gibi bir kere iradenizin kuvvetli olması lazım. Çünkü aç kalmak kolay bir şey değil. Bunu böyle pozitif bir nokta olarak söylemiyorum ama olay bu. Dolayısıyla da orada şöyle bir sorun var ama şimdi hastaları gördüğünüz zaman mesela görüyorsun işte insanlar düşmüş artık 23 kilo, 25 kilo.
Ve yani çok korkmuş durumda ama hala konuştuğunuzda yani bozukluğun ağırlığını bazı vakalarda söylemek için, belirtmek için söylüyorum hala kendisinin kilo vermesi gerektiğini düşünüyor. Dolayısıyla burada bazı olgularda artık bunun iyice bir gerçeği değerlendirme sorunu haline geldiğini söyleyebiliriz. Yani ağırlık olarak baktığınızda burada bir algı ve gerçeği değerlendirme sorunu olarak bir sürü ağır olgu da aslında fark yani nasıl söyleyeyim, gerçekle bağdaşmama durumu neredeyse hani bir şizofrenide olacak kadar ağır aslında. Çünkü hala işte 23, 25 kilo, 30 kilo olan birisi işte şuranın biraz daha zayıf olması lazım veya edemdeki vücut şu diye devam edebiliyor. Dolayısıyla buradaki düşünce ve algı sorunu… Yani temelde bir algı bozukluğu oluşuyor o zaman. Vücut algısı dediğiniz şey veya hatta vücut imajı diyelim bunun 4 tane birleşene var. Bir tanesi algı yani çünkü hakikaten kendinizi nasıl gördüğünüzle ilgili bir şey. Zaten bu vücut dismorfik bozukluk denilen şeyde o algı bozuk oluyor. Sadece ama o da kilo ile ilgili olması tabii gerekmiyor. Mesela diyelim ki burnunuzu beğenmiyorsunuz.
Bu anöreksiyede direkt yani anöreksiyede beraber olabilir ama ayrı hastamızı olarak düşün. Ama oradaki de benzer bir şey yani diyorsunuz ki benim burnum iyi değil. Dolayısıyla size insanlar diyor ki yok burnumda bir şey yok. Burada da bir sürü insan da diyor ki benim mesela işte göbeğim var. Hani diyorsun göbeğim falan yok. Sen zaten vücut kitleğindeysin 13 yani senin göbeğin falan olamaz dolayısıyla. Ama orada kişi hala kendisine baktığı zaman o şekilde aklıma devam ediyor.
O yüzden zaten yemek yediklerinde çok böyle bir yoğun bir kaygı olmasının seyahatlerinden bir tanesi o. Çünkü insan yani danışanlarla konuştuğu zaman şiştiklerini söylüyor zaten. Mesela onu çok net tarif ederler. Yani diyor ki ben işte bugün 300-400 kalorilik bir şey yedim. Karnım şişti, yüzüm şişti. Zaten tabii diyorsunuz ki böyle bir şey olamaz. Yani sen sonuçta işte bir tane elma yedin yani bir elma yani nereni şişirebilir ama öyle değil. Hakikaten algı olarak da o algı oluyor. O yüzden de bir şekilde o yeme bozukluğunun şiddetine göre kişi evet öleceğini gördüğü halde ki çoğu zaman bunu bu şekilde insanlar kabul etmez. Yani yeme bozukluğu olan kişilerin önemli bir kısmı zaten kendilerine yeme bozukluğu olduğunu kabul etmezler. Sonucundaki durumlarla ilgili olarak da genelde gerçekçi değillerdir. Çünkü şöyle bir şey oluyor. Şimdi bu anoreksiya biz işte tarif ederken sanki senin zihnin içine başka bir şey girmiş gibi. Yani kafana bir şey girdi. Böyle bir elin gibi bir şey seni kontrol ediyor gibi. Dolayısıyla normal tanıdığınız tatlı böyle işte dürüst ondan sonra gayet iyi davranan makul kızınız veya oğlunuz. Ama daha çok kızınız tabii gider. Yerine yalan söyleyen bu konuda her konuda değil. Bir şekilde gizli gizli işler çeviren bir insan gelir. Dolayısıyla biz bazen onu o şekilde tarif ediyoruz. Bak diyoruz sen bu ikisini ayır. Senin çocuğun ayrı. Anoreksiya ayrı gibi. Anoreksiya bunu yaptırıyor gibi. Metafor olarak tarif ettiğiniz zaman insanlar bunu daha iyi anlayabiliyorlar. Çünkü… Doktor Jekyll Mestr’a gibi bir şey oluyor. Oluyor evet. Çünkü kişinin davranışlarını değiştiren bir şey gibi.
Aslında bu bir sürü obsesif durumda da böyledir mesela. Orada da sanki sizin içinizde olup da böyle. Tabi öyle bir şey yok ama yani bir şekilde orayı kontrol eden başka bir varlık varlığı. Bir tür bir polar gibi oluyor yani. Yok değil. Aslında tabii bu yani gerçekten kafanızın içinde bir şey obsese kontrol ediyor değil ama yani olayı anlamak ve ayırmak açısında önemli. Çünkü burada şöyle bir şey var. Anoreksiya olan insanların diğer konularla ilgili yargılamalarında falan bir sorunları yok.
Zaten gayet akıllı başarılı konuştuğunuzda bir sürü konuda ton derece iyi karar veren insanlar bunlar öyle bir yani dağılmış işlevselliği yok olmuş düşmüş. Yani çok tabii küroları düşünce değişiyor ama insanlar değiller. Ama burada yani yemeyle ilgili yargılamalarında ve düşünce yapılarında ve vücut algılarında orada ciddi bir sorun var. O yüzden sanki orada bir başka bir şey orayı ele geçirmiş gibi tarif ediyor. Öğrü olduğu zaman ne oluyor? Sanki sizin kafanızda buğduna ilgili başka bir şey var ve o böyle size diyor ki yeme yeme yeme. Yani seni bir şekilde yemekle karşılaştığında kaygılandıran ve seni çok iyi tanıyan bir şey gibi düşüneceksiniz. Dolayısıyla sana nereden seni vuracaksa onu bilip oradan sana doğru hareket eden bir şey. Öğrü olduğu için ve sen yemedikçe de onu güçleniyor gibi düşünüyorsunuz. Öyle olduğu zaman ne oluyor? Kilo düştükçe aşağıya ne kadar makul bir insanda olsan git gide sen zayıflıyorsun anöreksiyaya güçleniyor gibi oluyor. Dolayısıyla senin üzerindeki etkisi ve kuvveti artıyor gibi benzetme yapabiliriz. Bulyumya ile mesela farkı ne bunun? Bulyumya’daki fark şu. Bulyumya’da bir kere şöyle iki fark var. Bir tanesi bulyumyanın bir avantajı tabii kilo’nun düşük olmaması.
Çünkü kilo’nun düşmesi yani açlık belli bir süre sonra vücudun pek çok şeyini bozuyor. Yani işlevleri bozmaya başlıyor. Çünkü mesela beyninizde serotonin kalmıyor. Serotonin falan almıyorsunuz çünkü. Yani mutluluk diye bir şey kalmıyor sonra. Yani git gide aşağı doğru düşüyorsunuz. Mesela depresyona giriyorsunuz ve bir sürü başka şeyler de oluyor. Bulyumya’daki dediğim gibi oradaki patoloji biraz daha farklı. Bulyumya’dakilerin temel sorunu biraz önce çok güzel anlattı tabii.
Ne oradaki esas sorun? Oradaki esas sorun senin olumsuz duyguyla. Yani burada da öyle ama bulyumya’daki daha açık şekilde başa çıkamadığın için hızlı kurtulman gereken bir durum. O yüzden de öğrendiğin bir davranış. Yani kendine bir şekilde zarar vermişsin, yemişsin, kusmuşsun. Evet biraz sonra kendini kötü hissedeceksin biliyorsun ama o anda o şeyden kurtulman lazım. Peki bu tıkınırcısına yemeğiyle bulyumya paralel giden iki şey mi? Yani bulyumya’da çıkarıyorsun. Tıkınırcısına yemeği de çıkarmıyorsun. Evet çıkarmıyorsun. O yüzden onda sadece yiyorsun, bulyumya’da yiyorsun ve çıkarıyorsun. O yüzden ikisinin arasındaki şey var. Fark o. Şimdi burada o yüzden yani anöreksiyadaki özellikle o yoğunlaştıkça olan zaten şöyle tabii ölüm oranlarına baktığınız zaman yani mortalitesi anöreksiyeden çok daha yüksek bulyumya’ya göre. Çünkü açlıktan ve git gide aşağıya düştüğümüz zaman özellikle kardiovasküler sisteminde pek çok sorun oluyor. İşte kalp hızı yavaşlıyor, tansiyonun ilgili değişiklikler oluyor ve sonra işte kalp hızı yavaşlıyor yavaşlıyor. Genelde yani çoğunun ölümü işte geceliğin zaten normalde kalp yavaşlamasının üstüne gelen iyice yavaşlama oluyor ve kardiovasküler işte o sebepten ölüyorsunuz veya hatta bir kısmı süvistikte yani intihar ölüyor tabii. Dolayısıyla bulyumya’daki durumda yani ikisinin patolojisi bir miktar farklı olduğu için ama anöreksiyada git gide yani o kilo aşağıya indikçe kişinin yargılaması daha da bozuluyor. Metabolizmaya başlıyor. Evet ve yargılamanız daha da bozuluyor. Yani ilk zamanlardan değil ama kilo’nuz aşağıya doğru düşmeye devam ettikçe açlığın etkileri yani beyninizdeki etkileri daha bilgin olarak tabii ortaya çıkıyor. Dolayısıyla aslında anöreksiyaların yani ağır olan anöreksiyalar düşünce bozukluğu açısından dediğim gibi yani bir psikotik bozukluktan çok bir farkları yok. Yani o derece zaten ikna edemezsiniz. Yani nasıl bir insan kendisinin ne bileyim işte beynine uzaylıların çip yerleştiğini düşünüyorsa ve kolay kolay ikna edemezseniz burada da kirola ilgili ikna etmeniz mümkün değil. Uzaylılar gitti biliyorsunuz yerine şey geldi Bill Gates geldi. Evet doğru değil mi aşı çipi. Evet. Dolayısıyla oradaki patolojinin ağırlığı yüzünden insanlar evet ölebileceklerini bilseler bile devam eder. Aslında bunu şunun için de düşünebilirsiniz. Bizim bir sürü gördüğümüz durum da böyle. Mesela işte bir madde bağımlısı insan için de. Biliyor öleceğini zaten belli. Yani çok tablası değil. Sigara içenleri düşün yani. Sonra sigara içen insanların yüzü değilsi sigara yüzünden ölecek. Bu artık çok net bir bilgi. Bilgimi gerçek. Evet yani bu hiç kimsenin yaz sevmeyeceği bir şey ama insanlar içiyor sigara. İçki içiyor.
Yani o zaman bu yeme bozukları da aslında bir tür bağımlılık mı. Şöyle yani kontrol kaybı olan her şey aslında aynı şekilde değerlendirilebilir. Yani o yüzden aslında ilk başta hani hangisi bozulur hangisi değil diye konuşurken. Mesela şimdi bu biraz daha genel bir şey olmuş oluyor ama şöyle düşünelim mesela işte arkadaşlarınızla oturuyorsunuz. Çıktınız gittiğiniz iki tane birer içiyorsunuz. Tamam çok güzel.
İster haki içiyorsunuz. Keyfiniz yerinizde. İçtiğiniz kalktınız herkes mutlu. Şimdi bu ayrı bir şey. Mutsuz olduğunuz için arkadaşlar bir saniye ben buna dayanamıyorum. Bir kendime geleyim deyip oturup içmeye başlamanız. Sonra iki tane içmek yerine on tane içmeniz. Sonra sabah kalkıp işe gidemeyiz. Ve bu yüzden karıcıların sasdu olduğu da içmeye devam etmeniz ve karınızın sizi boşanmasın. Ayrı bir şey. Döveleç ile ikisi arasında ikisinde de bir şey içiyorsunuz.
Bunda da öyle mesela herkes işte arada bir diyet yapıyor. Herkes arada bir yemeni kaçırıyor. Ama birisinde yani bir kontrol kaybı var. Ve tabi eşlik eden işte o obsesyonel durumlar ve diğer şeyler var. O yüzden yani benziyor mu? Özellikle bulimya kısmında çok benziyor. Yani o dürtüsellikle kontrol kaybı kısmı. Peki Feyizan hocam şimdi anlatılan tablo oldukça ağır. Buna rağmen siz de hocam da başta dediniz ki bunun fark edilmesi çok zor. Bu kadar net bir şey nasıl fark edilmesi olabilir? Çünkü şöyle, özellikle çok kilo kaybı yoksa yani birlikte de yemek yenmiyor artık bir şekilde. Yani günümüz koşullarında. Yeme bozukluğu gayet saklanılabilir. Yani işte ben yedim, aç değilim ya da işte sadece diyetteyim.
Ama şu o insan yeme bozukluğunu aynı zamanda diyet yapma olarak da görebiliyor. İşte bizim kız da diyet yapıyor. Bizim oğlan da diyet yapıyor gibi. Halbuki orada bir diyet değil yeme bozukluğu var. Peki nasıl anlayacak aileler farkı? Ya şöyle bir kere şöyle sorular. Sence kilo aldın mı? Kilo’lu muyum? Bunu sık sık sormak. Kilo verdin mi? İşte kollarım kalınlaştı mı? Özellikle yeme bozukluklarında mesela kilo almaya dair bir korku var ama şöyle yanlış, doğru bilinen bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Şimdi her yeme bozukluğu olan kişi, anoreksiya nervozu olan kişi böyle aynaya baktığında kendini kilo’lu görmez. Yani yazın işte internet arama motoruna anoreksiya nervozu diye klişe imgeler vardır, görseller onlar çıkar genelde. İşte bir tane çok zayıf bir genç kız kendini aynı da kilo’lu görüyor şeklinde gibi. Bu şart değil midir?
Bu şart değil. Yani bu şart değil. Yani evet kendini olduğundan daha kilo’lu görebilir ama bazı durumlarda da şöyle oluyor. Bir, evet kendisinin zayıf olduğunu biliyor ama bir bölgesine mesela benim göbeğim var. Ben evet zayıf olduğumu biliyorum ama benim göbeğim var. Ve eğer yemeye başlarsam bu sefer göbeğim daha da fazla olacak gibi. İkincisi bu senaryonun dışında da evet kişi zayıf olduğunu biliyor bazı anoreksiya nervozu olan kişilerde ama bir yemeye başlarsam ve kontrolü kaybedersen
o zaman işte 5 kilo değil 20 kilo alırsam ne yapacağım? Çünkü öyle bir aşerme var ki her şeye karşı. Yani onu o kadar açık almak gerçekten zor, kontrol etmek gerçekten zor. Öyle olduğu için de tabii ki mesela şey dışardan anlaşılmasını da kontrol etmeye çalışıyor bu sefer kişiler. Yani bunu gizli yapmaya çalışıyor çünkü bundan utanıyor. İşte yemek olan ortamlardan olabildiğince kaçınma. Çünkü yemek olan ortamlarda gerilme. Bu neyi getiriyor? Sosyalleşmeyi engelliyor tabii ki. Bir de düşünsenize bunun ergenlik çağında olduğunu. Ergenlik nedir? Akranlarla sosyalleşilen dönem. Siz şimdi yemek var diye akranlarınızdan uzaklaşıyorsanız ya da kilo aldığınızı düşündüğünüz için akranlarınızdan uzaklaşıyorsanız bu sefer ne oluyor? Aileyle simbiyotik yani bağımlı bir ilişki haline geliyorsunuz. Burası çok tehlikeli Fatih Bey çünkü aileler farkında olmadan şöyle bir döngüye giriyorlar.
Hasta ve hasta bakıcı simbiyotik ilişkisi. Yani yeme bozukluğu üzerinden bağımlı hale gelen, öyle söyleyeyim, ebeveyin çocuk ilişkileri. Yani işte anne baba alıyor çocuğu psikoloğa götürüyor, işte psikiyatriste götürüyor, testlerini yaptırıyor. Yedin mi, yemedin mi, ne kadar yedin? Sorgular. Bu sefer şunu öğreniyor çocuk bir dakika ya.
Bugüne kadar benimle hiç ilgilenilmedi, olması gerektiği gibi ilgilenilmedi. Şu an yeme bozukluğun üzerinden, hasta rolü üzerinden benimle ilgileniliyor. Şimdi bu yeme bozukluğun iyileşmesini çok zorlaştırmıyor. Orada yuvalanıyor artık. Çünkü kişi hayatındaki en iyi performansını sergiliyor bir bakımda. Çünkü yeme bozukluğu bir başarı olduğu için, yeme bozukluğu olan kişiler açısından bir kısmı açısından. Bu sefer o bir performans. Eğer yeme bozukluğunun iyileşirse, bu sefer ne olacak? Aile ilgisi kaybedecek. Aile ilgisini kaybedecek, o işte sergilediği en iyi performansı kaybetmiş olacak. Şimdi ergenlik döneminde başlıyor genelde yeme bozukları. Genellikle mesela anoreksiyan ergenlik, erken ergenlik döneminde. Bulümiyan ergenlik, biraz daha orta ergenlik ve genç yetişkinlik dönemi. Tıkınırcasında yeme bozukluğu hemen hemen her yaşta. Şimdi sizin sosyalleşmeniz gereken dönemde, romantik ilişkiler kurmanız gereken dönemde yeme bozukluğuyla uğraşıyorken……e tabii ki bu sefer sosyal gelişimiz, duygusal gelişimiz, özetle psikolojik gelişimiz de geride kalıyor. İyileştikten sonra bir bakacaksınız hayatınızda, eee akranlarınız işte iş kurmuş, işte işlerinde başarılar……tabii ki yeme bozukluğu olup da işlerinde başarılıp sosyal olan insanlar var. Ama hani genel bir tabladan bahsediyorum.
Yeme bozukluğundan iyileştikten sonra, yeme bozukluğu süresince kaybedilenlerle yüzleşmemek için……çünkü bu oldukça ağır, bazen kişi iyileşmeyi daha zor reddediyor ve daha zor hale getirebiliyor. Şimdi aileler nelere dikkat etmeli? Kilo aldın mı verdin mi sorularının çok sık olması. Kişinin tartılmak… Ya da sadece ailenin çevrenin de. Çevrenin de. Sık sık tartılma, tartılmaktan korkma. İşte bazı yeme ritüelleri, işte aynı bardaktan su içme, aynı tabaktan yeme, yemeği kendisinin tabağa koyması……ölçmesi, başkalarının ne yediğini de aynı zamanda kendisi gibi kontrol etme davranışları, yeme ritüelleri. Özellikle anoreksiyen ervazı da oldukça sık görülüyor. Yani sadece kendini başkalarında, aile bireyleriyle de kontrol etmeye çalışıyor. Örneğin, aile diyelim ki daha az yiyorsa buna dair inanılmaz bir frustram, gerginlik hissetme……ve işte herkes aynı miktarda yesin, herkes aynı yiyeceği yesin. Ya da birisi diyet yapıyorsa bundan tetiklenme. Aa işte o diyet yapıyor, benim de yapmam gerekiyor. Ama bakıyorsunuz zaten, 40-42 kilo civarında gibi. İşte yemekten sonra banyoya gitme. O bulümye göstergesi mi? Evet, bulümye nervozu çok uzun seneler gizlenebiliyor. Yani öyle bir şey ki 6 ay sonra gelmiyor kişi, aa ben bulümye nervozu oldum diye. Yani 2 sene içinde geldiyse, erken geldiniz yani, bayağı erken geldiniz. Ortalılıklısı 5 senedir. Yani pandemi döneminde yeme bozuklukları yetişkinlerde %80 arttı araştırmalara göre. Ergenlerde %225 yanın alan raporlara göre. Şimdi bunun birkaç sebebi var.
Birincisi, pandemi yeme bozukluğunun oluşması için bütün etkenleri zaten hazırladı. Bir, global travma nedir o? Yani hepimizin hayatını etkileyen, bir anda hepimizi kontrolsüz hissettiren, belirsizlik içinde bırakan, günlük rutinimizi bizden alan bir dönem yaşadık biz pandemi sürecinde. Bu bir tek hasta olma endişesi değil. Bütün günlük rutinimiz değişti yani şimdi. O yüzden şimdi belirsizlik, tam yeme bozuklukları neler dedikler. Belirsizliği yönetmekle zorlanma, işte kontrolsüzlük hissi. Ne oldu bu sefer? Akranlarla sosyalleşme olacaktı, olamadı. Ergen izole oldu, daha fazla sosyal medyaya maruz kaldı. Zoom kameralarda, FaceTime’larda bütün gün kendimizi görüyoruz ve onlar da daha büyük gösteriyor ne yazık ki. Şimdi bütün bu faktörler yeme bozukluklarının oluşmasını bu süreçte tabii ki etkiledi.
Aileler daha fazla evde ve bir arada olduğu için de bir bakan bakmayın farkına da vardı. Yani çocukların yeme bozukluğu olduğunu evden çalışırken. Çünkü bu ölçme biçme, az yedin fazla yedin, kendini kontrol etme. Örneğin yeme bozukluğu olan kişilerin özellikle anoreksiyonervozada bir kontrol mekanizması vardır. Yani bir pantolon, o pantolona giriyorsam eğer, eğer tartılmaktan kaçınıyorsa kilo almadı. Yani o onun kontrol pantolonudur.
Ya da işte şuradaki kemikleri kontrol etme. Eğer bu kemikler hala elime giriyorsa tamam zayıfımdır. Bunlar belli başlığı göstergeler. İşte kendini sürekli ayna karşısında çekme her gün ve fotoğrafları karşılaştırma. Bacakların birbirine değiyor mu, değmiyor mu gibi. Şimdi bunları genelde gizli yaptıkları için aslında yakalamak da zor. Peki hocam kilosuna anlaşılmaz mı çocuğun yavaşlığı, afroflayışı?
Bulemia nervosa kilo alınan şey değil. Yani bunun sebebi de şu çünkü sindirim ağızda başlar. Tamam mı? Sindirim ağızda başlar. Yani her ne kadar kişi, isterse dünya kusma şampiyonu olsun, yediklerinin hepsini çıkarsın. Bir miktar kadar oluyor. Sonunda yüzde ellisi, yani minimum yüzde ellisi vücudunda kalıyor. E her Bulemia nervozada her atak episodu, yani Bulemia nervoza nedir? Kısa bir zaman dilimi içindeki kişinin normalde yiyecek miktarının çok daha fazlasını kontrolden çıkmış bir şekilde yemesi ve daha sonrasında da filo almamak için kusması, egzersiz yapması gibi telafi edici yöntemlere başvurması, sağlıklısı telafi edici yöntemlere başvurması. Şimdi orada kustuğu zaman kişi zaten hani maksimum yüzde ellisini çıkartabiliyor. Bir atak episodu kusmadan önceki ortalama 3000 kalori.
Siz bunu düşünsenize 1500 kalır. Günde bunu 3-4 kere yaptığınızı düşünün. Yani 4-5 kere alırsınız. Yani obez olup aynı zamanda Bulemia olan çok kişi var. Ve bu bir şekilde gizleniliyor. İşte banyoya girip kusarken duş alıyorum deyip duşu açma gibi. Eğer odada lavaba varsa odada kusma gibi. Ama diğer telafi etme yöntemleri, mesela laksetif kullanımı yakalanamayabiliyor.
Bu laksetif kullanımı 1-2 ile başlıyor 80-90 liraya kadar çıkabiliyor. Yani müsil ilacı kullanımı günde 80-90 liraya kadar çıkabiliyor zaman içerisinde. Ya da aşırı egzersiz yapma. Mesela işte ataktan sonra 3-4 saat egzersiz yapma. İşte ama baktığınız zaman işte çok yedi de yapmaya çalışıyor der. Yeme bozukluğu hakkında farkında da olmayan bir kişi. O yüzden gerçekten yeme bozukluğu yakalanmak zor. Biraz takip etmek gerekiyor. Yani yemek ile olan ilişkisi, yemek olan ortamlarda çocuk geriliyor mu?
Arkadaşları pizza yemeye çağırdı. Gitti mi? Orada ne yedi? Yani bu kontrolcülük veya polislik, yeme polisliği değil. Ama yeme bozukluğu… Dikkat. Dikkat etmek, biraz dikkat etmek yani. Öyle söyleyeyim. Peki dikkat etmek çocuğum getirir mi burada? Yani diyelim ki yakaladı. Ondan sonra farkına vardı diyelim. Yakalamak doğru kelime olmaz. Yeme bozukluğu olduğunu çocuğun. O noktada yani tabii ki şimdi bana çok fazla e-mail geliyor bu konuda. İşte çocuğum yeme bozukluğu var ama kendisi yardım almak için… Yani istemiyor, yardım almak istemiyor. Onu nasıl ikna edebilirim? Şimdi zaten kontrol bir mevzuyken yeme bozukluğunda zorla çocuğu fedaviye götürmek… Dikkat. Tabii ki eğer ölümcül düzeyde sağlık sorunu varsa tabii ki orada yatış gerektirebiliyor. Hastaneye yatıp zorla besleniyor. Ve ne yazık ki bazen iki kötüden birisini çektirmek zorunda kalıyorsunuz hayatta.
Orada biraz zorla hastaneye yatırmalar olabiliyor. Ama olabildiğince yemeye odaklanmamak. Çünkü ailelerin yaptığı en büyük hatalardan bir tanesi bu Fatih Bey. Yemeye odaklanıyor. Neye odaklanmak lazım? Yani ne hissettiğini. Yani bu çocuğun ne hissettiğini. Yani yeme bozukluğunu yok saymak değil. Ama yeme bozukluğu etrafında da bir ilişki geliştirmemek. Ne yedin, ne kadar yedin, yedin mi, yemedin mi, kusun mu, kusmadın mı değil. Yani nasıl hissediyorsun? Yani bugün okulda neler yaptın?
Yani günün nasıl geçti gibi. Yani sağlıklı bir iletişim kurmak aslında da var. Yani yeme bozukluğuna sevgiyet veren hissaklamasını, duygu saklamasını ortadan kaldıracak bir davranış biçimi geliştirmek gerekiyor. Sadece yemeye odaklanmak bir çözüm değil. Çözüm değil. Aksine o obsesyonu daha da artırıyor. Artırıyor. Bir de tabii ki ani hayat değişimleri var. Mesela işte ebeveynlerin boşanması, birinin kaybı.
İşte bir yerden başka bir yere taşınma. Örneğin Amerika’da en çok yeme bozuklukları üniversiteye giriş senesinde olur. Çünkü neden? Çocuk aileden uzaklaşıyor, yurtta geçer, kendi başı aşırmaya başlar. Bizde daha çok 8. sınıf, yani lise sınavına hazırlanırken, çünkü bir stres faktörü, performans kaygısı, başarılı olma baskısı.
Artı liseye geçiş ortamı değişti, arkadaşları değişti. Kabul görmek zorunda. Mesela bir 8. sınıf daha çok tetikleniyor o dönemde. Bir de üniversiteye geçişte aynı şekilde. Bizde de o dönemlerde en çok tetikleniyor. Örneğin size şöyle söyleyeyim. Yeme bozukluklarının zemini genelde çocukluk döneminden itibaren zaten inşa olmaya başlamıştır.
Şimdi yeme bozukluklarının öncüsüne baktığımızda hep böyle bir depresyon, bir anksiyete bozukluğu yapılan araştırmalar onu görüyor. Bir yatkınlık. Tabi ki her depresyon… Anksiyete bozukluğu nedir çocuklar? Yani yaygın anksiyete, kaygı, endişelenmek diyeyim size kabaca. Daha kaygıya yatkın, kaygı tandansı olan, daha kontrolcü, mükemmeliyetçi, başarı odaklı çocuklar risk grubudadır yeme bozukluğu açısından.
Şimdi öyle olunca zaten bir bakıma tohumları çocukluk çağından itibaren atılmaya başlıyor. Sonrasında da bir hayat değişimiyle birlikte hop yeme bozukluğu ortaya çıkıyor. Yani biz şunu görüyoruz, bu bize öğretilen bir şey. Ben tedavide Oxford Üniversitesi psikiyatrikçi bölümünün yeme bozuklukları tedavisi için hazırladığı manöreli kullanıyorum.
Bize derler ki, hikaye alırken şunu göreceksiniz, yani yüzde yüz değil ama bir genel bilgi olarak, yeme bozukluklarını başlamadan önceki bir ya da bir buçuk sene içine bakın. Orada genelde bir hayat değişimi görürsünüz. Yani ailede bir kayıp, taşınma, okul değiştirme, bir hayat değişimi. O yüzden de hayat değişimleri önemlidir yeme bozuklukları açısından. Ama orada yine kapı açtığımız zaman karşımıza zaten kontrolsüzlük hissi çıkıyor.
Çünkü hayat değişimleri aslında her canlı için zordur. Yani stres faktörüdür ve o değişime bizim adapte olmamız gerekir. Ve eğer ki belirsizliği yönetmekle zorlanıyorsa, kaygı tandansımız yüksek ise… Bir misal, kaygı tandansı yüksek olduğu nasıl anlaşılır gençlerde? Şöyle söyleyeyim, Özgür hocam belki onu daha iyi cevaplar.
Ama şöyle söyleyebilirim, daha mesela endişeli olması, okulla ilgili endişeleri, arkadaşlar çok fazla ya öyle olursa düşüncesi, aslında angstiyete, kaygıyı bu şekilde tanımlayabiliriz. What if, İngilizcesi, Türkçe, ya öyle olursa? Yani işte ben mesela buraya gelirken ya kaza yaparsam, ya geç kalırsam, ya saçım ekranda kötü görünürse, makyajım kötü olursa.
Yani bu sürekli ya öyle olursa ya böyle olursa şeklinde. Evet bazıları hayatımızdaki endişelerimiz var tabii ki değil mi? Mesela eğer siz kalkıp da 3’teki uçağa tam yeni havaalanından 3’te uçağınız kalkıyor yurtdışına gideceksiniz. E saat evden ben ilk de Erenköy’den çıkarsam uçağı kaçırırız tabii ki. Kaygıya gerek yok. O zaman yolda sürekli uçağı kaçırırsam uçağı sabaha kadar düştüğüm uçağı tabii ki kaçıracağım orada. Şimdi burada endişeyle sonuçta hani kronik endişeyi birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Yani sonuç itibariyle kronik endişedir asıl ansiyete sebep olan ya da bozukluk olarak tasvir edeceğimiz kaygıya sebep olan. Dolayısıyla o daha endişeli çocuklar işte okulda sevilecek miyim, sınavdan yüksek not alacak mıyım, arkadaş edinebilecek miyim,
daha akranlarına göre biraz daha fazla düşünüyorsa, dert ediyorsa ona biraz kaygı tandansı yüksek diyebiliriz diye düşünüyorum. Ben yanlış bir şey de söylemek istemem tabii ki burada çocuk ergençliğinde olacağımız varken. Özür dilerim, sizin alanınıza daldık. Şimdi şunu görüyorum ben hocam anlattığımdan.
Yeme bozukluğu bir kez geliştikten sonra bunun psikiyatrik yönden ilaçla şunla buna tedavisi güç olmakla beraber eğer erken evrede böyle bir risk olduğu faktörle ortaya konulabilirse bunun kontrolü daha kolay mı acaba? Evet ama şimdi şöyle bir şey var. Tabii bu biraz önce konuşulanlardan doğru sonuçlar çıkartmak lazım. Yani kaygıya yatkınlık olan insanların büyük çoğunda yeme bozukluğu falan yoktur. Tabii.
Dolayısıyla yeme bozukluğu olması için yani yaygın ankseride bozuklanan insanlarda yeme bozukluğu yoktur. Dolayısıyla obsesif kompis falanlarda yeme bozukluğu yoktur. Yani büyük çoğunda yoktur yeme bozukluğu. Yeme bozukluğu ortaya çıkması için vücudununla ilgili bir hoşnut-suzluk olması lazım. Vücutla ilgili hoşnut-suzluk hissi olmadan yeme bozukluğu ortaya çıkmaz. Olmaz. Çünkü öbür türlü kaygı kadar yaygın bir şey yok. Belirsizlik de çok yaygın. Yani pandemi evet belirsizlik yarattı.
Yani ne oluyor şimdi belirsizlikten dolayı herkes yeme bozukluğumu oldu. Niye yeme bozukluğu olayım anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla arada vücudunla ilgili bir değişken olması lazım. Yoksa her anksatesi olan her işte havalanla erken giden geç giden yeme bozukluğu olsaydı herkes yeme bozukluğu olurdu. Tabii ki böyle bir şey yok. Önce bir onu söyleyelim. Bu kadar tedirgin olmaya gerek yok yani bunlar. Ayrıca böyle bir şey olur mu? Yeme bozukluğu yani yeme bozukluğu şöyle bir şey değil. Yani kaygısı olan insanlar da yeme bozukluğu var denebilir miyiz diye miyiz yani? Kaygısı olan insanlar yeme bozukluğuna daha yatkın mıdır açık olabilir mi? Her şeye daha açıklar zaten madde kullanımına daha açıklar. Kendine zahmetle daha açıklar. Represyonuna daha açıklar. Suistede daha açıklar. Sosyal sorunlara daha açıklar. Kumara olamaya daha. Her şeye daha açıklar. Dolayısıyla o bir tarafta onu bir ayırmak lazım. Şimdi önemli bir başka nokta onu hemen vurgulamadan geçmeyelim.
Şimdi tedavi de anne baba yemekle ilgilenmesin diye bir şey yok. Onu söylemek lazım. Çünkü aile temelli tedavilerde anöleksiyel tedavilerinde tam tersini yapıyorsunuz. Yani diyorsunuz ki sen çocuğa yedireceksin. Diyorsun ki senin işin bu. Çocuğa yedirmek senin işin. Çünkü burada kendisi yiyemeyen bir insan var. Çünkü öbür türlü şöyle bir şey olmuş oluyor. Yani işte body massindeksi 14 yani kilosu 30-40 liraya düşmüş bir insanın kendiliğinden yemesi, anne babasının doğunun duygularını ifade etmesine çalışması şeklinde bir şey. Hiç kimse yemek yemez. Böyle bir şey yok yani. Eğer öyle olsaydı zaten. Yani bu yeme bozukluğun hafif olduğu durumlarda olabilecek olan bir şey. Ama diğerlerinde yedirmek zorundasınız. Yani o kişi onu yiyecek yani. Eğer yemezse yemek, yemek yemeden anöleksiye düzelmez. Dolayısıyla o çocuk onu yiyecek. Onu da kim yedirecek? Normal şartlar altında annesi, babası yedirecek. Hastanede tedavi etmek zaten genelde çok daha fazla nüks etmesi. O yüzden çok tavsiye edilen bir şey değil. O yüzden o da önemli. Şimdi burada şöyle bir şey söyleyemeyiz o yüzden. Yani sen anöleksiyo olan bir çocukta bunun yemesine odaklanma demek garip bir şey olur. Çünkü yani benim çocuğum 40 kilolarsa ben başka hiçbir şeye odaklanmam. İki sene oraya odaklamam lazım. Zaten o zamana kadar da bunu görmem gerekiyordu.
Şimdi sizin söylediğinize baktığınızda. Niye görmüyorum? Görmüyorum çünkü çocuğumla geçirdiğim vakte ona göre programlamıyorum. Yani eğer ben çocuğumla yemek yiyorsam, daha çok yemek yiyorsam, bunu görme ihtimalim daha çok. Akşamları daha çok geçiriyorsam görme ihtimalim daha çok. Tabii ki yine görme ihtimalim yani saklı bir şey olduğu için nasıl sigara içtiğini görmüyorsam bunu da görmeyebilirim. Ama sigara içtiğinde de aynı şey.
Ben çocuğum haftada bir kere görüyorsam iki saat konuşuyorsam sigaram içiyor, otum içiyor, eroğim içiyor. Bilmem nereden bileceğim yani. Ama sık sık görüyorsam herhalde bilme ihtimalim daha yüksek. Ne yaptığı, ne ediyor, kimle görüşüyor değil mi? Aynı şey yani. Sonuçta eğer benim ilişkim yeterli değilse o zaman tabii bir sürü şeyi zaten görmem daha zor demek. Şimdi o yüzden yani yeme bozukluğuna giden yol her zaman için vücutla ilgili hoşnutsuzluk hissinden geçiyor. En temel mesleğime mi olur?
Bu olmadan yeme bozukluğu olmaz. Çünkü diğer bozuklar olabilir. Anlatıyorum yeme bozukluğuna spesifik bir yoldan gitmek için vücudunla ilgili bir hoşnutsuzluk olması, vücudunla ilgili hoşnut olmanın, vücudunla ilgili olan algının senin özgüvenine, yolun ilişkisinin normalde beklerinden biraz daha kuvvetli olması. Ama bu sadece anoreksiye ve bulüme için mi geçerli yoksa diğer yeme bozukluğu, tüdelikse geçerli mi? Hayır şeydekiler için geçer değil.
Çocuklar der ki işte yok o, ya pika mika için onlar geçer. O da çünkü bu tip bir bilissel sorun yok. Ama diğerlerinde var. Çünkü yani benim vücudumla ilgili bir sorunum olmaz ise veya bununla ilgili problem olmaz ise yani bozukluğu anlamına sorun. Siz o beziteyi bu kapsamda saymıyor musunuz yeme bozukluklarından? Oradaki şey şu yani bu yeme bozukluğu bak tarif ettiklerimizde yani mesela işte tıkıncacasında yeme, yani o bezite o şeyler içerisinde değil.
Yeme bozukluğu içerisinde geçen bir şey değil. Yani bunlardan dolayı obezite olabilir ama obezitenin sizin de söylediğiniz gibi zaten çok fazla başka şey de var. Sebebi de var endoknizme yaplıyor var onlar var bunlar var yani. Obeziteki sorun evet, obeziteki sorun başka bir taraf var onun. Yani psikolojik açıdan da bir başka sorun var. Ama buradaki mesele bir kere obezitesi olanlar vücuduyla ilgili hoşnut değil ki zaten. Onlar da hoşnuzsuz.
Ama onu kontrol edemiyor. Yani zaten çok yani şöyle nasıl söyleyeyim o beste soran insanların bir kısmına baktığınızda kilo verme talepleri olduğunu ama bunun yapamadıklarını görüyorsunuz. Hatta zaten tam ters tarafa şeyler de oluyor. Yani orada mesela ne yapıyorlar? Eğzelizinden kaçındıklarını görüyorsunuz gibi. Hızlı kilo yedim hızlı kilo alıyorlar bazıları da.
Zaten şöyle bir şey var genellikle diyet yani diyet çabası olmadan kolay kolay yeme bozukluğu olmaz. Yeme bozuklarının çoğunu başlatan şey diyettir. Yani diyet yaparsınız yeme bozukluğuna gidersiniz çünkü diyet yaptığınız zaman özellikle birkaç şey olur biliyorsunuz bir kere aç kalırsınız. Aç kalırsanız tıkınma ihtimaliniz artar. Çünkü ben açsam akşam gözüm döner yani belli bir saatten sonra ve bir taraftan üstünde birkaç tane de stresli yaşam oluyor geldi miydi.
Otur bütün ne varsa yerim. Eğer bunu öğrendiysen. Doyası aslında baktığınızda bu ne? Bu benim öğrendiğim bir sorun çözme biçimi sizin söylediğiniz gibi. Yani bu sorun çözme biçim uygun mu değil ama işe yaradı mı yaradı kısa süre için ben de bunu öğrendim. Doyası da bunu uyguluyorum. Aynı diğer bağımlıklar gibi. Evet ama açsam uygulama ihtimalim ne oluyor? Artıyor. Çünkü karnım aç. E bir de zaten bunu biliyorum bir de kendimi kötü hissediyorum. Akşam eve geldiğimde yorgunum.
E bir şey yeme ihtimalim. Artıyor gibi. Şimdi doyası ile oraya baktığımızda yani diyette başlıyor. Şimdi diyette başlıyor ne oluyor? Mesela biz liselerde ve ortaokullarında ne görüyoruz? Şimdi işte kız çocuğu birazcık kilosu fazla veya çok fazla bile değil. Biraz kilo verdi, iki kilo verdi, üç kilo verdi. Arkadaşlarından başlıyor süper geri bildirimler almaya. Herkes diyor ki ne kadar güzel oldu. Öğretmenler diyor ki o çok iyi kilo vermişsin. Mesela ben bunu hep söylüyorum diyorum ki öğretmenlere lütfen çocukların kilosu ile ilgili yorum yapmayın. Aldı diye de yapmayın, verdi diye de yapmayın. Sana ne çocuğun kilosundan öğretmen olarak? Bu sadece öğretmen için mi geçerli? Bütün çevre için geçerli mi? Herkes için geçerli. Anneler, babalar, dedeler, halalar. Evet ama mesela okulda öğretmen özellikle mesela spor öğretmenleri veya sporcular için zaten ayrı. Antrenörlerin zaten daha da fazla etkisi var. Dolayısıyla ben size söylediğim zaman ve herkesin ortasına söylediğim zaman yani koridorda siz beş arkadaşınıza doyuşurken o fıstık gibi olmuşsun dediğimiz zaman onun etkisi farklı oluyor. Dolayısıyla orada ne yapıyorsunuz? Devamlı bir pozitif geri bildirim alıyorsunuz. Hepimiz alıyoruz yani hangimiz kilo… Eyvah ben mesela dün bir yolda bir arkadaşına karşılaştım. Kilo verdim de süper oldu, çok iyi oldu. Şimdi o gitti çocuk. Yani sonuçta hangimiz kilo verdiğimizde şey almıyoruz. Yani çok acayip süzülmediyseniz yani çokmediyseniz her kilo verene hepimiz yahu ne zor olmuş. Yahu bir başarı gibi bakıyoruz. Diyoruz yani doyası. Çünkü zor bir şey çünkü hakikaten kolay bir şey değil kilo vermek.
O yüzden de ne oluyor? Bu devamlı pek işe emmiş. Şimdi başladınız aşağı doğru gidiyorsunuz. Yani kısıtladıkça gıdağınızı o kısıtlama miktarı daha fazla artıyor, artıyor, artıyor. Ama ne zaman? Ve bir süreki başarısı getiriverdiğinde. Vücutla ilgili sorununuz var ve bu sizin özgüveninizle ilişkiliyse eğer boğmuyorsa evet zaten bir kiloya gelmek istediğiniz, geldiğiniz durdunuz. O yüzden çok hızlı kilo verilen diyetler mesela hep analeksiye için daha büyük riskler. Ama yavaş yavaş işte daha düzgün bir şekilde kilo verdikleriniz de öyle olmuyor. O yüzden de çocukları sevden uzak tutmak lazım mümkün olduğu kadar. Peki hocam şimdi bir şey söyleyeceğim. Siz bunu deyince aklıma geldi. Şimdi deminden beri vurgularken vücut kitle endeksinden bahsediyorsunuz. O body mass endeksinden. Bu da tehlikeli bir şey değil mi? Sürekli olarak bunun üzerinde bir vurgulama olması işte ideali 15’tir, ideali 25’tir kaçsa bilmiyorum. Ben çünkü hiç bakmıyorum kendimde böyle bir şey ama bu da bir risk değil mi? Yani sürekli olarak bunu, bu sınır içerisinde kalma duygusu ve buna bağlı olarak sürekli bir kontrol hissi.
Evet doğru aynen öyle ama şimdi bizim kendi yaptığımız bozukluğun şiddetini tanımlarken kullandığımız için ben kullanıyorum. Mesela bizim işte mesela diyelim ki body mass endeksi 14-13’se çok kötü. 15 altındaysa bayağı ağır olarak düşündüğümüz için ben onu söylüyorum. Yoksa burada diğeri gibi evet yani her türlü devamlı kilo veya kalori veya neyi kontrol ediyorsanız hepsi 3-5’e yukarı aynı şeyi görüyor.
Ama burada şunu söylemek lazım şimdi kilo ile bağlantılı olabilecek diğer bir nokta. Yani mesela ben şimdi arkadaşlarımızı seyrediyordur ben onlara diyorum ki ya şimdi değiştirmek istiyorsun sen burnunla ameliyat yaptıracaksın, dudağınla ameliyat yaptıracaksın diğer taraftan ameliyat yaptıracaksın, her taraftan ameliyat yaptıracaksın. Buradaki şey ne? Yani neye göre yaptırıyorsun ameliyatı? Orada da aslında benzer bir şey mesela diyorlar ki işte şunun şunun oranı bu kadar, bunun bunun oranı bu kadar.
Altın oran işte o oran bu oran yine aynı şey. Yani sonuçta baktığınızda sırf kiro ile ilgili bütün güzellik veya kozmetik ve bütün sektörün aslında üzerinden yürüdüğü şey bu. Yani senin burnunun işte bir ideali var. Böyleyse sen bu ideale ulaşabilirsin zaten buradaki esas meselelerine ulaşabilir olmak. O yüzden şimdi sosyal medyada çok önemli evet ama sosyal medyada gördüğüm insanların bir kısmı benim için ulaştığı bir insanlar değil.
Yani ben orada ne bileyim böyle işte Brad Pitt’i gördüğümde Brad Pitt ne yakışıklı adam demiyorum yani diyorum da benim için benim ulaşabileceğim bir şey değil. Ben Brad Pitt olamam. Ben Brad Pitt olamam ama diyelim ki arkadaşımı gördüğümde arkadaşımın fitoğduğunda aynı şey değil. Şimdi okulda da öyle o yüzden. Arkadaş daha tehlikeli. Şöyle çünkü o beni daha çok etkileyen bir insan. Yani ben arkadaşımı görüyorum o da kilosu vardı bak 10 kilo verdi. Gayet güzel oldu süper giyerebilirim onu. O yaptıysa ben de yapabilirim. Ben de yaparım. O yaptıysa ben niye yapamıyorum?
O zaman yeme bozuklukları birbiri tetikleyici, sosyal olarak biri tetikleyici özelliği mi var? Hem de nasıl bir kere servislerde de öğretilmezler. Yatan hasta servislerinde normalde yani ben uzun süre servis işlettiğim için şunu yapmak istemezsin mesela. 2-3 anayalokiseyi yatırmak istemezsin yeme bozukluğun çünkü bunlar birbirinden süper etkilenir ve kopya çekerler. Yöntem öğrenirler ve devamlı birbiriyle karşılaştırırlar. O yüzden normalde çok isteyeceğin bir şey değil zaten bir yerde oturtmak.
Okulda bunu engelleme şansın yok. Sonuçta herkes birbirini görüyor. Yani diğer arkadaşının giydiği pantolonu görüyorsun, senin giydiğin pantolonu görüyorsun ve bir de bunun nasıl bir yanıt aldığını görüyorsun. Şimdi tabii feministler açısından bakarsanız bu bir toplumsal başka bir tarafı da var. Yani çünkü bir şekilde kadınlar zaten hani bir nesnereştirme içerisinde olan şeyler dolayısıyla zaman içerisinde pek çok insan bunu kendisine öz nesnereştirme de yapmış oluyor.
Sonuçta erkekler kadınların neresine bakıyorsa kadınlar da buralara bakıyor. Yani sizin de şey yapacağınız yer yani ki bu da bir nasıl söyleyeyim ya bu da ayrı bir sorun. Bunu çok fazla uzatmadan burada bırakmış olayım. Peki bunun tedavi süreci nasıldır hocam? Çok zorlu mudur?
Ben ilk önce şu ayrımı da yapmak istiyorum şimdi bir kere Özgür hocamın dediği gibi. Yapılan araştırmalarda onun bir altını çizmek istiyorum. Evet ne görülmüş mesela yeme bozukluğu olan kişilerde beden imgesi hassasiyeti zaten hat safhalı. Normun üstünde diyeyim. Ama araştırmalar diyor ki onların çocukluklarına baktığımız zaman biz işte deplesif bozuklukları, anksiyete bozukluklarını daha yaygın olarak gördük gibi.
Ve bu sadece Özgür hocamın dediği gibi de belirleyici yöntem olamaz. Dolayısıyla o beden imgesi hassasiyetine özellikle dikkat etmek gerekiyor. Ama bu da ailelerden geliyor. Sonuç itibariyle bu gökten zembille inmedi. Yani bir tek sosyal medyadan da gelmedi. Bakıyorsunuz işte beden imgesi hassasiyeti olan ailede bir başkası daha genelde olabiliyor. Ya da çocuk ya da ergen beden şekli ve bedenine dair eleştirilmiş de olabiliyor. Ve yeme bozukluğu olan kişilerde genellikle o da kilo oluyor. Ama yani hani işte burnum da çirkin gidip burnumu da yapayım. En azından benim danışanlarım plastik cerrah plastik cerrah geziyor. Onu söylemem gerekiyor. Yani onun altını çizmem gerekiyor. Evet beden imgesi hassasiyeti var ama daha çok kiloya kilobağızlı olmak üzere. Şimdi tedavi süreci tabii ki kişiden kişiye göre değişiyor. İhtiyaçlara göre değişiyor. Şimdi demin Özgür hocam dedik ki işte aileler dahil olmak zorunda. Evet tamam aile odaklı terapilerde aileler işin içine dahil olmak zorunda. İyi ailesi yoksa? İyi ailesi yoksa? Yalnızsa, uzakta yaşıyorsa, ailesi aynı yaşıyorsa? Bakım verene işte varsınlar kaç yaşında? Mesela hani ergense diyelim ki. Diyelim ki çocuk mesela işte ailesi İzmir’e çocuk İstanbul’da üniversite okuyor veya tam tersi. Şimdi öyle olduğunda yani ben daha çok bilisel davranışçı terapi ve özellikle yeme bozuklukları için geliştirmiş bilisel davranışçı terapi, dialektik davranışçı terapi ve işte bu üçüncü kuşak yeni nesil dediğimiz davranışçı terapileri izliyorum. Diyeyim yeme bozuklukları çalışırken. Şimdi aile terapisi biraz daha farklı bir ekoy.
Ama dediğiniz doğru. Şimdi özellikle yetişkinlerle çalışırken de yani ailelerini daha işin içine dahil etmek oldukça zor oluyor. Şimdi eğer ayaktan tedavi ediyorsak, yani kilo çok düşük değilse çünkü kilo düştükçe, Özgür hocamın da dediği gibi, bu sefer rasyonel düşünme becerileri de ortadan kaybolduğu için bu sefer ne oluyor? Yemek ve kilo ile ilgili obsesyonlar, takıntılar daha da artıyor. Mesela biraz araştırmalar var. Şunu gösteriyor bize.
Anoreksiyonervozo olan bir kişi kilo aldıktan sonra daha yüksek kalorili yiyecekler seçmeye başlıyor. Rasyonel düşünmeye başladığı için. Yani buna dair araştırma var. Dolayısıyla bazen ayaktan tedavi düşük kilolarda işimizi çok zorlaştırıyor. Yani hakikaten aynı yerde dönüp duruyoruz sürekli yeme konusunda.
Dolayısıyla şimdi orada kişi eğer kendi başındaysa zaten belli bir yeme düzeni oturtmak gerçekten zor. Aslında terapist olarak yaptığımız şey şu. Ben ne yapıyorum size onu söylemeyeyim. En baştan mutlaka bir endokronoji uzmanı görmesi gerekiyor. Yeme vatukluğu olan kişinin kaç kilo da olursa olsun, ister anoreksiye, ister bulimya, ister tıklanıcası, yani ben tıp fakültesi. Yani hormon hormon. Evet, tabii. Yani ben tıp fakültesine gitmedim sonuç itibariyle. Bir hekmin mutlaka görmesi gerekiyor.
Yani ben bilmem gerekiyor ki o kişi sağlıklı mı, değil mi, yeme bozukluğunun etkileri, hasarları neler olmuş ya da yemek yemesinde herhangi bir biyolojik etken var mı, fiziksel etken var mı? Çünkü bazen bakıyorsunuz işte gece yemek yeme bozukluğu var mesela. Onu konuşmadık. Bazen gerçekten… Bu gece kalkıp mutluluklu yemek yeme.
Ya da işte akşam yemeğinden sonra çok fazla yeme gibi bazen bakıyorsunuz gerçekten bazı bedensel problemler bunu da tetikleyebiliyor. O yüzden mutlaka endokronoji uzmanını görmesi lazım. Psikiyatri desteği, ilaç desteği her ne kadar mesela hani danışanlar tarafından, bir kısmı tarafından
reddediliyor. Çünkü işte kontrolümün dışına çıkacağım. Ben bunu başarabilirim. O yüzden antidepresan kullanmayayım. Antidepresansız da yapabilirim. Ya da işte antidepresanların kilo aldığına dair endişeler. Tabii ki birazcık bizim işimizi zorlaştırıyor. Çünkü ben psikiyatri uzmanlarıyla çalışıyorum. Çünkü antidepresanların bir bakıma direkt olmasa da diyelim ki indirekt olsa oldukça olumlu etkileri oluyor bu süreç içerisinde.
Herkes için olmasa bile bir kısım kişi içerisinde. Peki burada mesela danışan antidepresanı bıraktığı zaman yeniden bu rahatsızlığın, bu yeme bozukluğunu nüks etme ihtimali yok mu? Yok işte o yüzden psikoterapi önemli. Yani sadece antidepresan değil o yüzden psikoterapi önemli. Nüksü engelleri ve sesini al. Şimdi yaptığım şey psikoterapide bir yeme düzenini değiştirmek. Yani o kişinin yeme düzenini değiştirmek. Ama şu yanlış anlaşılmasın. Ben betlenme uzmanı da değilim. Yani sonuç itibariyle sabah bir kibrit kutusu beyaz peyniri yanına üç tane salatalık yiyeceksin gibi değil. Ama yeme düzenini değiştirmek. Şimdi bir kere genelde özellikle kısıtlayan tipte yeme bozukluğunu… Yeme düzenini mi yemek algısını mı değiştirmeye çalışıyorsunuz? İkisine birden. Yani hem yeme düzenini hem yemek algısını. Şimdi yeme düzenini de günde iki öğün yiyorsa kişi tamam bunu ne yapabiliriz? İşte ilk başta üçe çıkartalım. Ama nasıl üçe çıkartabiliriz? Yani işte günde üç salata yiyorum. Peki ama bunu iki öğün de yiyorum. Tamam o zaman üç salatayı üç öğüne bölelim şeklinde. Böyle bebek adımlarıyla. Yani yavaş yavaş öğün sayısını artırmak buradaki hedef. Ama bu demek değil ki işte beş altı öğün beslenmek gerekiyor. O kişi hayatı boyunca beş altı öğün beslensin. Bunu diyemeyiz zaten. Beslenme açısından konuşmuyoruz. Ama yeme bozukluğu davranışını tedavi etmek açısından, davranış değişikliği açısından konuşacak olursak evet öğün sayısını artırmak gerekiyor.
Yani bu benim söylediğim bir şey değil. Yani bize gelen tedavi manöviyeli o yönde söylüyor. En azından bunun etkili olduğuna dair yeme bozukluğu tedavilerinde. Sonrasında enerjiyi artırmaya başlıyoruz. Mesela kalori kelimesini kullanmayız terapist sürecinde. Enerji. Yani enerjiyi yavaş yavaş artırmak. Daha sonra kişinin yasaklı olan besinler.
Şimdi her yeme bozukluğu olan kişinin aslında kendisine yasakladığı yiyecekler vardır. En yasaklılar, daha az yasaklılar, daha daha az yasaklılar gibi. Örneğin işte çikolata en yasaklı yiyecek gibi onun için. Yani yemeye başladığım zaman kendimi hayatta durduramam ya da yersem kesin kilo alırım. O yüzden de yememem gerekiyor gibi. Şimdi en nasıl diyeyim onun için… Onlara ne diyor? Fear food, korku…
Fear food gibi. Yani işte bad food, fear food ya da işte kilo aldıran yiyecekler gibi. Burada en az kaygı yaratan yiyecekten başlayarak… Tamam tabii bu süreçle… Duvarları kırmaya başlamış. Duvalları kırmaya başlar ve yavaş yavaş günlük rutinine onları küçük porsiyonlarla koymasına yardımcı olup aynı zamanda ortaya çıkan kaygıyı da yönetmeyi öğretmek. Tabii ki burada aileyi de zaman zaman işin içine dahil ediyoruz. Tabii ki bu yetişkinlerde… Hani çok da… Eğer çok kişinin kilosu düşük değilse ve hayat tehlikeli yoksa çok da sevdiğimiz bir şey değil. Neden çok sevdiğimiz bir şey değil? Çünkü… Kontrol kaybı hissini yaşatmak istemiyoruz. Danışanınızı öyle söyleyeyim.
Ha o kontrol duygusu kalsın istiyorsunuz. Yani şu açıdan terapistle danışan arasında bir ilişki var. Ve orası onun alanı. Orada her zaman aileyi oraya sokmak çok istemeyebiliriz. Ancak gerçekten aile yeme bozukluğunu tetikleyece tutum ve davranışlar da bulunuyor ise, yetişkinliklerden bahsediyorum.
O zaman evet aileleri de zaman zaman görüşmeleri alıyoruz. Ama eğer aile terapisi değilse sürekli ebeveynleri dahil etmek… Çünkü mesela şunu görüyoruz. Ben size söyleyeyim. Yeme bozukluğu olan kişilerin çoğunun anne veya babası inanılmaz kontrolcü. Böyle bir genel yapma yapamam. Ama birçoğu açısından… Yani 40 yaşında insanın anası babası telefonla arıyor. Nasıl geçtin, ne konuştunuz, ne yaptınız. Bu bizim biraz toplumumuzdan da kaynaklanmış. Ben Amerika Birleşik Devletleri’nde de terapistlik yaptım.
Daha az rastlanıyordu orada. Ama şimdi oradaki insan da biliyor şu 40 yaşındaki kızının terapisini aramam diyebiliyor bir şekilde. Şimdi burada bazı daha önceden yapılmış hatalar olduğu için ne yazık isteyerek ya da istemeden müdahale… Yani işin içinde bir şekilde dahil olmak istiyor ebeveynlerde. Kişi kaç yaşında olursa olsun. O yüzden de ben çok sevilen, ebeveynler tarafından sevilen bir terapist değilimdir. Peki şimdi bir yandan bütün bu kaygı bozuklarında aile faktörünün olduğunu söylüyorsunuz. Diğer yandan da tedavi süreci de ailenin buna müdahil olması gerektiğini söylüyorsunuz. Bu çocuklardaki aile ilişkileri açısından sıkıntı yaratışı bir şey değil mi? Bir yandan aile lazım, bir yandan aile lazım değil. Orada bir garip bir ikilem olmuyor mu? Şimdi şöyle o kişinin aslında kendi yeme bozukluğunun sorumluluğunu alıp… Üstenmesi için.
Bir yetişkin olarak bununla nasıl baş edeceğini, o ilişkileri nasıl dengeye oturtacağını da öğrenmesi gerekiyor. Zaten bunu psikolojimde veriyoruz ama aileyi hiç dahil etmiyoruz değil. Ama şöyle söyleyeyim size, gerektiği koşullarda dahil ediyoruz ama aile terapisi değilse sürekli…
Özellikle yetişkinlerde aileyi işin içine her dakika sokmayın der bize yeme bozukluğu uzmanları. Siz buna katılır mısınız hocam? Yani evet çünkü aslında iki farklı, iki buçuk diyelim farklı şeyden bahsediyoruz. Bir tanesi tabii ergenler de ve ailesiyle yaşayan, yani ergenlerdeki durum farklı.
Yani bir yetişkin için fark var doğrusu da orada bir fark var. İkincisi de yani yaptığınız şeye göre değişiyor. Şimdi eğer mesela ben söylediğim işte bir aile temelli bir şey yapıyorsanız aile ile yapacaksınız. Bireysel yapıyorsanız bireysel yapacaksınız ama bireysel ergenler de genellikle yani çocuğun yaşını ne kadar küçüksünse o kadar mecburen aileyi katmanız lazım. Ne kadar yetişkinse tabii aileyle o kadar az işiniz var.
Burada tabii şöyle bir şey aileyi kattığınızda aslında yani aile ile sizin başladığınız nokta yani aile üzerinden gidiyorsanız aile ile başladığınız nokta kriz noktası olan yeme noktası. Ama zaten orada gitmeye çalıştığınız yer ailedeki işlevsel olmayan ilişkilerin düzeltilmesi. Çünkü onu yapmadığınız zaman sadece yeme üzerinden onu halledemezsiniz. Dolayısıyla şurası tabii ki doğru yani başladığınız yer yeme olsa da sonuçta ilerleyeceğiniz yer yeme değil sadece. Çünkü burada mantık şu yani bunun bir bu davranışın bir işlevi var ve ben bu işlevi ortadan kaldıracağım ki bu davranışa bu kişinin ihtiyacı kalmasın. Dolayısıyla ben bunun o aile aile terapisi yapıyorsam aile terapisinde aile içindeki işlevini bulup çıkartıp oradaki o disfonksiyon adımı çıkartmalıyım.
O yüzden normalde mesela burada sadece anne baba da olmuyor. Aldığınızda mesela kardeşi de oluyor. Babaanne varsa babaanne de oluyor. Hepsi birden almanız gerektiriyor. Öğretmen veya okul arkadaşları falan gibi şeylerde olmak zorunda bu zaman. Yok hayır. Mesela yetişkinler için o significant other denir hani İngilizce de. Onun için hayatta kim önemliyse gibi bir şekilde.
Burada şu çok önemli yani aslında orada kazandığınız beceri ne? Zaten bizim terapilerin büyük çoğunda aslında aynı şey oluyor. Sonuçta kişinin her şekilde yani bir durumu hallediyorsanız bu ister bağımlık olsun, ister obsesyon olsun, ister ankset de olsun her ne olsa olsun o olumsuz duygu durumunda kalmayı öğrenmeniz gerekiyor. Uygun şekilde uygun süre içerisinde tabi bu çok iyi tarif ettiğiniz gibi yani kaldıramayacağınız bir şey olamaz. O yüzden belli bir hiyerarşi ve belli bir mantık içerisinde gitmesi lazım. Ama ben o olumsuz duygu durum içerisinde durabilmeyelim çünkü eğer orada duramıyorsam ve oradan her zaman kaçma ihtiyacı hissediyorsam o veya bu şekilde ben bu sorunu halledemem. O yüzden de yani mesela genellikle sizin yaptığınız işlerde eğer insanlar iyi motive değilse, iyi anlatamadıysak veya ne yaptıklarımı anlamadılarsa orada bir işbirliği terapetik işbirliği sağlamadıysanız tabi ne oluyor? Kaçıyorlar. Çünkü sizin yapmaya çalıştığınız şey oradaki onun akut sıkıntısını azaltmak değil aslında tam tersine orada sıkıntıyı siz kontrolü şekilde arttırmaya çalışıyorsunuz ki o kişi öğrenebilsin başvuru yok ama onu yaparken tabi ona bir araç vererek yapıyorsunuz. Diyorsun ki bak senin kaygın artacak ama onu yapma bunu yap tabi bunu siz direkt söylemiyorsunuz ama beraber bulduğunuz bir şey. Bir de tabi verebileceğiniz işte yollar var.
Mesela işte ruhu kontrol becerileri var diğer beceriler var işte mindfulness becerileri var ve her neyse bir sürü beceri var. Onları yani bir taraftan kişi o cephaneyi veriyorsunuz. Onun içerisinden bir sürü şeyden birini seçebilir veya birkaç tanesini seçebilir. Dolayısıyla tamam elinde bunlar var yani sen önceden bunu yaptın sana zarar verdi ki biliyorsunuz herkes elinden geleni en iyisini yapar. Yani ben kendimi kestim de madde de kullansam ne yaparsan yapayım aslında elimden geleni en iyisini yaparım yapabildiğim o olduğu için yaparım. Aileler için de öyle herkes elinden geleni en iyisini yapar. Diyorsunuz ki elinden geleni en iyisini yaptın ama daha farklı bir şey yapabilirsin. Tamam güzel.
Şimdi yakalananları bir ara koyalım. Gel bakalım bunu yapalım. Ama gelmiş oluyor. Tabii bu hani direkt böyle konuştuğum bir şey değil ama sonuçta farklı bir şey denemesi lazım. Farklı bir şey deneyip farklı bir sonuç alabiliyor. Yani bir yanda da ailenin de kendini ailenin ve çenenin de kendini terbiye etmesi lazım bununla ilgili.
Şöyle yani bir sürü durumda aile vesaire yani yapabilirseniz çok iyi yapamayabilirsiniz. Mesela hemki siz işte ergen de de yapamayabilirsiniz. Yetişkin de zaten çok daha da yapabilirsiniz. Yani sizin çalıştığınız bir kişinin düzelmesi için mutlaka etrafındakilerini hepsini düzeltmeniz gerek yok. Ama sonuçta siz orada işte başa çıkma beceri. Mesela kişi ilişkisini de bitirebilir, ilişkisini de değiştirebilir. Farklı bir ilişki şekline geçebilir.
Kendisindeki güç artabilir, kendisindeki kaynaklar artabilir. Oradaki onun bir insanın üzerinde yaptığı davranışın etkisi azalabilir. Alternatif şeylerle başka sonuçlar bulabilir. Dolayısıyla öbür türlü çünkü tabii yani bütün bir de şöyle bir şey var yani bende bir şey değişir de sizde de değişecek bir miktar en azından. Yani ha oradan başlayıp da böyle gelebilirim buradan başlayıp o tarafa gidebilirim ikimizi birden alabilirim. Yani bir sürü şey var. İlaç meselesinde de ilaç da şunu bilmek lazım. İlaç verecekseniz anoreksiyalarda ilacı erken vermek lazım. Yani çok kilo aşağı düştüğü zaman ilaçların etkisi azalıyor. Çünkü bizim özellikle bu antidepesanlar servetünün geri anılımı bloke ettiği için. Yani beyin de servetünün yoksa geri anılımı bloke edeceğiniz bir şey yok. O yüzden de ilaç bir işe yaramaz. Aç bir insan da bu ilaçlar çok bir işe yaramaz. Yani bu enströltürünün seviyesini koruyamaz. Aynen öyle. Ve tabii şu da var. Beslendiği zaman zaten insanlar yani bir şekilde kalori gelmeye enerji gelmeye başladığında o zaman ne oluyor? Zaten bedeliyetlerin bir kısmı azalıyor. Mesela o depresyonun veya bir sürü şeyin, bu glitsel sorunların zaten kendiliğinin azalmaya başladığını göreceksiniz. O yüzden ilacı verecekseniz erkenden vermek lazım. Aşını zayıfken ilacın bir faydası yok. Çok çok zayıfladığı zaman etkisi azalmış oluyor ilacı. Peki hocam şimdi hocamın da dikkat ettiği üzere kalori değil enerji deyince aklıma şu geliyor. Şimdi ben markete gidiyorum. Bilmem ne alacağım. Alıyorum bakıyorum. Özellikle bu obezite meselesiyle, obezitenin mücadele kapsamında bizde de başladı ama batıda bu Amerika’da çok yaygın. Şimdi İngiltere ve Fransa’da yaygın olmaya başladı. Üzerinde ne ararsanız var işte. Bilmem kaç jül, bilmem kaç kalori, bilmem kaç bilmem ne.
O kadar ya, bu kadar ya. Şimdi bende bir yemek bozukluğu var mı bilmiyorum zannederim. Yok ama ona baktığın zaman insan rahatsız oluyor. Zaten rahatsız olun diye yapıyorlar aslında bakarsanız. Bir yandan da bu yeme bozukluğunu tetikleyen bir şey değil mi oradaki yazılar?
Şöyle yeme bozukluğunu tetik… Zemin varsa yeme bozukluğunu tetikler aslında bakarsınız. Zemin yoksa yani ona hepimiz öyle olsa bütün dünyaya yeme bozukluğu. Bozuk yeme davranışı bence hepimiz de 3 yaşa 5 yukarı. Hangimiz tam doğru besleniyoruz ki ama zemin varsa sonuç itibariyle şey yapar evet tetikler. Obezide de tabii ki ayrı bir problem.
Çünkü mesela obez olan bireylerde de son dönem biliyorsun işte gastrik bypass ameliyatları, işte tüp midye ameliyatları, variyatlık cerrayi çok yaygın olarak yapılıyor. Orada şöyle bir problem var. Bazen yeme bozukluğu olan kişiler atlanabiliyor istemeden. O ne demek? Yani şöyle normalde aslında bakarsanız psikiyatrik konsultasyonu alınıyor ve değerlendirmeden geçiyor. Yeme bozukluğu var mı yok mu kişinin ameliyat olmadan önce ki ona göre müdahale edilsin diye. Eğer ki yeme bozukluğu olan bir kişi ameliyat ettiğiniz zaman şöyle sıkıntılarla karşılaşabiliyoruz.
Yani tabii ki sağlığını tehdit edecek bir boyutta ise o kişi ameliyat olmalı bunun kararını tabii ki ben veremem ama bu sefer o güne kadar bütün duygularını, bütün zorlayıcı duygularını hayatta kaçmak istediği, aslında bakarsanız hayatında kaçmak istediği tüm gerçeklikleri yemek aracılığıyla yaptığı göz önünde bulunursa birden ameliyat oluyor.
Yani o baş etme mekanizması elinden alındı 24 saat içinde. Bu sefer onun yerine başka şeyler koymak. İşte ne olabiliyor? Alkol, kumar, alışveriş. Yani bunu yaygınlıklı yani yaygın olarak görüyoruz. Sonrasında da mesela ufak ufak beslenmeler yani hani işte böyle sıvı çikolatalar işte krem şeklindeki çikolata, işte midede çok fazla yer tutmayacak olan ya da gel git ufak ufak yeme.
Yani bir şekilde siz hani zihni ameliyat etmiyorsunuz baktığınızda ve bu mesele açlıkla ilgili olan bir şey değil. Yani açlık hissetip hissetmemek değil. Yani bu çoğu kişi de bir tür baş etme mekanizması ve onu siz dışarıdan müdahale ile, ceray müdahale ile aldığınız zaman yerine bir şekilde o kişi sağlıklı bunu duygularını yönetmeyi öğrenemediği için tabii ki başka bir sağlıksız yönetme biçimi koyacaktır. O yüzden de buna dikkat etmek gerekiyor. Yani mesela gelişmiş ülkelerde bunun testleri daha ciddi bir şekilde yapılıyor ve belli bir süre veriliyor kişiye. Aslında bakarsanız o işte yeme bozukluğundan iyileşmesi için ameliyat olmadan önce. Çünkü diğer türlü sürekli bir nüks. Çünkü yani kişinin zihninde yani yeme bozukluğu, eating disorders, mind dediğimiz yeme bozukluğu aslında zihniyeti hala orada. Orada. Yani bu davranışı her ne kadar siz zorla elinden almaya çalışsanız bile. O nedenle buna da tabii ki dikkat etmek gerekiyor. Dedik tamam, obez testi olan her kişi de yeme bozukluğu yok ama bazılarında var. Yani özellikle de yeme bozukluğu olup obez olan kişilerde mesela depresyon tandası daha yüksek çıkıyor araştırmalarda ve öz yani kendilik değeri problemi daha yüksek çıkıyor. Yani zaten sonuçta burada şöyle yani bu tip problemlerde yani o sorun geri gelecek bir şekilde ama az gelecek çok gelecek hafif gelecek. Sen onu atlatabileceksin ve atlatamayacaksın. Çünkü öğrenilen bir davranış için unutulup yerine yani unutma diye bir şey zaten yok ama yerine başka bir şey koyduğunuzda o davranış yani her dağ hangi davranış olursa olsun.
Arada bir tekrar geri gelir. Yani ben yine stresli olduğumda yine tekrar aklıma gelecek. Nasıl madde bağımlısı olduğunda aklıma tekrar geliyorsa ve tabii bir de hatırlatıcı şeyler var. Söyleyim, uyaranlar var. Yani hayat değişikliği yapmadığınızda yani hem sorun çözme yöntemler öğreneceksiniz hem de hayatınızı bir miktar değiştirmeniz lazım.
Yani eğer ben devamlı aynı insanlarla aynı kebapçılara gitmeye devam ediyorsam yani git gide kendimi orada zorluyorum. Yani bunu çok iyi yapabilirim ama yapamayabilirim. O yüzden yani o bana tekrar tekrar tekrar tekrar gelecek. Yani zor ve zayıf olduğun zaman da seni tekrar bir ittirebilecek bir şey ama orada ne oluyor?
Şimdi iyi bir tedavi sürecinden geçmiş birisi böyle bir durumda ayağı hani tökezlese bile hemen toparlayıp devam edebiliyor. Ama diğeri bozuluyor yani. Bir göreceğim şimdi şunu merak edeyim. Yeme bozukluğu da muhakkak tetikte için bir etken mi gerekiyor? Hayır yeme bozukluğu.
Biliyoruz ki mesela bazı hastalıklar genetik. Psikiyatrik hastalıklar da dahil. Ne bileyim şizofrenin bir genetik tarafı var. Muhakkak bir tetikleyen de ortaya çıkıyor ama genetik yoksa zaten çıkmıyor. Yeme bozukluğunun genetik bir tarafı var mı yoksa tamamen tetiklemeli mi çıkıyor? Eğer tetiklemeli çıkıyorsa ortaya ne bileyim şey az önce bahsettiniz ev değişikliği, okul değişikliği,
anne baba ayrılması falan filan gibi. Bu, derin ki çocuk bir okula gitti ve okulda şey oldu veya aile bir yere taşındı, çocuk da yeme bozukluğu gelişti. Acaba bunlardan da vazgeçmek gerekiyor mu yoksa bunlara rağmen mi mücadele etmek gerekiyor? Şimdi yeme bozukluğunun bir genetik tarafı var. Zaten bizim bütün sorunlarda var. Yeme bozukluğunda da var. Anoreksiyada yani işte tek yumurta ekizlerinde işte birinde varsa diğerinde görüme olasılığı yine oldukça yüksek. Dolayısıyla heritabilitesi çok düşük olan bir durum değil ama yüzde yüz değil. Yani sonuçta genetik bizim bütün sorunlar gibi genetik bir altyapımız var. Üstüne gelen çevresel olaylar var. Burada tetikleyeciden kastığım şu yani sonuçta siz biraz önce bütün konuştuklarımızda yani bu yeme davranışını, patolojik yeme davranışını kullandığınız ve bundan aldığınız bir sonuç var. Yani ve siz bunu öğrenmiştiniz, tedavi oldunuz ve tedavi de bunun yerine başka bir şey koydunuz. Dolayısıyla çok güzel her şey iyi gidiyor. Ama tekrar sorunla karşılaştığınız, stresiniz arttı arttı arttı veya öyle bir şey oldu ki diğerini tekrar kullanamıyorsunuz. Üst üste bir sürü şey geldi. O zaman ne olacak? Tekrar yediniz mesela ve tekrar kustunuz. Şimdi burada bu bir kere, iki kere, üç kere yani tekrar olduğu zaman ki olması yani totalinden yok etmek durumda değilsiniz. Oradaki fark ne oluyor? Yani çok daha iyi tedavi olmuş veya hatta daha iyi durumdaki bir insan orada o sorunu tek bir yerde tutup, oradan tekrar normal şeye geri dönebiliyor. Ama diğeri ne oluyor? Diğeri oradan bir karar veriyor. Mesela o diyette de öyledir ya mesela kilo vermeye çalışır insanlar. Ondan sonra bir süre sonra mutlaka arada bir kaçak olur. O kaçak olduğunda bazısı der ki tamam bugün böyle oldu ama yarın düzelteceğim, devam edeceğim. Hayatınızdaki pek çok aksaklıkta olduğu gibi diğeri der ki bu iş olmuyor ben yemeğe geri döneceğim der yer. Mesela birinde bir karar vermiş oluyorsun ben normal eski halime döneceğim diye birisinde bu bir hataydı. Niye çıktı? Ben bunu nasıl düzeltirim diye bakıyorsun. Dedi ki şey o fark o. Çünkü bu öğrenilmiş bir davranış olduğu için yani işe yaradı. Yıllarca işe yaradı. Zaten tanınana kadar yıllar geçti. Tedavi oldu yıllar geçti. Öğrendiğiniz ve yıllarca sizi öldürecek bile olsa kısa süre değişecek bir davranış arada tekrar geri gelecek yani. Peki hocam şimdi mesela bir şey düşünüyorum şimdi bağımlılıktan. Bazı bağımlılıklı tüyleri de biliyoruz ki ya da ben biliyorum ki diyebilirsin ki Fatih bir halt bilmiyorsun yanlış biliyorsun. Bağımlılık bir yandan da serotonin hormonunun salgılanmasına sevgiyet veriyor. Ve o bağımlılık da artıyor ki o hormon salgılamasını artabilsin. Yani doz yetersiz hale geliyor. Mesela bu şeyde yeme bozukluğunda bu kontrol hissinin ve yeme bozukluğundan kaynaklanan işte kendini beğenme hissinin de bir serotonin salgılası var mı? Yoksa oradaki makinesi falan mı başka mı? Şimdi şöyle yani normal madde bağımlılığında dopamin artıyor. Dopamin artıyor.
Dopaminde de tabii oradaki yani dışarıdan verilen maddenin yaptığı etki sizin doğal olarak elde edebileceğiniz dopamin yükselişinden tabii çok daha fazla olan bir şey. Ve o bütün şeyi değiştiriyor. Yani beynin bir yani yapısını değiştiren bir şey. Çünkü orada böyle bir patlama oluyor dopamin patlaması. Beynin diyor ki aman Allah’ım ben hayatında böyle bir ödül görmedim.
Dolayısıyla diyor ki kaydet çünkü çok mantıklı yani çok büyük bir ödülü gelen bir durumu kaydetmen lazım tekrar nasıl olacağını anlamak için. Dolayısıyla ne oluyor bütün oradaki her şey ne varsa hepsi kaydoluyor. Dolayısıyla tekrar aynı ortama girdiğinizde bütün hepsi aktif oluyor ve bırakmadıkça zorlaştıran yani bitmama snap sarın falan değiştiği farklı bir yapı oluyor. Bir kısır döngü oluyor. Evet şimdi buradaki öyle değil yani bu ona çok benziyor bir şey değil. Orada yalnız çok özür dilerim.
Besin bağımlılığından bahsedebiliriz. Mesela şimdi son yıllarda çıkan bir kavram besin bağımlılığı. İşte ilk Yayal Üniversitesi’nden aslında araştırmalardan çıktı. Yani besin bağımlı diye bir şey var mıdır? Yani aslında evet var. Yani bazı besinlerin bağımlılık yaratıcı özelliği diğerlerine göre daha fazla. Nedir onlar? İşte aslında en fazla bağımlılık yaratan yiyecekler ilk dörtte birinci çikolata, pizza, patates kızartması hamburger.
Mesela ilk dörtte bunlar var. Daha çok yağ, karbonidrat ve şeker oranı yüksek yiyecekler. Aslına bakarsanız bağımlılık yaratma özelliği var. Tabii ki bu bir tek içindeki maddelerden dolayı da değil. Şimdi şöyle söyleyeyim size stres altındayken eğer ani bir stres değilse,
uzun süreli bir strese maruz kalmışsak eğer biz yağ, karbonidrat ve şeker içeren yiyeceklere yönelme olasılığımızı da daha artıyor. Ve böyle böyle insanlar zaten iç stresinden dolayı baktığınız zaman kilo almaya başlıyorlar. İşte bilgisayar başında iş yaparken bir şeyler yiyor falan. Ve eğer ki bu işte yağ, şeker ve karbonidrat içeren yiyecekler de… Peki bu yiyecekleri isteme aslında biraz bizim ilke içkiliğimizden anı iddalamızla kaynaklanan bir şey değil mi?
Hem orada aslında evet onun bir şekilde biyolojik bir tarif… Kolay enerjiye çevrilir gıdaları ve daha fazla istemez mi? Evet ama aynı zamanda bir de kolay ulaşılabilir. Mesela brokoli kolay ulaşılabilir bir şey. Yani baktığınız zaman her dakika işte bir brokoli çorbası ısıtayım da yapayım da sonra bilgisayar karşısında içeyim. Olmuyor o iş yani.
Arıyorsunuz işte uygulamalar var. Yeme bozukluklarını besleyen birtakım uygulamalar ciddi milyon dolarlar servet yaptılar. Çünkü 12 dakika içinde önünüzde her şey geliyor zaten bütün çikolatalar şunlar bunlar. Şimdi siz söylüyorsunuz o çorbayı lahana bilmem neyi işte doğrayıp ayıklayana kadar dışarıdan yiyecekler geliyor. O popop bilgisayar başında zaten yiyorsunuz. Ulaşılabilir olması ve daha da ucuz. Yani sağlıklı beslenmek pahalı bir şey mesela. Pahalı mı da sağlıklı beslenmek? Efendim? Daha pahalı mı sağlıklı beslenmek? Sağlıklı beslenmek daha pahalı. Yani şeye göre şimdi bakkaldan marketten aldığınız bir tane çikolataya kıyasla gidip bir kilo sebze, meyve almak. Alıp onu evde doğrayıp pişirmeyi değişecek. Hem harcadığınız zaman hem aynı zamanda para olarak tabii ki daha pahalı. Daha da ulaşılabilir. Bu sefer ne oluyor? İşte bir ödül mekanizması. Yani araştırmalar diyor ki şeker içeren yani özellikle şeker içeren yiyecekler.
Ya karbonat içeren yiyecekler de beyinde ödül mekanizmasını derbeye soktuğu için hatta böyle bir bağımlılık yaratıcı maddedeki benzer etkileri yaratıyor beyinde. Dolayısıyla kişi onu tekrar tekrar yemek istiyor. Ama aynı zamanda burada her zaman söylediğim bir şey var. Yani yiyeceğin bize verdiği haz değil. Aslında o haz alma ihtimali insanları o davranışı tekrar ettiriyor.
Yani şöyle söyleyeyim biz her çikolatalı pasta yediğimiz zaman aynı hazlı almayız. Ama aynı hazlı alma ihtimaliyle onu yemeye devam ederiz. Ya da çevre. Hocam ben iskender yediğimde aynı hazlı alıyorum mesela. Aynı yerden biliyorsunuz. Orası güzel yapıyor olabilir ben Türk işte alayım onun adını. Çikolatalı dediğim gibi her çikolatalı pasta yediniz de aynı hazlı almasınız da aynı hazlı alma ihtimali. Zaten o haz alma ihtimaliyle o davranış devam ediyor.
Artı bir de her bağımlıkta olduğu gibi hani çevresel faktörler. Mesela alışveriş bağımlılığında AVM’ye gidersiniz. AVM’deki vitrinlerdeki işte şatafat, ışıklar, yürüyen merdivenler, müzik. Bu ayrı bir hani pazar ciddi anlamda. Yani insanı alışverişe sürükleyen gibi. Yemek için de aynı şey söz konusu. Yani dolayısıyla hani hangi arkadaşımızla yediğimiz, hangi restorana gittiğimiz, hangi koşullarda yediğimiz. Yani örneğin sinemaya gittiğiniz zaman patlamış mısır yemek. Yani bu böyle bir şekilde koşullanılmış. Ve yani işte sinemaya girilir, patlamış mısır yenilir gibi. Dolayısıyla her bağımlıkta olduğu gibi çevresel faktörler. Yani o besinin ya da maddenin etrafındaki kişiler, ortamlar da o bağımlılığı ya da bağımlılık benzeri. Ben yemin bozuklukları için yani ben değil literatür, bağımlılık demez. Bağımlılık benzeri davranışlar. Bağımlılık benzeri davranışı devam ettirme sebeplerinden bir tanesi de o aslına bakarsanız yani. Peki hocam şimdi mesela son zamanların moda şeyleri var. Özellikle gençler arasında vejetaryen olmak. Birbirini çok da etkiliyor gençler bu konuda anı bu kadarıyla. Veya vegan olmak, bir adam da öteye gitmek. Bunlar da birer de yeme bozukluğu sayılabilir mi ya da yeme bozukluğunun tetikleyici, işte bu ortoreksiye dediğimiz tetikleyici unsurlar olabilir mi? Vegan ve vejetaryen beslenme arzuları. Oladabilir. Yani şöyle söyleyeyim size.
Gerçekten onun felsefesiyle, o beslenme felsefesiyle hareket eden kişiler olduğu gibi bazen yeme bozukluğunu, var olan yeme bozukluğunu… Bununla perdeleyen. Perdeleyen kişiler de olur. İşte ben veganım, ben vejetaryenim yemem gibi ve gerçekten de bunu kendisine inandırabiliyor. Ama bu demek değildir ki her vegan vejetaryen yeme bozukluğu olacak ya da her işte vegan olan… Ama pertelerden bir tanesi, gizli yemekten bir tanesi olabilir.
Tabii, evet. Bir iyice alerjim var ya da ben veganım, ben vejetaryenim gibi söylemler. Bir de zaman içerisinde tabii çok değişiyor. Şimdi ben mesleğe ilk başladığım zaman, katiyen yağ yemeğin, katiyen yağ yemeğin denirdi. Yani bütün dergileri açardınız. Aman asla yağ yemeğin çok kötü. Sonra olay işin rengi değişti. Yani zaman içerisinde bu oldu. İşte karbonidrat yemeğin şeker yemeğine döndü. Bu sefer önceden beri beslenmeyi takip edenler, bu sefer hem yağ yememe, hem karbonidrat yememe, hem şeker yememeye başladılar gibi durum sözü oldu. Ayrıca hiçbir şey yememeye başlamak gibi. Yani bu aynı zamanda dünyada bir sektör. Şimdi kozmetik sektörünü ne yaparsak yapalım, yıkamayız. Yani imkansız bir şey. Kapitalismin sonuç itibariyle ona atar damarlarından bir tanesi. Şimdi onun karşısına çıkardıkları bir işte beden olumlamı var.
Burada beden olumlamanın aslında bakarsanız çıkış noktası gerçekten çok güzel, çok nasıl diyeyim, çok aktivist bir hareket ama o beden olumlaması… Beden olumlama ne demek hocam tam olarak? Beden olumlama aslında bakarsanız bir tek bedenle ilgili değil karşılığındaki kişiyi olduğu gibi kabul etmek. Yani olduğu gibi yiyeniş tarzıyla, kilosuyla, görünüşüyle, olduğu gibi kabul etmek. Annemlerin zabanı yani. Evet, yani kesinlikle öyle. Olduğu gibi kabul etmek.
Sonra bu çıkış noktasından biraz uzaklaştı Fatih Bey. Olay şeye döndü. Böyle Instagram fenomenlerinin, influencer’larının kullandığı böyle klişe laflara döndü. İşte 5 kilo fazlası olan influencer’ın kendi fotoğrafını çekip kendimi böyle de seviyorum falan gibi pozlarına döndü olay. Ya da işte gerçekten ışıl ışıl yüzü parlayan bir oyuncunun işte sabah fotoğrafını çekip kendi çirkinliğimi seviyorum demesi. Yani bu samimiyetsiz yani. Anlatabiliyor muyum? Yani zaten güzelsin bunu da biliyorsun. İnsanlara bu çekici gelmedi. Yani neden gelmedi? Çünkü insanlar da… Çok özür diliyorum Süleymanlı gerizekalı değil. Kimse aptal değil. Yani kimse aptal değil artık. Yani o hissi vermiyorsunuz. Ve diyor ki bu ne ya şimdi yani? Tabii ki gidip de bu sefer hani Brad Pitt olmasa da işte başkalarına bakıyor. Yani onlara bakıyor. Şimdi Amerika şeyleri çok kullanıyor. Benim de ciddi bir sivilce sorumlu olduğum için takip ediyorum. Sivilceli influencer’ları kozmetik reklamları da kullanmaya başladılar. Bence muhteşem bir aksiyon yani harika bir aksiyon. İşte bu neuromarketing dediğimiz şey. İnsanları artık nasıl yakalarsın? Tamam. Şimdi kozmetik sektörünü hiçbir şekilde yıkamazsınız. O ideal beden şekli kriterlerini, o yapılı burunları, sponsorlu reklamları Instagram’a dışarıda önümüze çıkıyor. İşte sonuçta benim işim bu olduğu için bir anda beni yakalıyorlar. Ve daha çok bedende ilgili reklamlar önüme çıkıyor. Şimdi onlar zaten olacak. Yani insanlar da para kazanıyor o işten. Bir şey demiyoruz onlar olacak. Ama buradaki olay şu. Yani bu doğrudur, bu olmalıdır değil. Ya arkadaşım isteyen yaptırsın, isteyen yaptırmasın. Çünkü yeni bir kavram da var. Plastik sörceri shaming. Yani herkes gizli saklı. Yani doğal yap, doğal yap, run yap ama çok doğal olsun. Kimse anlamasın. Yani böyle de bir baskı oluştu insanların üzerine. Şimdi siz eğer… Ne odu ne odu? Ne o ne o? Yani sonuçta biz samimi olalım. Gerçekten birbirimize karşı samimi olalım. Yani evet sonuç itibariyle bedenimize illa bayılmak zorunda değiliz Saadet Bey. Yani bayılmak zorunda değiliz. Yani ama işte çok seviyorum, bayılıyorum, çirkinliğimi seviyorum falan. Bu olmak zorunda değil. Ama yani bu bazı genetik özelliklerimiz var. Anlatabiliyor muyum? Yani işte bir kums hariti Brezilyalı vücuduna sahip olamayabiliriz. Ve bu yanlış değil. Hocam ben Brezilya’ya gittiğim hiç öyle değildir. Diyoruz ki hayal kırpınışları. Hiç, yalan yani. Yani sonuçta en azından bize gösterilen, gördüğümüz kadarıyla ben git dedim ama gördüğümüz şekilde. Yani olmak zorunda da değilsin. Ama gidip işte bir plastik cerahi, operasyon geçirmiş kişiyi de zorbalık… İlla da aşılamayacaksın. Evet zorbalık uygulayarak da kalkıp bu ne yapacaksın? Kosmetik sektörünü ortadan kaldıracaksın. Yani bu samimiyetsizlik. Şimdi o yüzden şunu bir aslında bizim altına çizmemiz gerekiyor. Kim ne yaparsa yapsın artık lütfen kimse birbirine karışmasın. Sen zayısın, sen şişmansın. Sen ne yaptın, sen ne yaptın? Yok, yapmamış. Bir şekilde. İkinci soru dediğim gibi o, hani beden olumlama birazcık hakikaten çok güzel bir hareket olarak ortaya çıktı. Samimiyetsizleşti. Yani samimi yapılanına, yani can kurban ama biraz samimiyetsizleşti. O yüzden de ben daha çok işte beden eleştirme, beden utandırma kavramlarını kullanıyorum özellikle. Evet onu kullanıyorum. Yani bu arkadaşlar bunu yapmayın. Peki hocam bir şey merak ediyorum şimdi. Önce sizden başın size soru ben sorayım.
Anne, baba veya çevre çocuğun ya da ergenin bir yeme bozukluğundan muzdehrip olduğunu bulübüye olabilir anıraksörlüğünü fark ettim. Fark etmek kolay değil ama fark ettim. Ne yapmalı? Erken fark etmek, yani kanser gibi mi? Erken teşhis önemli mi yoksa teşhis geciktikçe, fark etme geciktikçe tedavi zorlaşır mı?
Yoksa her zaman zor bir tedavi midir? Ve fark ettiği ilk yapacağın ne olmalı ailenin? Tabii erken olması çok faydalı. Çünkü kilo kaybı olacak durumlarda ne kadar az kilo kaybı o kadar iyi. Diğer durumlarda da sonuçta bir eğer öğrenilmiş ve işe yarayan davranışsa ne kadar az işe yararsa yine o kadar iyi. Dolayısıyla tabii erken dönemde yakalarsanız ne kadar erken o kadar iyi, ona dair bir şey yok. Şimdi gördüğünüz ne yapacaksınız? Normalde yapacağınız şey şu, bir kere bir hekime gideceksiniz. Şimdi ilk önce mantıklı olarak gideceğiniz kişinin bir psikiyatrist olmasını tercih edersiniz. Önce psikiyatrist, yani ödümü beslenme uzmanı falan değil yani. Yok, önce bir doktor görecek. Çünkü niye? Ben çok kilo verdim ama ben mida kanserde olabilirim yani. Dolayısıyla ben hipertrohit de olabilirim. Bir sürü başka şey… Önce normal bir hekime mi gidecek?
Bir hekime gidecek. Sonuçta bu psikiyatiste gitmesi de mantıklı. Başka bir hekime de gidebilir ama sonuçta zaten muhtemelen başka birine giderse o bir psikiyatiste önlendirecek. Peki bütün hekimler bu konuda aynı duyarlılığa sahip mi? Mesela gelen kişinin bir yeme bozukluğundan muzdarip olduğunu anlayabiliyorlar mı hemen? Anlayamaz. Yani anne ve baba nasıl anlayamazsa o da anlayamaz ama… Yani şöyle nasıl anlayabilir? Yani şimdi bu işten iyi bilen birisi tabii bazı şeylerden şüphelenebilir. Anlamaz ama şüphelenebilir. Mesela şimdi görüyorsunuz işte genç birisi geldi. Dişlerinde çürükler var, parmağında erozyonlar var. Ondan sonra böyle bir hafif bir tüylenmesi var. Böyle lanogu dediğimiz tüylenmesi var. İşte bu Türk lütfuyatlarında şişme olduğunu görüyorsunuz. İşte avuç uçtularının böyle turunculaşmaya başlıyor. Bir renk oğlunu görüyorsunuz. Ondan sonra işte saçlarındaki şeyi görüyorsunuz. İşte adet görmediğini anlıyorsunuz.
Mesela şimdi bunları görüp de anlamıyorsanız tabii o bir sıkıntı. Bunları hiçbirisinde göremiyordu o birisiniz. En azından tabii. Ama size getirdilerse ya bu çocuk çok zayıfladı diye en azından bir kilosuna bakmanız lazım. Yani onu da yapmıyorsak artık olmaz. Yani eğer tarttınız dediniz ki ya onun boyu bir 70 kilosu 45. Ve bunu görmüyorsam yani büyük bir şey var demektir yani sıkıntı var demektir.
Ama ondan sonra sonuçta bunu bir değerlendirir ve değerlendirip sonra yeme bozuklarının tedavisi multidisciplinerdir yani. Yeme bozukluğu tedavisini genelde bir kişi yapmaz zaten yapamaz. Dolayısıyla o yani bir ekiptir. Ekibin içerisinde hekimler de vardır, psikologlar vardır, dietlisiyen de vardır, endokrinci de vardır. Bir sürü kişinin olması lazım çünkü herkes ama çok genelde bir ekip lideri olması gerekir. Yani işi koordine edebilecek olan.
Çünkü yani bir taraftan işte bir bireysel terapi kısmı olabilir, aile terapisi kısmı olabilir. Yani egzersizle ilgili birinin bakması lazım. Şimdi bu anöleksiyelarda özellikle işte kemik dansitesi düşüyor. Yani o bir sürü başka problemler. Bunların hepsini ayrıntıya değerlendirecek bir ekip olacak. Ama ilk gideceğiniz kişi yani bir ayacırtan yapabilecek biri olması lazım.
Sonra da bir tedavi yönlendirip bir şekilde organize edecek bir organizasyon alınır. Çocuğunuzla böyle bir şey fark ettiğiniz ilk iş bir doktor edeceksiniz. Bu bir iç hastalıklı mütahkıtsızlığı olabilir, bir psikiyatr olabilir. Ama sonuçta durumu fark edin. Yani durumu ne olduğunu anlatacağınız bir kişiye gitmek lazım. Aynen öyle. Gördüğünüz şeye bağlı mesela ben kilo kaybını görüyorum. Kilo kaybını görüyorum ne olduğunu bilmiyorum.
Ben gideceğim bir doktora. Kusluğunu görüyorum. Gideceğim bir doktor. Ondan sonra bu pediyel tısta bir dahileyeci olabilir. O da diyecek ki bana ben baktım bir şey bulamadım veya görünmüyor. Sen şu doktora git. Ondan sonra tedavi süreci başlayacak. Tedavi süreci başladıktan sonra artık kimse işin erbabı. Yani terapiyi işte kim yapacak, aile terapisini kim yürütecek yani. Yani ne yapacaksanız ona göre o ekibi olması lazım. Bu bir ekip meselesi. Tabii tabii her zaman ekip işi. Bizde o çok zayıftır.
Yani her ekip işi bizde genelde zayıftır. Bu iş aşırı zayıftır. Yani bizde böyle bir şey yok. Düzgün bir ekip yoktur yani. Peki hocam şimdi burada karşımıza şöyle bir sorun çıkıyor. Bunların illa bu çocukların ve bu ergenlerin veya bu büyüklerin illa da varlık işleri olması gerekmiyor. Evet. Ve ne yazık ki Türkiye’de bazı psikiyatrik rahatsızlıklar özellikle bu gibi rahatsızlıklarda kamu’nun sigorta sisteminin yeterli kapsama var mı?
Çünkü sonuçta bir maliyeti var bunun. Yani birden fazla doktor diyorsunuz. Bunların hepsini ortak. Türkiye’nin sağlık sistemi bunu uygulamaya müsait mi? Şimdi şöyle yani tıbbi kısmını uygular. Yani yatırır işte dama yolu açar, besler, onları yapar, onlara bir sıkıntısı olmaz ama esas kısmını yapamaz. Yani esas kısmı.
Yani esas kısmı yani çünkü terapi yapmanız lazım. Uzun süreli bir terapi. Şimdi bu yeni bozuklarındaki bilgisayar terapi 3-5 senans değil yani orta ama işte 40 senans civarı süren bir şey yapıyorsunuz. Dolayısıyla onun işte aile terapisi var. Yani ne ekliyorsanız yani bir sürü komponent olan bir şey ekleyeceksiniz. Şimdi para da olsa bir kere öyle bir sistem yok.
Yani şimdi ben yıllarca devlet tarzı arasında çalışmış şeflik de yaptım. Sonuçta geldiniz. Yani ben ne yapacağım? Şimdi ben orada yani sonuçta elimde feyzan gibi birisi yok ki benim. Öyle bir vakti de yok zaten. Bir ona vereyim de sana bunu al, buna şunu terapi yap, bunu yap. Öyle çalışmıyor yani sistem sonuçta. Dolayısıyla zaten normal sistem içerisinde bunlar bizde yapılamaz. Yani özelleşmiş bir birim olan bir yer yapabilir. Atıyorum mesela bir psikiyatr hastanesinde, bunlar özelleşmiş insanlar olduğu için yapabilir ama bir sürü yerde onu yapamaz. Bakın ki ruhveksinası, kıyasenası atıyorum bunu yapabilir ama herhangi bir işte ne bileyim şehir hastanesi yapamaz. Yapamaz tabii yani çünkü öyle bir şey yok. Yani bir de bu normal şartlar altında aslında bunların hepsi bir uzmanlık alanıdır. Yani sonuçta her psikiyatristin de yeme bozukluğu uzmanı olacak hali yok. O yüzden de aslında normalde sizin bu işe dedikaya… Hatta Türkiye’de bununla ilgili oldukça az uzmanlık var. Yani biz bu konuyu yapalım dediğimiz zaman güçkezsiz olabildik yani.
Yani bu işleri dedikade olan zaten bir şey yani sistem kurmak zor çünkü bizde zaten sayılar özellikle mesela çocuğu gelken psikiyatrist. Şimdi ben asistanlığa girdiğimde kaçıncıydım? 53. mi 55. mi neydim yani? Asistan herkes dahil. Yani şimdi yine oldu tabii sayısı daha fazla ama yok ki. Bütün Türkiye’de? Tabii yani 2000 kaçta girdim ben yok. 98’de başladım asistanlığa. O zaman 53. miydim 52. mi neydim?
Bütün hocalar dahil ki onların çoğu ilişkin psikiyatristi üstünde çoğu psikiyatrist olmuştu. Dolayısıyla yani sayı çok az olan bir yerde zaten kimse özelleşemez. Yani önce belli bir sayı olacak. Onların belli bir eğitim verilecek. Onun işte bir süpervizyon sistemi olacak vs. Şimdi bunlar için de birinin uğraşması lazım. Yani bu kendiliğinden olabilecek bir sistem değil. Bunu kurduktan ancak böyle bir şey kuracaksınız. Onun işte birimleri olacak ki hani sizin söylediğiniz gibi kamuizm eti olarak bunu verebilirsiniz.
Bir de uzun süredir bir hizmet. Onu takibini yapacaksınız. Yani pratik olarak bence birkaç yerde çok zor yapabiliyor. Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz ama? Yok yok kesinlikle yani kesinlikle aynı noktadayız. Çünkü benim mesela ben işte Bosphorus Üniversitesi’nde aynı zamanda yarı zamanda öğretim görevlisi. Öğrencilerim oluyor ve çok meraklı oluyorlar. Ben de çok seviniyorum. Ah ne güzel yeme bozukluğu konusunda uzmanlaşacak yeni ruh sağlık uzmanları, gençler şeklinde. Ama yol yani süreç içerisinde demotiv oluyorlar. Niye? Yani çünkü şöyle bir şey. Yani alan da genelde şey açısından, uzman açısından da mesleki tatmin açısından da çok zor. Niye? Yani bir gelen kişi ne kadar istekli soru işareti. Onu soracağım şimdi. Mesela bu hastalığı aile keşfetti ve gördü dedi ki ergen de böyle bir şey var. Çocuk ne kadar hevesli oluyor? Çünkü anı kudret ile evinde merak etmenizden red çok kuvvetli. Kabul etmeme, tedaviyi reddetmek, kendinden ve birinci bir şekilde memnun olma çok üst yüzeydi. Nasıl oluyor tedavi süreci? Çünkü zaten şöyle bir, anoreksial nervozada eğer tedavi olursam kontrolü tamamen kaybederim, külü almaya başlarım. O yüzden tedavi olmayayım. Bu yüzden bir kaçınma var.
İki bulümye nervozada tamam kusmak beni zayıflatmıyor ama yine de bir ilizyon yaratıyor yediklerini çıkarmaya dair. Bu sefer ben bunu bırakmış olacağım. Üçüncü tıkınırcasına yeme bozukluğunda da şöyle bir durum var. Bu arada tıkınırcasına yeme bozukluğu ve bulümye nervozada tedaviye gelme çok daha kendi isteğiyle kişinin tedavi olmak istemesi çok daha oranı fazladır. Çünkü bir zaman içerisinde gerçekten külü aldığını görüyor. Yine külü odaklı aslında bakarsanız bulümye nervozu olan kişiler de ”Aa ben yiyip kusuyorum ama külü vermiyorum.” şeklinde ve hayatım olumsuz yönde etkileniyor. Tıkınırcasına yeme bozukluğunda da mesela külü alımı olduğu zaman kişi geliyor. Ama geldiğinde bile Fatih Bey o daha şöyle oluyor. Yani orada yeme bozukluğum var ve yeme bozukluğumu değiştirmek istiyorum da ziyade ben işte yeme külü vereyim. Yani tedaviyi böyle bir şekilde ata durduracağım, ben ki kilo verebileceğim gibi bir anlamlandırma söz konusu. Şimdi o yüzden zaten bu konuda farkındalık… Yani aslında hastalığı değil, semptomu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Şimdi öyle olduğu zaman da tabii ki geldiğinde şimdi ben nasıl yani kilo veremeyecek miyim? Şimdi biz şimdi yeme bozukluğunu ortadan kaldırana kadar süreçte ben kilom aynı kalacak, bu çok uzun zaman alır diye. Mesela çoğu kişi süreci yarıda da bırakabiliyor. O nedenle zaten bir, gerçekten insanlar zorla geliyor, bazen aile zoruyla geliyor. Aile zoruyla gelen kişiyle ne kadar terapotik ilişki kurabilirsiniz. Yani bir, iki, üç deniyorsunuz ama istek yoksa red varsa bu hakikaten çok zorlayıcı olabiliyor. İki, gelen kişi yeme bozukluğunda ne kadar istekli bile gözükse bir iklem de olabiliyor. Yani senelerdir orada olan bir alışkanlığı diyeyim ben, hani bırakmak kolay bir şey değil. Artı eyvah yeme bozukluğunu bırakırsam ben kilo alır mıyım gibi endişeler oluyor. Öyle olduğu için de tabii ki o süreç her zaman verimli gitmeyebiliyor. Yani ben mesela danışanlarımla psikiyatriste yönlendirme ve iş birliği yapmak konusunda hakikaten çok zorlanıyorum. Yani gerçekten. Çünkü işte ilaç ve niküle aldığım… Ben siz de bu işi tek başınıza yürütmeye çalışmıyorsunuz. Yok asla, asla, asla, asla, asla.
Sikiyatrist, endokinyolog, iç hastalık müdür, hepsini. Tabii. Çünkü şöyle bir şey ne kadar çok bilirseniz, o kadar titizlenirsiniz. Yani ben hani o dediğim gibi senelerdir bu işte çalışıyorum ve şunu biliyorum. Yani o öyle sosyal medyada yer alan popüler söylemler, işte duygusallayamaya duygularınızı, işte hani keşfetin resayrı gibi o klişe lafların ötesinde tamam derinliği olduğu zaman tamam.
Ama yeme bozukluğu bundan ibaret değil. Yani beni çok aşan tıbii yerleri var. Yani o noktalarda da tabii ki benim endokinyoloji uzmanlarıyla, özellikle psikiyatri uzmanlarıyla… Ya bunun tedavisi öyle çok da kolay bir şey değil. Biz değil. O yüzden de uzmanlar zaten yeni uzmanlar çok yetişmek istemiyor. E ben bir ekiple çalışmam lazım. E o ekibi bulmak kolay değil. E işte Özgür beni dediği gibi çocuk ergen psikiyatri uzmanı bulmak o kadar zor bir şey ki. İnanılmaz bir şey ya. Şaka gibi gerçekten. Çocuk ergen psikiyatri uzmanı sayısı eskiden daha zor. Evet şu an daha fazla.
Ama yine de zor. E bu iş süreç içerisinde gerekli durumlarda beslenme uzmanı için içine giriyor. E aile terapisi giriyor. E bir servet. Tamam mı? Yani aile de bunu aynı zamanda kişide karşılayamayabiliyor. O yüzden zor. Evet evet. Çok çok çok yönlü. E bunu gören işte yeni uzmanlar da süreç içerisinde mesleki tatmin olarak tabii ki demotiv oluyorlar. O yüzden de bırakıyorlar. O yüzden de kullanıyorlar. Anılk ya çok zor bir şey bu. Kolay bir şey değil. Çok zor çünkü emek veriyorsunuz veriyorsunuz veriyorsunuz tam böyle tam olacak dediğiniz noktada böyle bir hani geri adım atma oluyor ve bazen o geri adım attığı noktadan kişiyi ileriye götüremeyebiliyorsunuz. Yani hakikaten kolay bir şey değil. Yani hakikaten çok zor bir şey mesleki tatmin olarak. O yüzden bu sadece Türkiye’de değil, dünyada da. Ben bildim bileli aynı isimler var. Kongrelere gidiyorum aynı insanlar, hocalarım aynı hocalar. Yani alana çok fazla yeni insan da girmiyor. Ben de bununla gerçekten üzülüyorum.
Neden üzülüyorum? Çünkü biraz azımsanan da bir alan. Çünkü hep şöyle bakılıyor. Yani e zaten başka problemi varsa altında onu çözersen yeme bozukluğu da kendi… Emotu çözüyor. Öyle bir şey yok. Yeme bozukluğu bir semptom değil ki. Kendi başına bir problem. Evet tamam. Nükse önlemek açısından o kişinin hayatında ilişkilerini daha sağlıklı hale getirmesi, sınır koymayı öğrenmesi, duygularını sağlıklı şekilde yönetmeyi öğrenmesi gerekiyor.
Yeme davranışını da aynı şekilde sağlıklı yönetmenin dışında. Ama yani… Yani akciğer kanseri hastasını sigarayı bıraktırmak mesele değil. Sigarayı bırakacak ama bunlar bunlar da olacak. Tabii tabii. Yeme davranışını düzenlerken aynı zamanda tabii ki oradaki onun psikolojik duygusal komponentleri üzerinde de çalışmak gerekiyor. Karacığım biraz daha devam edecekse gerekli mi? Orası mı önlememiz gerekiyor? Devam edebiliriz değil mi? Hayır versin. Evet yani zor iş. Şimdi zor iş olduğu için insanların yani kaçmasını da anlamak.
Kolay. Mesela madde bağımlığı vesaire bunlar da zor işler. Yani daha kolay yapılabilecek yüz güldürücü daha kısa süren bir sürü iş var. Yani maddi açıdan vesaire bakarsanız. O yüzden burada şimdi ödeme kısmı mesela geri ödeme ve sigorta vesaire dediniz de neyi ödediğine bağlı olarak değişiyor. Şimdi sonuçta devlet terapi olarak ödüyor. Ama onun içeriğine dair hiçbir şey yok.
Yani doğalisi de yani eğer normal bizim işte bu suta baktığınız zaman işte aile terapisini de öder. Bireysel terapiyi de öder her şeyi de öder ama onun içeriği ne ki yani? Sonuçta ben yani kim yapıyor, hangi etkinlikle yapıyor, kim kontrol ediyor. Dolayısıyla baktığınızda hepsi ödenir. Ama yapılan iş o iş değil yani bu konuşulan işle onun alakası olan bir şey değil. Çünkü bir kere uzman insanlarınız olacak.
Onların bir devamlı olacak oraya bir dediğim gibi eğitim süpervizyon ve devam eden bir grup adam koyabilmeniz lazım. Bir iki ay önce işte bir makale okudum Fransa. %19.2 Fransa’da ergenler arasındaki yeme bozukluğu da rastlanma sıklığı. Bu ciddi bir şey. Pek çok aslında daha fazla bir şey.
Üniversite eğitimlerinde bu hastalıkla ilgili, yeme bozukluğu ile ilgili özel birimler var mı? Yoksa dediğiniz gibi? Yok. Yok. Şimdi şöyle yani çoğu… Yani uzmanlık eğitimlerinin çoğu… Zaten şey ayrı bir şey onu size anlatırsınız. Yani mesela klinik psikoloji eğitiminde zaten klinik kısmının çoğunda yok.
Yani pratik olarak kimse bir şey görmediği için yani mesela insanlar teori olarak çok iyi biliyor ama anöreksiyel görmüş olan olmuyor. Yani bir tane bir hasta görmüyor insanlar. Dolayısıyla o zaten apayrı bir problem. Bizim asistan eğitimine baktığınız zaman da nerede olduğunuza göre değişiyor. Yani diyelim ki büyük bir yerdeyseniz hasta görüyorsanız yani bir sürü insan yatıyor çıkıyor ve bazıları yapılıyorsa mesela grup yapılıyor, o yapılıyor, bu yapıca görüyorsunuz. Yapılmıyorsa hiçbir şey görmüyorsunuz.
Dolayısıyla bu tamamen nerede olduğunuzda, oradaki insanların kim olduğuna bağlı olan bir şey. Ve bu aslında diğer konular için de öyledir. Dolayısıyla siz aslında bir uzman yetiştirirken onun çıktığı yere bağlı olarak yani çok daha yani bir miktar daha gelişmiş… Yani nasıl söyleyeyim işte pratiksel ekibin hafif üstü bir insanda çıkartabilirsiniz. Çok daha yetkin bir insanda çıkartabilirsiniz ama normal şartlar altında zaten şey bittikten sonra…
Yani asistanlık eğitim bittikten sonra kişinin uzmanlık hayatında bu konuda süpervizyon almaya çalışmaya ve birilerinden süper… Yani devam etmesi lazım. Zaten hani sırf bir uzmanlık eğitimi içerisinde öğrenemeyecek bir şey değil ama uzmanlık eğitiminde de öğreniyor mu bir sürü insan öğrenmiyor. Zaten burada şöyle bir sorun var biliyorsunuz bizim olaylarda bu ünvanlığa titriler falan biraz şeydir yani nasıl söyleyeyim… Hafif böyle içi ne olduğu belli değildir yani.
Adam profesör olabilir hiçbir şey bilmiyor olabilir, uzman olabilir bir şey bilmiyor olabilir, işte uzman psikolog olabilir hiçbir şey bilmiyor olabilir… Veya da tam tersine bir işte uzman psikolog olabilir profesordan çok daha iyi biliyor olabilir. Dolayısıyla içi o kadar şey ki bizde yani dünyanın her tarafında bilimlilikler böyledir ama bizde çok bariz böyle. Çünkü nereden çıktın, nasıl kendini geliştirdin, neler yaptınla alakalı çok değiştik için.
Ama standart bakarsanız standart olarak yani herkes bunu görür bilir bir sürü denem var diye miyiz? Deyemeyiz. Peki hocam… Ben o konuda şanslıydım çünkü yani klinik deneyimi Amerika’da yeme bozuklukları servislerinde yaptım. Tamam şimdi onu soracağım size. Ben o konuda hani şanslıydım. Psikoloji eğitiminde aslında galiba bunun çok bir yeri yok ama sonrasında bunun üzerine klinik eğitimi sırasında bununla uzmanlaşmamı gerekiyor.
Yani şöyle klinik mesela staj sürecinde, klinik staj sürecinde yani eğer tabii yapabiliyorsanız daha fazla yeme bozukluğu olan danışan görebilirsiniz. Ama şu da bir opsiyon. Normal klinik staj sürecinizi bitirip daha sonra hani bu alanda özel eğitimler alıp, ekstra gönüllü de staj yeri olabilirsiniz. Yani ben evet eğitimin bir parçası olarak yeme bozukluğu merkezlerinde yani yatılı servislerinde işte Amerika’da tamam çalıştım. Ama yandan da yaptığım işle ilgili o kadar tutkuluydum ki mesela bütün yaz boyu işte her yaz gönüllü staj yapıyordum insanlar memlekete dönerken. Yani uzmanlaşmak istediğiniz zaman tabii ki bu alanı yönelenebilirsiniz.
Ama tabii şu da var, buradaki öğrenciler için buradaki uzmanlar için nerede uzmanlaşacak? Yani kaç tane öyle kalifiye yeme bozukluğu servisi var? Yani ben bundan 20 sene önce çalıştığım yeme bozukluğu servisinde işte sabahtan akşama kadar şeyler oluyor. Yani bireysel terapiler, bir plan program var. İşte yeme bozukluğu hastalarına yatışında olan hastalara ya da günlük gelip giden hastalara özel. Sabahtan akşama kadar işte yemek programı orada yeme bozuklukları konusunda uzman beslenme uzmanları. Bakın ben neden yeme bozukluğu uzmanı titrini kullanıyorum? Bu Türkiye’de olan bir uzman değil Amerika’da geçer. Certified Eating Disorder Specialist diye. Bu ünvanı almak gerçekten çok zor, yani çok çok zor. Ben 7 senede aldım işte 10 bin baka görmeniz gerekiyor. Bunun yanında 4 saatlik bir sınava girmeniz gerekiyor.
İşte yani böyle çok gerçekten zorlayıcı, yani doktordan çok daha zor olan kriterleri var. Ve her iki senede bir de sınava giriyorum. Mesela işte Amerika Birleşik Devletleri’ne bir sınava giriyorum. Ama Türkiye’de herhalde böyle bir şey geliyor. Türkiye’de o zaman dersiniz, o zaman de. Olur bir daha gider yani her şeyi diyebilirsin. Mesela şimdi siz televizyona çıktınız, birkaç kere anlattınız çeşitli programla da birdenbire… Tabii tabii. Aa Feyza Hanım çok iyi, biz de olalım diye bir girmek hiç çıkamıyorsun. Ya işte a alanda boşmuş falan diye insanlar olabiliyor.
Yani ve her iki sene bir de üstelik dosya gönderiyorum. Yani şeye derneğe… Peki hocam bir şey ver şimdi konuşunca bunu. Türkiye’de yeme bozukluğu, sıklığı, dünyaya oranla nasıl? Daha mı fazla, daha mı az? Yoksa bununla ilgili elimizde pek çok konuda olduğu gibi sağlıklı bir hissetsizlik yok mu? Çok çok veri yok elimizde. Yani ben sürekli bakıyorum ama çok fazla çalışma yok. Yani var ama Amerika Birleşik Devletleri kadar değil.
Yani mesela pandemi sürecinde yeme bozuklukları ne kadar arttı ben İngiltere, Amerika size verebilirim sayıları oranları. Ama Türkiye’ye henüz yapılmış bir çalışma yok. Daha az. Çünkü insanlar bu alanda çok uzmanlaşmak istemedikleri için çok fazla çalışma da çıkmıyor. Bu alanda daha az uzman olduğu için tabii ki daha az çalışma çıkıyor. Tabii ki kıyasla bir dolu ülkeye göre daha iyi. Mesela işte Japonya’ya göre daha iyi, Çin’e göre daha iyi. Öyle mi? Yani oralara göre daha iyiyiz tabii ki. Oralarda zaten genelde hani böyle bir… Japonya’da mı?
İşte psikolojik ve psikiyatrik rahatsızlıklara karşı daha… Toplumsal baskı var. Toplumsal baskı. Çünkü mesela… Yani utanç duygusu Japonlarda işte en belirgin duygudur. Ve aileyle ilgili hiçbir şey anlatmayı istemezler ve kaçınırlar. Çünkü bu onlar için utançtır gibi. Dolayısıyla hani o kadar kötü değiliz. Ama tabii ki bir Hollanda, bir İtalya… İtalya da mesela bu konuda çok iyi gerçekten şaşırtacak derece yeme bozuklukları araştırmaları konusunda.
Ya da bir Amerika, Kanada gibi de değiliz. O yüzden de elimizde böyle çok veri yok ve şu da sağlıklı oluyor. Yani işte bana çok başvuru oluyor. Eee işte yeme bozukluğu çok… Yani böyle bir şey olabilir mi? Bu bilimsel bir şey değil mi? Bilmiyoruz. Yani bilmiyoruz. Yani çünkü bir tek… Yani bir tek ben yokum tabii ki. Bu alanda çalışan birkaç uzman var. Zaten yeme bozukluğu olan kişiler işte bizlere gidip geliyor. O da farkına varırlarsa veya bir tedavi gerektiğine yorularsa. Yani şöyle söyleyeyim. Muhtemelen beslenme uzmanları bizden daha fazla yeme bozukluğu görüyordur. Ben onu eminim.
Yani çünkü yeme bozukluğu olan… Ama mesela beslenme uzmanları genellikle bizde zayıflamaya yönelik bir algı hesabıdır. İçin yeme bozukluğunun diğer anoreksiye ve bulümye tarafında herhalde yeterli onlarda doğanama sahip birilerdir. Ya o kadar haksızlık etmek istemem. Çünkü artık yeni yeni, yani belki sosyal medyanın en iyi taraflarından bir tanesi bu. Yeni yeni onlar da bu konuda oldukça farkındalık kazandı. Haa iyi o. O çok iyi. Dolayısıyla mesela bana yönlendirme yapan birçok beslenme uzmanı oluyor. Tabii gelmeye debiliyor kişi. Bu arada o yönlendirme yapıyor ama gelmeye debiliyor. Peki Özgür hocam şimdi bir şey bilgimi çekti. Bir izleyici mail atmış. Diyor ki, Ya kardeşim siz yeme bozukluğundan bahsediyorsunuz. Türkiye’de zaten insanın yeme sorunu var. Yeme bozukluğunun ne etkisi var ki? Şimdi yeme bozukluğu… Yeme sorunu var dediğin her şey. Yemek sorunu yani. Beslenme sorunu var. Yani sağlıklı beslenmiyor insanlara. Parasızlıktan ekonomik durumda bahsediyor. Yeme bozukluğunun sağlık üzerindeki uzun vadeli etkilerini sadece zayıflamak değil herhalde. Uzun vadeli etkilerindir. Tehlikeli etkilerindedir. Şimdi eğer yani anoreksiya açısından bakıyorsak… Anoreksiya, bulümya ve hepsi. Anoreksiya açısından baktığınızda anoreksiyada zaten yani bir on yıllık dönem içerisinde… İşte ölme ihtimaliniz her dönem için %5-5 diye gidiyor. Yani 10 yılda %50’in üstüne çıkıyor. Yani genelde tabii o kadar sürmüyor.
Çoğunda zaten bir şey oluyor ama yani şöyle söyleyeyim. Yaklaşık bir 5 kat artmıştır. Yani çalışmadan çalışmaya değişiyor. Böyleyse zaten bizim psikiyatrik sorunları içerisinde… Anoreksiyada ciddi bir ölüm riski var yani. Evet, yani bizim psikiyatrik sorunları içerisinde, bozukluğu içerisinde en öldürücü anlardan bir tanesi. Böyleyse bir kere ölüm riskiniz var. Sonra yemeyle geri dönmeyebilecek sorunlar, olma ihtimali var. Mesela bunların işte en önemlisi.
Yani bu kemik yoğunluğunda kemik dansitesindeki sorunlar, bunlar her zaman geri dönmüyor. Geri beslendiği zaman. Daha sonra… Bunu astronotlardan da biliyoruz zaten. Evet, sonra kardiyolojik sorunlar var. Bunlar da bazen geri dönmüyor ama çoğu onların geri dönme ihtimali var. Dövesiyle tipine bağlı olarak eğer yani kusan tipse, dövesiyle kusmaya bağlı bir sürü işte…
Yani özefagus yırtıklarından kanamalara kadar bir sürü başka orada sorun var. Dövesiyle yani bulimya’dakilerinde daha çok… Karacay foksiyonu da galiba ciddi bozukluklar. Evet, bütün yani zaten böble karacay, hepsi yani o şeyin gidişine göre, söyleyeyim, bozukluğun, açlığındır buna göre… Hepsi bir şekilde zaten o işte kaslar yıkılacak. Tabii onların hepsi de geri gelebilecek şeyler değil.
Bu bulimya da daha çok zaten o işte kusmaya bağlı veya diğer düzelteci hareketler olan işte bu… Bu raksatifti üretik yani bu müsil veya izrar söktürücü ilaçlar almanıza bağlı olan… Yenetkiler var. Dövesiyle bir sürü endokrin yetki var. İşte adet kesilmesinden diğer şeylere kadar. Dövesiyle çok geniş ve olumsuz yenetkileri olan bir durum. Ve yani şu insanların yiyecek bir şey yok. Neye bozukluğu demek tabii anlamlı bir şey değil.
Çünkü bununla yani bu ikisi alakalı şeyler değiller. Yani yiyecek bir şeyiniz yok. Sadece ekmek yiyorsunuz ise yani bu yeme bozukluğu olmanızı zorlaştıran değil, kolaylaştıracak olan bir şey. O yüzden de artı Fezahmet Usta değil doğru zaten alabileceğiniz bir sürü en ucuz besin, kalorisi en yüksek besinler. O yüzden çok yani onunla bir alakası yok.
Yani sağlık sorunu olarak büyük bir sağlık sorunu. Neyse ki mesela hani depresyon kadar vs. o kadar sık değil. Yani o yüzden belki bazen… O kadar sık değil mi? O kadar sık değil yani şey olarak o kadar sık değil. Mesela anoreksiya sıklığı o kadar değil. Yeme tutumunda bozukluk çok sık olan bir şey. Ama yani anoreksiya tanısı… Tabii anoreksiya daha düşük.
Benim söylediğim mesela Fransa %19.2 ama toplamın… Onlar ama şöyle onlar yeme tutumundaki sorunlara baktıkları zaman. Yani gerçekten klinik olarak hani belli bir durumun altında mesela onlara baktığınızda o daha az. Dolayısıyla şu anlamda bunu söylüyorum. Yani bunun ne kadar önemli bir sorun olduğu her gün görmediğiniz bir şey olduğu zaman gözünüzden kaçırılmış.
Ama yani hastaları gördüğünüz zaman hayatlarının psikolojik olarak fiziksel olarak tamamını etkileyen ve kalıcı etkiler bırakan çok ciddi bir hastalık. Peki tedavi oranı nedir bu hastalıklarda? Başarı oranı? Evet tedavi başarı oranı. Şimdi başarı oranı aslında iyi. Yani özellikle hem bu yani buna odaklı bilgisayar davranışı terapilerde, aile terapilerinde özellikle kısa sürede iyi… Yani kısa sürederken… Süre ne kısa sürede?
Şöyle yani tedavinin bitiminde iyi bir sonuç elde etme olasınız düşük değil. Yani kısa süreden kastım nükselebilir anlamında söylüyorum. Ama yani klasik bilgiler olarak baktığınızda yani hastaların en az yani yüzde elli civarının hatta biraz daha fazlasının çok iyi düzeldiğini, birisi de yüzde yirmi otuz civarında fena olmayan şekilde düzeldiğini görebiliyorsunuz. Nükse olanlar ne peki bunda? İyi bir tedavi yaparsanız insanlar düzeliyor.
Orada var ama düzeliyorlar. Peki Feyze Hocam bunun tedavi süresi nasıldır böyle? İnsanı bıktıracak kadar uzun mudur? Şeyi hastayı ne kadar süreyle bu tedavinin içine tutmak mümkün olabiliyor? Şimdi şöyle bu bir kişiden kişiye göre değişiyor. Ne açıdan? Yani bir kere sürece uyumu açısından, yaman bozukluğunun şiddeti açısından. Bir de aslında rastladığımız problemlerden bir tanesi var.
Bir tanesi onu aslında söylüyordum şimdi benim iki senedir işte mesela raporlamam gerekiyor. Kendimi ne kadar geliştirdiğime dair çünkü eğer ki yeterince geliştirememiydiysem yeme bozukluğu uzmanı ehliyetim alınıyor. Hani bunu aldığım ömürlük kullanmalık gibi bir şey değil. Yani bu kadar sıkı denetimi olan bir şey. Dolayısıyla doğru kişiye gelmek, rast gelmek, doğru kişiye gitmek de bu açıdan önemli. Ve baktığınız zaman süreci uzatan ve kronikleştiren şeylerden bir tanesi de bir evet farkındalığın olmaması, iki farkındalık olup ama doğru insanlara ulaşamamak. Hani isimleri bilsen de bir şekilde belki maddi sebeplerden dolayı, belki lokasyon dolayısıyla ulaşamamak gibi problemler olabiliyor. Şimdi bu etkenleri de göz ardı edemeyiz ama bunun dışında hakikaten bireyden bireye göre değişiyor. Yani bazen bakıyorsunuz hakikaten iki üç ay içerisinde çok rahat toparlarken bazen bir iki seneye gibi ne yazık ki zamanlara yayılabiliyor.
Bazen de şöyle oluyor mesela, evet toparlanma oluyor, ondan sonra işte bir 6-7 aylık bir süreç yeme bozukluğu davranışı, tutum ve davranışı yok. Ondan sonra bir ufak hayat değişimi tekrar başlayabiliyor ama şunu öğretiyoruz terapist sürecinde. Yani hayatında şu dönemlerde tekrar nüks olabilir.
Öyle bir durum olduğu zaman ona tam nüks demiyoruz, önceden önlem al ve işte terapistini ara, doktorunu ara, beni ara şeklinde ve bu bağlamda önüne geçiyor. Aslında bir tür alkolojim gibi gördüğüm kadarıyla. Öyle ama burada tabii zor olan şöyle bir şey var, alkolu bırakırsınız ama yemeği bırakamazsınız. Yani hani alkolu bırakırsınız ama ben yemeği bıraktım arkadaşım artık yemek yemiyorum diye yemeyeyim. Yani yaşamak için yani gerekli olan bir şeyle insanın probleminin olması hakikaten çok zor. Yani şey gibi bir şey, alkol bağımsı olan bir insana işte bak arkadaşım içeceksin ama günde 3 öğün içeceksin sadece ve orada kalacaksın. O gride kalacaksın ve bunu hayatın boyunca sürdüreceksin. Yani demek gibi bir şey ya aslında çok çok çok daha zor. O yüzden de yeme bozukluğu olan kişilerin sıklıkla söylediği şey ya ben sigarayı bıraktım. Ya bunun niye bir türlü iyileşemiyor?
Çünkü onu bırakabiliyorsun ama yemeye bırakamazsın. Bırakmaman gerek yok. Bırakmaman gerek ki hatta yani burada siyah ve beyaz yok. Yani grilerde kalmayı başarabilmek önemli ve tabii bu da kolay bir şey değil. Grinin aynı tonunda kalmayı. Aynı tonunda, alabildiğince aynı tonunda yani arada kalmak. O yüzden kişiden kişiye göre değişiyor ama hani bilgissel davranışlı terapi özellikle işte o. Bireye özel biçimlendirilmiş bilgissel davranışlı terapi, yeme bozukluğu için özel geliştirilmiş bilgissel davranışlı terapi.
Gerçekten umut vaat eden sonuçlar veriyor. Mesela özellikle bulümleyen nervozla ve tıkınırca seneme bozukluğunda, %90’lara veren iyileşme oranı, işte anoreksiya nervozada %70’lere ulaşan iyileşme oranı gibi. Tabii ki kişi devam ederse. İnan ederse. Hocam sağ olun. Kaldı mı söyleyen bir şey? Şunu eksik yaptı, şunu fark etmedi. Yok bence baya güzel her şeyi ele aldığımızı düşünüyorum. Aldık mı hocam? Çok güzel evet yani yani bıraksanız sabah kadar…
O yüzden sizin hani abuk sabuk bir şey sormuş veya sorulması gereken bir şey sormamış olabilirim. Bende de yeme bozukluğu var. Ben sürekli yemek düşünüyorum. Ama inşallah etkili olmuştur. Temelinde şunu o zaman. Bir, çocukların ergenlerin duygularını, saklamalarını istemeyeceğiz. Tam aksine duygu paylaşımına önem vereceğiz. Duygu paylaşımının engellenmesi çocuklarda yeme bozukluğunun tetikleyici unsurların başına mı geliyor? Yani evet, altyapı sağlayan şeylerden bir tanesi. Çünkü temel bir beceri yani. Çocukların streslerinin yüksek olması ve stresin yarattığı travmalar bunu tetikleyebiliyor. O yüzden de çocukların stresle baş etmeleri konusunda onlara destek olmak bile gerekiyor. Evet yani stres yönetme becerilerini öğretmek. Yani bu sadece yeme bozuklukları için değil aslında bu saydığınız…
Yani ilk iki maltede birçok patoloji önlemek için. Bunun dışında da genel olarak vücutlarıyla ilgili özellikle ergenlik çağlarında fazla yorum yapmamak, ideal kilo, ideal yemek, ideal vücut ölçülerinden fazla bahsedemek, gençleri ve çocukları vücutları üzerindeki doğrular ve yanlışlar üzerine eleştirmemek, lakaplar takmamak, vücut utandırması dediğimiz türde vücutsal eleştiriler, yapmak, vay göbeğe bak, vay bilmem papoya bak falan gibi şeyler söylememek, özellikle o yaş grubu içerisinde bu konuya fazla girmemek gerekiyor. Evet, çok iyi gidiyorsunuz. Çocukların davranışlarını yakından takip etmek, aşırı hızlı kilo kayıplarında gizli yemek yeme, yemeği ailele beraber yememe durumlarında,
çocuğun yeme bozukluğunun tetiklenmiş olabileceğine dikkat ederek, buralarda çocuğun kilo değişimlerini yakından izlemek ve gerekiyorsa bu gibi koşullar oluşmaya başladıysa eğer, hızla bir doktora görünmek ne kadar erken görünürse o kadar da teteviz kolaylaşıyor. Öncelikle bir belki iç hastalıklı müteahhitse ama sonrasında muhakkak bir ekip halinde psikiyat, psikolog ve besleme uzmanıyla bir ekip çalışması üretmek gerekiyor.
Bunun kolay bir süreç olmadığını bilerek hareket etmek gerekiyor. Bunun zaman alabileceğini hissetmek, görmek gerekiyor. Doğru muyuz? Staj sınavı olsaydı bayağı iyi bir nokta geçiyordunuz. Başka ne yapmak gerekiyor bunların dışında? Bunların dışında artık söyleyeceklerimiz büyük oranda tekrar veya ayrıntı şeyler olacak. Peki hocam, çok teşekkür ediyoruz bu konularda.
Bu deney için kimileri için önemli kimileri için önemsi olabilir ama her hastalık gibi her rahatsızlık gibi o hastalıktan muzdarip kişiler arasından önem arz eden bir konu. Toplumsal açıdan da giderek fazla özellikle gençleri etkileyen bir konu sosyal medyada yoğunlaştırılıyor. Bu konuda bilgi verdiğiniz için, bu konuda da bu acayip konularda uzmanlaştığınız için size teşekkür ediyoruz. Biz teşekkür ederiz. Vakit ayırıp geldiğiniz için de ayrıca teşekkürler.
Gerçekten Türkiye’de şunu söyleyeyim, doktorları bireye getirmek oldukça zor. Bir türlü bir dille geçinemez. O onu beğenmez, onu beğenmez, o bilmez falan filan. Beraber geldiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum. Size iyi ki varsınız. Sağ olun. Teşekkürler. Değerli izler, yarın akşam siyaset konuşacağız. Kimlere konuşacağız? Vallahi bilmiyorum. Yani hakikaten yarın sabah öğreneceğim. Sürpriz bir şey olabilir inşallah. Olursa arkadaşlar uğraşıyorlar. Neyse yarın akşam saat 20-22 burada olacağız. 22’den sonra bir şey varmış. Tam ne olduğunu bilmiyorum ama ortak yayın filan varmış. Hâlâ kıymetli bir şeydir. Cumhurbaşkanı’nın konuşması değildir. Önceden bu kadar belli olmaz. Başka bir şeydir ama kıymetli bir iş var. Anladım kaderi. Bilmiyorum ne olduğunu. Yarın 20-22 beraberiz.
Sonra bir hafta yokum görüşürüz. Hoşça kalın.