Bilecik (Söğüt) – Bir Kasaba Hikayesi 13.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Exqh0A9kVUc.
…
Tarihin sahibi kentlerimiz var bizim. Şairin, Anadolu’yum ben, tanıyor musun? Sualine, tarih düşürmüşüz asırlardır. Avrupa’dan Asya’ya ve dahi Orta Doğu’dan uzaklara bir köprüdür memleketimiz. Gönülde vuslat, candan ziyade şehirlere sahibiz, Adem’le Havva’nın topraklarında.
Ana babamız aklın ve duygunun yoğurduğu dünkü çocuk bu topraklarda. Anadolu beşiğinde büyümüşüz hepimiz. Düşle, düşünceyle hemhal olmuşuz daima. Bir Selçuklu, bir beyler, yiğitler yurdu olmuşuz. Osmanlı’dan geriye, Türkiye’den ileriye bir anlayışla toprağımızın insanından bir damla olarak tarihe vurulmuşuz.
Halime Ana’dan sultanlara, Ertuğrul Gazi’den evlatlarına, yiğitlik namına kılıç kuşanmış şan almışız.
Cihandevleti Osmanlı’nın kurucusu Osman Bey’in babası, Selçuklu uç beyi Ertuğrul Gazi Han’ın türbesindeyiz. Burada 2017 yılından beri uygulanan Sıfırlı Havva’nın bir üsaitiyle ilerlediğimiz bir sürü üsait, bu üsait, bu bir üsait, bu bir üsait, bu bir üsait, bu bir üsait, bu bir üsait, bu bir üsait, bu bir üsait, bu bir üsait,
bu bir üsait, bu bir üsait. Ertuğrul Gazi 만든iringidayız, releasing Margazine huzuruna ziyaret edip içer Steve Tash pederimden gelin sehirinde yalan像攻 Columbus’ı tarif Alsın away. San grande a whistles!” Bu mevcudu göster Bryce Türkiyeuguayi listenlerinden devrimde versoften ilk kez Colb��삭live kurucus Shooting室
göndermenizi istirham ederiz.
Evet, kuruluşun ve kurtuluşun şehri Söğüt’teyiz. Söğüt tarihtir oynadığı iki büyük rol ile gerçekten Türk tarihinde önemli bir yer edindi. Bunlardan ilki Osmanlı Devleti’nin kurulduğu bölge olması,
Beylik’in ilk merkezi olması asibiyle, bir diğeri de milli mücadele sırasında düzenli ordunun ilk zaferleri yine bu coğrafyada kazanıldı. Bu sebeple çok önemli yere sahip. Tabii Söğüt’ü coğrafi olarak önemli hale getiren pek çok başka sebep de var. Bunlardan ilki bölgenin dalgalı düzlüklüğü yapısı. Bu yapı Türklerin klasik hayatına ve ticari faaliyetlerine de son derece uygun. Özellikle Orta Asya’dan getirdiğimiz göçebe kültürü burada devam ettirmek, bu coğrafi yapı münasebediyle de mümkün olmuştu. Diğer taraftan Söğüt ulaşım yolları üzerinde çok müstesna bir yere sahip. Özellikle eski tarihlerde, eski yol sistemine baktığımızda,
İstanbul’dan gelip eski şehir üzerinden Anadolu’ya kat eden ve diyoganel yol dediğimiz o günün ana güzergahı Söğüt’ten geçiyordu. Ve Söğüt bu münasebette de bu ulaşım güzergahının üzerinde çok önemli bir yere sahipti. Hem Osmanlı öncesinde hem de Osmanlı sonrasında. Özellikle Osmanlı sonrasında burası İstanbul’dan hacca giden kervanların, Suriye halaylarının da geçtiği bir noktaydı. Bu açıdan da önemli haiz bir bölgeydi. Tabii coğratı olarak başka bir hususiyeti daha var buranın. Hemen batısında Karasuçayı ve kuzey batısında Sakarya Nehriyle doğal bir korunaklı bölge burası. Zaten bu hususiyeti de Osmanlıların bölgede zaman içinde güçlenip bir devlet haline, önce beylik sonra devlet haline gelmelerine de vesile oldu. Tabii Söğüt denilince Akta ilk gelen Osmanlılar ve nitekim
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi Söğüt de yatıyor. Ve Söğüt’ü en önemli hale getiren de Osmanlı’nın bu kuruluşuna yaptığı şahitlik aslında. Tabii Osmanlı ailesinin buraya geliş hikayesi biraz uzun. Ta Suriye’nin kuzeyinden başlayan Erzurum Sürmeli Çukur’dan devam eden Ankara’ya uzanan bir yolculuk bu. Sonra Osmanlı ailesi Kayı Aşireti Ankara civarındayken dönemin Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaeddin Keykubad’a savaşlar sırasında yardımcı oluyorlar. Özellikle Eskişehir Karacahisar kuşatmasında ve bölgedeki Rumlarla mücadelede. Ve bunun sonucu olarak da 1230’lı yıllarda Sultan Alaeddin Keykubad Söğüt ve Domaniç’i Ertuğrul Gazi’ye yurtluk olarak veriyor. Yani 1230’lı yıllardan sonra Osmanlı ailesi bu bölgeye yerleşiyor. Tabii yerleştikleri bu bölgede gayrimüslim unsurlar da var. Ve Ertuğrul Gazi bölgeye geldiğinde öncelikli olarak varlığını burada perçinlemek için daha barışçıl bir siyaset gülecektir. Ki biz buna Mudara Siyaseti diyoruz. Bölgedeki gayrimüslimlerle iyi ilişkiler kurulacak.
Hatta uzun bir süre Osman Bey’in beyliğine kadar çok fazla bir fetih hareketi de olmayacaktır. Yani 1281’de Ertuğrul Gazi’nin ölümüne kadar Osmanlı ailesinin burada devletin sağlam bir şekilde temellerini attığını, işte burada kışlık hayatını devam ettirdiklerini,
Domaniş yaydalarında yaylak hayatını sürdürdüklerini ve bu iki bölge arasında egemenliklerin tesis ettiklerini biliyoruz. Hamidiyye Camii, Dar-ül Eytam ve Hamidiyye İdadisi 1905 yılında 2. Abdülhamid Han tarafından yaptırılmıştır. Söğüt’ün en önemli üçtarihi eseri olarak anabileceğimiz bu yapılar günümüzde de hizmetlerini sürdürmektedir.
Dar-ül Eytam, kültür müdürlü olarak ve Hamidiyye İdadisi de halk kütüphanesi olarak hizmetini sürdürmektedir.
Bizans’tan Abbasilere eski Miyen tarihi şahit olmuş şehirlerimiz var bizim. Kayı boyunun çadırdan cihana uzanan uykusunun başşehri olan Söğüt, İstanbul’dan Mekke’ye ulaşan yolun durağı olarak tarihe nakşedilmiştir. Söğüt tarihine baktığımızda, Mudanya ve Gemlik hizasından Konya’ya ulaşan bir yol üzerinde yer aldığını bilmemiz gerekir. İşte tarihi zenginlik içinde önemli bir uygarlık şehri olması bu konumundan dolayıdır. Ertuğrul Gazi’nin fetheylediği ve ebedi otağını kurduğu Söğüt, Bileci’in tarihi ilçelerinden biridir.
Akıncı yiğitlerin Bizans’a karşı galibiyetinin bir nişanesi olarak Anadolu Selçuklu tarihinden sesleniştir Kurtuluş’un kurt bakışlı ordularına. Selamünaleyküm. Aleykümselam efendim. İster varlık olsun, isterse darlık.
Senin benim değil oğlum, inan ki bu varlık. Hakiki sahibi emanet etmiş bize, sakın verme bir zarar ziyanlık. Sonra Yunus Emre dedemden okudum. Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz. Bu dünya ne sana ne bana kalacak. Ama şu söylediğimizde illaki bize birbirimizin ismi baş olacak. Ben Emre, sen de bana ismini başla güzel kardeşim. Benim adım Enis Efendi. Dilimiz yüreğimize, kaderimiz daima Ertuğrul Gazi’den yapılan duvarlarda, Osman Gazi’ye verilen övütlerde güçlü ve adalet şekilde canlılık karlasın. Yüreğimiz devret daima okunan duvarlarda, nice elenler, nice evliyalar, nice kırkları daima canlandıran yiğitler olsun. Enis kardeşim, Söğüt’e geldik Ertuğrul Gazi diyarında dolaşırken, burada bir parola varmış. Biz öyle diyelim, ayakkabın yırtıldıysa Enis’i bul.
Seninle de tanışmaya geldim. Esnafa soruyorum, burada diyorlar bizim kültür elçimiz, turizm elçimiz, Enis kardeşimiz var muhakkak tanış. Ben de onların bu yönlendirmesiyle senin dükkanına geldim, seninle tanışmaya geldim. Hoş geldin diyeyim. Hoş bulduk diyeceğiz tabii ki. Kendimizle birlikte biz insanları sevmek, sevirmekten yana, ben dedem Tek Hüseyin’den, Tek Mehmet’ten, babamdan öğrendiğim gibi bu mesleği sürdürürken, ataramdan öğrendiğim mesleği sürdürürken ilk önce insanları sev. Şeyhim Edebar’ın sözünü aklıma, kalbime, karşıma her dakika çıkartırım.
Çünkü büyük en sözler çok önemlidir. Eğitim öğrenmekten geçiyor. Aile düzeyini ayakta tutabilmek. Çünkü çocuk gençken öğrenirse hayatta bulur. Ben bu mesleği 7 yaşından dedemden, babamdan, onun babasının Kuran’la birlikte yapmış olduğu el sanatlarına birlikte canlılık kattım. Bana dedem şunu söylerdi, garibin işini yap, duasını al. Bir Yunus ol, bir Mevrana ol, bir Dulsun Fakıh ol. Ertuğrul Gazi’nin askeri gibi dimdik geleni karşıra, gideni duvağa, geleni de duvağa. Kalp al, kalp kırıcı olma. İnsanları daima üst seviyede karşılan değil, daima kalpten, kalp gözünden karşılan yiğit ol diyerek çok öğütler aldım. Kültürümüz bizim için çok önemlidir.
Gün göre de her şeyi konuşabilirsin ama burası Osmanlı’nın doğduğu toprak. Ertuğrul Gazi’ye Osman Gazi anahtarı teslim olduğu ana merkezi. Osman Gazi Söğüt’te doğuyor, hayatını Söğüt’te kaybediyor ve de naaşını buradan burçlu sayıya nakil olduğu için bizim için çok önemli bir puhsav görev. Tamircilik, devircilik, saatcilik, bunlar bizim için çok önemli bir meslek. Elemeyi, göznuru mesleklerimizin artık bitmeye yüz tuttuğunu görüyoruz. Fabrikasyon bir sistemle insanlar ihtiyaçlarını görüyor. Seni üzüyor mu bu durum? Tabii üzmez mi? Şimdi aldığımız malzemeyi uygulamak çok farklı.
Bir de insanlara kayılıyorsun, bir de gidiyorsun malzeme almaya gidiyorsun. Aldığın malzemem bir dahakine almaya gittiğine iki katı veya emeğimi kurtarmıyor. Ama ben bunu canla başla Ertuğrul Gazi’yi sevmekle, bu memleketi sevmekle, bu memleketin çocuğu olmakla daima onu duyuyorum.
Zalanını görüyor musun? Görüyorum. Ne oluyor? Burada insan kazanmaya çalışıyorum. Bazıları da bunu kötüye yönlendiren insanlar var. Pala almadı, işte şöyleydi, böyle yaptı, aman be diyen insanlar çıkıyor.
Ben Söğüt’üme gelenlere hizmet vermek için üste tutmaya çalışıyorum.
Tabii burada bir başka soru daha karşımıza çıkıyor. Bölgedeki tek Türk varlığı Osmanlılar mıydı? Tabii ki değildi. Biz Söğüt için bir tabir daha kullanıyoruz.
Burası tarihin sıfır noktasıdır. Çünkü Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasıyla egemenliğini kaybetmesi, Anadolu’da Moğol istilasının başlamasıyla birlikte adeta Türk siyasi tarihi bir kesintiye uğramak üzeredir. Bir problem vardır. İşte tam o sırada Anadolu Selçuklu Devleti yıkılırken yeni bir Türk devleti bu topraklardan hayat bulur.
Onun için burası tarihin sıfır noktasıdır desek herhalde yanlış söylemiş olmayız. İşte Ertuğrul Gazi bu bölgeye geldiğinde biraz önceki soruya dönecek olursak başka Türkler ya da Türk grupları yok muydu? Özellikle burada 1243 Köse Dağı Savaşı’nı dikkate almak lazım. Çünkü Köse Dağı Savaşı’yla Anadolu Selçuklu Devleti egemenliğini kaybetti. Anadolu Moğol istilasına uğradı.
Ve Moğol baskısından kaçan yüz binlerce Türkmen sınır boylarına yığılmaya başladı ki bunlardan bir tanesi de bu bölgedir. Aileler o Türk beyleri bu bölgeye gelmeye başladılar. Ama Ertuğrul Gazi zaten buradaydı. O gelen Türkmenleri burada değerleyen, toplayan, onlara liderlik yapan bir konumda bulundu ve bir liderlik üstlendi.
Ama özellikle 1277’de Sultan Baybars’ın Mısır’dan Anadolu’ya memluk Moğollarla savaşmak üzere gelmesi ancak bu seferin istenilen sonuçları vermemesi üzerine Orta Anadolu’da büyük bir Türkmen katliamı olacak ve bunun sonucunda daha fazla Türkmen nüfus uçlara, uç dediğimiz bu sınır bölgesinde yayılacaktır.
Nitekim Osmanlıları ilk fetihlerinde avantajlı hale getiren insan varlığını sağlayan da insan kaynağını sağlayan da Orta Anadolu’dan akan bu Türkmenlerdir ve nihayetinde 1281’de Ertuğrul Gazi vefat eder ve Osman Bey yerine bey olur. Ama Osman Bey’in bey olmasından itibaren, ki 1281’de bey olur, kısa bir sürede Osman Bey’in fetihlere başladığını,
topraklarını genişletmeye başladığını görüyoruz. Özellikle Osman Bey’in bölgedeki en önemli dini liderlerden olan Şeyh Edebalı’nın kızıyla evlenmesi ve onun desteğini alması bu fetihlerin başlamasında itici bir kuvvet olmuştur. Meşhur kroniklerde anlatılan rüya hadisesi vardır.
Osman Bey bir gece Şeyh Edebalı’nın zaviyesinde kaldığında, duvarda asılı olan Kuran-ı Kerim’e hürmeten uyuyamaz, ayakta durur ve yakaza halinde bir rüya görür. Göğsünden bir çınarın çıktığını ve bu çınarın tüm dünyayı kapladığını görür. Nitekim bu rüyayı tevhir eden Şeyh Edebalı ve bazı rivayetlerde dönemin diğer önde gelen ilim adamları diyelim,
Osmanlıların büyük bir dünya devleti kuracaklarını ve bu devletin gerçekten alemşumul bir devlet olacağına bu rüyanın şahitlik ettiğini söylerler. Yani Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda siyasi şartlar kadar Osman Bey’in dönemin önemli liderleriyle, Şeyh Edebalı’yla ve diğerleriyle ilişkileri de aslında ön planda tutulmuştur. Ve nihayetinde o Söğüt’te doğan güneş yavaş yavaş batıya doğru kayacak.
İşte öncelikli olarak 1299’da Birecik, Yağhisar, İnegöl fethedilerek Bursa ve Hizli’nin yolu açılacaktır. Ama ondan hemen önce 1288’de daha doğuda kalan Eskişehir’deki Karacahisar kalesi alınacaktır ki, bu Osmanlı tarihindeki yine önemli adımlardan biridir.
Çünkü Karacahisar’ın alınmasıyla Dursun Fakih ilk kutbeyi orda okuyacak ve böylece müstakil bir beylik haline gelecek ve devletleşmeye giden süreçte böylece açılacaktır.
Osmanlı mimarisi’nin son örneklerinden biri olan Hamidiyye Cami’sindeyiz. 2. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan cami Söğüt merkezinde bulunmaktadır. Yine halk arasında iki minarese olmasından dolayı çifte minarese dolayı çiftli bir müminin ilişki ile birlikte yaşay bir bina kutbiti var.
Yine halk arasında iki minarese olmasından dolayı çifte minareli cami olarak bilinen bir camidir.
Mesleğe başlamam benim. Askerde muhabereciydim. Üçüncü ordunun muhabere merkezinin natal devresine bakıyordum. Orada çalıştım. Orada ufak tefek arzala oğlu var. Orada bir şey yapamadım. Orada bir şey yapamadım. Orada bir şey yapamadım. Orada bir şey yapamadım. Orada bir şey yapamadım. Orada bir şey yapamadım.
Orada ufak tefek arzala olurdu. Arza kısmında teknisyenler vardı. Ben onları çağırmadan orada malzeme alır kendim ufak tefek işleri yapardım. Oradan bana bu sanat merakı sardı. Askerden geldikten sonra köyde çalıştım iki sene. Böyle bir sanata merakım iyice arttı. Bozluk’te hem dayım hem ustam olur. Dayım saatçilik yapıyordu. Babam da Bozya haftalık pazar harcı görmeye gider gelirdi. Bir hafta demiş ki dayıma Ragıp ismi. Ragıp demiş benim oğlan sanata çok merakı var demiş. Gelsin de yanımda çalışsın demiş.
Dayım da kabul etmiş. Peki demiş. O vesileye gittiğim dayımın yanında bir sene çıraklık yaptım. Çıraklık neticesinde Söğü’de dükkan açmaya karar verdim. Söğü’de geldim dükkan açtım. 67’nin 10. ayında başladım.
Ruhsatım 68’li başlarda. Ondan beri devam ediyorum. Aralıksız devam ediyorum sanatıma. Sanatımı çok seviyorum. Zevkle yapıyorum. Severek yapıyorum. Şu saatler mesela 50-60’ların saatleri. Bunlar hurdaydı. Hurdaların içinden ayırdım. Bazıları birbirlerine naklederek parçalarını yaptım. Çalıştırıyorum. Her gün kurarım bunları. Seslerini dinlerim. Seslerini dinledikçe mutlu olurum. Şimdi sanatta sabır, sadakat, kanaat çok önemlidir bu. Bunlara dikkat ederim ben.
O esir ile müşterim de çok memnundur. Gelir hiç tereddüt etmeden saatini bırakır gider. Emanet eder. Ben itina ile yaparım. Saatleri hazırlarım müşterime veririm. Ona sabır ister. Çok incelikleri vardır saatin. Eskiden saatler hep kurmalıydı. Kol saatleri olsun, cep saatleri olsun. Pandüldür, balastır, direktir, aşaktır. Bunlar komple balast denir genelde. Onları bilhassa pandülü tamir etmek çok sabır ister. O çok ince telden yapılmıştır. Çok sabır ister. Çok dikkat ister yani. Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna şahitlik etmiş olan Dursun Fakı önemli bir Türk bilgilidir. Şeyh-i Debali’nin damadı ve Osman Bey’in bacanağı olan Dursun Fakı Osman Bey’e de okuttuğu Hüt Bey ile Osman Bey’in hür bir devlet adamı ve Osmanlı Devleti’nin de istiklal sahibi bir devlet olduğunu ortaya koymuştur. Tabii Osmanlılar çok kısa sürede daha Osman Bey ile beraber batıya doğru hareket ettiler. Ve Osmanlıların batıya hareket etmesiyle beraber Söğüt biraz daha tarihteki bir obje haline geldi. Sonrasında Bursa’ya fethedildi, İznik fethedildi. Bursa’nın başkent olmasıyla artık devletin genişleme çizgisi daha batıya kaydı. Arkasından Edirne’nin fethiyle beraber bu bölge birazcık unutuldu desek yeri var. Ta ki Sultan II. Abdülhamid dönemine kadar Sultan II. Abdülhamid döneminde tekrar bir öze dönüş, bir kimlik arayışı vardır. Devleti yeniden kimliklendirme problemi vardır. Ve bununla beraber de Sultan II. Abdülhamid’in devletin köklerine döndüğünü, Söğüt’e ayrı bir ehemmiyet verdiğini görüyoruz.
Fakat bu da bir tekim bilecik merkezli olarak bir Ertuğrul sancağının teşkil edilmesiyle bu önem başlar. Çünkü bölge müstakil bir idari merkez haline gelir. Akabinde bulunduğumuz Söğüt’te tarihi yapılar arka arkaya inşa edilir. Hemen yakınımızda Çelebi Mehmet Camii var. O cami tekrar inşa edilir. Şu anda içinde bulunduğumuz Hamidiyye Külliyesi 1905 yılında tamamlanır.
Hamidiyye Camii ve İdadiyye dönemin lise binası hatta o döneme baktığımızda daha çok İdadilerin lise binalarının sancak merkezlerinde yapıldığını görüyoruz. Ama bir kaza merkezi olarak Söğüt’te Sultan II. Abdülhamid’in ayrı bir ehemmiyet verdiğinin bir göstergesi olarak çok güzel bir İdadiyye binası buraya da inşa edilir. Aynı zamanda Ertuğrul Gazi Türbesi restore edilir. Tabii bunun yanında bölgeyle ilişkilerini devam ettiren Sultan II. Abdülhamid özellikle kendi korumasını yapmak üzere bir özel alay teşkil eder ki bu alayın adı da Ertuğrul alayıdır. Söğüt, Söğüt’e bağlı Küreköy’ü başta olmak üzere bu coğrafyadan aldıkları askerler özellikle Sultan II. Abdülhamid’in yakın korumasını teşkil ederler. Hatta Alman İmparatoru II. Wilhelm’in İstanbul ziyareti sırasında Sultan bu Ertuğrul alayını Alman İmparatoruyla tanıştırırken, işte onlar benim akrabalarım diyecektir yani bölgeye verilen ehemmiyet devam edecektir. Tabii Cumhuriyet döneminde de özellikle Ertuğrul Gazi’yi anma ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu kutlama şenlikleriyle bölge önemli olmaya devam eder. Ve nitekim günümüzde Ertuğrul Gazi ve Türbesi çevresinde yapılan düzenlemelerle kutlama bir devlet protokoli haline getirilmiş ve her yıl önemli bir şenlik olarak kutlamaya devam etmektedir. Selçuklu Uçbeyi Ertuğrul Gazi’nin Söğüt’te yaptığı ilk eser Ertuğrul Gazi Mescididir. İçinde bulunan kuyudan dolayı kuyulu mescidi olarak da bilinen bu eser Rum mahallesinde inşa edilmiştir.
Burada ecdadımızın çok güzel bir amacı vardır. Birinci amaç, camiye gelen cemaatin abdest almasını, su ihtiyacını karşılamasıdır. İkinci amaç ise, ki Rum mahallesinde yapıldığını tekrar edelim, buraya gelen gayri Müslümlerin İslam’a ısındırılması amaçlanmıştır.
Hem kuruluşta hem de milli mücadeleye olan hizmetleriyle kurtuluşta ordusu olan milletin değil, milleti orada olan bir devletin gözünün nuru olmuştur Ertuğrul Gazi Hoca. Söğüt’ün şanlı tarihi mezalime karşı dik duruşuyla vatanın istiklal nişanı olarak yüreklerde çarpmıştır. Dursun fakihin hutbesiyle kuruluşun, fedakâr milletin duasıyla kurtuluşun şahide olmuş Söğüt.
Şahitliği ve duası daim olsun, kutlu bir yürüyüşün hikayesiyle daima bizim yurdumuz insanımızın hikayesiyle var olsun Söğüt.
İlk Yorumu Siz Yapın