Derviş’in ekonomi planı neydi? Prof. Dr. Bilge Yılmaz yanıtladı

Derviş’in ekonomi planı neydi? Prof. Dr. Bilge Yılmaz yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Yw_ewgY_MUM. Size göre Derviş programı gerçekten iyi ve Türkiye’yle uzun süre götürecek bir program mıydı? Yoksa o bir ekonomik krizden çıkış programıydı? Daha erken revizyon mu gerektiriyordu? Nasıl başladı AK Parti’nin döneminde 2001 krizinden sonra gelen AK Parti’nin 2001…

Derviş’in ekonomi planı neydi? Prof. Dr. Bilge Yılmaz yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Yw_ewgY_MUM.

Size göre Derviş programı gerçekten iyi ve Türkiye’yle uzun süre götürecek bir program mıydı? Yoksa o bir ekonomik krizden çıkış programıydı? Daha erken revizyon mu gerektiriyordu? Nasıl başladı AK Parti’nin döneminde 2001 krizinden sonra gelen AK Parti’nin 2001 krizi çözümleriyle süren süreci? Şimdi Türkiye dediğiniz gibi ki burada ağır bir kriz yaşadı. Bu krizi çözmek için bir istikrar, maklumun istikrarı geri getirmek gerekiyordu. Kemal Bey’in liderliğinde o program bir istikrar programıydı. Bazı açılardan çok başarılı oldu. Bazı açılardan ben o zaman da Kemal Bey’i eleştirmiştim. O da programın bence iki tane zayıf tarafı vardı. Biri bu kemer sıkma politikası genelde bu IMF’de standarçılardan biridir. Biraz fedakarlık dar gelirlerin sırtına yüklendi. Bence o adil olmadı.
Ama diğer kısmı istikrar kısmında başarılıydı. Fakat oradaki ikinci eksiklik de şuydu. O program istikrar programıydı. O programın bir çıkışı yoktu. Yani tamam istikrar sağladık ondan sonra ne yapacağız? Bizim nasıl bir sanayi, leşimi ve tarım politikamız olacak? Oralarda yoktu. O yüzden de Kemal Bey’i suçlamamak da lazım. Yani Kemal Bey’in zaten öyle bir iddiası da yoktu. Ben istikrar sağlamak için geldim. Gerekenler bunlar. Ve onlar esasen Ecevit’in hükümet istasına yapılmaya başlandı.
Yani esasen bunun meyveleri de yavaş yavaş alınıyordu. Ekonomik istikrarı kavuşmuş. Herkes için olmasaydı büyük ihtimalle Ecevit döneminde bunun meyveleri bir kısmına alacaktı zaten. Evet evet. Yani iyiye gidiş başlamıştı. O paketi parti hükümeti başarılı bir şekilde devam etti. Başlarda doğru para ve maliye politikaları uyguladılar. Ama hiçbir zaman tamam biz hani istikrar sağladık sonra ne yapacağız diye bir tasaları olmadı.
O da bir çalışma olmadı. O bir rüzgar da esiyordu dünyada. Türkiye özellikle çok eski. Arpa 1’ine girme şansı filan da olunca Türkiye ciddi miktarda para gelmeye başladı. Dışarıdan yüksek miktarda para gelmeye başladı. Para gelmesi kötü müdür bir ülkeyi? Değil. O parayı doğru kullanmanız lazım. Şimdi pide parayı nasıl getirdiğiniz dönemde yani sıcak para çok yararlı olmayabiliyor. Sıcak pide’nin işte gecelik faize gelen, borsaya giren para var. Bir de yatırım olarak gelen var.
Bir de yatırım nasıl geldiği dönemde yani siz yatırım yapıp içerideki… Varlıkları satıyorsanız? İçerideki varlıkları satıyorsanız ve içerideki talebe yönelik varlıklarsa bir şey olmaz. Ama içerideki varlıkları satıyorsanız ama adamlar gelip onu geliştirip ihraç atıyor yönelik bir şey yapıyorsa iyi olabilir. Şimdi Türkiye ne yaptı? 80 yıldır biriktirdiği varlıkların çoğunu sattı. Dışarıdan ekstra borç da aldı. Sıcak para da geldi. Arpa 1’ine girebilir Türkiye umuduyla.
Türkiye bir popüler hale geldi ve o şekilde bir para akışı oldu. Aynı zamanda insanların gözden kaçırdı. İkinci bir şey daha oldu. İstikrarla beraber Türkiye’de yerleşiklerin borç kapasitesi oluştu. Yani eskiden insanlar ipotekliye bağırmıyorlardı. Çok fazla kredi kat limitleri yoktu. Şirketlerde çok fazla borç kullanamıyorlardı. Çünkü borçlanabiliyor. Paranın çoğunu devlet kendisi zaten piyasadan kendisi çekiyordu. Şimdi o sürede Türkiye’de bir zenginleşme yaşandı. O zenginleşmenin iki tane önemli etkeni vardı. Demin de söyleme gibi bir dışarıdan gelen para akışı, iki yerleşiklerin borç kapasitesini kullanmaları. Onun yarattığı bir refah oldu. Yani şimdi ne oluyor? Ben bankadan 100 lira çekiyorum, harcıyorum. Siz 90 lira kazanıyorsunuz, siz harcıyorsunuz. Öbür arkadaşa gelir oluyor. Tabii bir çarpan etkisiyle rahatlatıyor. Dışarıdan gelen para da öyle. Birine 100 lira geldiği zaman o insan gidiyor onun birazını harcıyor. Öbürüne gelir oluyor. Bu şekilde bir refah ortamı oluştu. Ben buna lale devrediyorum. Çünkü sürülebilecek bir düzen değildi. Peki ne yapmak lazımdı o dairede? Şimdi o zaman yapılması gerekenler… Burada bir sürü grafikimiz var. Tabii isterseniz grafiklerden şey yapayım. Olur bak bunlar duruyor çünkü çok güzel. Şimdi isterseniz birinci grafikten çok hızlı başlayayım. Ben bir şey ortamı görmek açısından. Şimdi bakın dünyada ne olmuş? Biz burada 1980’den itibaren başlamışız. 2021’e kadar gelmişiz. Şimdi bunun ilk 20 yılı Türkiye’nin çok zorluğu 80’li 90’lı yılları. Son 20 yıl da AKP iktidarının yılları. Şimdi burada ilk grafiyemiz soldaki grafikte şey gösteriyoruz. Amerika Merkez Bankası’nın politika faizini. Şimdi Amerika Merkez Bankası politika faizi yüksekse herkesin borçlanma faizi de artıyor. Çünkü o belirliyor piyasaları. Belirli az oluyor.
Şimdi bakıyorsunuz 1980’li 2002 yılları arasında Amerika Merkez Bankası’nın politika faizi ortalama %3’müş. Daha sonraki 20 yılda ise yaklaşık eksi bir. Yani bu real politika faizi. Ve burada da son 20 yılda biraz daha milletin eli rahat. Herkes rahat ucuza borç alabilecek bir zaman çünkü Amerika faizleri düşüktü.
İkincisi ise Amerika Merkez Bankası’nın bilançosu yani Amerika Merkez Bankası ne kadar elektronik olarak para basmış, ne kadar para sokmuş. Şimdi daha önceki 20 yılda bu Amerika Garis Havni Milli Hastası’nın %5 civarına yani düşük bir miktar. 2008 krizinden sonra fırlıyor bu. Çünkü helikopter ben para bastı ve dağıttı. Evet aynen öyle 4 trilyon dolara kadar para dağıttılar. Bu Covid sırasında bunu 9 trilyona kadar çıkardılar. Yani Amerika Merkez Bankası şu an sisteme 9 trilyon para sokmuş durumda. Tabi bu parada bir bolluk oluyor. Düşük faiz, para bol herkes rahat ediyor. İkinci slayda geçersek çok hızlı bir şekilde geçelim. Bir sonraki slayda da aynı zamanda da Amerika hükümetinin borçlanma faizi de düşmüş. O da geleniyor önemli çünkü Türkiye Cumhuriyeti gibi ülkeler Amerika merkezinin borçlandığının üzerine bir fark verip borçlanıyorlar. Genelde o belirliyor. Bakarsanız bir önceki 20 yılda bu ortalama faizi de 8 civarındayken AKP iktidar zamanında bu %2-3 civarına düşmüş. Yani ortalık çok ucuz. Dolların ucuz olduğu yerine denk geliyor. Her şey ucuz, borçlanmak ucuz filan. Yani bu dönemde para bolluğu var, para bulmak kolay. Şimdi burada peki Türkiye ne yapmış mukayese olarak diye bakarsanız bir sonraki slayda bu şimdi Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelere göre ne kadar hızlı büyüdüğünü gösteriyor. Bütün bu 94-2001 gibi mavi çizgi Türkiye’nin o yıllardaki büyümesi, Turuncu’da o 20 yıldaki ortalaması, siyah noktalı çizgi de son 20 yıldaki ortalama. Şimdi bakıyorsunuz bütün bu 94-2001 gibi kötü felaket yıllar olmasına rağmen daha önceki 20 yılda bizim ortalamız daha yüksek.
Yani AK Partili’nin 20 yıldaki Türkiye’nin büyüme ortalaması AK Partili 20 yıldan daha mı yüksek? Diğer gelişmekte olan ülkelere göre görücü olarak baktığınızda evet. Bir sonraki grafik zaten bu söylediği daha iyi cevaplıyor. Türkiye’nin diğer gelişmekte olan özellikle Asya ülkelerine göre karşılıklı baktığınız zaman Türkiye siyah çizgi Asya ülkeleri. Diğer ülkeler Türkiye’ye. Türkiye’nin benzeri ülkeler Türkiye’den daha fazla büyümüşler.
Şimdi burada tabi bilimsel olarak bahsede söylemek lazım burada Çin var. Çin’i çıkarsanız da sonuç değiştirebilecek. Çin var burada Çin var Kore var bütün Asya ülkeleri var. Benzeri ve Pakistan var mı? Asya’ya geçmekte olan tüm Asya ülkeleri var ama bunu çeşitli gruplara da alsanız Türkiye bazı Asya ülkelerinden iyi durumda ama ortalamasından kötü durumda. O değişmiyor tabi sayılarkenleri değişir. Şimdi burada esasen en önemli bu olayı anlamak için bir sonraki slide’e gidersek çok net gözüküyor. Şimdi buradaki mavi çubuklar Türkiye’nin büyümesi. Ne kadar büyümüş Türkiye 2000 yılından beri her yılda görüyorsunuz. Kriz yılları olmuş 2001’de küçülmüş. 2009’da küçülmüş. 2009’da dünyada olan bir kriz. O bizim kabahatimiz sayılmaz. Daha sonra o büyümesi daha sonuk yıllarda düşmüş. Şimdi orada bir iki tane de çizgi var. Biri siyah çizgi dışarıdan gelen bu bahsettiğim sermaye girişleri. Ne kadar dışarıdan bize para atmış.
Turuncu da biz içeride ne kadar vatandaşımızı, yerleşikleri, şirketleri, hane halkını borçlandırmışız. Büyümesi büyüme oranları bunlar ama. Şimdi dikkat ederseniz bu mavi çubukların yüksek olduğu yıllar bir şekilde o turuncu ve siyah çizgi için. Hane halkları da borçlanmışlar. Yani Türkiye’de esasen büyümeyi iki güç itiyor. Biri dışarıdan gelen sermaye. Sıcak para. Diğeri de.
Normal yatırımlar, buradaki telekomun satışı, bankaların satışı da bunların hepsi içinde. Yani biz büyümeyi kaliteli ve kalıcı şekilde yapmıyoruz. Direkt para geliyor, parayı harcıyoruz. Herkes çok iyi. Para bitiyor. Deniz bitince büyüme de bitiyor. Yani buradaki resim bu esasen. Yatırıma dayalı, üretime dayalı büyüme değil bu.
İşte orada siz ne yapmamız gerekiyor dediğiniz zaman orada esasen Türkiye böyle para akarken doğru sektörlere para akmasını teşvik etmesi lazımdı. Yanlış yerlere teşvik ettiler. Para hep ranta gitti. Oralara da konuşuruz. Onlar tabii Türkiye’nin ciddi ikanıyan yaraları. Bir sonraki resim bakarsak bu çok acıklı bir resim esasen. Biliyorsunuz 2008’den sonra dünya çok büyük bir krize girdi. Bunun nedeni de özellikle gayrimenkulite çok aşırı borçlanmayı da Amerika’da. Ondan sonra gelişmiş ülkeler genelde derslerini aldılar. Amerika, Almanya falan gibi ülkeler çok aşırı borçlandırmadılar hane altlarına ve yerleştiklerini. Şimdi bu 2008 krizinden sonra 2008’in başından itibaren ülkelerde ne kadar borçlanıldığına gösteriyor. Amerika çok düşmüş. Tabii Amerika tabii dersini öğrendi.
Yani insanları teşvik etmediler böyle aşırı borçlanmaya.