"Enter"a basıp içeriğe geçin

El- Halîm ve Es-Sabûr İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 22.Bölüm

El- Halîm ve Es-Sabûr İsimlerinin Manaları ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 22.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=6sNNS84rTNw.

Manufactör konu Tek batch子 Tek batchı Hayırlı günler değerli izleyenlerimiz.
İsmadan İnsan’a programımıza hoş geldiniz. Hz. Nûf ve Hz. Lût’un kavmi, Âd ve Semud kavimleri, medyen halkı, Kur’an’da kısalarına yer verilen tüm bu topluluklar, kendilerine gönderilen peygamberleri ve hak davayı inkâr etmiş, uyarıldıkları azap konusunda da kibirli bir duruşla inkârlarını teyit etmişlerdi. Peki azabın çabuklaştırılmasını isteyecek kadar haddi aşmış, hakikate gözlerini kapatmış bu topluluklara hak ettikleri ceza hemen mi verildi? Rabbimiz mutlak adaletin sahibi olmasına rağmen müstehak olanların ceza ve karşılığını mühlet vermeden, süreye bağlamadan mı verir? Bugün El-Halim ve Es-Sabûr esmasının tefekkürüyle tüm bu soruların cevaplarına vakıf olacağız inşallah. Kıymetli Hocam hoş geldiniz. Teşekkür ediyorum, hoş bulduk. Nasılsınız?
Şükürler olsun, elhamdülillah sizler de iyisiniz. Hamdolsun Hocam teşekkür ederiz. Rabbim iyilik sağlık versin. Amin Hocam. Hocam El-Halim ve Es-Sabûr isminin manalarıyla başlasak bu konuda neler söylemek istersiniz? Allah-u Teala’nın birbirlerine anlamları çok yakın iki isminden birisi Halim ismi, birisi de Sabûr ismidir.
Ve her ikisinde de aslında acele etmemek, sabretmek, teenni ile hareket etmek, düşünmeden adım atmamak gibi kök anlamları vardır. Allah-u Teala’nın Halim ismi, Cenab-ı Hakk’ın telaş etmeden, herhangi bir şekilde öfkeyle ve acele karar vermeden, mutlaka öncesini ve sonrasını bilerek, mutlaka hikmetli bir karar verdiğini ve insanlara mühlet tanıdığını, sakin davrandığını tabir caizse bize anlatan bir isimdir. Diğeri de Sabûr ismi de yine Sabır kökünden gelir. Biz insan olarak da biliyorsunuz herhangi bir olay karşısında, herhangi bir musibet karşısında hemen ağır tepkiler vermeden düşünerek hareket etmeyi, kendimizi tutmayı ve frenlemeyi bir şekilde Sabır olarak adlandırırız.
Allah-u Teala’nın Sabûr ismi de aynı şekilde insanların cezasını verirken, onlara hak ettikleri karşılığı verirken bir şekilde hızlı davranmayıp, onlara mühlet tanıyıp, zaman verip, belki vazgeçerler, belki tövbe edip özür dilerler, belki doğru yola dönerler diyerek beklemesini ifade eder bize. Diğer taraftan Allah-u Teala’nın Sabûr isminin içinde insana sabır lütfeden anlamı da vardır. İnsana önce peygamberlerine sabrı tavsiye eden, onlara hayatta hareket ederken, davranırken, düşünürken, plan yaparken, tepki gösterirken sabırlı ve olgun davranmayı, sakin ve teenni ile hareket etmeyi öğreten anlamı da Sabûr isminde vardır.
Hocam peygamberimiz iman nedir sorusuna sabırlı ve hoşgörülü olmak diyerek cevap vermiştir malumunuz olduğu üzere. Gerek musibetler, gerekse Allah’a itaat konusunda yapmamız gerekenler, tüm bu hususlarda sabrı nasıl açıklarsınız, pasif direniş veya tepkisizlik sabırla eş anlamlı kabul edilebilir mi? Bu konularda neler söylemek istersiniz?
Allah’ın isimleri üzerinden düşünmeye devam edelim. Allah’ın hayatta dünyada var olan bütün varlıkların rızkını verir. Hayatta olan yaşayan, nefes alan bütün varlıkları korur, kollar. Onların büyümesine, gelişmesine ve onların duyduğu ihtiyaçların karşılanmasına tek başına Allah yeter. Fakat bu varlıklar içinde insanoğlunun özel bir yeri vardır ve Allah Teala insanoğlundan aynı zamanda bir kulluk bekler. Yani verdiği nimetlerin karşılığında insanın aklıyla, gönlüyle, tecrübeleriyle iyi işler yapmasını, iman etmesini ve salih ameller işlemesini Allah Teala ondan bekler.
Ama maalesef bütün insanlar Allah’ın bu beklentisine doğru cevap verebilmiş değildir. Hazreti Adem’den bugünü düşündüğümüz zaman pek çok inkar eden, Allah’ı tanımayan, onun nimetlerine karşı nankörlükte bulunan ve kötülük peşinde koşan insanlar ve kavimler insan toplulukları olmuştur.
Hatta Allah Teala peygamberler göndererek bu toplulukları uyarmış ve onları hidayet yoluna, doğru yola davet etmiştir. Bu süreçlerde aslında Allah Teala bu insanları bir an evvel bu inkarlarından dolayı, bu saygısızlıklarından, bu nimete karşı nankörlüklerinden ve Tanrı tanımaz hallerinden dolayı derhal cezalandırabileceği halde peygamber göndererek onlara bir imkan sunmuştur. Onlara bir fırsat vererek doğruyu bir kere daha hatırlatmış, unutmuş oldukları gerçekleri onlara anımsatmış ve bu gerçeklerin peşine düşüp yeryüzünde ıslaha, yeryüzünde refaha, yeryüzünde huzur ve barışa fırsat tanımalarını istemiştir. Ama insanlar arasında hala fitne fesat peşinde koşan, hala yeryüzünde bozgunculuk çıkaran, yakın çevresine ve hatta uzak çevresine devamlı yalanla, dolanla, hileyle, posuyla kötülük aşılayanlar var olmuştur, var olmaya devam eder. Peygamber efendimiz buyuruyor ki bir hadis-i şerifinde, hiç kimse Allah kadar söylenenlere sabırlı davranmaz.
Allah’ın oğlu olduğunu iddia ediyorlar, İsa Allah’ın oğludur diyorlar, Üzeyir Allah’ın oğludur diyorlar. Allah ona rağmen aslında tevhid bunu kesinlikle yalanladığı ve Allah tekbir olduğu halde bu inkarlarına ve nankörlüklerine rağmen onlara hala rızık veriyor, onları yedirip afiyet de yaşatıyor.
Peygamberimizin bu sözü aslında Allah’ın insanlara son nefeslerine kadar pişman olup tevbe etmek ve doğru yolu, hakikati tercih etmek yolunda imkan verecek kadar sabırlı olduğunu bize öğretiyor. Allah’ın evet öfkelidir, gazaplanır ama bir hadis-i şerifte Peygamberimiz buyurur ki Allah şöyle buyurdu,
rahmetim gazabımı geçti. Evet Allah’ı Teala o gazapla cezalandırır ama o rahmetle de önce bir mühlet verir, bir süre verir, insanın aklını kullanarak yanlıştan dönmesini bekler. İşte bu Allah’ın Halim ve Sabur oluşudur. Diğer taraftan Allah’ın Teala bu Halim olma sıfatını, bu sakin, ağır başlığı, acele etmeyen, telaşa kapılmayan, adımlarını düşünerek atan tavrın insanda olmasını da ister, Peygamberlerin de olmasını, özellikle sabrın,
bir temel vasfı olarak onda bulunmasını da ister ve Halim ve Sabur Allah, Hilim sahibi ve sabırlı insanı ödüllendirir. Çünkü Allah’ı Teala insanı bu dünyada sınar, bu imtihan dünyasında insanın başına pek çok şey gelebilir. Bunlar karşısında bir anda feveran etmek, bir anda ani ve çılgınca tepkiler vermek, isyan etmek,
niye benim başıma geliyor, Allah hep beni mi buluyor diyerek, haşa, sabırsız davranmak Allah’ın gücüne gider. Allah’ı Teala imtihan karşısında da aklı selim ile hareket eden ve sabırlı olan mümini ödüllendirir. Onun için Peygamber Efendimiz sabır, musibetin ilk çarptığı andadır buyurur. Çünkü başınıza geldiği an verdiğiniz tepki sizin imanınızın ve tevekkülünüzün bir yansımasıdır.
Allah’a iman eden ve ona tevekkül eden mümin başına gelen bu imtihanın, bu acının, bu sıkıntının kendisini olgunlaştıracağını sabrederse Allah’ın bunun karşılığında büyük mükafatlar vereceğini bilerek davranır. İşte bu noktada sabur ismi Allah’ın aynı zamanda müminlere sabır aşılayan, sabreden kullarını ödüllendiren ve sabrı tavsiye eden gibi anlamlara da gelir. Nitekim Allah’ın kötülükleri, işkencelere, eziyetlere, isyanlara en çok sabreden kulları da Peygamberlerdir. Çünkü Peygamberler kötü bir gidişatı, son derece bozulmuş, ahlaki anlamda, hukuki anlamda dejenere olmuş bir toplumu bu öyle olmaz diyerek durduran, akışı bozan
ve düzeltmeye çalışan insanlar olduğu için toplumların öfkesini çok çekmişlerdir. Neden bizim gidişatımıza karışıyorsun? Biz böyle ne güzel yaşayıp gidiyorduk, menfaatimize uykundu. Sen şimdi nereden çıkarttın bu dini, hukuku, ahlakı diyerek Peygamberlerin üzerine yürümüştür toplumlar. Ve bizim Peygamberimiz de Mekke’de, Mekkelilerden ne kadar çok eziyet görmüştür.
Hakaretler, küfürler, boykotlar, hepiniz biliyorsunuz hatta zayıf Müslümanlara işkenceler. İşte bunların hepsinde sabreden Peygamber, etrafındaki müminlere de sabrı tavsiye eden, aşılayan Peygamber Sabur ismiyle Allah Teala tarafından ödüllendirilecektir. Ama diğer tarafta sabur sizin dediğiniz gibi pasif bir direniş ya da bekleyiş değildir. Ben sabredeyim, boynumu bükeyim, bu geçene kadar nasıl olsa Allah bana yardım eder.
Benim görevim beklemek demez Müslüman. O sabır aslında fiili anlamda da o sıkıntının geçmesi için gayret etmeyi gerektirir. Söz gelimi Allah korusun bir felaketsel felaketi, bir yangın felaketi olduğunda başımıza geldi musibet. Bu bir dünya imtihanı, boynumuzu bükelim bekleyelim nasıl olsa Allah bu yangını söndürür mü deriz? Hayır.
Sabrederiz, isyan etmeyiz ama hemen kollarız var o sabrın bir gereği olarak yangınla mücadele ederiz. Bir an evvel musibetin sona ermesi için ya da çok sevdiğimiz bir yakınımız vefat ettiğinde ne yapalım? Öldü artık deyip boynumuzu mu bükeriz? Hayır. Onun arkasından okuruz, ona karşı son vazifelerimizi yaparız. Cenazesini defnederiz, arkasından dualarını ederiz, Kur’anını okuruz, onun için sadaka dağıtırız. Bütün bunlar aslında bizim sabrın fiili olarak, gayret olarak da hayatımızda var olması gerektiğini gösterir. Çünkü sabır Peygamber Efendimiz’in ifadesiyle ışıktır. Sabır aydınlıktır. Sabır insanın gözünün önünü aydınlatır. Bir anda sıkıntı üzerine geldiği zaman, problemle karşılaştığı zaman, dünyası karardığı zaman sabır o karanlığı aydınlatan ışıktır. İnsan sabrederek, aklı selim ile davranıp, bundan sonra ne yapacağını düşünerek, tenni ile, hilim ile hareket ettiğinde, işte o halim olan Allah, sabur olan Allah kulundan razı olur. Hocam, siz de ifade ettiğiniz gibi aileden, okula, iş hayatından, meslek hayatından her konuda sabır kuşanmamız gerekiyor.
Peki, sabr ismini, halim ismi ile birlikte düşünürsek başka hangi erdemlerle insanların ilişkilerine yön vermesi gerekir? Orada bir affedicilik var değil mi? Bir mühlet tanıma var. Allah-u Teala’nın hemen cezalandırma işi ve belki vazgeçer, belki akıllanır, belki tövbe eder diye kulundan ümit var oluşu halim isminin altında saklı.
Dolayısıyla biz de herhangi bir şekilde bir hata karşısında elbette hatayı, yanlışı, suçu cezasız bırakmayacağız. Ama ona bir affetme, bir düşünme, bir vazgeçme süresi tanımak bizim için özellikle yakın ilişkilerimizde çok önemlidir.
Biz hukuk adamı değiliz, hani hakim değiliz, savcı değiliz, yargıç değiliz bir şekilde mahkemedeki karardan ve onun derhal gerçekleşmesinden bahsetmiyorum. Ama günlük hayatta biz insan ilişkilerinde karşımızdaki bir hata yaptığı zaman büyük bir öfkeyle gücümüzü kullanarak anında onu ezici bir şekilde cezalandırdığımız zaman,
onun hatasını fark etme ve hatadan dönme imkanını elinden almış oluruz. Bu çocuklarımız olabilir, bu eşimiz olabilir, bu akrabalarımız olabilir, yanlış davranışları olabilir. Onların bu davranışı karşısında sabredip biraz anlamaları için onlara zaman tanıyıp, hatta söyleyip bu durum beni son derece incitti, bu durum beni son derece öfkelendirdi,
bu durum gerçekten benim zoruma gitti duyurarak, onların geri adım atmasını, özür dilemesini, hatadan dönmesini bir daha aynı hatayı yapmayarak ilişkilerimizi korumasını sağlayabiliriz. Ama öfkelendiğimiz an yanlış karşısında çok aceleci davranır, sabırsız davranır ve cezalandırırsak, hatta bazen anlamaya çalışmadan yanlış anlayarak ceza verirsek,
ama aslında işin gerçeği o değilmiş, o kişi hiç de cezayı hak etmiyormuş olduğu halde, sonra biz pişman oluruz. Dolayısıyla insan ilişkilerimizde Allah-u Teala nasıl sabur ise, sabır kaynağı ise, çok sabreden ise, sabrı sonsuz olan ise, Allah-u Teala nasıl halim ise, teenni ile sakince bekleyerek mühlet veren, çokca zaman tanıyan ve imkan sunan ise, o isimlerin yansıması olarak biz de hayatımızda aceleci ve gazaplı olmamak, aksine öfkesini yutarak hoşgörülü ve sabırlı olmak zorundayız.
Peki hocam, bu iki esmamızın aile hayatında, özellikle anne babanın çocuklarla ilişkilerinde bize öğrettiği yol veya yöntem nedir? Aslında eğitimcilerimizin bu sabırlı anne baba olma konusunda çok güzel tavsiyeleri var. Psikologların özellikle doğru dinlemenin sabırdan geçtiğine dair çok tatlı ipuçları var. Biliyorsunuz iletişim sadece konuşmakla değil, aynı zamanda dinlemekle ve problem çözmekle mümkündür. Sadece konuşan insan karşısındakini dinlemediği için onun hislerini, onun düşüncelerini, onun ihtiyaçlarını yeterince farkına varamaz ve probleme de çözüm üretemez. Dinlemek ise sabır gerektirir.
Önce bir susacağız, önce bir bekleyeceğiz, dişimize sıkacağız, içimizden çok konuşmak gelse de, hatta bazen bağırıp çağırmak gelse de kendimizi tutarak karşımızdakinin evladımızın konuşması için fırsat tanıyıp, eşimizin konuşması için ona imkan verip, ondan bir de olayı, ondan bir de konu hakkındaki düşüncelerini ve gerçekleri dinlemek çok kıymetli. Bunu psikologlar ve iletişimciler devamlı öneriyorlar.
Bir diğer mesele ise hoşgörülü olmak sabrın bir parçası ve aslında Allah-u Teala bu hoşgörü ve sabrı bize ibadetler yoluyla da öğretiyor. Sözgelimi, oruç sabrın yarısıdır diyor peygamberimiz. Oruç çok ciddi bir sabır terbiyesidir, sabır eğitimidir.
Benzer şekilde namaz ciddi bir sabır eğitimidir. İşinizin gücünüzün içinde tam da koştururken bir telaş içerisin, bakarsınız ki namazın vakti geçecek, hemen onu bırakacaksınız, kalkacaksınız, abdest alacaksınız, üzerinizi giyineceksiniz, dişinizi sıkacaksınız, sabredeceksiniz. Ya da belki bir eğlence de, bir tören esnasında her şey çok keyifli giderken eyvah namazın vakti geçecek, sabredeceksiniz, onu bekleteceksin, askıya alacaksın, dönüp namaz kılacaksın.
Aynı şekilde sabredeceksin, iftara kadar bir şey yemeyeceksin, oruç tutacaksın. Hac o kadar büyük bir sabır imtihanı ve o kadar büyük bir sabır nefis terbiyesidir ki Müslümanlar için. Hacın her anı insanlar için meşakkatlerle doludur ve hiç kimsenin kalbini kırmadan hacdan dönebilmek ciddi sabır ister. Bütün bu ibadetlerle Allah-u Teala’nın insana sabrı öğretmeye çalışmasında elbette bir anlam, bir hikmet vardır.
O hikmet, insanın o sabrı sayesinde günlük hayatını da kolaylaştırması anlamına gelir. Ya da ise sabırsız olan, devamlı şikayetlenen, devamlı öfkelenen, devamlı aceleci tavırlarıyla daha ne olup bittiğini anlamadan yanlış davranışlar sergileyen insan hem kendi mutsuz olur hem çevresini mutsuz eder.
Onun için insan iletişiminde, az önce dediğiniz gibi bilhassa çocuklarımızın eğitiminde hem sabrı öğrenmek hem de onlara öğretmekle mükellefiz. Onlara da sabırlı olmayı. Biraz sabret bakalım. Hadi 5 dakika, saate bak 5 dakika bekliyoruz. Sabırlı olmayı, hemen dediği anda dediği olacakmış gibi bir dünyanın mümkün olmadığını aksine bazı şeyler için dişini sıkıp sabretmesi gerektiğini küçüklükten öğretmeliyiz. Ve bu eğitim onlara aynı zamanda ibadetler karşısında sabırlı olmayı ve büyüdüklerinde de musibetler karşısında sabırlı olmayı öğretecektir. Hocam sohbetimizde bize şunu siz ifade ettiniz ki Rabbimiz ceza vermede hemen mühlet vererek hareket edendir, hemen ceza vermeyendir, sabredendir tabir caizse.
Nitekim Kuran-ı Kerim’i okuduğumuzda da bunu görüyoruz. Bazı inkarcı toplulukların ceza hemen bize verilsin demelerine rağmen Rabbimizin bunu ertelediğini görüyoruz. Bu durumun hikmeti nedir? Özellikle şimdi eğitimle ilgili sorumuzdan bahsetmişken belki kendimize de bir hisse çıkartırız.
Doğru orada hadi bakalım madem Rabbin çok büyük, madem Rabbinin kudreti sonsuz bizi tehdit ettiğin cezayı göndersin de görelim diyerek bir kafa tutma vardır. Bunu Peygamber efendimiz’e Mekkeli müşrikler defalarca söylemişlerdir ve Kuran-ı Kerim’in anlattığına göre önceki kavimlerde madem öyle bize vaad ettiğin cezayı gönder de görelim şeklinde bir iddialaşmaya, bir kafa tutmaya.
Hatta Allah-u Teala’yı karşılarına alacak şekilde haşa nankörlük etmeye devam etmişlerdir. Bu aslında insanı ne kadar aciz, ne kadar şaşkın, ne kadar zavallı olduğunu gösteren sonsuz kudret karşısında kafa tutmaya çalışacak kadar da şaşkın olduğunu gösteren bir durumdur. Ama ona rağmen Allah-u Teala Peygamberlerinin diliyle cevap vermiştir. Elbet bir gün hak ettiğinizi bulacaksınız. Elbette bir gün Allah bu yapıp ettiklerinizin karşılığını size verecek. Peki o gün ne zaman onu Rabbin bilir?
Allah-u Teala bu azgın insanlara bile belki insafa gelirler, belki tövbe ederler, pişman olurlar diye vakit tanımıştır. Çünkü Allah-u Teala çok merhametlidir. Allah-u Teala kendisinden bağışlanma dilenmesini çok sever. Bir kulun tövbe etmesini, yanlışından dönmesini Allah-u Teala o kadar sever ve bundan o kadar hoşnut olur ki
Peygamberimiz bunu çölde devesiyle giderken, devesini kaybeden sonra da o deveyi bulunca çok mutlu olan adamın haline benzedir. Çölde o adam tek başına yolculuk yapmaktadır. Bütün yiyeceği ve içeceği devenin üstündedir ve adam deveyi kaybeder. Bu çölde ölmek demektir.
Ona rağmen ararken o telaşa rağmen, o sıkıntıya rağmen o deveyi buluverdiği anda ne kadar mutlu oluyorsa der Peygamberimiz Allah da bir kulu pişman olup tövbe edip günahından döndüğü zaman o kadar mutlu olur. Bu gerçekten eşsiz bir benzetme. Dolayısıyla Allah-u Teala hep cezalandırmaktan yana değil, aksine mükafatlandırmaktan ödüllendirmekten ve tövbeleri kabul etmekten yanıdır.
Bu insanlar için muhteşem bir fırsattır. Bu bizim örnek almamız gereken bir vasıftır. Biz de günlük hayatta hep ödüllendirmekten yana, hep teşvik etmekten, güzeli görmekten yana olmalıyız.
Allah-u Teala bize bakıyoruz bir iyiliğimize on kat sevap veriyor. Biz de evlatlarımıza, çevremizde öğrencilerimize, konu komşuya bir küçük iyilikleri karşılığında sonsuz bir teşekkür minnetle daha fazla ikramla, en iyisiyle karşılık vermeye gayret göstermeliyiz.
İyiliği görmeliyiz ve takdir etmeliyiz. Ama Allah-u Teala bizim bir günahımızı on kat günahla, on kat cezayla karşılamıyor, birebir veriyor. İyiliğe on verdi, on kat sevap ama bir hataya bir günah verdi. Neden? Çünkü kötülük azalsın, kötülük bitsin, kötülük insana yakışmasın diye Allah-u Teala’nın özellikle bir muradı var.
İşte bu muradı biz de günlük hayatımıza yansıtmalıyız ve kötülüğün azalması için çocuklara karşı daha sabırlı olup yaptıkları hataları fark etmelerini sağlayıp, ben biliyorum ki pek çok çocuk çoğu zaman niçin cezalandırıldığını bile anlayamaz.
Bu cezayı aldım ama yaptığım neden yanlıştı ki anlayamadım der. O çocuk onu çünkü yanlış olduğu için değil, doğru olduğunu zannettiği için yapmıştır. Dolayısıyla Allah-u Teala nasıl peygamberler göndererek kullarını doğruya davet edip ve onlara bu doğruyu gördükten sonra davranışlarını düzeltmeleri için süre verip sabırlı davranıyorsa, sabırlı ve halim davranıyorsa bizim de insan olarak bir çocuk
hata yaptığı zaman o hatanın neden hata olduğunu fark etmesini sağlayıp, ona yanlışı gösterip, doğru yolu öğretip, doğru davranışı onun önünde örneklerimizle sergileri, onun da yanlıştan dönmesini sağlamamız ve sabırlı olmamız gerekir. Bu noktada Cenab-ı Hak’la haşa bir kul olarak elbette biz boy ölçüşemeyiz. Cenab-ı Hak’kın o engin sabrıyla, Cenab-ı Hak’kın o eşsiz Hilmi ile bizim elbette zerre miktar boy ölçüşmemiz mümkün değildir.
Ama neden Allah bize Kur’an-ı Kerim’de halim ve sabır olduğunu duyurur, örnek alalım diye. Biz de bu vasıfları kendi hayatımızda, küçücük dünyamızda kendimizce kuşanalım ve bu erdemleri hayatımıza taşıyalım diye.
Hocam ilişkilerimizde sabırlı, hoşgörü ve affedici olmamız gerektiğini biliyoruz ama Peygamberimizin hayatına baktığımızda bazı hassas konularda da bunun belli bir sınırı olduğunu da öğreniyoruz. O zaman nereye kadar sabır, nereye kadar hoşgörü, bunun sınırı nedir?
Peygamber Efendimiz Hz. Ayşe’nin de bize anlattığına göre eğer Allah’ın hakkı çiğnenmişse, eğer İslam’ın sınırları çiğnenmişse orada sabırlı, orada affedici ya da orada zulme izin verici bir tavrı asla kabul etmezdi.
Burada net bir sınır var. Bu haram mı? Haram. E kendi fark edene kadar biraz daha işlesin bakalım. Nasıl olsa fark ettiğinde vazgeçer deyip de sabretmezdi. Haram o anda derhal o sınırda durmayı gerektirecek kadar önemlidir. Benzer şekilde birisi bir başkasına eziyet mi ediyor? Onun haklarını mı çiğnüyor? Onun malını mı yiyor? Gaspediyor? Hatasını fark edene kadar biraz bekleyelim diyemeyiz. Onu derhal iyiliği emredip kötülükten sakındırmak hepimizin vazifesidir biliyorsunuz.
Onu derhal uyarıp bunu bir an evvel sonlandırması için elimizden geleni yapmak zorundayız. Çünkü attığı her yanlış adımda gerek hukuku çiğneyerek, gerek ahlakı çiğneyerek, kul hakkına riayet etmeyerek,
attığı her yanlış adımda topluma zarar vermektedir. Dolayısıyla topluma zarar veren, geneli ilgilendiren, Allah’ın hakkını ve kul hakkını ilgilendiren konularda sabırla beklemek söz konusu değildir. Orada müdahale etmek gerekir. Bu müdahelenin tam yerinde doğru bir üslupla yapılması son derece önemlidir.
Hani gazapla, öfkeyle kalkıp ezici bir güçle karşımızdakini perişan edip, çünkü haramı çiğniyordu diyemeyiz. Bir şekilde doğru bir müdahaleyle, güzel bir üslupla, kararlılıkla ama sakinliğimizi koruyarak, taviz vermeyerek Allah’ın sınırlarını korumak gerekir.
Ama sabır diğer taraftan, kişisel ilişkilerimizde toplumu değil de birebir kendimizi ilgilendiren boyutuyla olduğunda daha hoşgörülü ve daha dediğim gibi mühlet tanıyarak, vakit vererek o insanın dönüşümünü sağlamayı başarabiliriz.
Burada Peygamber Efendimizin, hatırlarsanız müşriklerle mücadelesinde de ilk yıllar hep güzellikle anlatmakla geçmiştir. İlk yıllar hep iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla, ayetleri onlara okumakla, Allah’ın varlığı konusunda deliller sunmakla ve onları imana ve güzel halaka davetle geçmiştir.
Ve aslında o ilk yıllar, Mekke’deki o 10 senelik süreç, onlara bir vakit vermektir, onlara bir mühlet tanımaktır. Aralarında bir Peygamber devamlı hakkı, hakikati, doğruyu anlatmaktadır. Israrla kulaklarını tıkayan insanlar elbette iflah olmayacaktır. Ama her geçen gün iman edenlere yenilere eklendiğine göre insanoğlu öğütten fayda almakta, fayda sağlamaktadır.
Bu daha sonra Medine döneminde artık sınırı açtıklarında ve Peygamberimize karşı asker topladıklarında mücadelenin rengi değişmiştir. Ama o zamana kadar hep bir mühlet vermek vardır. Biz günlük hayatımız içerisinde de bunu düşündüğümüz zaman, yakın çevremizde bilhassa doğal ilişkilerimizde çok sabırsız olduğumuzu,
çok aceleci karar verdiğimizi, çok affetmekten ve hoşgörüden uzak kestirip attığımızı fark edebiliriz. Oysa asla affetmem diyerek parmak sallamak yerine, bunun hata olması ve bir daha tekrarlanmaması hususunda konuşarak problemi çözmek bize de iyi gelecektir. Hocam bu kıymetli bilgiler ve paylaşımlar için teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum, sağ olasın. Değerli izleyenlerimiz, bugün Rabbimizin kudreti yettiği halde hemen cezalandırmayıp, acele ve kızgınlıkla muamele etmeyen, sabırlı olan anlamındaki El-Halim ve günahkarları cezalandırma konusunda acele etmeyip lütfuyla muamele eden anlamındaki Es-Sabur esmasını dinledik Hocamızdan.
Rabbimizin en gen aff ve mağfiretini hak eden bahtiyarlardan olma, onun nebisinin ahlâkı üzere ilişkilerinin temeline aff ve hoşgörüyü yerleştirenlerden olma niyazıyla bir sonraki programda görüşmek üzere esen kalın. Allah’ım, hiç şüphesiz tövbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak Sensin. Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, hüsrana düşenlerden oluruz. Günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve lütfuyla muamele etmeyen,
Hüsrana düşenlerden oluruz. Günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve senin yolunda ayaklarımızı sabit kıl. Halim isminin manasıyla ahlaklanmayı, işlerimizde, karar ve hükümlerimizde sabır ve teenniyle hareket etmeyi nasip eyle bizlere.
Öfkeyle, aceleyle, karar ve hüküm vermekten muhafaza buyur bizleri. Varlıkla, güç ve kudret emanetiyle imtihan edildiğimizde, sorumluluğumuz altındakilere hoşgörü, nezaket ve sabırla yaklaşmayı lütfeyle.
Allah’ın emirlerine riayet ve yasaklarından kaçınma hususunda sabırlı, dirayetli ve gayretli olmayı ihsan eyle.
Dünya serivenindeki darlık, sıkıntı ve meşakkat imtihanlarına da sabırla göğüs germeyi, azimle mücadele etmeyi nasip eyle.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir