Sel felaketi ve orman yangınlarının artmasının sebebi ne? | Teke Tek Bilim

Sel felaketi ve orman yangınlarının artmasının sebebi ne? | Teke Tek Bilim videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=TDxSss_Q3e4. Tekki Tek İyi geceler değerli izleyiciler. Tekki Tek Bilim’e hoş geldiniz. Ben de hoş geldim. Bir aydır yoktum. Belki farkındasınız, belki değilsiniz. Bir ay tatil yaptım, döndüm. Ama merak etmeyin, tatil bitmedi. Bir daha giderim…

Sel felaketi ve orman yangınlarının artmasının sebebi ne? | Teke Tek Bilim

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=TDxSss_Q3e4.

Tekki Tek İyi geceler değerli izleyiciler. Tekki Tek Bilim’e hoş geldiniz. Ben de hoş geldim. Bir aydır yoktum. Belki farkındasınız, belki değilsiniz. Bir ay tatil yaptım, döndüm. Ama merak etmeyin, tatil bitmedi.
Bir daha giderim bir ara. Ama sizi özledim. Sizin de Tekki Tek Bilimi özlediğinizi, mesajlarınızdan anlıyorum. Tekki Tek Bilim’de bu akşam iklim krizini konuşacağız. Çünkü hakikaten beklenenden daha ağır, daha vahim bir iklim kriziyle karşı karşıyayız gibi geliyor bana. Sanki biraz daha hızlı oluyor, olumsuz, gelişmeler gibi bir hissiyat var. Dünyanın her yerinde seller, afetler, yangınlar, hızlı bir artış var. Buzullarda büyük kayıplar var.
Bugün belki gördüğünüz ithaya da çok önemli bir buzul parçası koptu ki bunun çok daha ilerleyen bir tarihite olması bekleniyordu diye okuyoruz. Bütün bunları konuşacağız bu akşam. Ama tabii özellikle Türkiye’deki bu seller üzerine de duracağız. Niye? Karadeniz’de her zaman yağış olurdu, her zaman sel olurdu. Şu anda bir felaket halinde.
Ankara’da olanlar belli, Ankara Türkiye’nin en sulak yerdeyken birdenbire en fazla yağış yerlerinden biri haline geldi. Bunlar kalıcı mı, geçici mi, dönemsel mi, iklim mi değişti yoksa hava durumundaki küçük anlık değişmeler mi? Bütün bunları konuşacağız. Çok değerli konuklarım var bu konuda. Kim konuşabilirse? Onların en önemli birini bazıları bizle beraber bu akşam. Prof. Dr. Murat Türkeş, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Poğitikaları Uygulama ve Araştırma Gül Merkezi Yönetim Kuruluyesi. Hocam aşağıdan uzun bir ünvanmış mı? Doğrusu bu çünkü kadrolu öğretimliğisi olmadığı için böyle oldu. Öğretimliğisi olmadığı için, emekli olduğunuz için. Evet, böyle. Doçen Dr. Barış Önoğul İtümetoloji Mühendisi Öğretim Üyesi ve Prof. Dr. Mehmet Evin Birpınar, Türkiye Cumhuriyeti İklim Değişikliği Baş Müzakecisi. Hocam tekrar hoş geldiniz. Sizi tek tek de. Bu ikinci mi üçüncü mü oldu? Kaçıncı oldu? Üçüncü oldu. Ne zaman ittim söz konusu olsa Mehmet Emin Hocamı da muhakkak burada ağırlıyoruz. Baş Müzakeci de aynı zamanda. Bir de kitabı var. İklim Krizi ve Türkiye. Yedi de. Taze daha değil mi? Kaçka uç kalı? İki gün oldu. İki gün oldu. Kitaptan da bahsedeceğiz ve Biriz Gahı Murat Hocamla yapmak isterim. Hocam, İklim Değişikliği’ni şöyle bir anlatırım size.
Ne olup ne bitiyor? Niye değişiyor Büyük Tim? Neler etkiliyor? Ne yönde değişim var ve nereye doğru gidiyoruz? Tamam. Önce bu doğal afet sınıflandırması ile başlamak istiyorum ki. Ondan sonra o bağı kuralım. Olmaz ki sen. Hiç karışmam. Tamam biliyorum. Sizin alanı nasıl? Önce bu iki tanımı yapacağım. Sonra sahneye geçeceğim. Şimdi doğal afeti doğa bilimleri açısından tabi konuya bakarak tanımlamak istiyorum.
Doğal afet, deprem, kuraklık, taş, gınsel, kütle hareketleri, siz, don, dolu, yıldırım, kar, hortum. Şimdi torna da bizim de hortum. Artık krimitolojimiz var artık yani. Tropikal ve ortaennem siklonları yani bize yavuş getiren kış sistemleri, fırtına, kıyas erozyonu, volkanik püskürme gibi doğal olayların etkili oldukları bölgede can ve mal kaybı ile yaşamsal etkinliklerin bozulmasını yol açan kökenleri farklı olaylardır. Yani hem doğal sistemleri hem de insan sistemleri, sosya ekonomik sektörleri kayıt basarlarla sonuçlandıracak düzeyde etkileyen, tabi ben doğa bilimleri açısından bakıyorum yani teknolojik olanları da var biliyorsunuz. Bu çoğu da hızlı gelişen kuraklık dışında bu olaylara biz doğal afet diyoruz. Şimdi günümüzdeki doğal afet sınıflandırması ile oradan başlayayım isterseniz. Arkadaşlar iki numaralı saytı alalım.
Şöyle yanda duracağım galiba. Geçmişte doğal afet dediğimizde aslında ağırlıklı özellikle Türkiye’de yanlış durmuyorum umarım. Daha çok üzerinde durduğumuz bu jeofizik kökenli afetlerde ve Türkiye’de tabi bir deprem ülkesi olduğu için Kuzey Anadolu fayımız var, Ege fayları var, Doğu Anadolu fayı var, yerel faylar var. Pek çok teknolojik açıdan aktif bir ülkeyiz. Dolayısıyla biz de depremler, afet dendiği zaman, ilk aklaya deprem depremler. Sonra kütle hareketleri, fırtınalardı falan. Ama şimdi özellikle son 30 yıl, yani insan kaynaklı etkin değişikliğinin etkilerinin çok daha şiddetli hissedildi.
20. yüzyılın son çeyreğinden günümüze kadar olan dönemde Avrupa Şiddetli Hava Veri Merkezi, EMDAT dediğimiz merkezin topladığı verilere göre yeni bir doğal afet sınıflandırması var. Burada gördüğünüz gibi ağırlık yine doğa bilimleri kökenli ve etki etki kaynaklı. Örneğin afetin kökeni, afetin ana türü, afetin alt türü. Buna göre örneğin biyolojik kökenli afetler var. Yaşadık birisini, epidemik işte örneğin Covid-19 pandemisi gibi salgın hastalıklar. Onların aynısına girmeyeceğim. Böcelik istilası, hayvan paniği, yine böcelik istilası, itim değişikliğiyle bağlantılı klimatolojik afetlerle. Çekirgider mi mesela? Efendim? Çekirgider mi? Tabii kesinlikle öyle ve diğer hastalıklar, zararlılar.
Geofizik kökenli olanlar bildiklerimiz tepremler, volkanlar, kütle hareketleri, tepremler içerisinde yine tabii bildiğimiz tepremin neden olduğu yer sanatısı, tusunamiler, volkanlar, volkanik püskürmeler. Çok geniş ölçekli volkanik püskürmeleri yine iklim üzerinde etkisi var biliyorsunuz. Bölgesel soğumaya neden oluyor. Bazen global soğumaya sahip oluyor. Kesinlikle geçmişte yaşanmış.
En son 1991’de biliyorsunuz Pinatubo Volkanı püskürmesi 91 ve kısmen 92’de bizim kendi çalışmalarımız da var. Türkiye bundan etkileniyor. Örneğin Türkiye özellikle volkanik bölgeler, tropikal bölgelerdeki geniş ölçekli volkanik püskürmelerde gecikmeli de olsa, belli zaman aralıkları ile de olsa biz ona zaman gecikmesi diyoruz. Soğuma yönünde etkileniyor. Ama tabii kuvvetlenen seri etkisinin neden olduğu, kürsü hısınma gibi uzun süreli bir etki değil. Meteolojik gökenli afetler, bugünkü sınıflandırmada ağırlıklı fırtınalar o sınıfın içerisinde. Tabii onun ayrıntısı var. Tropikal siklonlar, tropikal dışı siklonlar. Yani bize şiddetli, yağışlı, fırtınalı, yağış getiren, fırtınalı, kapalı hava koşullarını oluşturan mevsimine göre
işte sanat yağışları, gök gürültü sanat yağışları, kar yağışları gibi kış fırtınaları, orta yenilem siklonları. Bunun dışında komvektif kararsızlık adını verdiğimiz çeşitli atmosferik düzeneklerle oluşan gök gürültülü şimşekli genel komvektif fırtınalar. İşte bunu yaşıyoruz. Giderek de daha sık yaşamaya başladık. Yaz dolaları. Evet yani ilkbahar sonu, yaz başı, yaz sonu, sonbahar dolduğu gibi oraj dolu fırtınası gibi. Ve aslında büyük değişiklik bu doğal hafifet sınıflandırmasında geçmişte göz ardı edilen iklim yani klimatolojik köken hafifetler. Aslında bugün daha çok bunları konuşuyoruz. Yani bunların içerisinde ekstrem sıcaklıklar, biliyorsunuz sıcak hava dalgaları, soğuk hava dalgaları. Yani çünkü iklim değişikliği aynı zamanda hava sıcaklıklarının artmasına neden olduğu soğuk havalarda artık yeni rekorlar kırılmıyor. Ama aynı zamanda kışlar çok daha sert geçebiliyor. Çünkü mevsiminde değişkenliği arttı. Yani hem yıllarız değişkenlik arttı, iklimin kendi değişkenliği arttı. Mevsimler de çok daha oynak oldu. Ekstrem sıcaklıklar, şiddetli kış koşulları, kuraklık önemli bir sorun. Özellikle insan kaynaklı iklim değişikliğinin önemli sonuçlarından bir tanesi klimatolojik kökenli hafifet grubunda. Meteolojik kuraklıklar bildiğiniz gibi. Hediyolojik kuraklıklar, tarımsal kuraklıklar.
Bu yıl Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’nun bir bölümü dışında aslında 2019-2021 kuraklığın etkisi kısmen azaldı. Ama tümüyle bitmedi örneğin. Hemen hatırlatayım. Bir de yabansın yangınlar. Yine Türkiye, iklim değişikliğinin ve insan kaynaklı etkilerin üst üste gelmesi nedeniyle aslında büyük orman yangınlarıyla çok daha ciddi bir biçimde karşı karşılıklanıyor. Aralık yanında da başladı hocam. Tarlar yandı Krakya’da. Onların bir kısmı da ne yazık ki orman yangınlarına dönüşüyor. Bunlar klimatolojik kökenli hafifetler. Yine geçmişten bildiğimiz sideolojik kökenli hafifetler. Artık bu da doğrudan insan kaynaklı etkin değişikliğinden etkilenen hafifet grubu. Hafifetin içerisinde iki ana grup var. Bugün konuşacağımız genel olarak taşkınlar. Genel taşkınlar, seller ve fırtına kabarması, kıyı taşkınları ve su basmaları.
Bir de yine kuvvetli yağışlarla birlikte sellerin taşkınların ve arazi bozulumunun, orman sınaşmanın da tetiklediği yanlış yerleşmeler de kuşkusuz çok etkili. Ama birlikte pek çok faktörün oluşturduğu bir başka ideolojik kökenli hafifet küpüne hareketleri. Bunlar da ıslak ve nemli olarak ayırıyoruz ama akmalar, sürüklenme, kaya düşmesi, çığ, heyenan ve çökme.
Yani günümüzde gördüğümüz gibi doğrudan hem iklimin kendi doğal değişkenliği hem de insan kaynaklı ilim değişikliği ile birlikte giderek sıktıkları artan meteorolojik kökenli hafifetler, klimatolojik kökenli hafifetler ve hediyeolojik kökenli hafifetler bu grup altında sınıflandırılıyor. Ve hafifetlerin büyük bir bölümü yani aslında dünyadaki hafifet gözlemlerinin, kayıtlarının büyük bir bölümüne baktığımızda
bunların içerisinde giderek meteorolojik, klimatolojik ve hediyeolojik kökenli hafifetlerin oranın arttığını görüyoruz. Yani geçmişte ağırlık daha çok bu geofizik kökenliklerdi, buradayken giderek burada özellikle bu orta grupta meteorolojik hafifetler zaten vardı. Ama klimatolojik kökenli hafifetler ve meteorolojik ve klimatolojik kökenli hafifetlerin şiddetlenmesiyle
ve meteorolojik kökenli hafifetlerin de toplam hafifet oranı içindeki sayı sahip. Sayısı artmaya başladı. Bu bahsettiğiniz şeylerde fırtınalar daha sert olmaya başladı. Daha kuzeye çıkmaya başladı. Mevsimler daha oynak olmaya başladı. Yani örneğin hemen buradan örnek vermek gerekirse, şiddetli yağışlar açısından baktığımızda her zaman sağanak yağışlar vardı.
Her zaman gök gürültülü fırtınalar vardı ama şimdi yağış olması durumunda çünkü bir yandan da kuratlık var. Sağanaklar çok daha şiddetli yani birim zamanda birim alana daha fazla daha ayrı yağış düşüyor. Ve arazi bozulumu, kentlerin altyapısının yetersizliğiyle bunlar yanlış yerleşmeler birleştiğinde işte gördüğünüz gibi… Aferin oluyor. Evet, hafifler oluyor. Bugün bunları konuşacağız. Devam edelim. Çok hızlı bir şekilde dünyadan günümüz Türkiye’ye böyle hızlı bir iklim değişikliği sentresi yapmak istiyorum. Bir sonraki slide lütfen. Evet, Türkiye’de birer cümleyle ne değişti hemen çok hızlı bir şekilde. Türkiye’de uzun süreli verilere baktığımızda hem yıllık ortalama hava sıcaklıkları, hiç teknik ayrıntıya girmiyorum. Kırmızılar, artış eğilimi, maviler azalış.
Sadece onu söyleyeyim, yıllık ortalamalar da yıllık ortalama maksimum hava sıcaklıklarında ve yıllık ortalamaların minimum hava sıcaklıklarında… Türkiye’nin büyük bir bölümünde çok belirgin bir ısınma eğilim var. Bu çok net. Kaç dereceye takabilirsiniz? Yani aşağı yukarı, Türkiye’de biz bunları hep çalıştık. İstasyondan istasyona değişiyor ama hiç iklim değişikliği model sonuçlarına hiç beklemeye gerek yok. Yüzyıl olarak düşünürsek eğilimleri, çoğuktan istasyonların çoğunda 2 ila 5 santigrat derece arasında bir artış var. Tabii, tabii. Farklıklar var ve burada şunu da söylemek lazım. Bakın burada büyük istasyonlar da küçük istasyonlar ayrımı hemen hemen hiç kalmadı. Yani bir küçük kentte de artık çok kuvvetli ısınma var. İstanbul’u kadar bir ısınmayı bir küçük kentte de görüyorsun çünkü o da kentte yaşıyor aynı zamanda. Çünkü kentsel ısı adası genel yaygın küresel ısınmayı yani seri etkisinin kuvvetlenmesinden kaynaklanan ısınmayı da kuvvetlendirmiş oluyor. Hemen devam edelim birer cümleyine. Evet, tabii sadece biz uzun süreli ortalamalara bakmıyoruz. Ekstremlere bakıyoruz. Başka sıcaklık göstergilerine. Yine Türkiye’de sıcaklık rejiminin nasıl değiştiğini gösteren bir başka göz. Yaz günlerinin sayısında ve tropikal günlerinin sayısında çok belirgin bir artış var. Bakın bütün istasyonlarda günlük sıcaklığın 25 santigrat dereceyi geçtiği ve 30 santigrat dereceyi geçtiği gün sayısı… Hep artmış. Hepsinde artmış. Bu tropikal bir ülke olmadık hala. Hala bir kış mevsimimiz var ama giderek Türkiye’de sıcaklık rejiminin tropikleştiğini gösteriyor. Yaz zaten tropikaldir Türkiye’de ama ne oluyor? Yaz aslında alanını geliştirtiyor. Bağırlar daralıyor geriye de böyle giderse daha ılımhan, biraz sıcak, biraz kurak kış mevsimine kalacak gibi modeller de öyle gösteriyor. Hemen geçelim çok hızlı birer cümleyine söylüyorum.
Rekor sıcaklıkları, ekstremleri çalışıyoruz. Sevgili meslektaşım Ejmen Erlat ile 2018’de yaptık. Çok özet bakın bu Türkiye ortalaması, tek tek istasyonların hesaplaması 1980’li yılların ortasından başlayarak… Rekor yüksek sıcaklıklar, rekor kırarken rekor düşük sıcaklıkları artık rekor kırmıyor. Neredeyse rekor düşük sıcaklık kaydedilmiyor. Yani istatistik dağılım da değişiyor.
Çok ciddi derecede. Bakın onun bir başka göstergesini hemen göstereyim. Tabii bunların etkileri var aynı zamanda. Bir sonraki slide lütfen. Evet tabii kentsel ısı adasından söz ettim. Kentler fizikteki bir siyah cisim gibi davranıyor. Gündüz güneş ışınımını çok fazla ediyor. Gecede ısı enerjisi olarak veriyor. İşte sonuç. Tropikal gece hava sıcaklıklarında Türkiye’de gözlenen değişime baktığınızda artık yeni bir iklim var.
Bakın bu eski iklim 1980’li yılların ortasından… 85’te yedi. Evet bu artık yeni bir iklim. Biz buna iklim değiştirsin yeni diyoruz işte. Yani tek tek bakın, tek tek istasyonlardan söz etmiyoruz. Tek yıldan da söz etmiyoruz. Uzun süreli. Diyelim alansal dağılıma bakın yine her taraf kırk kırmızı ve hepsi istatistik açıdan anlamlı. Bu Türkiye’de sıcaklık rejiminin gerçekten tropikleştiğini ama hala bir kış mevsimimiz olduğunu bize göstermiyor. Ama yakında o da kalmayacak galiba. Giderek daralıyor ve etkisini gideriyor. Çok daha önemli hani bir tanımımız vardır, güzel bir tanımdır, eski. 40 yıl önce çok anlamlıydı. Akdeniz iklimi kışlar ılık ve yağışlı, yazlar sıcak ve kırak. Öyle değil. Kışlar artık dağılılık, dağ kurak, yazlar çok daha sıcak ve kısman yağışlı, kısman kuru. Yani böyle bir artık o geçmiş 40 yıl önceki tanım yok. Geografi dersleri… Yani yeni okul kitaplarında bu tanım yok olacak.
Ne yazık ki tabii bir de coğrafya eğitimi de sizin buralarda çok da artışıdı. Ben olmadım onlara ama coğrafya biliminden de dünyada en az yarananan ülke durumundayız. Böyle bir ayrı bir sorunumuz var. Hemen devam edelim birer cümle. Siz istediğinizi sorun. Bakın sıcak hava dalgalarını çalıştık çok ayrıntılı. Bunun bir bölümü, bakın burada Türkiye’deki uzun süreli yine 1950’den günümüze en düşük hava sıcaklığı için sıcak hava dalgalarını, ısı dalgalarını da eğelim.
Bakın Türkiye’de en düşük hava sıcaklıklar açısından sıcak hava dalgalarının beşer yıllık dönemdeki eğilimlerine baktığınızda olay sayısı, süre, frekans, amplüdür, kabarnüdür ve giderek artıyor. Yani Türkiye’de hem en düşük hava sıcaklıkları, en yüksek hava sıcaklıkları açısından… Parayla birisi de artmış. Evet ve sıcak hava dalgaları artık insan sağlığını, toplum sağlığını o verilerle eksik ve ekosistem sağlığını etkileyecek düzeyde.
Bakın çok belirgin yine 1980’lerde. Her ikisinde ekstremlere kaymış. Evet bunlar daha önce olmayan kayıtlar bakın. Yani dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi ama… Akdeniz’in de sıcak nokta ülkelerinden bir tanesiyiz. Bu iklimin yine iklim değişikliği, çok kuvvetli bir iklim değişikliği, sinyali olarak karşımızda. Peki dünyada bu benzer birileri gösteren başka ülke var mı? Her ülke böyle mi?
Her ülke böyle değil, bizden daha fazla ısınan da var, bizden daha az ısınan da var ama Akdeniz’de… bizim yaptığımız çalışmalar… en fazla ısınan ülkelerden biri olduğumuzu gösteriyor. Diğer ülke? Yunanistan da ısınan ülkelerden, İtanya da öyle. Kuzeybatı, Afrika yine öyle. Evet tabii yani Akdeniz havsızlığı bir bütün olarak ısınıyor ama… Doğu Akdeniz’de en fazla ısınan ülkelerden bir tanesi Türkiye.
Suriye’nin durumuna mesela? Suriye’de hem ısınıyor hem de kuraklaşıyor. Ve savaşın önemli nedenlerinden bir tanesi olduğu da bu. Bakın Alansaldova alışında Kıpkırmızı, kızamık geçirmiş gibi. Bu yine en düşük hava sıcaklıklarının sıcak havada… Hocam buraya bakınca Erzurum’a yerleşmek geliyor şimdi. Evet işte şimdilik böyle birkaç yer var, gördüğünüz gibi birkaç tane mikroklima alanı. Bunlarda yani sahip olduğu fiziki coğrafya özellikleri nedeniyle…
İklim açısından da farklık gösteren birkaç istasyon var. Ama Türkiye’nin hemen her tarafında en düşük hava sıcaklıkları için… Sıcak hava dalgalığının sıklığında çok kuvvetli artış eğnimi var. Yine en yüksek hava sıcaklıklarında da gördüğünüz gibi çok kuvvetli bir artış eğnimi söz konusu. Çanakkale istasyonu deniz kıyısında kentleşme çok zayıf. Rüzgar fazla. Bakın orada etkiyi zayıfladığını görüyorsunuz. Bu çok önemli. Yani kentleri kısmen koruyabiliriz aslında.
Yani daha yeşil, daha az beton, daha yeşil parklar, yeşil çatılar gibi önlemlerle… Kentleri koruyabileceğimize güzel bir örnektir Çanakkale. Hemen bir sonrakine çok hızlı bir şekilde… Şimdi küresel değerlendirmelerin içinde Türkiye’den söyleyeceğim. Gerçekten iklim dünyada çok ciddi derecede değişmiş mi? Şimdi insan etkisinin artık kesin olduğunu kabul ediyoruz. Yani gözlenen ısınma eğnimi… Eğer insan etkisi katılmazsa modeller onu göstermiyor. Eğer bugünkü artış eğilimini modellemek istiyorsak… Hem insan hem de doğal etmenleri birlikte modellememiz gerekiyor ki şu artış eğilimini bulalım. Ve sanayi devriminden günümüzde yaklaşık… Çoktan 1.2 santigrat derecelik bir küresel ısınma gerçekleşmiş durumda. Ve bunun hızı yaklaşık 125.000 yıl önceki son buzul arası çağındaki ısınmanın hızına denk. O kadar hızlı. Yani günümüzdeki iklim değişikliğinin en önemli farkı geçmiştekilerden insan kaynaklı. İklim değişikliğinin çok hızlı olması. Yani beklenmedik kadar. Peki hocam eskideki yani daha ortada insan yokken oluşan ısınmanın sebebi neydi? O zaman tabii yerküreyle güneş arasındaki astronomik ilişkilerin biliyorsunuz. Milankoviş döngüleri ve başka nedenler de var. Dünyanın salınımı. Evet 26.000 yıllık, 41.000 yıllık, işte 100.000 yıllık, 400.000 yıllık ve daha uzun zaman ölçeklerinde değişimler vardı. Şimdi o uzun süreli soğuma ve ısınma dönemlerinin içerisinde yine arada işte güneş lekelerinin de etkisi var ama… Şimdi yıllar arası değişkenliğin yani doğal iklim değişikliğininle açıklayamayacağımız artış eğilimleri söz konusu… Hemen şurada baktığınızda aslında çok net bir şekilde görüyorsunuz. Bu atmosferdeki karbondioksit, metandiozot, monoksit birikimlerindeki hızlı artış da aynı şekilde. Örneğin atmosferdeki karbondioksit biliyorsunuz şu anda yıllık ortalaması hiç bundan 30 sene önce düşünülmeyecek bir düzeye ulaşmış durumda. Ve her sene yeni rekor kırıyor. Yani bu metanda da böyle, diozot, monoksit de böyle. Dolayısıyla hızlı bir iklim değişikliği var ve son IPCC raporu çok açıkça insan etkisini net bir şekilde ifade ediyor. Yine son IPCC raporu birazdan göstereceğim. İklim değişikliğinin etkilerinin yaşanmadığı bir coğrafi olmadığını bize söylüyor.
Arkdeniz’de bu sıcak bölgelerden bir tanesinin içerisinde. Bir sonraki slide, birer cümleyi de önce. Aşırı gözlenen değişimler açısından burada çok sıcak ekstremlerdeki bölgesel değişiklikler… Ben Akdeniz üzerinde duracağım ama kırmızı artış, mavi azalışı gösteriyor şimdilik bu yeterli.
Türkiye’de bunun içinde çok sıcak ekstremlerin artış eğenimi gösterdiği bir coğrafi bölge ve Türkiye’de bunun içerisinde örneği zaten gösterdim. Kuvvetli yağışlarda gözlenen değişimler açısından orta emnemlerde kuvvetli yağışlarda azalış var fakat Akdeniz tıpkı Türkiye’de yaşadığımız gibi bir yandan kuraklıklar yaşanıyor, bir yandan da aşırı yağışlar yaşanıyor.
Dolayısıyla Akdeniz havzasında tek bir eğilim yok. Yani bu şu anlama gelmiyor. Arkdeniz’de bazı bölgelerde kuraklık var ama her tarafta kuraklık var anlamına gelmiyor. Bazı bölgelerde kuvvetli yağışlarda oluyor, bazı bölgelerde kuraklıklarda söz konusu özellikle yağış olması durumunda biz yağışların daha kuvvetli özellikle bahar ve geçiş dönemlerinde olduğunu biliyoruz.
Yine hemen Akdeniz havzasına ve Türkiye’de içinde olduğunu düşünerek tarımsal ve ekolojik kuraklıkları da içeriyor. Aslında tarımsal, hideolojik, ekolojik kuraklıklar diyebiliriz. Burada orta güven düzeyinde Akdeniz havzasında tarımsal kuraklıklar da geçen yüzyılda çok ciddi bir artış olmuş. Eğlenmiş bir şey Afrika birden bire vereni bir hale gelecek galiba.
Evet, bu gidişle eğer bu ısınma böyle sürerse biliyorsunuz buharlaşma da artıyor, toprak nemidi azalıyor. Dolayısıyla artan sıcaklıklar, artan buharlaşma, yağışta ciddi azalma olmasa bile biliyorsunuz tarımsal ve hideolojik ve ekolojik kuraklığa da yol açıyor. Ama Afrika’da yağış artacak galiba, böyle görünüyor. Evet, Afrika’da evet çünkü yağış getiren sistemler iklim değişikliğiyle birlikte örneğin tropikler arası yaklaşma kuşağının, Azorlar yüksek basıncının yeri değişiyor. Tropikler arası yaklaşma kuşağı daha kuzeye doğru kaydığı için yağışlarda kısmen artış oluyor fakat orada ona yanılmamak lazım. Hiç yağış olmayan yerde yağış arttığı için o sanki çok artışmış gibi gözüküyor ama kısmı… Sıfırdan bire çıkması. Aynen öyle, onu hep ifade etmemiz gerekiyor. Türkiye’nin aynı değil o, onu söylemek gerekiyor. Hemen bir sonraki slide, çok kısa. Peki yeni bir kavram ben son IPS raporun yine hakem editörlerinden, hakemlerinden bir tanesindeydim, yeni iklim etki sürücüler. Yani pek çok iklim sisteminin pek çok etmeninin bir arada oluşturduğu etkiler.
Bunlardaki değişimlere baktığımızda örneğin ne olmuş? Yüksek sıcaklık ve ısı sıcak hava dalgalarında gördüğünüz gibi artış olan bölgeler var. Burada soğuk hava dalgalarında azalma var. Karbuz, buzul, permafros, göl ve denizde azalma var.
Deniz düzeyi ortalama deniz düzeyi ya da deniz seviyesi, krizal taşkın ve erozyon deniz ısı dalgası ve okyanus asitliliğinde ise artış var. Okyanus asitliği niye artıyor hocam? Atmosfertlikli karbondökspürik arttıkça, suların asitliliği de artıyor. Hem ısınma hem suların asitliliğinin artması da hem yutak kapasitesini azaltıyor hem de oradaki besin zincirini de planhtoluyor. Dolayısıyla bir çifte kavrulmuş bir iklim değişimliği etkisini yaşamış oluyoruz. Zincirden bir reaksiyon oluyor orada. Evet evet yani şiddetlenmiş oluyor aslında. Onu birazdan göreceğiz. Kısır döngüye giriyoruz. Kesinlikle çok hızlı anlatıyorum birer cümleyine. Bir sonraki slide lütfen.
Evet şimdi yeni senaryo setleri var. Hemen onu da bakalım. Yeni senaryo setleri hiç ayrıntıya girmeyeceğim. Zaten artık 1.4, 1.5, 1.8 Paris antlaşmasının başarısızlığı ve işte Covid 19 pandemisi onun üstüne gıda enerji krizi, Rusya-Ukrayna savaşı derken yeni bir dengeye muhtacız.
Dolayısıyla ilk iki senaryo saymazsanız dünyayı önümüzdeki 100 yılda, önümüzdeki 10 yıllarda 100 yılın sonuna kadar yaklaşık 2.7 ile 4.4 santigrat derece arasında bir ısınma bekliyor. Bu 4.4’den daha fazla da olabilir ayrıca. Olabilir tabii. Peki bunun sonucu ne olur hocam? Konuşacak mısın? Bunun sonucu yine yapılan çalışmalar. Bugün gözlediklerimizde onlarla ilgili var.
Yani 10 yıllık, 50 yıllık hesaplamalar farklı ama iklim değişikliğinin olumsuz etkileri, sıcaklıklarda onlarca kat, yağışlarda birkaç kat ve bunlara bağlı ekosistemdeyse çok ciddi bir çöküş ve büyü çeşitlik azalması bekliyor. Orman yangınları, hastalıklar, zararlar, tarımsal rekolite… Dünya nasıl gelişir? Yani şöyle aslında çok net bu. İlim fiziğine baktığımızda, bilime baktığımızda, dünya bugün çok açık bir şekilde medyan değerini… 3 santigrat dereceye sanki kabul etmiş gibi öyle bir gidiş var. Yani orta değer, medyan değeri bu. Ama onun çok üstüne de çıkabilir. Neden?
Paris Antlaşması kapsamında verilen sözler, hatta son Glasgow’da açıklananlar yapılamazsa, 3 santigrat derecenin üzerinde çıkma olasılığını, bırakın IPCC, dünya enerji ajansı bile söylüyor. Biliyorsun dünya enerji ajansı, kapitalist, zengin dünyanın bir ajansı. O söylüyorsa artık… O iyi senaryo demektir daha günün sonu. Evet yani düşünün ki ondan çok daha fazla olabilir. Hemen bir sonraki, onu söylemek istedim.
Bu son raporda herkes daha iyi anlasın diye şöyle bir yaklaşım oldu. Modellerin sonuçlarını yorumlamak yerine her modele karşılık gelen kürese hısınma düzeyleri var. Örneğin 2 santigrat derecelik kürese hısınma olursa, dünyada bunun ortalama sıcaklıkları yansıması nasıl olur? 4 santigrat derecelik bir kürese hısınma olursa nasıl olur?
Çünkü hem 2 santigrat derecelik kürese hısınmada hem de 4 santigrat derecelik kürese hısınmada gördüğünüz gibi… Alpteniz havzasında… diğer ülkelerle aynı hatta bazılarından çok daha fazla ısınıyor. Bakın nereye benziyor? Ortadoğu’ya benzeyen bir ısınma deseni söz konusu. Dolayısıyla biz… Orta Endemler’deki gibi, çünkü biliyorsunuz Orta Endemler ve Kuzey… Yüzey Algodosu… Hocam buraya baktığında bir Arjantin Paşa’yı kurtarır zaten galiba. Evet biraz… Ve Güney Okyanusları öyle. Türkiye sıcaklıklar açısından gelecek, bizim çalışmalarımız da öyle, Barış Hoca’nın çalışmaları da öyle. Henekli yaz mevsiminde 100 yılın sonuna kadar… pek çok molar bizim kendi çalışmalarımızda 7-8 santigrat dereceye varan… karasallı iç bölgelerde… Yani yazın 50 derecelik falan göreceğiz yani. Tabii, yani bugün zor yaşıyordu, kentlerdesiniz düşünün. İstanbul’da ortalama, hava sıcaklıklarını birden 5 santigrat derece arttığının günlük. Ve nasıl yaşıyoruz? Kentlerdeyiz, apartmanlardayiz. Herkes öyle çok rahatta yaşamıyor aslında. Yaşlısı var, fakirli var, yoksulu var. Hastalık grupları var, kadınlar var, çocuklar var. Hemen bir sonrakine geçelim. Evet. Yağışlar açısından tabii tek bir desen yok. Onu hemen söyleyeyim. Yağışlar daha iyi anlaşılsın diye. Kötünsel senaryoyu anlatayım aslında. 2 santigrat dereceden çok farklı değil. Örneğin… Kötünsel senaryo, yani 4 santigrat derecelik bir küresel ısım olduğunda… Türkiye ve bölgesi bakın… Subtropikal kuşak, Arktiğin’in savzası… Türkiye’nin batı ve güneyi… Yağışlarda… Çok ciddi bir azalma eğilimi sergiliyor. Gördüğünüz gibi. Hocam Türkiye tam nerede? Türkiye tam burada. Bizim çalışmalarımız da böyle. Özellikle Türkiye’nin Arktiğin’in… Bizim altımızda ama yağış artıyor. Evet. Ama işte çöldeki… 1 santim yağacak, 2 santim yağacak. Esas önemli, en çok etkilenecek o zaman söyleyeyim… İşin coğrafyasına, iklim dinamiğine, coğrafi dalışına baktığınızda… Subtropikal kuşak… Güneydoğu, Asya ve bazı tropikal bölgeler kuratlıktan çok ciddi derece etki… Mesela bakın… Brezilya’ya bakın, Amazonlar kuruyor. Dünyanın en önemli oksijen kaynağı ve yurt arası. Hocam o bilgi galiba değişti. Amazonların pek oksijen kaynağı olmadığı ortaya çıktı son zamanlarda. Amazonlar ürettiği kadar oksijenin içindeki bio-çeşitlik nedeniyle kendisini tükettiği… Asıl oksijen kaynağının özellikle kuzeyde… Sibirya ve oraların çok daha fazla oksijen etki söylüyor. Biliyorsunuz burayı korumak zorundayız. Permoforos eriyor öbür taraftan. Dolayısıyla…
Tropikal ve ekvatoral yağmur ormanları hala bana göre çok kıymetli. Kıymetli, kıymetli. Çünkü çok uzun, soluklu ve çok daha kararlı bir sistem. Ve karbondöksil depoluyor. Ve kararlı bir sistem. Ama permoforos, kuzey ise kararlı değil. İklim değiştikçe orada tutulmuş olan organik madde… Sadece karbondöksil, metan… Metan serbest kalacak. Tabii tutulmuş olan organik madde hızla serbest kalıyor ve çok hızlı bir…
Fiziki, coğrafya ve ortam değişikliği, ekosistem değişikliği söz konusu. Yine… Çeşitli ısınma düzeyler açısından baktığımızda Türkiye’de tarımı düşündüğümüzde… Toprak nemini, az önce söyledik sıcaklıktan artıyor, yağış rejimi değişiyor. Barlaşma artıyor, toprak nemi azalıyor. Bakın hem 2 santigrat derecelik küresel ısınmada… Hem 4 santigrat derecelik küresel ısınmada Akdeniz havuzasının büyük bir bölümünde… Türkiye, Kapkara bakın. Hocam bizimkiler Venezuela’ya yer kiralamışlar ama Venezuela’nın durumu da bizden farklı değil gördüm. Çok kötü. Bence hiç gitmemek lazım. Bizim yine birazcık Doğu Karadeniz, Kuzeydoğu Anadolu gibi böyle kendini özgür… Muğla yöresi gibi… Venezuela tam bitiyor. Hiç orada boşuna arazikir almışlar. Hiç gitmeyelim. Standar santma cinsinden Türkiye’de önleyen 2.5 santigrat standar santma çok önemlidir. İstediğinizde biliyorsunuz. Yani şiddetli ekstremlere girer aşağı yukarı. Türkiye’de 4 santigrat derecelik bir küresel ısınma olduğunda dünyada… Neredeyse Türkiye’nin büyük bir bölümünde çok ciddi bir aynı zamanda kuraklıkla ilgili de toprak kuraklığı var ki bu… Tarımda ciddi bir sorundur. Rekolete de çok ciddi bir azalmadır. Eko sistem, can suyunun azalmasıdır. Daha fazla yer altı suyuna yönelmek demektir. Bu da biliyorsunuz. Tuzlanma, çoraklanma…
Yeni obrukların oluşumu gibi pek çok farklı öre de pek çok olumsuz etkiyle yol açar. Hızlıca bir sonrakine geçelim. Hemen… Hocam 10 dakika dedik ama baya uzadı. O zaman bunu atlayalım. Burada kat kat olduğunu gösteriyor. Aşırı kar sıcaklığı… Mesela 50 yıllıkta çok 38 katı artıyor bakın. 4 santigrat derecelik senaryoda. 38 katı. Kuraklık için hemen söyleyeyim bakın.
10 yıllık olaylılarda ise 4 santigrat derecede. Kuraklıklarda 4.1 katı artış bekleniyor. Kuraklıkta 4.1 katı artış kurak yılların sayısı mı? Ya da günlerin sayısı mı? Bu aynı zamanda sıklığı, süresi ve şiddeti ifade ediyor. Bir sonrakine gidelim. Daha hızlanıyorum. Hatta bırakacağım hemen. 2 slay sonra bırakacağım. Bir sonraki slay lütfen. Akdeniz… Aynı anda demin söylemiştim. İklim etki sürücüler açısından…
birden fazla olayın, yani… fiziksel iklim sistemi açısından… kuraklığın, yağışların, sıcak hava dalgalarının… orman yangınlarının, arazi bozulumunun, çölleşmenin… aynı anda oluştuğu ve aynı anda oluşabildiği bir bölge. Dolayısıyla çok daha karmaşık. Bu iklim… Birazdan yine konuşacağız. İklim değişikliğine uyum, direngenliği arttırıp… etkinlenebileni azaltabilmek için… Türkiye ve Akdeniz ülkelerinin zorluğunun bir göstergesi aynı zamanda. Çok daha maniyetli, çok daha ciddiye almak gerekiyor. Hemen hızla… Hiç bakın ayrıntıya, teknik ayrıntıya girmiyorum. Bunu da geçiyorum. Bunu da geçelim lütfen zamanımız kalmadığı için. Evet ama bir de küresel bakmak lazım. Az önce söylemiştik. Küresel yüzey sıcaklığı, kötümserde… gördüğünüz gibi 4,5-5 santigrat dereceye ulaşıyor. Biz en iyi kestirme değerini aldığımızda da 3 santigrat derece. Artık deniz buz alanında bütün senaryolarda… gördüğünüz gibi 2015’ten sonra ciddi bir azalma var. 2100 yılına geldiğimizde artık da hiç buz kalmıyor. Hiç kalmıyor. Bu çok tartışılan bir şey ama… artık bölge çok önemli. Okyanus yüzey asitliliğine bakın özellikle… orta düzeyli iklim değişikliği senaryolarından sonra hızla… gördüğünüz gibi asitlilik artıyor. Bu denizdeki canlılığı azaltıyor. Tabii hem canlıları zarar veriyor, yutak kapasitesini azaltıyor. Yutak kapasitesi ne demek hocam? Karbonidotu tutma emme kapasitesi. Küresel ortalama deniz düzeyi normal senaryolarda… kötümserde… 1 metre 100 yılın sonuna kadar fakat… 2300’e kadar daha uzun süreli baktığımızda… afet boyutunda olanlar daha da fazla ama… 7 metreye kadar yani işte… Yani 500 yıldır Boğaz kenarına süsleyen yalılar 200 sene sonra su inatı kalacaklar. Evet, eğer bu gidişle kötümser senaryo 2300 yılına kadar… iklim değişimini önenemezse… yani 2 santigrat derece altında tutulamazsa çok açıkça… kümünatif etki sonucunda… küresel ortalama 100… Dünyanın kıyı kentleri, bir ülkenleri hiçbirisi kalmayacak.
Son IPC raporunda kentler hassas bölgelerinin arasında sayılıyor. Türkiye’de çok etkileniyor. Türkiye’de biliyorsunuz… kıyılarımızda alacak kıyı alanlarımız var. Haliçler, Riyalar var, Taşkın, Delta ovalarımız var ve büyük kentlerimiz buralardayız. Hocam şu anda biz İstanbul tepelerinden bir tanesindeyiz. Buranın denizden yüksekliği 79 metre. Düşünün. Bu geldiği zaman biz şu anda buraya kadar su inşaatla projede… Ben bugün buraya gelinceye kadar…
Evet gördüğüm bütün o Alibeyköy’den yokuşa kadar… hepsi suyun altında kalacaktı. Bu da yine… İktim değişikliğinin özellikle kümünatif etkilerinin en fazla görüleceği alanlardan bir tanesi. Kuşkusuz tabii… geçmişte olduğu gibi… farklı coğrafyalar, farklı tektonik özellikler, farklı… kıyı tipleri, geomofojik özellikler… her yerde aynı deniz seviyesi yükselmesi olacağı anlamına gelmiyor.
Bir de farklı tepek farklılıklar olacaktır. Çünkü bu bir küresel senaryo sonucu. Devam edelim. Evet. Kuraklık için iki haritam kaldı sadece. Bakın burada kuraklık indisi iki tane farklı. Bir tanesi sıcaklığı içeriyor. Neden? Çünkü buharlaşma arttığı için artık sıcaklığı içeren indisler çok daha etkili. Bu standartlaştığımız yağış buharlaşma indisi… 12 aydır yani yıllık indis. Bu da sadece yağışı içeriyor. Burası kuraklık sıklığındaki değişim… orta düzeyli senaryo, kötümsel senaryo gördüğünüz gibi. Bu da kuraklık şiddetini veriyor. Hemen standartlaşılmış yağış buharlaşma indisine bakalım. Çünkü artık hayat daha çok sadece yağışla ilgili değil. Sıcaklık artışı da var. Gördüğünüz gibi Türkiye hem kuraklık sıklığı açısından… orta ve kötümselde hem kuraklık şiddeti açısından ama… özellikle kötümsel senaryoda…
çok ciddi derecede gelecekte şiddetli ve uzun süreli daha sık kuraklıklarla karşılaşabilecek. Model sonuçları bu. Bizim çalışmalarımız da… Yani Kuzey Afrika bile bizden daha iyi durumda baktınız. Evet, evet. Bakın işte gördüğünüz gibi. Orta Doğu’yla birlikte Akdeniz havzası… gerçekten zor durumda. Bir sonraki haritada zaten göreceksiniz. Son harita. Evet. Şimdi şöyle anlatayım çok hızlı bir şekilde. Bu tam böyle işin coğrafyası. Bütün bu anlattıklarımı özettiği gibi düşünün. Bu…
bugünkü referans döneminde yani bugünkü klimatolojisinde Türkiye’de… iklim tipi ya da aritite indisinin dağılışı… yarı kurak… kurakça yarı nemli… ve yarı nemli alanlar. Yani şu turuncu… sarı ve turuncular yıllık su açığı bulunan… çeşitli dereceden kurak alanlar. Bu bugünkü durum bu. Orta düzeyine iklim değişikli senaryosuna baktığınızda… bu alanın genişlediğini görüyorsunuz ve… çok daha ilginç bir şey.
Bizde şu anda tam kurak yok. Yani çöl koşullarına… karşılık gelen. Bakın… artık 100 yılın ortasında… Türkiye, Suriye, Sürtü… gerçek kurak koşulları giriyor. Yarı kurak… kurakça yarı nemli alanlar… Güneydoğu Anadolu… Doğu Anadolu’nun güneyi ve doğusu, İç Anadolu’nun hemen tamamı. Bakın Doğu Akdeniz… tamamen kuraklaşıyor. Batı Anadolu’nun bugün tarım yapılan, çok önemli yani… En önemli tarım bölge Batı Anadolu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu… 100 yılın ortasında bugünküinden… bir sınıf daha kurak üst sınıfa geçen… yeni, çok daha sıcak kurak bir iklimine karşı karşılık oluyor. Orada bir şey anlatayım. Şimdi Van Gül’ü normalde daha iyi olması gerekmez mi? Orası niye öyle bir deniz? Hızlı kuraklaşıyor. Ne namzası? Şimdi… Van Gül’ün, evet siz deniz etkisinden söz ediyorsunuz. Fakat Van Gül’ü… ne yazık ki Türkiye’de… kuraklığa yol açan sistemlerin etki alanının içerisinde. Ama bakın aynı şey Karadeniz ve Kuzeydoğu Anadolu için geçerli değil. Çok farklı. Çünkü Karadeniz ve Kuzeydoğu Anadolu… Orada bir Ardağan galiba öyle görünüyor. Evet, o yerel…
Iğdır biliyorsunuz, Iğdır, Aralık, Doğu Beyazıt. Burası özellikle mikroklim alanları, coğrafyanın kontrolünde. Ama Türkiye’nin kuzeyi… yine de hala pek çok modelde de çıkıyor zaten. Örneğin Karadeniz ve Kuzeydoğu Anadolu ile. Kuzeyde, kuzeyli sistemlerden yani Türkiye’nin geneli, geniş ölçekli, yaygın… yavaş getiren orta inen psiklonlarından etkilenmediği zaman bile, tıpkı şimdi olduğu gibi…
Kuzeyden geçen herhangi bir sistemden biraz soğuk havası varsa yağış alabiliyor. Dolayısıyla modeller de bunu bize böyle bir şekilde yansıtmış oluyor. Teşekkür ederim. Ben teşekkür ediyorum. Bir şey soracağım hocam. Bütün bunları bile bile siz nasıl uyuyorsunuz? Uyuyamıyoruz. O yüzden her gün 3’e 4’e kadar yenisini çalışıyoruz. Daha doğrusunu açıklamak için. Ben sizi dinledim. Uykum kaçtı. Çocukları düşünüyorsun, torunları düşünüyorsun. Amın Allah’ım, nasıl bir erdekçe yapıyorsun?
Yani şöyle yapıyoruz bunu bütün bu akademik şeylerin dışında biliyorsunuz. Anlatıyoruz, yazıyoruz. Ben bir basın kuruluşuna da, haftalık yazıda yazmaya çalışıyorum. Gönüllü yine. Bu düşünceleri… Hocam hayatınızı üniversitele gönüllü, basın kuruluşuna gönüllü, emekli maaşım geçiriyorsunuz. Evet, emekli maaşımla geçiyorum. Arada sonra da söylemekte sakınca yok. Bazen istemeseniz de… böyle bazı projeler oluyor. Onlardan işte biliyorsunuz bilim insanlarına bazen…
böyle birazcık ücret veriyorlar ama ben onun dışında yaptığım işlerin yüzde doksan dokuzunu gönüllü olarak görüyorum. Peki hocam sağ olun. İçim karardı, kaçısım geldi. Çok istemezdik ama öyle. Ama gerçek bu. Parçacığım siz ne diyorsunuz? Sizin baktığınız yerden tablo nasıl görünüyor? Yani ocağı aslında küresel ölçekten anlattı. Bölgesel ölçüye kadar getirdi. Ben de aslında çünkü bugün konumuz biraz da yağıştı. Oradan başlayayım. Hoca tüm konuları çünkü içeren bir konuşma yaptı. Ben de ilk slidemde alabilirsem… Lütfen arkadaşlar, bir barışacağım. Burada şimdi su yılı dediğimiz bir şey var. Bir Ekim’de başlıyor ve bir sonraki senenin Eylül’ün sonuna kadar devam ediyor. Bu su yılında her sene ne kadar yağış değişiyor. Bunun biz anomalilerini göstermek için bunu gösterdim. İstiyorsanız ben de mi oraya gideyim? Giderseniz daha iyi duracağım. Sizle aramda kalıyor çünkü bir de. Hemen geleyim ben içeriye git. Yok yok, olur mu hocam? Yani burada bu su yılı dediğim gibi bir Ekim’de başlayıp 30 Eylül’de biten su yılındaki… 1980’den başlayarak 81-82, 2021’e kadar… Ne kadar değişim olmuş her yıl? Buradaki yüzde olarak veriyoruz. Bu öğrencim Sinan Şahinoğlu. Şimdi zamanların en kötü yılları 2014’te 2021 mi görünüyor? 2021 var, 2007 çok kötüydü, 2001 kötüydü. 2007miş, aparbacım. Üstteki, evet. 2001 kötü. 2001 felaket.
Ama şöyle bir bakarsanız çok büyük bir periodiste yok. Yani bir sene kurak olup üst üste… Üç sene kurak olup, sonra çok yağışlı bir sene, sonra yine biraz yağışlı. Bir de Türkiye çok büyük bir coğrafya. Yani yağışları her yerde aynı şekilde bekleyemiyorsunuz. Doğusu tamamen farklı sistemlerden etkileniyor, batısı farklı sistemler. Karadeniz daha başka sistemlerden etkileniyor. Zaten güney bölgelerimiz yani Akdeniz ve…
Güneydoğu, Anadolu farklı sistemlerden etkileniyor. Sonuç olarak… Yani şu ikisinin tabii aynı ülke olduğunu söylemek… Evet, evet. Buna biz işte doğal değişkenlik diyoruz. Yani iklimdeki bir doğal değişkenlik var. Seneden seneye, her sene bize nem getiren sistemlerin değişimiyle… bu senaryoya gerçekleşiyor. Şimdi bundan sonra bu kırmızı olan tablonun daha sıklıkla karşıza geldiğini mi göreceğiz? Daha sıklıkla… Ama her yerde değil. Bir sonraki slide’da şimdi geçebiliriz. Sizin sorunuz da daha biraz daha açılabilir böylece. Bir sonraki slide’da… Bu mesela… 1950’den 2020’ye kadar… 70 yıl var burada. 70 yıllık trend yani eğilim. Onar yıllık eğilim, yağışlardaki eğilimler. Bütün gördüğünüz gibi Avrupa var. İşte İspanya’dan, Norveç’e kadar. Biz buradayız.
Ve baktığınız zaman bu trendde artış olan bir yer var. Doğu Karadeniz. Zaten bugünkü konumuzla da ilişkili olarak biraz oraya gelmek istediğim için bu slide’ı koydum. Bu trendde, Doğu Karadeniz’de önemli bir artış var. Şimdi burada bunlar milimetre olarak, milimetre 10 yıl vermişiz. Mesela 30 demek bu. Ne demek? 30 milimetre 10 senede. Ama burada kaç tane dönem var? 7 tane 30 derseniz… 3 kere yedi 21. Yani 200 milimetre daha fazla yağış var. Sonunda, bu dönemin sonunda diyebilirsiniz. Ege’de biraz daha kuraklık var. Ama bunun sonucunda biz bu kuraklığın tam olarak nereden geldiğini öğrenmemiz için… biraz daha analizlerimizi genişletmemiz lazım. Bu kuraklığın ve aşırı yağışların veya aşırı yağış demeyelim şu an buna. Çünkü bu normal kışın bildiğimiz sistemlerinin getirdiği yağış da olabilir. Peki bu mevsimde olması normal midir? Hangi mevsimde? Bu yıllıktı.
Yaz aylarında olması normal midir? Yaz aylarında olması, aşırı yağışları normal. Şimdi ben kitaplarda getirdiğim tarihi slide’ler de var. Oradan anlatacağım. Aşırı yağışlardaki 10 yıllık… Şimdi bakın o deminki aşırı yağışlar değildi. Normal bildiğimiz senelik ortalamalardı. Oradaki mevsimde. Şimdi aşırı yağışlardaki 10 yıllık eylime bakıyoruz. Ama aşırı yağışlar derken bu %95 yani…
En üstteki %5’e bakıyoruz. Yani sıralıyoruz en büyük, en şiddetli yağışlardan. 1 mm yağışa kadar, 1 kg’lık yağışa kadar sıralıyoruz. En üstteki, yani hani üniversite sınavında da diyoruz ya, en üstteki %5’lik dilim, %1’lik dilim. Bu o. En üstteki, en kuvvetli yağışlardaki trend nereler artmış. Gene bakıyoruz. Karadeniz’de ciddi artış var. Batı, Orta Karadeniz yine ciddi artış var. Burada biraz artış var. Bu 79’da…
Orası da çok artış değil mi? Büyüksek değil mi bu artış? Evet, evet. Orası da çok artış. Mersin mi orası? Evet, Mersin. İşte Toroslar. Burada bir artış var. Doğan Anadolu’da bir artış var. Bu tabii şimdi hocam şeyi gösterdi. Daha çok gözlem noktalarını gösterdi. Yani istasyonları gösterdi. Bu biraz daha gridlenmiş veri ve bu veri uydu verileriyle harmanlanmış istasyon gözlemleri. Biraz daha farklı bir metotla üretilmiş.
Güvenilirliği, o başka bir akademik tartışma konusu sadece farklılığı söylemek için. Bu istasyon değil ama sonuçta bu da gözlem, uydu gözlemleri. Son 10 yıl içerisinde aşırı yağışlarda artış var. Evet, maviler artış demek, kırmızılar. Bunlar da gün bazında yani işte burada 10 yıllık trendte 5-6-7 gün artış demek. 5-6-7 gün 10 yılda, 20 yılda 14 gün daha fazla aşırı yağış alıyoruz.
Yani 14 gün sel yapabilecek daha fazla yağış alıyoruz 20 yıl sonra. Bu çok ciddi bir rakam. Bir sonraki şimdi slide’a geçebiliriz. Şimdi bu neden oluyor? Hani iklim değişikliği, yağışları etkiliyor mu? Ondan bahsetmek istiyoruz. Neden iklim değişikliği, yağışları direkt etkiliyor mu diye soruyoruz. Şimdi bu Clay’s’s Clay Periön denklemiyle göre her 1 derecelik artış, yağışı %7 arttırıyor. Küresel anlam. Küresel anlam. Ama bu, şu demek değil yani. Çünkü bu bir hareket eden sistem olduğu için, yani şurada nim arttırdığın zaman hemen burada yağış olmuyor. Buradan alıyor, adveksiyon alıyor, taşınıyor başka yerde yağış oluyor. Ama toplamda baktığın zaman değerlendirmede %7’lik nemde ve şeyde artış. Yani yağışa neden olacak, sisteme de ihtiyaç var. Tabii. Bir hareket olması lazım. Bu günümüz, günümüzde yağış zaman grafiği bu şekilde toplanıyor. Ve bir bulutun nasıl oluştuğu, işte düşe hareketlerle bulut gelişiyor ve ondan sonra yağışa geçiyor, yağışıyor. Şimdi biraz, şimdi buradan buradaki ok daha sıcak bir iklime doğru bizi götürüyor. Demin hocam anlat işte IPCC senaryolarında gelecek 100 yılında nasıl. Nasıl 1.5 dereceye 2.5 dereceye 3.5 dereceye. Burası artık bu 100 yılın sonuna doğru. Yani 4 dereceye yakın bir artış. Evet, 3-4 dereceye yakın bir artış.
Yani şu an bile 1 derecelik artıştan bahsediyoruz ki o 1 derecelik artış aslında şey… Yani endüstri devrim öncesi. 200 yıllık bir süre. 1850-1900’ün ortalamasından 1 derece fark. Aslında bugün bizim işte metoloji genel müdürlüğünün yaptığı çalışmalar da alınan ortalama 1981-2010’dur. Yani daha sıcaktan çıkardığınız halde 1 derece, 1.5 derece artış var. Çok daha şiddetli yani Akdeniz çanağı çok daha şiddetli ısınıyor. Burada ısındıkça peki ne oluyor? Aynı bulut dinamiği devam ediyor ama daha yoğun aşırı yağışlar daha fazla oluyor. Ve %7’lik bir artış var. Biraz daha ısıtınca %7’lik artış biraz daha… Bu %7 bunun üstüne bir %7. Tabii onun üstüne %7. Sürekli %7 gidiyoruz. 1 derece artırdık, 2 derece arttık.
3 derece diye düşünüyoruz. Evet evet böyle artırarak gidiyoruz. Bu sefer bulut dinamiğinde daha kuvvetli ve güçlü sistemler devreye giriyor. Düşe hareketler hızlanıyor. Bu demek ki daha derin bulutlar, belki dolu yağış yapacak, belki çok daha şiddetli. Ve bunlar çok daha kısa bir dönemde, çok daha kısa sürede. Bu ne demek? 1 saat içinde, 2 saat içinde bir bölgeye çok aşırı yağış oluyor.
Zaten sellerin nedeni de biraz da bu. Çok salakça bir soru sorabilir miyim? Umarım ben de anlayabilirim. Anlarsın, çok basit bir şey soracaksın. Şimdi %8… Bu şu demek, havadaki bulut miktarında da %21’lik bir artış olacak demek. Bu %21’lik artış, dünyaya gelen güneş ışınlarında %21’lik azalması demek. Vallahi çok akıllıca bir soru soracağım. Bu bir yandan da küresel ısınmayı yavaşlatacak bir etki olacak mı?
Buna zaten ilk önce bu yaptığımız şey pozitif geri besleme. Yani bir etki, bir başka değişkeni değiştirip daha fazla etkiliyor ilk baştaki değişkeni. Bir süre sonra dediğiniz gibi artık o kadar çok, 4-5 derece arttığı zaman, o kadar çok buharlaşma, o kadar çok bulut olacak ki, bu sefer artık o bulutlar güneş ışınlarını geri yansıtıp negatif geri beslemeye yalışacak. Ve bu sefer de soğuma trenleyecek. Gerçi tarımsal verimlilik düşecek, şu olacak, bu olacak belki ama… Ama şöyle söyleyeyim, biz zaten onu göremeyiz. Göremeyiz. Yani o uzun süreli. Evet. Yani onu yaşarsak, yani o negatif dönersek, onu zaten insanoğlu için başka bir dünya olur. Başka bir hayatta. Başka bir dünya olur. Sonunda bir derece daha arttırdığımız zaman, gene daha kuvvetli bir bulut dinamiği, çok daha yoğun yağışlar ama bu sefer ne? Çok daha büyük bir alana. Balansal olarak da çok daha büyük bir alanda yağış oluyor. Şiddetli yağış oluyor. İşte bugün aslında yaşamaya başladığımız bazı şeyler de bunun… Peki hocam, yine bir şey daha soracağım. Şimdi mesela dünyanın geneksel olarak yüksek yağ, ahyalanyalar var. Bunlar ne? Okyanus kıyısındaki dağlık bölgeler veya Okyanus kıyısında dağ olmayan,
Fransa gibi falan böyle geniş düzgün olanlar, alanlar. Bunlar da en bilinenler, mesela Muson yağmurları geliyor, Himalaya’ya çarpıyor. Hem iki tarafında da yağış bıraktırıyor veya Ant Dağları’ya çarpıyor, yağış bırakıyor. Ya da işte Amerika’nın kuzeyine, Rocky Mountains’ın arkasına bırakıyor. Bu yağışlar yine oralarda mı artacak yoksa başka yerde de artacak mı? Yani aslında bu iklim… Daha şiddetli Musonlar mı olacak?
İklim değişikliği çalışmalarında genel şöyle bir görüş var. Yağışlı yerler, yani daha ıslak bölgeler, daha ıslak. Daha da mı ıslak olacak? Daha kuru bölgeler daha kuru. Daha da mı kuru? Yani wet wetter, dry dryer diye. Öyle mi olacak? Evet. Öyle bir genel kanı var. Ama bu her nokta için dünyanın doğru değildir. Ama genel olarak baktığınızda dediğiniz doğru. Yani daha yağışlı bölgeler, daha yağışlı, daha kurak bölgeler, daha kurak. Bu genel kanı var.
Bu genel bir görüş olarak duruyor. Şimdi bir slide soruya devam edelim. Bir slide arkadaşlar. Şimdi artık bizim bölgemize gelelim. Geldik Karadeniz’e. Şimdi baya uzun zamandır… Evet. Problemler gördüğümüz yer. Şimdi biz burada ekstra bir şeye daha baktık. Deniz suyu sıcaklıkları. Çünkü hiç görmediğimiz kadar yüksek deniz suyu sıcaklıklarını görüyoruz. Özellikle yazın. Ağustos ayına baktık. Buradan bir kest aldık. Bu gözlem. Bu bir simülasyon değil, bir şey değil. Uydulardan biz sürekli deniz suyu sıcaklıklarını ölçüyoruz. Ve çok yüksek çözünürlükle ölçüyoruz. Çok doğru ölçüyoruz. Yani biz değil, nasıl ölçüyoruz? Biz de onları alıp, onları analiz yapıyoruz. Burada bir kesit aldık. Bu kesitte şu. Burası Karadeniz’in en batısı. Burası Karadeniz’in en doğusu. Öyle bakın. Yani şu sarı şuradan şuradan. Ve 47. önlem mi? Evet. 40.9. 40.3. Bu da yıllar.
1982’den 2021’e kadar. Şimdi burası doğusu yani. Pardon, batısı Karadeniz’in. Burası doğusu. Gördüğünüz gibi Karadeniz’in doğusu batısına göre çok daha yüksek derecelere ulaşıyor. Yüksek dereceler dediğim 29 derece. Hatta geçen senelerde bir ölçüm, yani istasyon da var deniz istasyonu. O 30 dereceyi falan görüyoruz. Deniz suyu. Evet, deniz suyu. 30 derece. Deniz kaynayacak neresi yani?
Yani şöyle söyleyeyim, bu Hint okyanusunda görünen şeyler. Karadeniz’de 30 derece. 30 derece. Yani ben 29’ları çok gördüm, 30’u da gördüm diye hatırlıyorum. Hint okyanusunda uzun süre ortalamalar 28.5, 29. En sıcaklık. Yani Doğu Karadeniz’in bu sıcaklıklara ulaşması şunu da getiriyor.
Bildiğimiz herhangi bir soğuk sistem kuzeyden geldiği zaman aşırı sıcak, aşırı ısınmış ve nem de tabii daha fazla buharlaşma olduğu için. O zaman bu Karadeniz’de yakında biz hortum görmeye başlayacağız demektir. Hortum oluyor zaten Karadeniz’de. Büyük hortumlar geliyor. Eskiden beri oluyor. Hortumun dinamiği biraz daha başka. Daha farklı. Biraz daha aktif ama hortum görüyoruz zaten. Özellikle Rusya kalelerinde çok… Peki tayfun falan da görebilir miyiz Karadeniz’de? Tayfun göremeyiz ama Akdeniz tayfunu diye bir şey var.
Onun şeklinde koydum onu da gösteririm sonra. Karadenizi bitirelim diye şey yapıyorum. Gördüğünüz gibi bu sıcaklıklar sonunda, yani bu deniz yüzey sıcaklıkları sonunda buharlaşmaya attırıyor. O buharlaşma… Bir yere yaracak. Bir yere yaracak ve tabii yağması muhtemel yerlerde bütün Karadeniz kıyılarında dağlarımız çok yüksek 2000-3000 metre hemen bütün nem’i oraya bırakıyor. Uygun sirkilasyonluk şartlar gelirse.
Şimdi bir sonraki slide alalım. Şimdi biz bunu anladıktan sonra, bu bilgilere ulaştıktan sonra bazı simülasyonlar, bazı deneyler yapalım dedik. Bu deniz suyu sıcaklıkları ne kadar bu işi etkiliyor? Bakın burada dedik Karadeniz’deki deniz suyu sıcaklıklarının tüm ortalamasını aldık bütün Karadeniz için. Yaklaşık işte anomali bu yani ortalamadan olan farklar.
Yaklaşık işte x1 veya x0.5’den başlıyor veya 0’dan 3 derece, 2.5 dereceye doğru bir trend var. Ve bu yaklaşık işte 35 yıllık bir trend. Bu trend dünyanın başka denizinde hiçbir denizinde olmayan bir trend. Allah Allah. Niye peki? Niyesini biraz o şinograflara sormak lazım. Onların çalışması lazım. Ama burada bir rim akıntısı var. Şu şekilde yani kıyılardan devam eden.
Burada iki tane büyük cahir var. Büyük ihtimalle bu cahirlerle ilgili bir yani su buradan kaçamıyor. Aynı zamanda atmosferik şartlar çok uygun. Rüzgârlar daha yavaşlıyor. Rüzgârın yavaşlaması demek deniz suyunu soğutmuyor bu arada. Kara daha sıcak. Kara zaten daha sıcak. Yani üzerimizdeki kara da daha sıcak. Ukrayna, Rusya da daha sıcak. Yani buradan bize gelen hava da daha sıcak. Sonuç olarak burada hem iki yönlü bir etkileşim var.
Yani atmosfer ve deniz arasında sürekli bekleştirilmiş. Karadeniz, Akdeniz’den daha mı hızlı ısınıyor bu şartlarda? Evet. Çok enteresan. Ama ne zaman? Yazın. Yazın. Yazın. Ve her yüksek ısı döneminde de muhakkak bir serp patlamış. İşte. Biz onu araştırmak için baktık ve bunları görünce zaten sürekli baktığımız işlerdi. Rize Gündoğdu Sel’i gene birçok vatandaşımızı kaybettik. Artvin Hopasevil burada da 12 vatandaşımızı kaybettik. Çok ciddi sayıda başka kayıplar da verdik. Buna baktık ve bugün size göstereceğim Artvin Hopasevil’i. 2015 yılının deniz yüzyıya sıcaklıkları bakın 3 derece normallerden 3 derece daha fazla. Yani bu Ağustos anomalisi. Baktığınız zamanda 23 ve 24 Ağustos’a bu Artvin Hopasevil’inin olduğu tarihler. 23, 24 Ağustos 2015. İşte burada 27,5. Yani bu çok yüksek sıcaklıklar bunlar. Ve uygun şartlarda yani dediğim gibi bir atmosferik sirkülasyon bize ulaştığı zaman buradaki bütün bu nemi alıp bize yağış olarak bırakıyor. Bir sonraki slaytaya devam edelim. Şimdi burada bir topluluk simülasyonu yaptık. Bir sürü simülasyon yaptık. Onların ortalamasını aldık. Bu şu demek. Biliyorsunuz tahminler günden güne değişir.
3 gün önceki tahmin başkadır. 5 gün geriye giderseniz o 5 gün sonrası için başkadır. Biz dedik ki acaba deniz suyu sıcaklıkları bu tahminlerden etkileniyor mu? İşte 3 gün önce aldık, 5 gün önce aldık, 10 gün önce, 15 gün önce, 20 gün önce, 25 gün, 1 ay önce bir sürü simülasyon yaptık. Onların hepsinin ortalamasını aldık. O yüzden de güvenimiz daha fazla. Çünkü hepsini aldık. Yani 1 ay öncesindeki deniz suyu sıcaklıklarını da aldık. Son 1-2 gün öncesini de aldık. Ve sonuçta baktığımız zaman…
Burası Trabzon değil mi? Evet, şurası Trabzon, Artvin, Rize. Bu sırada gidiyor. Burası bizim Gürcistan sınırımız. Batum. Burada baktığınız zaman bu şimdi referans simülasyonu. Yani deniz suyu sıcaklıklarıyla ilgili hiçbir değişiklik yapmadık. Zaten 3 derece fazla. 3 derece fazla normalden. Ve şimdi deniz suyu sıcaklıklarını 1 derece arttırdık. Yani 3 derecede zaten fazlaydı ya.
Ama arttığını biliyoruz. Trendi gördük. Yani daha da artacak. 2 derece arttırdık. 3 derece arttırdık. 1 derece arttırdığımızda… Şimdi şuna bakın. Yani sanki maviler çok değil. Ama bu topluluk simülasyonu olduğu için, hepsinin ortalamasını aldığımız için öyle. Kahverengi bölgeler azalıyor. Bu ne demek? Az yağışlar azalıyor. %7’den 100 mm yağış. Yani 100 kg yağış diyoruz. Çok fazla sel getiriyor 100 kg yağış. %7’den %7.6 çıkmış. 2 derece deniz suyu sıcaklıklarını arttırdığımızda… 9.6 olmuş. 3 derece arttırdığımızda… 12.7 neredeyse kahverengi alan kalmamış. Bütün bir alanda… Aşırı yağışlar ve… Bu mesela kaldırılabilir bir durum değil. Bunu kimse kaldıramaz. Bu birikimle bu kadar yüksek yağışları… Ve burada biz bazı simülasyonlarda şöyle söyleyeyim. 800 mm gördük bir gündeki. 800 km. 800 kg yağış yağacak bir günde. Bir günde 800 km. Metrekareye. Oooo… Yani bu simülasyonlarda bizim bulduklarımız bizi çok korkuttu aslında. Tepesinde su deposu patlamış gibi olacak. Musonların ekstremleri gibi. Ve zaten benziyor. Hint oksijonisu döndü dediğimiz… Hint oksijonisu döndüğünde muson gibi oluyor.
Bir sonra kendimizi sınayalım dedik bir sonraki slide’da. Bir de azaltalım ne oluyor. Yani dedik 3 derece fazla mı sıcaklıkların normallerinin 3 derece fazlalığına. Eksi 1, eksi 2, eksi 3 yapalım. Yani bu ne demek? En sonunda klimatolojiye getirelim. Ortalığı normal’a getirelim. Bakın normal’a geldiğinde ne oldu? Viyayış kayboldu. Yani yağış gene var. Gene 80 mm var bazı noktalarda 150 mm var.
Ama burada tek bir nokta, şurada bir nokta. Şimdi bu yaşanan. Bu… Olması gereken. Yani olması gereken değil mi? Normal. Ve mesela şu son yaşadığımız sel, batı Karadeniz’deki sel, deniz suyu sıcaklıkları normaldi. Niye peki yaşadık? Sisteme. Doğal değişkenlik.
Aslında doğal değişkenliğe, biz bir de insan kaynaklığı kim değişikliği etkileyince… Koyunca patlıyor. Patlıyor. O da geçen sene oldu. Geçen avustos da ne oldu? Geçen avustos’un yarısı kadar yağış yağdı. Evet. Ama daha avustosa var bakalım ne olacak. Evet. Çünkü deniz zaten şu an sıcak değil. Vay hocam vay. Biraz daha karardınız böylece. Şimdi Mehmet Eğmi Bey’i dinleyeceğim. Müzakereci olduğu için belki bize biraz dünyada iyi haberler verir. Mehmet Eğmi Bey hoş geldiniz tekrar. Şunu merak ediyorum. İlkte müzakereci ne demek? Neyi müzakere ediyorsunuz siz? Efendim teşekkür ediyorum. Tabii iklim meselesi küresel bir mesele olduğu için çözümü de küresel olması gerekiyor. Yani dolayısıyla bütün ülkelerin diplomatları, iklim bilimcileri veya işte çevre bakanları,
bir araya gelip karar noktasında karar almaları gerekiyor. O müzakere kararlarını almaları gerekiyor. Onun için de bu kararlarda çok ciddi müzakere yapıyorlar aslında. Yani her bir noktasına virgülüne çünkü her ülke orada alınan kararları ev ödevini alıp eve getiriyor. Ve evde necdi de kanunlarına, yönetmenliklerine uygulamak zorunda kalıyor. Dolayısıyla kendi ülkelerin menfaatlerini düşünerek orada hareket ediyorlar.
Dolayısıyla bu müzakereler o metinler üzerinden çünkü bir çerçeve sözleşme var. 92’de bütün ülkelerin 197 ülkenin aslında anlaştığı daha sonrasında Kuyoto protokolü bir uygulama elemanı. Sonra onun yerine geçen Paris anlaşması 2020’den sonra yine bir uygulama elemanı. Yani birini anayasa gibi görürseniz diğerleri kanun gibi olan şeyler. Onları dolayısıyla her ülke kendi meclisinden geçirmek zorunda.
Sonra da her bir paragrafını yine yönetmeliklere hatta tebliğlere çevrilerek uygulamak zorunda kalıyor. Dolayısıyla o maddeleri nasıl uygulanacağı tartışılıyor. Kimin para vereceği, kimin para alacağı, kimin finansı vereceği, kimin ne kadar emisyonu azaltacağı, kimin azaltmayacağı gibi tartışmalar var. Şimdi Fahdi Bey aslında hocalarım tabi karamsal tablolar çizdirir ama aslında ders gibi de anlattılar.
Kendilerine teşekkür ediyorlar ama ben çok kısa müsaade ederseniz vatandaşın da anlayacağı dilde bazen ben Çengelköy’deyim. Çengelköy’de hocam bu iklimde değişikliği nedir falan diye soruyorlar ben de anlatıyorum. Anlattığımız zaman tabi değişik sorular geliyor. Orada şöyle bir şey var aslında dünya atmosferle beraber dönüyor. Yani bu güneşin etrafında dönüyor kendi etrafında dönüyor.
Güneşten de ışınlar dünyaya kısa dalgayla sert geliyor bu atmosferi delip geçiyor ve uzun dalgayla da çıkıyor daha yavaş. Ve çıkarken de atmosferin içinde bulunan belli gazlar var. Karbondi yoksit gazı var, metan gazı var, işte buna benzer gazlar var. Sera gazı. Sera gazı. Dolayısıyla bu gazlar bir kısmını tutup geriye gönderiyor ki burada hayat olsun. Yani burada artı 15 derecelik bir ortalama sıcaklık var ki bütün canlılara yaşasın, insanoğluda yaşasın diye. Eğer bu gazlar olmasaydı buradaki sıcaklık 18 derece olurdu ve burada hayat olmazdı. Dolayısıyla aslında bu gazlar yani sera gazları faydalı gazlardır. Ama bunların miktarlarını arttırmamak lazım. Son 200 yılda maalesef özellikle sanayi devrimiyle birlikte fosil yakıtları insanoğlu çıkarmaya başladı. Nedir bunlar? Bir petrolü çıkarmaya başladı, iki kömürü çok fazla çıkarmaya başladı, doğal gazı çıkarmaya başladı. Bunları çıkartırken zaten… Bunlar aslında birikmiş güneş ilercesi. Evet, bunlar içinde karbon olan şeyler. Bunlar bir kere gidiyor çıkartırken oraya birikmeye başlıyor. Sonra kullanıyorsunuz bacalardan gidiyor oraya birikiyor. Dolayısıyla bu miktarlar 280 yani 280’lerden PPM diyoruz bunu. 280’lerden 420’lere çıkmış durumda. Yani aslında 1 milyon tane hava molekülününün 280 tanesi bunlardandır eskiden doğal olası. 420 tanesi şu anda bunlardan olmaya başladı. Bu sefer bunların sayısı ve miktarı çoğalınca çıkması gereken ısıyı tutuyor. Daha fazlasını gönderiyor. Dolayısıyla burada 15 dereceye olan ortalama sıcaklık 16.1 dereceye kadar çıktı. Böyle devam ederse işte hocaların senaryolarını da gördük. Bu 17 dereceye, 18 dereceye, belki 19, 20 derecelere kadar çıkacak. Bu dünyanın ortalama sıcaklık, atmosferin ortalama sıcaklık.
Bu çıktığı zaman ne olur? Bu çıktığı zaman ne olur? İlk başta biliyorsun Arşimet prensibine göre denizlerin içerisindeki buzullar eriyince herhangi bir şekilde su seviyesinde yükselme olmaz. Yani şunun içerisinde buzu atsanız hacmi kadar suyu taşırır ama eriyse o yükselme olmaz. Ama karalardaki özellikle Kuzey Kutlu ve Güney Kutlu’nda karaların üzerinde bulunan milyarlarca metre buzullar erimeye başlanınca o zaman su seviyesi yükselmeye başlıyor.
Bu seviyesi yükselmeye başlıyor ki bugün bu seviye 23 santim civarında oldu ve son… 23 santim zaten yükseldi. Yükseldi ama son dönemde bu artış hızı çok fazla artmaya başladı. Böyle giderse de bu seviyesinin 5 metreye kadar çıkacağı söyleniyor. Bunlar peki bunun ana sebeplerine işte yine kullandığımız işte fosil yakıtlarına üretilen enerjiler. Bir de en önemlilerden bir tanesi bu CH4 dediğimiz metan atıklardan yani herkes dünyada ortalama 1 kilogram atık üretmeye başladı. Bu ne demektir? Hatta şehirlerin nüfusları Fatih Bey atıklarla belirlenmeye başladı. Yani İstanbul’un 22 günlük 22 bin ton çöp çıkıyor. Bu ne demektir? Bu şehirde 22 milyon insan girdisiyle çıktısıya yaşıyor demektir. 300 ton çıkıyorsa oranın nüfusu 300 bin kişi demek.
Bu atıkları götürüp bir yere depoluyoruz. Oradan bir süre sonra metan gazı çıkmaya başlıyor. O da oraya gidiyor birikiyor. Veya işte kömür yakıyoruz gidiyor birikiyor. Elektrik işte dünyada herkes çevreciyim diye geçiniyor ama hiç kimse cep telefonun elinden bırakmıyor. Çünkü bununla yatıyor bununla kalkıyor ama bunun enerjisi nereden geliyor işte sürekli yine bir kömür santim. Elbette otomobil diyorlar o da sonuçta bir yerden gelecek.
Dolayısıyla bu şekilde bir döngü var ve bu döngünün nasıl yürüyeceğini hesap etmemiz gerekiyor. Aslında tabi başka bir şey var. İnsanoğlu garip bir şey yaptı son dönemde bir asırdır. Yani insan eliyle yapılan üretimler yani binalar, yollar, araçlar yani insanoğlu yapılan her şeyin
ağırlığı dünyadaki doğal canlı kütleği aşmış durumda. Yani bizim yaptığımız insanların yaptığı her şey, şurada gördüğünüz her şeyin ağırlığı normal canlıların yani hayvanların, insanların ve diğer bitkilerin ağırlığını geçmiş durumda. Bu çok tehlikeli bir noktada. Tüketim de öyle. Yani tüketim insanoğlu nüfusu iki misli arttı ama tüketim miktarı üç misli artmaya başladı. Dolayısıyla bunu nereden karşılayacaksın? Bir şekilde doğal kaynakları yok etmeye başladı. Ormanlar 10 milyar ağaç kesilmiş son 100 yıl içerisinde dünyada ve kesilmeye de devam ediyor. Yutak alan nedir diyorsunuz işte bu karbondioksit neticede çıkıyor. Bunları da insanoğlu ne yapıyor? İnsanoğlu aslında mesela nefes verirken karbondioksit veriyor, oksijen alıyor. Bu verdiği karbondioksit iki yer yutuyor. Ya ağaçlar yutuyor, ormanlar ya da okyanuslar denizler yutuyor. Dolayısıyla aldığımız iki nefesten bir tanesi ya ormanlardan geliyor ya denizlerden geliyor. Tersini düşünürsek. Ormanları kestiğiniz zaman ve nüfusu artırdığınız zaman bu sefer bunlar gidiyor, açığa çıkmış da oraya birikiyor ve bu birikim de sıcaklığı arttırmaya başlıyor. Peki sıcaklık artarsa ne olur? Bir sürü şey oluyor, beklenmedik olaylar oluyor. Bu aynı aslında insan vücudunun sıcaklığının artması gibi yani sizin çocuğunuz var, 36 derece ortalaması var, 37 oldu, 38 oldu, düşürmeye çalışıyorsunuz, pansuman yapıyorsun, ateş düşürücü veriyorsunuz, 39 dereceye çıkınca hastaneye götürüyorsunuz. Hastaneye götürüyor, 40’a çıkıyor, ateş düşürücü ile serumlar veriyorlar ve bir süre sonra
tedavi sonrasında vücudun hangi organına zarar verdiğine bakmaya başlıyorlar. Beyni mi zarar verdi, karaciğere mi verdi, akciğere mi verdi, böbreğe mi verdi bunları sonradan araştırıyoruz. Dolayısıyla bu sıcaklık artışının nelere sebep olacağını çok fazla aslında kestiremiyoruz. Gördüğümüz şeyler var işte bilim adamları ve IPCC raporları diyor ki su seviyesi yükselecek,
kuraklık artacak, seller artacak, o olacak bunları söylüyorlar. Ama hiç bilmediğimiz mesela müsilaj gibi bir olayla da karşılaştık. Müslüman tek başına bir şey değil ama bir iklim değişikliğinin çok ciddi etkisi olduğunu hepimiz biliyoruz. Veya yarın belki de bugün olan bu salgın hastalıklarının arkasında da hep çevre kirliliği var, belki iklim değişikliğinin etkisi var, bunları zaman içerisinde göreceğiz. Ne kadar salgın hastalık olacak, ne kadar taşkınların seviyesi artacak,
yani bunlar belki şu anda çözümlenebilir şeyler görünüyor ama çözümlenebilecek şeyler de ortaya çıkabilir. Onun için Cengelköy’de ben size de anlattım bu konuları böyle biraz vatandaşlara anlatırken, orada halk otobüsü süren bizim Arif var, çok tatlı bir arkadaşımız. Ona anlattım, ya hocam dedi herhalde anlattıklarından şunu anlıyorum dedi, iklim dedi kafayı yemiş dedi yani, ne yapacağı belli olmaz hale gelmiş.
Doğal olarak sonuçlarında çok fazla bilemiyoruz ama şunu söyleyeyim, böyle gitmemesi gerekiyor. İklimi değiştiren insandır, insan yani, diğer hiçbir canlının kabahati yoktur. Ve bizim nesil ve bizden önceki nesilin kabahatidir. Yani sanayi devrimiyle başlayan bu sene Glasgow’da 27. taraflar toplantısını yapmıştık.
Aslında orada heykeli olan ve buharlı makineyi bulan vatandaşımızla başlayan hikayedir. Yani buharlı makineler bulunuyor, ondan sonra kömür kullanılmaya başlıyor, kömür çıkarılıyor, arkasından petrol çıkartılmaya başlanıyor ve arkasından da doğal gaz çıkartılmaya başlanıyor ve dünyadaki aslında birçok savaş, birçok mesele…
Burada kurtuluş şu mudur? Burada dünyanın ine gözle bakıyor. Bu işin iki tane temel sebebi olduğunu biliyoruz. Bir tanesi fosil yakıttır. Diğeri ise aşırı hayvan yetiştirilmesi. Yani ineklerin atmosfere en az, yani ineklerin verdiği zararla, otobülinin verdiği zararla birbirinin derneğine ise parayla kapalı. Değil mi hocam? Yanlış mı biliyorum? Karbon döksi daha fazla olduğu için önde. Onun atmosferdeki birikimi, varlığı çok fazla. Yani küresel ısınma potansiyeli metanın daha yüksek fakat birisi milyar acımda birbirim, öteki milyon acında birbirim. O yüzden doğrudan insan etkisiyle hem daha fazla artıyor hem de atmosferde daha fazla. Yani bir et yiyerek hayvansa ölümler tüketerek dünyayı kilitliyoruz, iki işte otobüller şunlar. Arazi kullanımı, arazi kullanımı değişikliği, orman sulaşma.
Bunun çözüm olarak baktığınız zaman dünya ne görüyor? Yani sizin kadınız toplantılar da. Rektim arası mı? Hocam bir reklam arası, yine soru soracağım. Kusura bakmayın. Sayın Birpinar şunu soruyordum, reklam ekranı açtığında kaldık. Bir sürü toplantı kaldı. 2015’ten beri herhalde 50 toplana katılır mı? 350 kere Türk Havayolları ile uçtum. Onu biliyorum. Karbon ayak izniniz çok yüksek. Çok yüksek ama çözümde görünüyor mesela. Ne konuşuyorlar? Mesela nasıl bir enerjiye geçiyor? Fosil yakıtlardan kimse vazgeçmiyor. Amerika-Belgiyetleri Paris Anlaşmasından çekildi ki zaten pek kimsenin uymadığı ama bir çekidüzen vermeye çalışan bir şeydi. Oradan beri çekildi.
İngilizce ve Amerika dünyanın en büyük iki üretim yapan ülkesi. İkisi de bu işi hiç taktıkları yok. Ne öngörü, nasıl bir enerji? Nükleer mi çözüm olacak? Yoksa bu geri dönüşebilir enerjiler, yani işte rüzgar, güneş, ya o termal. Buralarda mı? Ne görülüyor bak oradan?
Burada şu var. Kesinlikle alınan kararlarda artık dünyanın bu şekilde gitmeyeceği görülüyor. Fosil yakıtlardan uzaklaşmak, onun yerine yenilenebilir enerjiyi kullanmak, yani rüzgarı, güneşi, geotermali ve hidroelektrik santralleri mümkün olduğu kadar. Bazen hidroelektrik santralleri de çok yenilenebilir saymıyorlar ama bu şekilde ki Türkiye’nin bu oranları %55 civarında biz buraya doğru geçiş yani geçiş ama çok sancılı bir geçiş olacak. Çok kolay bir geçiş değil çünkü bu müzakerelerde enteresan bir şey var Fatih Bey. Dört çeşit ülke grubu var. Bir tanesi kalkınmış ülkeler var. Diyorlar ki onlar aslında dünyayı atmosferi kirleten ve sanayi devriminden beri de zenginleşen sadece insanları sömürmeyip, doğayı da sömüren, havayı suyu ve toprağı acımasızca kirleterek vahşi bir kalkınma modeli dünyaya yansıtan vahşi kapitalizm olan ülkeler var. Zenginleşmişler fakat zenginler diyorlar ki bizim iyi bilim adamlarımız var, iyi hocalarımız var. Dünya bu şekilde giderse, iklimde geçerse, dünyanın ömrü çok uzun değil. Biz çok daha rahat yaşamak istiyoruz,
keyifli yaşamak istiyoruz, ölmek de istemiyoruz ama bizim gibi davranırsanız size durum kötü olacak diye bunlar Avrupa ve G7 ülkeleri ve kalkınmış ülkeler aslında bunlar belli. Bir de kalkınmakta olan ülkeler var. Bizim gibi, Çin gibi, Hindistan gibi, Güney Kore gibi, Brezilya, Arjanti gibi. Bunlarda diyorlar ki siz havayı suyu kirleterek kalkındınız. Şimdi siz bize diyorsunuz ki ya iklim değişiyor, bu şekilde kalkınmaya devam ederse dünya iyice bozulacak ama diyorlar sizin bize önerdiğiniz sistemler ucuz sistemler değil yenilebilir yap diyorsun. Bu sürekli değil, pahalı bir sistem. Teknolojiyi bana ver diyor veya finans ver, para ver, kredi ver ki ben bu işleri başarayım diyor. Bu grupların içerisinde tartışma. Demin sordunuz ya nasıl tartışmalar? Tamam, Amerika hem gelişmiş hem hala sürdürüyor.
Sürdürüyor ve diyor ki bize ver. İkincisi, üçüncü gruptaki ülkelerde ada ülkeleri, az gelişmiş ülkeler diyorlar ki ya bize fabrika bile yok. Biz turizmle geçiyoruz, küçük ada ülkeleri. Biz diyor iklimi değiştirmedik, değiştirmeye niyetimiz de yok ama bu işlerin en çok etkilenen de biziz. Böyle bir gruplar var. Dolayısıyla diyorlar biz bu işe adapte olmamız lazım, uyum sağlamamız lazım. Siz bize o zaman para verin, teknoloji verin veya yardım edin her türlü şey değilse biz buralarda durmayacağız, buralar su altında kalırsa
iklim göçleri diye bir şey olur. Şu anda iş savaşlarından dolayı olan göçler, iklim göçleri şeklinde böyle milyonlarca insan yine batıya doğru, yenginliklere doğru hareket ederler. Dolayısıyla bu göçler de geleceğin en büyük sorunları olarak karşımızda. Dördüncü grubu ülkeler var. Onlar da bu fosil yakıtı üreten ülkeler. Yani özellikle körfez ülkeleri. Bunlar diyorlar ki biz yıllardır petrolü çıkarıyoruz, doğal gazı çıkarıyoruz,
kömürü çıkarıyoruz. Bunlar üretenler. Bundan da karnımızı doyuruyoruz, halkımızı bundan doyuyoruz. Başka bir şey de bilmiyoruz. Ticaret bilmiyoruz, sanayi bilmiyoruz. Ya diyorlar bize ticaret yollarını öğretin, ya sanayi öğretin, teknoloji verin. Ya bu diyorlar biz bu kömürü çıkarmaya devam ederiz. Değilse biz bu işe ortak olmayız. Çünkü bu uluslararası anlaşmalarda Fatih Bey bütün kararlar konsensus dallıyor. Birleşim üretler çatısı altında.
Ama enteresan bir şey var aslında. Birleşim üretleri birçok mesele de iyi çalışmıyor ama çevre meselelerinde, bizim meclisimiz de öyle aslında. Bizim meclisde de öyle. Bizim meclisde çevre kanunu, çevreyle ilgili dört defa kanun geçirdik. Hemen hemen hepsini konsensusla geçirdik. Paris Antlaşması’nın meclisinde genel kurula katılan bütün vekillerin tam oylarıyla geçirdik. Dolayısıyla orada da böyle bir konsensus var ve çevre meseleleri orada başarılı yürütülüyor. Yani bütün ülkelerde aslında teşekkül ettim.
Ama uygulamada aynı başarılı elde edilmiyor. Uygulamada başarılı elde edilemiyor ama en azından isteklilik var. Ama dediğim gibi bu işleri başarmak için bizim mutlaka orada söylenen şeyler yenilenebilir, enerjili kullanmamız lazım. İkincisi bu linear ekonomiden aslında biz artık döngüsel ekonomiye geçmemiz lazım. Ne demek o? Linear ekonomi dediğimiz şey eskiden beri bize vaz edilen aslında vahşi kapitalizmin vaz ettiği şey şu. Al, kullan ve at. Mümkün olduğu kadar çok al, az kullan ve hemen çöpe at. Şimdi yeni döngüsel ekonomiyse ihtiyacın kadar al, uzun süre kullan ve kullandığını da ya birisine ver ya da geri dönüştür. Bunu yine ham madde olarak kullan. Yani çöpe atma. Çünkü çöpe attığın zaman işte oraya çöp sahalarına gidiyor ki Avrupa biliyorsunuz 2030 itibariyle düzenli çöp depolama işini bile bıraktı. Türkiye’ye yolluyor. Türkiye’de 2053’te karbon nötr diye bir hedef belirledi. Yani verdiğimiz karbonlarla yutulan karbonlar birbirine eşit olacak. Dolayısıyla biz de yeni iklim kanunu hazırlıyoruz. Sayın bakanımız Murat Kurum yıllardır işte bu iklim şurasında da söyledi. Ve 2000 çok ciddi hedefler yazıyoruz. 2053’te en geç Türkiye’de bir gram çöp depolanmayacak. Hepsi geri dönüştürülecek. Ya bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın eşleri biliyorsunuz Emine Erdoğan hanımefendi de çok ciddi farkındalık projeleri yapıyor. Dünyadaki belki de Take First’eydi. Sıfır atık konusu. Sıfır atık konusu da Take First’eydi ve dünyada her yerde örnek alıyor. Hem UNDP’den hem Habitat’tan hem geçenlerde enteresan bir şey oldu. Avrupa’da Akdeniz havlasında bulunan parlamenterler birliği var. Onlar proje istediler. Biz de Er Bakanlık projeler gönderdi. Bütün 21 ülke artı Avrupa Birliği gönderdi ve en çevreci proje sıfır atık projesi seçildi. Onun da ödül töreni önümüzdeki yıl sonunda Mısır’da yapılacak. Dolayısıyla aslında bu farkındalık projeleri Fatih Bey çok önemli. Çünkü vatandaşı duyarlı hale getiriyor ama uygulama yerel yönetimlere düşüyor.
Biz bakanlık olarak kanun çıkarıyoruz, yönetmenik çıkarıyoruz, bu böyle olacak, şu şöyle olacak diyebiliyoruz ama yerel yönetimlerin taşın altına… Özel sektörlük. Özel sektörlük altına koyması lazım. Şimdi biz… Ama bazı iyi şeyler de oluyor. Mesela bugün gidiyorsunuz bütün benzin istasyonlarında sıfır atık sistemler ama uçtan uçta yürümesi lazım. Yani şu da olmamalı. Sıfır atık torbalarını veya işte kutularını koyuyorlar. Akşamleyi hepsini aynı yere koyup gönderdiğiniz zaman çöp sahasına mı olmayacak?
Onun için çöp sahasına hiç gitmemeli. Bakın bizim bakanlıkta, Fatih Bey bir örnek vereyim çok güzeldir, 4000 kişi yaşıyor. Bu işleri uygulamak çok kolay değil. 4000 kişinin yaşadığı hiçbir masanın altında çöp kutusu yok bizim bakanlıkta. Koridorlarda kağıt, cam, plastik için şeyler var. İnsanlar oraya atıyorlar. Kaldırdık. Ben bizzat hepsine baktım ve kaldırdık. Dışarıda da cam, plastik ve şeyler için ayrı ayrı kutular var. Akşamlar onlar oraya toplanıyor. Avrupa’da gidiyorsunuz bütün kentlerde, hava alanlarında, sosyal alanlarının hepsinde üçlü, aynen dediğiniz gibi bizde çöpleri kesin bile yok zaten de olan yerde de bir tane. Ayırsanız siz, bir ara benim oturduğum sitede ayrılma yapıldı. Bir baktık ki belediyeye geliyor zaten üçünü de aynı kamera dediğiniz gibi koyup götürüyor. Biz niye ayırılır ki? Mesela ben bir aydır yurtdışındaydım. Hepsini ayırdım. Neden ayırdım? Çünkü bundan sonra Türkiye’ye gelecek bari benim ülkede ayrılmış gelsin. Yani evet orada güzel söylediniz ama biz gerçekten Türkiye’de son dönemde yüzde ikilerden geri dönüşüm oranlarından bahsediyorum. Şu anda geri dönüşüm oranı bu yapılan işlerle zaman alıyor. Kolay değil. Yüzde yirmi yedilere çıkardık.
Yani çöpten geri dönüşümü yani mümkün oldukları. O dediğim binada bizim dört senedir bizim Çevreşecik Bakanlığı binasından bir kamyon çöp Ankara çöplüğüne gitmedi. Çünkü hepsi geri dönüştürü, hepsi para ediyor. Ama şimdi bütün bakanlıklarda biliyor musunuz? Bütün kamuda böyle olması lazım. Bütün kamuyada böyle olması lazım. Bütün kamuyada, ben Ankara’da yaptık ama uygulama başka bir hikayeye dönüşüyor. Ve şunu söylüyorum şu anda atık kağıdın bir kilogramı oradan karton ödü. Dört bin beş, dört buçuk lira oldu. Yani bir tonu dört bin beş yüz lira. Pet şişenin bir tonu on iki bin lira oldu. Alüminyum iki elli bin lira oldu. Dolayısıyla para ettikçe aslında bir atık sektörü oluşturdukça siz bakın, bakmayın o sokak toplayıcıları var ya şu anda çok büyük hizmet yapıyorlar. Onlar bizim kardeşlerimiz diye biz söylüyoruz zaman zaman. Genç biliyorsunuz onlar şimdi Afganlar ve Suriyeliler çocukları dövüp bu işleri eylemler. Yani ama enteresan bir şekilde bazen bakın şuradaki bir çöp, günde en az on kere geliyorlar ve içerisi. Çünkü para ettiği için insanlar dönmeye başlıyor. Dolayısıyla yani bizim mümkün olduğu kadar bu sıfır atığı başarmamız gerektiğini hep söylüyor. Bizi başarmamız bir yer ama dünyanın da başarması lazım. Dünyanın da başarması lazım. Çünkü küresel problem. Bizim buradaki katkımız da bin devir.
Bir de dünya şuna gidiyor. Son cümlem mikro mobiliteye gidiyor. Şehir içerisindeki trafikte ve elektrikli araçlara gidiyor. Yani dolayısıyla mesela Avrupa’daki hiçbir araç firması 2030’dan sonra fosil yakıt yakan yani mazot ve benzin yakan araç üretmeyecek. Dolayısıyla Türkiye’de de TOK biliyorsunuz. Ama önemli olan onların kullanacağı elektriğin nasıl üretilir?
Elektrik nasıl olacak? Mavi hidrojen, yeşil hidrojen diye bir laf var ya, yeşil hidrojen gelen elektrik de yenilenebilir de gelirse öyle oluyor. Ama burada da mümkün olduğu kadar yenilenebilir’in önünü açmak gerekiyor. Enerji Bakanlığımız biliyorsun bu çatılara güneş paneli koymayı serbest bıraktı ama daha da hızlı açmak. Bayağı geçmiş. Evet. Ama şunu unutmamak lazım. Serbest bıraktı ama teşvik yok. Ama şunu unutmamak lazım.
Hocam ben sana bir şey söyleyeyim. Ben yıllar önce, bundan 20 yıl önce oturduğum evin çatısını güneş paneli yaptım. Şey olsun diye. Bir tasarruf edeyim, iki çerici bir şey olsun diye. Bir de ısı pompasına bağladım onları. Tamamen çerici. Bakanlıktan bana geldiler ceza kestiler. Giride bağlamak. O zaman öyleydi. Ben de güneş enerjisi kullanıyorum. Şimdi yapmıyorlar ama inşallah şöyle de bir şey lazım. İşin finansmanı olmadan bu işler olmuyor.
Onun için de biz bu Paris Antlaşmasını Fatih Bey, kıymetli hocalarım aslında 2015’te kabul ettik. 2021’de mecliste onayladık. Neden? 6 sene müzakere ettik. Türkiye özellikle çevresel altyapıyı oluşturmak için uluslararası finansmana ihtiyacı var.
3.2 milyar dolar parayı Türkiye, Dünya Bankası, Almanlar ve Fransızlar vermeyi garant ettiği için bu gecikti. Çünkü sadece para meselesi değil, Türkiye’yi zorlamamaları gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin tarihi sorumluluğu yok. Yani Amerika’nın %25 Çin’in %25 atmosferi kirletme gibi bir şey var ama potansiyeli var Türkiye’nin.
Ama bu potansiyeli biz olumluya çevirmek için mutlaka çünkü şöyle bir durum var Türkiye’de çevresel altyapıyı Avrupa Birliği’ne uydurabilmek için kişi başı 1000 euro para harcamaz gerekiyor. Bu 80 milyar euro demek. Bu para finansmanla olmaz. Uluslararası uzun vadeli kredilerle bunu yapmamız lazım. Ve bu konuda da Türkiye’ye destek verilmesi lazım. Çünkü Türkiye’nin ciddi emisyon azaltım potansiyeli olan bir ülke.
Demin Fatih Abin dediği gibi bu küresel bir mesele. Ben burada havayı ne kadar temiz tutarsam tutayım. Yandaki Yunanistan, Gürcistan, Rusya eğer kirletiyorsa aynı şey oluyor. Dolayısıyla biz Batılılara şunu söylüyoruz hep. Diyoruz siz bize vize koyabilirsiniz ama bizim kirliliğimize vize koyamazsınız.
Dolayısıyla çevre konusundaki fonları Türkiye’ye kısmayın. Arttırın çünkü biz denizi kirletirsek iki gün sonra bu kirlilik size gelecek. Havayı kirletirsek size gelecek. Toprağı kirletirsek bir deki ürünlerden size ulaşacak. Dolayısıyla bu noktada beraber hareket etmek, kollektif hareket etmek gerekiyor. Zaten bu müzakerelerin kararların da amaçı. Çin ve Rusya. Çin ve Amerika. En temel sorun bu ikisi. Evet şu anda öyle görünüyor Avrupalılar çok kararlı.
Ekonomik tarafı da yani baktığınız zaman enerjide ne kadar fosil yakıta ve dışa bağımlı olursanız, fosil yakıt ürettiğiniz zaman, isterseniz dışa bağımlı olursunuz, fosil yakıta enerji ürettiğiniz zaman ekonomi zevk ötüyor. Şimdi bakın mesela bugün Avrupa’da en düşük enflasyon Fransa’da. Sebebi ne? Çünkü büyük oranda enerjisini dışa bağımlıktan çıkarmış, en yüksek enflasyon Almanya’da enerjisi dışa bağımlıktan çıkarmış. Evet. Fakat şöyle de bir şey var Fatih abi, şu enteresan bir şey vardı benim. Bir garip bir durum var.
Şimdi mesela Amerika’ya bakıyorsunuz Trump Paris Antlaşması’ndan çıktığı çevre düşmanı ilan edildi. E bu da girmiyor geri. Şimdi yok yok şöyle, çıktı sadece belki Amerika’daki, Amerika’da fosil yakıt kullanmaya başladılar. Bu Biden geldi Paris Antlaşması’na girdi ama savaşı engelleyebilirlerdi. Engellemediler. Bütün dünya fosil yakıta dönmeye başladı. Hangisi daha çevreci sormak lazım yani. Yani görüntüde öbürü çevre düşmanı gibiydi ama şu andaki manzara Almanya bile kömüre dönmeye başladı. Fosil yakıta dönmeye başladı ve bu çok tehlikeli bir yere gidiyor. İtim açısından hocalar anlatırlar. Gerçi burada ne şeyle baktığınız zaman fosil yakıt, doğa gaza fosil yakıt çok fark etmiyor. Biraz daha temiz fosil yakıt, kömür olanlar var. Yani evet ama orada da tabii şöyle bir teknolojinin varlığı var. Yani karbon yakalama ve depolama teknolojisi gelişirse aslında bunlarda kullanılabilir. Onlara konuşacağız şimdi bir ödülden. Bir katke verebilir miyim?
Sadece aslında Mehmet Emin Bey’in iklim müzakerecisi ya da görüşmecisi olma meselesini bir bütün halinde ben yazdım birkaç tane. Belki o iklim diplomatisi diyoruz. Aslında siz iklim diplomatisi yapıyorsunuz. İklim diplomatısınız aslında Türkiye Cumhuriyeti adına ama baş iklim diplomatısınız. Paris antlaşması ile ilgili yine size katkı olsun konuma geçmeden.
Şimdi küresel iklim değişimini önlemek için bize bağlayacağım. Hep öyle yapıyorum çünkü. Yani olumlu yaklaşarak yapıyorum bunu. Biliyorsunuz hem BİP’nin, Hükümetler Hukumiyet İklim Değişimi panelinin hem BİP’nin çevre programının ve yine çok yakından biliyorsunuz. Son yıllarda aslında OECD’nin bir kapitalist ülkeler topluluğunun enerji ajansının ciddi çalışmaları var. Sonuçta çok iyi biliyoruz ki Paris antlaşmasının 1,5-2 santigrat derece küresel ısınma hedeflerinden 1,5 tutturmak için 2030’a kadar küresel karbon dioksisi salımlarında en az yüzde 45, 2050’e kadar da yüzde 75, yüzde 80’den fazla azaltmak gerekiyor. Bunu niye söylüyor? Çünkü Türkiye artık taraf oldu. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da biliyorsunuz 2053’ne sıfır karbon hedefi var. Daha önce taraf olmadan önce Türkiye’nin genel bir beyanı vardı. Ulusal olarak belirlenmiş katkılar. Orada %21’e varan ifadesi vardı. Şimdi mutlaka bunun altını umarım kanun da öyle çıkar.
Türkiye’de kamu, özel sektör çok zayıf burada. Hâlâ çünkü elini taşın altına koyduğunu düşünmüyorum. Hepsinde kamu yapamaz. Kamu, özel sektör, yerel hedefler birlikte. Kesinlikle Cumhurbaşkanı’nın 2053 sıfır karbon hedefi için ortak hedef belirlemesi gerekiyor. Bana göre ben kendimce hesaplarını da yaptım. Hocam ben bu meseleyi hiç yerel bakmıyorum. Biz sıfır indirdik ne fark eder? Amerika’nın 1 saat türetini biz 1 yıldır indiriyoruz. Bağlayacağım onu. Ama bir bütün halinde dünyanın bunu yapması gerekiyor. Başka türlü biz yapmazsak o yapmazsak. Paris Antlaşması da Kyoto protokolü gibi bildiğiniz gibi birkaç ülke sadece başarılı olacak. Ondan sonra yükümlükler yerine getirilmemiş olacak. Çünkü net sıfır karbon meselesini de biliyorsunuz. Yutak kapasitesiyle bu işi tek başına halletmek mümkün değil. O yüzden Türkiye’nin… Tabii güncellemek gerek. Onu söylemeye çalışıyorum. Tıpkı Avrupa ülkeleri gibi, belirli OECD ülkeleri gibi, özellikle OECD’nin bazı ülkeleri ve AB’nin lider ülkeleri gibi bizim kesinlikle net sıfır karbon tek başına değil. Çünkü bizim orman kapasiteimizi net sıfır karbon hedefini tutturabilecek kadar arttırma şansımız yok.
Yeni yenilebilir enerjiler özellikle güneş ve rüzgar enerjisi çevresel etki değerlendirmeyi gerçekten bilimsel çet düzeyinde yaparak bu kapasiteye arttırmamız gerekiyor. Hocam aslında Fatih Bey’in söylediği şey şu. Yani diyor ki burada da var rakamlar. Amerika’nın payı %25. Yani atmosferdeki 4 tane karbon duyaksısının bir tanesini Amerika üretiyor. Yani Avrupa Bedi’nin ki %22, Çin’in ki %13, Rusya’nın ki %6, Türkiye’nin ki 0.007. Yani çözsek de %7 ama sonuçlarında çok büyük problemlerle karşılaşıyoruz. Hızlı da artış var. Yani hızlı da artış var ama sonuçlarında herkes etkilediyor. Yani burada insanlarımız ölüyor. Yani çok enteresan bir şey anlatacağım.
Karadeniz’den bahsettiniz. Karadeniz’de son dönemde, 3 sene evvel dedim ki Hamsi balığı 100 liraya çıkacak. Millet güldü. Niye dediler? Yani dedim Hamsi balığı soğuk havada sürü yaparak yakalanan bir balık. Dolayısıyla Karadeniz ısındıkça sürü yapamıyor buralarda. Gidiyor Ukrayna, Rusya taraflarına. Bizim balıksalarda oraya gidemiyorlar. Burada az balık yakalanınca fiyatları uçuyor. Fındık fiyatları artacak dedim çünkü çok klasik yöntemlerle kurutuyoruz. Herkes damda fındık yiyor. Bir taşkın geliyor. 750 ton fındığı orada da denize götürdü. Hepsi yok oldu. Dolayısıyla demek ki biz uyum sağlamak açısından kurutma yöntemlerini değiştireceğiz. Veya tedavik zincirlerini bozmaya başladı. Yani gıda fiyatlarının artmasının sebebi ne biliyor musunuz? Esas sebebi. İlim değişikliği. Neden?
Antalya’da seralarda bir fırtına geliyor. Bütün seraları yıkıyor çünkü sağlam seralar yapmıyor. Her gün oraya bin kamyon bin tır gidip meyve sebzeyi şehirlere getirirken o arada 100 kamyon mal getiriyor. Burada fiyatlar uçuyor. Yani veya balon balığı geliyor. İşte sıcaklık Akdeniz’de artınca bu sefer Kızıldeniz’den balon balığı geliyor. Burada bütün balıkları yemeye başlıyor. Şurada kaplumbağa resmi var görüyor musunuz bilmiyorum. Bunun adı Tuba. Tuba diye bir kaplumbağam var benim. Bu kaplumbağa 30 yaşında. Biz bunu Dalyan’dan bir karete karete denize bıraktık. Üstüne de bir tane tracer koyduk. İzleme cihazı. Pandemiden önceydi. Ne yapıyor acaba bu iklim değişikliği için bir araştırma için yaptık. Normalde bu karete kareteler çıkıyorlar. Ya Fas’a gidiyor, e Cezaer’e gidiyor, ya Mısır’a gidiyor o sıcak yerlere. Sonra geri dönüyorlar. Bizim oralara gelip yine yavruluyorlar falan.
Tam 28 bin kilometre yaptı bu zamana kadar. Hala izliyoruz. Şu anda bizim Twitter’da da görünüyor. Şu anda Adriatik’te. Yani ilk defa Tarih’te Hırvatistan’ın sahillerine gitti. Demek ki Hırvatistan sahilleri inanılmaz ısınmaya başladı. Akdeniz’in ısındığını gösteriyor. Çünkü bu hayvanlar bu kadar kuzeye hiç gitmemişlerdi. Şimdi bunları konuşmamız lazım.
Çünkü sadece insanlara değil bütün bio çeşitliğe de zarar vermeye başlayınca dolayısıyla gıda krizleri başlıyor. Kuraklık başlıyor ki önümüzdeki süreçte en büyük sıkıntımız gıda krizi ve gıda kıtlığı olacak ki bu insanların kaldırabileceği bir şey değil. Bu ciddi ölümleri ki olacağını görüyorum. Böcek yiyeceğiz hocam, başka bir şey kalmayacak. Çünkü böcek yiyeceğiz. Hocam isterseniz bir Batı Kaledinizi bize bir tekrar bir ele alalım. Olur, izninizle. Ne olacak diye. Tamam. Geçiyorum yerime.
Lütfen. İlk slide lütfen. Ben çok bilimsel konuşmuyorum ama burası bilimli malosu. Karadeniz’i önce Türkiye’de Karadeniz bölgesi ne kadar farklı biraz ondan söz etmek gerekiyor. Karadeniz Türkiye’nin bir bütün halinde tabii kendi arasında farklılık var ama gerçekten Nemli Iğılman çok iyi yaptığını sağladın daha kolay böyle bir iletişim. Daha iyi hatırlısıdır evet. Nemli Iğılman iklimin egemen olduğu bir bölge. Yani hemen her mevsim yağışlı ama çok ilginç bakın. En fazla yağışı sonbahar, kış, yaz ve ilkbahar en az yağış alan mevsim. Ve çok önemli özelliği geniş ölçekli basınç rüzgar sistemleri yani geniş ölçekli yağışlı sistemler olmasa bile kuzeyden geçen herhangi bir alçak merkez, herhangi bir soğuk hava, özellikle bahar mevsimleri geçiş dönemlerinde az önce Varış da anlattı hem Karadeniz’in giderek ısınmakta olması hem bir nem kaynağı. Çünkü üç tane nem kaynağımız var Atlantik, Akdeniz ve Karadeniz. Bu çok net yani nem verilerine baktığımızda bunu görüyoruz. Ve Karadeniz ayrıca biliyorsunuz Kuzey Anadolu dağları adını verdiğimiz Karadeniz kıyılarına paralel bir yüksek dağ sesi.
Dolayısıyla Kuzey’den özellikle geçiş mevsi ilkbahar sonu, yaz başı, yaz sonbahar, yaz sonu sonbaharda Kuzey’den geçen herhangi bir sistem, ciddi yağış getirecek bir atmosferik hareket olmasa bile Anadolu sıcak olduğu için, Karadeniz sıcak olduğu için Karadeniz üzerinden gelen herhangi bir soğuk hava,
bir oluk, basit bir oluk hatta bir sıcaklık olduğu bile burada hem oragrafik yükselme nedeniyle hem alttan nem kazandığı için etkili yaz yağışları yapıyor. Ve biz bunu aslında… Bu küresel ısınmadan bağımsız mı? Bağımsız. Küresel ısınma, az önce yine Varış da söyledi, ben de söyledim.
Varlaşmanın artması, ısınan Karadeniz’in ısınması, Karadeniz’den daha fazla su baharı atmosfere verilmesi, ısınan hava kütlelerinin daha fazla su baharı tutma kapasitesinin artması, yağış oluşum düzenekleri olduğunda da yağışları geçmişteki yağmurları daha kuvvetli yapıyor, sağanakları daha kuvvetli, sağanak yağış yapıyor, gökyürütülü fırtınalar daha fazla oluyor. Peki dolular niye daha fazlalaştı hocam?
Dolular da atmosferdeki enerji ne kadar fazla ise dikine hareket konvektörü o kadar hızlı oluyor ve dolu da ne kadar çok inip çıkarsa o kadar irineşiyor. Nem de fazlaysa dolayısıyla o sistem zaten 1 saatte yapıyor bunu, 1,5 saatte yapıyor. Mesela böyle bir çalışmamız var, sonra göstereceğim bu Karadeniz bölgesinin heyelanlardan ama aslında kullandığımız veri sel, taşgın, kuvvetli yağışlar ve onların denetiminde heyelanlardan etkinlenir. Onların yarattığı heyelanlar. Hemen bakın, hemen hatırlayacaksınız, bakın Karadeniz kıyı kuşağında heyelandan en fazla etkinlenebilen yerler son son 10 yıldır hatta 1998’den beri kuvvetli serler, taşgınlar, afetlerin yaşandığı yerler. İşte bakın Rize Artven’in bir bölümü, giriyorsun orada, hiç atlamıyoruz. Kastamonu, kıyı kuşağı, Barton, Zonguldak, Karabük ve Düzce. Bu çalışma bir sonrakine geçelim. Bu çok yeni. 2020. 2020, çok yeni bakın. Şimdi burada neden bu ser ve taşgınlar için geçerli? Çünkü biz bu çalışmada, jeoloji, jeomorfoloji, toprak gibi faktörlerinin yanı sıra ağırlıklı klimatolojik faktörleri kullandık. Dolayısıyla sonuç ser ve taşgına da uygun. Yani mesela yağış ne kullanmışız?
Yağış miktarlarını, uzun dönemli ortalama yaz, burada bundan seçtik ama bunların her birisinin ağırlıkları var. Bu bir etkinlenebilirlik çalışması, tekniğine girmeyeyim. Ortalama yaz, sonbahar ve yıllık yağış toplamını almışız. Yağışlı gün sayılarının uzun dönemli ortalamaları. Bakın 0.1 mm’den fazla yağışlı günlerin uzun sürülü ortalaması. Yaz, sonbahar, yıllık göstereceğim. 10 mm’den fazla yağışlı günlerin uzun sürülü ortalaması.
50 mm’den fazla yağışlı günlerin uzun sürülü ortalaması. Değişim kat sayısı, bu iklimin kendi doğal değişkenliği bu. Yağışın kış, yaz ve sonbahar toplam yağışlarının bugünkü iklim koşullarında değişkenliği ve çok önemli bakın. Biliyorsunuz işte hızlı ve ani senelere neden olan belli yağışlar var. Onları gösterebilmek için standart zamanlardaki maksimum yağış tutarlarını aldık. Peki hocam şimdi bunu unutmadan bir şey söyleyeyim. Niçin bir bulut bazen içindeki yükü çok hızlı boşaltıyor, niçin bazen yavaş yavaş boşaltıyor? Evet. Şimdi bu tamamen sistemin özelliğine, atmosferinin sıcaklık ve nem profiline bağlı. Yani şey diyorlar bazen, bilmem ne hücresi falan diyorlar. Evet süper hücre. Bizde cephesel yağışlar var. İsterseniz bir sonraki halteye gelin hem onu anlatayım hem bu sorunlarınızı. Şimdi bizde biliyorsunuz yılın soğuk mevsiminde yani kabaca kasım ayından Nisan ayına kadar orta yerine mark deniz stikyonlarının soğuk ve sıcak cephelerin neden olduğu yağışlar var. Bunlar cephesel yağışlar. İlk bağla birlikte karasallı iç bölgelerde yara ısınmayla yükseğen hava kütlelerini yani konventip kararsızlık dediğimiz kümünün en müslubutların oluşturduğu yağışlar var.
Bunlar sağanak gökyürütülü, sağanak yağışlar. Bazen hava çok memnun sözlerle kıyılarda ve topografyanın etkisiyle bunlar dönen süper hücrelere dönüşüyor. Bu tür hortumlar oluşuyor. Bir de bir başka yağış gibi bizim açımızdan aynı zamanda bu konventip kararsızlık dışında karadeniz etkileşimi ve denizden dağlı kalanları.
Örneğin kuzeyden geçen sistemlerin karadenizi geçip karadeniz dağlarına çarpıp yükselip içerisindeki nemi ade batikluları soyup bırakmasıyla oluşan orografik ya da yamaç yağışları. Karadeniz aslında konventip kararsızlık dışında geçmişte hem cephe yağışlarının hem de bu orografik yağışları elverişli. Fakat ısınan dünyada aslında artık karadeniz iç bölgesinde örneğin Batı Karadeniz’de bu çok tipik.
Konventip kararsızlık yani daha önce iç bölgelerde 42. yağışı tipindeki yağışları biz Batı Karadeniz’in iç bölgelerinde görüyoruz. Bu iklim değişikliğinin az önce konuştuğumuz konularda hidrojik döngünün hızlanmasıyla ilgili. Bakın bu çalışmalar bize çok açıkça bugünkü iklim koşullarında bile işte Türkiye’de Karadeniz bölgesinde ele aldığımız bütün bu değişkenler, parametreler,
yani jeoloji, geomorfoji, klimatoloji, şiddetli yağışlar, yağışlı gün sayıları, toprak özellikleri, bunları belli bir sınıflandırmayla, belli bir puanlamayla, belli bir risk analiziyle yaptığımız az önceki erita çıkıyor. Bu çok belli. Peki hocam bir şey soracağım. Bu giderek artarak sürecek mi yoksa bu bir dönemsel bir şey mi bilmiyor muyuz? Şimdi eylemlere baktığımızda öyle anlaşılıyor ki Karadeniz az önce Barış da gösterdi ben de gösterdim.
İlim değişiklik koşullarında bile Karadeniz’de bugünkü en azından Doğu Karadeniz’de ve Kuzey Doğu Anadolu’da ve yine Karadeniz’in belli bölgelerinde günümüzden daha yağışlı koşullar olabilecek. Yani o zaman mesela Iğdır Obası falan daha verimli yerler haline mi gelecek? Yani daha fazla yağış alabilir, daha fazla yağış alabilir, tersi de olabilir. Iğdır çünkü aynı zamanda bir mikroklima bölgesi.
Daha kurak çölleşme etkileri de artabilir. Yani orası çok farklı ama Erzurum Kars bölümü Türkiye’de iklim değişikliğinden etkinin olumlu etkinenebilecek en der yerlerden biri. Çünkü biliyorsunuz iklim değişikliğinin her bitkinin iklim değişikliğine verdiği yanık farklı karbon üç karbon dört bitkiler adını verdiğimiz bitkiler.
Mesela Türkiye’de yağış rejimi çok kuraklaşmazsa, modern sulamalı yöntemlerde ve araziyi de iyi korursak biz örneğin Patates’de, Çeltik’te, Buday’da ilk yıllarda ciddi kuraklık yaşamazsak karbondöksülük gübrelemesi nedeniyle kısmen rekordede artış bile olabilir ama iyi arazi yönetimiyle bunu yapmamız mümkün.
Bir sonrakine geçelim. Şimdi bunları anlattım artık. Bunların üzerinde durmayacak. Bunları geçelim. Şimdi doğrudan Karadeniz’e geleceğiz. Detay da bu olmayalım geçelim arkadaşlar. Evet şimdi bakın bizler ne yapılıyor? Şimdi mühendislik, arsa arazi, bina rantı hepsi bir kenarda dursun. Onu burada tartışacak zaman yok. Burası 22 Ağustos 2020 dereni gördüğünüz gibi serb taşı ve afetinin olduğu yer. Şimdi Türkiye’de bu tür projelerde, şehir bölge planlamalarında hiç fiziki coğrafya bilgisi kullanılmıyor. Yani klimatoloji yok, meteoroloji yok, bunun geomofoji yok, akarsi geomofoji yok. Hiç kullanılmıyor. Sadece mühendislik rant ve diğer siyasi tercihler ve günlük tercihler.
Yasalar var, yasalar sürekli aşılıyor. Bakın burası normal koşullarda bir akarsiyon. Burası Karadeniz 22 Ağustos 2020 dereli afeti. Bu bir aslında akarsiyon. Hiç yerleşmeye yapmamamız gereken, bakın ova değil, kanal burası. Akarsiyon aktif kanal. Evet ve burada çok dar bir taşkın alanı var. Şimdi biz kanalın, akarsiyon kanalının içine hapsetmişiz. Taşkın Yatağı, taşkın ovası değil bakın dar bir vadi. Taşkın Yatağı’na binaları yapmışız ve kuvvetli yağış, yani 75-100 mm’nin üzerine çıkan hemen her yağış işte sonuç bu. Fakat çok daha kötüsü, o burada yok şimdi çıkarmış arkadaşlar galiba.
Bir yıl sonra burada yapılan konutlar yine bu, taşkın yatağını aynı yere yapıldı. Sayın Bakan söyledi geçen gün, dedi ki camiyi bize söz verler buraya yapmayacağım diye yaptılar, yine yıkılıyorlar. Peki ama şunu anlamıyorum ben şimdi Hüseyin Bey, Mehmet Emin Bey. Bu iş söz vermekte olur mu mesela? Yaptırılmaz sonra camiyi buraya yapamazsın desen, denemiyor mu?
Vallahi denebiliyor ama dediğiniz gibi işte poşeti biz 25 kuruş yaptık, çok dayak yedik. Yani poşet problemini bile bazen çözemiyoruz. Yani bazı şeylerin fiyatı 10 misli artıyor, kimse bir şey demiyor. Poşeti 25 kuruştan 30 kuruş yapınca trend topik oluyoruz. Yani dolayısıyla bir şehrin, hocam doğru söylüyor ama bir şehrin kaldırılması, bir kültürün kaldırılması, orada yaşayan insanın yıllar evvel yapılmış işler. Yani devletle vatandaş ilişkisi aslında babayla çocuk ilişkisine benziyor. Bir çocuk 10 tane dondurma yemek istese babası ona 2 tane daha fazla yedirmez, hasta olursun der çünkü onun derdiyle uğraşır. Vatandaş da her istediğini devlet aslında yapmaz. Yani yapmaması için de bizleri seçiyor oraya getiriyor, diyor ki bizden daha iyi düşünün siz, doğru kararlar verin diye.
Ama bazen bu tip yerlerde yani demokrasilerin getirdiği şeyler var. Yani vatandaş ısrarla, talebediyor. Erzincan Döktemi Örnevi var biliyorsunuz, Varto var, Ediz var. Mümkün olduğu kadar buradan çıkarmaya çalışıyoruz. Yani burada ısrar edilmiyor. Çünkü eskiden dedeler yamaçta yapmış. Bunun geçmişi var. Ben 98’den beri uğraşıyorum. Yamaçlar dolmuş, kanalı hapsetmişsiniz, akar suyu doğal akışından mahrum etmişsiniz, taşkın yatağını bina yapmışsınız. Bir yıl sonra afet konutlarını da yine bunun içine yapmışsınız. Bir sonraki slide lütfen. Ve burada işte bu kez 11-12-13 Ağustos 2020 Bozkurt Ezine çayı. Yine aynı şekilde bakın korkunç bir şey.
Hemen burası gördüğünüz gibi taşkın alanı. Bozkurt Ezine çayı burası. Geçen yılki afet bu. Geçen yıl 2020’de. Ezine, gereken ezine değil. Yok hayır hayır Ağustos. Hangi ezine bu? Karadeniz’deki. Balıkesir ezine değil. Hayır hayır, Karadeniz’deki. Kastamonu. Bakın Kastamonu ezini. Yani söyleyemedim ben de. Yine aynı şekilde normal koşullarda akar su kanalında akması gerekiyordu, taşkın yatağı olması gerekiyordu.
Bir binalar taşkın yatağının kenarında geomorfojik olarak ilk seki ve yamaçlar da olması gerekiyordu. Oysaki yine burada akar su da oradan kananın içine alınmış. Bilmiyorsunuz burada başka şeyler oldu. Tombutlar bilmem ne hatırlayın. Ondan sonra taşkın yatağında apartmanlar var. Bakın taşkın yatağında yeni apartmanlar var. Kamu yatırımları var. Organizasyon sanayi bölgeleri var. Bunların hepsine izin verilmiş. Toprak koruma yasası var. Yasalarımız var ama bakın durum bu. Çünkü burada hiç fiziki coğrafya bilgisi, hiç klimatoloji bilgisi, hidro-klimatoloji bilgisi, geomofoji bilgisi kullanmamış. Hocam biliyorsunuz coğrafya dersi zorun dersi olmaktan çıkarıldı. Bitmek üzere. Şimdi burada akar su geomofoji bilgisi gerekiyor. Yani birazdan göstereceğim. Hemen hızlı geçelim. Çok hızlı bir şekilde. Bunları geçelim. Bunları yorumlara. Bunları zaten hepimiz biliyoruz.
Evet bunları. Bu yenisi. Yenisi. İşte aynı şey. Aynı. Aynı şey. Aynı şey. Bu sizin Habertük’ten. Geçelim. Ben şimdi biraz geomofoji anlatacağım. Bakanımızın açıklaması. Hepimiz biliyoruz zaten. Geçelim. Evet burada sonuçlar gördüğünüz gibi ciddi yine tek tek her birisi için sayılmış. Artık biliyoruz yani 1998 Badık Karadeniz seni var biliyorsunuz.
Yani çok benziyor. Şimdi bizim bu tür çalışmalarda geneneksel mühendislik bilgisi dışında gördüğünüz gibi özellikle fiziki coğrafyanın içinde az önce saydığım konularda ama bunun içinde özellikle akar su, fünür veya süreçleri ve fünür veya geomofoji bilmeliyiz. Yani akar su nasıl davranır. Nasıl davranır. Akar suyu nasıl rahat bırakırsanız akar su normal işlevini görür. Kentlerde biz nehirleri, deneleri yok ettik. Biliyorsunuz. Peki Hocam geçtiğimiz hafta içerisinde İtalya’da benzersel felaketler oldu. Dünyanın başka Avustraya’da oldu geçenlerde yine. Geçen sene Almanya’da oldu. Almanya’da oldu felaket oldu. 300-400 kişi oldu. Batı Batı Avustraya’da oldu. Oralarda da oluyor. Yani bize bağıtsızlık, düzensizlik niye bu? Onlar çok geçmişten beri önlemlerini almışlar. Gerçekten afet boyutunda olduğu zaman bütün o bütün o önlemlere rağmen. Bizimki afet boyutunda olmadan oluyor. Olmasan da Ankara’da 30 milimetre de afet oluyor. Yani bizimki de güzel doğal afet değil bizim hatalarımızın afetleri.
Bizim yani biz yanlış uygulamalar. Bakın bir sonra ne yapar mesela Akarsu normal koşullarda? İşte Akarsu normal koşullarında doğal akışı bu. Burda gördüğünüz gibi. Gelir taştığı zaman. Evet gördük burası Akarsu’nun kanalı. Burası taşkın yatağı. Burada taraçalar var. İstediği kadar yağsın. Yani evleri buraya yaparsan. Hiçbir şey olmaz. Hiçbir şey olmaz. Buraya yaparsan. Buraya yaparsan bu yine akmak isteyecektir.
Aşağıda akamadığında sıkıştığında daha böyle tabi patlayacaktır. Dolayısıyla biz genel fiziki, coğrafya bilgisi özellikle geomoförci, Akarsu geomoförcüsü ve film ya süreçleri çok iyi bilmek zorundayız. Hocam ama bilseydin efendim şimdi yıkılmış evi burada yaptı. Yeniden yapıyor. Gide buraya yapıyor. İşte ama bundan sonra bunda sadece bakın plan yapmak değil. Planı uygulanabilir. Bakın planlar. Günümüzdeki afet azaltın planların şöyle bir amacı var. Sadece afet yönetimi değil. Etkinenebilirliği azaltmak, afetle mücadele etkinenebilirliği azaltmak, doğal ve doğal ve insan sistemlerinin direngenliğini arttırmak, uyumu aynı zamanda kuvvetlendirmek. Geçenim bakın yine Akarsu’lu bir hemen bak işte bu bir Akarsu böyle davran. Akarsu kanal deseni düz, mendenesli, örgülü. Bunu bırakmak zorundasınız. Akarsu kanalı serbest olacak, etrafı boş olacak, doğal setleri olacak, taşkın ovası ya da taşkın yatağı olacak. Yerleşmeleri bunların dışında yapacaksınız. Bakın az önce binaların yıkıldığı yerlerin pek çoğunda, şurası bu dış büke yerler, aşınma yerleridir. Buralara apartmanlar yapılmış ve bunun altından sel gizlice, altı gitti. Evet burada bütün bu Akarsu kanal desenlerinin kent ve bölge planlamalarında geleneksel mühendisliğe ek olarak kullanılması gerekiyor. Bir sonrakine geçelim. Çok hızlı anlatıyorum. İşte yine gördüğünüz gibi bu Kaydainiz’le benziyor. Biz bunun içinde kent yapıyoruz. Bakın bu sadece kanal var. Az önce Derili’de gördük. Burada kent var ve şimdi o ahvetten sonra yeniden buraya yapıyoruz. Yani bunun bir deprem ahvetinden bir farkı yok ki. Erzincan’a yeni Erzincan yaptık, Vartö’ye yaptık, Gediz’e yaptık, bir sürü yeri yaptık. Şimdi hatırlamıyorum.
Bu demek ki artık biz Derili’ye, oraya yeni yerleşme yapmayacağız. Bir sonrakine geçelim. Bir sonrakine, güzel bir örnek var onu göstereceğim. Evet bütün bu sistemi bilmek zorundayız. Nerede çarpar, siz buraya ev yaparsanız, bu açık. Çok açık. Bu kadar açık. Bakın eğer siz sonuçta buraya mutlaka ev yapacaksanız, yine de bir tercih yapacaksınız. Şu geomofoji bilgisini kullanacaksınız. Şuraya değil, şu geriye yapacaksınız.
Bir sonrakine gidelim. Öyle örnekler var. Bakın işte bunu dikkate almak zorundayız. Çünkü bakın burada Menderesli kanallar, biz buralara da ev yapıyoruz. Buralarda da seller oluyor. Bizim dedelerimiz yapmadı. Menderesli kanalların bulunduğu bir geomofojik süreçte bakın bütün bunları hesaba katmak zorundayız.
Çünkü sistem dinamik. Burada Akarsu dinamiği var. Bakın sürekli yer değiştiriyor. E kopuk Menderesler bunlar. Burayı doğal alan olarak korumak zorundayız. Bu kadar basit. Ve böylece doğayla da mücadele etmeyeceksiniz. Bir sonrakine geçelim. İşte örnek. Bu Almanya’dandı galiba. Bakın işte Akarsu kanalı.
Taşkın yada bakın etkilenmeyecek yerlerde küçük yerleşimler var. Dikkat ettiniz mi? Bakın aşınımın olduğu yerlerde hiç yerleşim yok. Bakın tarım alanı, tarım alanı bütün bu alanda bakın Menderesli, Akarsu kanalı serbest. Taşkın ovası serbest.
Eski kopuk Menderesler serbest. Sadece şurada gerisi tarım alanı küçücük bir yerleşme var. Teşekkür ederim. Evet aslında bir reklam mı? Hocam bir kısa iki dakika reklamımız var. Ondan verelim.
Tebrik ederim. Tebrik ederim. Tebrik ederim. Meyre Bey, bununla ilgili eksiğiniz bir şey var mı yoksa en sonu mu beklersiniz? Bala Hocam’la da birkaç sorum var çünkü. Tamam olur. Yani sadece Karadeniz’le ilgili bir şey söyleyecektim ama. Bunu söyleyin lütfen. Yani şöyle aslında hocamızın anlattığında biz geçen sene Ağustos ayında biliyorsunuz hem Kastamon’da hem Sünnet’te Taşkınlar oldu. O dönemde Sayın Bakanımız Murat Kurum gece-dünür çalıştı ekibiyle. Şimdi orada gördüğümüz bir hidrojist olarak bir manzara var aslında. Enteresandır bu bilimle ilgili baktığımız zaman. Şimdi 1000 milimetre yağış Ayancık’ta normalde 1000 milimetre yani metre kareye bir ton yağış normalde 100 dakikada yağıyor. Yani yağışın şiddeti ne olur? 1000’i 100’e bölersiniz 10 milimetre bölü dakika yapar. Yani dakikada 10 milimetre yağış gelse toprağa iner, yağar, su belli bir doygunluğa ulaşır, su yer altı suyuna gider. Su doygunluğa ulaştıktan sonra üstünden su akmaya başlar yavaş yavaş dereye doğru iner havzada iner ve gecikir de hiçbir şekilde taşkın olmaz. Ama 1000 milimetre yağış eğer 10 dakikada yağarsa ki orada olan oydu. Dolayısıyla 1000’i 10’a bölerseniz 100 milimetre dakika yapar. Yani dakikada 100 milimetre şiddetinde bir yağıştan bahsettiğiniz zaman toprak beton gibi davranmaya başlar. Asfalt gibi her gelen damla akışa geçer. Aynı Boğaz köprüsünden bir adamı paraşütle aşağı atarsanız cüp diye suya düşer hiçbir şey olmaz. Ama aynı adamı 64 metreden denize attığınız zaman boğaz su beton gibi davranır ve adam ölür. Yani burada da aslında, onun için söylüyorum yani iklim rejimlerinde, yağış rejimlerinde inanılmaz bir değişim var. Siz ne yaparsanız yapın. Şimdi Almanya’da geçen sene çevre bakanları toplantısı vardı Roma’da G20’nin orada Alman Çevre Bakanı geldi dedi ki inanamadık dedi. Bir bölgede normalde dedi 300 senelik bir kasaba var dedi büyük bir kasaba. O içinden bir dere geçiyor dedi. Çünkü insanlar medeniyetler hep su kenarında kuruyorlar. Ya yeraltı suyuna yakın olacaksınız ya dereye yakın olacaksınız ya denize yakın olacaksınız. Ve dedi hiç su seviyesi 80 santimi geçmemiş dedi. Bu taşkın da 8 metreye çıktı dedi. Ve orada bir yaşlılar evi varmış 140 kişi yaşıyormuş. Bir anda herkes ölmüş ve saniyeler içerisinde oluyor bu.
Şimdi Bartın’da tamam bunları konuşuyoruz ama bu sene ki Sayın Süleyman Soylu orayı koordine ediyordu oraya gitmişti. Aşıklamaları var. Şu andaki 8 metreye çıktı Bartın’daki derenin su seviyesi. Bu ne demekti? Kocaman bir kazıcı yükleyiciyi kaç tonluk aldı götürdü. 3 gün sonra kazıcı yükleyici bulundu hala operatörü yok. Bulunamadı.
Yani dolayısıyla ve her senede şöyle bir şey oluyor. Kocaman bunları bilip buna göre planlama yapacak. Planlama yapılacak. Bu planlama yaparken de bir şehri bir yere taşımak ve oradaki konutları dönüştürmek. Bunlar çok büyük paralar isteyen bir şey. Şu andaki ama şu var doğru söylenir. Doğru söylüyorsunuz. Bizim şunu anlıyorum ben biz kriz yönetmememiz gerekiyor. Bundan sonra risk yönetmemiz gerekiyor.
Çünkü risk yönetirken 1 lira harcıyorsunuz kriz yönetirken 100 lira. Öyle bitirdim biliyorsun. Barış hocam şimdi bir şey merak ediyorum. Karadeniz’i anladık. Karadeniz ısındı. Buharlaca fazla oldu. Dağlara çarptı. Yağmur yağdı. 8 metreye çıktı. Derinin yüksekliği. Bunu anladık. Ankara’ya ne oluyor abiciğim? Yani Ankara Bozkır’ın ortasında pek de fazla yağmur görmeyen bir kentken her yıl arttı.
Bu yıl tam bir felakete dönüştü. Üstelik de alt yapısı buna göre hazırlanmadığı için de kent neredeyse Yüzem şehir haline geldi. Tabii tarihin hafızası kadar kuvvetli değil. O yüzden mesela benim 16. slide’a bakarsak. 16 arkadaşlar. O da 1957 seli sanıyorum. Ankara mı? Evet Ankara. 16 arkadaşlar. Barış hocam 16. 1957 selinde tarihlerde bakarsanız Eylül diye. Ben de buradan bakayım. Oradan gelmedi. Geldi geldi ekrana geldi. Arkamızda da verirsiniz çocuklar. Biz de görmüş oluruz.
Şeyden göremedim. Şimdi geldi. Ankara bütün yurtların maçlarında. 12 Eylül. Yani aslında bu da bir yazıyor. Tabii ki eniştettim. 5-7 Eylül sürmene. Yani dönem olarak uygun. Bakarsanız orada resmi açıklama. 147 Eylül. Resmi açıklama. 147 Eylül 1957 Ankara’nın nüfusu o zaman 300.000-500.
Hani siyasetle de ilgiliyorsunuz. Ertesi gün seçim kararını. Gerçi çok ilişkili çok değil ama Belediye başkanı görevden alınıyor. Vali yerine atanıyor. Bayağı büyük olaylar oluyor o tarihte. Seçimleri etkiliyor. Ankara yerel seçimde yani Ankara’daki milletvekili seçimlerine etkiliyor. Daha eskiye gidersek. Of sürmene seli var. 5-7 Eylül. Bakın gene o da yaz.
1929 Cumhuriyet’in ilk yılları. Bir hafta 10 gün bölgeye ulaşılamıyor. O zaman süresi ısınmadı etkilemiyor bu iş. Yani şöyle ben zaten o yüzden dedim. Bu iş şöyle. Ben Johnson vardı ünlü atlet. Dopingçı. Dopingçı Ben Johnson. İnanılmaz bir rekor kıldı kimse. 8-50 idi değil mi? Öyle bir şeydi. 9-60. 9-69 mü? Öyle bir şeydi.
Ve o zamanın en büyük atletini geçti. Carl Lewis. Carl Lewis’in? Hem de Amerika’daydı galiba geçtiği yerde. 88 Olimpiyatlarıydı. Atlanta mıydı acaba? Atlanta mıydı? Tam bir olum. Yani burada da atmosfere doping etkisi yapıyor bütün. Sere gazları, su buharı. Su buharı da bir sere gazı. 84. Fizik başka türlü daha çalışıyor aslında. Fizik artık başka türlü çalışıyor.
İngilim İmparatlı çalışıyor. Ve bu doping sayesinde normalde 100 mm, 150 mm yarış olacak yerde bir anda 250-300 mm kilogram yarışa ulaşıyoruz. Yani gene çok yarış olabilir. İşte olmuş görüyorsunuz. Yani Ankara’da 147 kişi resmi açıklamayla ölmüş. Daha fazla olduğundan şüpheleniyor.
O sırada okullar tatil çok çocuk vefat ediyor. 29.05’i burada yazanları şey yapsam herkes… Çok çizgi çarpık yapılaşma var. Televizyonları kapatabilir. Yani 19.05 Ankara mı geliyor? Yok bu Of Trabzon. Of ve Sürmen’e de.
Trabzon’un önde gelenlerinden Osman Cüdi Bey deniz hayaline gelen suların önüne rastgele deniz sülfü, of merkezinde bulunan 200’e aşık dükkan fırın, 100’lerce değirmenin cellere kapılıp gittiğini bazı yerlerde derelerin 300 metre genişleyip 300 metre dere genişliyor. 10 metre yükselerek çok hızlı şekilde aktı. 100’lerce hayneye enkazı çevirdiği, 100’lerce ağaç sayısız hayvan insanı önde katarak Karadeniz’e attığı… Başka yerde kalmıyor zaten.
Bina yapacak yer yok Karadeniz’de yani. Ve siz dediniz ya hani başka yerlere taşınması lazım. Bu olaydan sonra Bayburt, Erzurum, Samsun Van’a taşınıyor buradaki köyden. O bölgeyi boşaltmanız lazım. Her yer aynı yani. Atatürk’ün bir elemanı biliyorsun. Etkiyi transfer etmek.
Biz bugün iklim değişikliğinin etkisi, deniz sürüsü sıcaklıklarından bahsettik, su buharının daha fazla artık atmosferde bulunmasından bahsettik. Böyle bir sistem denk gelirse ki olmuş. Gene olacak. Yani daha beteri mi gelecek? Daha büyük bir felaket. Buna da tufan demişler. Buna da tufan demişler. Buna da tufan demişler. Buna da tufan demişler. Buna da tufan demişler. Buna da tufan demişler. Buna da tufan demişler.
O tarihteki nüfus, o tarihteki… İnsanlar dağlara kaçmış. Şu an dağlara falan kaçamazsın. Toprak var kentlerde o zaman. Şimdi Ankara’da toprak… Eskisi gibi değil yani. Şehirler daha dirençli. Yani bugün risk daha büyük. Daha büyük bir sel, daha yüksektir, yağış potansiyeli var. Şehirlerde daha kırılganız. Ankara mesela. Ankara… İstanbul’da aynı şekilde kırılganız. Mesela İstanbul’da ben size o şekli… Yaşadık işte ya İstanbul’da.
13. slide’e bakalım. 13. slide’e getirebilirsek… Bu biraz şey kaymış ama olsun… Oranı kaymış. Mesela bu… 2019 tanıyorum. Evet 2019’un bakın gene şey… 8. ay değil mi? Evet 21.08. Gene Ağustos. Orası tam Kadıköy. Kadıköy İstanbul’a. Bakın karşısı Beşiktaş. Herhangi bir şey görmüyor bile. Yağış bile yok. Evet yağış bile yok.
Bu mor denilen başka bir şeyde çekilmiş… Uydu bandında. O inanılmaz yükselen, 10-15 kilometre yükselen bulutlar… Ve orada çok şiddetli yağış bırakıyorlar. Sadece Kadıköy ve Üsküdar’a. Ve bu olay 1 saat içinde falan oluyor. Üsküdar’ın yükseldiğiniz birleştiği… Birkaç hafta önce de, hatta gene benzer bir olaydı…
Bir evsiz vatandaş, hatta Beydeye başkanıyla ilgili tatildeydi falan derdi. Şimdi bu olaylar şehirlerde olmaması, İzmir’de olmaması, Antalya’da olmaması… Tamamen o zaman ki şans, o dönem ki rast gelmesi. Yani olasılık. Bunlar zaten oluyordu. Zaten oluyor. Şimdi daha büyükleri olacak. Daha büyükleri olacak. Çünkü insan etkisiyle birlikte bir doping… Ve rekorlara koşan yağışlar…
Rekorlara koşan sıcaklıkları olacak. Nerede uygun değil artık? Yani daha kırılanız dediğin ne olsa… İnsan davranışları da garipleşti. Yani şöyle bir şey var. İnsanlar eskiden… Ben de katlı vermek istiyorum. İnsanlar eskiden yazın daha serine giderdi. Kışın daha sıcak yerlere doğru giderdi. Yaşam biçimi dünyada böyleydi. Tam garipleşti. İnsanlar yazın daha sıcak yerlere gidiyorlar şu anda denize girmek için. Kışın da daha soğuğa gidiyorlar kayak yapmak için.
Bu ne doğruyor? Şimdi ben Antalya’da okudum ortaokullu. Yaz olunca fakirler Antalya’nın merkezinde kalırdı. Renginler yaylaya giderdi. Neden? Çünkü klima diye bir şey yoktu. Şimdi her yerde klima yaptık. Bu klimalar bir kere nereden geliyor? Hepsi fosil yakıttan elektriği alıyor. Binlerce klima içeriği soğutuyor. Dışarıyı ısıtıyor motorlarıyla. Aynı zamanda şey de üretiyor. Yani fosil yakıt da geliyor.
Veya dağa gidiyor insanlar sürekli oralarda doğal gazı yakıyor. Dolayısıyla insanların davranışlarında, yani tüketim alışkanlıklarında da aslında değişiklikler olmaya başladı. 50 yılda enerji kullanımı 3 kat artmış Fatih Bey. Doğal kaynak kullanımı yine 3 kat artmış. Gıda tüketimi 3 kat artmış. Nüfus 2 kat artmış. Ve enteresan bir şekilde bu şekilde gidersek
tabii ki bu işler zorlanacağız gibi geliyor. Ben bu kitapta da biraz aslında geçmişte de yazdım. Çocukluğuma gittim. Babaanneme, babaannemin dedemin yanında büyüdüm ben. Yani kocam 5 günün bahçeleri vardı. Sıfır atık yaşıyorduk. Ve çok enteresan doğayla beraber yaşıyorduk. Yani ben mesela babaannemi hatırlıyorum. Kışın kuzune soba vardı.
Odunu soba yatarken odunu yere vuruyordu. Sonra soba yatıyordu. Hiç okula gitmemişti. Okuma yazma bitmiyordu kadın. Toros Dağlarının tepesinde, Taşkent’te bir kadındı. Yani 2300 metrede. Niye vuruyorsun babaanne odunu yere? Diyordum oğlum içinde böcekler vardı, kurt vardır. Onlar yanmasın diye vuruyorum diyordu. Bir çevre okur yazarıydı ve çevre ahlakına sahipti. Kiraz toplamaya giderdik. Dedem derdi ki oğlum o dalı ben toplardım bir dalı bıraktırırdı. Niye bıraktırıyorsun derdim. Oğlum bu ağaç sadece bizim için meyve vermiyor. Kurtlar kuşlar için de veriyor. Onlara bırakalım onlar yesin derdi. Ve ağaçlara ilaç atmazdı. Niye atmıyorsun derdim. Herkes atıyor. Oğlum bu kurda kuşa böceği öldüren bu ilaç bize neler yapmaz ki derdi. Şimdi böyle bir kültür medeniyetin çocukları maalesef aşırı tüketim. Yani dünyanın her yerinde bunlar olmaya başladı. Sadece burada değil yani. Almanya’daki dede babaanne de böyle yapıyordu.
Dolayısıyla aslında bu işi bence başarmanın yolları çok net var. Biz bunu özellikle yeşil kalkınma dediğimiz yani biz bu vahşi kalkınmayı değil yeşil kalkınmayı başarmak zorundayız. Yani her şeyi oraya döndürmek zorundayız ve yerel yönetimlere çok büyük görev düşüyor. Bütün planları sizin de söylediğiniz gibi hocam bütün planları. Yani iklim değişikliği parametresi diye bir parametre var. Bütün dizayn kriterlerini ona göre dizayn etmemiz. Ve doğal bilimlerini ayrıca önem vermek. Önem vermemiz lazım ve bütün hesaplara bunu hesaba katmamız gerekiyor değil mi? Bakın Ankara örneğini ben de bir yorum yapabilir miyim? Şimdi bakın yazdım soruldu da o dönem. İzmir, Ankara, İstanbul. Bugün gelirken de işte Ali Beyliköy’den indim geldim. Bu gece akşamüstü 50 mm bugün yağış olmuş olsaydı İstanbul’un bütün çukur alanları benim geldiğim o bütün çukur alanları serb asacaktı. Ankara’da bu son afette kuvvetli bir yağış olmadı. 30 mm biraz yüksek kodlara yağdı. 30 40 50 mm hadi ölçülmeyenleri de sayalım. 50 mm yağış oldu. Aşırı bir yağış değil yani orta düzeyde bir yağış. Ama Ankara’da bütün zemin asfalt, beton, bina, çatı. Ankara çayı yok. Efendim işte dereler yok, ser yarıntıları yok. Hiçbir şey yok. Dolayısıyla bizde bir hediyehidrojide hediyehidroklimatoloji etkili yağış diye bir kavram vardır. Yağış eğer bitkörtüsü varsa ağacın taçına düşer. Onun bir kısmı buharlaşır. Bir kısmı işte taçından yavaş yavaş hızını da kaybeder. Yavaş yavaş iner. Orada yine buharlaşır. Bir kısmı toprak tarafından emir, süzer, yer altı suyunu besler. Kalanı yüzeysel akışa geçer. O da dereleri gölleri besler. Şu anda etkili yağışın olabileceği kent yok. Mesela neden İstanbul’da hızla birden kuraklık etkili oluyor? Çünkü İstanbul’da yağışın havazalarda etkili yağış haline düşebileceği geniş alanlar kalmadı. Kuraklığı birden bire.
Yani bizi etkinlenebilirliği daha da kuvvetlendiriyor. Aslında mücadelesi, iklim değişikliği savaşımı, yani serak hızı salımlarını azaltmak, yurtatları geliştirmek, bütün sektörlerde karbon dioksit, metandiozot, monoksit azaltmak, karbon oekzi, enerji verimliği tamam. Yeni yenilenebilir enerji. Ama biz bir yandan da uyumu başarabilmek için, bakın doğru uyum, çünkü uyumda bir de yanlış uyum kavramı var. Doğru uygulanabilir, kamucu, sosyal. Ondan sonra farklı sınıfları, yoksulları, kadınları, varoşları koruyabilmek için aynı zamanda bütün bu toplumun farklı kesimlerini ve doğayı da yine sınıflandırarak bunların direngenliğini arttırabilmek. Yani iklim direngen sistemler, tarım, su kaynakları, işte aklı kentler, yeşil kentler, akıllı kentler, yeşil çatılar. Hocam bir para çocuğu sözü verebilir miyim biraz? Tabii, bir cümle söyleyeceğim.
Bütün bunları yaptıktan sonra biz ancak yeniden bu uyum meselesini ciddi konuşabiliriz. Hocam, kan yağışı ve erinme sezonu ile ilgili bir stiythiniz var. Olmasa da olur. Çünkü şey, burada en büyük problem şu. Şu an neye uyum sağlayacağımızı da bilmiyoruz. Hadi uyum sağlayalım. Böyle uyum projeli de yapılıyor. Ben çok seviyorum negatif anlamda. Neye uyum sağlayacağız? Neye? Yani bunun bir hesabını yapıldı mı? Yani bu derelere, bu nehirlere ne kadar su geldiğini tamamen ölçebiliyor muyuz? Niye ölçebiliyoruz? Çünkü yüksek kotlarda oraya istasyon kurmak zor. Yani son zamanlarda arttı. Devlet metodoloji işleri o konuda bayağı iş yapıyor ama
devletlerimiz hep düşüktür. Hocam yıllarca çalıştı. Benden çok daha iyi biliyor. Yavaş yavaş biraz var. Yavaş yavaş biraz var ama yani çok yetersiz Türkiye’nin. Her yerde olduğu gibi burada da elimizde veri eksikliği var. Tabii ki veri eksikliği var. İkincisi gelecek simülasyonları yapacağız dedim. İşte bizim yaptığımız gibi. Gelecek simülasyonları çok yüksek çözünürlükte yapmak için gereken acaba süper bilgisayarlarımıza bu konuda araştırma yapan insanlara bu imkanlar tanınıyor mu? Bu imkanlar veya bu imkanlara tanıyacak fonlamalar var mı? Şimdi bütün bunlar olmadığı zaman ben neye uyum sağlayacağımı bilmeden toplantılar yapıp orada işte bir bazı projeler, bazı raporlar yazıp ondan sonra da bunu uygulamacının eline verip ona da uygulamacıda bakıp yani anladığı kadar veya anlamadığı kadar bir şey uygulayacak.
Yani bütün bu planlama kısmının tamamen yeniden organize edilmesi lazım. Yoksa buradan ben çıkış olabileceğini düşünmüyorum. Yani bu yarışlar olacak. Geçen sene bunu geçen seneki yarıştan önce de ben Twitter’da da yazdım her tarafta. Ben bir yarış olduğu zaman işte köye giden arkadaşlarım falan oluyor işte Doğu Karadeniz’de.
Hemen bakıyorum aman diyorum şöyle diyorum bak burada böyle bir şey olacak diyorum. Yakın çevreme uyarıyorum artık. Çünkü yani görünen köy kılavuzu istemez bayağı ciddi sonuçları oluyor bunun. Biz arka arkaya aynı hata yapıyoruz. Yani bir köprü gördüm İnebolu’da. Murat Bey söyledi ya. Yani şeye sıfır yani o köprünün maliyeti az değil. O köprünün maliyeti herhalde benim tahminim inşaatını hiç anlamıyorum ama 5 ila 10 milyon lira. Elhamdülillah. Ben hayatımın hiçbir döneminde 5 ila 10 milyon liralık bir projede çalışmadım. Bilimsel projede. Ama bir tane İstanbul’un bir ilçesinde yani İstanbul diyorum Türkiye’nin bir ilçesinde Doğu Karadeniz’in bir ilçesinde bir köprü onun maliyeti o da yanlış yani. Yani görülmüyor yanlış olduğunu. Yani bu kadar çok hatalar üst üste binerek bizim bu işten çıkabilmemiz mümkün değil. O yüzden de planlama konusunun baştan düşünülmesi ve ona göre organizasyon yapılması lazım. Uyumlamak lazım. Hocam o vatandaşın da hiç sorumlu yok mu işte? Tamam doğru ama şimdi vatandaşın tabii ki sorumlu olur. Vatandaşın dedesi doğru yapmış. Babası yanlış yapmaya başlamış. Oğlu kızı tamamen yanlış yapmış. Şimdi yani burada ya o tarihten ders almak ya bir ya kardeşim benim o evi niye oraya?
Babam salak mıydı benim o evi oraya koydu deraya kadar yürüyordu demeyip ben deraya kadar kurayım dediğin zaman olmuyor işte. Ondan sonra hiç doğal sınıfı ödünüyor. Kusura bakma ki kimse. Orada yine eğitime geleceğiz hocam. Coğrafyadan bahsetti yani. Hocam oraya yırtındık biz. Coğrafyada dersini kaldırmayın. Bu ülkede gerek bir şey değil. Geografi yani üniversite sınavlarında çıkan sorulardan ibaret değil. Coğrafyada yaşam ama şu anda bitmek üzere. Best Story’ye inmiş halde. Onu da öyle değerlendirmemek lazım.
Best Story de hayatını kurtaracak belki o bilgisinin. Ama tabii öğrenci için biliyorsun. Ağırlıklı olmadığı için önemi de kalmamış oluyor. Öyle bir şey var hocam. Biz ne anlıyoruz? Bizim anladığımız şey şu. Yani bu söylediklerinizle katılıyorum ama uyumdan anladığımız aynı deprem olacak. Depreme uyum sağlayalım. Ne anlıyoruz depreme uyum sağlayalım? Deprem olduğu zaman binaları güçlü yapalım, dirençli yapalım.
Deprem anında işte şunu yapalım, bunu yapalım. Bir sürü uyum şeyi var. Kötü sevile binaları yapmayalım. Yapmayalım veya işte deprem anında şuraya saklanalım, şöyle yapalım. Şunlar olsun bunlar olsun. Yıllarca deprem profesörleri bunları konuştular. Uyum dediğimiz o. Yenişen şartlara olacak olan şey uyum göstereceğiz. İklim değişikliği bir realite. Bunun oluşturacağı felaketleri, afetleri. Afetler her zaman oluyor ama burada mesela afetlerin sıklığı ve şiddeti artmaya başlıyorlar. Dolayısıyla buna nasıl uyum göstereceğiz? Dirençli şehirler oluşturmak zorundayız. Evet. Yani en başta bunu yapmamız lazım. Ama yani Karadeniz ile ilgili işte bir sürü senaryo var. Ama orada neticede Karadeniz insanı orada yaşamayı seviyor. Yani o insanları oradan kaldırdığınız zaman da götürecek başka yeriniz yok. Karadeniz’de heyalan olmayan veya sel olmayan bir bölge de yok. Yani alıyorsunuz onu bir yere taşıdınız.
Bunların hepsi bir de çok ciddi maliyetler gerektiriyor. Yani evet yani Fatih Bey’e katılıyorum. Vatandaş evet yapmasın. Ama maalesef insanların şöyle bir şey var. Karadeniz’de şarkıları bir de hep dereler dereler diye geçiyor. İnsanlar bütün köylerde derelerin kenarına kurulmuş. Eskiden çöplerinde dereler atıyorlardı. Biliyorsunuz kurtuluyorlardı filan. Bütün köyler dere kenarlarına kurulmuş orada. Eskileri de öyle. Ha biraz daha yukarıda ama bu bu mesele büyüdükçe de bu dereler ve çoğu da orada yaşamıyor.
Biliyor musunuz yani yazın oraya gidiyorlar. Kışın burada oluyor ama faafetler de yazın olmaya başladı. Böyle bir tehlike var. Biz bu dirençli şehirleri dirençli hale getirmemiz gerekiyor. Davranış biçimlerini de değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bütün planlarını yapayım. İstanbul diyorum Ankara diyorum işte Antalya neresi, İzmir başka yerlerde belki. Belli ki artık yeni rejimde ne olduğunu tam henüz daha tespit edemez. Yeni rejimde buraya daha geniş bir kanalizasyon sistemi lazım. Yağmur atık sistemi lazım. Bunları belki başka yerlere boşanmak lazım. Ama bunların ne kadar… Şimdi elimizde bir plan var mı mesela? Biz biliyor muyuz 2027’de İstanbul’a ne kadar veya 2037’de ne kadar yağışlayacak? Şimdi şey çok kolay. 2053’de sıfır atık. Ne güzel ben de derim 2061’de de negatif atık olsun falan diyebilirim. Veya da işte 2090’da da biz dünyanın biri olayını… Demek başka bir şey. Yapabilecek verileri toplayıp ona göre bir planlanmak başka bir şey. Şimdi biz bilmediğimiz bir şeye nasıl hazırlanacağız? İşte onun için de şunu söylüyoruz. Yani aslında İklim Şurası’nın sonuçlarında şu vardı. İklim değişikliği, eylem planları yapacak şehirler.
Yani belediyelere veya İstanbul’da davel yapıldı birçok şehir yapıyor. Türkiye geneli ama bu şehir iklim değişikliğine etkilenecek ve uyum eylem planları hazırlayacak ve bunu uygulayacak. Yani bu yerel yönetimlerin ciddi görevi, bu yağış miktarının artmasını da hesap edecek. İşte bu hocalarımızdan bu verileri alacaklar. Yağış miktarı buraya çıkacak, bu bölgede bu kadar olacak ve buna nasıl uyum sağlayacağız? Yani arıtma tesislerini nasıl yapacağız? Veya içme dediğiniz gibi kanalizasyon çaplarını nasıl büyüteceğiz? İçme suyu, boruların çaplarını nasıl büyüteceğiz? Varsa dere yataklarında evleri nasıl başka yerlere taşıyacağız? Bu riskli bir alanları oluşturacağız? Hatta iklim değişikliği mesele sadece bir çevre meselesi veya iklim meselesi değil, bir kalkınma meselesi aslında. Yani burada hangi sektörü etkilecek? Mesela Konya Ovası’na bakıyorsunuz Fatih Bey. Konya Ovası iklim desenini değiştirdi.
Yani şu anda Konya Ovası’nda yıllardır yani ne yapılıyor? 95 bine yakın kaçak kuyu var. Haber obruklar oluşuyor. Şimdi siz orada yıllardır ne üretiyorsun? Normalde Konya Ovası sapsarı, tağ ambarı, buğday ambarı diye geçer. Şimdi Türkiye’deki en önemli içeceklerden, Amerikan menşe içeceklerinin bütün şeker panceri orada üretiliyor.
Yani mısır orada üretiliyor, bütün büyük baş hayvanların kendimiz için ekeceğimiz yerlere büyük baş hayvanların şeyleri için ekeliyor. Yakıt diye bir şey çıktı. Evet, yer altı seviyesi 20 metreden. Ben hatırlıyorum biz Tulumbay’da su çekerdik Konya’nın merkezinde. 20 metreden su çıkardı, şimdi 350 metreye indi yer altı seviyesi. Bu obrukları oluşturacak. Oturup bunlara dememiz lazım ki bu kuyuları kapatalım. Burada tarım desenini eskiye döndürelim. Yani dediğiniz gibi biz burada pancar ekmeyelim, mısır ekmeyelim. Tağ lambarı, pancarı burada. Olmuyor, çünkü yarın tahta daha fazla ihtiyaç duyacağız. Yani bunları aslında devlet politikası olarak tabii değiştirelim. Yani o yüzden aslında iklim meselesi sadece çevre, şehircilik ve iklim değişikliği bakanlığı değil, bütün bakanlığı. Enerji Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Hazine Maliye Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı. Ticarette ne var?
Şimdi Avrupa diyor ki, Yeşil Mutabakat ile bundan sonra emisyon üreten bir fabrikanın malına kapıda vergi koyacağım. Dolayısıyla… Bankalara kredi verirken emisyon üretmeyen firmaların, tesislerin kredisini daha ucuz öğrenmiyorlar. Şu anda bir tane termik santral yapamazsınız dünyanın bir yerinde çünkü uluslararası kredi bulamazsınız. Şimdi yapıyoruz, tekrar başladık. Tekrar yapabiliriz ama zorlanıyoruz. Yani Türkiye’de zor ama yapmak zorlaştı. Finansman da başka yere kayıyor. Hatta geçenlerde bir şey vardı, kömürün taşınmasını bile, IMO, yani dünya, IMO dediğimiz teşkilat var, Maritain… Denizcilik Örgütü. Evet, diyor ki, bundan sonra kömürün diyor Çin’den buraya gelmesi, buradan Kolombiya’dan, Güneyoğu’da taşınması, gemiler diyor, kömür taşımayacaklar diye karar almaya çalışıyorlar. Ama biz hala Türkiye olarak taşıma kömür ile santral yapıyoruz. Yani yapamıyoruz artık. Şu anda yapamıyoruz. Şu anda devletin bütün teşvikleri onlara geliyor. Çok enteresan bir şey. Yapamıyoruz. Yenilenebilir de inşallah daha büyük eşlikler olur diye düşünüyoruz. Peki hocam kaldı mı? Bir şey söyleyeceğimiz? Uyunla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Yani söyledim aslında. Barış Hoca’ya da katılıyorum. Şimdi şöyle bir sorum var, ona izin verin söyleyeyim.
Şimdi bu uyum projeleri kentlerde iklim değişikliği, bunlar hibe projeleri bir kısmı. Sen de çok iyi biliyorsun. Firmalar üzerinden, Birleşmiş Milletler kuruluşları ya da bakanlıklar üzerinden geliyor. Danışman firmalar bunu bir şekilde hocalara yaptırıyorlar ya da danışman firmalara. Ama bunlar uygulanabilir, etkinlenebilirlik ve risk analizleri üzerine oturmuyor ne yazık ki. Var olan tezler vardır yani beğenmezsiniz lisans tezleri. Böyle toplanır oradan buradan veriyi toplarsınız. Sonra buradan bir rapor çıkarırsınız. İki de üç toplantı yaparsınız. Oysa ki ben Barış Hoca yine çok iyi biliyorum. Çok eskiden beri etkinlenebilirlik risk çalışan bir insanım. Yani sadece kuraklık, çölleşme riski için ciddi veri topluyorsanız, yani gerçek etkinlenebilirliği hesaplıyorsanız
sosya, ekonomik, ekolojik etkinlenebilirlik riski yapacaksınız. Afet riskini etkinlenmişliği hesaplayacaksınız. Sonra bunu risk formülüne koyacaksınız. Bu çalışmaların hiçbirisi yapmadan, yani bütün bunlar yapılmadan, burada öncelikler belirlenmeden, ayrıca toplumun refaha bu arada, farklı gruplarının etkinlenmişlikleri dikkate alınmadan bir kuraklık, eylem planı da yapamazsınız. Öyle bir uyum planı da hazırlayamazsınız.
Türkiye’nin böyle bir sorunu var. Yani iklim, iklim çevre dostu, sürdürülebilir kentler çok güzel, süslü bir laftır. Ama o kentin iklim değişikliğinden hem bugünkü iklim açısından hem gelecek iklim açısından etkinlenebilirliğini hesaplayamıyorsanız, o kentin iklim değişikliğine karşı her türlü, her bölgenin farklı özelliği var. Direngenliğini artıramıyorsanız, kentin içinde, örneğin senleri, taşkınları, sıcak hava dalgasının etkisini azaltacak uyum önlemleri alamıyorsanız, e bunlar da yine raporlarda kalır ve biz sıklıkla bu toplantılarda bunları konuşuruz. Çok teşekkür ederim. Ben de vatandaş ne yapacak diye, şimdi herkes bizi dinleyenler çok kıymetli bir toplantı, kıymetli bir program yaptınız.
Öncelikle Haber Türkiye ve Fatih Bey size teşekkür etmek istiyorum. Çünkü bu mesele ne kadar çok konuşursak, o kadar çok… Ben iklimlerle konuşurum, hakikaten konuşurum. Bence ikisi olacaktır. Bunlar uzun süreçli işler. İklim nasıl uzun sürede değiştiyse, bu işlerinde düzelmesi de kısa sürede olmaz ama konuşmaya devam etmemiz ve farkındalık yaratmamız lazım. Bu konuda bence ne yapılması lazım? Bir kere devletler linere ekonomiden döngüsü ekonomiye geçmeli. İki, vahşi kalkınma yerine bir sürdürülebilir kalkınma yani havaya, suya ve toprağa saygılı bir kalkınma, iklim dostu bir kalkınma modelini benimsememiz lazım. Bu daha da ucuz bundan sonra. Yani buna gitmemiz lazım. Fazla vatandaşların tüketimden kaçınmaları gerekiyor. İklim dostu, çevre dostu ürünleri tercih etmeleri, kullanmaları gerekiyor. İsraftan mümkün olduğu kadar kaçmak, mümkün olduğu kadar az atık üretmek ve bisiklet ve toplu taşımayı, skuturları ve elektrikli araçları yani elektrikli olanlara geçmeye çalışmak lazım. Hatta bazıları diyor ki uçak yerine trene binsinler diyor, iklimciler bunu çok söylüyor. Ağaç dikmek lazım, ağaç dikmeyi hiç bırakmamak lazım. Her yaşta insanların ağaç dikmesi gerekiyor.
Geçişli teknolojiyi kullanalım, mümkün olduğu kadar yenilebilir enerjiye doğru kayalım. Çünkü 21. yüzyıl aslında insanoğlu, ben baraj dersi anlatıyorum üniversitedeyken. Biz hep şöyle söylüyorduk, Berke’de bir baraj yapıldı. Berke barajı 220 metre yüksekliğinde bir barajdır bu. Yani su normalde 0 kotundadır, 220 metre yukarıya çıkarıyorsunuz barajı, suyu seviyesini.
Aslında ne demek? Arkadaki oluşan enerji potansiyel enerji. Onu iki tane 1 metrelik çapında borularla 0 kotuna indiriyorsunuz ve çok büyük bir basınçla iniyor türbünlere. O enerjinin adı kinetik enerji, türbünlere vuruyor, mekanik enerji çıkıyor, elektrik enerjisi oluyor. Biz bunu böyle anlatıyorduk. Ama diyordu ki artık elektrik üretildikten sonra depalanamadığı için kullanmak zorundasınız. Yani hiçbir şekilde enerji tasarruf… Şuan da dünya üretilen elektrik depalanmasını buldu. Bunu nereden anlıyor? Bu cep telefonlarından anlıyor. Hatırlar mısınız? 95’li 96’lı yıllarda 3 tane markasını söylemiyorum. Cep telefonu vardı, takoz gibiydi ve bunlarla 3 tane şey yapıyordu. Motorola, Ericsson, Nokia. Nokia evet. Ben söylemedim. Hiçbir daha mı anlatıyorsunuz? Bunlarla iki şey yapıyorduk. Bir mesaj atıyorduk, bir de konuşuyorduk. Akşama kadar şarlıları zor gidiyordu.
Şimdi piller çıktı. Şu elinizdeki telefonu… Sadece mesaj atın. Şu akıllı telefonlarla ve bir de telefonla konuşun. Bunun şarjı tam bir hafta gidecektir size. Neden? Demek ki depolama kapasitesi çok büyüdü, gelişti. Dolayısıyla üretilen enerjinin depolanmasını buldu. Kim yer altına? Aküler görüyor şu an. Evet. Ve bu önümüzdeki yıllarda bir… Nasıl yeni çağ, eski çağ değişti? İşte şu oldu bu oldu. Bence çağ değiştiren bir mesele olmuştur. Çünkü bu neyi getirecek biliyor musunuz? Yani ki bunun üzerine elin, maskte falan çok çalışıyor. Şimdi sizin bir eviniz var. Çatıya güneş panelleri koydunuz. Bir tane kombi. Kombinin içine litüm pilleri dizdiniz. Gün ışığı, güneşin gerek yok. Evet. Evet. Evet. Evet. Bu şu anda… Ben bunu yıllardır söylüyorum. Onun içinde depolacak evin elektriği, sıcak suyu, soğuk suğu, aydınlatması, ısıtması… Her türlü şeyi kendi içinde dönecek. Arabanızda elektrikliyse oradan şarj edeceksiniz. Ne olmayacak? Bir, benzin stasyonları olmayacak.
Elektrik hatları olmayacak. Başıma da kayıp olmayacak. Elektrik hatları olmayacak. Doğal gaz hatları da olmayacak. Herkes kendi içinde bunu çözecek. Devlette nasıl vergi alacağını düşünecek ondan sonra. Yani şimdi faturalar alıyor. Belki o zaman da çatınızdaki… Devlet bir yolunu buluyor. Çatılardaki… Metakare, metakare… Metakare veri alacak. Beni çatırlamak almak. Örneşine, dünyasında bunlar da ucuzlamaya başladı. Şu anda güneş enerjisi kömüre nazaran üçte bir daha ucuz hale geldi. Ama yatırım maliyetleri var. Bir şey söyleyeyim. Bunu Barış Hoca’ma sormak istiyorum. Hocam şimdi bu çevre meselesi ve sizin verdiğiniz ısı artışları ile ilgili veriler bütün dünyada kabul görmüş veriler aslında. Bunları biliyoruz. İşte kötü senaryo, işte üç buçuk dört dereceler, iyi senaryo, bir buçuk iki dereceler, bir buçuk derece kabul edebilir senaryolarak gidiyor ama orada kalmayacağı belli. Fakat bir yada da potansiyel olumlu bakış açısı var. O da şu. Yani güneş enerjisinden, rüzgar enerjisinden daha fazla faydalandıkça bu enerji maliyetleri bugünkü, bugün işte doğal gazolizesi 13-14 centlerde rüzgar rüzgar 1 centin altına iniyor. Ucuzladıkça dünyadaki kirlettiğimiz dünyayı hem daha az kirletmek veya kirletmemek, bir de kirlettiğimizden daha fazlalığını temizlemek.
Temizleme maliyeti var. Mümkün olacak ve bu sene kadar aslında 20 sene içerisinde enerji rutiniki farklılagmadan ve ucuzluktan ötürü biz dünyayı temizlemeye başlayacağız diyen bir görüş de var. Bu görüş geçerli bir görüş mü sizce? Ben bu görüş yani ne kadar geçerli bilmiyorum. İnsanoğluna çok güvenemiyorum.
Yani bu kapitali elde etmek için çok büyük bir savaş var. O yüzden de bütün bu söylediğiniz şeylerin gerçekleşmesi bana çok makul, inanılır gelmiyor. Yani şu an elimde tut bakın şu elimde tuttuğumuz kalem. Bu kalemin üzerinde Maiden Jepen yazıyor, plastik kalem.
Yani bu plastik büyük ihtimalle Ortadoğu Petrolü. Yani yerin bilmem kaç kilometre dibine inmişiz, bunu çıkartmışız, bunu tankere koymuşuz, kocaman 300 metrelik tankere. Japonya’ya götürürüz. Orada rafineriye boşaltmışız, buradan plastik üretmişiz. Onu sonra kalem yapmışız. Yani gene ürettiğimiz enerjiye bak. Sonra bunu alıp gene gemiye koymuşuz. Türkiye’ye getirmişiz ben de almışım.
Yani siz böyle bir ekonomik düzende daha iyiye gidebileceğimize inanıyor musunuz? Yani buna en basit yapay zekaya şu organizasyonu verin. Böyle yapma. Daha iyi yapar. Yani çok büyük bir şey yapmasına göre, yani çok inanılmaz bir bilgisayara veya şeye gerek yok.
Yani en basit, bu planı daha iyi yapar bu planı. Yani bizim şu an sürdürülebilir değil yaptığımız şeyler. Ekonomik anlamda, enerji tamamen ekonomiyle ilgili çünkü. Evet aynen. Bu ekonomik düzende bu şekilde giderek çok uzun kalacağımızı sanmıyorum diye. Hocam buna razıyız. Bu plastikler bir de atık olunca denizlere gidince bu sefer yani önümüzdeki yıllarda…
Allah okyanusunu 10 bin metre derinliğinde… Veya sonra da İngiltere’deki adam bu kalemi bize… Balıktan çok plastik olacak dünyada diye teoriler var. Mikro plastik çok büyük sorun. Yani öyle de bir sorun var yani. Bak en üstte büyük bir yere geçecek plastik atışlar var. Şu an balıklarda gözüküyor. Dünyada bir uluslararası sözleşme hazırlığında denizlerdeki plastikle ilgili çok kıymetli bir şey. Birleşmiş Milletler onun üzerinde çalışıyor. Yeni bir sözleşme ve tarafların olmasını istiyor. Aynı iklim sözleşmesi gibi, bio çeşitlik veya çölleşme sözleşmesi gibi. Şu anda balık yediğiniz zaman ciddi bir tane plastik giyiyorsunuz. Mikro plastik tabii. Mano plastik içinde var maalesef. Sadece plastik ilgili şu çevrenize bakın. Hastalıkların da sebebi belki de. Birazdan öyle bir şey oluyor ki masamız bir tür plastik. Oturduğumuz şey… Bunun içinde plastik var. Bunlar cam cam. Bakıyorsun. Üstünde pek yok galiba. Kalemin plastik giyebilirim Allah tarafından. Plastik düşmanlığı da yapmayalım da yani ben ona… Ben gerçekten yapmak istemiyorum. Çünkü o sektörde inanılmaz şey yapıyorum. Hocam mini huyunu kullanmak lazım. Yani mühim olan bunların…
Bakın sektöre gidiyoruz. Yok yok sektör şunun için diyorum. Müris günü dünyada insan çalışıyor ama bunları dönüştürmek bizim için sürdürülebilik önemli. Bunu çöpe atıp bunu geri dönüştürüp tekrar ürünü olarak kullanmayı başarmamız lazım. Yeni nesil başka bir iletişim. Bir de mini mal ve mütevazi yaşaması. Yani yaşam tarzı, tüketim alışkan, yoksulluk içinde yaşayalım demiyorum. Ama alternatif üretmek lazım. Son bir hatıra anlatayım. Hocam yeni çocuklara pabuç alamıyoruz ya. Doğru söylüyor. Gerek yok bir tane kokuçum var. Bir ikinci kokuçu almıyoruz.
Yeni çocuklar öyle. Ama şöyle de bir durum var. Şimdi bakanlıkta dört bin kişi yemek yiyor bizim yemekhanede. Yani bir gün gittim baktım. Dört bin tane pet şişe her gün çöpe gidiyor. Herkese bir pet şişe veriyorlar. Burası çevre bakanlığı. Sayın bakanımız Murat Kurmal’ınki bir anket yapalım. Bir anket yaptık online. Yani şey yapmıyoruz. Ya bu pet şişeleri kaldıralım. Onun yerine işte şey koyalım. Damacanalar, sebiller falan. Ne diyorsunuz?
Hepsi çok otto mezunu. İşte Boğaziçi mezunu. Çok kaliteli uzmanların falan olduğu bir bakanlık. Ve yeni nesil bir bakanlık. Yani çevre bakanlığı öyle şey değil. Yüzde 75 olmaz dedi. Hayır istemiyoruz. Biz şişeleri istiyoruz dediler. Peki ne yapacağız? Yapacak bir şey yok. O zaman gittik bir tane belki buranın da sahibi Parkcam diye bir şey. Dedik ki onlara. Ya çağırdım dedim ya bize damacana şey yapar mısın? Suluklar böyle. Altı cam üstü bambu.
Parasını verdik. Yaptık. Kaç tane? 5000 tane verdik. Bir gün herkesin masasına bir tane suluk koyduk. Sonra koyduk. Ondan sonra damacanalar da koyduk. Pet şişeleri o gün vermedik. İnsanlara dedik ki alternatif sunduk. Dedik ki şişenin bak size damacana su verdik. Yanında taşıyabilirsin artık bunlar suyunu iç. Ses çıkmadı. Ama siz ona rağmen onu kaldırsaydınız bir sürü şey olurdu. Dolayısıyla alternatif üretmeniz mutlaka gerektiğini söylemeye çalışıyorum.
Her şeyde değilse yani teorik olarak konuşmak çok kolay. Onu yapmak lazım bunu yapmak lazım ama icraata gelince inanın o sel yataklarındaki bir tane geçen sene sinop ayancıkta bir tane yaşlı amca vardı. Onu ikna etmek için 7-8 saat uğraştık. Evi şeyin içerisinde kalmış ya yıkacağız diye yıkıyor etrafı. Olmaz diyor benim diyor pencerede yıkılacak evin pencerelerini sökmeye kalktı. Bir üç gün ya müsaade ettik pencereleri söktü götürdü. Ben başka dağdaki evi ben sökeceğim dedi. Yani insanları ikna etmek gerekiyor. Mal canın yol gasıdır Evi Şöval. Tabii bu da var yaşamın içinde ama biz aynı anda bunu düşünmek zorundayız. Yani o hani az önce iklim çevre dostu sürdürülebilir, kalkınma, yeşil kentler, akıllı kentler aynı zamanda eğitim istiyor, farkındalık istiyor. İşte kamu olacak, özel sektör olacak. Yani sivil toplumun rolü burada çok önemli. Çevresel etki değerlendirmeyi gerçekten ciddi yapacağız. Bizim öyle sorumluluğu da var. Ben bu eğitim meselesinde de farklı düşünüyorum. Yani eğitim değil. Yani halkın eğitimi açısından. Halkın eğitimi bence şu yani demin örnek verdim. Benim babaannem dedem okuma yazma bilmiyordu ama çevre dostu çevre okul yazarıydı. Hiç okula gitmemişti. Ben 2006’da Fatih Bey bilir burada Tuzla’da Orhanlı’da variller bulduk. 2000 tane zehirli varili bulduk. Gömen bir ilaç fabrikasıydı. Ve onun sahiplerinin hepsi Amerika’da en iyi okullarda okumuştu. Onun için ben hep söyle söylüyorum. Küçükken muska bunu sokağa atan vatandaş büyüyünce varilleri bir yere gömüyor. Yani dolayısıyla o eğitim dediğimiz şey değil, ahlak meselesi ya. 2004 yılı yaşadıran Mesai Bey, 2004 veya 2003. Türkiye’nin en kirli ilçelerinden bir tanesi. İşte çok büyük bir sanayi ilçesi ve muazzam atıklar. Edeye başkanı ne konuşuyoruz? Edeye başkanı, yerde yapacak bir şey değil. Özellikle de gece değil dedi, bizim kontrol alanımızın dışında gözümüzün görmediği anıra dedi. Gaz salıyorlar dedi ve o yüzden hava kilidiyor. Ben de iş edindim kendime, gittik bir yabancı, uluslararası bir şirketten bir cihaz aldık. Havada sürekli 24 saat bir lazer ışığını döndürüyor ve lazerin dalga boyundan nerede, hangi saatte, hangi atın nereden çıktığını hepsini yakalayıp bir rafor hale getiriyor. Havada sürekli 24 saat bir lazer hale getiriyor. Biz aldık bunu götük Beyde’ye deyip, arkadaşlar biz size bunu hediye ediyoruz. Bu böyle bir nonstop havayı tarayacak ve kim hangi saatte ne salmışsa 24 saat önünüze gelecek, istediğiniz ceza kesebilirsiniz. Beyde’ye bize bunu bir hafta sonra iade etti. Dediler ki biz bununla yapamayız yani. Burda sanayici yatırımcımız var, burda biz bu sanayiciler pabaz olamayız. Korkunç bir şey.
Sonuç olarak anı kudretler her şey daha kötüye gidecek. İyiye gider, hiçbir şey yok. Bu eklim krizi büyüyerek devam edecek. Yağış miktarları artacak. Bu artan yağış miktarlarının bir sene düşmesi, 6 ay düşmesi bir şey ifade etmiyor. Büyük tabloda her sene artan bir yağış miktarı, havada giderek artan bir su miktarı ve sonuç olarak da değişen bir yağış ecrimi. Özellikle yağışlı bölgeleri daha da yağışlı.
Yağış olması durumunda. Kurak bölgelerinde daha da kurak olduğu bir döneme giriyoruz. Türkiye önemli ölçüde bu kuraklıktan payını alacak ülkelerden bir tanesi. Ve bununla ancak global ölçekli bir mücadele mümkün. Türkiye’nin tek başına yapabileceği çok fazla bir şey yok. Ancak bunun yıkıcı etkilerine karşı önlem alabilir. Oluşmasını Türkiye tek başına gerileyemez. Doğru mu anlamışız? Evet. Yani biz yaşamın tüm alanlarında artık ihtimin değiştiği gerçeğini kabul edeceğiz. Ve bunu hiç unutmadan yaşamımızı, sektörleri, doğal sistemleri, insan sistemlerini hepsini buna göre tasarlayacağız. Ve minimal mütevazı yaşamayı da öğrenmek zorundayız. Bu fakirlik yoksulluk anlamında söylemiyorum. Yani gelecek kuşalları düşünmek açısından döngüsel ekonomi sıfır atık bunlar bir araya gelince… Hocam zaten bak görgülü toplumlar mütevazı yaşıyorlar. Görgüsüz toplumlar abartılıyor.
Onu söylemek istedim. Bakın bir son bir şey söyleyeceğim. Türkiye’de Mehmet’i çok iyi biliyor, hocam da biliyor. Çok önemli bir temanın katkısıyla ben Temavak bir bilim kurulu üyesiyim aynı zamanda. Toprak koruma yasası var biliyorsunuz. Toprak koruma yasası Türkiye’de tarım topraklarını korumak için çıkarılmış çok özel bir yasada. Çok gazibükede var. Fakat toprak koruma kurullarına devlet istisnalar yaratarak valiliğin başkanlığında yapılan toplantılarda…
Hocam kanun çıkarılsın diye. Ben oralarını açmayayım. Siz biliyorsunuz bakın. Zeytinlikler ortam kaldırsın burada. Halaki az önce bakın Mehmet Bey de söyledi işin ahlaki tarafı var. Yani hiç oraya gelmemesi gereken teklifler geliyor. Bu aslında tırnak için özür dileriz. Bu ahlaksız bir teklif. Yani siz birinci sınıf sulanan tarım arazisine sahayet edisi kurmak için teklifte bulunuyorsunuz.
Ve bu bir şekilde o kurula geliyor ve susuluyor. İşte zırak mühendisleri odası tema bakvı. Arada bazen bir başka kuruluş temsilcisi karşı çıkıyor. Bilmem işte çoğunlukla bunlar geçiyor. Şimdi biz aynı zamanda toplumsal olarak bütün bunlara inanmamız gerekiyor. Yani böyle bir inanç geliştirmemiz gerekiyor. Ve gerçekten toplumsal aylak etik kurallarına uymak bu çevre itim değişikliği mücadelesinde çok önemli bir konu bu. Bu özel sektör için de öyle. Kişiler kişiler içinde öyle. Ben köyde yaşıyorum bir yıldır. Üç yıldır da güneş enerjisi var. 3.7 kallık. Gidiş geliş köy. Sadece orada karbon ayak izim var.
Bunun dışında bütün enerjimi ısıtma, aklınıza tamamını güneş banallerinden sağlıyorum. Ve bunu kendi çabanla yaptım. Yani bir teşvik oldum. Bir teşvik oldum. Sadece ben inandığım için, böyle yaşadığım için, dünya görüşüme uygun olduğu için, onun için yazıp çizdiğim için akşama kadar yine az önce Mehmet Bey söyledi. Küçücük bahçemde hiç kimyasal kullanmıyorum. Çünkü böğürte böcek gelsin, zehirlensin istemiyorum. Çok teşekkür ederim.
Sağ olun hocam. Çok teşekkürler. Ayrıca teşekkürler. Öyle demeye teşekkürler. Ben de teşekkür ederim. Çok güzel bir yayın oldu.
Konuştuk. Kriz büyüyecek. Bundan sonra Karadeniz’de aaa sel oldu diye şaşırmayacağız. Karadeniz’de aaa bu sene sel olmadı mı diye şaşıracağız. Şaşırtıcı olan olmaması olacak, olması değil. Ankara’da daha büyük felaketler olacak. İstanbul’da ve diğer bütün kentlerimizde daha büyük felaketler olacak. Vahim olan şu, bu felaketlerin ne boyutu olacağını tespit edecek bilimsel verileri sahip olmadığımız için ve bunlarla ilgili bir yatırımımız, bir ödeneğimiz olmadığı için de biz bu felaketleri olduktan sonra şaşıracağız.
Evet, iklim krizinde bizim tek başına gelecek halimiz yok ama iklim krizinin etkilerinin vatandaşlarımızı en azından can ve mallarını biraz daha az etkilemesini sağlayabiliriz kısa vade içerisinde. Bunu yapma imkanlarını da ne yazık ki zorlamıyoruz. Tam aksine insanlar öldükten sonra veya işte evleri yıkıldıktan sonra şimdi biz size ev yapalım diye gidiyoruz.
Evi de yıkılan evin aynı yerine yaptığımız için bir sene sonra da onu tekrar yıkıyoruz.
Herkese iyi geceler.