Kavimler Göçü Avrupa’yı nasıl şekillendirdi? (Teke Tek Bilim- Celal Şengör, İlber Ortaylı)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=06zkJEdvDaI.
İNTRO İyi geceler değerli izleyenler bu akşam Şampiyonlar Ligi final maçına hoş geldiniz. Final değil tabi. Afilere çok var.
Ben arkadaşlar, Celal Bey, İlber Bey. Siz maskesiz çıkartabilirsiniz program başında. Pardon pardon. Artık Oya’dan izin aldık programı. Artık Oya bir şey diyemez. Değilse program başlamak kolay değil tabi. Onlar sohbetler deminden beri. Ne dersini göremini hazırlamamışlar. Eksik hazırlamış fırça atıyordum farkındayım. Programdan önce bize Avrupa’da
20. yüzyıl sosyetesindeki daha doğrusu 20. yüzyıl aristokrat sosyetesindeki girift ilişkili anlatı değil bir hocamız. Onu da öğrendik. Ne girifti ya hepsi ayakta tango yapıyorlar. Herkes gibi. Neyse bu akşam göçlere konuşacağız. Göçler derken, bugün göçlerden değil. Geçmiş göçlerden bahsedeceğiz. Karimler göçü diye bilinen dönemden yaklaşık 2 bin yıl önceki bir süreçten bahsedeceğiz. Nasıl oldu, nasıl gelişti. Avrupa’daki nüfus nasıl şekillendi. Hangi ırklar geldi, hangi ırklar gitti, nasıl yer değiştirdi. Bütün bunlardan bahsedeceğiz bu akşam. Ve tabi bu göçlerin sonucunda Avrupa’da hem sosyoloji değişti, hem etlisi değişti, hem de siyasi coğrafya değişti. Pek çok imparatorluk yıkıldı. Gelenler medeniyeti bir anlamda yok edip, orta çağ başlattı Avrupa’da. Bütün bunları doğru söylüyorum.
Bilmiyorum, bunları konuşacağız birazdan. Belçuk mu Roma mı? Yok yukarıdan bahsediyorum, Roma’dan bahsediyorum. Roma tabi. Belçuklu dedin de ondan. Kim dedi, ben mi dedim? Yok, demedim. Bilmiyorum, İdbaroğlu gidi diyorsa dediği yer. Ne olacak? Hemen başlayalım. İdbar abi nereden başladın? Hocaselsin, nereden başlamak istersin? Yani bir haritanın karşısına gel istersin. Haritanın karşısına gel istersin.
Moda oldu. Göç haritası, herkes anlatıyor haritanın karşısında. Ogray nezberle de halkımız artık. Sopa orada gel. Sopayı bulalım boşver. Sopayı alıp götürmüş Kübrapar’ın. Kübrapar götürmüyor sopayı. Ben bunu kahveden getirdim. Şimdi bu biraz karışık bir harita görülüyor. Bunu kendisi çizecekti. Tembellik etmiş. Evet, bu maalesef Alman Mektep kitabından herifler karışık gösteriyorlar. Doğru değil. Bence şurada üç şeyi bildirecekti. Bir, zaman olarak göçler, Avrupa tarihini oluşturan göçler, miladın hemen birinci asır, ikinci asır sonrasıyla yani Flavien Nersülalesinin imhidatı, inkirazı ve arkadan dörtlü imparatorluklara geçiş ona dayanır. Doğrudan doğruya Kuzey’den gelen göçlerdir. Yani bugünkü Avrupa’nın etnik oluşumu büyük ölçüde bunlara dayanır. Kim var Kuzey’de? Şimdi Kuzey’deki gelenler hepsi bizim Jermanik kavimler dediğimiz Indo-Aryan kavimlerdir. Yani bu çok önemli bir şey. Bunun üzerinde özellikle durmamız gerekiyor. Çünkü hakikaten bu önemli bir fasulye.
Yani şuradan, yukardan. Evet yukardan geliyor. Şimdi bu gelişin sebepleri var. Bunun fizik olaydan sebepleri var. Yani buranın coğrafyası ile bu geçişler farklı coğrafyalardır. Ve farklı tarihciler üstelik. Evet yani gelişleri. Burada kimler vardı? Burada birileri vardı. Burada bir kere kelpler vardı. Fransa’da.
Bunlar Galya onun için. Yani şu Asterix’i okuduğumuz yüzyı kavimler. Sonra bugün sık sık kavgasını duyduğumuz şurada bu kalan artık baskılar. Baskar vardı. Bunlar Celtic kavimler. Gene burada Britanya’da olan, gene Gal diye bildiğimiz, bak Saxonyalılar yazmış herif. Bu olmaz işte. Burada Galler var. Hâlâ Galya burada. Welsh. Ve tepede tabii şurada şeyler var. Duyduğunuz üzere. Irlandalılar. Irlanda Celt bir gruptur. Konuştukları İngilizceye bakma. Asimilasyon var. Dilirtmeye çalışıyorlar. Sefaretlerin adı mesela. Başı adı Heyrun falan. Ama konuşmayı bilmiyorlarsa uzmanlar bilir. Dildiri Celtce. Celttir bunlar. Ragape. Ve Skotlar, Skotçiye’de böyle bir Celt grup vardır. Onlar eskiden beri orada. Gözde gelmemişler. Şimdi ikinci akım dediğim gibi, İmperatorluğun inkirazı sırasında başlıyor. Hangi İmperatorluğun? Roma tabii. Çünkü Roma birinci safhada hepinizin bildiği gibi, Germanya’yı ama bugünkü Almanya’nın güney kısımlarını aldı. Bunu böyle çok lokal yazmış. Yani Mainz denen bölgeyi aldı. Augsburg’a kadar. Kolonya’yı aldı. Köl. Kolonya’yı aldı. Kolonya, Gripilense, Köln yani. Triere, Kolonya. Bavarya sonradan şenlendi. Bu çok önemli. Ve buraya giren Roma lejyonları, Genellikle bütün lejyonlar gibi çok karmaşık oldukları için, içinde Suriyeli bulursunuz, Berberi bulursunuz, Asyalı bulursunuz. Herkes vardır. O da çok önemli bir şey. Çünkü buralarda nüfus kalabalık değil. Eski. Bütün bu yöreyi yani… Yani Roma İmparatorluğu’nun askeri aslında bu bölgelerden geliyor. Afrika’dan Asyal’a geliyor. Evet. Şimdi Roma, tarihin başında İtalya yarımadasını, üstünden Yunanistan’ı ve İllirya’yı, İlliryalılar da ayrı bir ülktür. Ve ondan sonra bugünkü gördüğümüz bu Balkanlar Avrupası’nı ve ondan sonra İskender’in mirası olan imparatorlukları, Serevkosları, Ptolemaios Hanedanı, buraları ve Kartaca’yı yenerekten buraları aldı. Bu çok önemli. Bu Doğu Roma’sı, yani Asya ve Afrika’daki Roma İmparatorluğu çok deniz bir konu. Bunu klasik Roma ilimleri, yani Roma tarihçileri henüz keşfetmiş ve düzenlemiş değiller. Bu çok açık. Bunu bilmemiz lazım. Çünkü gençlerin şeysi için söylüyorum buna, Roma tarihi işlenmiş, bitmiş bir tarihtir. Biz ne yapacağız demeyin. Yapacak çok şeyiniz var Türk olarak. Çünkü bu kıta Roma İmparatorluğu’nun çok önemli bir kıtasıdır. Buradaki çeşitli… 1000 sene daha haldırmış bir yer. Daha çok tetkik edilecek. Bak şimdi Zerzalan Kalesi çıktı. Orada da bu eski İran, yani Sarsaniler Devri’nin mitra kültürü, partların ve sarsanilerin mitra kültürü, bilhassa parslıların, yani ikinci, üçüncü asrın
Roma’daki tesiri, Hıristiyanlar rakip bu. Eğer askerliğe ve savaşçılığa önem vermeseler, öbür kitleleri daha kolay bende edebilirlerdi. Çünkü felsefe daha inandırıcı. Çok açık bir şey. Bunların araştırmaları var, bu dil araştırmaları var. Roma’nın bu kısmı çok enteresan. Ama Roma doğuya hakimdi. Roma o zaman bütün burayı da hakimdi, burayı da hakimdi. Şimdi Yulius Sezar’dan itibaren buralara ilerlemeye başlıyor. İster istemez. Yani İsa’dan önce üçüncü yüzyılda itibaren. Hayır, İsa’dan önce birinci asır. Birinci asır. Ve artık İsa’dan sonraki birinci asrın içinde Roma es impera orbit universum. Yani bütün dünyaya hakimdir Roma. Böyle bir şey.
Burada dolayısıyla Galyalılar var, kelp dediklerimiz. Bunların iç göçleri kavimler göçlerinden sayılmıyor. Roma hakimiyeti sırasında. Galli heykeli falan var biliyorsunuz. Yani buralara kadar gelmişler. Ankara ve Yozgat Galatya’dır. Kelplerin ülkesidir. Bunların lisanlarında çok acayip isimler var. Yani hakikaten İdefiks gibi, Asteriks gibi Destamentum Ankiranum’un Roma’daki, yani Aga’daki Augustus Mahbedi’nin karşı sell’a duvarında yazan yazıya baktığınız zaman orada Ankara’nın, Galatya’nın kendi tarihi söz konusu edilmektedir. Ve burada okuduğunuz meselelere dikkat ediniz. Bakınız çok enteresan bir şey. Siz orada isimleriyle ve yapılanmalarıyla ayrı bir kültür göreceksiniz. Bu Roma kültürüne girmesine rağmen. Demek ki o göçü sayamayız. Bunların Kafkaslar’la ilgileri nedir, kimse ne bileyim ben. Hepsi teoridir. Ama var gibi bir şeyler görünüyor. Çok enteresan. Hamit Sübeyl Koşay gibi bir adam, ciddi bir adam. Rahmetli, oturdu. Bas dili ile Türk dili arasında ilişki kuran, belki çok şey ispat etmeyen ama enteresan bir uzun makale yazdı. Bu şaşılacak bir şey çünkü birtakım benzetmeleri, en azından aglutine bir dil olduğu için, ek kök yapısıyla giden bizi çok ilgilendiriyor. Sizin bugün söz konusu ettiğiniz problem olan, göçü dediğimiz şey, doğrudan doğru imparatorluğun hiç tanımadığı, tanımaktan da hoşlanmadığı ve şu lafı seve seve kullandığı. Barbarus Superbus, Barbarus Saibus, vahşi barbar, küstah barbar falan gibi kelimelerle andıkları kavimler. Şimdi dikkat ediniz,
Yunanda barbar demek, orta çağdaki İranlıların Farsça konuşmayanlar için, hükümdarlar için falan, Mahmud-u Gaznevi için kullandıkları bir tabir var. Melik taziguyen diyor, yani kapancı bir değil, gargar eder diyor. Küçümseme değil bu, Farsça bilmeyen demek. O barbar, Yunanistan’da işte ayrı bir semahsızlığı daası olan bir adam. Yani böyle çok lisan bilmeyen falan teşhili değiller. Ama barbarlar bir insanın Roma’da eğer eğitimli biriyse bir lisan, iki lisan falan bilmesi gerekiyor. Dolayısıyla barbar lafı bunlar için kullanılıyor. Yani galyalılar için değil, İspanyadakiler için değil,
diruitler için değil, doğrudan doğruya bu yukarıdan gelenler için. Boylu, boslu, osfrizyalılar gibi, uzun sakallı, İskandinavyalılar gibi pis. Efendime söyleyeyim, her şeye dayanıklı. Yarı hayranlık, yarı barbar dedikleri şey. Hangisine baksan mesela Yürür Sezar bunları çok ciddiye alan bir komutan. Askeri stratejideki öğretim, bir yere gittiğin zaman savaşacaksan çevredekilerle, önce kastranı yapacaksın yani odun ordurgağı. Tom Hicks romanlarından biliyorsunuz en azından oradan geliyor. Etrafına kanalları kazacaksın. Yani böyle valum fossaatum konstruy edeceksin bunu. Efendim, bunsuz olmaz. Galyalılarla savaşta Sezar’a dedi ki maiyeti, Yürür Sezar’a, herifler kabak gibi oturuyor karşında, gelin şunları avlayalım, bitirelim işini. Yok dedi, hiç belli olmaz. Buzdağı dedi, önce işini yap dedi ve çok haklı çıktı. Çünkü teperediklerinin arkasından geliyorlar, sayıları çok kalabalık. İlber, şey örneğini verebilirsin Varus’un başına geleni. Kimin? Varus. Ha tabi kuzeyde biliyorsunuz Quirinus Varus konsül lejyonlarla gitti galiba. 8 veya 9 lejyon her birinde 6000 kuvvet ama 3’üyle gitti zannediyorum. Büyük bir kuvvet. Burada heruslar vardı şu kuzeyde heruslar. Herusların başında Hermanus dedikleri, Herman dedikleri Alman buğulları bugün bir başbuğu var. Şimdi bunu tepelediler. Çünkü herifler ağaçların üstünde meyve gibi bitiyorlar yani. Lejyonların düzeni dağılıyor, mahvoldu orada Quirinus Varus. Bugün bile Almanların okul şarkısıdır böyle. Yani böyle çok enteresan bir şey. Ben de Römer, Frekev, Almanlar, Romalılar şımarınca sonunda Ziknaht, Doçland, Nort, Almanya’nın kuzeyine gittiler. Ondan sonra Fornede, Ferdmarschall önde, Hint’ten de Trompet’ten titritat, titritat, titritat. Ağırma Quirinus Varus, zavallı Quirinus Varus.
Bugün bile askerlik için bunu kullanıyorlar. Bu böyle bir bölge. Burada mahvoldular. Yani güney şeyi bitti. Yülyüz, Sezar’ı unutursa bir komutan başına gelenleri göreceksiniz burada. Bu çok önemli. Peki İlbel Ağa bir şey soracağım. Şimdi bunlar niye aşağı gelmeye başladı?
Şimdi tabi teori, çok söylenen teori, bunların efendime söyleyeyim burada üredikleri, bunlar hepsi bir kere niye bunlar üremiyor da onlar ürüyor? Efendim bunlar boylu-boslu. Boylu-boslu adamların öbürlerinden daha çok üredikleri ne malum. Yani Çinliler hiç boylu-boslu değil. Tarihte üremeleriyle meşhur.
Yani milat sıralarında 50 milyonluk bir memlekette Çin artık daha o zamandan. Ben bu teorileri ciddiye almam. Bunlar önemli değil. Burada doğrudan doğruya fauna, flora, fizik, geografi ve jeoloji bileceksin. Onu şimdi Celal yapacak. Peki şimdi bu ikinci asımdır. Bunun üzerinde bunlar geldi. Bu ikinci akım. Bak Gotlar geliyor.
Got. Bu doğrudan doğruya İsveç-Norveç’ten. Bu adamlar böyle bir rota çizilmiş bunlara. Çünkü bazıları hakikaten kırma yerleştiler. Bizans İmparatorluğu’nun sınırlarını zorladılar. Burada Roma’dan bahsediliyor. Sonra da Got’ları görüyorsunuz. Yani bunlar küçük Asya’ya girmiş değiller. Ama bu bölgeyi çok tesir altına aldılar.
Valens, İmparator Valens öldü gitti ya. Tabii Valens burada savunma yapıyor. Burada ölen bir imparator var. Julian Apostatus. Apostatus biliyorsunuz. Julian Apostatus muhtemelen pagan tanrılara tapma gibi bir gerilik yapmadı. Konstantin’in büyük yeğeni. Hırs yandıktan çıktı. Ama eski çok tanrılı dine girdiği şüpheli.
Daha çok mitra olabilir bu adam eğilim olarak. Onu da maalesef İranlılar yendiler. Yani Ammianus Markelinus’u okursanız orada bunu görürsünüz. Bunlar sonraki akım. Bunu söylemiyoruz. Bu Got’ların yanında asıl Vandalılar önemlidir. Vandalılar öbür kabiledir. Bunlar da buradan çıkardılar. Onlar da İsveç’ten geldiler. Onlar da İsveç’ten geldiliyor.
Got’lardalar ise gene buradan Frisland, Gotland, oralardan inenler. Ve bunlar İtalya’ya kadar inecekler. Lombardiya memleketi ve işte Milano bugünkü onun başkenti. Bunların adını taşıyor. Ve aynı şekilde Got’lar bir yerde ikiye ayrılıyorlar. Ostrogot’lar, Doğu’ta Vizigot’lar, İspanya’da.
Yani İspanya’da Tarık bin Ziyad’ı karşılayanlar Vizigot’lar. Ve onlar yenildiler. Vizigot’ların İspanya’dan kendilerinden evvel gelip kovaladıklarına doğrudan doğruya Vandalılar deniyor aynı bölgeden. Bunlar öbürkülerinin aksine daha böyle yumuşak tabiatlı, daha entrigan, daha kıskanç. Fakat Kuzey Afrika’da bile bunları itelediler.
Vandalılar şurada eski Kartak’a kaybolmuş arazi ve Tunus’tan ileri gidemediler. Buranın berberiler bir asıl yerlileri ve bu insanlar bundan dolayı çok açık söylemek gerekir ki çok ilginç bir biçimde. Telefonu çok güzel çalıyor. Evet yani bu saatte telefon ne demek onu da bilmiyorum.
Yani hiç bilmiyorum işte aramak da istemiyorum. Boş ver. Kusura bakmayın. Burası çok enteresan bir biçimde bunu iterek geliyor buraya. İnat varıyor. Bir şey mi oluyor? Evde yangın oldu demek istiyorlar herhalde.
Bunlar çok ilginç bir biçimde bu takımı itmişler. Vandalılara bugün sahip çıkanlar tek Habibbur gibiydi. Tunus’tan onlardan geldiğini söylüyordu. Peki bu vandalılar tekrar buradan Sicilya ve Sardunya üzerinden Avrupa’ya mı geldin? Avrupa’ya geldiklerinden değil yani Napoli, Sicilya falan güya onların ülkesi oluyor. Ama onu bilemeyiz çünkü Sicilya maşallah herkesin olduğu bir yer.
Asıl memleket Fenikelilerin sahip olduğu bir yer. Bak bütün burada İspanya’nın Atlas Okyanusuna açılan bölgesinin olduğunu biliyorsun. Hangi şehir? Lusitanyalıları. Hayır Lusitanyalıları tam şu bölgede biliyorsunuz. Orada, sonra burada mesela Malta en önemli şey Malta adası ve tabii Kartaca Sinip gitmiş. Bunlar Yunanlar’la arkadaşlar. Çok önemli bir şey. Ne kadar sürmüş bu? Önce bir gotlar gidiyor sonra bu da bunlar gidiyor. Bunu ayrmak istiyorsanız MÖ’den sonra 3. asır ta 5’e kadar devam ediyor.
Gotlar 2. asırda? Hayır sırf gotlar değil bunlar ayrı şeyler. Gotlar var ondan sonra Lombardlar var, Vandalılar var vesaire. Gotlar bunların hepsi İsveç’ten geliyorlar yani İskandinav bölgesinden ve buradan. Şimdi istisnalar var mı? Burada bir takım Germanik kavimler var kelt olmayan.
Mesela Güney Almanya’daki Süepler, Schwab. Hatta bunların tarihini Sezar yazmış oluyor çünkü Sezar’ın ünlü eseri Debello Gallica’da bunlardan bahsediliyor. Mesela şu, şuralarda kelp milletler var Hayedular ve başka milletler var onları biliyorsunuz.
Hayır buna bakamayız yani ne oluyor? Yangın mı var yoksa çok mu büyük bir taraftar mı var oluyor bunu anlamıyorum. Yani bu çok enteresan bir şey. Kapat o zaman telefonu istersen. Evet kapatamıyorum ama bu kötü bir telefon biliyorsunuz. Bunu derya alsın götürsün iyice bedel. Kendisi baksın birisi.
Ne sözü? Ben adlısı tamam. Bu kabilelerin içinde çok enteresan bir şekilde bu milletlerin tarihini görüyorsunuz. Bunlar büyük göçten evvelki Germanik kalıntılar, Schwablar falan. Schwaben dediğimiz yerde yaşayanlar. Bunların kuvvetli de başbuğları vardır. Başbuğ denir buna.
Çünkü Latinler bile bunlara Rex falan demiyor, Regulus diyor. Şimdi burada Hayedular var. Bunlar Sekuan denen kabileyle kavgaya tutuşuyor şu merkezi bölgeyi ele geçirmek için.
İkisi de birbirleriyle baş edemedikleri için Sekuanlar Schwab başbuğundan, Aryovistus’tan, öbürleri de Romallardan yardım istiyor Hayedular. Hem de çok enteresan burada yaşayan insanlar bu kabileler Holstein kültürü dediğimiz kazılarda bulunan katmandan beri demiri biliyorlar.
Silah yapıyorlar. Araba bildikleri yok. Ve silah yapmalarına rağmen demirle fazla bir şey yaptıkları da yok. Ve yazılarının olmayışı dolayısıyla ne konuştuklarının tespiti çok zor. Yani bu ayrı bir dal filolojide. Dolayısıyla bu adamları miladın başlarında bile dünyaya tanıtanlar Romallardır. Eğer onlar olmasa yani Julius Caesar gibi büyük bir komutan ve Tacitus gibi büyük bir gezgim ve antropolojinin babası diyeceğimiz adam, Germania eserini yazan biz bu adamları tanımayacağız. Onun tanıdığı Germenler bu sonradan gelenler bu bahsettiğimiz Godlar değil eskiler. Mesela bunu Aryovistus’u yazıyor Caesar değil mi?
Intergalos Magna Discordiaeerat. Büyük bir çatışma vardı keltler arasında. Itacoe, Hiedui küçükler, Aromanis, Romallardan, Zekuani, Asuebis, Auxilus, Svaplardan yardım istediler. Aryovistus Validus Regulus, Sveborum, Sveplerin kuvvetli başvuru derhal bunlara yardıma gitti.
Set post victoriam ama zaferinden sonra non moda ap Hieduis victis magna distributa exequebat. Yenilmiş mağlup Hiedulardan sadece onlardan büyük vergiler almakla kalmadı.
Set etiam, şeyin dahi Svebus kazanan kendi adamı olan Sveplerin topraklarını Sveplere dağıttı. Svebus litrebat. Bu bak Batı Feodalizminin feodal kuruluşun tam bir şey geliyor herif alıyor bir yeri. Sonra da ona bunu dağıtıyor. Kendi adamlarının varanlarına dağıtıyor. Sonra Sezar diyor, Sen ne bu haltı yapıyorsun? O da senden korku yok diyor. Tabi yeniliyor. Şu bölgede yenildi ve bir düzen takıldı. Roma o zaman kuvvetliydi ama ikincisinde aynı şey olmadı. Kimse ne zaman oldu bu işin? İkincisi işte bu üçüncü asırdan itibaren. Peki Hunlar ne zaman geldi? Bunlar nereden geldi? Hunlar çok enteresan. Beşinci asır üçüncü bir dalgadır. O dalgayı bunların içine koyamazsınız. Doğudan kimler geldi? İşte asıl önemli şu gelenler. Hunlar buradan geldiler. Hunların isimler dairinden o da latince yanlış zikredilen isimlerin dışında lisanı hakkında fikrimiz yok. Fakat isimlerin etnolojik malzemelerin ve hareket tarzlarından anlaşılan bunlar çuvaşların ataları.
Bolga boyundan. Çok ilginç bir şey bu. Ve bu insanları biliyorsunuz çok sonra sadece Romalı yazarlar ve komutanlar değil, çok sonraları İbn-i Fadlan da inceledi. Yani Zeki Velidi Togan’ın en önemli katkısı dünya tarihine İbn-i Fadlan’ı bulup buldu ona. Meşet’te. Meşet’te camide bulmuş. Camide bulmuş ve şey yapmış yani oturup incelemiş, nesretmiş. Ondan sonra onun kaynakları için koşuştu. Siyasi mahkum olacaktı az kalsın. Kaçmak için gittiği bir yerde bile kaçakçı rehberleri deliriyormuş buna. Senin yüzünden mahvolacağız diyor. Fotoğraf makinesi de yok. Kaydedeceğim diyor. Bilmem ne diyor böyle çizeceğim diyor.
Yani bir dert bir alim. Böyle ama bir şey vardır. Çok derin bir coğrafyacıdır Rus ekolünden tabi. Ruslar. Evet yani eğitim bu Rusya ve o ekolden olduğu için çok derin bir coğrafyacı. Coğrafya bilgisi, zooloji bilgisi, hidrostatik bilgisi bilmem nesi olan bir tarihçi. Çok önemli bir şey bu. Rus ekolojisi. Rus ekolojisi. Rusların getirdiği bir tarihçilik.
Zeki Veli’ydi Toghan’ın biliyorsun asya haritası vardır ya. Evet. Coğrafyayı anlatan. Yani ona göre çizgi anlatıyor. Çok önemli bir şey. Yani gerisi tarihçilikte. Bizde başka türlü bir şeydir. Şimdi orada kimler var o son akımda. Ona gelmedik. Orada Hunlar var. Avarlar var buradan gelme. Çekoslavakya onların buluntusudur. Ve çok sonra Mogollar, Tatar denen başka kabile o ve İstikıpçak kabileleri etraflarında onlar 13. asırda bugünkü Rus vatanına girdiler. Yani bu son kalıntı elan devam ediyor bence. Bunun yarattığı kriz elan devam ediyor. Slavlardan bahsederseniz o başka onlar buradaydılar.
Kalıntıları Doğu Almanya’daki sorflardır. Sırp değil sorp. Yani ayrı bir azınlıkta. Onlar buradan buraya doğru hareket ettiler. Buranın otokton halkı yani bugünkü Ukrayna, Volgaboy, Dniyepur, Dniyestir havalisinde bilinmeyen anlağın milletler var.
Kökeni çok iyi bilinen ne yaptıkları, ne ettikleri, gayet iyi savaştıkları devlet düzenleri, başbuğularının, başbuğelerinin, kraliçenin, Tomius dediğimizin, hepsinin üzerinde bilgimiz olmasına rağmen
lisanları üzerinde filolojik kurgumuz ve bilgisi olmayanlar var. Bunlar çok enteresan. Yani bu iskitlerdir bunlar. Biz de bunları Türk olarak kabul ediyorlar. Bazıları İrani diyor. Bu gibi şeylere ben girmiyorum. Çünkü filolojik ispat belgelere elde olması lazım ki tasvir edilmiş olsun.
Bunlar vardır. Bunların bulunduğu, üstünden geçtiği bir kıtaya, Finlilerin, Fin memleketi, hala orada mordubalar falan var Volgaboy’n da, slavların yerleşmesiyle
milattan sonra 8.-9. asır, 10. asırda yazıları alındı, Ruslar var. Birden bire 13. asırda doğudan son akım geliyor. Bu önemli. Yani bunu tespit etmek zorundasın. Peki şimdi bir şey, biraz toparlamak istedik. Bunlar burayı, Roma’yı yıkanlar, bunlar mıdır?
Hayır. Hunlara Roma’yı yıkmak nasip olmadı. Çünkü onlar geldiler, buraya kadar indiler, geldiler Roma’ya kadar tehdit ettiler. Fakat çekildiler. Peki Hunlar da mağlup oldular. Bunların Paris’e kadar geldiği, Fransa’ya da geldiği? Yok, Hunların herhalde Fransa sınırlarına geldiği söylenebilir. Atlarını atlatamadık diye şey geri dönüklüyor.
Evet, yani veşürler falan. Orada Abdila’nın mağlubiyeti vardı. Galiler karşısında. Galiler karşısında. Galilerden dolayı değil, gene Roma ordularından dolayı. Ama bütün bu tarifler, tasvirler de Roma kaynaklarına geldi. Onu da bilmek lazım. Tek garipli kaynak. Avarlar yerleştiler buraya kadar. Bu çok önemli. Hunların kendileri ne kadar kaldılar? Bugünkü Macaristan’a Ungarya diyor herkes ama kendileri Macaris. Macaris, orşak diyorlar. Orşak Türkçe bir kelimedir. Or, orda lafı. Bunların bu şeyden çok Hunların kendi kanıtlarından, olmalarından dolayı değil. Doğrudan doğruya bazı Fink kabileleri ve bazı Macar kabilelerinin oluşumuyla gene doğudan geldikleri açık. Ama buralar Hunlar oraya da girdiler tabi. Eski Panonya, Roma Panonyasına. Hunların girisi dolayısıyla bugün dünya orayı Hungarya, Hungari falan gibi tanıyor. Yapımız budur. Yani göçler budur.
Bu göçler Batı Roma’yı sarslılar. En son Ostrogatlar, Odovakır girdi Ravenna’ya aldı. Ravenna’da bir yerleşti. Romalılarla anlaştı. Ondan sonra Cüslingen ta 6. asırda buraya aldı. Ve güzel bir laf kullandı. Ekzarchia. Yani mümtaz eyalet. Bizde mümtaz eyalet denen şey.
Bu Ekzarchia Autokefal Kilise gibi bir şey. Bulgar Kilisesi Ekzarchia olarak kuruldu 19. asırda. Ortodoks Fener’den ayrılırken ayrılmış çünkü. Peki bunlar buraya geldiklerinde. Buranın yerli halkı ne oldu? Buranın yerli halkı Galyalılar kaldı. Üstüne buradan Franklar geldi. Franklar buraya da geldi fakat kalabalık Franklar. Ve daha başka milletler Langobartlar bilmem ne. Alemanlar var. Alemanlar ayrıdır. Fransızlar onlara bakarak Almanlara Aleman diyor. Halbuki Aleman ayrı bir millettir. Strasburg Alsas aşağıda Almanya’da Freiburg. Avusturya ayakkabısının ucundaki Vorarlberg. Tamamen lehçeleri farklıdır. Adetleri farklıdır. Asıl Alemanlar onlardır.
Evet kendilerine göre de eğitimli kazançlı bir millettir. Fakat Aleman takımı ben size söyleyeyim. Bunlar o kadar enteresan insanlar ki. Bunlar istemiyorlar şeyi yani savaş ayrılma bilmem ne. Öyle bir problemleri yok. Mevcut federal otonomi yetiyor. Ama hiçbir şekilde de bağlı oldukları yerden pek hoşlanmazlar.
Kendilerini severler. Avrupa’nın devletsiz halklarından biridir. Yani Atlas’ta… Yani bugün aslında Fransa’nın mesela çok etnisiteli yapısı bu göçlerden kaynaklanan bir çok… O etnisiteli yapıyı Le Visage de France diye diyorum çok esaslı bir kitap olması lazım. Lazım dediğim yani tesirleri bakımından çünkü okunursa görülüyor. Fransa aslında nasıl karmaşık bir yapı. Yani ben yazıldığı zaman kitap nasıl bir etki yaptı bilemiyorum. Çünkü ben geç okudum onu tabii. Bunlar hepsi biz kısa pantolon giyerken siz daha yoktunuz bile dünyada. Ortaya çıkan kitapları brodelin herhalde sarsmıştır. Anladın mı? Gelmişler burada birikmişler birikmişler. Tabii Frank’lar geliyor. Frank’ların getirdiği dünya çünkü Kral Clovis, Clotilde ile evli.
Clotilde artık Dejah Hıristiyan’dı çoktan Hıristiyan olmuştu. Bu 6. asırdır. Bunları da kimden öğreniyoruz? Jaden Gregor de Thur dediğimiz bir klasik historiograftan öğreniyoruz. Şimdi bakın şurası Cadiz şurada. Atlantic’i söz ettik Atlantik okyanusuna açık olan. Burada mesela Kartaca ve burada Beyrut.
Bu ikisi yok oldu kalıntılarından başka bir şey yok. Malta ile burası. Bu Frank’lar burada Galce iki küçük yerde yaşıyor. Bretonyada ve Normandia’da değil mi? Bir de burada Basklar bölgesinde. Bir de dediğin o Galce konuşan Bretonyada Normandia var ya. İngiltere’deki Galler ile anlaşabiliyor musun? Aynı dili konuşuyor. Ama git sor bakalım bunlar için ne diyorsun? Amma der Salanglö der Britannik falan der. Yani işte kalkıp bunlar da bize benziyor. Bizim güzel iyi Breton. Evet. Ben hayret ettiydim zaten bizimkiler dedi Galler ile gayet rahat anlaşıyorlar. Tabii Bürotonlar zaten memlekete yani Bürotonluk burayla olan yakınlıktan ileri geliyor değil mi? Angul Saxonlar diyoruz. Saxonlar buranın Saxonları. Ama burayla ne ilgileri var? Almanya’nın Saxonları hiçbir alakalı yok. Yokmuş. Aynı şeyi konuşuyor ama git sor bakalım ne diyorsun arkadaşın içinde? Ne diyeceğini görürsün yani çok önemli bu. Bu Avrupa’dır yani burada önemlidir. Bu çok büyük bir şey var. Şimdi buradaki insanların kaybolmuş kültür.
Ama şurada Malta’lı ile Beyrut’lu, Lübnanlı bir araya geldiği zaman ayıramıyorsun. Zaten Diaspora’da bunların hepsi birlikte gemiyet kuruyorlar. Fatih hayret edersin Malta’nın Arapça, İtalya’nın… Oturalım biraz. Ben ondan Lugatis dedim. Malta izliliği diye bana 6 cilt herhalde eşeği yükleyip getirdi bana.
Dedim ya İmber 6 cilt Lugat aldım ben kendime deyince bana da 6 dedi. Ben zaten şöyle bir şey zannediyorum eşek yükü lazım. Düşünebiliyor musun abi Malta’da konuşulan din 6 cilt… Arabçadır aslında Arap tarifi kullanmıyor. Fenike alfabesi de kullanmıyorlar. Fenike alfabesi değil mi bunlarınki? Yani eski Kartacalılarınki Fenike alfabesi, Anibalink’i. Fakat dilin zenginliğini ben hayret ettiydim ya.
Dil zengin ama bütün Akdeniz orada. Ve bu dil yaşıyor. Nerede yaşıyor Malta’da ve Beyrut’ta. Şimdi Beyrut’ta yani Beyrut değil bütün cebel aslında. Yani bu bölgenin artık Maroniler’i falan kendilerini Lübnan’da böyle ayrı bir şey zannediyorlar. Artık Arapça ya Arap alfabesine dudak bükmeye kadar geldi bu iş yani.
Bir yerde ayırmak kendilerini bunlar tabi bizi şimdi ilgilendirmiyor. Onları bizden evvelkiler tartışırlar. Yakında 5 kişi çıkıyor ya. Hadi geçelim. Güler Bey. Arkadaşım benim üzerimde durmak istediğim bu özellikle doğudan gelen Hunların takip ettiği yol ve Hunları iteleyenler arkada. Şimdi İlber dedi ya sebepleri var bu göç.
Bir tane bir şeyler var. Germenler var bildiğim. Bir Kuzeydekiler var. Onların sebepleri var. Onlar çok şey yedi. Mesela o Germenler geliyor. Baltık’ta milletler var. Bu milletler nece konuşuyor? Konuştukları asıl diller. Bugün Litvanya ve Latvya’da konuştular. Finkeli akraba ya. Hayır. Sanskrit ile akraba eski Latince ile.
Yani Latince ve eski Sanskrit 8 tane İsmali falan Litvanya ve Latvya’da, Letonya’da yaşıyor. Şimdi onların yanında bir de Pruslar vardı. Bu Pruslar deyince biz böyle senin bazen tıpkı onlar gibi konuşuyorsun. Bağıra bağıra Almanca’yı. Bu Alman minferli herifleri hatırlıyoruz. Yanlış onlar Prusları yiyen herifler.
Yani memleketin adı Prusya kalmış. Böyle şey olur. Mesela Slavlar gelen Bulgarları yediler. Bulgaristan oldu onun adı. Bulgarlar aslında Bolga boyu millet. Bir ara gelmişler bitirmişler, emirmişler onları. Bu Pruslar da, Germenler bu Prusları yemişler. Ama memleketin adı Prusya. Lisan çok enteresanmış yani buluntulara kadar.
Bunlar hepsi daha geç oluşumlar. Estonya galiba. Estonya, Finlanda akraba. 1,5 milyon akraba değil konuşuyorlar. Aynı dil. Yani ben baktım aşağı yukarı Azerbaycan ve Anadolu kadar yakın birbirine. Yapma ya onu bilmiyorum. Bazı şeyler çok enteresan. Mesela Polonya, Çekya, Slovakya bunlar aynı dili konuşurlar.
Çekya da yasak olan kitaplar, tercümeler falan Polonya’dan gelir. Onu okurlardı. Onun için bizim Cevdet Rusça, Bulgarca onları bildiği için Çekoslovaklarla falan anlaşabiliyor. O kitaplara bakabiliyor. Tabii herkes okur. Yani bir tane şey bilirsen derece derece çok rafineler olmamak şartıyla bir ansiklopediyi okuyabilirsin.
Polonya’ya hayret ettiğin. Yani bizim Cevdet’i saldı o Avrupa’ya. Herkesle konuşabiliyor. Şimdi Fatih’cim. Benim üzerimde durmak istediğim dediğim gibi Avrasya’dan gelen göçlerdi daha ziyade. Onun için biz ikinci haritayı alalım. İkinci arkadaşlar. Bir de başka bir konuya daha değineceğim ki o Vikingler işin içine girdi mi önem kazanacak. Mesela Amerika’da böyle göçler yok.
Nedir? Amerika’da böyle göçler yok. Yok. Şimdi onu anlamak istiyorum. Geçler serbest teker teker. Edeberkan dahilinde. Bak burada. Şu. Mavi gösterilen alan. Meşhur step alanı. Aslında.
Evet Toynbee meşhur İngiliz tarihiçisi Toynbee step’e çok güzel benzetme yapmış. Step diyor okyanus gibidir. Yolculuk için çok iyidir ama yerleşemez. Orada oturulmaz. Ama diyor. Yolculuk için meşhur orta asya step’leri dedikleri bunlar. Şimdi bundan sonrasını alın. Şimdi bak Amerika’da da step’ler var.
Kuzey Amerika’da. Güney Amerika’da yanos ve pampaz. Fakat dikkat edersen Amerika’daki step’ler kuzey güney yayılıyor. Evet. Öbür doğu batı. Doğu batı. Bu neden önemli? Bundan sonrasını alalım. Bak. Asya’da şu gördüğün ılman bölgeyi görüyor musun? Hı hı.
Buradaki göçler ılman bölge içinde oluyor. Adam iklim bölgesini kat etmiyor. Hayvanı da beslemek için gereken bitki aynı giydiği elde. İklim değiştirmiyor yani. Hiçbir değiştirmiyor. Buna mukabil Amerika’da bak. Otuz bin sene evvel şuradan giriyorlar. Görüyor musun bak. Kaç tane iklim kusura bak. Dört tane çok şey geçiyorlar. Evet. Ve Amerika’dakiler daha ziyade burada yerleşiyorlar. Bir de şurada tropikal bölgenin dağlık bölgesine yerleşiyor. Daha serin. Daha serin fakat Oreyana Pizarro’nun adamı Amazon’dan geçerken şurada diyorsun Oreyana’yı gönderiyor Pizarro. Git bakalım ne var orada diye.
Pizarro hayret ediyor Amazon’da burada diyor milyonlarca insan yaşıyor diyor. Bugün yok o insanlar. Milyonlarca dediği tabii yüz binlerdir. Ama kalabalık diyor. Kalabalık diyor. Bunlar şuraya geliyorlar. Burada gemiler yapıyorlar. Kendi yaptıkları gemilerle Amazon boyundan gelip buradan Karayip’lere gidiyorlar.
Fransızca Oreyana kitap yazıyor fakat burada vurgulamak istediğim şu Amerika’da bu kültürler arasında herhangi bir temas yok. Avrasya’nın tam tersi. Şimdi bundan sonrasını alayım. Bak. Göç yapılan yere bak. Yirmi derece ve yirmi beş derece santikrat. Bunlar yaslıcaklıkları.
Ideal. Bu bölge üzerinde hareket ediyor. Şimdi ben biraz önce ilbere dedim ya Amerika’daki göçün olmaması. Vikingler açısından çok ilginç istisna teşkil ediyor Avrupa’da. Vikingli de soğuktan sıcağa doğru geliyor. Avrupa’da. Evet. İklim değiştiriyor adam. Evet. Onu ayrıca tartışacağız değil mi? Bundan sonrasını alalım. Çok sonra yapılan şey. Bak bu. Ee, General Proje Valsky’nin kitabından Sivers bunu almış. Evet. Avrasya steplerinin bu temsili bir görünümü. Evet. Yani şeyden ııı sanayileşme ve şehirleşmeden önce. Toynbee’nin dediği çok güzel anlaşılıyor burada. Atlar var. Dümdüz. Dümdüz.
Bak şu mesela Ekuz Proje Valsky. Proje Valsky’nin keşfettiği yabani at. Şimdi bir tane daha bulundu Ekuz Kiyan diye. Ama Mongolia’da elen o atlar var. Hayır. Mongolia’dakiler. Bizim atların evet küçük bizim atların bir ırkı. Bunlar değişik. Bambaş herhalde. Değişik bir tür bu. Ekuz Proje Valsky değişik bir tür. Ve ilk defa bunu Proje Valsky keşfediyor. Bundan sonrasını alayım. Develer de var değil mi? Çift örgüsü de var. Her şey var. Bir önceyi al arkadaşlar. Bir öncesini al. Hecin develeri. Bak bu develer var ya. Bu çift örgüsü develer. Bir isim verdi Ta Fatih. Bak Hedin dedi. Sven Hedin. İsveçli Seyyaf biliyorsun. Ama bu develer daha önce de biriniyor. Bunlar Toynbee’nin dediği Step Okyanusunun gemileri. Ama öyle o hatta. Evet. Develer öyle. O develerin ıslah edilmesi yani Baktırıya develeriyle öbürlerin ıslah edilmesi Osmanlı İmparatorluğu’nda kullanıldı. Doğrudur. E yani çünkü biz deveyle taşımak zorundaydık. Başka bir şey değilken yoktu. Evet. Step’lerdeki bu kervanların hepsi deve kullanılıyor.
Yani en önemlisi… Bak mesela yak. Bu yak öküzleri bilhassa Step’in güney kısmında ve Tibet’te en çok insanların hayatına etki eden hayvan. Bu kürkünü kullanıyor, derisini kullanıyor, sütünü kullanıyor, boynuzunu kullanıyor, kemiğini kullanıyor. Kendisi de kullanıyor. Çekil, çekil, çekil. Aynı zamanda onu da kullanıyor.
Tamam mı? Bak antiloplar, küçük tarla fareleri, bunlar tabii biliyorsunuz büyük bela. Çünkü veba yiyen. Veba ateşi. Veba yiyen. Buradan başlıyor. Bundan sonrasını alayım. Bakın ben burada limesi çizdim. Bu Roma İmparatorluğu’nun en geniş zamanını sınırlara koydum.
Kıza ısınır. Tamam mı? Şimdi. Orada bak magnetoğrutu şey var. Mainz ve Rambo’yunda kolonya var. Kolonya, evet orası. Onu geçemezsin. Ondan sonraki Turingenler falan. Trevor onun üzerinde durmak istiyorum. Almanlar orada yeni bir şey keşfettiler. Nedir o? Onu anlatacağım şimdi. Bakalım şuna.
Az orada bir şeye dikkat edin. Bugünkü Turingen ormanları, Turinglerin İsveç’ten geldikleri yer. Evet. Yani Riguna dedikleri galiba Norveç’in falan. Bu arada tabii İsveççe, Norveççe, Danimarkacı’yı diplomatik olarak kullanıyoruz. Danca’yı. Bunlar aslında birbirlerinin şivesi kadar yakın birbirine. Fakat çok hassaslar. Ve birinden birine çeviriyorlar.
Niye bu işi yapıyorlar bilmiyorum. Enayilik bana sorarsın. Vay bir başka iştir. Yani bu olacak işte. Çeklerle sivaklarda çeviriyorlar. Danimarka’ya olan reaksiyon mu? Çünkü Danimarka buraların hepsine sahip gibisi var. Evet. Evet. Reaksiyon bunlar. Bundan sonrasını alayım. Şimdi bak şuraya gideceğiz. Burası Augusta Trevörorum. Bugünkü Trier şehrin. Kalpars’ın doğduğu yer.
Burası çok önemli bir şehir. Burada Roma imparatorları yaşamış. Kolosium var. Yani sınırda olduğu halde. Fakat bunun başka bir önemi var. Hipodrom var, kolosum var. Her şey var ya. Muazzam bir şehir. Bundan sonrasını alalım. Bak bu şehrin etrafında bir sur var. Tamam mı? Bu da meşhur bu hala ayakta Porta Nigra. Karakapı. Karakapı. Bu eski şeye girilen yer. Bu Augusta Trevörorum’a girilen yer. Evet. Şimdi bu tahrip olmadı. Yani o bina hemen hemen iki bin yaşına yakın. Evet. Orada duruyor. Burada ilginç olan biz biliyoruz ki buradaki arkeolojik kazılardan. Bu şehrin içinde bu göçlerle gelen adamlar. Yani bunlar burayı saldırıyla falan almamışlar.
Gelip yerleşmişler. Gelip yerleşmişler. İş bulmuşlar bilmem ne yapmışlar falan. Yani Trevör barışçı bir hareketle işgal edilmiş. Kontrol altında mı? Orası Roma’nın. Evet. Kontrol altında. Ama burada yavaş yavaş nüfusta bir değişiklik yaşar. Yerlilerle Roma karışılıyor. Yani göçle. Yukarıdan gelenlerle.
Doğudan gelen. Bunlar var ya burada. Bunlar mı? Gotlar mı? Kim oluyor? Hepsi var. Hepsi var. Bunların hepsi buraya gelmişler. İş bulmuşlar. Ve Alman arkeologlar şimdi bunları çıkartıyorlar. Ve diyorlar ki burada yakılmış yıkılmış bir yer yok. Evet gelmişler. Güzel güzel demografik olarak değiştirmişler onu. Roma, romalılığını kaybetmiştir.
Bu yani bugün bizim düşünmemiz gereken çok önemli bir fark. Peki bugün Avrupa’nın göç karşısı duruşunun sebebi geçmişin bu anılarından dolayı mı? Bunu İngiltere başbakanı Boris Johnson açıkça ifade etti. Boris Johnson’un mesleğini biliyorsun. Klasikçiyim. Evet. Dolayısıyla biliyor bu hikayeyi. Şimdi bak bundan sonrasını alayım. Burada kimler yaşıyordu?
Burada yaşayan adamlar şunlar Patrisyenler yani üst sınıf. Bu plebeyeyenler yani alt sınıf. Bu tip adamlar bunlar. Daha sonraki savaş dalgasıyla gelenlere bakalım. Bundan sonrasını al. Bu adamların karşısında onlar çıkıyor. Ama bu daha sonra. Bu kaç yüz yıl?
İşte bu beşinci yüz. Daha sonra. Yani bununla beraber limas deliliği. Bu belki 4-300’ler. Belki dediğin gibi. Şimdi bunların başındaki adamı biz tarihten biliyoruz. Bundan sonrasını al. Bu Attila’nın temsili bir resmi. Attila mı? Attila. Fakat ilginç olan biraz önce ilber dediği ya barbar bu. Barbar lafı Roma’da hakarettir. Evet bunlar Romalı için barbar. Yani bir Sezar’ı böyle düşünemezsin. Evet. Burada benim vurgulamak istediğim bu göçler esnasında her şey savaşla falan değil. İlber biraz önce söyledi. Bir kere ordunun içine sızıyor. Bir sürü adam. Asker olarak askere alınıyor. Askeri almıyorlar. Bütün şeyler. Protekte alaylar var yani koruyucular sarayda. İsyan çıkardılar. İmperator değiştirdiler mesela. Nehron alt üst edenler bunlar. Yani Kaligula’yı alt üst edenler bunlar. Zaten bir laf çıktı biliyorsunuz. Barak lafı çıktı. İsveçliler. Şimdi son safhaya geçerim. Rusya’nın normanlaşması teorisi. Ben norman teorisini tutmayanlardanım. Yani Rusya tarihliyle ilgilenenler. Bu norman teorisi şudur. Nereye o teoriyi? Bu gelen Slavlar, filmlileri de yuttular kısmen. Yaşıyorlar beraber falan.
Bu adamların 8.9.10. asırdaki değişiminin doğrudan doğruya İskandinavlara bağlanması. Yani o Roma’yı yıkanlar gibi. Ve coğrafi antiteleri buluyorlar. Mesela Rusya, Rotsi. İşte Röderer, yok Kayıkçı, Kayıya bilenler, gemileriyle gelenler.
Yok, Doğu İsveç’teki bir kabilenin adı. Bu Ruslara adını vermiş Slavlara. Yani Slaviyan takımına. Bu bir norman teorisidir. Yani İsveçliler, Varak denen takım. Bunlar tabi Bizans’ta koruyucu kuvvetler, saray muhafızları falan. Saray muhafızların hep yabancı olması lazım yerli halkta. Çok önemli bir şey. İslam dünyasında da oladır.
Hep öyle Türkler, Şerkezler falan getirilir. Ve bunlara bu Varak denen takım buradan geliyor. Yani Varenkler falan böyle. Bu bir kiralık asker alınabilir İskandinavya’dan. Bu açık. Fakat bu devletin ve milletin böyle kurulduğuna pek delil yetmez. Ve bu büyük bir kavga. Hatta müthiş bir kavga vardı.
Çariçe Elizabethan’da 18. Arslanın ilk yarısı. Akademide Alman üyeler vardı. Bunlardan Müller adlı biri bunu anlatıyor. Orygenist Rusların orijini diye. Oradan Popov diye bir astronom. Celal gibi tarihe çok meraklı biri. Eline kılıcını çekip akademisyen kılıcını üstüne saldırıyor.
Nostrum, Gandem, İlnes diye böyle aşağılıyorsun diyor. İnfamyafik istiyor. Aşağılıyorsun bizi diyor. Bütün millet Çariçe’nin önünde kapışıyorlar. Çariçe de diyor yani Profesör, Üstad siz bu sıra Sibirya tarihini yazmanızda çok büyük fayda var bu origenist.
Şahane de yazmıştır herif. Müllerin o Sibirya’nın keşif tarihi kitabı şahane. O sürgünün çok ceza olduğu bakımdan süperi. Çünkü kullanılması gerekiyor. Fakat Lomonozov falan öbür teoriyi tutuyorlardı. Hatta çok enteresan bir şey.
Ukrayna’nın ihtilalden sonraki ilk Cumhurbaşkanı Kruşovski, Profesör Kruşovski de Stalin ona bir şey yapmadı. Burcuva milletsi diye yollaması gerekirken beri hiç öyle olmadı. Çünkü bu teoriye karşıydı Norman teorisine. Yani Kiev Rusyası Rusların işidir diye. Başlıca delil ne biliyorsunuz gene coğrafiyedir.
Nestor Kroni’nde mevcut Dnieper’in kollarından biri Rus adını taşıyordu. Bu koldan gelenler Rus Devleti’ni kurdular. Rus aristokratlarının iftar ettiklerinin en önemli şeylerden biri. Biz Kiev çarlarından geliyoruz. Kropotkin ailesinde ne diyor? Biz diyor ki’ev çarlarından geliyoruz.
Dev krezlerinden geliyoruz ama bir grup var. Almanlardan geliyor. Onlar Baltık Almanları. Neseri Ode falan. Çok geniş bir grup da var. Yani Tolstoy, Pushkin bunlar. Baltık Almanları az önce bahsedemeyiz Almanlar mı yoksa… Yok, Balta’ya gelen Alman Tötonlar mı? Bunlar Tötonlar değil. Bayağı Rus yada Türk. Yani Baltık aristokrasisi bayağı bir aristokrasidir. Ve Elit için 5 ton kitap yazılmış.
Çok enteresan. Çünkü o küçük şehirlerde o bir takım Finni, Litvanyalı, Latviyalı……ve sonradan gelme Rusların üstesinde bu herifler toprak sahibidir. Tüccardır, gemicidir. Böyle bir burunları büyüktür. Hakları da vardır. İyi tahsillidirler. General de bunlardan çıkar. Efendim General Totleben gibi. Abi tarih krisi bunlardan.
Sonra efendim kim var? Neser Ode, hariciye nazırı. Beniksen Danimarkalıdır. Yani böyle bir de bir Baltık aristokrasi vardır. Yani Sturmer, Şubu falan. Bu Engelhartlarıdır. Bir de bir üçüncü grup daha var. Üçüncü grup doğrudan doğruya Bizans’tan kalan insanlardır. Yani bunlardan bir tanesi Arnavut Hıristiyanıdır.
Tabii imparatorluk da yaptı. Kantakuzinoslar. Ve bunlar çok enteresan. Slavların içinde var Kantakuzinos ailesi. Bir kolu Kırım’da var. Müslüman takımı. Belki bittiler artık. Sonra şeyler var. Böyle Rachmaninov gibi adamlar var. Bunlar da hakikaten altın ordudan dönme insanlar. Mesela Sırnzki Şakmatov var. Feci bir marif nazırı. Akrabam? Evet akrabam olur. Tabii olacak. Yani anam benim değil. Fakat yani Şırınç Şak Ahmet’tir yani bunlar. Çok enteresan. Bunu Beniksen de söyledi. Biz nasıl akraba oluyorsunuz diyenler dedi. Biz hala nomadız dedi. Çünkü büyük annesi öyle. Yani bunlar devam ediyor. Bu çok enteresan bir şey.
Bu altın ordu bir hakimiyettir. Elan devam ediyor. Bunu size söylüyorum. Rusya tarihçilerinin çok önemleri. Bayılıyorlar bu devriyi incelemeye. Yani modern Rusya böyle yapıldı diye. Ve şark tarihinde Osmanlı tarihi, Kırımhanlı tarihi kadar sevmiyor. Bunları sevmiyorlar bu kadar. Onlar Akdeniz İmparatorluğu diyorlar. Yani Akdeniz yapısı bizi ilgilendirmiyor.
Mühim olan göçebeliktir Rusya’yı yaratan falan gibi bir teori var. Bu bakımdan bu Rusya tarihinde bunun en önemli bir safha olduğunu da katmak zorundayız. Yani bu çok önemli. Kiev nedir? Büyük tarihçisi, Türkoloji dünyasının ve Ukrayna’nın o milyon pritsak. Yine bu ekonomi adamı tabi o Batı Ukrayna’lı. Rusya’yla çok az ilişkisi olmuş onun. El Idris’i incelerken, Idris’i büyük bir coğrafyacı. Ciddi bir adam, faslı bir prensidir. Norman sarayında Roger’de oturdu. Yani Roger’ın zamanında orada oturdu. Kitabı Roger atlasında zaten. Çok ilginç bir şey yaptı adam. Ruslardan, İskandinavlardan bahsederken
adamın bir takım Norse bilgilerine sahip olduğu görüldü. Norse dili bilmiyor. Ama Latince biliyor. Ve gelen heriflerle, kibar adamlarıyla, yukarıdan gelenlerle Latince konuşuyor. Latince notlarını okuyor. Yani bu böyle bir devirdir. Arap dünyası bugün böyle ama eskiden böyle değildi.
Bir reklam arası vereyim. Sonra siz burada çay, kahve, beyefendi daha yemek yiyecek. Şuna basayım. Kim bu beni arayan? Ne oluyor ya? Telefonumu ben de vereceğim. Sonra da bir de şey konuşalım. Bu Anadolu’ya olan göçlere konuşalım. Çünkü Anadolu’ya olan göçler, biz hep 1071 falan değil ama Türklerin Anadolu’ya gelişip, 701’den çok önce başlamış Anadolu’ya. Ama sonra da çok geç de gelmiş. Çok geç de gelmiş.
Sürer bir… Çek bir seara verelim sonra. Kızım sen ona bak, çok önemli olabilir. Telefon kimde? Kimde kimde? Hilmi Hoca’m, Anadolu. Aşağıdan da bir göç dalgası var. Yine hemen hemen benzer bir yerden yola çıkan Türk kabimleri.
Bir yerden, iki yerden hatta sonra üç olacak. Anadolu’ya da doğru geliyorlar ama bu biz bunu 1071 ile tarihlediyoruz. Ama ondan öncesinde de gerek Arap Yarımadası’na, gerek bugün Irak diye bildiğimiz bölgeye, gerek Suriye’ye, gerek Mısır’a, gerekse Bizans topraklarına gelen yoğun bir Türk göçü var. Bu göç ne zaman başlıyor, ne zaman devam ediyor?
1071’de biz Alparslan’ın zaferi kazandığı, Malik’in zaferi kazandığında Anadolu’daki durum ne? Çoktan büyük olan Türkleşme başlamış mı? Evet. Şunun üzerinde ısrarla durayım.
Tarihte etnogenes dediğimiz, yani etnik kökenin, etnik karakterin değişimine sebep olan göçlerin en önemlisi, en sonuncusudur. Hatta demin bahsettiğimiz daha biraz geç tarihte Cerreyan eden Asya kavimlerinin Rusya topraklarına girmesinde bile bu kadar etkisi olmamış.
Daha ziyade medeniyet bakımından, giren Türkçe, Mogolca kelimeler bakımından böyle bir göçü İran’da ve Rusya’da hissediyoruz. Mesela kocaman bir lugattır. Türk, Mogol elemanları, modern Farsça’da Dörfer’in yaptığı bir çalışma bu. Öyle 10 bin falan değil, 20 bin daha fazla. Tıpkı bizde de böyle biliyorsunuz, %10’a yakın böyle bir Rumca, bir Slovenik nisanlardan. Tabi %40 da Arapçayı içeren Farsça. Biz Arapçayı Farsalardan öğrendik. Çok önemli bir şeydir. İran’da da tabi Türk kalıntıları vardır. Çok önemli ve bunlar o zamanlardan. Çünkü Türkler İran’la İslamiyet’ten önce de etkileri var ve 1050’lerden itibaren İran’da hüküm ferma oldular. Adı İran diye kullanmaya başlayanlar onlardır ısrarla. Bunda İranlılar büyük bir medeni bir tavırla söylerler.
Selçuklu devri derler, Türk devri derler, gizleme örter falan yani basit bir Balkan milliyetçiliğinden eser yoktur. Çünkü kendinden çok emin bir medeniyettir. Kendini çok beğenmiş bir medeniyettir. Haklıdır da yani. Şunu da hatta söylerler, askerlik düzen Türklerindir.
Edebiyat bizimdir, ilim Arapçadır falan gibi böyle bir şey dolaşır halt arasında. Yani bunlar önemli ve bu üç dilin tarifi işte efendim Farsi Şirines tatlı dildir. Türkiye bir Hönerist der. Ameri dolayısıyla herhalde.
Lugal Arap’tır diyor yani. Zeman Arabiyası, İslam Arapçadır falan gibi böyle bir karmaşık yapılır. Ama eski dili yani İran’da iyi bir edip, iyi bir edebiyat derdisi mutlaka Fahlevi metinleri okur. Hatta bizim İstanbul’daki İranlılar arasında böyle bir medeniyettir. Fahlevi çivi yazısı mesela rahmetli Lugal’de böyle yetişen bir Türk bilginiydi. Farsi şeyde bunu belirtmekte fayda vardır. Memnuniyetle takip ediyorum. Yeni Türkler, gençler henüz daha çok yarı yolda olmalarına rağmen eskiyi izliyorlar. Öyle olması gerekir zaten. Şimdi bu göçler konusuna geliyorum.
Alp Arslan’dan evvel burada Türkler var. Birincisi Peçenekler. Çünkü Balkanlardaki Hıristiyanlaşan Türkler, Roma klizesini yani Doğu Ortodoks klizesini kabul edenler buraya yerleştiler.
Yerleşme nedenleri çok açık değil. Yani belki kiralık askerler oldukları için, yardımcı kuvvetler oldukları için kendilerine hassaten Orta Anadolu yaylasında yer verilmiş olabilir. Peçenekler mesela Ankara civarında vardır. Sen daha iyi biliyorsun geçerken. Köyde vardır.
Bu gibi köyler de vardır. Bademli falan yani orada ismi Peçenek olmayan. Kipten bellidir tabii. Hiç kimse Oğuz Türkçe’sinin o farzlığını konuşmuyor artık. Kaybolmuş ama böyle.
İkincisi Danişmentler ve ondan evvel Hutalmış’ın zamanındaki bazı Türk birlikleri 1071’den evvel sızmışlardır Anadolu’ya. Bunların kalıntıları vardır.
Ve bu Danişment namelerden falan takip edilenler maalesef Bizans Kroniklerinin yanında geniş ölçüde şey kullanamıyor bizimkiler. Gürcü ve Ermeni ve Arami kaynakları.
Süryani dediğimiz kaynakları tercümelerin dışında kullanamıyorlar. Belki daha çok şey çıkacak. Bir sızma vardır. Ama şunu söyleyeyim 1071 bir miladi ölçüdür.
Yani sıfır noktadır. O demek değildir ki Alperslan, Sultan Alperslan savaşı kazandı. Diogenes ordularını dağıttı. Diogenes biliyorsunuz Romanos affedildi döndü ama bu sefer orada mahvettiler adamı. Problemi hiç buralara gelmek değil. Bizim bugünkü şehrimize gelmek değil. Orta Anadolu değil. Anadolu Selçukları o işi 13. asrın başlarında 12’nin sonunda falan tamamladılar.
Bu çok önemli. Yaptıkları iki şey var. Madde bir Hellenistlik Türkiye, Romanist Türkiye bilhassa Helen zamanı Türkiye’si. Anadolu Sumerian Mikrasiyası, Küçükasiyası dağları sevmiyor. Yerleştikleri dağ silsilesi daha çok. İşte bizim Hamid Tek’e dediğimiz, onların Psidialikya dedikleri. Pamfiryakıyıdalar ama oradan da bir göç olabiliriz mevsimlik.
Daha çok dağ sıraları. Yer bizim bugün Elmalı, Korkuteli falan dediğimiz çevre ve buralarda güzel şehirler var. Termesos’tan başlayarak Sagalassos gibi Ağlasos falan. Yani o dağ silsilesi orada o iki yere bağlı demek belki iklimdeki aşırı uçlardan kaçınmak için oralarda bir gelişme de olmuş.
Bir saplama yapayım. Orada güzel ovalar da var. Karstik ovalar var. Elmalı, Kesten. Kaynayan şöyle. Metal kaynamasıyla çıkan. Yani orası ne olacaktı? Çukur olacaktı. Kaynadı toprak oldu öyle mi? Derin çukurlar oldu. Herhâla olsa toprakları var. Haa. Enteresan bak bu teori. Bu teori onların benim bildiğim. Yani bu kürsünün. Yani Anadolu yaylası bir kalderon mu olacak? Öyle olması lazım diye sordum. Bilmiyorum tabi.
Yani buranın şey gibi tıpkı Yunanistan’daki, Girith’in kuzeyindeki Santorini gibi orada depremli çöküntü olmuştur. Böyle iki dağ silsilesinin ortasında bir çöküntü olanı olması lazım. Bunlar karstik ama. Bunlar şey değil. Su girmesi lazım. E niye yüksek bura dedim.
Metallerin kaynaması, soğuması, kaynaması, soğuması diye izah eden bir makaleleri var. Tabi bu Anadolu’nun çok bereketli bir ova olmasını sağlıyor. Yani onun için zengin bir ova. Yani Roma İmparatorluğu’nda İtalya gibi daha bile zengin buluntular gösteriyor. Bu kadar bol villa olmasın.
Olmaz. Bir zenginlik, iki korrupsiyon olması lazım. Ama olmuş ve var. Çok zengin bir yer ve bereketli bir toprak. Onu söyleyeyim. Yani bütün Akdeniz’in en zengin ovası Çukurova’dır. Çukurova 19. asırdaki bir yerleşme değildir biliyorsunuz. Kırıkya Roma Devri’nde de vardır ve zengindir. Kozmopolik. Ama Çukurova delta değil gibi. Delta. Delta olduğu için çok zengin. Ama niye o genişte mesela Mısır’dan daha zengin delta ağzından? Niçin? Niçin yani bu soru? Niye bu? Bunu daha zengin olduğunu bilmiyordum. Hayır, ölçümü alsana. Seni kafan hepsini ezbere yuttar. Ben diyorum gibi adam bile yutarsın. Hayır, Çukurova önemli bir delta. Hani niye o arazi daha geniş? Mesela İskenderiye Deltasından, Rahşit dediğimiz yahut Rosetta denen ecnebilerin, her şeyin hierogrif tabletin bulunduğu. Niye oradan daha zengin? Niye poğovası giden daha geniş?
Ya bunlar benim sorularım. Poğovası daha geniş. Daha mı geniş daha mı az benim bildiğim? Düşün, o Piemonte’den başlıyor. Ama bu da şeyden başlıyor aslında. Ta Silifke’den başlıyor. Silifke sahilde kalıyor. Silifke’den biraz ileriye gittin mi başlıyor.
Mersin’in bu tarafından başlıyor. Mersin’in doğusundan alabiliyor. Antakya sınırların içine giriyor. Şöyle diyeyim sana, İskender’ın körfezinin kuzeyi. Kuzeyi evet. Antakya’ya gelmiyor. Gelmiyor. Evet. Tamam. İskender’ın köfezinin kuzeyi. Tamam orada daha silsiz. Orada dediğin gibi Çukurova. Ben bunu merak ettim. Orada iki tane nehir var. Ama bu bir de daha eskiden mezkün bir yer yani burası. Tabii tabii tabii.
Bir de deriler var falan. Ama abi delta. Tabii tabii. Bir de deniz kenarı. Şimdi burada çok enteresan bir şey. Evet. Yani bu ülkede dağlara yerleşme faslı başlıyor. Bu birinci. İkincisi, San Paolese, ünlü İtalyan restorasyon profesörü her zaman ismi yaşayan biri. Resmen bize misafir olarak davet edildiğinde 1965’te büyük bir kıvanç ve şerefle asistanlarının falan bavullarını taşımıştık karşılayıp Ankara’da. Çünkü iki lafını dinlemek için falan. Bedrettin Bey, Tuncel galiba kurumun görevlisiydi o zaman.
Tanınan biridir Halil Hoca. Bizim Halil Hoca ona bir de mihmandarlık yaptı yani resmen. Pek yapmaz. Sultan Han’ına gittiler. Ve Sultan Han’ında demiş ki Halil Bey’e böyle ısrarla çocuğa sorar gibi iki üç kere bunun tarihi ne diyor. 1229.
Artık diyor, sen niye sorup duruyorsun diyeceğim diyor neredeyse. O tarihte İtalya’da böyle bina yok dedi. Ne doğru? Yok yani böyle bir silsile, bir ipek yolu. Bu anlaşılıyor Türklerin ne yaptığını. Yani orada oturmak için. Sultan Alparslan’ın böyle bir niyeti yok. Onun gözü Suriye, Filistin ve Mısır’a yerleşmek. Maalesef Halefleri bunu beceremedikleri için Anadolu’ya doğru bir dönüş yapılmış. Bu göç çok önemli. Bu göçle şu oluyor. Kendileriyle birlikte şehirliler geliyor. Farsi konuşanlar, Türkçe konuşanlar.
Kendileriyle birlikte köylüler geliyor. Köylere yerleştirilmişler parçalanarak bazen. Kendileriyle birlikte geniş ölçüde göçebeler geliyor. Türkiye tarihçilerinin en önemli eserlerinden birisi. Bu Oğuzlar Aklı Kitaptır Faruk Şümer’in.
O burada bir müznis nüshası bile, birinci baskı bile tükenene kadar onlarca yıl geçti ama mesela Azerbaycan’da neredeyse 7 milyonluk nüfusta 1.5 milyon basılmış. Düşün her evde var. İran’da öyle. Bu kabilelerin, aşiretlerin yerleşmesi parçalanarak acayip şeyler karşılıyor. Şimdi Çepniler Manisa’da çıkıyor, Giresun’da çıkıyor. İşte bu aşireti, imparatorluğu kuran Kayılar, Söğüt’ün şeyleri değil mi? Aşireti Söğüt’te var bir de Siverek’te var mesela. Çok enteresan yerleştirme. Bu bir yapılanma meydana getiriyor. Bunun için etnogeniz, elan karışık, denge güçleniyor. Bu Roma iddiasından dolayı kimse Türkiye, Mürkiye diye at koymuyor Anadolu’ya. Anadolu’ya da demiyorlar çünkü Yunanca bir laftır, doğu demektir. Tıpkı Horasan’ın eski Farsıya’da doğulması gibi.
Anadolu’ya, Güneş’in yükseldiği yerde. Horasan, doğu. Bu memleket Roma adına düşkün, Rumi yani çok ilginç. Ve İtalyanlar bize bu adı verdiler, Türkiye, Türkmenya diye. Çünkü Ceneviz, Florenso, Amalfi falan böyle dolanıyor etrafta adamlar.
Yani nüfusta bir kalabalıklaşma var. Bu arada çok enteresan oluşumlar var. 1924-2224 mübadelesine kadar Orta Anadolu’da yani bugünkü Konya’nın adıdır, Karaman eyaleti ama geniştir o. Ta aşaya kadar giderse, Spartalara, Burdurlara, Nidelere kadar kalabalık bir Türk-Hıristiyan nüfus vardı.
Bunların İncilleri, Yunan harfleriyle yazılar. Metis bir Oğuz Türkçesidir, tertemizdir. Yani böylesini her metinde bulamazsın. Konuşmaları da zaten odur. O baltanın çok güzel bibliyorafyaları var.
Balta bazı şeyleri o kadar iyi bulduk ya ama mesela biz bile aşilde okurken, geliyorsun şeyini bulduk bazı. Fern mecması çıkarmış adam Karamanlı dilinde. Osmanlıca, aman. Türkçe Fern mecması çıkarıyor. Coğrafya var ya. Fern mecması çıkarıyor, mecmah çıkarıyor. Bunları verdik. Çünkü Sansur prearable olduğu için önceden vereceksin. Bunları barşivde buluyorduk. Veriyordum ben onlara yani şey değil benim saham değil. Enteresan ama okuma yazma öğrenmek için onu şey yapacaksınız.
Yunan harfleriyle Türkçe çok ilginçtir. Mesela bu bizde Rembetico diyor ya yanlış o. Çünkü Meylepe B’yi karşılıyor. Rebetico olacak falan. Onun gibi imla takip ederek Türkçede de böyle yapılmış. Bunlar gitti kayboldu.
Yani mübadelede gitti kayboldular. Balta dedi, Evangeli Balta onlardan bir arkadaştır. Sonra Elizabeth Zachariah’dır onlardandır. Yani bunlar enteresan bir şeydir. Şimdi bu insanlar nedir? Bunlar herhalde Türklerin Hıristiyanlaşmışıdır. Yani Hıristiyan’ın Türkleşmesi değil. Çünkü böyle Türkçe konuşamazlar. Gerekli de yok. Lüzum da yok. Ya bunlar Türklerin Şamanizm’den Hıristiyan’dan geçen. Selçuk Devri’nde böyle bir şey var yani boş sahaba. Gagavuzları anlıyorsun. Çünkü yukarıda daha yabancı. Orası bir Müslüman devleti karatorluk değil.
Yani bugünkü Moldova, Ukrayna’nın kısmı, Bulgaristan’ın bir kısmı ama Tuna boyunun yani burası öyle değil. Şimdi o bakımdan burada bir önemli bir asimilasyon, programlı, masakrlı bir asimilasyon yok. O anlaşılıyor.
Kaldı ki tabii Helenizm küçük asliye sahip çıkıyor. Ama bunun tarihi esas itibarıyla hepiniz çok iyi. Biliyorsunuz Yunanistan’ın klasik devrinde başlayan bir süre. Yani Pericles Yunan halkını doyurmak için, sınıfların sıkıntı çekmesini önlemek, vatandaş statüsündekilerin çok sürünmemesi için zengin ve fakirin,
Yunan kolonileri çağını başlattı. Yani Sicilya’yı. Ya ondan da önce şeyi düşün, Miletus’u düşün. Kirit’ten gidiyoruz. Evet, Kirit’ten gidiyor, Miletus’tan da Marsilya’ya kadar, Foca’ya’dan dolaşıyor. Evet, değil Foca’dan tam artık gidiyor. Bazıları çok sonra Karadeniz’e çıkıyor. Fakat Anadolu’da bir kolonizasyon başlamıştır. Bu kolonizasyon o kadar da yaygın değildir. Ama Yunanca öyle bir dildir ki, yani her yerde konuşulacağın bir dildir. Roma hakimiyeti başladığı zaman. Onun için Romalılar bütün mâbetlerde, bütün kitabelerde, Suriye’de bile Yunanca yazarlar, yanına Latince yazarlar. Mesela Aramca o kadar kullanılmaz. Ama bilinir oralarda. Bizde tamamen iki dil. Nereye bakarsan iki dil.
Bu bir süreçte. Bu süreçte tabi başka milletlerin olduğunu Ermeniler gibi, Aramiler gibi. Yani birisi Sami, birisi Aryen, Yunanca başka bir dil. Ve hatta bazı yerlerde de Latin kolonileri olduğunu bilmemiz lazım.
Bunlar şiddetli asimile edilmiş. Helenizm kültürel olarak ve günlük ilişkiler itibariyle kolay asimile eden bir kültür. Yani bu Türkçe’de de vardır. Bütün Rumeli’de falan görülür bu. Asimile eder kültür. Yani sopa elizm yok. Dili kullanarak, konuşarak, iş yaparak falan. İstki çağda bunun başka tarzı da olmaz zaten.
Mesela Efes’te önemli bir Roma kolonisi vardı. Latince konuşan. Erimiş zamanında. Türkler de böyle bir şey yaptılar. Yani Ermeniler kiliselerin arasında münafaret var Helen unsurla. Kendilerine sahip çıkıyorlar bir şekilde. Beraberlerini de tutuyorlar.
Suriyaniler için aynı şey söz konusu. Bu tetkik yapıldığı zaman görülüyor. Bundan dolayı bir etnogenetik bir yapı, bir etnik yapı değişimi var. Ama bu tabii 20. yüzyıla kalmıştır aslında. Yani 20. yüzyılda birtakım olaylarla belki tamamlandı ve mübadene çok etkin bir yol oldu. Yani Anadolu’dan tabii herkes karaman, Türkler dediğimiz Roma Türkler gibi değil. Helenler de var. Mesela Ürgüp’te karamanlı takımı şeyler yaşar. Yanıbaşındaki Sinasus Soğanlı ya da Mustafa Paşa’nın taşıyan yerde Helenler otururdu. Yani orası öyle. Bunların azalması falan değişti. Bu bir uzun bir süreçtir ama.
1000 yıllık bir süreçtir. 1000 yıl gitmiyor da 8 asırlık diyelim. Bizim burada oturuşumuz 8-9’dur. Denizlere çıkışımız daha geçtir. Ama Türk Bahriyesi bu açığı kapatmıştır. Yani Türkler denizci millet değildir. Balık atları bile başka değil. Çok azı bizim.
Fakat bu açığı kapattılar. Çok önemli daha da kapatırlar. Son olaylarda Bahriye’ye karşı aşırı düşmanlık beslenmesi ve onun eritilmesi buna dayanıyor. Çünkü Doğu Akdeniz’de Türk donanması istenmiyor. Bu çok açık. En başta müttefiklerimiz istemiyor bunu. Bu açık yani. İstemiyorlar. İyi bir anı değil.
Ve halk düşüncesinde Türkiye’nin küçük Asya’nın Türkleşmesi kabul edilir bir hikaye değil. Bilhassa Müslümanlaşması resmi politikanın diplomatik dilin dışında, geniş halk katmanlarında
çok sıcak kanlı bir direniş yoksa da soğuk kanlı olarak bir halk kültürü olarak devamlı bu şekilde gidiyor. Yani bunun bilindiğini zannediyorum. Bu göç yolunda çok ilginç olan denize yönelik değildir bu. Dağ ve yayladır. O bakımdan Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulma ve genişleme döneminde Türk ırkanı Anadolu’dan toplanarak bilhassa Karaman Bölgesi’nden gene mecburi sürgünlerle hiç tatlı bir şey değil bu. Balkanlarla. Yani otobüse ve 3. mevki trene bindirerek gitmiyor insanlar. Bayağı telefat var o sürgünlerde. İşte Balkanlara yerleştirmeleri. Bir kere yerleştikten biraz tadına baktıktan sonra çok seviyorlar. Ama ona kadar eminim ki çok büyük reaksiyon vardı. Nitekim bu Menkıbevayar’da mesela Mahmut Paşa Menkıbesinde Mahmut Paşa sürgünü durdurmaya gayret eden biraz halkın şeylerini dinlemeye çalışan biri bir papaz ailesinden devşirilmiştir. Mahmut Paşa’yı Veli oldu adı. Yani halk Karaman Bölgesi’nde nefret ederdi. 15. Yüzyıla Masalör. Tabi efendim yani Karaman Osmanlı’yı sevmez. Çok açık bundan dolayı. Zaten hava falan birbirlerini yemişlerdi. Ama halka kadar intikal etmiştir. Çok ilginç doktora çalışmaları falan var bu konuda. Bu iş sonra tabi başka yöre doğru gitmiş. Şimdi bu memleketin ilginç şeyleri bunlar. Yüzleri. Ve Balkanlarda bir Türkleşme var ama çok derin, çok hızlı, çok yoğun değil. Bu etnogeniz değişiminde bazı şeylere dikkat edeceksiniz. Mesela Çar Devri’nde işgal edilen ya Rusya açısından artık ilhak edilen Müslüman bölgelerinde, Alman bölgelerinde Baltık gibi Rus yerleşmesi var fakat hiç o kadar yoğun değil. Ve çok daha ilginç olan bu gelip yerleşen Ruslar birkaç nesil sonra oraya uyuyorlar. Hatta Müslüman bölgelerde oranın diliyle konuşuyor. Adetlerini benimsemeye başlıyor. Sayı o kadar kalabalık değil. Asıl Ruslaşmak çok enteresan bir şey. İsteren veya belki istenmeyen tecelli Sovyet devrindedir. Sovyetler Bediüzzü’nün endüstriyalizasyonu çok kuvvetli bir göç var. Yoğun bir göç her yerde. Ve bu yoğun göçlü entermaryal dediğimiz karışık evlilikler artıyor. Ve dolayısıyla bir etnik yapıda böyle bir değişik renklenme var. Bunu görüyorsunuz. Hem bir gerilim yaratıyor, kütleler arasında. Hem de bir baskı, direnç var böyle. Değişmeye başlıyor tabii. Çok ilginç ama süreç eden devam ediyor. Fakat sana bir şey söyleyeyim mi? Aynı şey Alman İmparatorluğu Avustura için de. Ben 24. Açıdığında şeye hayret ettiydim. Çarlık zamanında 19. Açılığın ortasında Geografik Cesgayop Şestvo için saray yapmış adam. Ama o çok önemli. Kim gider oraya?
Ruslar yapmış. Üzerinde meşhur coğrafyacılar. Ruslar da var. Almanlar da var. Almanlar ama çok seviyor. Daalman Weiss mesela. Daalman Weiss de görüyorsun bu literatürde. İsmi bir şeyde de var. Şimdi Radloff Alman asıl. Başka kim var? Pallas’ı düşün. Pallas var. Başka kim var? Samayloviç Rus. Mesela Şmit var. Şmit var. Müller demin bahsettik. Yani bunlar müthiş adamlar. Yani bunlar coğrafyacı. Bunlar tetkikatçı. Ama Sibir’de tetkik yapan adama bir askeri konforunda verilmesi lazım. Sibirya tetkikleri önemli. Ama şey şu var. Şu çok önemli. Bu tip bir kültürel şeye kültürasyon kuvvetliymiş. Bu sonra azalmış. Yani bunun önünde üzerinde duracağız. Bak bir şey ben orada hemen söyleyeyim. Kovtava Savaşı’nda Stralenberg esir düşüyor İsveçli bağda. Gönderiyor bunu Petro Sibirya’ya. Sonra doktor Mesaj Smit geliyor. Pardon doktor Mesaj Smit önce gönderiliyor Sibirya’ya. Araştırma yaptı. Stralenberg esir düşünce Petro diyor ki sana diyor iki şık.
Ya esir kampı ya diyor gidip Mesaj Smit’e asistan olur. Stralenberg hemen diyor ki beni asistan olmayı tercih ediyor. Gidiyor ve biliyorsun ilk Türkçe Lugat’ı bu adam yazmıştı. Çünkü oradaki dilleri tanıyor. Radlof da öyle yaptı. Yani bunlar önemli fakat şunu söylemek istiyorum. Bu etnogeniz dediğimiz olay yani yapısı bunun değişmesi imparatorluk da doğal bir gelişme halinde gider. Bu kolonializm devrinde yapılmıştır. 18-19’a bilas da aittir. İngiltere bunu çok efendice yapar ama çok planlı ve şeyce götürür. Fransa çok kabaca yapar. Yani böyle Kuzey Afrika’da Arapçayı falan yok edecek şekilde Fransızca’yı sokmak bayağı bir aronans yani.
Fransızca Fransızcadır güzel dildir ikiniz de. Bu çok iyi biliyorsunuz. Ama Arapça da Arapçadır yani böyle bir şey olmaz yani. Bu çok saçma bir şey. Bunun eski imparatorluklarda böyle bir şey görünmez. Mesela Avusturya-Majeristan monarşisinde böyle bir şey yok. Almanca kendiliğinden bir lingua franca olarak anlaşma dilidir.
Kültürüyle gelir ama öbürleri de ondan birbirine bir sediye yarışı dediğimiz rekabet içinde devam eder. İçiçe giriyorlar. Maraşer Radetski’yi al diye çek ya. Avusturya için neler yapıyor adam. Ama çeklerin çok güzel Almanca konuştuğu Prager Doçta geliyor. Oradan taşır herhalde Avusturya’nın diyaleklerinden çok daha iyidir. Ve İlyavusturyalıların yani bizim bir hocamız vardı Türkiye tanır onu. Doktor Kristinos. Diyalekten nefret ederdi. Bu şeydi Brno’luydu. Güney şey Sület Almanya’sı. Bir yana da Pulaşka’yı tanıdım öyleydi mesela o doğralıydı. Tanıdığım insanlar vardı bir gün bir telefon etmiş biri. Sizi dedi biri aradı bir hanımefendi.
Kim acaba dedim. Valla ismini vermedi ama Prager Doç konuşuyordu dedi. Hemen anladım tabi. Ailemizin dostunu aradım. Birik beni aramış Prager Doçlu biri dedim. Aha gülüyorum. Kaç nesil Viyana’da. Bu diyalek bilmeyiz derdi Profesör Jansky mesela Jan. Bay unschauzaman ne diyalek ki isproch. Peki bir tek daha göçlere dönsek Ceylan abi sana bir…
Şimdi bu göç bizde bu şekilde bitiyor bağlayın ona çünkü bu çok önemli. Bizde göç ikinci arpten sonra artmıştır. İkinci arpten sonra artmıştır. Ama zannediyorum yapılan işe bağlıdır. Doğu Anadolu’nun Ermenileri bazı köy ve şehir zanaatlarında öncelikleri ve marifetleri olduğu için tarımda hayvancılık dışında çiftçiliğe daha çok önem verdikleri için çoban değillerdir. Herhalde bir nüfus itmesi dolayısıyla batı taraflarına daha erken göç ettiler. Bu çok önemli. Ve yayıldılar hatta Klikke’dekilerde mesela Suriye tarafına göç ettiler. Klikke’de değil küçük Ermenistan diyorlar. Evet orta çağda doğanlar şey Klikke, Katoliktir onu da söyleyeyim. Ama o nüfusun bir de böyle Lübnan ve Suriye’ye göç edisi daha erken başlamıştır. Çünkü orada iş görecek şeyleri var. Sonra sonra dağlı olan, hayvancılıkla uğraşan nüfus ikinci harbi bulmuştur iç göçlerde. Yani bu çok önemlidir. Ve bugün bu çok yüksek oranda devam ediyor. Şimdi iç göçü bu kadar hareketli olan bir memlekette dış göçlerin olması da kaçınılmaz olabilir. Çünkü kırsal nüfus dağılıyor. O zaman onların yerine o işi yapacak başka kırsallar geliyor. Ama Diyarbayur ağabey şimdi Türkiye bugün önünden bahsettiğimiz zaman kırsaldan daha çok kentlerdeler. Nerede? Kırsaldı değil kentlere geliyorlar şimdi İstanbul’da.
Şimdi kırsalda köylülükten insanlar nefret ediyor. Göçte gelenler de kırsal değil ki Suriyeliler de şehirlerde. Suriyeliler zaten yanlış politika. Suriyeliler şehirlidir ve yaptıkları işler, meşgaleler hiçbirisi bize lazım değil. Burada var onlar. Efendim ayakkabı yapıyor dedi ailenin biri. Evet, bana da ne ayakkabı burada yapılıyor zaten.
Yani ve bu artan çok fazla bir nüfus geldi. Hepsi dediğiniz gibi çok elit olanları da Almanya falan götürdü 100.000 kişiyi. Bunlar tabii ki burada bir kötü tarafı daha var. Bu tip göçlerde asgari ücretin altında çalışan insanlar var. Sayıları çok kalabalık oluyor. Ve bu tip bir işçi kitlesi bir de merdiven altı sanayi dediğimiz sefil bir sanayi yaratıyor. İstanbul gibi coğrafyası sınırlı, benden iyi biliyorsun. Nüfusu kaldıramayacak bir fizik kitle bu, görünmemiş bir şey. Bunlarda bu çok büyük tahribat yaratıyor. Ama hep aynen söylüyorum çok yanlış anlaşılan ve iktibas yapılan yer. Öyle her yerde de konuşamaz olduk neredeyse. Çünkü başka türlü kendine göre çiziyor millet. Afganistan’dan gelenler lazımdır. Onları köylerde kısaldır lazım. Çünkü onlar kısalı gidiyorlar diyorsun. Hayır, atçılık yapıyor. Bu memleket atçıdır. Ölmüş bu iş. Ziraatı terk ediyor. Köylümüzü köye göre yetiştirememişiz. Olmuş bir kere artık.
Bu saatten sonra ağıt yakmayacağım. Onu temin etmek zorundayız. Bir de biliyorsunuz bizim göç kanununda, vatandaşlık kanununda, iltica kanununda, statüler ayrı sığınmacı ve iltica da Türk ırkından olmak diye bir gerekçe var. Bu bir ırkçılık gerekçesi değil. Bu din olarak, dil olarak zulme uğradığın zaman buraya gelirsin. Çünkü kültürel azındığımızsın. Bu geldiği vakit onu bir şekilde kullanacaksın. Bu Afganistan’dan gelene bunlar da dahil. Suriye’den gelenler de var bunlar. Halep Türkmenleri falan. Bunlar kabul ediliyor ama büyük bir kitle olmaz. Bir de böyle bir ülkede olmayacak bir şey vatandaşlığın bir satış komusu olmasıdır. Çünkü Güney Amerika değiliz, Kuzey Amerika değiliz,
Güney Afrika değiliz. Buraya gelmez yer yok. Türk vatandaşlı çileyle çekilir. Yani Rumeli’den gelen de, Irak’tan gelen de, Kafkas’tan, İran’dan gelen de arkasında tragedyalar ve dramlar yatar. Öyle boru bir şey değil. Onun için bunu tasvip etmek de mümkün değil. Bu kadarla ben konuşmak isterim. Peki, Ceylan biraz dırsana geçecek. Bir öğretim üyesi dostumuz diyor ki 13. yüzyılda Anadolu’nun tektonik olarak talagetten diye görülüyor. Göçlerle bunun bir bağlısı var mıdır diye soruyor. Hayır, hayır o doğru değil. Öyle mi? Anadolu hep hareketliydi. Dönem dönem, mesela Kuzey Anadolu fayının 20. yüzyıldaki faaliyeti gibi. Ama istatistik olarak bakarsan bir artma falan yok. Yalnız kayıt tutmada zaman zaman azalma var. O da sosyal olarak ortalık çökünce, tabii kayıt tutulmuyor. Evet. Stabilite olduğu zaman kayıt tutulur. Peki Ceylan abi şimdi bütün bu göçlere baktığımız zaman, birinci yüzyıldan başlayarak Kuzey’den gelenler var.
Türklerin de yine hemen hemen aynı dönemde Kuzey’den aş. Sivirya’nın kuzeyinden bu Doğu Türkistan ve Batı Türkistan enditelerini biliyoruz. Hep bir Kuzey’den gelenler var. Sonra bunların Doğu-Batı hattında özellikle Batı’ya doğru dağılmaları var. Bunun doğal sonucu olarak da hem siyasi değişiklikler var hem az önce bahsettiğimiz etno değişiklikler var.
Bunları üst üste koyduğumuz zaman bütün bunlar sonuçta her göçün bir siyasi sonucu ve genellikle de bir imparatorlukları ya da mevcut devletlerin değiştirme söz konusu olmamış mı? Olmuştur. Şimdi Asya’ya bakarsan, Asya’da Kuzey’den gelenler Çin tarafından hep asimile edilmiş. Hayır. Kayak uysuruyor. Hayır öyle. Çin asimile etmiştir. Mesela Roma bunu beceremiyor.
Roma yıkılmıştır. Bu göçler sonunda Roma’ya gittik. Daha mı kalabalık bunlar öyle? Efendim? Daha kalabalık gelenler. Hangisi? Roma’ya gelenler. Tabii. Her şeye dayanıklı herifler. Hem daha kalabalık hem Roma zaten İçin’den başlamış çıkmaya. Çin kadar sağlam değil Roma. Çin çok değişik bir kültür. Şimdi Kuzey’den gelen Çin’e bakıyor. Ne görüyor? Güzel kadınlar.
İpek. Rahat bir yaşam. Yemekler. Yemekler. Şak diye uyum sağlıyor. Halbuki Kuzey’den gelen Roma’da öyle bir rahatlık bulmuyor geldiği zaman. Roma zaten çöküntüye girmiş vaziyette. Mesela şehirler boşalmaya başlamış çoktan. Yani asiller şey takımı. Ne derler? Patrisiyan takımı şeylere kaçmaya başlamış.
Şakalarına falan. İşte bu orta çağın zaten tetiğini çeken bu olaylar. Sen biraz önce dedin ya feodal yapının yayılmaya başlaması. Yani barbarların feodal yapısı. Roma’nın sınıflaşması, arazi dağılımı falan. Roma’ya tabii bir de Roma’nın çok büyük talihsizliği bu olaylar olurken Hristiyanlığı şahlandırıyor. İdeoloji de hazır. Yani ideolojik olarak çünkü Hristiyanlık medeniyeti içinden kemiriyor ve çökertiyor. Evet. Çin’de öyle bir şey yok. Yok doğru. Çin’de din yok. Çin geleni asimile ediyor. Bir iki Konfütyüz klasiği öğreniyor. Yok daha adam birkaç bir şey öğreniyor ama mühim değil. Eğer sen Çinli oluyorsan belli bir imtihana tabi oluyorsun günün birinde.
Çok az insan. İstersen mandarin bile oluyorsun. Evet. İyi sen. İyi sen. Kötüysen hiçbir şey olmaz. Ama hiçbir şey olmamak da zaten Çin’deki ahalinin çoğunun kaderi pek de bir fark etmiyorsun. Yani oraya geliyorsun. Sonra sen iyi askersin. Kuzeyden geliyorsun. Çinli seni kullanıyor. Hemen iş buluyor sana. Ve sen Çin’deki hayat rahat olduğu için Çinli’ye baş kaldırmıyorsun. Çinli’ye baş kaldıran ta 19. Yüzyılda bile vardır. Çin’in fakir fukara şey halkıdır. Köylü halkıdır. Mesela Tayyip’in ihtilalini düşün 19. Yüzyıl’ın ortasında şeyler baş kaldırıyor. Oradaki garibanlar baş kaldırıyor. Gelenler baş kaldırmıyor. Gelenler hatta bu baş kaldırıları ezmek için kullanıyor. Roma’da tam tersi. Roma’da gelen adam baş kaldırıyor. İmparatorluğu biraz önce İlberç söyledi. Satışa çıkartıyor ya. Duydun mu? Roma İmparatorluğu’nu satışa çıkartıyor. Pretor alayları yani böyle bir şey. İteye geçirmişler yani. İmparator kim daha öder? Evet. Ve sen iyi ödüyorsun. İmparator oluyorsun. Kısa bir süre sonra öldürüyorlar. Daha iyi ödüye giriyor. Daha iyi ödüye giriyor. En hafif bir dengesizlikte yeniyorlar seni.
Tabii. En hafif bir dengesizlik. Roma’yı bunlar olurken Hristiyanlık içinden çökertiyor. Evet. Hristiyanlık burayı çöktürdü. Hem göçler beraber olunca. Beraber olunca çökertiyor. Değil mi? Mesela şimdi şeyi al. Selçuk İmparatorluğu’na al. Değil mi? Özel Anadolu Selçukları’na al. Anadolu Selçukları iyice yumuşamış Türklerdi.
Bir Baycu gelip dağıtmıştır onu. Baycu kimdir? Cengiz Han’ı bir gener alır. Bir gener alıyor. Köse Dağı savaşında. Alaattin Keykubar Bizans’tan yardım alıyor. Anadolu bütün gücünü topluyor. Geliyor. Köse Dağı da ilbermede dahil. Ama öbür taraftan öbürü kurtarıyor kendini. Paçalanmada bir tanesi Bitinya Avcısı dediğimiz. Bugün Huda ve Diger oldu. Oradaki kuvvet kendini toparlıyor ve mantar gibi sallıyor. Anadolu toprağı çok enteresan bir toprak. Bereketli. Burada küçük kuvvetler büyüme şansı buluyor. Doğuda bu mümkün değil. Bir de İlber.
Sen Bitinya dedin ya, Bitinya’dakiler Bizans’tan öğreniyorlar. Medenileşiyorlar. Bitinya’da şey var. Köprünün çok büyük, esaslı bir şeyi. Burası bütün ulema ve ümeranın yığıldığı bir yer oluyor. Adam orada ama Kayı aşireti, kendi aşiret yapısı.
Bütün Anadolu Selçuklu Devleti’nin, hatta İran’daki Selçukluların, İlhanlıların arkadan gelen bütün seçkin insanları oraya gidiyor. Coğrafya çok bereketli. Yükselme şansı var. Geçiyor, gidiyor. Yer bu çok önemli. Ve insanları kullanmayı biliyor. Mesela Halil Bey’le biz helalleşmeye gittik.
İnsan hocasını son anda ziyaret eder, değil mi? Bu bana Evrenos’tan bahsediyor. İsmini söylemiyor. Ben bile unutuyorum en önemli ismi. Hoca da 103 yaşında. Hiç o değilmiş. O dedi Evrenos değil. Tahir defterinde Vranos yazıyor dedi. Tabii, tabii. Vranos yazıyor dedi. Evrenos değil dedi. Rum kökenlidir o.
Bilmiyor canım, uçuyan tekfur da. Tahir defterinde Evrenos değil. Bak dikkat et. Türkçe lafına uyandığı Vranos yazıyor diyor. Askerler ona Demirok derler diyor. Ünvanı bu. Yani o yeniçeri o zaman daha kurulmuş değil. O Türkmenler. Bu adam benim şey o Demirok. Çünkü asker. Ve işte şeyi anlattı bana. Bütün o çekildiği, tespit ettiği had dedi Edirne civarında. O dedi genel kurmayında bugünkü savunma hattı falan maşallah dersimizi aldık. Gittik bu saatte ve bu ömrün son haftasında. Nafıza yerinde. Çok önemli. Bu ama çok önemli bir şey. Yani o akültürasyon ve o simbiyosis nasıl işliyor. Bu çok önemli. Bunlar mümkün bu toprakta. Olabiliyor. Köse Mihali. Köse Mihali öyle. İşte ondan Evrenos’un yanında bundan bahsediyor. Çünkü bu adamlar da zaten. Nözetin Şazi Köse Mihali birileri Rum demiş de. Öyledir ama sekiz asır Türk ve Müslümanız daha eskisi varsa gelsin. Demiyor. Yani çok etkiler.
Sosyolog da biliyorsun. Kendisi çok iyi bir de kitabı vardır onun sosyoloji tarihi üzerine. Türkçede de yabancı dillerde de bence çok iyi bir değerleme yani çok iyi bir kitaptır. Böyle bir şeysi var. Bu önemli tabi. Mesela şey vardı. Drem Tekin. O öyle yani bir yerde Arnavutluk tarihiyle bağlı birisi. Çok enteresan yapılanmalar görülüyor.
Memleketin zenginliği Akdeniz dünyasına açılış ve ne olursa olsun orada gelen bir yaşama. Hakikaten Köse’de Anadolu’yu durdurmuş. İran kadar tahrip etmemiş. Ama İran’da da bir dirilme var. Çünkü o da başka bir ülke. Ve Rumeli dediğin bir yerde de işte Timur Leng de bir şey yapamıyor. Gitmiyor zaten. Gitmiyor. Orası herhalde büyüyor. Hatta biliyorsun Venedikliler de kızmış. Niye?
Demiş bu Osmanlıları kaçırdınız demiş. Evet. Evet. Orada kim diyor? Ama kendide İzmir’i. Venedikler akıllı diyor. Baş edemeyecekleri düşmandan ziyade baş edebileceklerini tercih ettiler diyor. E kendi İzmir’i aldı. İzmir’i. Tek İzmir tek cihadi onun. Evet. Yani tek Hristiyan Fethi aldı. Yer İzmir’i. O dosttan aldı. Fakat şimdi bakın çok ilginç. Akkulturasyon’dan bahsediyorduk ya.
Osmanlı ordusu. Yani karşılıklı kültürleşme. Osmanlı ordusu giderek Bizans yani romalılışıyor. Evet. Ziyade oluyor. Onun için Timur’la karşılak. Ama o çok enteresan. Bizans o tip bir Roma değil. Kılı kıyafeti benziyor belki. Bizans o tip bir Roma değil. Yani çok ilginç bir şey.
Bunların bir nereden nasıl kaynağa ulaştılar. Lejyon düzeni hakim şeyde. Yenitçeri, Kapıklu, Askeri. Evet. Lejyon düzeni hakim. Evet. Ve çok enteresan.
Logistik bakımdan, sefere hazırlık bakımından, savaş esnasındaki geçim bakımından bir lejyoner gibi bizimkiler. Evet. Yani üstünü başını dikiyor, eksiğini eteğini yanındaki esnaftan alıyor. Roma orduları da öyle yürüdü. Yani yanı başında tuz tüccarı gidiyor. Çünkü adama maaş tuz veriliyor. Salari oradan geliyor salisten. O salosa tuzu anında devredeceği herifler de ordunun yanında. Ondan sonra oradan bir memle alacak. Fakat ilginç olan ne biliyor musun? Bu Roma lejyon teşkilatı ki bizim yenitçeri piyade teşkilatı orduyu yavaşlatıyor. Evet. Ben hep onu söylüyorum. Bayezid Timur’la karşılaştığı zaman Bayezid’in hesaba katmadığı karşıda gelen adam yüzde yüz yuvarik. Evet. Bambaşka bir gelenekten geliyor.
Yani ben hep şunu söyleyeyim şimdi. Ankara Meydan Savaşı’nda Roma’yla Orta Asya Türk gelenekleri karşılaşıyor. Ve her zaman olduğu gibi Orta Asya Türk. Ama Ankara’daki buradaki Roma silahlı kuvvetleri geçince iş bitti. Yani iş şöyle bitti. Kesin üstünlük. Ondan sonra hepsi bitti.
Yani ondan sonra ne Memluklar direnebildi ne Safeviler direnebildi. Yani Timur da o zaman gelse o da biterdi işte. Çünkü ben aynı ben ben aynı fikirde değilim. Niye? Hemen söyleyeyim. Timur askeri teşkilatının arkasındaki gelenek mesela Cengiz’le başlıyor. Bir müthiş bir istihbarat var. Bu Timur Anadolu’ya geldiği zaman Anadolu’yu Bayezid’den iyi biliyor. Evet. İklimini biliyor.
Adamları biliyor. Etnografyayı biliyor. Kimi elde edebileceğini biliyor. Onları biliyor. Fakat karşı taraf henüz daha bir silah ateşli silahlara kavuşmamış. Ama Timur ateşli silahlar devrini göreydi. İntibak eder miydi? Hem de bir şey. Ya bak bu adam Hindistan’a gidiyor. Hayatında fil görmemiş. Evet. Filler saldırıyor. Timur bakıyor. Yeniyor onları. Ama diyor bu kıymetli bir silah.
Yalnız diyor bu Hintliler bunu kullanmayı bilmiyorlar diyor. Bir fili alıyor, tank haline getiriyor. Biliyorsun üzerinde patlayan kumbaralar atan ısırlı kuleler yaptırıyor fillerin üstüne. Timur’un adaptasyon hızı inanılmaz. Bu doğru. Müthiş yaratıcı bir adam. Emekli bizimkiler de taburu almış. 2. Murat. Tabur sistem böyle. Peki şimdi şey söylemek mümkün mü? Anadolu’ya gelen Türkler, özellikle Türkler, Roma’yı yıkmamışlardır. Kendileri Roma haline gelmiştir. Kısmen denebilir gibi mi geliyor? Belki yani geleneksel olarak 3 tane Roma vardır. Mehter’de lejyon bandosunun aynısıdır diyor. Olabilir yani 3 tane şey var. Sanik Özbaran Hoca hep der ya, Osmanlı bir yerde diyor, Bizans’ın Müslüman’da. Bizans’ı bilmem ne devri demek çok basit bir yorum. O Batı da onu söylüyorlar. Yani bu Bizans’ın devamı 2.5 diyorlar. Yani bunu Katolik dünya da çok söylüyor. Bunun dinle alakası yok. Yok, hayır. O Roma 3 tanedir. Birisi klasik Roma’dır. Her şeyle çok büyüktür her zaman. Çünkü eski imparatorlukları da içeren bir yapısı vardır. Mısır’ı fethettikten sonra Roma devlet oldu. Çünkü Mısırlıların arazi ölçümü, vergi koyma, tarhetme sistemlerini benim istedi. Çok önemli bu Sezar Sesi. İkincisi bu devamlı böyle orduyu yenileme. Ordudaki askeri bir yürüyen üretim, askeri üretim aracı haline getirme. Bunlardan dolayı bu 3. Roma ve son. Bundan sonra 4. su yok. O yüzden Osmanlı tarihtileri çok iyi Roma imparatorluğu öğrenmek zorundalar. Ama adam asıllı. Rusya’ya 3. Roma diyemez miyiz? Hayır, o bir teori onu şey söyledi. Hiçbir ciddi tarihçi yok. Ne o gün ne de bugün.
Bugün bu 3 Roma da Roma, Allat, Ders, Roma, Sompos, Rus kilisesini belki elde etmek için Muhafız-ı Kerim’le Rusya dediler. Rusya’dan gelen bütün ciddi tarihçilerin hepsinin bu teoriye gülüme atıldığı şüpheli ve gülümsemeli. Bunu kim tutmuştur biliyor musun?
Alexi Talsoy, Talsoy’un yeğeni, romanca. Efendim Stalin’in kendisi. Grecov denen herif. O da öyle ona mağarası bir tarihçi. Ve tabii Eisenstein. Çok başarılı, büyük bir rejisör diyorsunuz. Babası da büyük bir mimardı yani tavsiye ederim. Bütün Riga onun eserleriyle doldur. Çok büyük bir Arnavucudur.
Yani bu orada biter. Çünkü Roma, Romanın şartlarında dünyasında o zaman biter. Osmanlı’nın 16. asırdan itibaren yani 15 atta yeni dünyaya intibakıyla bu işin şekil değiştirmeye başlıyor aslında. Çok önemli bir şey. Peki İlber abi şunu merak ediyorum. Bir şey sormak isterim. Bu geçmiş dönemi imparatorluğuna baktığımız zaman Roma, Bizans, bir yerde ne varsa aklımıza gelin.
Bunlar bu göçleri desteklediler mi yoksa bu göçlerden… Başta baştan başa göçtür. Hepsi göçtür. Bizans yapamadı göçtür. Bu göçlere karşı mı koymak istediler yoksa gerçler de… Hayır gerç değil. Gersin demiyor. Gersin ister mi? İstanbul’a bir sürü adam nasıl alacak? İşte iki tarafa iki kulübe kurmuş. Bostancılar onlar. Bostancı ve bu tarafta küçük çekmece. Öyle herkese almıyor yani. Alamaz, bakamaz, edemez.
Fakat aynı metotla da göçü engelleyemezsin. İktisali tedbirlerle bunu yapacaksın. Yani bir takım ucuz endüstri, insanların istismarına dayanan bir büyümeye, gelişmeye mani olacaksın. Bu bir maliye işidir, bir iktisat meselesidir, bir plan meselesidir. Jandarmayla falan göç önlenir mi olacak diye. Abi bu çok önemli bir laf. Yani göç ve göçü önleyemez. Yani bu neye benzeyebilir? Göçün kriminalitesini gözler ve tedbir alırsın. Askeri kuvvet, polis kuvveti buna yarar. Yani şimdi diyor ki gelenler mesela sarkıntılık yapıyor hanımlara diyor. Bilmiyorum ne kadar yapıyor, nasıl yapıyor.
Bunu gözlemek, önlemek, kaasayış kuvvetlerine has bir şeydir yardımcı olunur. Ama yani göç diye bir olayı bunların önlemesi mümkün değildir. Hele iç göçler de hiç çalışmaz Jandarmayla. Ya bu şey bileşik kaplardır. Evet. Denge çok mu bozuldu bu? Kaçınılmaz olarak o dengeye geliyor. İktisadi tedbir alacaksın. Evet.
Yani arazi fiyatlarıyla oynanacak, kontrol edeceksin, spekülasyon yapıldığında derhal vergi koyacaksın. Bu çok açık bir şey. Bütün dünya bunu böyle yapıyor. Yani başka türlü olmaz. Efendime söyleyeyim böyle herkes, ha şimdi havaalanını aldım, bu sefer bilmem neye açacağım.
Yok öyle şey. Onların hepsi kontollü olur. İcabında referanduma gidir, icabında vergilendirme yoluna gidir. Yani şehir arazisinde ev yapacak müteahhitin yeri için çok ağır vergi vermesi lazım. Bu çok açık. Yapmasın yani bu kadar. Fakat ağabeyciğim bunu yapacak adamları, yani ülke yöneticilerini biraz tarih bilmeleri. Evet ve belli gruplarla ilişkilerinin kesilmesi lazım. Ne tür hareketlerin ne neticeler verdiğini görmelerini alıyorsun. Evet yani coğrafyaya, tarihe çok dikkat edin. Ben yaptığım olduğu ile olacak işler değil mi? Evet. Hiçbir zaman da olmamıştır. Çok önemli şeylerimizin başında tabi bu geliyor. Maalesef bu İstanbul’un coğrafyası bilinmiyor. Yani burası mucize bir yer değil işte görüyorsun. Bir uçtan yani Sarayburnu’ndan Anadolu Rumeli Feneri’ne kadar kaç kilometre? Kırk. Kırk değil mi? Ne kadar basit bir şey. Öbür taraftan uca bak yani buraya sen ne yığıyorsun ya feci bir şey. Olacak iş. Evet ya olacak. Her yere her sorayı kurulur mu?
Bir de abi bu sırf mesafe değil deniz çevirmiş büyüyemezsin. Yoksa denizi mahvedersin. Dilovasının havası suyu gıdası kalmaz. Siz yetişmediniz belki. Sizin doğduğunuz yıllarda ben çocuktum artık. Ve Ankara, İzmit, İstanbul arası zeytinliklerle büyüdü. Düşün.
Şimdi öyle bir şey yok. Yabani kalıntıları görüyorsun geçerken. Dikkat et bak sen görürsün hemen. Şimdi burada bunu değiştirdiğin yok ettiğin an orada başka türlü bir klima meydana gelir. Ve mesela Dilovası gibi bir sanayi merkezi. Olmasa ne kaybeder memleket? Hiçbir şey kaybetmez. Doğru. Ve bu sekerleri temizlediler de ne oldu fakir ve işsiz mi kaldık o yüzden? Olmaz. Yani bazı şeylerle burada bilmem iş yapılıyor falan gibi basın bir lafa gidemezsiniz. Bu çok açık bir şey. Her yerde yüksek kat yapılamıyor çünkü iklim müsait değil. Bunun önlenmesi için sopanın dışında 50 tane 50 tane iktisadi mekanizma ayarlamak mümkündür. Bunlarla bunu taktığın takdirde hem hazine zenginleşir hem memleket kontrolü olur hem de insanlar rahat ederler. Bunu yapmadığın takdirde abi tabiat çok acı intikam alır. Çok alıyor evet. İşte görüyorsunuz son depremde İzmit köftezinin başı depremleri. Seldekkaç kişi öldü İstanbul’da? 29 kişi mi öldü? Bir seldesiz 29 kişi öldü. E tabii sen çünkü. Bütün kadere yatakları.
Ah! Ya adı üstünde taşkın ovasına ev yapılmasına izin verirsen elkeli adı üstünde taşkın ovası bunun ya. Yani hani hiç. Bilmem ne deresi diyor kağıtane deresi diyor dolu üstü. Dere boyu caddesi var her yerde bir tane. Dere boyu caddesi. Orası taştı mı ortaköyde ki tare bölgeye? O taşmadı Allah tarafından da başka yerlerdekiler taşıyorlar sıktıklar.
Allah göstermesin de bir her şey yani olmayacak şey. Denize olmadık yerlerde dereleri tıkarsan o da başka sebep olur. Merak etme. Mesela tatlı su kaynaklarını kestiler Kaş’ta. Efendim mesela karşında Kastelorizo yani Meis ne kadar tatlı bir suyu var 3 saat yüzer millet. Burada berbat olmuş denizin yani bitti o suyu kesiyorsun çünkü çok kötü.
Yani her türlü bir dahale çok kötü. Bilmem geografyayı bilmeden yerleşim yaparsan. Kıyılara kullanamazsın. Öyle rezillikler yaparsan. Kıyıları kullanamazsın. Abi tabiatın da intikamı çok feci. Çok oluyor çok evet doğrudur. Kapatalım mı? Kapatalım. Patron burada. Ben ne diyeyim ben karışmam. Fakat saat kaç oldu? Saat 1.15 geçiyor.
Şimdi bizim yüzümüzden öbürkülerin programların tekrarı duracak. Tekrarı gecikecek bir şey olmaz tekrar geciksin. Seni 40 yılın başı görüyoruz burada. Hakikaten ha. Ben bir kere ben çok memnun oldum. Biz epeydir görüşmedik. Oya izin vermiyoruz. Oya hiç bize izin vermiyor. Böyle bir şey olamaz. Bir de bahçeye çıkartıyordu onu. Bir bahçeye çıkarıyor değil mi? Ben telefon açtıkları oya geliyorum dedim bahçede uzaktan görüşebilirsiniz dedi.
Herkes de öyle ya. Öğrenciler geliyor bahçede. Ne yapıyor? Uzaktan konuşacağız. Çok seviyor kocasını ya o yüzden bir şey bu başa gelmiyor. Doğrudur. Orada çok aklıdır. Çok takdir ediyoruz. Fıldır fıldır her yere gitti valla. Ne pandemi dedi ne bir şey dedi. Oya her ilberi televizyonda gördüğünde bakıyor bu adama bir şey olacak. Çok korkuyorum diyor. Öyle mi? Allah korusun.
Ama ben aşçılar olana kadar kız kardeşim kilitledi beni. Çok iyi. Yanında anahtar var. Ama bunaldım dediğim zaman gecenin ikisinde bile havalandırma ve oltu atmaya izin veriyor. Bu arada Kıyakatlı’nın evinde arkasında bir balık vardı hatırlıyorsun. Biz de balığı ne güzel falan dedik sağolsun balığı yapan sanatçı dostumuz da bir tane de bize yolladı. Haa işte o güzel balıklı sağolsun teşekkür ediyoruz. Fakat Oya her gördüğünde ilberi ya diyor ilber çok dolaşıyor ödüm patlıyor bu adama bir şey olacak. Ama ben arabayla geziyorum. Arabayla geziyorsun. Yok yok sen bazen kalabalığın içinde yürüyorsun televizyonda. Ha o kalabalık geliyor. Ama son zamanda o. Ya mühim değil abi Oya için ilberde maske yok kalabalık var. Arabayla geziyorum. Taksiye hiç binmedim. Oya müthiş pireleniyor. Bu arada haftaya biz şey gidiyoruz. Urfa. Urfa, Harra. Ne yapacaksınız orada? Orada program edeceğiz. Ahmet Hoca ile. Ahmet Hoca ile. İkiniz çok güzel bir şey. O orada mı yaşıyor artık? Yok hayır İzmir’de yaşıyor. Oralı ama. Ama oralı olduğu için bizi oraya götürüyor.
Orada bir akıllı bir kaymakam var galiba. Cihat Bey akıllı bir adamı benziyor. Nerede? Harra. Harra. Ahmet Hoca ile. Akıllı kaymakamlar çok. Ahmet Hoca ile ayarlanmışlar. Bekliyoruz ne zaman vali olurlar diye. Bu iyi olur ya. Bu Cihat Bey’e hakikaten çok hoşuma gidiyor. Telefonda da konuştuk. Evet. Ben de arada konuştuk. Haftaya oradayız. Sizi çağırmadık. Nereye? Ne yapacağım ben?
Biliyorum senin diyeceğini. Sıcak. Aynen sıcak. Çok sıcak. Fakat oya geliyor. Oraları görmemiş. Asım geliyor. Asım geliyor. Asım Üstelik. Cevdet de geliyor tabi. Bizi bisi bisi bittikten sonra. Cevdet şey biliyordu eski diller. Asım ile Cevdet Mardin’e gidecekler. Orada. Aramca. Saldım. Ben gittiğimde Aramca sokağa gidiyor. Orada. Orada. Orada. Orada. Orada. Orada. Orada. Orada.
Orada. Sevdiğimde Aramca sokakta konuşuyor. Konuşuyor tabi. Yok ya tabi. Aramca sokakta konuşuyor. Hala konuşuluyor. Yok kalmadı ki konuşacak şimdi kilisede bile okumayı bilmiyorlarmış dedikodu. Yani kilisede herkes incili okuyamaz deniyor Aramca incili. Çok yazık. Yok ben de öyle diyorlar. Ben de bilmiyorum. Kaybolması çok kötü bir şey. Evet iki tane unsur var kaybolmanasında. Madde 1.
İsrail kurulunca mebzul miktarda o bölgedeki Yahudi göç etti. Onlar göç edince Aramca da onlarla gitti. İkinci safa İsrail’de başladı. Bu Aramca bilenler, Arapça bilenler, bilhassa Yemenliler çok hoş bir ibrancı konuşurlardı. O kaybolmuş. Yani eşkinaz diyelikli geliyor yavaş yavaş.
İkinci kayıp doğrudan doğruya bizdeki göç meselesidir. Süryani kilisesi mensupları, inançlıları yavaş yavaş Avrupa’ya falan gittiler. Avrupa’ya ve Amerika’ya gitti. Sahip çok azaldı. Bu tabii… Halbuki ne kaynaklar var ya. Kontrol edemediğimiz, kontrol edemediğimiz gelişmeler. Süryalice okyanuslar hakkında ta ne zaman? Orta çağda kitap yazılmış. Yazılmıştır çünkü Rumca biliyorlar. Rumca biliyorlar. Ortan çeviriyor. Arapça’yı çeviriyor. Yani onların tercümesi o. Tercüme bugün, yani medeniyet tarihinde en büyük tercüme yapan bir dünya, Arap dünyası. Bugün artık tercüme faaliyetinde geride kalanlardan. Çok enteresan. Değil mi? Evet. Yani üzerinde… Biz Hasan Ali’yle iyi bir başlangıç yaptıydık. Biz de… Şimdi geliyor. Şimdi geliyor arkası. Hiç umulmadık. Tercümeler çıkıyor. Hiç iyi tercüme var mı ilbette? Eskiden yoktu. Çok azdı. Şimdi var. Şimdi var. Şimdi isimler vermek reklam mı oluyor? Gülüyor.
Mesela Rusça’da övünmek gibi olmasın. Validemizin öğrencilerinden askeri talebelerdi onlar. Mehmet Özgül ondan sonra Şeyh Ergin Altay’ın falan bunlar çok iyi yaptılar. Fakat o kuşağın üzerine yeni bir düzine adam çıktı. Çok iyi. Çok iyi. Yani çok iyi yapıyorlar. Ben onu yazdım. Mesela şiiri güzel çeviren Atavul Behramoğlu çıktı falan. O daha sonraki nesil. Bu önemli bir şey. Latinceden başladılar. Mesela Nikomedya ettiğini Yunanceden çevirdiler. Şeyle birlikte Babür’le uçurabildiler.
Bir öğrencilerden biri Varro’nun ve Lingualatina’nın tercümesini verdi. Kimin? Varro’nun. Ha Lingualatina. Lingualatina’nın Türkçe tercümesini verdi. Vallahi en iyi Latinci ders kitaplarından birisi Türkiye’de yazıldı. Kaç müddetcilerden? Profesör Rodevini Kulesiz. Öyledir yani. Çok güzeldir o. Fakat bu devam ediyor. Mesela Farsça’dan artık güzel tercümenler başladı.
Yani sayı artıyor. Sonra umulmadık şeyler oluyor. Arap filolojide yükselen genç bir profesör. Oturuyor, İbrancı öğreniyor. Onunla çalışıyor. Tabii böyle başladı. Dil tarihte insanlar lisanı öğrenip iş yapmak derdindeler. Kapitalistlik çok enteresan bir kırbaçtır. Kültür hayatı. Oh oh. Bu arada biliyorsunuz değil mi?
Atatürk Havalı Banı yıkmaya başladılar. Ne olacak orayı yıkınca? Ağaç dikeceklermiş, park yapacaklarmış. Ne yapacakmış? Ağaç diki park yapacaklarmış. Tabii parklara bir de böyle evler yapılacak. On sekiz katlı. On sekiz katlı. Ne ağacı dikecek? Ağaç diksinler kardeşim. Dikin ağacı da pisleri niye yıkıyorsunuz? Binaları niye yıkıyorsunuz? Pisti niye yıkıyorsun? Yirmi milyonluk şehirde herkes onu mu kullanacak?
Evet. Yavrum gibi bir ihtiyaç olsa. Ne olacak? Kar yağdı bütün başbakanlar oraya eski havalı iniyor. Pist her zaman önemli. Her zaman önemli. Burası yirmi milyon. Yazdın mı? Almanya’da Tempelhof havaalanı, Nazide’nin en büyük havaalanı kullanılmıyor. Bilmem kaç senedir. 2006’da tamamen kapattılar. Pistler olduğu gibi duruyor. Ben Tempelhof’a inip kalkmışım yani. Ben de çok inip kalktım. Tempelhof eskiden dediği her şeye. Ve 74’te Berlin’deyken orada yaşarken… İçinde bir tren satan dükkan vardı. Ben bayılırdım o dükkanı. Hangisini? Tempelhof’un içinde oyuncak, vaket, tren satan bir dükkan vardı. Ne satıyordu? Flashman mı, Mert Lin mi? 78 farklı marka satıyordu. Ve yani küçüklerden daha büyük… Abi ama Almanlar da bu işin tam… Tam ilenisini yaparlar. Aman be karım. Biliyorsun değil mi? Onlara kim deniyor? Salzburg oyuncak sanayi merkezinde bu tren yapanların… Daha doğrusu trenlerin parçasını ve döküm şeyini hazırlayanlar… O iki üç kere kullanılıyor, kırılıyor bir daha yapılacak. Bunu yapanlara fine mekaniker denir. Ama öyle abi yani… Fine mekanikerler çok enteresan adamlardır. Birkaçına rastladım. Bunlar titiz. Bunu buradan buraya korsan rahatsız oluyor.
Sabahleyin sekizi iki gece gözünü açıyor, üç gece ilacını alıyor başucunda. Giyilmiş oluyor falan. Hiçbir kadın böyle bir kocayı geçemiyor dizende. Mümkün değil. Ve konuşmaları da öyle adamların. Ve ölçü hayatta. Bunu her saatte de gösteriyorlar. Bunlardan birisine Yanoş Kadar denir. Macaristan’ın ihtilalden sonra monte edilen diktatörü tabii ama… Bir takım şeylerin yanında bir amaç varmış belli. Bu Macaristan’ın biraz değişip ayarlanması gerektiğini anlamış herkes. Yanoş Kadar öyle biriydi. Ve hakikaten dikkat ettin mi Macaristan 89 krizinden sonra… Her memleketin insanları esportacılığa döküldü bilmem neye döküldü Macarlar hayır. Yani bir şey gitti. Çünkü ölçülü bir sosyalizm vardı. En rahat ülkeydi yani gidip gelmek için, satın almak için falan. Turizma açılma bakımı. Ben onu bilmem. Çok kitap almışımdır Macaristan’dan. Alırsın. Doğu Almanya’da da alırsın. Çok ucuz. Evet. Haviyar da çok ucuzdı orada. Ha onu bilmiyorum. Ben haviyarı sevmediğim için. Evet. Oya sever haviyarı ben sevmedim. E sen yemek çünkü çok dokunur. Şey yapar. Protein olduğu için. Vallahi kurtulursun sonra. Hiç unutmadığım bir şey bir yerde Azerbaycan’da astrin haviyarı ikram edildi.
Baktım rahmetli hocamız züya bunyadıp sen hele dedi başka şey yeme bunu yiyelim. Ay çok hoş bir şeydi. Koca akademisyen Kızıl Yıldız Nisarı taşıyan adam bile böyle buldumu yiyor. Çok enteresan bir şey. Çok pahalı bir haviyar.
Ve oradan anladım ki o cins tükenmiş Bolga’daki sanayi kirlenmesi yüzünden. İran’a da tesir ediyor bu tabi. Oya sever. Herkes sever efendim. Ben sevmem. Parası olan. Abi ben yiyemem. Öyle mi? Sen ne diyorsun ya onu çiğ yiyen adamlar var. Abi oya alıyor böyle kızarmış ekmeği tereyağını. Tereyağı sürüyor altına. Abi. Bak uyanık.
Kreması ürünler genellikle. Hayır kremadan çok daha saf tereyağı çok iyidir. İyi temizler onun yoksa mide fesatına vurarsın. Bak. Vurabışlığı vardır muhakkak. E tabi ne? Bulup da yememek. Bir de biliyorum yani. Ama sevgili karıcım ne zaman Rusya’ya gitsek. Nereden buluyorsun? Çok zor. KGB haviyarı gelir.
Mesela Rusya’da şey Moskova’daki metropolide. Orada bulunuyor. Efendim sanpeter’s burktaki savayı düşün. Ben kendi başıma gittiğimde akademinin lojmanında kalıyor. Hanım efendiyle gittiğimizde bu otellerde kalıyor. Eee iyi tabi. Oralarda çünkü. Ucuz bir haviyacı telefon vereceğim birazdan. Onu oya ver bana ver. Tamam oya yollarım o zaman.
Peki efendim. İlber hocam çok teşekkür ediyoruz. Zahmet verdik. Evet. Vallahi. Beğendiğinizde uykuma açtınız. Uykum geldi demedi. Beni bırakın. Uykuma açtın evet. Uykum açık başa gelmedi. Bakın sana bir şey diyeyim mi ben çok şey öğrendim. Neden? Onun her oturduğunu bir şey söyleyeceğim. Abi ben millete diyorum ki. İlbere merhaba dediğim zaman diyorum. Yeni bir şey öğretiyorum. Olabilir. Geçen gün doktorlar vardı burada. Beyinden bahsettik sizden bahsedip valla. Murat’ın oğlanı da bir şey söyleyelim.
Niye? Sen dedin bana Murat kıskandı bizi diye. Kıskanacak tabi. Murat biliyorsun şeytan her yerde biter. Çok enteresan bir hayvan. Her yerde biter. Fakat çok güzel benzetmeleri var bazen yani.
Bir dilin asimilasyonundan bahsediyorsan ilk önce annenle büyük annene bakacaksın. Sorumlu odur diyor. Okul gündide gelir. Murat çok zeki bir herif tabi. Mutlaka. Boşuna şeytan demiyor zaten. Ben Murat’tan da çok şey öğretmişimdir abi. Ben de hepinizden çok şey öğrendim. Murat özgürlüğü. Karşılıklı abi. Benme hanımın ölümünden dolayı biraz özgündüm. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü.
Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü. Bu Elma hanım bugün de çok özgürlüğü.
Yani… Bazen çok uzun fasıla sürdü görüşmek için ama… Her zaman arayan ve aranan bir yerde ve çok insanlara yardım edersin. Çok yardım ediyorlar, çok karışıyoruz. Yani bildiği kadar zaten de görünüyor cenazeden belli oluyor kimlerin geldiğine, ne kadar kalabalık olduğuna. Tabii ömür bellidir.
İyi ama yani böyle insanları insan unutma, hakikaten ben seviyorum. Kocaman bir aday alıyor, hiçbir şey yapmıyor üstüne, küçücük bir ev yapıyor. İnsan bir 6-7 kat yapar. Gerçi son yıllarda aday da gidemiyor zaten son iki sene. Doğlanıyor gitmekten. Peki, çok teşekkür ediyoruz. Ağzına sağlık, biz sizi de çok güldük. Ağzına sağlık, ağzına sağlık abiciğim. Siz de haftaya tekrar beraberiz yaban ellerde. Seni biz mi götürüyoruz? Yok gelir şimdi. Araba var. Hazır mısınız siz de bakalım. Hayır, şeref duyarız götürmeye. Ha sen şimdi karşıya geçecek misin? Cevdet hemen onu sun. Dedi ki, İlber Hoca’yı biz götürüyor muyuz? Bu akşam dedim soracağım. İlber Hoca’yı bu akşam hangi evinize kalacaksınız? Ben Kadıköy’deki Bitinya kavsası. Yani biliyorsunuz Kadıköy dedikleri bir yer var, Kadımadı yok orada artık.
İstanbul’un hayhundan kaçanların sığındığı bir kıta. İşte fena değil ya. Çok güzel, karşı taraf çok güzel. Orada görüşülüyor artık bu işler. Eski Fatih Sultan Ahmet ahalisi orada oturuyor. Efendim herkese teşekkür ederim. Görüşünceye kadar hoşça kalın.
Biz yokuz.