"Enter"a basıp içeriğe geçin

Eskişehir (Sivrihisar) – Bir Kasaba Hikayesi 14.Bölüm

Eskişehir (Sivrihisar) – Bir Kasaba Hikayesi 14.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Vvez3o2Pz9o.

AYK MICHAL KULKER
Anadolu rüzgarı gönül dağlarından eser.
Eskişehir’de hikayemiz, en güzel gülüşmelerin şahidi olur. Memleketimizin güzide köşesi Sivrihisar’da, tarihimizle, medeniyetimizin imbiğinden süzülmüş bilgelikle buluşuruz. Dünyaya yayılmış bir ismin Anadolu köklerinden fışkırarak kuzeyden güneye, doğudan batıya düşünce birliğini sağladığını görürüz.
Nasreddin ismini Ahıskada, Özbekistan’da, İran’da, Sibirya’da, Kırım’da, Macaristan’da ve dahi cihanın her köşesinde duymak mümkündür. Selçuklu döneminde yaşayan ve hikayeleriyle gönül coğrafyamızda yaşamaya devam eden Nasreddin Hoca diyarındayız.
Nereye gitsek, Türk’ün hissiyatını yansıtan isimlerle, renklerle, sanatla buluşuyoruz. Selamımız tarihi evlere, kuleye, arastaya, camilerimizin duvarlarına işliyor. Sonra güzellikle açılan kapılardan hoş gelişleri, hal hatır sormaları, memleketimizin sesini duyuyoruz.
Ve aleyna aleyküm selam diyen Sivrihisar’ımızla hemdem oluyoruz. Sivrihisar, Eskişehir’in 14 ilçesinden biridir ve Ankara yolunda yer almaktadır.
Eskişehir uzaklığı 100 km civarında, Ankara uzaklığı ise 130 km civarındadır. 1070 metrelik rakımıyla ve 20.000 civarındaki nüfusuyla kent merkezindeki ilçelerden sonra Eskişehir’in en büyük ilçelerinden biridir. Günümüzde Sivrihisar hala önemli bir ulaşım noktasında çünkü Güney Marmara’ya yani Çanakkale, Balıkesir ve Bursa illerini iç Anadolu’ya, oradan da Türkiye’nin doğusuna bağlıyor. Ancak günümüzdeki bu ulaşımdaki kritik noktada olmasına çok da şaşırmamak lazım. Çünkü tarihi sürece baktığımızda da Sivrihisar’ın hep önemli bir ulaşım noktasında yer aldığını görüyoruz. Sivrihisar’da yerleşimin izleri paleolitik döneme kadar devam ediyor. Ancak özellikle Hititlerle başlayan ve Filiglerle devam eden dönemde çok daha öneme artmış Sivrihisar’ın bir yerleşim yeri olarak.
Sonrasında Roma İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu olarak da tabir edilen Doğu Roma İmparatorluğu döneminde de önemli bir yerleşim yeri olmuş. 1071 yılında Türklerin Anadolu’ya gelişiyle birlikte birkaç yıl sonrasında Sivrihisar’da bir Türk yurdu olmuş. Öncelikle Anadolu Selçukluları sonrasında ise Osmanlı hakimiyetinde bir yerleşim yeri olarak burada isken devam etmiş. Hititler döneminde Salopa ismiyle adlandırılan yer, Filigler döneminde ise Spalje ismiyle adlandırılmaya başlamış.
Bugünkü ismi Sivri ve Hisar kelimelerinden oluşuyor. Sivrihisar’ın bugünkü isminin Sivrihisar Kayalıklarından adlandırıldı ve bu şekilde iktibas ettirildiği düşünülüyor. Sivrihisar’dan bahsederken Pesinus antik kentinden de bahsetmek gerekiyor. Burası Filigler döneminde önemli bir inanç merkeziymiş ve Kibale kültünün tapınma alanıymış. Hatta ünlü coğrafyacı Strabon burayı ziyaret ettiğinde buranın önemli bir inanç ve ticaret merkezi olduğundan bahsediyor.
Pesinus günümüzde Sivrihisar merkezine 16 kilometrelik bir uzaklıkta ve ziyaretçilerinde gittiği, ziyaret ettiği bir yer. Ancak Filig dönemindeki bahsedilen Kibale kültüne ait bir ize şu ana kadar rastlanmadı ve bu konuda da bilimsel araştırmalar devam ediyor. Buna rağmen Hitit dönemine ait 3600 yıllık bir testi parçası ve Filiglere ait bir fibula ya da bir çengelliğini diyebiliriz. Buradaki kazılardan çıkartılan buluntular arasında.
Pesinus antik kenti Roma tarihi için de önemli bir yer çünkü Romalılar için çok önemli olan Kartaca Savaşı’ndan önce Romalı kahinler Sivrihisar’da Pesinus’ta bulunan bir gök taşının kutsal sayılan o taşın Roma’ya götürülmesi gerektiğini ve ancak savaşın bu şekilde kazanılacağını söylemişler. Bunun üzerine Roma’dan gelen bir heyet buradan Sivrihisar’dan Pesinus’tan o taşı alarak Roma’ya götürmüş ve Romalıların Kartaca Savaşı’nı kazanması bu taşa bağlanmış.
Dolayısıyla Roma tarihi için de buranın önemli bir yer olduğunu görüyoruz. Sonrasında özellikle İstanbul Ayasofya’sını bina eden ve Romalıların sonraki yüzyıllarda yapmış olduğu mozaiklerden de muteber bir imparator olarak kabul edildiğini anladığımız Cüstinyan buraya gelmiş ve şehri baştan imar ettirmiş bir anlamda burayı ihya etmiş ve Sivrihisar o dönem Cüstinyanopolis yani Cüstinyenin kenti adını vermiş. Dolayısıyla Romalılar için son derece önemli olan bir imparatorun gidip bir kenti baştan imar ettirip oraya da kendi adını vermesiyle Anadolu’da çok karşılaşmıyoruz. Bu da Doğu Roma İmparatorluğu ya da Bizans İmparatorluğu diye adlandırabileceğimiz dönemde Sivrihisar’ın önemli bir yer olduğunu,
burada bir başpiskoposun sonrasında ise bir metropolitin bulunduğunu 8. yüzyıla kadar anlayabiliyoruz. Balık damı sazlık ve göletleriyle birçok kuşa ev sahipliği yapmaktadır.
Üreten memleketin güzelliklerini görmek isteyene Eskişehir yolları güzellikler sunuyor. Yatsak dakikalara, göstersek gözlere yetmiyor. Lakin davet bizim hakkımız, misafirlik sizin diyelim.
Kuşların dansını hep beraber seyredelim. Sivrihisar insanı yaşatmış en çok. Tarihi evlerinde binlerce hikaye yaşanmış vesbelli.
Ayrılıklar, kavuşmalar, huzurlu akşamlar ve nice savaşlar, zaferler görmüş evlerde duyuyoruz memleketin şiirini. Anıları canlı tutmak için adımlarımız tarihe doğru gidiyor. Sokaklardan, taştan, ahşaptan geçerek insanın sanatına kavuşuyoruz. Evleriyle meşhur diyarda taşın, toprağın, tuğlanın, damların ve kapıların sadece madde olmadığını anlıyoruz.
İnsanın işlemesiyle yüzyıllardır sadece insanın değil, sanatımızın da yaşadığını görüyoruz. Ben küçükken geldim. Babam burada dükkan bakkalaşmıştı.
Onun yanına geldim, ona baktım. Hem kardeşlerimi okuttum burada. Annem köydeydi. Sonra onlar da geldi hep birleştik. Bizler evlendik, gelin olduk. Sonra ben evlendikten sonra bu işe başladım. İnnozisi yapmaya başladım. Onları yaptım işte. Sonra beyim öldü, dışarıya yapmaya başladım. Hep dışarıya yaptım parayla. Öyle işte sürdü gitti. Herkes de görüyordum, imreniyordum, bilmiyordum ama evlendikten sonra komşular da yapıyordu. Onlardan görünce görüncelerim de yapıyordu, biliyordu. Kendi kendime öyle uğraştım, öğrendim. İnnozisi yapıyorum. İlkinde ceyizimi yaptım bunlar işte. Kan elçeleri, dantel yaptım. Kazma oyaları yaptık. Sonra da innozisine merak sardı. İşte onları yaptım yavrum. Ben yapıyordum. Benden sonra kızım merak sardı. Kızım yapmaya başladı. Takılar, küpeler, kolleler. Öyle bir şeyler heves etti. Sonra işte burayı açtık. Burada hem yapıyoruz hem satıyoruz yavrum. Değerlendiriyoruz. İşte böyle üretim yapıyoruz. Filmler çekiliyor buraya geliyor. Film çekiliyor. Onlardan da yararlanıyoruz. Ben çok küçük yaşta başladım el işi yapmaya.
Çeyiz yapıyoruz diye yaptık. İşte kan elçeleri yaptık. Dantel ördük. Kazma oyaları yaptık yavrum. Sonra da işte el işi başladım. İnnozisine heves ettim. İnnozisine yaptım. Benden özendi kızım başladı. Üretim yaptı. Takılar yaptı. İşte yüzük, küpe, kolye öyle bir şeyler üretmeye başladık.
Sonra burayı açtık. Senedir de burayı çalıştırıyoruz. Gelen turistlerimize işte satıyoruz. Böyle sürdürüyoruz. Akbaşlar koruyor sürümüzü. Anadolu Dağ’ın tüm kulları birbirine merhametle bağlıdır.
Dosta güven veren zannımızca dalda meyveyi, suda balığa, gökte kuşa, karada meleşen kuzuya, can dostumuz köpeğe ve yaratılana yaradandan ötürü duyduğumuz sevgidir. Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde akbaş cinsi çoban köpekleri koruma vazifesini gerçekleştiriyor. Sivrihisar akbaş cinsinin yetiştiği bir merkez olarak bilinmektedir.
1071 yılında Türkler Anadolu’ya girdikten birkaç yıl sonra buraya gelecekler ve burayı isken edip buraya yerleşmeye başlayacaklar.
Anadolu dağın öncelikle dediğimiz gibi burası bir Selçuklu yurdu olacak. Sonrasında ise Osmanlı hakimiyetine geçecek. Tarihsel süreçte özellikle 19. yüzyılda ise batılı seyyahların Sivrihisar’a yoğun bir ilgesinin olduğunu görüyoruz. Başta Fransız seyyah Şarlateksiya olmak üzere çok sayıda batılı seyyahın buraya gelerek Sivrihisar’dan seyahat notlarında bahsettiklerini görüyoruz. Sivrihisar’dan bahsetmişken burada gezilecek yerler turistik çekiciliklerden de bahsetmek gerekiyor. Tabi ki Sivrihisar’ın en önemli çekiciliklerinden birisi. 2016 yılından beri UNESCO Dünya Geçici Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Ulu Camidir. 13. yüzyılda yapılmış bir Selçuklu eseridir Ulu Cami ve Anadolu’daki en büyük Ulu Camilerden biridir. Burayı yaptıran kişinin Eminüttin Mikail olduğunu ve bu kişinin Hz. Mevlana’nın öğrencilerinden, talebelerinden biri olduğunu biliyoruz. Ulu Cami 67 ahşap direğe sahip ve Ardıç Sarıçam ormanlarının o dönemde bu bölgede yoğun olması ile birlikte de Ardıç ve Sarıçam’dan üretilen sütunlar Ulu Cami’de sıklıkla kullanılmış. Sütun başlıkları Pesinus antik kentinden getirilen antik sütun başlıkları olarak yine burada karşımıza çıkıyor. Sütun kaideleri ise oldukça ilginç çünkü Ulu Cami’nin sütun kaideleri ile caminin zemini arasında belirli boşluklar bırakıldığını görüyoruz. Özellikle ahşabın nemi çekmemesi halıların o dönemde ıslanmaması için bir hava sürkülasyonu bu şekilde sağlanmış. Bunun yanı sıra dikdörtgen planlı caminin aydınlatmasının ise bir kubbe feneri şeklinde tavandan açılan bir boşlukla sağlandığını görüyoruz.
O dönemde yukarıdan aşağıya doğru sarkıtılan deve kuşu yumurtalarıyla örümcek ağlarının oluşması engellenmiş ve bu gelenek hala burada devam ediyor. Caminin içine giren ziyaretçiler burada örümcek ağlarının engellenmesi için konulan deve kuşu yumurtalarını görebiliyorlar. Aynı zamanda Ulu Cami’nin minberi son derece kıymetli bir minberdir.
Yapıya sonradan getirilmiştir ancak künde kârî tekniğiyle hiçbir tutkal bağlayıcı malzeme ya da çivi kullanılmadan yapılmış bir minberdir. Burayı ziyaret eden ziyaretçilerden dikkatli gözler iyice baktıklarında minberin giriş kapısında ayetel kürsünün de yer aldığını görebilirler. Sivrisar’da ziyaret edilecek yerlerden biri de Ulu Cami’nin hemen yanında yer alan Alemşah Kümbeti. Kümbetler özellikle Selçuklularda önemli kişilerin defne olunduğu yerler. Alemşah Kümbeti de Melikşah tarafından kardeşi Sultanşah için yaptırılmış bir kümbet. Kümbet iki kattan oluşuyor. Üst katı mescit alanı, alt katında ise Şahinşah’ın metfun olduğu hazirah alanı yer alıyor. Sivrisar’da tarih Sivrisar evleri de önemli bir çekicilik. Tipik, klasik Osmanlı mimarisini biz Sivrisar’da da görüyoruz. Sadece burada değil Antalya Kaleiç’inden ve Pazar-ı Safranbolu’ya kadar, hatta Bosna Erse’ye kadar Osmanlı mimarisini, bu evleri görmemiz mümkün. Ancak Sivrisar’daki evlerin Safranbolu’daki gibi üç katlı olmadığını genellikle iki katlı yapıldığını görüyoruz.
Bu evlerin alt katında odunluk, yüklük olarak kullanılan bölümler, orta katta ise genellikle mutfak, bulaşık işlerinin yapıldığı, ev işlerinin yapıldığı kısımlar, en üst katta ise yaşam alanları yer alıyor. Biz bu evlerin kapılarına bakarak bu evlerdeki kişilerin gelir düzeyini de anlayabiliyoruz. Eğer kanatlar çift kapılı ise, iki kanatlı ise o zaman bu evlerde at arabasının da bulunduğunu ve o kişilerin ekonomik düzeylerinin iyi olduğunu anlayabiliyoruz.
Sivrisar’da ziyaret edilecek diğer çekiciliklerden biri ise Zahimağ konadır. Çünkü Milli Mücadele Yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ve Bakanlar Kurulu’nun toplandığı bir yer. O dönemde Zahimağ, Sivrisar’ın önde gelenlerinden eşrafından biriymiş.
Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk Bakanlar Kurulu’nu burada toplamış Milli Mücadele Yıllarında ve Sakarya Meydan Muharebesinden hemen sonra düşman kuvvetlerinin ateşkes çağrısı üzerine burada bir değerlendirme yapılmış. Ve bu değerlendirmede şu karar alınmış, tek bir şartla yani düşman kuvvetlerinin Anadolu’yu bir an önce terk etmeleri, tahliye etmeleri şartıyla ateşkesin kabul edileceği Zahimağ konanda burada Sivrisar’da alınan kararla Ankara’ya bildirilmiş.
Ve dolayısıyla Milli Mücadele’de de önemli bir yere sahip Sivrisar. Burada ziyaret edilebilecek diğer bir yer ise Balıkdamı olarak bilinen bölge. Sivrisar kent merkezine yaklaşık olarak 25 kilometrelik bir mesafede ve 30 bin dönümlülük alanıyla Türkiye’nin en büyük sulak alanlarından biri.
Halk özellikle burada balıkların yaşamasına uygun bir ortam olması dolayısıyla burayı Balıkdamı olarak adlandırmış ve Balıkdamı dediğimiz yer bugün göçmen kuşlar için son derece elverişli bir ortam. Göçmen kuşların rotasında bulunuyor, onlar da buraya geliyorlar ve Balıkdamı’nda konaklıyorlar.
O yüzden özellikle kuş gözlemciliğiyle ilgilenen kişilerin, turistlerin ziyaret etmesini beklediğimiz yerlerden biri de Balıkdamı.
Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye’mizin tarihi duruyor ihtişamıyla önümüzde. Vaktin sesi duyuluyor ulu camimizden. Akdoğan Mescidi eşlik ediyor ilahi çağrıya.
Mahzun durma kılıç mescit diyerek hayalimize sığdırıyoruz tarihi. Mahzunluktan mahzunluğa unutulmadığını bil tarihimizde diyerek camisiz minareyi izliyoruz.
Sivrihisar Ulu Camii, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan, Selçuklu döneminden günümüze ulaşan, Anadolu’nun nadir ahşap direkti camilerinin en büyüğüdür.
Sadık olana layık olanın verildiği Anadolu’muzun inançlara, fikirlere, insana olan saygısının bir örneği olarak,
Sırp Yerotutyun Kilisesi tarihi güzelliğini Sivrihisar’da ziyaretçilerine sunuyor. Bu işe nereden başladınız diye sorarsanız, eşim hep böyle bir köy hayatı düşünüyordu.
Sivrihisar’da bir köy evi tarzı bir yer aldık, boş durduramadık, içine iki tane inek koyduk. Bu ineklerden sağladığımız gelirle inek sayımızı çoğalttık. Sivrihisar’da tek bayan işletmeci, büyük baş hayvan işletmeciliği üzerinde, ben olduğum için, belediyenin de bunu duyduğu için bana bir teklif sundular. Böyle bir dükkan düşünüyoruz, süt evi açmayı düşünüyoruz, sen de bu işi yapmak ister misin diye. Bana da cazip geldi açıkçası. Öğlelikle başladık, bu yola çıktık. Ortamımı bir buçuk yıldır falan dükkanı işletiyorum. Akşamları dükkan çıkışından sonra gelemeyen yaşlarımızın ya da işte ulaşamayan kişilere evlerine teslimat yapıyoruz. Araçla gidip sütlerini ya da herhangi ne bir şey istiyorlarsa onları götürüyoruz. Bu şekilde hayatı devam ettiriyoruz. Daha önce, beklerken hastanede çalışıyordum, tıpkı bir sekreter olarak çalışıyordum. Eş durumundan dolayı işi bırakmak zorunda kaldım, ev hanımıydım. Çocuk büyütüyordum evde açıkçası. Yani eşim çok istiyordu, çok düşkündü hayvanlara karşı. Açıkçası şöyle, ben hayvanlardan çok fazla da korkan bir insandım. Yani çocukken köye falan gittiğimizde inek yanından geçtiği zaman bile inekten korkuyordum. Ama şu anda ben rahatlıkla bir hayvanı yani inek doğumunu da yaptırabilirim, iğnesini de yapabilirim. Yani her şekilde bağdaştık artık yani çocuğumuz gibi oldu diyebilirim. Köye gidip geldikçe kayınvalidemlerin inekleri vardı. Hani onlardan falan böyle görerek o şekilde başladı. Bir de meraklıyımdır böyle işte iğne yapayım, işte tedavi amaçlı bir şeyler yapayım amacıyla.
Gerek internetten izledim, gerek veterinerleri geldikleri zaman onları izledim. Ne yaptıklarını, nasıl yaptıklarını o şekilde kendim geliştirdim. Şöyle söyleyeyim, dükkanımda sadece kendime ait ürünlerim de yok açıkçası. Diğer köydeki arkadaşlara da destek olmak amacıyla onlardan da ürün alıyorum. Hem benim işime geliyor hem onların işine geliyor açıkçası. Hani onlara da yardımcı olmuş oluyorum, kazançlarına yardımcı oluyorum.
Yani şu anda süt reçeli var mesela. Süt reçelini kendim kaynatıyorum. Kaymak, işte günlük sütümüz var, eriştimiz var. İşte köy yumurtamız var, köy tavuğumuz var. Taze inek peyniri falan o şekilde geneli süt ve süt ürünleri olmak üzere o şekilde idare ediyoruz. Yaz döneminde süt ve süt ürünleri birazcık az tüketiliyor. Kış dönemlerinde benim için daha farklı oluyor.
İşte mesela buranın meşhur Arabaşısı vardır. Köy tavuğu kışın çok müthiş bir hızlı satışımı olur. Arabaşı tavuk suyunu ile hamur dökeriz. Hamurla birlikte yutulan bir çorba çeşidi gibi diyebilirim yani. O dönemlerde yani o da kışın tüketilir. Yazın onu da içen olmaz. O yüzden köy tavuğu hızlı gider kış aylarında.
Bunun haricinde yaz aylarında da gidiyor ama yani biraz daha mazlı oluyor açıkçası.
Tarih unutmaz diyerek Anadolu’da vaktin durmadığını anlatan saatlere bakıyoruz. Sivrihisar Saat Kulesi görkemi ile vakti kıymetlendirenleri selamlamaktadır. Güzel anıların ölümsüz olması için şehri buradan seyretmek gerekir.
Yüzü güllü Hacı Mehmet Efendi ve dönemin kaymakamı Mahmut Bey’in ruhlarına birer Fatiha göndererek tarihimize baktığımızı unutmayalım.
Zahima Konağı’nda Kurtuluş Mücadelesi için toplanan dedelerimizin bilgeliği ve güldürürken
홍�womanin yapımı
ayrılık değil bize Anadolu’dan dost gönüller bakıya kaldı.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir