Doç. Dr. Ebubekir Sifil – Abdullah b. Ömer’in Kader İnkarcılarına Sözü – Cumartesi Sohbetleri (6)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=iKFEw5d4k3w.
Sahabe-i kiramın genç kuşağı henüz hayattayken, Irak coğrafyası, orası İslam dünyasının dışarıya açılan kapısıdır. Bütün bozuk fikirler oradan gelir. Irak coğrafyasında, kader konusunda bir kısım farklı şeyler, görüşler ileri sürenler görülmeye başlamış. Bunun üzerine Irak’tan iki kişi iki arkadaş kalkmışlar.
Ya bir hac için veya bir umreyi vesile edinerek Hicaz’a gitmişler. Meseleleri bu yeni gündeme gelen hadiseyi sahabeden birilerine sormak. Oradan Medine-i Münevvere’ye geçmişler. Tam Mescid-i Saadet’e girmek üzereyken Abdullah bin Ömer’e rastlamışlar. Radıyallahu anh. Olayı anlatan şahıs diyor ki, ben bir tarafına geçtim, arkadaşım öbür tarafına geçti, kendimizi tanıttık.
Ve dedik ki, biz işte Irak’tan geliyoruz, Basra’dan geliyoruz. Bizim oralarda birtakım insanlar ortaya çıktılar. Kader yoktur diyorlar. Ne buyurursunuz? Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’a diyor ki, eğer dönüp gittiğinizde bu iddiayı ileri sürenlere rastlarsanız onlara deyin ki,
Abdullah bin Ömer sizden dünyada da beridir, ahirette de beridir, siz de ondan berisiniz. Kader yoktur ne demek? Biz Allah Resulü Aleyhisselatü Vesselam’dan kader konusunda çok şeyler dinledik. Diyor ve orada ayaküstü bizim Cibril hadisi diye bildiğimiz, anlattığımız hadis-i şerifi naklediyor. Babası Hazreti Ömer’den naklen. Orada Hazreti Cibril geliyor Mescid-i Saadet’te bir insan kılığında.
Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz’in yanına safları yara yara geçiyor ve dizini dizine dayayacak şekilde oturuyor. Ve ona üç soru soruyor. Birinci soru kendini de tanıtmıyor. Hatta Hazreti Ömer diyor ki, içeri girdiğinde baktık üzerinde uzun yoldan gelmiş bir insan, yolcu alameti yok. Ama hiçbirimiz tanımıyoruz onu. Buna rağmen geldi, oturdu Efendimiz’in dizini dizine dayadı.
Ve dedi ki, mel imanü ya Resulallah. İman nedir ey Allah’ın Resulü? Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ona imanı anlattı. El imanü entü’mine billahi diye başlayıp o amentunun altı esasını orada saydı Efendimiz. Bunun üzerine Cibril dedi ki, sadak de, doğru söyledin. Hazreti Ömer diyor ki, biz şaşırdık adama. Tanımadığımız bir adam geldi safları yara yara geçti, Efendimiz’in önüne oturdu.
Ona iman nedir diye sordu. Aldığı cevap üzerine de tasdik etti, doğru söyledin dedi. Kim bu adam ya? Sonra mel İslamü ya Resulallah dedi. Efendimiz İslam’ı anlattı. Bugün bizim çocuklarımıza imanın şartları, İslam’ın şartları diye anlattığımız şeyleri anlattı Efendimiz. Sonra da mel İhsanı ya Resulallah diye sordu. İhsan nedir? Efendimiz onu da anlattı. Ve orada nihayet final sorusunu sordu.
Bu metassa’a ya Resulallah dedi. Kıyamet ne zaman? Efendimiz, onun bilgisi bende yok. Ben senden daha çok bilgi sahibi değilim o konuda dedi. Peki alametleri nedir dedi. Alametlerini saydı orada Efendimiz. İşte biz İslam, iman, İhsan ve özellikle de ahir zaman Müslümanları olarak içinde yaşadığımız ahvalin tarifi konusunda
Al-i Sa’d ve Sılam efendimizden öğrendiğimiz şeylere iman ettik. Bu ümmet sahabe-i kiram kuşağından bu yana aynı şeyi nesilden nesile kuşaktan kuşağa tevaris ettirdi.
Bize kadar böyle geldi.