İklim değişikliği insan kaynaklı mı? Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar yanıtladı

İklim değişikliği insan kaynaklı mı? Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar yanıtladı videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=rQLJpJFkGXA. Eee Ömer’in bey hoş geldiniz tekrar. Şunu merak ediyorum. İlkte müzakere nesle demek? Neyi müzakere ediyorsunuz siz? Efendim teşekkür ediyorum. Tabii iklim meselesi küresel bir mesele olduğu için çözümü de küresel olması gerekiyor. Yani dolayısıyla bütün…

İklim değişikliği insan kaynaklı mı? Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar yanıtladı

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=rQLJpJFkGXA.

Eee Ömer’in bey hoş geldiniz tekrar. Şunu merak ediyorum. İlkte müzakere nesle demek? Neyi müzakere ediyorsunuz siz? Efendim teşekkür ediyorum. Tabii iklim meselesi küresel bir mesele olduğu için çözümü de küresel olması gerekiyor. Yani dolayısıyla bütün ülkelerin eee diplomatları, iklim bilimcileri veya işte çevre bakanları, iklim bakanları bir araya gelip karar noktasında karar almaları
gerekiyor. O yüzden o kararları almaları gerekiyor. Onun için de bu kararlarda çok ciddi müzakere yapıyorlar aslında. Yani her bir noktasına virgülüne çünkü her ülke o eee orada alınan kararları ev ödevleri alıp alıp eve getiriyor ve evde neticede kanunlarına, yönetmenliklerine uygulamak zorunda kalıyor. Dolayısıyla eee kendi ülkelerin menfaatlerini düşünerek orada hareket ediyorlar. Dolayısıyla müzakereler o metinler üzerinden çünkü bir çerçeve
sözleşme var. Doksan ikide bütün ülkelerin yüz doksan yedi ülkenin aslında anlaştığı daha sonrasında Koyoto protokolü bir uygulama elemanı sonra onun yerine geçen Paris anlaşması iki bin yirmiden sonra yine bir uygulama elemanı yani birini anayasa gibi görürseniz diğerleri kanun gibi olan şeyler. Onları dolayısıyla her ülke kendi meclisinden geçirmek zorunda. Sonra da her bir paragrafını eee yine yönetmeliklere hatta tebliğlere çevrilerek uygulamak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla o maddeleri nasıl uygulanacağı eee tartışılıyor. Kimin para vereceği, kimin para alacağı, kimin finansı vereceği, kimin kimin ne kadar emisyon azaltacağı, kimin azaltmayacağı gibi tartışmalarda. Şimdi Fatiha aslında hocalarım tabii karamsal tablolar çizdiler ama eee aslında ders gibi de anlattılar. Eee kendilerine teşekkür ediyorum ama ben bir çok kısa müsaade ederseniz yani vatandaşın da anlayacağı dilde bazen ben Çengelköy’deyim. Çengelköy’de ya hocam bu iklim değişikliği nedir falan diye soruyorlar. Ben de anlatıyorum. Eee anlattığımız zaman tabii değişik sorular geliyor. Orada şöyle bir şey var aslında. Dünya atmosferle beraber dönüyor. Yani eee bu güneşin etrafında dönüyor. Kendi etrafında dönüyor. Güneşten de ışınlar dünyaya kısa dalga ile sert geliyor. Bu atmosferi eee delip geçiyor ve uzun dalga ile de çıkıyor. Daha yavaş. Ve eee çıkarken de atmosferin içinde bulunan belli
gazlar var. Karbondaki yoksut gazı var. Metan gazı var. Işte buna benzer gazlar var. Sere gazı. Dolayısıyla bu gazlar bir kısmını tutup geriye gönderiyor ki burada hayat olsun. Yani burada artı on beş derecelik bir ortalama sıcaklık var. Ki bütün canlılara yaşasın, insanoğluda yaşasın diye. Eğer bu gazlar olmasaydı buradaki sıcaklık eksi on sekiz derece olurdu ve burada hayat olmazdı. Dolayısıyla bu aslında bu gazlar yani faydalı gazlardır. Ama bunların miktarlarını arttırmamak lazım. Son iki yüz yılda maalesef özellikle sanayi devrimiyle birlikte fosil yakıtları insanoğlu çıkarmaya başladı. Nedir bunlar? Bir petrolü çıkarmaya başladı. Iki kömürü çok fazla çıkarmaya başladı. Doğal gazı çıkarmaya başladı. Bunları ııı çıkardıkken zaten. Bunlar aslında birikmiş güneş enerjisi. Evet. Bunlar bunlar içinde karbon olan şeyler. Bunlar bir kere gidiyor, çıkartırken oraya birikmeye başlıyor. Sonra kullanıyorsunuz bacalardan gidiyor oraya birikiyor. Dolayısıyla bu miktarlar iki yüz seksen yani iki yüz seksenlerden PPM diyoruz. Bunu iki yüz seksenlerden dört yüz yirmilere çıkmış durumda. Yani aslında bir milyon tane hava molekülününün iki yüz seksen tanesi bunlardandır eskiden doğal olarak. Dört yüz yirmi tanesi şu anda bunlardan olmaya başladı. Bu sefer bunların sayısı ve miktarı çoğalınca çıkması gereken ısıyı tutuyor, daha fazlasını gönderiyor. Dolayısıyla burada on beş derece olan ortalama sıcaklık on altı nokta bir dereceye kadar çıktı. Böyle devam ederse işte hocaların senaryolarını da gördük. Bu on yedi dereceye, on sekiz dereceye, belki on dokuz, yirmi derecelere kadar çıkacak. Bu dünyanın ortalama sıcaklık. Evet. Bu bu bu çıktığı zaman ne olur? Yani bu çıktığı zaman ne olur? Iıı ilk başta biliyorsun arşimet prensibine göre denizlerin içerisindeki buzullar eriyince herhangi bir şekilde su seviyesinde yükselme olmaz. Yani şunun içerisinde
buza atsanız hacmi kadar suyu taşırır ama el ise o yükselme olmaz. Ama karalardaki özellikle Kuzey Kutlu ve Güney Kutlu’nda karaların üzerinde bulunan milyarlarca metrekup buzullar erimeye başlanınca o zaman. O zaman su seviyesi yükselmeye başlıyor ki bugün bu seviye yirmi üç santim civarında oldu ve son yirmi üç santim zaten yükseldi. Yükseldi ama son dönemde bu artış hızı çok fazla artmaya başladı. Böyle giderse de bu su seviyesinin beş metreye kadar
çıkacağı söyleniyor. Bunlar eee peki bunun ana sebeplerine işte yine kullandığımız işte fosil yakıtlarına üretilen enerjiler bir de en önemlilerden bir tanesi bu CH4 dediğimiz metan atıklardan yani herkes dünyada ortalama bir kilogram atık üretmeye başladı. Bu ne demektir? Hatta şehirlerin nüfusları Fatih Bey atıklarla belirlenmeye başladı. Yani İstanbul’un yirmi iki günlük yirmi iki bin ton çöp çıkıyor. Bu
ne demek? Bu şehirde yirmi iki milyon insan girdisiyle çıktığı ve yaşıyor demektir. Üç yüz ton çıkıyorsa oranın nüfusu üç yüz bin kişi demek. Bu atıkları götürüp bir yere depoluyoruz. Oradan bir süre sonra metan gazı çıkmaya başlıyor. O da oraya gidiyor birikiyor. Veya işte kömür yakıyoruz gidiyor birikiyor. Elektrik işte yani dünyada herkes çevreciyim diye geçiniyor ama hiç kimse cep telefonun elinden bırakmıyor. Çünkü bunu ııı bununla yatıyor, bununla kalkıyor ama bunun enerjisi nereden geliyor? Işte sürekli yine bir kömür santisi. Yani
el gittikli otomobil diyorlar. O da onlar bir yerden gelecek. Dolayısıyla bu şekilde bir ııı döngü var ve bu döngünün nasıl yürüyeceğini hesap etmemiz ııı gerekiyor. Aslında tabii başka bir şey var. Insanoğlu ııı garip bir şey yaptı son dönemde. Bir asırdır. Yani insan eliyle yapılan üretimler ııı yani binalar, yollar, araçlar yani insanoğlu yapılan her şeyin ııı
ağırlığı dünyadaki doğal canlı kütleği aşmış durumda. Yani bizim yaptığımız, insanların yaptığı her şey, şurada gördüğünüz her şeyin ağırlığı ııı normal canlıların yani hayvanların, insanların ve diğer bitkilerin ağırlığını geçmiş durumda. Bu çok tehlikeli bir noktada. Tüketim de öyle. Yani tüketim insanoğlu ııı nüfusu iki misli arttı. Ama tüketim miktarı üç misli artmaya başladı. Dolayısıyla bunu nereden
karşılayacaksınız? Işte ııı bir şekilde doğal kaynakları yok etmeye başladı. Ormanlar on milyar ağaç kesilmiş son yüz yıl içerisinde dünyada. Ve kesilmeye de devam ediyor. E yutak alan işte yutak alan nedir diyorsunuz. Işte bu karbondioksit neticede çıkıyor. Bunları da insanoğlu ne yapıyor? Insanoğlu aslında mesela nefes verirken karbondioksit veriyor, oksijen alıyor. Bu verdiği karbondioksit iki yer yutuyor. Ya ağaçlar yutuyor ormanlar ya da okyanuslar, denizler yutuyor.
Eee dolayısıyla aldığımız iki nefesten bir tanesi ya ormanlardan geliyor ya denizlerden geliyor tersini düşünürsek. Bu ormanları kestiğiniz zaman ve nüfusu artırdığınız zaman bu sefer bunlar gidiyor açığa çıkmış de oraya birikiyor ve bu birikim de sıcaklığı arttırmaya başlıyor. Peki sıcaklık artarsa ne olur? Yani bir sürü şey oluyor. Beklenmedik olaylar oluyor. Bu aynı aslında insan vücudunun sıcaklığının artması gibi yani sizin çocuğunuz
var. O otuz sekiz derece otuz altı derece ortalaması var. Otuz yedi oldu, otuz sekiz oldu. Düşürmeye çalışıyorsunuz. Pansıman yapıyorsunuz, ateş düşürcüyü veriyorsunuz. Otuz dokuz dereceye çıkınca hastaneye götürüyorsunuz. Hastaneye götürüyor, kırka çıkıyor. Ateş düşürcüler, serumlar veriyorlar ve bir süre sonra eee tedavi sonrasında vücudun hangi organına zarar verdiğine bakmaya başlıyorlar. Beyni mi zarar verdi? Karaciğere mi
verdi? Akciğere mi verdi? Böbreğe mi verdi? Bunları sonradan araştırıyoruz. Dolayısıyla bu sıcaklık artışının nelere sebep olacağını çok fazla aslında kestiremiyoruz. Gördüğümüz şeyler var işte bilim adamları ve IPCC raporları diyor ki su seviyesi yükselecek. Kuraklık artacak, seller artacak, o olacak, bunları söylüyorlar. Ama hiç bilmediğimiz mesela müşteriyac gibi bir olayla da karşılaştık. Yani müşteriyac tek başına bir şey değil ama bir iklim değişikliğinin çok ciddi etkisi olduğunu hepimiz biliyoruz. Veya yarın eee belki de bugün olan bu salgın hastalıkların arkasında da hep çevre kililiği var. Belki iklim değişikliğinin etkisi var. Bunları zaman içerisinde göreceğiz. Ne kadar salgın hastalık olacak? Ne kadar taşkınların seviyesi artacak? Yani bunlar belki şu anda çözümlenebilir şeyler görünüyo ama çözümlenecek şeyler de ortaya çıkabilir. Onun için eee
Çengelköy’de ben eee sizlere de anlattım. Bu konuları böyle biraz vatandaşlara anlatırken orada eee halk otobüsü süren bizim Arif var. Çok tatlı bir arkadaşımız. Onu anlattım. Ya hocam dedi herhalde anlattıklarından şunu anlıyorum dedi. Iklim dedi, kafayı yemiş dedi yani. Ne yapacağı belli olmaz hale gelmiş. Doğal ise sonuçların da çok fazla bilemiyoruz. Ama şunu söyleyeyim böyle gitmemesi gerekiyor. Iklimi değiştiren insandır. Insan yani. Diğer hiçbir canlının eee kabahati yoktur. Ve bizim nesil ve bizden önceki nesilin kabahatidir. Yani yani sanayi devrimiyle başlayan bu sene Glasgow’da yirmi yedinci taraflar toplantısını yapmıştık. Aslında orada heykeli olan eee ve buharlı makinayı bulan eee vatandaşımızla başlayan hikayedir. Yani buharlı makinalar bulunuyor. Ondan sonra kömür kullanmaya başlıyor, kömür çıkarılıyor işte ııı arkasından petrol çıkartılmaya başlanıyor ve arkasından da ııı doğal gaz çıkartılmaya başlanıyor ve dünyadaki aslında birçok savaş birçok
mesele burada burada kurta da şu