"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kırklareli (Vize) – Bir Kasaba Hikayesi 15.Bölüm

Kırklareli (Vize) – Bir Kasaba Hikayesi 15.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=wXg49J6RZ4s.

www.feyyaz.tv
İstanbul’dan yola çıkıp Viyana’ya varacağın sultanlar yolundasın. İstikamet medeniyetlerin otağı doğal ve tarihi güzellikleriyle insanı yansıtan Vize ilçemiz. Sulak arazileri, doğanın milyonlarca yıllık serüvenini izlediğimiz kıyıları
ve yemyeşil ormanlarıyla meşhur Kırklar elimizin Güzide ilçesi Vize selamlar doldurdu heybemize. Yeniç ormanlarıyla yeşilin binlerce tonu gözlerimize seriliyor. Kıyı köy mağarası bir çocuğun denize doğru seslenmesiyle iniliyor. Kara denizden geçen gemileri izleyen çocuklar büyüyor burada.
Pabuç Derenin soğuk suyunda memleketimizin çocukları oyunlar oynuyor titreyerek. Tekne sesleri kıyı köyü selamlıyor hayranlıkla. Bizim Vizemiz diyor kahvesi orta kendisi beyefendilik ve sesi nihavend makamında bir amcamız. Bizim Vizemiz insanıyla yaşıttır.
Milyonlarca yıllık bir tarihin içinde medeniyetlerin beşiği olmuş Vize’de mağaralardan, akarsulardan, kalelerden, camilerden ve kiliselerden günümüze doğru geliyoruz.
İçimiz hayranlıkla doluyor.
Burası Vize, Traklar’ın başkenti, Roma imporatorları Adrian ve Filip’in darphanesinin bulunduğu şehir. Vizans’ın İstanbul’dan sonra en büyük kale şehri ve Osmanlı’nın Trakya’daki üç sancağından biri.
Burası Vize, medeniyetlerin beşiği, çağdaş Yunan edebiyatının kurucusu George Vizionos’un doğduğu büyüdüğü şehir. Ve onun sözüyle Trakya’da birçok kasaba vardır fakat Vize kadar güzeli yoktur. Burası Vize. Vize kalesi M.Ö. 72 yılında yapılma başlanmış, Roma döneminde başlanmış ve 6. yüzyılda Vizans imporatoru Güs Tünyan döneminde bugünkü halin yakın bir konuma gelmiştir. 11. yüzyılda Palauklar döneminde su kulesiye birlikte en son şekline ulaşmıştır. 1800 yılların sonlarında maalesef konut inşası yapımı nedeniyle Vize kalesi yıkılmış, büyük ölçüde tahrip edilmiş, şu anki mevcut konumuna ulaşmıştır. Küçük Ayasofya kalesi diğer adıyla Gazi Süleyman Paşa Camii. 6. yüzyıl Vizans imporatoru Güs Tünyan döneminde yapılmış bir yapı. Öncesinde Diyon Yusus Mabedi olan yapının üzerine bazilikal planda inşa edilen bir kilise. Osmanlı döneminde Şehzade Süleyman Paşa’nın adını yaşatmak adına bir ismi verilmiş ve günümüze kadar bu adla hizmet etmiştir. En son 2006-2008 döneminde restorasyonu yapılarak kullanacak vaziyete getirilmiştir. Arkamda gördüğünüz yapı Şerbetler Hasanbey Camii. Öncesinde bir havro olan bu yapı Gelibolu’lu Mir Ekrem, Şerbetler Hasanbey Camii tarafından camiye dönüştürülmüş, 15. yüzyılda bu yana cami olarak kullanılmıştır. Can Bağıçesi’nde, bundan Sultanı Medresesi maalesef günümüze ulaşmamıştır. Karakoçak Tepe Vize’nin 450 metre rakım yükseklikindeki bir alan.
Burası son Trak Kralı, astların Vize’de yaşadığı kutsal iskin alanıydı. Burada adak steli, adak çukuru, sunak ve çeşitli mezarlık mevcut olup yerleşim alanı ait temel kalıntıları ve keremik ve seramik kalıntıları hala mevcuttur. Burası son Trak Kralı 3. Roymatalkes’in mezarının bulunduğu alandır. Asmakaya Mağara Manastırları Hristiyanlık dönemi bir yapı silsilesidir. İçinde Şapral Kilisesi bulunan insanların yaşam alanıdır. Alttan geçen Asmakaya Derisi, su ihtiyacını, bu yaşam alanın su ihtiyacını karşılamakta
üstteki Şapral Kilise’de ibadet alanını ibadetlerine yerine getirmektilardır. Vize Kalesi, zamana yenik düşmemek adına direniyor, son taşına kadar. Burçlarda yürüyen tarihi hayal ederek Murat Diyarında sefere hazırlanan askerleri düşünüyorsunuz.
Sanki bir köşede Devlet-i Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, diğer köşede Bizans İmparatoru Justinian bekliyor. Kaleler aslında yüzlerce yıllık bir nöbetle taşı, harcı, tuğlayı anlayan yeni ziyaretçilerini bekliyor.
Medeniyetimizin milyonlarca yıllık fotoğrafı, vize de iklimleri aşıyor.
Dükkanı 78’de açtık. 78’den evvel kalfaydım. Bir yıl falan kalfalık yaptım. Ustam Ziya Soyda’nın yanında. Siyah beyaz çalışıyorduk o zaman, siyah beyaz vesikalık basıyorduk, gelen amatörleri yıkayıp yapıyorduk. O zamanlar siyah beyazdı, renkli sonradan çıktı. Renkliyi sonradan yapmaya başladık. Ustamın yanında kalfası yoktu, işler de yoğun olunca kalfa icap etti. Beni de kardeşi, abisi vardı onun bir tane dişçi olan. O geldi çağırdı. Çalışır mısın dedi, evet dedim çalışırım dedim. Ya niye yapmayayım dedim. Başladık, zevkli bir meslekte, iyi gidiyordu. Beraber basıyorduk içeride resimleri. Bazı büyük resimlerde el hareketleri yapılıyor. Fazla ışık almasın diye, mesela elmişye fazla veriyorsun, yüze az veriyorsun, o tür şeyler oluyor. Onları hep gösterdi. Rutuş yapıyordu rahmetli. Çok güzel rutuş yapıyordu. Rutuşu öğretti. Film yıkamayı çok güzel yapıyordu adam. Onları öğretti. Bir yıl falan çalıştıktan sonra da 1978’de dükkan açmaya karar verdik. Burası benim üçüncü dükkanım. Daha önce iki tane başka yerde açtım. Bu üçüncü dükkanım benim.
Evet karanlık odalar vardı. Kırmızı ışıkta resim basardık. Çok az yeşil ışıkta film yıkar kontrol ederdik. Çok hafif yeşil ışıkta. Kareler çıktı mı çıkmadı mı ona bakardık. Onlar çıktıysa hemen hipo’ya atıyorduk. Hipo’da yıkıyorduk. Vallahi siyah, beyaz da daha iyiydi kendimiz yapıyorduk. Şimdi makinalar basıyor, bizi hiç görmeden. Bizi hiç görmeden. Hele şimdi dijitale döndü.
İşlerimiz iyice bitti, bitme noktasında. Film çekildikten sonra yıkama yapıyoruz. İlaçlar var. Beş çeşit ilaç var tablonun içinde. Yıkarken de ılık olacak. 18-20 derece gibi düşünün. Onun için de filmi sararak yıkıyoruz. Sararak yıkıyoruz. Çok az yeşil ışıkta kontrol ediyoruz. Kareler çıktı mı çıkmadı mı?
Kareler belli bir şeye gelip çıktıktan sonra hipo’ya atıyoruz. Hipo’nun içinde 2-3 dakika, 5 dakika falan duruyor yıkanıyor. Orada da diğer şeyler çıkıyor. Kareler meydana gelmiş oluyor. Onları hallettikten sonra kurutuyoruz filmi. Kuruttuktan sonra aran düzere takıyoruz. Aran düzere taktığımız zaman bütün ışık aşağıya geliyor.
Aşağıya gelen ışığı beyaz bir tablonun üzerinde netliyoruz. Fotoğrafçılar genelde gözlerden net yapar. Gözlere bakar. Gözler netse her şey nettir. Oradan netliyoruz. Netledikten sonra ne kadrajda basacağız? Mesela 10-15 mü, 18-24 mü, 30-40 mü? Ona göre büyütüyoruz. Ona göre kağıdını koyuyoruz. Kağıdı koyduktan sonra ya saatle çalışırsınız.
Ya da bizim gibi sayarak çalışırsınız. 1-2-3-4 diye sayarsınız. Gelen ışığa göre önce prova yaparız küçük kağıtlarla. Ondan sonra provalar düzgün çıkarsa büyüğünü basarız. Onu da bastıktan sonra birinci ilaçtan hipoya atarız. Hipoda 3-4 dakika durduktan sonra yıkanır. Onu da orada çalkalarız. Suya atarız. Sudan çıkartırız. 5-10 dakikada suda kalır.
Sudan çıkarttıktan sonra kuruturuz.
İşte ışığa bağlı ya çerçeveye koyarsınız ya direkt müşteriye zarf içinde sunarsınız.
Vize küçük Ayasofya, Gazi Süleyman Paşa Camii, kale mahallesinde iç ve dış surlar arasındadır. 6. yüzyılda Justinian döneminde kilise olarak yapılmış, 15. yüzyılın ikinci yarısında cami olarak düzenlenmiş olup halen cami olarak ibadete açıktır.
Sanat bir kültürün birikimidir. Roma döneminden kalma antik tiyatro sadece vizenin değil bölgenin en önemli noktalarından biridir. Karadeniz’in dalga sesleri, ormanlardan esen rüzgarlar ve insanın sesi tarih içinde en güzel sahnede birleşmiştir.
Ziyaretçilerini kendi hayatlarının başrolu olarak göreceği, vize antik tiyatrosu, uzmanların ve yöre halkının özverili çalışmasıyla kültür tarihimize kazandırılmış. Gökleri çatığı yeri sahne olan medeniyetimizin birikimini,
görebildiğimiz vize, Kırklareli’nin Güzide bir ilçesi olduğu kadar Türkiye’mizin cennet bir köşesi olarak geçiyor hikayemizde.
Kri köyde bulunan Ayenikola Manastırı,
Bizans imporatoru Justinian tarafından 6. yüzyılda inşa ettirilmiştir. 6. yüzyılda ön kısımda ağaç, sundurmalar bulunan yapı maalesef o sundurmalar günümüze ulaşmamıştır. İçinde keşişler ait mezarlar ve ayazma bulunmaktadır. Kri köy kalesi yine 6. yüzyılda Bizans imporatoru Justinian döneminde inşa edilmiş olup iki tane giriş kapısı bulunmaktadır.
Bugün vize kapısı ve saray kapısı olarak adlandırılan bu kapılar hala kullanılmaktadır. Ayrıca Kri köy kalesinin limanına bugün balıkçı balığa olarak adlandırılan liman bölgesinde inilen gizli bir geçiti bulunmaktadır. Bizantik tiyatrosu 2. yüzyıl Roma dönemine ait bir tiyatrodur. Günümüze ulaşan kısmı maalesef Bizans ve Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yapılan tahribatlarla çok kısıtlı bir şekilde kalmıştır. 1995 yılında yapılan kurtarma kazıları, 2003 yılında yapılan temizlik kazıları neticesinde şu anda ziyarete açılmış bulunan bu tiyatro, antik tiyatro Türkiye tahkisinde bulunan tek antik tiyatrodur. Bize merkezinde şu anda biri Hisar Tepe, biri Şerbet Tarasanbey Camii, biri de Hamam Sokak olarak bilinen Atatürk İlkokul’un önündeki hamandır.
3 tane hamam bulunmaktadır. Bu hamamların bir tanesi kalesurların içinde kalmakta olup asker hamamı olarak kullanılmakta. Bizans askerlerinin banyo yaptığı alandır. Diğeri Şerbet Tarasanbey Camii’nin hemen altında bulunan Roma hamamıdır. İki gözlü bu hamam küçük bir yapıdır. Diğer hamam ise Atatürk İlkokulunun hemen üst tarafından bulunan Ferhat Bey hamamıdır. Hemen önünde yine aynı isimli Ferhat Bey tarafından yaptırılan bir de kubbeli bir çeşme bulunmaktadır.
Bayram-ı Menabi Kutbu’nun Hacı Bayram Belinin 8. Halifesi Vizeli Kaygusuz Alaeddin dergahı Vizeli Sınır’ın içinde kalmaktadır. Kendisine ait dergah şu an günümüze ulaşmamış olup, mezarlık günümüze ulaşmıştır.
Vizeli Kaygusuz Alaeddin bir tasavvuf şairi olup kendisine ait eserler Cumhuriyet dönümü yazarlarından Abdülbaki Göğüpunalı tarafından toplanmış ve girici tarihinde sergilenmiştir. Vize sınırları içinde 19. yıl sonlarında bölgenin demografik yapısının Bulgar ve Rum çoğunluğundan olmasından dolayı 4 tane karakol kule inşa edilmiştir.
Bunlardan üçü günümüze ulaşmamış olup, Kömürköy Sınırı’nın içinde bulunan Osmançakalesi hala mecudetini korumaktadır.
6. yüzyıl Justinian döneminde yapılan Aya Nikola Manastırı, dünyanın en eski taş oyma manastırlarından biridir. Döneminin en iyi kaya manastırları arasında yer almaktadır.
19. yüzyılda önüne ahşap bir bölüm ilave edilmiş olsa da bu bölüm günümüze kadar ulaşmayı başaramamıştır.
Gönül ben açtığımda oğlum doğmamıştı.
Dükkanı ben 78’de açtım ama ben buraya daha sonra geldim. 87 olması lazım. 87’de falan ya da 86’nın sonu gibi geldim. 86’da oğlum doğdu. 86’da oğlum doğunca ben 84’te gelmiş oluyorum yani. 86’da oğlum doğdu ondan sonra onun ismini verdim. 38 yıldır buradayım.
84’te burasını açtığımda yaklaşık 1.5-2 sene falan atmacı olarak çalıştım abimin isminle. 86’da oğlum doğunca Foto Serkan diye koyduk. Serkan olarak çalışmaya başladık. 38 senedir de aynı yerdeyiz aynı isimden devam ediyoruz. Bu mesle oğlum devam eder diye ismini koyduk.
Ama o devam etmek istemiyor. Çünkü üniversite bitirdi. Şu anda kimyan gencisi olarak özel şirkette çalışıyor. İşlerimiz de bayağı bu dijital işler düşmeye başlayınca onların pek hevesi kalmadı. Küçüğü de yapmak istemiyor.
Yani son noktayı birkaç sene içinde koyacağız.
Vaktin sesi duyuluyor. Gazi Süleyman Paşa Camii minaresinde.
Cezans’tan Osmanlı hakimiyetine bir geçişin sembolü olarak vazifesine devam ediyor camimiz.
as sutele…
Osmanlı hamamları, kalerleri, çeşmeleri ve cümleleri
ve cumhuriyete devredilen birikimiyle vize, geçmişe ve geleceğe bir maşallah dedirtiyor. Ziyaretçilerinin hayranlıkla izlediği yolda heybe önce selamla, sonra hatrı kalan insanla doluyor.
Neşesiyle, gelenek ve görenekleriyle vizenin hikayesi yaşamaya devam ediyor.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir