Kitabı Okurken Akıl Sağlığından Şüphe Etme! | #NeredenBaşlamalı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2lbIhSAexDo.
Bir çorba kasesine ne de çok hırka sığdırabileceğinizi bir bilseniz. Orta boy bir çorba kasesine önceden sarımsakla iyice ovalanmış 14 ila 27 hırka sığdırmak mümkün. Yeter ki hırkaları dörde katlayalım ve kollarını sığıralım. Hoş geldiniz. Bugün Hulio Kortazar’ın aşırı tuhaf dünyasına gireceğiz. Hulio Kortazar, Arjantinli. Aslında Belçika doğumlu. 4 sene Belçika’da yaşıyor. Ondan sonra tekrar Arjantin’e dönüyor ailesinin yanına. 18 yaşında da Arjantin’de yaşayan bir Güney Amerikalı büyük yazar.
6 yaşında babası terk ettikten sonra oldukça zor bir hayatı oluyor onun ve ailesinin. Nitekim kendisi de sonrasında UNESCO’da çalışmaya başlıyor ve Fransa’ya yerleşiyor ve hayatının önemli bir bölümünü orada geçiriyor. En büyük eserlerini de Paris’te veriyor. Kendisi 20. yüzyılın ikinci arasındaki büyük Latin Amerika edebiyatı patlamasının en önemli isimlerinden biri. Hatta cismiyle müsemma, boyu da 2 metre, akromegali hastalığından muzdarip,
bu büyüme hormonunun hiç kesilmemesi ve ölene kadar sürekli boynuzun uzamasına sebebiyet veren kabaca bir hastalık. Tabii ki döneminin bütün yazarları gibi, özellikle döneminin bütün Latin Amerikalı yazarları gibi, Cortazar da oldukça politik bir isim. Üniversitede öğretim görevlisi iken o zamanki Arjantin’deki Perron yönetimine karşı çıktığı için üniversiteden atılıyor. Sonrasında da zaten dediğim gibi ülkeyi terk ediyor. Paris’te Arjantin büyükelçiliği yönünde tek başına eylemler yapıyor.
Baskıcı rejimlerinin yasakladığı metinleri yayınlamaya çalışıyor, sürgündeki yazarları destekliyor vesaire. 3 kere evleniyor. 3. karısı Carol Dunlop’un ölümünden sonra, 82’de eşini kaybediyor, 84’de de kendisi L’osemite’n hayatını kaybediyor. Arjantin edebiyatı deyince ilk akla gelen isim Jorge Luis Borges. Bir gün onunla ilgili de bir bölüm çekmeyi çok arzu ediyorum. Tabii Cortazar da Borges’in halefi gibi hep adlandırılır.
Bu kısman doğru çünkü yayınlanan ilk öyküsünün sur dergisinde Borges’in inisiyatifiyle yayınlanıyor. Ve tabii Cortazar için çok büyük bir şey Borges’ten onay almak. Evet burada bir halef-selef durum var ama aralarında da çok ciddi farklılıklar var. Özellikle siyasi farklılıklar da ötürü. Mesela Borges bir keresinde ona asla dostum demeyeceğim çünkü o bir komünisttir diyor. Ne kadar üzücü şeyler bunlar. Ama yani birbirlerinin ardılı olabilecekleri söylenebilir. Yani Cortazar’ın Borges’in ardılı olduğu söylenebilir kısma.
Nitekim Borges’in ona el uzatması gibi o da sonradan Perul’u yazar Mario Vargas Yosea. O da kendisinden 22 yaş küçük. El uzatıyor falan. Bunlar çok tatlı, şiddetli anlaşmalar bence ve bunlar çok büyük büyük yazarlar yani. Nitekim Yosea sonradan Nobel’de alacak. Cortazar’ın Şeytanın Salyaları isimli öyküsü filme uyarlanıyor. Antonioni’nin ünlü Blavap filmi. Bundan sonra da zaten Cortazar iyice meşhur oluyor. Kedileri çok sevdiğini söylemek isterim. Kedili fotoğraflarından bulup belki bu videoya da koyabilirsek de ne güzel olur. Kedilerinden birinin adı Adorno. Evet, Alman filozof olan Adorno. Çok enteresan bence bu isim seçmek kediye. Nasıl bir edebiyatı var? Biraz ona artık değinelim. Şimdi öncelikle Cortazar’ın Sek Sek isimli romanındaki Morelli karakterinin onun bir alter egosu olduğunu söyleyebiliriz. Aslında ona söylettiği şeyler biraz Cortazar’ın düşünceleri. Morelli değil ki. Edebiyat basmakalıpçılıktan ve ciddiyetten boğuluyor. Retorikten ve sıradan mekanlardan arındırıp ona yenilik, neşe, küstahlık ve özgürlük kazandırmamız gerek.
Kortazar da edebiyatıyla bunu yapıyor zaten. Oyun sözcüğü bence Cortazar deyince akla gelmesi gereken ilk sözcük olmalı. Kendisi de oyunları ve oyuncakları çok seven biri. Yine Mario Vargas Yoslan’ın aktardığına göre evinde bir oyuncak odası var. Böyle evin girişinde garip gazetelerden garip haber küpürlerini toplayıp astığı bir pano var. Böyle dünyanın tuhaflığını biriktiren birisi aslında Cortazar. Nitekim öyküleri de romanları da ama özellikle öyküleri.
Neşeli, oyuncaklı, ele avuca sığmaz, uçuk kaçıp çokça da sihirli öyküler. Zaten en büyük romanı olan Sek Sek’in adının da bir çocuk oyunundan geliyor olması da zaten bence bütün resmi tamamlıyor. Şimdi nasıl tanımlamalı Cortazar’ın yaptığı şeyi? Ya çok acayip, anlatması da çok zor hakikaten. Ama önce bildiğiniz dünyayı böyle bir katman katman yok eden bir edebiyat. Bu alıyor, eğiyor, büküyor o dünyayı. Sonra tekniğini ve muhteşem dilini işin içine katıyor ve dille oynamaya başlıyor.
Okumaya başladıktan sonra başka bir evrene giriyorsunuz. Az önce açılışta söylediğim cümledeki gibi yani. Sonra tekniğini işin içine katıyor, dille oynamaya başlıyor ve okumaya başladıktan sonra gerçekten başka bir evrene giriyorsunuz. O girdiğiniz yerde Cortazar’ın inanılmaz zihni. Yani aslında burada biraz izin vermeniz gerekiyor. Bırakın sizle oynasın. Başta okuduğum alıntıdaki gibi. Siz de çorba kâsillerine sığacak hırkalardan bahsetsin mesela ve sizin orada ”Aa bu saçmalıyor.” dememeniz ve yazarın absürtlüğünü kendinize bırakmanız gerekiyor.
Yani koparacaksınız gerçeklikle ilişkinizi ve onun alternatif gerçekliğine gireceksiniz. Böyle neredeyse halüsinatif bir şeyden bahsediyorum. Sesler, renkler, kokular değişecek. Etrafınızdaki dünya biçimi değiştirecek. Yazar böyle büyük zekasıyla çok komik, absürt, şaşırtıcı bir yere götürecek. Beni götürdüğü yerler o kadar süce el oluyor ki bazen okurken böyle ”Haa ben deliriyorum.” falan dediğim oluyor. Yani böyle etrafımda tuhaf şeyler görmeye başlıyorum. Ya da kitabı bitirip gerçek dünyaya döndüğümde aşırı yavan geliyor hayat bana ve canım sıkılıyor. Ama korkacak bir şey yok. Kimsenin aklını kaçırdığı da yok. Sadece zihnin başka türlü işlediği bir yere götürüyor sizi. Ve yeryüzünde böyle yerlerin sayısı çok az olduğu için bence bu böyle bir şanslı azınlık olma hali. Kortazar edebiyatına girebilmek. ”Fantastik” sözcüğü çok sık kullanılan bir şey Kortazar için. Evet, fantastik. Ama sadece fantastiğiyle aynı zamanda deneysel bir tarafı da var. Fantastik yetahali kalmıyor bence Kortazar edebiyatını tanımlamak için. Hem gerçekçi hem fantastik aslında. Biraz büyülü gerçekçilikte de bahsetmiştik ama
büyülü gerçekçiliğin de ötesinde bir delilik halinden bahsediyoruz aslında Kortazar’da. Yosa şöyle söylüyor yine ”Sıradan gerçeklik anlamsızlaşıyor ve güçsüzleşiyor Kortazar’ın eserlerinde.” diyor. Gerçek ve fantezi tam olarak iç içe geçmeden örtüşüyor. Bu bence çok doğru bir tanımlama. Konuşur gibi yazıyor zaten. Yani böyle zor bir şeyden bahsetmiyoruz. Sizle konuşup sizi tuhaf yerlere götüren bir yazar. Çok eğlenceli eserleri ama aslında karanlık tarafları da var yani. Dünyadaki böyle vahşeti ve dehşeti de biraz böyle alaya alarak size aktaran bir yazar. Mesela Kronop’lar var Kortazar’ın edebiyatında. Kim onlar? Kronoplar Kortazar’ın ilk olarak Shanzelzl tiyatrosunda bir Louis Armstrong konserinde. Konser arasında dışarı çıkmayıp böyle salon yarı boşken ilk defa gördüğünü söylediği havada uçuşan, ıslak, küçük, yeşil, komik, dost canlısı varlıklar. Kronoplar bunlar. Talimatlar kitapçığında geçiyor. Bunlar çok tatlılar.
Böyle küçük tatlı sevgi objeleri. Kronoplarla ilgili bayağı bir külliyatı var Kortazar’ın. Uzun uzun yazıyor Kronoplarla ilgili. Ben Kortazar’ı da böyle bir tür hepimizin Kronop’u gibi görüyorum. Çünkü bence de belki yeşil değil ama komik, küçük de değil ama komik dost canlısı ve bence havada da uçuşuyor. Böyle şeylerle karşılaşacağınız bir edebiyattan bahsediyorum. Şimdi artık nereden başlamalı sorusuna gelelim. Kortazar’ın yine öyküler diyeceğim ama hani kolay olur, öykülerle başlayın, yazarı tanıyın falan değil bu sefer. Zaten Kortazar’ın meselesi öyküler. Yani elbette seksek de var ama öyküleri çok çok acayip. O yüzden öykülerine dalmanızı ve dediğim gibi bu… Yani şöyle söylemeye çalışıyorum aslında. Halüsinatif vesaire ya böyle bir tür… Yani kafam güzel gibi oluyor benim okuduğumda. Öyle bir şeyden bahsediyorum ve bu bence çok acayip bir şey yani. Öyküler eğer hani korkarsanız çok fazla öyküsü var. Şöyle bir şey söyleyeyim. Çizgi roman olarak basılmış versiyonları var bazı öykülerinin. Böyle bir tanışmak için düşünülebilir bunlar. Yine dediğim gibi böyle resimli kısa öyküler. İlk belki bu olabilir. Ya yok o kadar da korkmuyorum. Ben alır okurum diyorsanız. Yine böyle kısa öykü kitaplarını basıyorlar. Mesela oyunun sonu ve hayvan hikayeleri öykülerinin küçük versiyonları bunlar. Yani sadece onları içeren. Ama hani ya yok ben merak ettim. Gireyim diyorsanız ki bence deyin. Daha önce de bahsettiğim şu üçleme. Bütün öykülerini, yani yayınları basmıştı.
Bence direkt buradan dalabilirsiniz bu manyaklığa diyeceğim. Yani şöyle nelerle karşılaşacaksınız? Biraz da onu söyleyeyim. Mesela şöyle. Hıçkırdıkça ağzından tavşan doğuran bir adam. Haftalarca ama duran trafikte kaldıkları için arabaların içine kendilerine alternatif bir dünya kuran insanların ilişkileri. Ya da kedilerin aslında telefon olduklarını keşfeden bir başka adamın öyküsü. Ya da izledikleri konsere çok beğenip coşkuyla orkestra şefi ve müzisyenleri yiyerek
işi görülmemiş bir katliama imza atan seyirciler. Böyle şeyler. O yüzden tam güzel oluyor gibi diyorum yani. Çok fazla anlatmayacağım öykülerini. Burada da yine Borges’ten yardım alacağım. Çünkü Borges diyor ki kimse bir Cortazar metninin olay örgüsünü anlatamaz. Onun her metni belirli sözcüklerin belirli bir düzende bir araya gelmesinden oluşur. Bunları özetlemeye kalktığımızda nadide bir şeyin kaybolduğunu fark ederiz. O yüzden ben de bu öyküleri uzun uzun anlatmayacağım. Okuduğunuzda nasıl bir delilikten bahsedildiğini göreceksiniz.
Dediğim gibi yani fantastik ama mesela hani bildiğimiz anlamda fantastikten ayıran bir edebiyat da var Cortazar’ınkinde. Yani bir Harry Potter kitabından bahsetmiyoruz elbette. Orada da söylediğim gerçeklikle kurduğu ilişkiden geliyor bence. Fantastik gerçeğin içinde ve konuşarak bize aktarılıyor. Sonrasında büyük romanı, ki antiroman bölümünde de değilmiştik, Sek Sek. Cortazar’ın daha kısa romanları da var. Andres Fava’nın güncesi var, sınav var ama bence hani Cortazar okudum demek istiyorsanız
Sek Sek’i okumanız gerekir. Bu çok acayip bir kitap. 1963’te ilk yayınlandığında gerçekten böyle bir İspanyolca konuşulan dünyada bir tür deprem etkisi yaratıyor. Yazarlar ve okurlar anlatı sanatının nereye kadar genişleyebileceğini şaşkınlıkla fark ediyorlar. Bunun sınırlarına ne olabileceğini. Şöyle yine Yosa’dan alıntılamak istiyorum. Aslında ben bütün bunları hissettiğimde Yosa’nın bu metni okumamıştım ve sonra şaşkınlıkla okudum. Sek Sek sayesinde yazmanın olağanüstü bir eğlenme biçimi olduğunu, dünyanın ve dilin sırlarını çok güzel vakit geçirerek keşfetmenin mümkün olduğunu ve hayatın rasyonel bilgiye mantıksal akla kapalı gizemlik katmanlarında kimsenin ölüm ya da delilik gibi büyük riskler almadan kafasını uzatıp bakamadığı deneyimin derinliklerinde oyun oynayarak sondaj yapılabileceğini öğrendik. Aslında Halüsinatif dediğim şeyi tarif ediyor tam olarak. Yani Sek Sek’te her şey birbirine giriyor. Uyku, uyanıklılık, nesnallik, öznallik çok böyle şey bir kitap bu.
Baştan sona okuyabilirsiniz ya da yazarın önerdiği sıralamayla atlaya atlaya Sek Sek gibi okuyabilirsiniz. Hatta önerim iki biçimde de okumaktır. Başka türlü kitaplar oluyor çünkü. Kortazoya okurken sık sık şöyle bir şey oluyor yani böyle bu adam aşırı derin bir şey mi anlatıyor yoksa bende kafamı buluyor şu an falan gibi bir duyguya kaplabilirsiniz. İkisini de yapıyor. Onun cevabı o. Hani akıl sağlığınızdan endişe etmeyin okurken onu söyleyeyim.
Sonrasında da edebiyat dersleri var Kortazoya. Bu da çok yeni yayınlandı. 2021 başıydı sanırım. 1980 yılında Berkeley’de verdiği bir dönemlik dersin kayıtları bunlar. Çok tatlı. Biraz daha Kortazoya’nın tekniğiyle ilgili bilgi edinmek isterseniz öykü nedir, roman nedir, neden, nasıl yazılır, bunlar üzerine ama böyle konuşma gibi olduğu için yoğunmayan bir kitap. Ayrıca da bu dersi alan insanlar yaşları var. Yani ne kadar şanslı olduklarının farkındalar mıydı acaba?
Bazen öğrencilerin soruları da var. Ben okurken şey oldum yani karşında Kortazar var. Sen bunu mu sordun? Şöyle şeyler soranlar var. Niye boyunuz bu kadar uzun? Yahu Kortazar’a soru sorma şansın var ya. Neyse. Ama kitap çok güzel. Son olarak da bunu diyebilirim. Kortazar’la ilgili ne zaman konuşsam sözlerimi tamamladığım, bitirdiğin bir alıntı vardır. Onunla bitirmek istiyorum. Ona geçmeden de şunu söylemek istiyorum. Yosa’nın söylediği bir şey var. Kortazar’ın çok taklitçisi oldu ama hiçbir ardılı olamadı.
Bence de öyle. Çağdaş Arjantin edebiyatı aslında oldukça heyecan verici. Çok iyi yazarlar var. Ama hayır hiçbirini Kortazar’ın ardılı diyebilmek mümkün değil bence de. Çok sevdiğim alıntı ise şu. Şirili yazar Pablo Neruda’nın sözleri. Onun sözleriyle bitirmek istiyorum. Kortazar okumamış bir insan bir kader kurbanıdır. Eserlerini okumamak korkunç sonuçları olan sinsi ve ölümcül bir hastalıktır. Hiç şeftaliyememiş bir insanın durumu gibi. Kişi yavaş yavaş mutsuzlaşır ve büyük ihtimalle azar azar saçları dökülür.
Size Kortazar’la oyun dolu eğlenceli dakikalar diliyorum.
Çok teşekkürler.