Kültür ve medeniyetin dil ile bağlantısı ne? (Teke Tek Bilim)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=9b-3LFSuTzw.
.. İyi geceler değerlizler, tek el tek bilim. Gecinin geç saatinde olsa muhakkak pasarımızın akşamları burada oluyor burada olmaya gayret ediyoruz ve bu akşam yine
Sizin de çok sevdiğiniz, benim de çok sevdiğim, herkesin çok sevdiği, herkesin hayranı olduğu, bayıldığı, saygı duyduğu bir dostumuz burada. Profesör Doktor Ahmet Arslan. Bizle beraber bu akşam yine düşünceyi konuşacağız, felsefiği konuşacağız. Güncel konularda girmeye çalışacağız. Gerçi hocam güncel konulardan çok haz etmiyor ama güncel ile felsefiyle bireştiğimiz birkaç yer olabilir. Başlayalım istersen hocam. Hoş geldin, şeref verdin. Seni burada görmekten her zaman çok mutlu oluyorum. Keşke daha sık beraber olsak ama sen İzmir’de ben burada olunca seni çok fazla yormamak için her hafta. Daha fazla olursa tadı kaçar. Tadı kaçabilir, doğru söylüyorsun. Ama bir Ceren Veren falan böyle bir beraber olsak şurada çok iyi olacak. İnşallah bir ara oluruz. Ceren Veren bize izin çıkar eder inşallah. Hemen başlayayım. Güncel bir soru sormak istiyorum. Güncel soru derken, beni rahatsız eden bir şey var, sen bunu ne düşünüyorsun?
Bu konumuzla ilgili ama dışarıdan bir soru senin tecrüben ve bilgiliğinden faydalanmak için sorunum bir soru. Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışma başladığından bu yana da, savaş başından bu yana Avrupa içerisinde, dünyada ama özellikle Avrupa’da ya da Batı medeniyeti dediğimiz arazide sanki bir ırkçılık hortlarmış gibi oldu. Bir Rus karşıtı. Uzay Vakfı’nın bir toplantısından Yuri Gagarin’in adını çıkardılar. Yuri Gagarin’in bununla ne alakası var? Adam 70 sene önce, 60 sene önce uzaya çıkmış ve işte Berlin Philharmonik’in şefini kovdular. Evet. Birden bire bu Avrupa’da bu ırkçılık mıdır? Bu nedir bu? Şimdi Avrupa’da tabii ırkçılığın şeyi var. Bir, birkaç bin yılın geçmişi var. Yani faşizmde de ırkçılık vardı, nazizmde de ırkçılık vardı. Ama bu da bir zemini var Yahudi düşmanları. Anlıyor da. Ona da bir zemini var. Belki bunun işte modern gelişmelerle de ilgisi var. Bu tabii çok hoş olmuyor bir şey hakikaten. Ama bunu ben kalıcı olduğunu zannetmiyorum. Bu bir tepki. Kısa sürenliyorsun yani. Yani bilinçli veya beslenen bir tepki değil. Yani bu senin sözünü ettiğin eleştirileri bilmiyorum, emin değilim.
Ama muhtemelen Avrupa’nın içindeki aklı başında adamlar da yapıyorlardır. Yani yapanlar da var. Yapanlar da var. Yani Avrupa’yı bundan dolayı Avrupa’da bir ırkçılık başlıyor mu? Diyemez miyiz? Zaten demem. Demem. Bu ya. Avrupa birçok şeyi atlatmıştır. Buna benzer birçok ne diyelim vadiden geçmiştir ama aklını başına toplanmıştır.
Yani biz bugün ırkçılığa karşı olan da tutumları Avrupa’ya borçluyuz. Ha şunu diyebilirsin. E canım bizde zaten ırkçılık yoktu. Yani ne bileyim İstan dünyasında. Evet. Örkçılık zaten yoktu. Şimdi tamam itiraz etmem. En azından o düzeyde, entelektüel düzeyde işlenmiş teorisi olan bir ırkçılık yoktu. Ama kusura bakma yani bizde de bunun başka alanlarda başka şekilde de birçok
şey var. Yapılan araştırmalar yapıyorsan komşunun bilmem ne olmasını ister misin? İstemez misin diye. Öyle isten olmasını ister miyim derse. Yüzde 70’i hayır diyor. Hayır diyor. E bir de politikacılarının dil konuşmalarına bak. Yani Avrupa’yı ırkçılıkla suçlayan politikacılar kendilerinin konuşmalarındaki ırkçılığa bak. Affedersiniz bilmem ne falan. Anlata bildin mi ne demek istediğimi? Ağabey. Affedersiniz. Doğru ya o cümleler de var değil mi?
Yani bunu açıkçası ben çok ciddiye almıyorum. Yani bizim topraklarda kökleşmiş, kurumsallaşmış bir ırkçılık yok. Hayır hayır. Ama bu bizim çok parlak bir şeyimiz. Emren Serci, Hümanist olmamızdan ileri gelmiyor. Yani işte o teorilerin oradaki ırkçılığı meydana getiren teorilerin ve gelişmelerin bizde üretilmemiş olmasından ileri geliyor.
Yani diyoruz ki ama bu kınanması gereken bir tavır mı? Evet. Kınaması gerekir. Bundan dolayı Avrupalılara diyelim ki 200’lü olmakla suçlamakta hakkımız var mı? E bilmem. Çünkü neticede biz de az 200’lü değiliz. Yani unutma. Biz de pek 200’lüyüz. Düşüneceğim budur. Peki ağabey. Gelelim konumuza. Şimdi seni buraya çağırmadan önce telefon açıp da davet etmeden önce ve seninle
konuşuruz diye konuştuğumuz sırada aklıma benim şu geldi. Biz burada hep düşünceden başlıyoruz. Genelde başladık ilkçağı düşüncesinden hatta ilkçağın öncesinden başladık ve bugüne kadar düşünceye hep konuştuk. Düşünürken şunu düşünüyorum ben. Nerede düşünce daha çok üretilmiş, nerede daha az üretilmiş, nerede düşünce daha genişlemiş, nerede daha çok daralmış. Acaba şu bir etken midir?
Dikkat ve din, dil ve din yani kullanılan konuşulan dil, dilin zenginliği ve dinin getirdiği dogmalar. Bu ikisi düşünceye etkiliyor mu? Ya da nereye kadar etkiliyor? Bir dil zengin olduğu zaman daha mı çok düşünce üretebiliyor ya da düşünce ürettikçe mı dini zenginleşiyor? Keza din düşünceye zaman zaman sınır koyuyor mu?
Çünkü baktığımız zaman dinlerin özellikle ilk dönemlerinde her zaman düşünce arasında sert bir satışma olmuş ve düşünce biraz baskılamış gibi geliyor. Ya da bana mı öyle geliyor? İlk dönemde değil. Her zaman ilk dönemde olmayabiliyor. Evet doğru. Yani daha sonraki dönemlerinde doğru hani dinler eee mesela İslamiyet ilk döneminde değil sonrasında baskılıyor. Hristiyanlar ilk döneminde baskılıyor sonrasında biraz özgüleşiyor. Ama eee onun daha sonrasında özgüleşmesi neden?
Çünkü dinin içinde meydana gelen değişmeler değil. Dinin dışında evet meydana gelen gelişmeler sonucunda dinin kendi alanına o alan neyse itilmesi itilmesi bu bir savaş sonucunda oluyor. Şimdi birinci soruya gelelim. Dille düşünce arasındaki ilişkiler tabii bu tür ilişkileri yani tutup da hemencik böyle şey cevap vermek mümkün değil. Ama benim düşünceme göre yani eee dil mi düşünceye şey yapar öncedir. Düşünce mi dile öncedir. Eee bu sorunun şey cevabı yoktur. Net cevabı yok. Aklı başında bir cevap. Evet. Aklı başında bir cevabı yoktur. Efendim eee ama şöyle bir genel münasebet düşünüyorum ben.
Eee dilin eee gelişmesine hizmet eden şey eee düşüncenin eee kendisinin ihtiyaçları olur. Yani düşüncenin zaman içinde şu ve bu nedenle neden o ortaya çıkar. Yani mevcut düşünce şekliniz dünyayı anlamak anlatmak açıklamak ve onda etkili olmak için yetmez. Dolayısıyla o düşünce şeklinizi bozan o düşünce şeklinizi eee ne diyelim zorlayan
bir takım olaylar sonucunda düşünce yeni bir takım bir deken çeşkiyi kastediyorum. Sentaksı kastetmiyorum ben. Yani sentaks aşağı yukarı esas olarak çok fazla değişmez. Değişir tabii. Yani Yunancadan rünmem Arapçaya çevriler sayesinde Arapçanın sentaksı da zenginleşmiş. Hatta bizde de daha önce mevcut olmayan ibadetler var.
Cümle yapıları vesaire de değişmiştir. Yani o bir şey mesele hayır bunu şundan sonra Almanca Almanya çok kavram üretmeye uygun bir dil olduğu için mi? Almanya’da çok felsefeli çıkmış çok felsefe yapmışlar çok düşünce üretmişler yoksa düşünce üretenler mi Almanca’yı kavram üreten bir dil hale getirmişler onu hep kafamda valla ben dilcide değilim.
Yani diller karşılaştırmasına pek girmem teknik olarak ama birkaç dil bilirim. Yani Almanca’nın kavram üretmeye uygun bir yapısı var mıdır? Yani tabi eklemelerle çalışan bir değil ama aynı şekilde İngilizce eklemeler çalışıyor. Yani ana bir fiilin arkasına başka bir dil almak için bir dil almak için bir dil
almak için bir dil almak için bir dil almak için bir dil almak için, aynı şey değil. Şimdi bu dilin lafı değil, yani ana bir fiilin arkasına başka birtakım şeyleri getirdiğiniz zaman o da gelişiyor. Yani asıl mesele galiba dille ilgili değil. Asıl mesele. Inançla ilgili hayır zihniyetle ilgili zihniyetle ilgili. Peki oradan dine geleceğiz.
Eziyeniye de tabii eee o toplumun o sırada içinde bulunan eee ve de dünyaya bakış tarzını belirleyen eee ne diyelim? Eee bir takım temel eee alanlar, temel olaylar oluşturuyor. Haddin bunların içerisinde tabii çok önemli bir etken. Ama bunun yanında başka etkenler de var. Gelen o zaman dine yani gene çok yumuşak olarak konuşalım. Eee eee dinin yapısı gereği zaten din. Statik bir şey. Önce yani bütün zamanlar için geçerli olmak üzere bir takım eee kurallar, görüşler ortaya konuyor. Bütün zamanlar için geçerli olmak üzere. Eee zaten başka türlü olmaz. Hele hele şey dinden bahsediyoruz tabii
kitap dinlerinden bahsediyoruz. Yani Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlıktan bahsediyoruz. Öbür dinlerde bunun o kadar şey yok. Eee etkisi yok kitap dinler. E kitap dinlerinde Tanrı’dan veya yüksek bir yerden gelen bir kitap söz konusu. Yani Hristiyanlık’ta tabii eee İnçiller falan Tanrı’dan gelmez. Ama Tanrı ilhamlıdır. Anlatabildim mi? Aynı şey Yahudilikte de. Bizde Tanrı’dan gelen özellikle yani
hiç kimsenin insan şeyinin unsurunun karışmadığı olduğu gibi Tanrı’dan gelen din kavramı var. Kitap kavramı var. E şimdi o. O İslamiyet as ama diğerlerinin böyle bir yok diyorum işte sana. Yani Yahudiliğin belki ilk beş kitabı için buna benzer bir şey. Ilahi bir kaynaktan bahsetmem mümkün değil ama e işte ne diyoruz? Eee şeyin kitabı yok bilmem. Işaya’nın kitabı. Krallar kitabı. Vesaire vesaire. Eee bir tafta incirler zaten dört incir var. Dört incir
var. O da kırpla kırpla dört ilişmiş. Evet yani orada Tanrı ilhamlı olduğu düşünülür. Ama Tanrı ilhamlı olduğu başka bir şey. Tanrı esinlenmeli olduğu başka bir şey. Tanrı doğru doğruya. Cebrail’in aracıyla peydambere söylediği dikte ettiği bir kitap başka bir şey. E şimdi bunun yapısı gereği yapısı gereği şimdi böyle bir kitap varsa ve burada ifade edilen hele özellikle İslam dini gibi yani sadece eee
gelecek hayatla ve Tanrı’nın intelikleriyle ilgili soyut metafizik önermeler değil de bizatihi dünyayı dünyayı hayatla ilgili hukuki ifadeler hatta ahlakı ifadeler yani koru koca ilişkileri miras meselesi gibi işler ortaya girince eee orada sen şimdi sen bir defa baştan itibaren konulmuş olan ve Tanrı tarafından konulmuş olan unutma bu kurallara bu emirlere bu bilgilere karşı çıkman yani tanımı gereği zaten mümkün değil. Bilmem anlatabildim mi? Anladım abi. Eşli bunun herhalde eee toplumsal gelişmeyi, düşüncenin gelişmesini eee yeni bilgilerle eee yeni efendim gerçeklerle temas edilerek onların törpülenmesini, düzeltilmesini, değiştirilmesini beklemek biraz zor. Bilmem anlatabildim mi? Yani yapısız gereği dinde statik bir şey var. Bak mecburen. Yapsı gereği. Statik ve doksatik bir şey var. Şey var. Şimdi eee canım ııı Hristiyanlık da bir din ama onun ııı içerisinde bak bu kadar şey yok. Eee ama Hristiyanlık da mesele esas olan kitap üzerinden yürümüyor. O kitap bir tür şey eee ritüelin eee şeyse unsurları kilise otorite orada kilise kilise onu şey
yapıyor. Onları yorumlayarak yani kanonik olan kilise. Eee İslam’da böyle bir şey yok. Yani dinler kısaca daha genel bir şekilde söyleyeyim. Dinler yapısı gereği bütün zamanlar için bir kona konulmuş, Tanrı tarafından emredilmiş kurallar, bilgiler, hakikatler üzerine kurulu şeylerdir. E bu düşünceyi sınırlandırmaz mı? Bu düşünceyi sınırlandırmaz mı? Peki şimdi
baktığın zaman doğru düşünceyi sınırlı değişir. Fakat mesela bu İslam’ın özellikle eee Müslümanlığın ilk döneminde çokça düşünce üretimi de var. Oradan çıkan bir takım yorumlar var dinle ilgili ve diğer konularla ilgili. Ama onlar eee dinin eee düşünceyi efendim geliştirme konusunda diyelim ki bir eee kıvılcım veya eee başlangıç dolu oynaması anlamında değil. Dinin söylediği şeylerin tam olarak nedir? Bunu anlama yönünde yani prensibine itiraz etmiyor. Kitabın söylediği şeylerin prensibine, içeriğine insan zekasıyla yorumu ile efendime söyleyeyim eee şey yapılabilir, müdahale
edilebilir. Onlar şu veya bu yönde yorumlanarak şöyle veya böyle bir şekil alabilir şeklinde değil. Onun ne dediğini tam olarak anlamadığımız için onu nasıl anlayacağız, hangi yöntemler bulacağız da onu anlayacağız şeklinde bir gelişme var. E zaten İslam dünyasının o dini düşünceden bahsediyoruz. Şimdi İslam dünyasına daha sonra Batı’dan gelen eee Yunan’dan gelen bilimsel ve felsefiz işlemine bahsediyor. Din düşüncenin bir teşekkül devri
var. Hı hı. O teşekkül devri işte şeyden dokuzuncu yüzyıla kadar aşağı yukarı devam eder. Ve burada İslam’da din bilimleri dediğimiz bugün fıkıhtır, tefsirdir, kelamdır, efendime söyleyen bilimle teşekkür eder. Bunlar teşekkül ettikten sonra yani istersen temel kanonik yorumlar tesis ettikten sonra artık orada şey yapılmaz. Bitti. He.
Anlaşıldı. Yani bunların nasıl yorumlanması gerektiği, nasıl uygulanması gerektiği anlatabildi mi? Ondan sonra artık ona gerek yok, ihtiyaç da yok. Yani onun senin söylediğin şeylerden o düşünce hareketin başlamasını dinin kendi ilkesinden mantığından ileri gelen bir dinamik olarak düşünme. Dinin tam olarak ne dediğini, ne yapmamız gerektiği üzerinde anlaşılmamaktan anlaşmamaktan ileri gelen bir
şey. Dört tane fıkıh okulu teşekkül ettikten sonra fıkhata gelişme olmaz. Niye? Bir beşiliğe çıkmaz mı mesela? E çıkmıştır da. Zahirlik diye bir şey de çıkmıştır da. E hadi çıksın. Niye çıkmıyor? Hani niye çıkmıyor? E çünkü artık telsiz etmiştir o. Bunu İbn Ali çok güzel söyler. Yani ııı İslam’ı bakın bu çok güzel bir noktaya temas ettin sen. Yani din bilimlerindeki gelişme bu nedenlerle, bu gerekçelerle başlar. Yani anlaşılmasıyla ilgili problemlerden başlar. Ama artık onların nasıl anlaşılması ne yapılması gerektiği teşekkül ettikten sonra biter. Oysa ki felsefe bilimleriyle ilgili İbn-i Haldun, Fahrabi’yle gayet güzel şeyler. O öyle bir şeydir ki bir toplum onu başlatır. Kal
derler. Bir başka toplum varlar, Mısırlılar. Oradan Yunanlara geçer. Meşale yarışına benzer. Anlatabildim mi? Oradan İslam dünyasına geçer. İslam dünyasından da İbn-i Haldun’u da bilir artık Avrupa’ya geçmiştir. Yani orada evrim, gelişme, değişme. Tam kastıma uşağım. İslam dünyası bunu taşıyor mesela. Alıyor. Evet. Avrupa’ya götürüyor bunu. Evet. Iıı gerek İtalya üzerinden gerek İspanya üzerinden Avrupa’ya taşıyor. Evet. Kendi niye bundan etkilenmiyor?
Işte mesela burada hep Gazali’ye bir ııı suç bulundu. Yani Gazali İslam’ın düşünce yolunu kapattı denir. Çekilin. Ortada iki model var. Mesela şu. Şimdi önce bir dini bilimleri anladık değil mi? Yani bilimlerin nasıl niye geliştiği aynısına girmeyelim. Girmeye gerek yok. Ama esas mesele yani dinin kendi prensiplerinin içerisinde bir
şey olması değildir. Iıı hoşgörü, ııı mülayimlik, yumuşaklık veya plastiklik olması değildir. Onun ııı önermeleri gerek doğmaları, gerek bilmem ııı ibadetle ilgili unsurlar üzerinde ııı tartışma olmasıdır. Tamam. O teşekkür etti. Hatta o tartışmalar çok ilerlediği için insanlar bir süre sonra şeyde yok ya otorite yok. Şimdi bak, hristiyanlıkta mesele değil.
Hristiyanlıkta konsil toplarsın. Konsilleri toplarsın. Ve kristanlığın başlangıç dönemde ilk altı yüz üçe sene kırk tane konsil toplanmıştır. Burada da şey hristiyanlar yok. He. Şey o dönemde yok zaten. Hayır sonrasında. Ha. Ha otoritesi yok. Yani şey hristiyanlığının bir otorite, dini otoritesi yok. İnstan’da dini konularda şey yetkisine sahip olan. Yorum yetkisine sahip olan. Ekorumsal bir şey yok. Hani kilise yok. Kilise yok. O o zaman. Bu görevi üstlenmişler yok mu mesela? Mekke müftüsü nedir? Sonra El Eser’dedir. El Eser’in bu konuda. Ya şimdi bile var mı? Yok. Yani El Eser müftüsü, İstanbul müftüsü başka bir şey söyler. Hadi El Eser’e baş ver. El Eser bir şey söyler. Eee öbür taraftaki başka bir şey söyler. Aynı zamanda aynı zamanda İstan dünyasında üç tane bilmem şey olduğu gibi ııı halife
olduğu gibi aynı zamanda senin deyiminle on tane de şehir İstanbul’ur. İstanbul müftüsü Atatürk veya İstiklal Savaşı’na karşı ııı şey ilan eder. Söyle. Iıı onların aynı ilan eder. Rıfat Beratçı da onun tersini söyler. Var mı ortada bir şey? Yani hristiyanate var mı? Orada da yok. Hayır orada da var. Ama işte zaman içerisinde orada da şu teşekkür ediyor. Yani
konsiller konsiller konsiller sonra kiliseler artık teşekkür ediyor. Katolik kilisesi artık katolik kilisesi var. Şimdi papa’nın otoritesine katolik kilisesi içerisinde kimse yapmaz. Papa’nın demeyelim. Papallığın diyelim. Yani kardinaller var. Her seviyede kimsenin itiraz etmesi söz konusu olabilir mi? Hayır. E bizde Diyanetişehir Başkanlığı böyle bir şey mi? Değil. Diyanetişehir Başkanı Ali Erbaş’ı al. Yerine Mehmet Kocabaş’ı getir. Yedir Ali Bardakoğlu’nu getir. Bambaşı.
Bambaşka bir şey söyleyecek. Biliyor musun? Anlatabildim mi? Ama konumuzdan ayrılmayalım. Demek ki dinin kendisinde böyle bir özellik var. İslam’da da böyle bir özellik var. Ama geldik bilime veya batıdan intikal edecek. Peki sen o zaman Gazanenin suçlu olduğunu inanmıyorsun. Hayır daha ciddi bir mesele olduğunu söylüyorum. Yani sen hemen kestirmeden getirmeye çalıştın. Yok estağfurullah. Yani ama şimdi bu iki görüş İslam eee şimdi bu iki görüş
İslam eee şeyiyle eee İslam ilahiyatıyla öyle diyelim. Esas mesele. Yani kelamıyla. Bak abi seni kızdırırım galiba. Arkana yaslanarak değil. Öyle gelerek ağlatmaya başladım. Eee İslam ilahiyatıyla mesela sekizinci yüzyılda, dokuzuncu yılda epey uzun mesele bunlar. Aslında bunlar çok daha ciddi bir tartışma konusu yapmak lazım. Yani bu konuda bir tane ben garici değil miyim abi? Hayır hayır. Tabii ki ciddisiz. Takılıyorum. Biliyorum. Eee bu İslam ilahiyatıyla
ilahiyatın dayanmış olduğu o domatik unsurların yorumları ile hani domatik unsurlar, Tanrı’nın varlığı, evrenin ezeliliği, yaratın meselesi, Tanrı’nın sıfatları vesaire kaza ve kader, iman ne olduğu buna ciddi teolojik mesele hakikaten ilahat mesele. Şimdi bu konularda İslam’ın kendisinin neyse o sıralarda yavaş yavaş telsiz etmiş olan görüşleriyle ki o görüşler arasında epey bir kavga vardı ya. Önce muteziler, Yunanlardan daha çok etkileyenler daha deyim yerindeyse özellikle kaza kader meselelerinde gelecek hayatın niteyi konusunda daha eee şey görüşleriyle süreler. Bize daha yakın, daha özgürce diyebileceğimiz, daha doğrusu insan kudretine, insan özgürlüğünü daha fazla yer tanıyan, önem tanıyan, rol tanıyan. Eee bunun karşısında bir eee Sunni şeyden bahsediyorum. Sunni ilahiyatla
bahsediyorum. Işte eşari. Ama mesela maturu değil eşariyi aynı ile koyamayız. Şimdi yok yok onlar bir aradan zaman geçti ayrıldılar şimdi oraya gitme. Şimdi bunlar ise eee biraz daha bugünkü eee Sunni eee temel görüşümüzün sokaktaki insana kadar gelmiş olan yani daha kaderci daha az özgürlükçi bunu anlatabildim mi? Daha bağnaz değil mi? Eee bağnaz değil. Tabii. Eee bir yorum yaparlar. Şimdi niye yaparlar? Çünkü felsefeden tehlike geliyor. Şimdi felsefe geliyor. Bugün de olduğu gibi öyle bir dünya geliyor ki arkasında inanılmaz bir birikim var. Astronomi var, tıp var, doğa felsefesi var, nedensellik var geliyor ve İslam’da işte bu zamana kadar iyi kötü tesis etmiş olan yapıyı, binayı ciddi içinde tehlikeye düşürüyor. O zaman dokuzundan itibaren felsefeyle ııı din arasında efendim ve felsefe akırla imanı temsil eden kişi arasında kavga başlıyor. Bu kavga iki üç yüzlü devam ediyor. Ha burada bir de şu var, filozoflar da kusura bakmasınlar. İslam dinini pek ciddi almıyorlar. Anlatabildim mi? Yani bu neye benziyor? Yani gene eee Avrupa’da gitmiş de kantı kontı, bilmem neyi öğrenmiş olan adamın buraya gelip de efendime söyleyelim eee cübbeli Ahmet’i ciddi almaması gibi. Öyle diyeyim. Ya belki benzetme çok hoş olmayabilir cübbeli Ahmet bak bunlar ama giddi almıyorlar. Hatta çok basit bir şey söylüyorlar. Ya asıl gerçek din felsefedir. Basit olarak felsefet ya. Bakın gerçek din felsefedir. Peki din yani şey din eee vahya değenen din. Ya o onun halkın anlayış seviyesine indirgenmiş anlayabileceğin çiğirsel bir ifadedir. Ya basit olarak söylüyor. Cennet. Ya cennet yoktur. Cennet, huriler, muriler falan filan bunlar hepsi. Işte eee edevi arabı şey
yapmak için. Eee söyle. Eee şey altına almak için. Zaptırap altına almak için gelecek hayat verilmiştir. Farabiye soruyorsun. Epeki cennet nedir? Yahu cennet işte eee ne diyelim? Eee insan bedeninden ayrılan ruhun kendi ana yurduna giderek o arada kendisinden evvel gelmiş olan gene kendisi gibi yüksek seviyedeki, yüksek kalitedeki ruhlarla, ruhlarla birlikte yaşamasıdır. Saadet budur. Bunu mu anlatabildim mi? Tabii insanın kendi ruhuna uygun insana yaşaması gerçekten saadet olabilir yani. E bence de öyle. E bence de öyle. Ben Farabiye’nin mesela o cennet anlayışını pek severim. Anlatabildim. Yani kısacası küçümsüyorlar. Yani eee bizim Cumhurbaşkanımız da Avrupalılar’a kızıyor ya işte. Bundan dolayı kızıyor. Yani aslında kız bunun temelinde. O
İslam Hobayı konuşacağız. Öyle iki yüzlük falan filan sözler yemin ederim. Buna biz ciddi anlıyorlar. Yani ya biz de mesela hani arabı alınarız niye? Avrupalıya öfkesi. E çünkü sömbürge olmuş. Bilmem anlatabildim mi? Aslında Osmanlı sömbürge falan filan olmamış. Her zaman özgür kalmış. E niye bunları şey yapıyorsun? Ama işte bu gavurlar onların ideolojileri bilmem onların işte bu
şeyleri eee felsefeleri yabancı kökenli filan ocağı bize aykırı geliyor. Işte bu olayda yavaş yavaş zaman içerisinde ulemanın yani din alimlerinin din alimleri derken de özellikle işte o eşari meşari gibi adamların etkisi ağır basmaya başlıyor. Eee felsefenin eee alanını ne diyelim? Giderek ödül düşüncenin alanını serbest düşüncenin alanını eee
daraltıyorlar onlar. Eee sonra da yani senin sorduğun soru. Eee ya gel şu bilimi geliştiriyorlar bunlar. Peki Avrupa’da bu nasıl oluyor? Orada da daha kurumsal bir baskı var. Kili senin çok kurumsal bir baskısı var. Hem de daha kurumsal bir baskı var. Ve daha kurumsal ve daha sert ve daha etkili. Daha sert bir etki var. Eee ama Avrupa eee zaman içerisinde bir işte İslam dünyasından Yunan, Yunan’dan
gelen İslam aracıyla oraya aktarılan bilinme fesve mirasıyla karşılaşıyor. Iki, Renesans, Renesans öncesi hümanizma yani Yunan düşüncesinin aslıyla tekrar karşılaşıyor. Yani Yunan düşüncesiyle de doğrudan karşılaşıyor. Eee sonra burcuvazi diye bir şey ortaya çıkıyor. Yani esas anahtar kelime burcuvazi. Eee sonra dini birlik kilise ortadan
kalkıyor. Yani reform hareketine birlikte. Milli devletler teşekkür ediyor. Bu cüvazi şehirleşme, kapitalizm, ekonomi, merkantilizm, işte yeni bilimsel çalışmalar ya Avrupa’nın yani kilisenin nüfusundan kurtulması on dokuzuncu yüzyıl. Ama on dördüzünden itibaren başlayan çabalar var. Kaç yüzyıl?
Beş yüz. Beş yüz yıl. Laiklik Fransa’da. Bak laiklik. Fransa’da ne zaman? Yirminci yıllın başı. Evet. Bin dokuz yüz dört. Bunu anlatabildim mi? Yani oradaki onun için dedim ben. Eee kimse kendi pozisyonunu dinler de kendi pozisyonlarını. Hele kolay kolay teslim etmiyor. Müthiş bir şey pozisyonunu terk etmez. Ama bilim bilim bilim evren şey evrim, biyoloji, fizik işte bilmem astronomi, yer merkezli sistemi yerine güneş merkezli sistem sosyal ihtilaller sonunda giderek giderek giderek giderek giderek alanı daraltıyor. Nereye kadar geliyor? Şunlara kadar şimdiye kadar geliyor. Bunu anlatabildim mi? Eee İslam dünyasında eee böyle bir şey yok. Bilim yok. Niye yok? E yahu o yani bir defa orta çağda ortadan desen evet. Hristiyan’da da aynı oranda baskı aynı oranda dogmatik bir yapı aynı oranda yüksek otoriteye sahip bir baskıcı kilise var ama orada onun on birinci yüze itibaren çabalar başlıyor. Adamlar kelle veriyorlar ııı asılıyorlar, yakılıyorlar falan filan ama
sürekli bir çaba var. İslamiyet de bu çaba niye yok? Ya da var da bizim farklılığımız. Şimdi bir dakika bu yani bu sorunun bende cevabı yok yani şey olarak cevabı yok yani bir formül gibi cevap yok. Tabii ki. Ama bir takım şeyler söyledim ben. Yani dedim ki mesela orada başlayan bir burcuvazi var. Burcuvazi var. Merkantilizm var. Kapitalizm var. Yani bu işler sadece bir fikre karşı başka bir fikir efendim bir zihniyete karşı başka bir zihniyetin ortaya çıkmasıyla olmaz. Bunlar esas itibari toplumda bir takım gruplara canlı ııı gerçek gruplara değenerek ııı gerçekleştir bunlar. E şey dünyasında o o İslam dünyasında böyle bir şey var mı yani böyle bir şey var mı İslam dünyasında? İslam dünyasında orta çağda tamam. Ticari bakımdan epey zengin bir hayat var. Ticaret de var. Eee ama bu deyim yerindeyse o
dinin ister Hristiyanlık ister Müslümanlık o dinin getirmiş olduğu bu sınırlayıcı ııı bu ııı kıstırıcı ııı blokacı kaldıracak yırtıp atacak kadar güçlü deyin. Bilmem anlatabildim mi? Peki abi. Yani bunun birçok nedeni var tabii. Yani daha evvel de bir programda söylemiştim. Aydın Bey’in mesela İslam dünyasında geç orta çağda bilimsel düşüncenin
ağırlaşmasının bazı nedenleri diye hatırlarsın. Bir makaleden söz etmiştim Celal’le birlikte. Yani o karşılaştırmalı olarak Avrupa’yla Türkiye’yi şeyi İslam dünyası karşılaştırıyordu. Yetmiş sayfalık makaleydi. Harika bir makaleydi. Yani bunun bir şey cevabı yok. Yani şudur ve budur yok. Ama birçok neden var. Şimdi mesela aynı şey sadece bizim yani Müslüman toplumlarla batılı Hristiyan toplumlar arasındaki farkı var. Ayrıca Avrupa’yla ııı bizim Asya’nın bizim olduğumuz ııı Ortadoğu bölgesi. Çin. Evet. Bambaşka bir din. Evet. Orada da bilim yok. Orada da biz köklü bir felsefeden bahsedemiyoruz. Veya Hindistan üç milyar insan hangisi toplam bugün? Şimdi onlar çok açık karşılaştırmalar ama. Niye? Yani birçok faktör var burada. Yani Çin’i şimdi çok iyi bilmem. Ama Çin’in ııı zaman zaman zaman zaman daha şeyden itibaren hatta
milattan evvel ikinci, üçüncü yıldan itibaren ııı bilimsel veya kültürel veya uygarlık faaliyet. Kültür var medeniyet. Çok zengin olduğunu biliyoruz. Gerçek anlamda bizim anladığımız anlamda bu ııı batı medeniyetin anladığı anlamda yanılmaya dayalı bilim anlayışı oluyor. Eee de o o batıda o bilim yanılmaya dayalı, tahkika dayalı, şeye dayalı, tecrübeye dayalı, dener metodat, değerli bilim anlayışı zaten hiçbir yerde ortaya çıkmamış ki. Evet. Ama bu unik
bir şey. Yani yunan şey dünyasında da ııı unik bir şey. Biricik bir şey. Evet. Biricik. Yani tarihi şöyle düşünme. Burada ortaya çıkan bir şey burada da ortaya çıkar. Hayır öyle bir şey olmaz. Bir yerde ortaya çıkar. Ondan sonra başka yere da. Niye eee alfabe Çin şeyde efendime söyleyelim. Eee Mesopotamya’da ortaya çıkıyor. Yani alfabe belli
bir şeye gelmiş belli bir eee kültürel eee seviyeye gelmiş gelişmiş olan her topluluğu ortaya çıkan bir şey olmuyor. Ya da matematik. Veya tarım. Tarım olmuyor. Yani ne yapıyor? Hani burada şeyden bahseder Ceren Daymın haklı olarak. Yani mesela Mısır hieroglifi çivi yazısı. Birbirinden bağımsız mesela iki tane yazı var. Birisi Amerika’daki
alfabe birisi Mesopotamya’daki. Bilmem anlatabildim mi? Yani olması gerekmez. Şimdi modernleşme olayı. Yalnız Batı’da olmuş evet. Bilmem anlatabildim mi? Modernleşme olayı derken her bakımdan yani ulusal devlet ancak Batı’da kapitalizm ancak Batı’da teknoloji ancak Batı’da
olmuş. E canım e Çin’de şeymiş. Evet Çin’den barut almışlar. Matbağı almışlar. Barut ve matbağı. Evet. Pusulaya almışlar. Doğru. Seramiği almışlar. Unutma o seraminin ne kadar önemli olduğunu. Yani öyle düşünme. Yani tarihte bu fizik değil. Her yerde aynı olaylar aynı şekilde olmuyor. Olmuyor. Ha. Yani biri bir şeyi icat ediyor kendi özel
şartları içerisinde biri o şeyi kullanarak bambaşka bir yoluyle alıyor. Ve onun prensibini ilkesini alıyor ve kendisi ona bir şey eee ekliyor. Yani kendisi de ondan bir dil yaratıyor. Bilmem anlatabildim mi? Modernleşme yalnız Batı’da. E layıklık yalnız Batı’da. Ama zaten Çin’de layıklığa gerek yok ki Çin’in dine öyle bir din değil ki. Bilmem anlatabildim mi? Ve Hindistan. Hindistan’da böyle bir
şey yok ki Hindistan’da farklı farklı. Budizm. Cainizm. Böyle bir şey yok. Farklı gelişmeler var burada. Onu anlatmaya çalışıyorum. Ama biz kendi dünyamızda ilgilenerek söyleyebiliriz. Kendi dünyamızda, İslam dünyasında eee dinle eee şeyden Yunan’dan gelen akılsal diyelim eee bilimsel eee dünya görüşle evet paradigma. Birbiriyle
çatışmış mı? Çatışmış. Eee bu çatışmada efendime söylemem İslam dünyasında zaman içerisinde felsefenin kendisi ve felsefenin bir şemsiye ödevi görerek diğerlerinin üzerinde bir şemsiye ödevi görerek bütün zihni faaliyetler hatta öyle diyelim. Yani sadece şey değil eee Yunan birimi değil. Zihni faaliyetlerde bir duraksema olmuş mu? Olmuş. E
burada sadece bu mudur dersen meseleyi eee burada değişti. Başka ekonomi türden ticaret yollarının değişmesi, deniz yollarını, Avrupa’nın, çeşifler, coğrafi keşifler, coğrafi keşifler bunların hepsi olmuş. Ama sorun neydi? Dinle değil dedin. Dilin sınırlılıkları, dinin sınırlıkları. Dilin sınırlılıkları, dilin sınırlılıkları başka bir şey. Dilin tabii sınırlıkları var
gayet tabii ki. Her dilin belirli bir sınırlılık var. Ama o sınırlık şu. Yani dille ifade edilen şeylerin sınırlıkları. Ama her dil aşağı yukarı öbürsüyle eğer işlerse çalışırsa efendim öbüründen hatta sadece kelime almakla kalmaz. Yani sen taks bile alır. Anlatabildim mi? Gelişir. Dinin sınırlıkları benzeri bir şekilde. Ha İslam’la Hristiyan’ın karşılaştırmasını da yaptım. E canım. Peki. Hocam esas sorun şu mudur? Esas sorun. Din kabul eder, felsefe merak eder. Esas çatışma bu mudur? Ya esas sorun din insandan dinin insandan istediği zihin durumuyla felsefenin
insandan istediği zihin durumu ayrı. Iki ayrı tip iki ayrı paradigma var burada. Yani şu din ne istiyor? Bak söyledim sana. Din istiyor ki deyim yerindeyse eee herhangi bir gelişme olmaksızın ezeli ebedi hakikatler ahlak alanında olsun ahlak alanda olsun, hukuk alanda olsun ve o ebedi
hakikatlere uygun eylem biçimleri kuralları devam etsin. Yani din istersen işte insanın eee emniyet duygusunu şey yapıyor. Eee cevap veriyor. Oysa ki felsefenin yani aklın yani zihnin temel özelliği bu değil. Birisini birisine istersem buna imandı, inanmadı. Inanmadı. Inançlı birisi inanmak istiyor. Eee inanmanın kendisi de zaten yani hangi ihtiyaç alacağı belli o ayrı mesele. Ben gelişmiş dinlerden bahsediyorum. Yani. Tek tarlılığında ne başlıyor? Inanma başka bilme başka. Yani inanılan şey bilgiyi red mi eder? Hayır. Aynı zamanda bilmesini de ister. Ama özelliği o değildir. Bilmem anlatabilir miyim? Bilmesini ister mi? Eee yani tabii ki yani kara cahil olarak inan, sadece inan, başlangıçta kimse böyle bir şey düşünmez. Yani hatta tam tersi Kur’an’da hep söylerler. Yahu ne güzel ayetler var bak. Düşünmezler mi, tefekkür etmezler mi, görmezler mi falan filan. Ama orada şey şu yani düşünsünler, tefekkür etsinler evet işte bizim benim söylediğim yukarıdan
getirdiğim şeylerin ne kadar doğru olduğunu görecekler. E kusura bakmasın ama işte ben de düşündüğü zaman gibi doğru olmadığını görüyorum. Anlatabildim mi? Bak getirdiğim şeyi. Yani orada bir naif bir şey var. Insan hakkında yani insan bilgisi hakkında eee hakikatte ilgili bizim elde ettiğimiz normal insani araçlarla, duyularımızla, aklımızla elde ettiğimiz bilgilerin inteliği hakkında bir öngörüş var. Yani hakikaten öyle. Eee ama adam da haklı yani. Neden haklı? Eee çünkü o dönemde o o dönem çok parlak görünüyor. Hakikaten düşününce görecektir. Düşününce neyi görecektir? Iki tane Tanrı olmak bir tane vardır. Tanrı’nın vasıfları bu olacaktır. Gelecek hayat böyle olacaktır. Eee kadınlara bir hisse, erkeklere iki hisse olacaktır. Efendim işte haydutluk yapan adamın efendime söyleyelim. Eee eli kesildi.
Anlatabilir miyim? Düşündüğün için bunu görecektir. Naiflik burada bunu kastediyorum bu. Naiflik burada. Istediği şey başka. Oradan bilgiden de kasleden başka hani vardır ya hep söylüyorlar. Bunlar tabii uydurma laflar. Efendim ilim Çin’de olsa bile arayınız. E yani burada kastettiği ilim şey mi? Eee normal doğal bilim mi? Astronomi mi? Matematik mi?
Geoloji mi? Fiziyoloji mi? Fizik mi? Hangi bilim? Kur’an bilimi. Kur’an bilimi denilen şey ne? Kur’an bilimi denilen işte orada sözü edilen şeyler. Ne söyledikse insanla ilgili, evrenin yapısıyla, Tanrı’nın evrenin ilişkilerle ilgili. Ama gene de tabii bu başlangıçta yani o en azından o şey düzeyde olan
geldiği eee toplum çok parlak bir düzeyde bir toplum değil. O insanlara hayata daha ciddi bakmak. Dünyayı daha ciddi almak ve bu arada bilgiyle ilgili de daha olumlu bir tutum takılma imkanını vermiş. Ama sınırlı. Bir noktaya geldikten sonra o bilgi artık onlar için eee ne diyelim zararlı. Gereksiz. Muzur neşeyat. Mızır olmuş. Ha. Aynen
öyle. Mızır olmaya başlamış. Işte Gazali için onu söylüyorum. Yani Gazali bunun şey noktası eee en son aşaması yani bir adamın tek bir adamın. Gazali sebep değil sonuç. Çok güzel. Tam onu söylemeye çalışıyorum. Tek bir adamın bir dünyanın, büyük bir dünyanın, büyük bir kültürün, bir yönünü kesmesi, yönünü değiştirmesi mümkün mü? Böyle şey olabilir mi? Akıl var, mantık var. Gerçi Newton diye birisi var biliyorsun
ona. Yo Newton değiştirmiş mi? E bayağı bir değiştirmiş. Neyi değiştirmiş? Zihniyeti değiştirmiş baştan sonra. Çünkü ben bak ne dedim? Bir dünyanın, bir zihniyetin, bir kültürün yönünü değiştirmesin dedim. Newton bir şey değiştirmezmiş ki. Newton eee daha evvel işte Galile’den, Kopernik’ten, Kepler’den gelen birtakım şeyleri daha evrensel bir formül yasa için evrensel çekim yasası içinde
bütünleştirerek bir evren sistemi kurmuş. Bu dünyanın yönünü değiştirmek değil. Bunu anlatabildim mi? Eee neyse. E sen öyle de. Fiziğin yönünü değiştirmiş yani fiziğe çığağ atmış. Tak tak diye başka bir yere getirmiş. Sonra o da yanlışlar ortaya çıktı ama. Fiziğin yönünü değiştirmemiş. Neyse girmeyelim o konuya. O konuya girmeyelim onu Celal Berk’e gireriz daha rahat ederiz belki. Peki o zaman mesela şunu şu şu bir gerçek midir? Coğrafi keşifler.
Hı. Özellikle batıda. Dinin etkisini azaltmış mıdır? Veyahut da dinin ııı söylemlerini zayıfatmış mıdır? Şimdi bilmem ki yani coğrafi keşifler neyi şey yapmış? Eee kitaplarda olmayan bir dünyayı ortaya çıktı. Ama ama kitaplarda zaten onun olması ve olmaması çok önemli bir şey değil. Yani kitaplarda onun olmadığı belli. Ama olması da gerekmeyebilir. Yani onu demeye çalışıyorum. Yani
coğrafi keşifleri şunu söyleyebilirsin bana. Eee coğrafi keşifler sayesinde başka dünya, başka insanlar, başka inançlar, başka aileler başka tarz şeyler olduğunu görmüşler. E zaten görmüştür. Ne olacak orta çağda bir Hıristiyan coğrafi keşif yapmaksızın da Müslüman dünyasına gelirse başka. Afrika’ya gitse başka. Çin’e gitse başka. Görmemiş mi onları? Hocam bunu şu açıdan sordum. Bundan birkaç sene
önce. He. Yedi, sekiz, beş. Tam hatırlamıyorum. Bir grupla beraber Göbekli Tepe’ye gittik. Tamam. Göbekli Tepe’ye senin memnuniyetin zaten evet. Evet. Ben daha iyi biliyorsun. Göbekli Tepe’yi inceliyoruz falan. Orada da üç tane eee milletvekiliği. Tamam. Birisi başka bir şey falan böyle. Eee siyasal İslam’a gönül vermiş ve Müslümanlık tarafları çok önde olan ııı birkaç ııı kişiyle beraber bakıyoruz Göbekli
Tepe’yi geziyoruz. Bir rehber de anlatıyor orada. Kazaları yapanlardan bir tanesi. Iıı Bu ne? Önemi ne dedi bana? Kim? O milletvekillerinden birisi. Milletvekili yanışatınmış. Evet. Bunun önemi ne dedi? Evet. Ya dedim bu işte tarihte bizim bildiğimiz yerleşik medeniyet algısını değiştiriyor. Doğru. Inanç algısını değiştiriyor. Insanların biz henüz daha tarıma geçmeden tarıma geçmeden evet. Mabet yaptıkları ve bu yapılan ilk mabet. Eee o mabetin yapılması için toplumsal hayatın olması lazım. Onu anlattım. Tamam. Eee gözünü seveyim dedi. Bu da dedi İslam coğrafyasında. Yok ya. Niye? Ben de öyle dedim. Niye? Işledi burası dediği Müslümanlar yapmış demek ki dedi. Hı. Dedim ki konul Müslümanlarla alakası yok dedim. Yani bu dediğim Hazreti Muhammed doğmadan yaklaşık on bin sene önce. Evet. Ondan sonra olsun İslam coğrafyası dedi. Dedim ya bak ne diyorum size
ya. Orası İslam coğrafyası falan filan değil. Orada o daha orası. Orası Hristiyan coğrafyası. Ondan sonra. Altı yüzlere gelinceye kadar orası Hristiyan coğrafyası. Hayır daha beteni söyledim. Yunan coğrafyası. Hayır daha beteni söyledim ben. Evet. Dedi ki nasıl olur ya kardeşim? İslam dedi. Dedim ki beyefendi. Bu buraya yapıldığı zaman İslamiyet yoktu. Evet. Dahasını söyleyeyim size dedim. Bugün dedim sizin ve pek çok insanın inandığı kitaplarına göre. Hı. Burasının olmasa ki çünkü o zaman o zaman kitapların
tarif ettiği zamanın da öncesi bu dedi. Hı hı. Dedi ki bana ya dedi sen dedi yoldan çıkmışsın. Eee keşiflerden kastın bu. Şimdi tarihi bütün din kitapları sadece Kur’an’dan bahsetmiyor. Bütün kitaplarının belli bir tarih algısı var. Altı bin yıl önceye gidiyor değil mi en eski sene? Yaklaşık. Evet. Eee onun okunucunuza kadar öyle düşünüyorlar. Altı bin.
Şimdi on iki bin yıllık bir yer çıkınca sarsılmıyor mu siz sizler? Vallahi çiyasal İslam’ın sarsılmaz. Yani. Onlar da sarsılmıyorlar. Onlar da sarsılmıyorlar. Yani bu işte eee fosiller bulunduğu zaman on dokuzuncu yılda ilk fosiller bulunduğu zaman ilk işte ne bileyim şey insanı, Ceva insanı, efendim Çin insanı eee bakılıyor falan işte ya bu altı bin sene
falan filan değil. Yani o zamanın yöntemleri ne olduğunu bilmiyorum ama en azından işte şey ne anlertel insan. Çok çok daha ekli oldu anlaşılıyor. Yani eee bunlar hristiyanların gerçekten hristiyanların eee şeyini eee ruh dünyasını alt üst ediyor mu? Eee etmiyor. Ama bunlar daha sonraki işte
hristiyan nesiller üzerinde gençlik üzerinde bu eğitim bilgi fosiller falan filan. Ama insanların birçoğunun yani dinin yerine daha başka öbür tarafta efendim ilgilerinin dönmesi neden oluyor? Eee bunu artık bunu biliyor. Senemeyen gerek yok. Yani İsveç’e gittiğin zaman herkes bunu biliyor yani. Halkın yüzde sekseninin hristiyanlıkta ilgisi yok. Tamam efendim. Almanya’da da yüzde altmışının yok. Bilmem Çakal Savaşı’da yok. Akdeniz’e doğru gelince o
rakamlar elimizde. Evet. Herkesin elinde. Olmuyor. Eee ama bunu bana şunu söyleyebilirim. E nasıl oluyor? Yahu adam hem hristiyan oluyor da hem de bunları gördüğü halde eee orada insan şeyinin eee insan zekasının veya insan ruhunun eee bulabileceği formüller çok fazla. Şimdi o ayrı o ayrı. Yani yani bulabiliyor insan. Yani din başka bilim başka. En azından. Eee başka bir şey sana söyleyeyim. Ya her zaman örneği veriyorum. Şimdi şu anda eee kadın erkek ilişkiler hukukta. Hı hı. Efendim İngili olarak bir Müslüman. Acaba nasıl oluyor da bir tarafta? Medeni hukuk varken ve üstelik de medeni hukuku severken, medeni hukuku uygularken kendisi de kızını veya karısını veya vesaire kızlarla ilgili medeni hukuk vuralarını uygurarken eee bir taraftan da Kur’an’da bununla ilgili son derece azıcık ve sarı ifadeler gördüğü zaman nasıl kabili telif ediyorlar birbirine? E diyor değil mi? Etiği belli. Etiği belli. Şey yapıyor muhtemelen yani. Arkaya atıyor. Çünkü iş kolay değil yani şöyle diyebilir. E canım bunlar da işte şeydir.
Eee dünyayı iyi şeylerdir. Eysel’im Kur’an’ı her zaman söyledim ya. Kur’an’ı bir fizik kitabı, kimya kitabı, biyolojik kitabı var okukuma. Tabii ki Kur’an bir metafizik kitaptır, ahlak kitabıdır. Prensillerle ilgili, gelece hayatla ilgilidir. Anlattabildim mi? Orada problem yok zaten. Şimdi Batır’da bunu söylemek imkanı daha var. Yoksa onlarda da çok yok. Daha oluştu diyelim ya. Onlarda da çok yok. Yani Batır’ı şunu diyebilir. Yahu İncililerde Allah’ını seversin. Şey var mı? Eee Evrim Kur’an’ı ile ilgili ve ona
aykırıçkan bir şey var mı? Ama hala o kuramı kabul etmeyen de çoğunluk var. Ha bir de amaçı var. İlk insan Adem, topraktan, kaburga kemiğinden Tekvin. Orada da var problem. Orada da var. E bütün kötüler de ortak bu. Zavallı ne yapsın ııı biliyorsun şey eee kitabını yayınlayamıyor. Bu bizim Darwin. Onu otuz sene biliyor o. Evrim Kur’an bunu şey yapmış. E yayınlayamıyor. Eee iki yüz sene geçti hala kabul edilmiyor. Zaten kitabı
ortaya çıktığı zaman da altmışlardır falan bin sekizlerle dokunup anlandı kitabı ortaya çıktı. Öyle bir kıyamet kopuyor ki. Nerminiz zavallı. Hala devam ediyor. Hala devam ediyor. Yani tartışmaya girmiyor. O Huxley’in babası vardır. Bir adam o tartışmaya giriyor. Yani adam bile korkuyor oradan. Peki tam buraya ben de zaten lafı buraya getir istiyorum. Tamam. Şimdi batı aydınlanması, batıdaki bilimin artması falan filan
dediğimiz zaman burada bir yandan da kilise ortaya çıkıyor. Kilise derken kilise insanları ilk üniversiteleri kilise kuruyor. Hı. Aynen İslamiyet dolu gibi aslında din bilimini öğretmek için kuruyorlar. Eee bir anlamda ilahiyat ya da işte ııı hristiyan şeyle teoloji için kuruluyor. Evet. Ama oradan bilim çıkıyor. Eee Paris Üniversitesi. Paris Üniversitesi. Paris Üniversitesi. İlk. Eee Bologna’da. Bologna’da.
Eee sonra oksu ortaya. Hepsi kilise onların. Eee başka kim kuracak zaten? Ve oradan bilim çıkıyor. Yani. Hı. Oradan bilim çıkmıyor. Hayır niye? Bir günde çıkmıyor elbette ama. Yürüyor. Oradan bilim çıkmıyor. Şeyden çıkıyor. Eee bütün bütün ilk bilim adamların tamamı yani somut eee bilimlere eee pozitif bilimlere katkı sağlayan olan tamamı senin söylediğin Darwin derlemek üzere hepsi papaz. Darwin babası
papaz. Evet. E şimdi. Oğlunda yapmak istiyor. Hepsi din eğitiminden gelerek bilime doğru geçmişler. Ama gene eee burada şey yapıyorsun. Yani ııı şeysiz bir geçiş. Eee meşru olmayan bir geçiş yapıyorsun. Yani kilise kurulduğu zaman kilise esas olarak ne için kuruluyor? Din bilimleri. Din bilimleri. Öğretimi için kuruluyor. Üniversiteler. Ve uzunca bir süre uzunca bir süre batıda bilim kilisenin dışında yapılıyor. Evet. Ha bilim dışında yapılıyor. Üniversite ama kilisenin içinde.
Ha. Yani kilise daima şeyden geliyor. Yani kilise ama eğitim kilise de veriliyor. Evet. Sorun orada. Söylediğim o. Çünkü adam Latince’yi orada öğreniyor. Adam ııı imkanı burslara orada sahip. Kitaplar orada. Ama kitaplar orada. Bilmem ne anlatabildim mi? Yani aman bu konuda ııı kilisenin din bilime karşı tutumuyla bizim İslam dinindeki medresenin öyle diyelim. Tam kervizelten kadar karşılamıyorsun. Aynı değil. Bambaşka bir şey. Aynı değil. Orada dini hayatın dışında bir hayat celian edebiliyor. Onun ki buz vazideki onu kastediyorum. Anlatabildim mi? Ama orada kilise tabii bir başka bakımdan ııı destekliyor. Medeni faaliyetleri. Eşizlik
şeyler ressamlar kilisenin ııı siparişi içinde yapıyorlar. Davut heykeli de bilmem sen pol kilisesi de anlatabildin mi? Orada böyle bir şey var. Ama hep öyle kilisenin kendi istediği sınırla içinde tutmaya çalışıyor şeyi. Düşünceyi. Kendi istediği sınırlar içinde tutmaya çalışıyor. Kendi istediği sınırların biraz dışarı çıktığı zaman cezalandırmaktan da çekinmiyor. Işte. Meşhur Galile örneği bin altı yüz kırk
galile, Bruno. Evet. Ha Bruno örneği biraz daha erken. Daha erken. Evet yani evet evet. Yani burada biz gene esasa gelelim. Şeyin dışında dini ııı temsil eden evet dini temsil eden ııı dinin sahibi olan ııı kurumun dışında gelişen bir
hayat var. Burcuvazi var. Laik düşünce var. Burada bizim dünyamızda bilimin dışında onu temsil eden, onu yaşayan, onu besleyen, onu destekleyen bir hayat yok. Şimdi bile yok. Yani şuna benzer bir şey olabilir yani. Işte şey adamları
diyelim ki bizim iş adamlarımız ııı büyük kurumlarımız ııı tabii kendi alanlarıyla ilgili muhakkak laboratuvaya yatıyorlar. Şeyler ııı yapıyorlar. Efendim ben söyleyeceğim burslar veriyorlar. Arge yapıyorlar. Arge yapıyorlar falan filan yapıyorlar. Iıı ama öbür olayla gene de aynı bir şey değil. Yani bizde çünkü bu tamamen şu anda da tamamen pratiğe yönelik. Evet pratiğe. Aynen. Kendi kurumsal değil. Anlatabildim mi? Orada ise o ııı kilise bir daha uzunca bir şey şunu da söyleyeceğim. Yani bunu söylerken kilise tabii Roma İmparatorluğu’ndan Avrupa’yı kurtaran adamdır. Yani Roma İmparatorluğu da aldığı zaman hatırla o şeyleri ayakta bir tek kurum yok. Şehirler yok. Yani doğuda mesela öyle olmuyor. Tabii tabii. O zaman doğu daha medeni. Daha medeni. Yani şimdi orada bilgi nerede üretiliyor? Daha doğru bırak bilgi okuma yazma. Kilisede. Kilisede. Manastırlarda. Kitaplar. Kitaplar orada yazılıyor. Manuspriller nerede kopya ediliyor? Orada. Aşağı yukarı. Bin yıl. Aşağı yukarı. Ikerban yollarında değil orada. Ha. Yani kilisenin böyle bir şeyi var. Toplayıcı, derleyici, arşivleyici, arşivleyici, bilgiyi biriktirici, kurucu bir şey var. Ama işte dediğim gibi belli bir sırla kadar tutmak istiyor. E ama sonra başka şeyler genelidir. Yani ııı orta çağın başlarından itibaren, modernin çağın başlarından itibaren tekrar ediyorum, yeni kaynaklar kilisenin düşünce tekerdine karşı yeni kaynaklar ortaya çıkıyor. Esas itibarına ben söylüyorum hep bunu temel bir kavram burjuvazi. En önemli şey burjuvazi. Tabii ki. Doğu’da oluşamayan şey burjuvazi. E gayet tabii. Çünkü ikili yapı varken yani kilise ve aristokrasi veya kilise veya krallıklar varken böyle bir zorlama olmadığı için ikisi birbirini kullanarak beraber gelişiyorlar. Bir üçüncü kuvvet girince işin içerisine üçüncü toplumsal. Yani çok genel olarak söylendim yani. Bunlar biraz kahve konuşması. Evet kahve gibi oldu da ondan dinleniyoruz. Ama çok genel öyle. Yani bizde burjuvazi. Şimdi ben eee onun için eee biraz şey yaparım. Eee bu bizim hani bir zamanlar altmışlar yetmişlerde burjuvaziye karşı hani biliyorsun bizde bir belirmiş olan eee bir sol söylem vardı. Eee pek sevmezdim ben onları. Çünkü bu burjuvazinin eee şeyini bilmemekte ileri geliyor. Yani eee Batu Uygarlığı’nın gelişmesindeki rolü ki aynı şey bak sadece orta çağda Hristiyan Dünası için değil. Yunan dünyasında da burjuvazi sayesinde. Evet doğru. Yunan dünyasında da burjuvazi sayesinde. Hatırla. Milletten önce sekiz yıldan itibaren neler başlıyor? Deniz seferler. Koloniler. Koloniler. Efe’sin veya şeyin eee Koça’nın ve milletin seksen kolonisi var. Zengin sefer oluşuyor. Evet. Şimdi koloniler. E peki koloniler ne? Koloniler ne? Koloniler şey ticaret için. Eee Hindelattan gittikleri yerden Mısır’dan veya Karadeniz’de Sinop’tan Trabzon’dan ne alacak oradan? Maden alacak, Kürkü alacak. Bulda alacak. Buna karşı ne satacak? Zeytin yağı. Eee seramik, seramik tabii. Kumaş. Eee kumaş. Anlata bildin mi? O burjuvazi sayesinde nedir ki Yunanistan’da da o şehirlerde. Düşünce gelişmeye başlıyor. Düşünce gelişmeye başlıyor. Biz de şeyi sevmezdik. Eee ben de bir zamanlar ben de bir solcu geçmişim vardır. Anlata bildin mi? Eee öyle. Gerçek bu.
Eee işte kahar olsun burjuvazi. Eee peki aristokrasi de yok bizde. Ne kaldı geriye? Kim kaldı? Yaşasın. Gördüm. Ha yaşasın kral. Yaşasın eee şey Yağız. Yaşasın kanuni. Eee ticaret yok. Eee ticaret şehirleri yok. Yani var da bir burjuvazi yaratacak kadar. Yok. Eee sermaye yok. Eee işte bunu eee anlatılır işte. Eee faizle ide olarak da anlatılır. Yani Osmanlı Devleti’nde iktisat tarihçileri çok güzel anlatıyorlar onu. Faiz yasak. Geldik nereden nereye? Ve faiz işte yüzde on bir, yüzde on iki. Oysaki Avrupa’da eee paran faizli yüzde üç dört. Bilmem anlatabildim mi? Yani bu ders burada ne çıkaracağız biz? Eee işte çıkaracağımız bu. Yani dinlerin yapsı budur. Gelişme onlarla onlardan ötürü onlar içinde olmaz. Batı’da da öyle olmamıştır. Bizde de öyle olmamıştır. Onun dışında ona onun kadar güçlü. Onu şey yapacak, itiraz edebilecek. Eee bir şeyin olmasıyla bir sınıfın, öyle diyelim. Bir sınıfın, o sınıfın desteklemesiyle ve de onun açacağı üniversiteler onun
getireceği ııı dünya zihniyetle, layık düşünceyle oluşmuştur. Bugün de öyledir. Peki şimdi senin bu söylediklerinden ben bir şey daha çıkartıyorum kendisine. Diyebilirsin ki bana Fatih sikine saçma sapan düşürmeye başladın. Eee ava düşüğüne saçması olmaz diye düşünüyorum. Eee şimdi sen bu deniz ticaretinden şundan bundan falan bahsettin ya. Baktığı zaman acaba bu deniz ticareti dediğin bu ticari şeyde dinin
zayıflamasına bir etki olmuş. Niye? Dine evet kendini yayılmaya çalışıyor bir yandan belki oralarda falan ama sonuçta çok farklı coğrafya, çok farklı insan, çok farklı kültürlerde iş yapabilmenin koşulları bir tanesi. Din dışında bir takım başka ahlaki değerler geliştirip, bir takım başka değerler oluşturup onun üzerinden güven sağlamak olabilir mi? Şimdi daha genel bir şey söyleyeyim sana. Eee bir zamanlar bizim Cumhurbaşkanı’nın hoş bir lafı vardı. Bin bin. Bin bin. Bence o güzel bir şeydir. Kesin. Bin bin lafı tüccar lafıdır. Anlatabildim mi? Eee eğer sen ticaret yaptığın adamla ilişkilerini diyenim ki ikinizin de kazanacağı bir şekilde ki kurallar üzerinde inca etmezsen o
kaybederse sen de kaybedersin. O batarsa sen de batarsın. Şimdi ben daha genel bir şey söylüyorum sana. Dinle falan ilgili bir şey söylemiyorsun. Anam. Yani ticaret insanı başka bir insan yapar. Çünkü onunla ister istemez hani senin deyimi ne? Eşit eşite ilişkisi kuracaksın. Şimdi eşit erişte ilişki kurmadığın zaman sömürge yaparsın. Inançtan dolayı bir üsünlük olamazsın. Evet. Yani insan diye inançtan dolayı başka şeylerden de ötürü. Yani yani ticaretin bir iyi yanı aynı zamanda budur. Adam hani bir zamanlar ekonomi çok berbat durumda oldu zaman ki Türkiye’nin ekonomisi de öyleydi. Arada bir biliyorsun. Şimdi de aynı şekilde oluyoruz. Eee efendim eee tüccarlar mesela çok mantıklı davranırlar. Mesela diğer bir koç. Şey veriyor. Efendim bayilerine veriyor. Eee adam bir anda eğer ülkenin içerisinde olmaya şartlardan dolayı büyük bir ekonomik kırs
çıkmış da boğazını yapışıp da. Ya sen bana hemen sana vermiş olduğum malların parasını yollar. Adam diyecek. Ya ben yok diye göndereyim sana. E zorla hadi ben senin mahkeme vereceğim. Hadi anlat onu. E mahkeme veririm. E iflas eder. Iflas ettiğin zaman ne yaparsan? Alacağını alamazsın. E sen ne alacağını alamazsın? Bilmem anlatabildim mi? Yani bunun bu yönde bir etkisi var mıdır? Evet. Ticaretin böyle
bir etkisi vardır. Yani ticaret insanları makul, mantıklı, eşitlikçi ilişkilere yeter. Heyecan bütün çareler ne yapıyor o? E kapkaç olursan ticaret yapmıyorsun zaten. Kapkaç olduğun zaman da kaybediyorsun. Şimdi kardeşim şöyle bir şey söylemiş diyor ki Batı’da yurttaş oluşmuştur. Ne? Batı’da yurttaş fikri oluşmuştur borcu vezebel ayber. Doğu’da ise tebaa fikri vardır. Katırmasın bunu? Bu engel midir yoksa normal midir? E şimdi bu da genel bir doğru tabii. Hı hı.
E şimdi eee yurttaş fikri tabii Yunan’da oluşmuştur. Yani esas olarak Yunan’da oluşmuştur biliyorsun. Siteden gelen stizm. Evet. Yurttaş o. Anlatabildim mi? Ama hocam bir başka dostum diyor ki felsefecilerin en büyük korkusu anlattıklarının anlaşılmasıymış. Hoca o yüzden anlatabildin mi diye soruyor. Anlatamamış olmayı tercih ediyor çünkü. Yok yok. Bu öyle bir şey yok. Şaka efendim. Yani anlatamıyorsam eee suç bendedir. Açıkça söylüyorum. Yani bu anlatılmayacak bir şey yok. E şimdi doğuda eee tebaa. E sana biraz evvel söyle. Bak ne dedim. Tüccar yok. Soylu yok. Dedim ben sana. Geride ne kaldı? Ne kaldı? Hükümdar kaldı. Ve tebası? Ha hükümdarın karşısında tebaa olur. Başka bir şey olmaz. Eşitler arası olmaya bilişki türü. Evet. Hatta sana
en tesavmi şey söyleyeyim mesela. Din yani bir bakvabra zıt bir şeydir. Çünkü din bütün dinler esas itibarıyla. Başlangıçlı anlaşıştır. Hayır başlangıçlı anlaşılmasın. Hükümdarla eee tebaanın eşit olduğunu düşünür. Evet. Ne karşısında? Daha büyük bir hükümdar karşısında. Anlatabildim mi? Bunu da zaten şey bildiği için eee hükümdar da bunu
bildiği için bunu çok iyi şey yapar. Kullanır. Yani bundan açmaya çalışır. Çünkü adam söyleyebilir sana. Niye ama sonra aralarında bir uzayişim var mesela papaya alıp Fransa’ya taşıyor. Fransa kralı güçlü olunca papalı Fransa’ya taşıyor falan böyle. Ya o başka bir şey. Ben sana gene ben ilkeden bahsediyorum sana. Aldım. Yani tarihsel eee şeylerden bahsetmiyorum. Konuşmaktürlerden bahsetmiyorum. Şimdi ilke olarak hani bir Müslümanın başka bir Müslümandan farkı ne olabilir? Hukuken, ahlaken. Senden büyük Allah var Padişah’ım. Senden büyük Allah var. Çok güzel. Çok güzel. Yani ne olur? Eee işte şey din dallık farkı. Onun adını unuttum şimdi efendim. Ama filatta böyle olmaz. Hükümdar yaman bir adamdır. Hükümdar öyle bir yaman bir adamdır diye bunu da kullanmasını bilir. Bir takım jestlerle, sembollerle bunu da kullanır. Ama son tahallirde
hükümdarın gücünü, kudretini sınırlandıracak hiçbir zümreye, hiçbir kurma da elinde imkan varsa imkan vermez. Elinde imkan varsa. Bilmem anlatabildim mi? Batı’da da yurttaşın ortaya çıkmasını nedeni hükümdarın efendim’e söyleyelim iyi niyeti, tebaasına karşı ahli canavlığı falan
filan değildir. Şimdi Yunan’da eee siteden geliyor. Eee İngiltere’de eee nereden geliyor? Magna Kartu’dan geliyor. E niye? Eee Magna Kartu’da çünkü soylular yani. Elzah yurttaşın değilse bile kendileri için bir şey. Kedi güçleri için alamazsın diyor. Anlatabildim mi? Alamazsın diyor. Eee şimdi eee soylularla o soylularla hükümdar arasındaki akit
sözleşme. Anlatabildim mi? Daha sonra soylulardan daha aşağıya kadar inmeye başlıyor. Kime iniyor? Bu sefer sözleşme soyluların da altında olan burjuva peki on dokuz yüz liraya geliyoruz. Işçı sınafa çok güzel. Bilmem anlatabildim mi? Yani bunlar bu şekilde teşekkür ediyor. Eee peki bizde buna hiçbirisi yok. Hiçbirisi yok. Yani bizdeki temel sona
bir tersi. Ruhban sınıfı yok. Evet. Arkasından eee bir soylu sınıfı yok. Evet. Soylu sınıfı var için bir burjuva da yok. Çok az katman var. Az katma olmayacak olmuyor. Hiç yok. Hiç yok. Hiç yok. Neden yok? Eee onun da şeyine girmeyelim. Iktisatçıların tarçalanına. Yahu toprak hükümdarın öyle mi? Osmanlı devletinde toprak hükümdarın mı değil mi? Hükümdar
veriyor mu? Işlediğine veriyor. Şey olarak haz, zahmet. Veriyor. Işarıda yer alıyor. Söyleyelim. Tımar olarak veriyor mu? Veriyor. Eee bu kadar basit. Peki gelelim Yunan dünyasına. Sekinci yıla geldiğimiz zaman bir karış toprak yok. Özel bireysel mülkiyet elinde olmayan. Bilmem anlatabildim mi? Yani ama hükümdar bunu ne olarak söylüyor? Bu kamu mülkiyeti. Orman kamu mülkiyeti. Kamu mülkiyeti. Bilmem ne üretim araçları kamu mülkiyeti. Yani maçlı söylediklerine girmeyelim. Mesele o. Birisi şunu sormuş. Osmanlı Ayanlar acaba bir tür şey olmaz mı? Hah. Ne zaman? On dokuz yüz yıl. Neden? Devlet zayıflayınca ayan ortaya çıkmaya başlıyor. Yavaş yavaş. Derebeyi. Derebeyi. Ama onların
tarihsel rolleri. Ayağının on dokuz yılda oynadığı tarihsel rolle şeyin. Orta Çağdaki beyin rolle. Orta Çağda ha o şato sahiplerinin biliyorsun işte söylememe gerek yok. Oynadıklar role aynı mı? Magna Carta’daki adamın role aynı mı? Fransa’daki soyullar sınıfının on dördüncü lüyin etrafındaki soyullar sınıfının role aynı mı? Ha. Dinle devlet arasında ilişkiye gelelim. İyi bir şeye geldik.
Dinle. İsterse ona girmeden bir reklam bulmamız varmış. Tamam. Inşallah bu kısadır diye umuyoruz. Eee öbüründen kısal. Eee onu konuşalım. Dinle devlet arasındaki ilişkiyi ve sonrasında da belki oraya da vaktimiz kalırsa İslamofobinin arkasının gerçekleri bir konuşabiliriz. Tamam. Devletciler devam edeceğiz. Arka’daki fotoğrafı eee
en öte programı en deriz izleyenleri zaman zaman izleyenlerden bazıları söylediler bu fotoğraf nedir diye. O fotoğraf bin dokuz yüz yirmi yedi Solveig Kongresi’nin fotoğrafıdır. Iıı o yıllarda yani yirmiinci yüzyılın ııı başında ııı dünyanın en önemli bilim adamları üç yılda bir ııı bilimin karşı karşıya kaldığı soruları ve sorunları beraber tartışmak ve çözüm ııı yolları konusunda birbirlerine fikir ve maksatıyla bir araya gelirlerdi. Bu onlardan biri bin dokuz yüz yirmi yedide ııı olan konferansın fotoğrafı bu. Ve işte ııı o dönemde kim varsa işte ııı say desene internete gelin Solveig Konferansı yazın daha iyi rahat rahat okursunuz. Iıı işte orada ııı Plank orada. Aynış ayda orada. Kim var? O gün o gün kim varsa hepsi var. Bu efsane bir fotoğraftır bu. Çünkü o fotoğrafta bulunan on yedi kişi Nobel ııı ödülü almışlardır bazıları birden ııı fazla. Iıı ve ııı yirmi dokuz kişi var burada. Iıı on yedisi. O sırada ya Nobel’li ya hemen ardından ııı Nobel almışlardır. Bu fotoğraf o fotoğraf ııı bilime yön verenlerin ııı bin dokuz yüz yirmi yedideki Solveig Kongresi’nde ııı bir araya gelmedi. Evet. Hocam keşke o zaman da olsun belki sen de orada fotoğrafını yok ya ben ne gün var fizikle mizikle belli olmaz o gün belki fizikçi olurdu. Iıı hayatına memnunum. Belki
Celal’i gördük belki orada. Ha Celal’i görürüz. Celal bir göbeği ile beraber orada olabilirdi. Evet olurdu. Olurdu doğrusu. Evet abi nerede kalmıştık? Iıı Ne anlatıyorduk? Ben de bilmiyorum. Unuttum. O zaman hemen başka bir yerden ııı girelim istersen. Iıı siyasal dinlerin siyasallaşması, siyasetin dini kullanması da girelim mi? Ha şey işte dinle
devlet arası ilişki. Iıı oraya girdik. Iıı şimdi her din siyasalı mıdır emin değilim. Ama her dinin ııı yani tabii her din derken çoktanrıcılığı falan filan kastetmiyorum. Yani modern daha modern dinleri kastetmiş. Şu andaki üç dinle
bahsettim. Evet. Tek tanrılı üç yaygın dün. Evet evet. Iıı o dinlerin tabii ııı ııı siyasallaşma ııı tekelleşme bağnazlaşma istidadı vardır. Bilmem anlatabildim mi? Egemen olan düşünce güçler düşün her zaman böyle bir şey var. Çoktanrıcılık da olmaz. Yani çoktanrıcılık da adı ne? Çoktanrı var. E çoktanrı olunca. Çekişme oluyor. Yani hayır kimseyi Apollon’a inanır. Apollon kültü. Öbürü Demeter kültü. Efendim öbürü memlek kültü. Ve o tanrıların ııı hakikatle ilgili bir dalar dolmadığı için yani o tanrılar ııı İslam ve Hristiyanlık’ta olduğu gibi insanla evrenle ilgili bilgi niteliğinde hakikatleri öte koymuyorlar. Dolayısıyla. Hem onlara doğayı hükmediyorlar az az mı? Eee
iyi de o başka mesela. O zaman şu ııı gemici sen sen denizli şey varsa Poseidon’a dua ediyorsun. Eee kadınsan her ayağa dua ediyorsun. Bilmem anlatabildim mi? Salgın hastalık geldiği zaman her mesele dua ediyorsun. Ve neyse dua ederken işte yani ııı kalkıp namaz kılmıyorsun tabii. E son hakta işte. Bir şeyler veriyorsun. Şehirler kesiyorsun. Eee tütsüler yaptırıyorsun falan filan. Yani çoktanrıcılık
yapısı gereği eee daha demokrasi değil. Tekelcilik bağnazlığı getiriyor. Bilmem anlatabildim mi? Eee tekelcilik ne? Eee diyorsun ki yahu bir tek tanrı var. Tek tanrı var. Eee tek tanrı varsa tek kitap var. Kitabı çok genel olarak kullanıyorum. Tek tanrı varsa tek kitap varsa tek hakikat var. Eee öbürleri? Öbürleri peki diğerleri eee onlar hakikate
sahip değil. Yani bizim Necmettin Erbakan göçüyle hak ve batıl arasındaki kavga burada. Batıl yanlış demektir. Hak ve batıl arasındaki ııı kavga burada. Şimdi demek ki her dinin daha doğrusu şey dinlerin monoteist dinlerin böyle bir özelliği var. Eee şey olmalarından ötürü tekelci olmalarından ötürü. Bir özellikleri var. Eee bunu bu dinler içinde de bazıları diğerlerinden daha fazla buna müsait. Şimdi Hristiyanlık işte meşhur bilinen şey. Yahu soruyorlar ne yapalım vergi meselesini? Efendim sezarın hakkını sezare verin. Efendim tanrı’nın hakkını da tanrıya verin. Şimdi sezarın hakkı ne? Sezar devlet olarak düşün. Yani devletin bir hakkı var senden. Ne hakkı var? Eee vergi alacak senden. Bilmem anlatırdın mı? Yol yapıyor, su getiriyor, şeyleri yani onu verebilirsin hatta öyle demez de işte parayı gösterir. Bu paranın üzerinde kimin resmi var? İncil’de. Eee işte şeyin sezarın resmi var. Eee sezarın hakkını sezare verin. Yani Hristiyanlıktan bahsediyorum. Böyle bir şey var. Eee böyle bir temel ilke var. Yani iki kılıç birbirinden ayrı. Peki nedir Hristiyanlıktan? İsa’nın da buna mümassil başka şeyleri de var. Benzeri unsurları da var. Peki
insanın şeyden istediği ne? Bir Hristiyan’dan istediği ne? Onu diyelim isterse. E canım eee bana inan Tanrı’ya ibadet et. Işte bir de mehlametle ol, ııı insanlar ister vesaire vesaire. E peki ama bunun şeyle ilgisi yok. Yani bu neticede ahlak ve de
eee şeyle ilgili eee iyi niyetle, ibadetle ilgili unsurlar. Yani zekat ver demiyor adam. Zekat kırkte birini ver demiyor adam. Efendim eee hacca git demiyor. Eee oruç tut demiyor. Diyor tabii ama İsa demiyor onu. Kilise yapıyor. Kilise söylüyor. Kilise onu yapıyor. Eee mesela eee cihat yap demiyor yahu. Yani çok daha basit bir şey söyleyeyim sana. Yani o da tebliğde bulunduruyor kilise. İyi de cihad başka bir şey. Başka bir şey. Yani cihat devlet gerektiren bir şey. Evet. Ibin aldığım bunu çok güzel söyler. Şeyle papayla, kuhane arasında ve de bizdeki şey arasında halife arasındaki fark anlatırken yahu değil orada adam bizim İslam niyetten bahsetti. Derken cihat istiyor. Şimdi sen o cihat efendim işte iki cihat vardır. Bir cihat küçük cihat. Cihat cihad demektir. Cihad bunlar işte çalışmaktan gelir. O da insanın işte ııı iç dünyasını zenginler bunlar harbi savvokat. Bunlar yok değil var. Ama cihattan kasıtlan şey belli yahu. Yani. Yani. İslam’ın sınırlarını genişler. Aynen. Ha. Darül İslam’ın sınırlarını genişler. Darül harp onlarla uğruş, kırış, şunu
yap. Osmanlı İmparatorluğu meşruiyeti nasıl sağlıyordu? Bunu da yapmıyor muydu? Cihat yapmıyor muydu? Yirminci yılda bile cihat falan filan kavramları kullanılmadı mı? Hala kullanılmıyor. Hala kullanılmıyor mu cihat kavramları? Fünfü manate bildin mi? Yani İslam dini söz konusu olduğu zaman siyasallaşmak konusunda geliyorum sana. Ama başta Hristiyan da siyasal değil mi zaten? Siyasalla dışarı atılmamış bir şey. Efendim? Hristiyan da siyasal değil mi başlangıçın?
Hayır hayır. Niye? Bir dakika işte sakin ol şimdi. Peki sakin ol. Şimdi birinde İslamiyet’in teorisinde siyaseti ve devlet kuvvetini gerektiren doğru. Bir unsur var. Var. Ya peygamberin kendisi de siyasal değil mi? Devlet başkanı. Mekke’de siyasal değil. Ama medyada siyasal. E devlet kuruyor. E savaş yapmıyor mu? Anlattı mı? Devlet başkanı komutanım kendini korumak için yapıp buna da hava gazi. Kimsenin kendini korumak için yaptığı yok. Eee Mekke’liler ve Medinliler arasında eee Mekke’lilerle Medine arasında artık eee şey var. Ne var? Ihtiraf var. E itiraf var. Ve Medinliler eee sıkıştırılmış bir durumdalar. Saldıran o. Yoksa Mekke’lilerin açıkçası burada bile değil. Tamam. Muhammed Medine’den gittikten sonra kendi eski hayatları, tarzları, ticaretleri
devam edip gidecek. Ya hayatımda var. Ya devlet kurmuyor mu? Medine Sözleşmesi yok mu? Yani Medine Sözleşmesi üzerine getirilen tartışmaları bırakıyorum. Onların hiçbir önemi yok. Yani neticede insanın kendisi siyasi halı. Evet. E siyasal neden siyasal? E çünkü söylenen şeyler netice itibariyle emredilen şeylerden bir kısmı. Bir siyaset bir hem demir evi
hem de siyaset aygıtını devlet aygıtının işe konusunu gerektiriyor. Efendim İslam dünyasında İslam aynı zamanda bir hukuk değil mi? Hukuk. Hukuku kim uygular? Kim uygular İslamiye? Hukuku kim uygular? Devlet. Devlet uygular. Hangi dev İslam? Hangi hukuk? İslam hukuku. İslam hukukunu kim uygulayacak? İslam devleti. Işte siyasetle ilişkisi bu. Yani şey yapamazsın onu. Oradan ayıramazsın. Ama kilisede
kendini korumak ve güçlü kılmak için ama siyaset üzere etkili olmamış mı? Şimdi geldik oraya. Şimdi kilisenin siyasete savun ııı soyunması kilisenin tarihi içerisinde meydana gelen konjöktürel bir olay. Başlangıçta. Ya Roma devleti varken kilise siyasete soyundu mu? Soyunamaz ki. Dört. Hah. Kilise kiliseydi. Manastırdı. Ibadetdi. Anlatabildim mi?
Açtı. Ne zaman ki Kostantin tarihsel olarak belli bu. Ne zaman ki Kostantin bir takım nedenlerle ııı Hristiyanlığı kendi engelleyemeyeceğin yayılmasını görünce. Ve ya işte zafer kazanacak, ona dayanacak. Yani o iyi bir şey. Yani o iyi. Kendi onu malevele gördü. Önce ne yaptı o? Dedi ki ııı Hristiyanlığı serbest bırakıyorum. Resmi dini ilan
etmedi şeyi. Ha. Baş Yavaş yavaş deyim yerindeyse devletin devlet olarak o zamana kadar infa ettiği rolleri üstlenmek hem zorunda kaldı hem hoşuna gitti. Bak hem zorunda kaldı. Çünkü devlet gitti
şeyden sonra. Roma’dan sonra. Dört yüz yetmiş altıdan sonra batı Roma. Devlet yok. E peki toplum var mı? Var. Devlet var mı? Yok. E tek elde bulunan kurumsal olan efendimime
בע Alex大家好’vanas ı sealingillon F3 primary
insanları okuyamıyorlar. Çünkü kitapların yeni baskısı çıkmıyor. Şu anda kara borsada ikinci elde neredeyse açık kartlamaya satılıyor. Şu kitapları bir daha bastır. E bakayım şu olay ya bakayım. Yani onu söylüyorlar işte neyse. Neyse. Bu Burak’ın konusu değil o. Ne diyecektim ben? He. Papa ile Musa’yım. Hoşuna gitti. Şimdi ortada şey zaten yoktu. Ortada Papa’nın bu sahip olduğu kudrete eee itiraz edebilecek kimse yok. Eee sonra yavaş yavaş Avrupa’da devletler medyada gelmiyor. Karolanj’ler efendim. Okumayı yazmayı bilmiyoruz havalı. Biliyorsun. Evet. Eee kilise ona şey sağladı. Politikacı yaman adam. Kendisine bunu sağladı. Eee sağlayınca o da ona ona. Karşılıklı. Karşılıklı. Sen beni kaçır, ben de sana kaçayım. İkisi bilmene kaçır. Lanfırot lan. Ha. Eee on birinci yüzyılda on ikinci yılda eee gelişmeleri biliyorsun. Sonra yani bizzat kilisenin veya din adamların kendi içinden kilisenin özelliği katolik kilisesinin sahip olduğu veya gasp ettiği ve eline geçirdiği bu güce karşı yine prensip olarak bizzat hristiyanlığın başlangıçtaki hristiyanlığın kendisine hareketle itirazlar olmaya başladı. Yahu Martin
Luther’ın itirazları o ondan evvel de başkaları Jan Hus ondan sonra bilmem John bilmem kim ortaya çıktı. Yani kilisenin bu durumu tarihi şartlarının meydana getirdiği Avrupa coğrafyasının Avrupa tarihinin meydana getirmeyi bir durum sonucunda ortaya çıktı. Kilisenin dünyanın en eski kurumu siyasi kurum. Şimdi peki kilise siyasi bir kurum mu? Yani siyasi kurum derken şöyle tabii ki kilise nüfuzlu tabii ki kilise ııı şeylerini müritlerini veya inananlarını muhafazaki partilere oy verme yönünde Amerika’da bayağı siyasi bir kurum baktığınız zaman. Yahu gayet Amerika’da olabilir. Yani başka ellerde de olabilir. Ama kilisenin şu anda biraz evvel söylediğim o tarih de yok. Herhangi bir nüfus var mı? Yok öyle bir şey. Okullar üzerinde nüfus var mı? Kendi okulları var.
O ayrı. Öğretim üzerinde bir nüfus var mı? Hayır. He? Anlattı mı? Yok. E ama gelelim Türkiye’ye. Müslüman ülke. Evet. Kilise yok. Ama Diyanet Çelebi Başkanlığı. Bak. Bak neler yapmaya çalışıyor. Anlatabildim mi? Devletle birlikte. Devletle el ele. Aynı o başlangıçta kilise devlet ilişkisinde olduğu
gibi. Ama birbirini kaçıyor. Ama Allah’tan ama Allah’tan Türkiye’de şey ölü ayının da gösterdiği gibi Fethullah Ölay’ın da gösterdiği gibi ya bu beş bin yıllık bir devlet bu. Orta Doğu Devleti’nden bahsediyor. Onu sonradan bahsetmiyorum. Bu devlet anasının gözü bir devlet. Ortadoğu devletinden bahsediyorum. Hiç şimdiye kadar bir dini grubun Avrupa’da mesela şeyin eline geçirdiği gibi
Kalvencilerin, Savonuralı’nın Milo şeyde. Prütenlerin. Planos’la da prütenler eline imkan geçirip de yönetimlerini kurdukları gibi bir kurabilmiş midir? Hayır. Asla. Çetin Altan rahmetli dedi ya. Kaç tane şeyin şeyin ustamın kafası kesilmiş. Öyle değil mi? Yani Türkiye’de veya Ortadoğu’da durum başka. Ortadoğu’da devlet önemli. Devletin refleksleri
önemli olması. Ha ben kendi fikrimi söylüyorum. İyi mi? İyi. Yani Fethullah yerine devleti tercih ederim. Devlet yerine daha iyi bir devleti tercih ederim. Yani olmadı. Yani Osmanlı tarihinde var mı bunun karşılığı? Yok. Ha? Ha? Yani devletin bütün Osmanlı tarihi tarikatları mücadele geçir. Ha. Biri güçlenince kafasını koparmış. Çok güzel.
Sadece tarikat derneği yani başka bir yerde de yok. Yani o kilisenin benzeri bir grup olmadığı için kilisenin benzeri hem tarihsel olarak güçlü hem meşruiyeti olan hem agıllı olan belki en fazla gene İran. En fazla İran? Moğollar? Evet. Yani kiliseye benzeyen. Kiliseye benzeyen. İşte nitekimle ihtilal yaptılar. Yani belki de işte o Fethullah’ın yapmaya çalıştığı Türkiye’de de oradaki
ihtilalara benzer bir ihtilal yapmaktı. Beceremedi. Beceri yapamazsın. Türkiye’de böyle bir gelenek yok. Hani diğer İslam ülkelerinde var mı? Yani tarikatlerin veya dini grupların veya mezheplerin veya şunların bunların devlete nüfus etmesi, devletin onları desteklemesi yardımda bulunması bunların hepsi devletin kendi çıkarları için devlet adamlarını siyaset yani kendi çıkarları için onları
attıkları bir deyim yerinde ise ekmek. Ama onlar da aptal değil biliyorlar. Yani nereye kadar sınırlarının olacağını biliyor. Ben sana başka bir şey söyleyeyim. Yarın sabah ilayin Türkiye’de hükümet değişsin. Yerine başka bir hükümet gelsin. Diyanet İşçi Başkanı bugün yaptıklarını yapabilecek mi? Genel hükümete bağlı. Daha beteri diye olabilir. Hiçbir şey yapmayabilir. Ama işte ama benim sorumlu cevabı
verdin. Evet. Bak ne dedin? Hükümete bağlı. Hayır. Işte şimdi kilisenin öyle bir şeyi yok. Kilise bir defa önce bağımsızdı. Sonra bin sene hükmetti. Sonra devletle kavga etti. Milli devletle kavga etti. Ulus devletle kavga etti. Iıı bu şeyle kavga etti. Bucağız ile kavga etti. Bucağız çekildi çekildi çekildi sınırlarına ama hala bağımsız. Unutma hala bağımsız. Evet. Hala bağımsız. Iki
dünyanın şeyler farklı. Ama mesela onlar da güçlü impotet galisan onlar boyun yemişler hep. Evet tabii. Yani şimdi Matika’da bırakıp ııı Fransa’ya taşınması papalılığın normal bir şey mi var? Yani o ama o da çok özel bir şey. Kasa bir dönem. Tamam. Başka bir şey söyleyeyim. Mesela İtalya Birliği yani bu olayı biliyorum çünkü o kitabı çevirdiğim için papayla mı sonra şimdi o İtalya’nın ııı şeyini, birliğini sağlamaya çalışırken papalılığın topraklarını da adam, papalılığın toprakları var. Evet. Roma’da bilmem ne de balon ya. Ya popanın toprakları, papağanın, papağanın. Biz zaten kapalı malları. Adam İtalya’nın birliğini kurarken neydi o adamın adı? İtalya’nın birliğini kuran meşhur adam. Unuttum şimdi. Ben ne oldu? Hayır şey yaptı yani. Onları elinden elinden aldı. Kilise bundan dolayı altmış sene bunu protesto etmek için İtalya devleti kabul etmedi. Ve papalar bulundukları yerden çıkmadılar. Neden? Biliyorum işte
söyledim şeyden papaya ve sonra Musolini geldi. Musolini de başlangıçta papalığı adam yerine koymadı. Eee sonra işte o Lateran anlaşmaları falan yaptıktan sonra papalığa bir takım infiyazlar tanıdı ki bugün de yani papallığın işte Vatikan sitem bahsediyorum. O sınırlar içerisinde eee bağımsız bir devlet olması belli bir bütçesi olması belli bir bilmem nesi olmasa o dönemden kalma. Yani Batı’da tamam kilise düşür olduğu zaman bütün bunları yapmıştır. Herkes güçlü olduğu zaman bu şekilde şeyler yapar. Ama oradaki durum başka bizdeki bizde zaten kilise hiçbir zaman güçlü olmamıştır. Ben başka bir söylüyorum. Bizde anahtar kavram. Din falan filan değildir. Biz anahtar kan
devlettir. Devlet midir? Otroite midir? Yani devlet diyeceğim yani yani siyasi gücü elinde. Iktidar elde tutan. Iktidar elde tutan odur. Bizde eee yani o efsaneler uydurulur işte alimler efendime söyleyelim devlet adamına bağımsız olmalıdır. Işte yok Kurbu Sultan ateşi Suzan yani sultanın yanında olmak yakıcı ateşle karşı karşıya kalmaktır.
Tavsiyeler edilmiştir. Tavsiyeler edilmiştir. İmam Azam abi hanife şunu demiştir, bunu demiştir vesaire falan ama bunların hepsi. Efsane. Efsane bunlar. Bunlar la. Netice biliyor. Maaşını maaşını Ali Erbaş söz konusu İsa, Mercedes arabasını, müftü söz konusu İsa, maaşını, imam söz konusu olsa maaşını. Kim veriyor? Devlet. Bitti. Bitti. Bu
kadar. Gücü var mı? Yok. Onun için dedim. Şimdi gitsin adam yarın sabahleyin bir CHP’li gelsin, lütfi bilmem ne gelsin vardı bir zamanlar unuttum adını. Lütfi Doğan. Ha lütfi Doğan. Iki tane lütfi Doğan vardı. Biri diyen kişi başka birisi. Onlardan birisi gelsin yani CHP’li oğullardan bahsediyorum. Allah rahmet etsin. Öldü galiba. Yaşıyorsa beni affetsin. Eee o geldiği zaman birdenbire diyanet bambaşka bir şey olur. Mesela en azından Atatürkçi olacağından eminim
ben. En azından Atatürk’ün adını ancaklığından eminiz. Ancaklığından zaten eminiz. Ondan eminiz. Bahçanakale Savaşı’nı. Eee ama yani bırakın o. Bugünkü hükümet döneminde bile hükümetin tavrı değişikliği yani iktidarın tavrı değişikliği için şimdi Ali Bardakol da bu hükümetin değil mi? Aynen. Şimdi Ali Bardakoy’la Ali Erbaş’a karşılaşabilir misiniz? Efendim? Ali Bardakoy’la Ali Erbaş’a aynı kefe koyabilir misiniz? Tabii ki koymam. Tabii ki koymam. Yani Ali Bardakoğlu daha hoşgörüldü. Daha dinin
modernin dünyada yaşayabilmesi için bu sözünü ettiğimiz problemlere İslam dininin kendi mantığı içinde daha şey cevap verilmesi iyi çözümler bulunması eee yaşayabilir çözümler bulunması gerektiren bir adam. Anladın mı? Öbür şey. Eee bildiğimiz gibi yani bunu eee ben de. Gerçi o da dinler arası diyalogçuyu falan ama. Kim? Ali Erbaş. Yahu o
zaman öyle de gerekir. Şimdi böyle gerekir. Bizim Cumhurbaşkanımız sevgili Cumhurbaşkanı artık dinler arası diyalog kuracağız dediği zaman kurar diyaloğu ne olacak? Kurmayacağız bitti. Derste de biter. Bitti. Bitti. Kusura bakmasın. Yok doğru. Doğru. Kusura bakmasın. Özür dilerim ama böyle. Bu hocam bize eee sana bana Celal’le yaptığımız programlarda konuştuklarınızla falan hep şöyle eleştiri getiriyor. Bu eleştiri getirin arasında bizim dostlarımız da var. Şey değil ama Celal’le benim dostlarım da var. Çok Batı tarzı düşünüyorsunuz. Çok batı etkisiniz. E gayet de böyle düşüncem. Nasıl diyeceğim ya? Yani batı tarzı düşünmek ne demek? Düşüncenin bir tek gürü var zaten. O düşüncenin o türlü batı batılı temsil ediyor. Bilimsel düşünceyi batılı temsil ediyor. Ha belki Japon da temsil ediyor. Ben onu bilmiyorum. Yani tecrübe akıl yürütme, mantık deneme yanılma, deneme yanılma, sınama yanılma, batı tadını düşüneceğim. Yani
başka ne düşünüyorsun? Hayır öyle düşünmüyorum. Onu söylemek istediği o değil. Arkadaşlarını tanımıyorum ama o şu yani batılının eee işte bu konulardaki değerlerini, kurumlarını, sistemlerini fazla şey yapıyorsunuz. Önemsiyorsunuz. Peki niye ben önemsemedim? Neyi önemseyeceğim? Yani mesela hümanizmayı önemsemeyecek miyim? Demokrasiyi önemsemeyecek miyim? Şeyin kuvvetler ayrılığı ülkesini
önemsemeyecek miyim? Insan haklarını önemsemeyecek miyim? Hukuk devletini önemsemeyecek miyim? Neyi önemseyeceğim? Neyi önemseyeceğim? Ve niye önemseyeyim ben bunları? Yani bunlar kaynakları batı olabilir. Ama bunlar artık evrensel değerler. Evrensel ve hümanist değerler. Evrensel de insanı değerler. Bunlar anlatamıyor değil mi? Yani şey demokrasi mi var? İslam demokrasi de bir demokrasi mi
var? Ve Çin demokrasi de bir demokrasi mi var? Parlamenter demokrasisi var. Atıyorum. Teknik olarak konuşuyorum. Vesaire ne var? Ama demokrasi demokrasi. Eee? Bilimsel olarak da neyi önemseyeceğim yani? Yani burada burada bir şey yani saçmalık var. Yani ben sen iyi gidip batı şeyi taklitçisi falan filan. Ulan benim taklitçi olacak bir halim var mı? Ben otantik bir adamım. Urfalı bir adamım. Uğur falda bir adamım. Otantik bir adamım ben. Ama biri bana karşıma çıksın. Bu oryantalizm. Ha sanki bir oryantalizm karşısında da oryantalist olmayan bir şey var. Oksidantalizm. Eee hayır eee yani şey oryantalizmin bakış açısına karşı olan ama oryantalizmden daha objektif olan bir şey var. Bilmiyorum zannediyorum bir ara İlber de bunları söylemişti. Ulan senin bütün tarihini doğru tarihini
yazan oryantalist. Din tarihini yazan oryantalist. Mesepert tarihini yazan oryantalist. Hukuk tarihini yazan oryantalist. Teolojin yazan oryantalist. Ben bu oryantalistlerden kırk tane kitap çevirdim. Eee ne olacaktı? Kur’an çevresini yapan oryantalist. Ben de kırk tane Kur’an çevresi var. Orientalist. Bunlar ucuz şeyler. Anladın mı ne demek? Bunlar
ucuz şeyler. Bunlar çocuksuz şeyler bunlar. Hatta. Yani insanların hoşuna giden populist. Populist. Demagogik. Altyapı. Populist. Evet. Tarihçi. Ervin Rosenthal veya Fransız Tar. Eee ne olacak? Orientalist. E tabii ki oryantalist olacak. Yani sen buna karşı mesela kadın, erkek
eşitliği konusunda bana ne şey getiriyorsun? Farklı bir teori getir bana. Veya kuvvetler ayrılığı konusunda Allah’ını seversen bir teori getir. Vahiy. Ya sana başka bir şey söyleyeyim. Çin batılı mı? Japonya batılı mı? Peki. Çin veya yani Çin’i bırakalım. Çok iyi bir örnek değil. Japon demokrasisi batı demokrasisine benzemiyor mu? Benzemeye çalışıyor mu? Hint demokrasisi Hint parlamenterinin benzemiyor muyum? Çok benzemek istiyorum. Ama ne oryantalist onlar bak. Onlar da şey. Ama sen orada kas sistemi de batı düşkün. Ya o başka mesele. Şimdi orayı karıştırmaz. Sende niyetin kötü ha. Yaşayabilir bir şey var. Işe yarar bir şey getirsin. Bana adam. Yani hakikaten. Şimdi ne kadar görülmedi? E bizden biz de kendimize uygun bir şey yapmalıyız. E yap. E yap yap bana. Engel mi var? Engel mi var? Hadi bana bir demokrasi yap. Işte bizim işte şu
andaki ııı Türk tipi. Başkanlık sistemi. Başkanlık sistemi. E hadi yap bakalım. Yaptın mı? Oldu mu? Sende sevdin mi? Beğendin mi? Beğendin mi? Başarılı oldu mu? Başarılı oldu mu? Başak ve erdi mi? Eee? Oldu mu? Peki hocam bir izleyicimiz diyor ki Wittgenstein’ın dilimin sınırları zihnimin sınırlarıdır. Cümlesini hoca kabul etmiyor mu? Dilimin sınırları. Zihnimin
sınırlarıdır. Ederim. Ederim de yani mutlak bir cümle olarak kalmam. Biraz daha zaten onu konuştuk. Oradan esinlenek söyledi. Haklı. Haklı değil ama ona girmeyin yani şimdi. Bizim bu konumuz daha hoş. Geriye dönmeyin diyor. Hayır yani o daha akademik bir mesele. Peki eee islamofobi dinlerle ilgili fobiler. Hı. Neden kaynaklanır? Iıı mesela bakıyorsun ııı
doğuda yani Müslüman olmayan doğu coğrafyalarında bir islamofobi den kimse bahsetmiyor. Mesela Çin’de bir islamofobi var mı? Bana ruj olarak var aslında. Bence de var. Var ama. Kimse ondan bahsetmiyor. Bir dakika Rusya’da islamofobi yok mu? Var mı? Var. Neden o şey derneklerini falan kapattı? Fethullah Halkçı’nın derneklerini ama onlara göre Fethullah bir CIA organizasyonu da o yüzden kapattılar galiba değil miydi? Yani bu bir şey fark etmez. Çünkü baktığın zaman Rusya’da bayağı bir müslim kitle var yani. Dünyadaki en fazla Müslüman Rusya’da yaşıyor der. Yani tamam, peki kabul edelim hadi. Yani Batta daha çok islamofobi olduğunu kabul edelim. Nedir islamofobi? Müslümanların bu sözünü ettiğimiz bir defa teoriden gelen teoriden gelen İslam dininin teorisinden gelen prensiplerinden gelen şeyin beğenmemeleri veya itiraz etmeleri. Yani apıyorum sen. CIA’da karşı çıkmaları. Sen o demin olan şey demiştin küçümsüyorlar. Ciddiye almak. Onu da söyledim. O başka bir şey. Ama bunun alakası yok. Ama onun alakası yok. Iki. Şimdi Avrupa’lıların ve her insan gibi, her toplum gibi fobileri gayet tabii ki vardır. Mesela senin birazdan söylediğin tam tersinin ırkçı, ırkçılara karşı fobi vardır. Yani Avrupa’lılar ırkçılıktan çok çektikleri için. Siz için.
Nazizim’den çok çektikleri için hatta yani düşünce özgürlüğünün ki çok kutsal şeydir. Onun sınırlarını bile dalaltacak ölçüde şeyler vardır. Biliyorsun. Peki. Şu Fransızların şey meselesinde olduğu gibi ııı tarihçiye karşı Ermeni katlamı olmuştur, olmamıştır meselesinde. Gösterdikleri tabi. Yani onlar da adeta bu ırkçılığa karşı tabii çok çekmişler işte. Bu Yahudi katlamından. Peki ama o acaba çok dar bir kitlede, çok entelektüel bir kaygımı. Niye dersen bakarsan Avusturya’da ırkçı parti yükseliyor. Fransa’da yükseliyor. Almanya’da neonaziler öyle azımsanacak gibi değiller. Eee hani o kadar fazla yasal kısımlarla bir dakika İslama Kobi’den bahsediyorum. Iyrkçılardan mı? Iyrkçı partilerden. O ayrı mesele. Ha. Ona bahsediyor ama yani acaba dedin ya İslam şeye karşı ııı ırkçılıklar çok
korkuyorlar diye. Aslında üstte bir ince kabuk altına kazıyınca o binlerce yıllık ırkçılık kültürü çıkacak mı altından? Hayır hayır. Şu şundan ortaya çıkıyor. Bir defa dediğim gibi dünyanın her tarafında ırkçılık var. Evet. Isterse ırkçılık, ister kabilecilik, ister işte başka ııı şeyi mensuplarını kabul etmeme. Avrupa’nın kendi özel tarihinde var. Evet. Yahudilerle ilgili olarak. Evet. Nazizmle ilgili olarak var. Çok kötü hatıralar var. Avrupa hastalığıdır. Çok kötü
hatıraları var. Evet. Anlatabildim mi? Şimdi Avusturya’da ırkçılık. Istersen bunu ııı şey Nazizm ad orada verilebilir de yani eee modern eee demokrasilerin o çoğulculuğuna karşı daha muhafazakar, daha dini değerlere yönelik hatta bir kısmında da ırkçı telkile taşıyan bir eğilim var. Eee ama bunlar çıkar
onun karşısında başka şeyler çıkar. Yani ırkçılığın ortaya çıkışını önceki şeyde de söyledim. Öyle bir çok evrensel çok yaygın bir trend olarak bitirmek için. Neyse biz ona istihbar buyururuz. Eee elbide vereyim. Hayır ama ona biraz de değerlilerim. Şimdi Almanya’da da var. Almanya’da da var. Peki İsviçre İsviçre’de var mı? Peki İsveç’te
var mı? Finanyada var mı? Bildiğimiz kadarıyla. Yani bu sözünü ettiğimiz. Ufak ufak var. Ufak ufak olsun. Ufak ufak her şey var. Sende de ufak ufak çok şey var. Biraz daha devam edecek çocuklar. Şimdi İslamofobiye gelelim. Niye İslamofobi var? Şimdi hocam niye beni harcadın şimdi? Sende ufak ufak her şey var diye. E yahu. Kırıl kırıl geçiyor benim. Ha. Yani şimdi eee eskiden İslam ülkeleriyle batılı Hristiyan mükemmelinden ayrı coğrafanlarda yaşıyorlar idi. Temas azdı. Temas yoktu. Tebası büyük olarak. Hatta bir de adam eee seni adam yerine koymazdı. Seni sömürürdü. Seni döverdi. Sabah akşam döverdi seni. Anlatamıyorum. Bir de ondan dolayı bir üstünlük duygusu da vardı. Veya tabii. Eee sonra bu eee bilinen şartlardan dolayı neticede eee Fransa’da beş milyon Müslüman. Almanya’da bilmem beş milyon Müslüman. İngiltere’de beş milyon
Müslüman ve on milyon sayılarda yanılabilirim. Ortaya çıktılar mı bunlar? Çıktılar. Oraya gittiler mi? Ve bu giden adamlar oradan yöneticilerinin de şikayet ettikleri gibi kendi hayat tarzlarını kendi değerlerini kendi sistemlerini orada en azından devam ettirmek istediler mi? Istediler.
Istiyorlar mı? Istiyorlar. Peki. Adamlar bundan haklı olarak dikkat et. Ya buraya geldin sen. Yani bana şey olarak geldin. Ne diyelim? Hani bana muhtaç olarak geldin değil. Tamam. Ben ben de sana muhtaçtım. Geldim, çalıştım. Eee sen benim yaşam tarzıma, hukuk düzenime efendim okul tabi olmayı nasıl edilirsin? Eğitim sistemime tabii ki tabii olacaksın. Eee ben
okullarda jimnastik dersine kızımı göndermem. Ben basit örnekler vermeye çalışıyorum. Veya ben Burkayla dolaşırım. Afganistan’dan. Anlata bildin mi? E yok bizde böyle bir şey. Bununla da kalmıyor. Orada yeni yetişen. Peki bu fikir özgüne girmiyor mu? Ha işte onu söylüyorum ben sana. Şimdi şimdi Burkayla şey yapmak artık bunlar artık şey tartışmaları. Çok ince teferruat. Bazı ülkede yasaklanabiliyor. Ben
esasla evet ama hepsi yasaklanıyor. Fransa yasakladı. Fransa laik geleneğin en sertti uygulayıcısı olarak yasakladı. İngiltere yasaklamadı. Beşikta’da yasaklanmadı. Ama zaman içinde ona da yasaklayabilirler mi? Yasaklayabilirler. Yani şunu demeye çalışıyorum. Çok genel bir şey söylemeye çalışıyorum. Yani buradan gittiğin zaman adamın kendi düzeni ahlak düzeni kadın erkek ilişkisi
düzeni, hukuk düzeni, siyasal düzeni, bin yıllık kazanımları neyse evet nelerde elde edilmiş düzeni, laik düzeni hani ciddi veya gayri ciddi. Ama zaman içerisinde eğer şey yapmazsan dikkatle ona tedbir almazsan ciddi olacak çünkü sayı da çoğalıyor. Sayı da çoğalıyor. E bir düzen teşkil
ettiğin zaman yani eskiden daha evrensel, daha solculuktan ileri gelen, solculuktan ilenciyele evrensel bir bakış açısından ya işte eee bunlar da kültürler farklı kültürler farklı Türklerin değerlerini de kabul ederim. Kültürler arası hoşgörü gösterelim falan filan diyen adamlar yavaş yavaş e iyi de ama buna bizim hayatımızı tehdit ediyorlar. Şeyine geldi noktasına geldi. E şimdi Lokanar Anşane miydi o? Öldürdüler. Öldürdüler. Karikatürcüyü. Evet. Öldürdüler. Eee İsveç’te de öldürdüler. Karikatürden ötürü öldürdüler. Yani eee bunlar şey örnekler değil mi? Insanları korkutucu örnekler değil mi? Tehditkar örnekler değil mi? Peki Avrupa’da işte bu İslam’la ilgili bir olay çıktığı zaman Pakistan’da insanlar ayaklanmıyorlar mı? Ayaklanırlar. Hristiyanların kiliselerine saldırmıyorlar mı? Kusura bakma. Hatta birbirlerine kiliselerine saldırma Allah’tan. Türkiye’de bunlar yok. Çünkü Türkiye’de devlet daha güçlü. Bilmem anlatabilir miyim? Devlet devlet geleneği var en azından. Devlet güçlü olduğu için. Söylüyorum. Ama şimdi mesela bu. Şimdi evet bu neyse yani İslam’ı fobi doğrudur yanlıştır. Şeyinde değilim.
Eee meselesinde değilim ben. Niye insanlar şey fobi değil de Budizm fobi değil de Cainizm fobi veya bilmem ne niye İslamofobi var? Belki çok sayıda Hintli gelirse bu difobide olabilir. O da olabilir. Gayet tabii. O da o gel karşılaşmayla ilgili bir şey var. Şimdi sana bir şey söyleyeceğim. Bir şey söyle. Abi lafını eee söyle sen ben sonra. Kötü bir şey söyleyeceğim. Kusura bakma. Estağfurullah. Şimdi yazıyorsun sen. Suriyelerle ilgili
yazıyorsun. Işte Atay’da beş milyon Suriyeli bir milyon işte bilmem çocuk olmuş. Sen faşist misin? Yok. Ben düşünmüyorum seni faşist olup. Sen anti manist misin? Hayır. He. Ben seni tanıyorum. E ben de değilim. Sen diyorsun. Eee ama ben eee hani İzmir’de eğer bilmem ne yerde hayat tarzımı bak tekrar
ediyorum. Değerlerimi, anayasamı, medeni geleneklerimi, kadınlarla ilgili bakış açımı paylaşmayan yani sadece paylaşmamakla kalmayıp onu eleştiren yayınları onu yapan sıkıştıran insanları gördüğüm zaman bende kusura bakma bir Suriye fobi meydana gelebilir mi? Gelebilir. E
gelir. Insanız biz. Toplum yüzde seksen beşe gelmişler. Evet. Gelme. Yani gel o böyle bir şey olur olmaz bilmem. Ama olabilir mi? Olabilir. Şeyi soracaktım şimdi eee gördüğümü bilmiyorum. Iki günden beri eee Sosyeme’de dolaşan bir şey var. Rehkan filmi. Almanya’da bir Türk içki firması. Eee bu meşhur şey vardır ya. Da Vinci’nin son yemek tablosu. Evet. O son yemek tablosunu canlandırmış ve bunun
üzerinden bir alkollü içki reklamı yapıyor. Evet. Bir rakı reklamı yapıyor daha doğrusu. Evet. Eee Türklere ait bir Alman firması, Türk firması değil. Peki. Eee işte o son yemekte şarap değil de rakı içiyorlar galiba. Öyle bir şey. Peki. Bilmiyorum görmedim he. Kötü bir reklam bence. Yani fikir olarak güzel olabilirmiş ama eee kötü çekmişler. Hayır bence fikir olarak da çok parlak değil. Parlak değil o kadar. Evet. Neyse. Ama sonuç olarak şimdi mesela Almanya’da kimse ayaklanmadı bununla ilgili. Çok bayağı. Bu reklam filmi çekini öldürelim falan filan sloganları da şimdilik ben duymadım. Daha duymayacağız da. Yani bir iki tane meczup olur. Birkaç tane oluyor. Daniyem arkada olmadı mı? Elli kişi öldürdü. Ama mesela Vatikan bunu kınıyor açıklamalar yapar. Yapacak mıdır? Yapar. Bence o da yapmayabilir. Bilmiyor. Yapar, yapabilir. Bunun şeyi yok yani bunlar anlamlı değil bunlar. Ha değil. Anlatabildi mi? Ya bunlar Avrupa’daki. Hayır bu alınganlık İslam’a mı mahsus yoksa bütün dinler bu denli alıngan mıdır kendi değerleri ilgili? O çünkü orada öyle bir şey ol. O şimdilik yok. İslam’ın bu konuda çok alıngan olduğu biliyoruz. E ama İslam’a benzeyen böyle ne diyelim? Eee zannımca bilmiyorum çok emin değilim. Hinduizm’de de bu kadar sert şeyler var biliyor musun? Evet. Milliyetçilik’e de birleşince. Evet. Ha. Olabilir. Yani ama reklam eğer böyle bir reklam varsa doğrusu ben bence zevksizce bir şey. Bence de. Yani ama şu bana da zevksizce bir şey. Bu güzel parlak bir buluş değil. Bilmem anlatabildim. Ucuz bir buluş. Kolay bir buluş. Ucuz bir buluş. Hani. Çünkü o insanın o şey senin son yemeğinin bir ııı Hristiyan ııı şeyinde mitolojisinde veya Hristiyan ııı esretiğinde çok özel bir anlamı var. Yani bunu tutup da bu kadar basit, iptidai bir şekilde kullanmaya kalkmak bence ucuz. Hani
Hristiyanlar buna şey yapmazlar. Ben sana söyleyeyim. Adam yere koymazlar. Sana dedim ben de öyle düşünüyorum. Adam yerine asılın kesilim yapmazlar herhalde. Ben de başka bir şey hatırladım. Biliyor musun? Belki hiç konuya çok ilgisi yok ama. Eee bu eee Angela Merkel’in bir zamanlar eee o Nudist gençliğinde doğanma ya da. Çıplak fotoğrafı. Çıplak fotoğrafını şey yaptılar. Yayınladılar. Evet. Şimdi üç kadın yayına çocukla gülüyor. Gördüm. Şimdi ben başladım gülmeye bundan dolayı. Şimdi zannediyor ki mesela bizdeki birinin böyle bir çıplak fotoğrafını yayınlarsa kıyamet kopar. Yani o kimse o kadın hatta erkek de olabilir. Onun o bağlıları onun o şeyleri dünyaya kaldırılar. Onların hiçbirisi buna en ufak bir tepki bile göndermedi. Bak ben sana bir şey söyleyeyim. He. Eee Angela Merkel eee bir plajda mayosunu değiştirirken bir muhabir fotoğrafı çekmiş. Mayosunu giyiyor arkadan bir fotoğraf o zaman da ben bir gazetenin yayın yönetmeniydim. He. Eee bunu kullandık. Alman bürgerçiliği bize çok sert bir mektup yazdı. Hoşlara gitmedi. Tamam yani anladım ben. Eee ama peki o Nudist resminin
ortaya koymasından bir facia. Yok. Bir devrim. Yok. Bir ihtira çıktımış. Hayır. Ha nedeni şuydu o bak. Bak nedeni şuydu. Çünkü Almanya’da zaten hatta naziler zamanında bile insan vücudu vücut çıplaklığı tabiata dönüştü. Tabiat da içe şey yapmak Alman ırkının gençliği, sağlığı ve güzelliği için bir iftihar vesilesiydi. Fotoğraf çekin zaten eee Doğu
Almanya’da Angela Merkel ve Doğu Almanya çok muhtemeldir ki o fotoğrafın içeriğine değil o fotoğrafın çekilme tarzındadır itiraz. Büyük ihtimalle. Ne dediğimi anlatabildim mi? Büyük ihtimalle. Şimdi eee kadının eee o şeklindeki resmini çekmek demek işte bu paparazilik falan filan gibi bir şey. Olabilir. Ya şey düşün mesela Fransızlar düşün senin eee Fransız kültürüyle biteranın. Metres yok muydu? Pardon bütün Fransız
yok muydu? Bir de Fransızlar bilmez miydi? Ben de bilmez miydi? Hepimiz biliriz. Hiçbirisi. Eee sonra yakın zamanda bırak bir tane Holland. Ha doğru. Korumasının motosikleti ve kaskıyla sevgilisine giderken yakalandı. Doğru. Yaptılar mı? Hayır. Böyle bir şey yaptılar mı? Hayır. Ha yani bunlar başka olaylar tabii. Bunlar başka olaylar. Onun çok şey bir kenara var. Yani bu da biz de yapalım böyle tabii ki bunu söylemek istiyorsan yani ben de bunu yapılırsa rahat
olurum. Herkesin kendi kültürü. Bana da yapılırsa rahat olurum. Ama sen İslamofobiyi oradaki yaşam tarzının müdahale korkusu olarak görüyorsun. Yani ben esas nedeni o. Peki mesela şu işlerde kabriyette tehlikesi var. O da var. Adam orada ucuz ay çalışan eee kendi iş eee bulamıyor. Mesela Fransa özellikle. Eee Fransa’da tabii Almanya gibi de çok şey bir ülke değil. Ekonomisi çok parlak, çok yana bir ülke değil. Ecezayirlisi şusu busu adamların işlerini sosyal yardımlarını almak suretiyle ve de şey yapmak suretiyle eee işte eee adamların hayat tarzına eee temelden bir itiraz olması nedeniyle karşı çıkıyorlar. Bakın mesela Almanya’da Türklere karşı hani bir zamanlar hep söylenen olmalı değil. Olaylar oldu. Oldu. Bir takım oldu. Solingen
Fajcası. Peki Almanya’da yani Türklere karşı hani Solingen Fajcası’dan bahsediyorum. Almanya’da Türklere karşı Alman halkında, kamuoyunda sorumlu olanlar. Çok kötü bir nefret mecliste, gazetelerinde var mı? Yok. Ben ne yaşadım? Ben Almanya’da kaldım. Yok. Yani o zaman bir Türkofobi var Almanya’da. İslamofobi var. Diyemezsin. Abartmayalım bunları. Bunları bu şekilde kendimizi kandırarak yani
bak onlarda da iki yüzlü onlar da işte bilmem bize karşı aynı şeyi yapıyorlar demek yerine yahu niye öbürü başka şeye karşı böyle fobi yok da bize karşı fobi yok? Ya çünkü bu olumlu bir şey değil. Anlatabildim mi? Tekrar ediyorum işte. Suriye’ye örneğini verdim sana. Sen de faşist değilsin, ben de faşist değilim. E işte ben kendime öyle hadetmem. Yani diyorsun ki bu fobiler din değil daha sosyal nedenler. Başka olaylar da var. Ama dinin yaşanma şeklinden. Özellikle tabii bak Türkiye’deki ııı İslam’ın ııı benim Urfa’da yaşadığım zaman ki diyelim ki kültürel İslam’ın yumuşak şekline karşı o siyasal İslam belki Almanya’da bak siyasal
İslam diyorum. Türkiye’dekinden daha şiddetli bir şey. Onu da nedenli biliyoruz. Yani kendi kültüründe yaşadığın zaman onu o kadar setleştirme ihtiyacını duymazsın. Ama orada korumak için. Hah korumak için. Kendini korumak için kendi değerlerini korumak için seni küçümsiyen adamlara karşı öfkeni ifade etmek üzere daha şey biraz azınlık bir şey biraz çok güzel bir şey çok sarılırsın. Anlatabiliyor muyum? Bağırırsın. Anlaşılabilecek bir şey. Yani sen bir köklü bir İslam hobi olduğunu düşünmüyorsan dünyada. Ya niye olsun? Ne bilmiyorum. Yani bu şu demek. Ta Osmanlı’ya dayanan o cihatlara dayanan bir yok. Onlar onlar onlar açtılar. Açtılar mı? Ya biz bile açtık onları. Onlar onları açtılar. Bizim açtığımıza emin miyiz? Yani biz bile diyorum. Televizyonları açıp baktığın zaman hala ne diziler oynuyor ya? Eee tamam
ama anladım da ama o dizileri de adam yerine koymayan epey de geniş bir halk kitlesi var. Var mı? O dizilerle ilgili almayan. O da var o da var yani. Iksi de var. Iksi de var. O dizilerde yaşayan bir kitle de var ama yani. O dizilerde yaşayan bir kitle de var. Itirazım yok. Olacak ikisi. Yani biz de açtık derken genel olarak biz de batı değerleriyle en azından
toplumun hatırı sayılır bir kesimi. Batı değerleriyle çok çok daha iç içe benimsiyerek yaşıyor. Hayat tarzımız öyle değil mi şekerim? Peki abi o zaman şunu söylemek mümkün mü ya da ııı bunu mu ııı düşünmek gerekir? Biz Türkiye’ye demokrasinin yeteneği gelişmemesinden bahsediyorum sürekli olarak ve hep işte iki yüz yıldır bir demokratik denemeler sinsil içerisinde gittiğimizden bahsediyorum. Tazimattan ııı bu yana. Bu Türkiye’nin demokrasi sorunu
Türkiye’nin burjuvası oluştuğu zaman mı çözülecek? Yani bizde batılı anlana bir burjuva sınıfı oluşunca mı biz bir batılı anlamda demokrasiye kavuşabileceğiz? Bizim eksiğimiz o mu orada? Hadi burjuva olmaz da. Yani herkes aynı şekilde aynı yollardan geçerek olmaz. Ama Türkiye’de daha modern bir ııı şey zihniyet, kültür ortaya çıktığı zaman yabancıya karşı daha az düşman. Batıl’ın değerlerine, hukuk devletine, kuvvetler ayrımına efendim ııı vesaire insan, hümanizmine şeyine karşı daha ııı mutedil, daha yumuşak bir iklim ortaya çıktığı zaman. Şimdi artık örnekler vermeyeyim. Şu anda iklimin yani özellikle politikacılar tarafından pompalanan iklimin nasıl bir iklim olduğunu görüyorsunuz.
Biz var onlar. Yahu bizim içimizde o pompalanıyor. Bizim içimizde. Böyle ağzın bağrını karışarak değişerek falan. Ben gençlerim o değil de gençlerim. Eee işte ben de onu söylemeye çalışıyorum. Ben de aynı şeyi söylüyorum. Gençlerin umuru değil. Allah öyle koku geziyor. Eee iyi de ben de aynı şeyi söylüyorum yani. Gençlerin yüzde yetmişi yurt dışına çıkmaya çalışıyor. Düşman olduğu için oraya gitmeye çalışıyor böyle adam. Neye gitmeye çalışıyor? Ya orada
daha iyi bir insan. Daha bir hayat daha düzgün bir ilişkiler. Eee onu yani beğenmezse sevmezse, imrenmezse yani bu meseleyi sadece işe bağlamı? Orada çok daha fazla para kazanır kazanmaya bağlamı? Hiçbir şey değil. Yaşam koşullarına bak. Ya genel olarak bakıyor. Genel olarak bakıyor. Umut yani biz de kendi içimizde şu anda politik nedenlerle veya başka tür nedenlerle artık daha açmak istemiyorum. Sen anlıyorsun
da dediğimi. Yani sadece nebatin gözlerine bakarak anlayamayacaksın. Ben de gözüme bakaran Allah. Anlatabilir miyim? Hemşeriniz nebati. Eee biliyorum biliyorum. Yani eee kendi içimizde bunu pompalamaktan epey şey yapan siyasal eee şey elde eden efendim ben söyleyeyim. Eee avantaj. Avantaj elde etmeyi düşünen epey politikacımız var ha. Halalaşma falan diyor öbürü. Bakalım başarabilecek mi onu? Bakalım başaracak mı? Evet. Peki abi kaldı mı konuşanmış iş? Yani konuşanımız çok şey var da bir şey daha merak ediyorum. Peki. Şimdi mesela biz de bu çok yaygın. Yani başka covafelerde bu kadar yaygın bilmiyor ama özellikle bizim Türkiye’de çok yaygın. Eee dinle pozitif bilimleri birleştirme çabası. Yani dini ya bir dakika bu o kadar dogma değil bak bu. Çocuksu. Bu anlamsız değil mi yani? Çocuksu diyorum. Çünkü inancın zaten bir şeye dayanmaz yeri yok. Çocuksu, çocuksu onu söylüyorum ben. Çocuksu. Sadece çocuksu. Şimdi bir taraftan bilimden veya bilimsel zihniyetten yapısı gereği deyim yerindeyse pek hoşlanmıyor. Öbür taraftan pozitif bilimi dini
desteklemek için. Iki tane doğru gösteriyor. Evet. Bir şey olarak kullanmaya çalışıyor. Çocuksu. Onu daha evvel de geçen hafta geçen programda konuşmuştuk. Ya bunlar başka dünyalar. Bunlar abayrı dünyalar. Yani inancın, imanın kaynaklandığı yer ayrı. Cevap verdiği ihtiyaç ayrı. Önermelerinin ihtiyaliye ayrı. Öbürsü bambaşka. Hani hatırlarsın çok
basit. Ya tanrı inancı bilimle bilgisi yok. Bilim tanrı var mı yok mu? Hayatın anlamı var mı yok mu? He? Bunlar ile ilgili bir şey söylemez. Bilimin söylediği şu. Hayat böyle bir şey. E ama sen insan olarak bir de geçmişten yani anlam dizgeleri, anlam sistemlerini yarattın. Bir de önceli bilen biri son olarak. Efsaneler yaratmış. O efsaneler kendi
hayatına anlam katmış. Bir insan olarak ne istiyorsun? Böyle bir şey istiyorsun. E iste. Tamam. Hiçbir itiraz yok. Ben tanrıya inanıyorum. E inan. O tanrıya işte gelecek hayata inanıyorum. Inan her zaman söylüyorum. Ben insan hayatının bir anlamı, değeri olduğuna bütün bu olayların bir oyun olmadığına meşru Kuran’daki hayatı. O inan. E inan. Bunun pozitif bilimle yani bunu. Ne birinin öbürü faydası var ne diğerine ona. Çok güzel. Hiçbir faydası yok. Hiçbir faydası yok. Birbirlerine iki alanda. Bundan hiçbir destek meslek bulamazsın. Bunlar yine çocuklar için yapılmış şeyler. Antep’i de mi? Aşağı duysa diyor. Hem bir taraftan bakıyor ulan acaba bir yerden bir şey bulur. Ya ihtiyacı yok ki senin ona. Sen din dediğin zaman bu tür şeyler geliştir. Ahlak
geliştir. Ahlak. Ahlak geliştir. Dine dayanan dini değerler çünkü dinin bir ahlakı var hakikaten. Çok önemli bir ahlakı var. Ha dinin bir önemli ahlakı var. Işte mesela o ahlakın en basit ifadeleri gidiyorsun Afrika’da kuyu açıyorsun. E aç. Aç. Ne güzel bir şey. Merhametten bahset. Itirazım yok. Yardımlaşmadan bahset. Itirazım yok. Bunun pozitifiteyle ilgisi yok. Bunun pozitif bilimle ilgisi yok.
Onu anlatmayın. Onu ilgileştirecek yerde orada malzeme zayıf diye düşünüyor. Anladın mı? Onu derinleştirmiyor. Derinleştirmek istemiyor. Onu derinleştirmiyor. Onu felsefileştirmiyor. Onu ahlakı iliştirmiyor. Bunun yerine ne? Bak iki tane ııı ünlen tatlı suyla ııı karışmıyor. O doğru söyledi. Ya da işte Ayda Kur’an duydu falan diyor. O artık o
artık zırva. O artık çocuk su bunlar. Çocuksu bunlar. Yani ne dini düşüncenin, ne ahlaki düşüncenin, ne bilimsel düşüncenin şeyinden olgunlaşmış ııı durumundan haberdar olmaksızın anlatabildim mi? O çocuk oyunları bunlar. Peki her din bir ritüel ritüele gerek duyar mı? Ritüelsiz din olur
mu? E din zaten ritüeldir. Esas itibariyle. Yani bilgisi, doğması, doğması kitabı olmayan ama ritüeli olmayan din yoktur. O yüzden merak ettim ben de. Kitapsız dinlerinde din yok. Ağır ritüelleri var. Efendim? Kitapsız dinlerinde ağır ritüelleri var. Ya kitap ritüeli olmayan din olmaz. Yok. Aynen. Niye? Ne dedim sana? Doğması olmayan din olur. Ama şeyin
Yunan dinlerinin çok tanrıcılığın şeyi yoktur. Ama ritüeli var. Sınavı var, ibadeti var, ııı duası var, ritüeli var. Anladın mı? Din esas itibari ritüeldir. Daha sonra yani din aslında nereden başlamış nasıl başlamış hiç konulara girmeyelim. Ama din daha sonra bu sözünü ettiğimiz özellikleri biraz daha üç dinle ilgili olarak söylediğim. Yani
ritüeli bırakmış hakikat olmaya kalmışmış. Ritüeli bırakmış, hukuk olmaya çalışmış. Ritüeli bırakmış, siyaset olmaya çalışmış. Yunan dininde bir siyaset yok. Çok daha. Homeros’un dilinde hangi siyaset var? Hiçbir siyaset yok. Homeros’un dilinde hangi hukuk var? Yok. Roma hukuku. Roma çoktan ucundu yani. Jüpitere mi dayanıyor değil mi? He? Jüpitere mi dayanıyor? Hayır. Peki alakası yok bunlar.
Sonra alan genişlemiş. Alan iddialanmış. E bütün bunları tabii şey yapmış. Ibrahim yapmış. Veya İbrahim’a benzeyen birisi yapmış. O artık onlarda hiç girmeyelim. E canım e bunları yapmış ama şimdi artık yine aynı noktaya mı geliyor? E dönme. Şimdi neye döneceğim belli. Yani şimdi modern toplumlarda dinler hangi toplum olursa olsun ama benim en iyi bildiğim batı
toplum olduğu için hangi durumdaysa, hangi konumdaysa toplumla ilişkisi, hukukla ilişkisi, eğitimle ilişkisi, devlet ve siyasetle ilişkisi ne ise ona benzer bir şey olmak zorunda. Ben onu söylüyorum sana. Ya öyle olacak, ya böyle olacak. Böyle olduğu zaman da sefaret içinde olmaktan kurtulamayacak. Peki mesela bakıyorsun abi ııı batıda
dinin zayıfladığını sen de az önce söyledin yani. Ben söylemiyor, bağırıştırmalar söylüyor. Özellikle Avrupa’dan. Ağırıştırmalara bak. Özellikle Avrupa’dan. Iıı bakıyorsun doğuya gidiyorsun, doğuda da zayıflıyor. Kore’de dinin çok zayıfladığını biliyoruz. Japonya’da neredeyse yok olmaktasına doğru gittiğini. Evet. Iıı biliyoruz. Bir tek ortada duruyor. Yani o uçlar niye gidiyor? Şimdi Japonya’yı falan bilmez. Zaten zaten atalar dini var. Evet. E atalar dini bizimkine benzeyen bir din değil. Değil. Yani onun da
ritüeli var biliyorsun. Ama öbürleri zaten yok. Iıı ııı Çin özel bir durum zaten Çin artık komünist bir ülke komünizmde falan filan geldi. Ondan da işte ııı gelişmesi belli. E batıda niye dinin bu noktaya geldiği belli. Yani dinin karşısında eee muhalif diyelim. Istersen farklı diyelim. Artık ııı tasavvurlar var. Dünyayı anlamak, açıklamak, yönetmek, yönlendirmek için yani dinin getireceği veya getirdiği hukuka ihtiyacı olmayan, dinin getirdiği siyasete ihtiyacı olmayan modernitenin getirmiş olduğu anlatabildim mi? Kurumlar var. Yani şimdi şeyin işte İsveç’in yüzde seksen
artık ııı bir ııı Hristiyan falan de söylüyor. Evet. Peki ahlaklı değil mi? Çocuğunu sevmiyor mu? Seviyor. Korumuyor mu? Koruyor. Kötülük yapmıyor. Dayanışma yok mu? Var. Ben ben anlatabildim mi? Ben ben anlatabildim mi? Yani artık dünya oralarda başka şey. Peki şöyle şöyle bir şey söylemek ııı doğru olabilir mi? Mesela diyorlar ya dini var, ahlaya ihtiyaç duymuyor diyorlar mesela. Böyle bir suçlu. Bu da çocuksu. Bunların hepsi çocuksu bunlar. Hepsinin züğür tesellisi. Ahlaya var, ona direği ihtiyaç duymuyor diye bunun tersi de söylemek mümkün mü? Efendim. Onun da ahlaya var dini. Yani şöyle diyelim. Yani ilişki bu kadar basit orduya koymak doğru. Doğru değil. Şimdi biz zamanlar için hepimiz biliyoruz. Özellikle işte orta çağ ve ondan önceki büyük dinler geldiği zaman din her şeyi belirleyen bir şey. Yani din hem aynı zamanda ahlak hem aynı zamanda hukuk hem
aynı zamanda siyaset yani belli sınırlar içerisinde. Hı hı. Ama yavaş yavaş Peki Aristoteles’in bir laik ahlakı, natural ahlakı var mı? Var. Var. Mutluluk nedir? Iyilik nedir? Erdem nedir? Insan nasıl yaşamalıdır? Buna göre önemli bir sürü. Dinle ilgisi var mı onun? Yok. Anlatabildim mi? Ama dine değenen de bir belli bir ahlak var. Orada var.
O da var. Din büyük olan da bir ahlak da evet. Yani din ahlak da oluyor, din hukuk da oluyor. Hele bazı toplumda çok fazla oluyor. Ama dinle ahlak arasındaki ilişkiye canım dini olmayan ahlak olmaz. Çok basit bir şey söyleyeyim. Dinim yok. Ama ahlak değilim ben. Şimdi zaten şöyle bir basit bir örnek. Şöyle bir suçluluğu var işte bir son zamanlarda. Dini var ahlaya ihtiyaç duymuyor diye bir suçlama var mesela bazıları için. Şimdi onu bilmiyorum tabii onların ne kadar sizi bilmiyorum. Dini ama bir şeyler suçlama yani. Dini olduğu için ahlaka ihtiyaç duymuyor. Ama ben bundan şunu da söylemem. Yani din illa ahlaksızca şeyler söyler. Tam aksi. Tam aksi. Tam aksi sadece hani dindar geçinenlere yönelik yapılan bir hani dindar olup dindarlık kisvesi altında çeşitli ahlaki değerlere uygun olmayan şeyleri yapanlar için söylenir. Şimdi burada şunu da söyleyebiliriz tabii biraz daha
iyimser olarak. E adam haklı olarak söylüyorlar. Ya bunlar zaten dindar deyin. Belki de o söylemiş. Olabilir. Yani ne bileyim? Eee bir eee her eee şeyin köylünün dininin ahlakı ile şehirlinin dininin ahlakı farklıdır. E biraz farklı oluyor. Anlatabildim mi? Bedeminin dininin ahlakıyla öyle diyelim. Eee şehirlinin dininin ahlakı farklı oluyor. Yani onu
söyleyebiliriz. Ya bu aradaki ilişkiyi çok antagonist koymayayım. Din aynı zamanda mantıklı olarak düşün. Yani bir de tarihsel olarak düşün. Hiçbir din. Her zaman söylerim ben. Son derece ahlaka aykırı şey asoci eder mi? Asla. Etemez. Etemez. Yani insanın alışkanlıklarını ayıkırı bu. Ama şunu da diyebiliriz. Dinin getirdiği ahlak deyim yerindeyse
prey modern bir ahlaktır. Hah. Modernite öncesinde ahlaktır. Şimdi orada mesela dinin getirdiği ahlak içinde kadın erkek ilişkileri eee bizim bugün yaşadığımız kadın erkek ilişkilerinden farklıdır. Farklıdır. Bilmem anlatabildim mi? Çok iyi anladım. Ya ama öyle zaten. Fiyilen de öyle. Fiyilen de öyle. Ama bu bunu çok ters olarak koymuyorum. Dinde de tabii danışma var. Dinde de merhamet var. Hepsinin
dine de. Dine veriyor zaten. Huzur. Din büyük olarak ahlak veriyor. Evet. Ama şimdi sevimsiz olan şu. Dini yani o dini tekercilik ve dini bağnazlı bunu öyle bir ortaya koyuyor ki. Ve bunu öyle bir din adına öyle koyuyor ki. Din adını öyle koyuyor ki. Adam şöyle diyor ben bununla ilgili de konuşmaları da yaptım birkaç yerde. Ulan eğer din buysa arkadaş ben dini falan istemem. Diğerler de ben bir yerde yazdım. Efendim dedim. Yahu sağ olsun ııı bu Diyanet İşaret Başkanlığı sayesinde
epey insan deist oldu. Evet. Ha biraz daha çaba gösterse ateist olacak. Orayı hatırla. Kadınlarla ilgili çocuklarla ilgili o verilen ııı saçma sapan hamakça fetvaları hatırla. Baldızlarla ilgili. Baldızlarla ilgili ııı ııı sakal sakalla ilgili örnekler verdim. Efendim işte bilmem kaynana insana düşer mi? Düşmez mi? Düşmez mi? Ha. Yine abuk sabuk
ben bir yerde ben bir yerde din adalarında bulunduğum bir yerde adını söylemeyeceğim. Sen biliyorsun. Biliyorum. Bunları söyledim. Şey dedi ki orada bulunan Ünal Fakültesi’nde kanları falan da vardı orada. Iyi şeyler de vardı. Hatta bir isim söyle. Mustafa vardı. Mustafa Öztürk vardı. Yani insana katiller dediler ki. Yahu iyi de hocam yani eee bunlar Müslümanlık adına bunlar söyleniyor ama bunlar Müslümanlık değil ki. Ben de dedim ki eee kalkıp söylesenize bunu. Ben
mi söyleyeceğim? Sen söylesene. Kırk tane. Eee söylenir hemen dinlenmiş. Mustafa Öztürk’ü. Mustafa Öztürk’ü. Evet evet. Belki de kaçırdı. Yüz kırk tane ilayetçi dekanınız var. Bin dört yüz tane de profesyonel. Kalkın desenize. Cihat ilkeldir. Işte bilmem bu fetvaların hiçbir anlamı yoktur. E desenize bunu. Ha sen söylemiyorsun. Hatta somut bir öne girdi. Kanar Anşane olayında o adamların öldürülmesini
elinize pagna alana sokağa çıkıp protest ettiniz mi? Ettiniz mi protesto? Ama İstanbul’da şiddet yoktur. E söylesenize bunun şiddeti yoktur. Söylesenize. Gene söylüyorum. Bak burada da e söylesenize bunu siz. İstanbul’da şiddet yoktur. E söyleyin hadi bakalım. Bunu ben söyleyemek zorunda bırakıyorsunuz. Ben söylüyorum bunu. Sen niye söylemiyorsun bunu? E vallahi başımıza bela
açmak istemiyoruz. E ama dinin güya, temel kavramı da başa bela açmaktır. Yani şehadettir. Şehadettir hayatını. Daha büyük belaya okudun yani. Inandığın inandığın. Canını verme ortasına. Ha o yüksek. O yüksek varlık, değer için faydalı etmektir. Doğru mu? Doğru. Doğru mu? Tekrar söylüyorum beni dinleyenlere. Hadi çıkın. O şiddet olayları doğuda olduğu
zaman, Pakistan’da olduğu zaman, bir Mehmet’e olduğu zaman. Çıkın söyleyin bunu ya. Bunlar doğru değil, bunlar böyle değil. O zavallı benim ülkedeki dindarlılarda daha iyi dindarlılarda. Şaka falan etmiyorum. Hiç böyle şaşmalıklara konuşmam. Bakın mesela bu IŞİD olayı çıktığı zaman bir tek bir tek cübbeli Ahmet geldi buraya. Evet. Ve bu IŞİD dedi ki bunlar din dışıdır dedi. Evet. Söyle diyen oğlum. Anladım. Işte ben aynı şeyi söylüyorum. Ve yani ölüm teriyyesine rağmen söylüyor diyecekleri çünkü o zaman.
Eee söyleyin o zaman. Eee söylemiyorsunuz ama ondan sonra da başlıyorsunuz. Aman efendim bunlar doğru değildir. Islamofobi valdır. Yok yok ümlem nedir? Hadi canım sen de. Peki başka bir şey daha sorayım. Çok tanrılı dinler. Eskiden bütün dünyada egemen olan dinler çok tanrılı dinlerdir. Bir bir noktada bir safhada. Bir safhada. Yani daha öncede başka
dinler var tabii. Evet. Animizim, fetişizm, atalar dini. Bence de bir gelişme. Ama yani baktığın zaman ııı iki bin sene kadar bir süre çok tanrılı dinler. Doğru. Çok egemenler. Tabii. Şimdi Hind’te de öyle. Aynen. Hind’te de öyle. Irlanda da öyle. Irlanda da öyle. Avrupa’da da öyle. Şeyde de. Sonra bakıyoruz Güneyberk’te de öyleymiş. Aynen öyle. Bağımsız bir şekilde bu taraftan. Evet. Ne oldu da tek tanrıya doğru ııı gitti iş. Iıı çünkü çok tanrılık iki bin sene. Iki bin sene de tek tanrılı dinler yoğun. Sonrasında tekrar çok tanrılığı, tanrısızlığı. Yok. Auralara falan gitmeyin artık. Böyle gider artık. Şimdi yani şöyle diyelim istersen yani ben tabii bu iş çok zor bir iş. Zor bir iş. Onu da ben ne uzmanım ne bir şeyim. Ne antiparolsun. Ama benim aklıma gelen basit bir şey söyleyeyim. Yani çok
tanrıcılık ııı insanlığın o aşamada hangi aşamadaysa ııı doğa hakkında, evren hakkında sahip olduğu tecrübe, bilgiler alanında çok mantıklı bir şey. Yani çok basit bir şey. Çözemediği şeye. Ya çözemediği değil. Mesela şu. Hani biraz öyle senle konuştuk. Şimdi düşün ki denizdesin, fırtına çıktı. E fırtınayı meydana getiren yaratan tabiat hakkında
sahip olmadığı için hani nasıl Zavuz Yıldırım gönderiyor? E bir de ııı şeyin ııı Poseydo’nun öfkesi. Öfkesi. Rızkınlığı. Güzel. E şimdi Mars dünyadaki savaşların tanrısı. Meydana gelmesinin tanrısı. Peki savaşları meydana getirdi tanrıyla. Efendim kadınların doğumunda yardımcı olan her arasında işlev bakımından ne kadar
farklılık var? Yani evrende farklı faaliyetler var. Savaş var bilmem barış var. O zaman savaşı bir başka ilkeye. Anlatabildim mi? Barışı bir başka ilkeye. Ilkeye. Ama yine de o Yunan kök tanrı ilişkisinde de zaman ilçesinde ne meydana geliyor? Güzel de bu kudretlerin üzerinde bir üst
kudret. Hah. Bir baştanrı, bir üst tanrı olmaya doğru gitmiyor muyuz? O oluyor. Işte Zavuz. Yunan’da filozoflar ortaya çıktıkları zaman çok kısa bir tarih içerisinde çok tanrıcılığa şekli olarak tabi olmakla veya ona uymakla birlikte tek tanrı fikrine gidiyorlar. E Platon? Aynı öyle. E Aristoles? E Parmelides? Daha Hristiyanlık yok. Yok
ortada hiçbir şey yok. Ya o dilik yok. Yani ya dilik var da haberleri yok. Haberleri yok. Onu demeye çalışıyorum. Ama zaman içerisinde bir şeyle bir fikir de gelişme imkanını bulabiliyor. Aslında bu sözünü ettiğimiz kudretler, faaliyetler tek bir gücün, büyük bir gücün ne diyelim? Eee farklı şeyleri, cepheleri. Buradan da ne çıkıyor biliyor musun? Tanrı’nın
sıfatları aynı zamanda hem müntakim aynı zamanda hem celal hem celil hem de Cemal hem de Cemil hem Arif hem Ali bilmem anlatabildim mi? Yani bu böyle bir gelişme oluyor. Yani tek tanrıcılık istersem tekrar ediyorum o çok tanrıcılık içerisinde geçirilen uzun bir süreden sonra istersem mantıksal olarak, istersem başka faktörler içerisinde tek tanrı
içerisinde yani o daha semplifiye bir şey daha basit daha basitleştirmiş. Dolayısıyla o daha basitleştirmek bir bakıma da tasarruf da sağlıyor. Yani ibadette, ayinde tasarruf da sağlıyor. Bir de tek tanrıcılık imparatorluk dinleri haline geliyor. Yani çok tanrıcılıkla elde etmek istediğin amaçladığın dinin tabii öyle bir fonksiyonu da var. Imparatorlukta olmuyor bu. Nasıl ki bir imparatorlukta çok daha büyük bir alan söz konusu olduğu zaman bir üst güce şey ama Roma becermiş mi çok tanrıyla? Efendim? Roma bunu çok tarihle becermiş. E tamam becermiş ama işte romanın içinde de buna benzer Hıristiyanlık gibi bir olay çıkarak o da onu açmış. Yani çok tanrıcılıktan tek tanrıcılıkla geçişle olan çok karmaşık. Yani bunun ben şeyini
bilmem. Peki. Ama mantıklı olduğunu düşünebiliyorum. Açıkça. Evet. Basitleştirme, serpifikasyon. Evet. Peki. Son bir şey söyleyeyim. Aklıma takılan bir şeydir. Bahset üç bin sene falan süren bir başka din var. Neden bahsediyorsun? Mısır. Evet. Şimdi Ra. Evet. Bir temre yok olmuş. Izi kalmamış. Normal mi? Şimdi onun içinde de biliyorsun. Akine ton tek tanrıcılığa doğru güneş tanrıyı ön plana koyan bir din geliştirmiş işte. Milletten önce bin küs falan diyorlar onu. Ama tabii Yunan ııı şey Roma ııı Mısır özellikle din üzerine dayanmış olduğu için. Evet. Eee hemen adamı öldükten sonra hemen ortadan kaldırıyorlar. Ha ama Mısır’ın zaman içerisinde
tanrılarının da ortaya kalkmasının nedeni değil mi yerinde siyasal gücünün de ortadan kalkmasına paralel bir şey. Yani Mısır ııı üçüncü binde ııı ikinci bir hiçbir şey yok. Imparatorlukta hiçbir dış müdahale yok. Ikinci binde Hiksozlar var. Yavancı kavimler. Iıı birinci bine geldiğimiz zaman gelen basıyor. Vurmuş giden vurmuş. Ondan Roma bir yere patlatmışlar. Ha ama yani Roma arkasından Yunan önce Pers bilmem anlatabildim mi? E şimdi bunlar ortadan yani siyasal birliğini gücünü kaybeden bir şey e tabii kültürünü de kaybeder. Tam da din din de aynı şekilde. Şimdi sormak tam da bunu merak ediyorum hocam. Öyle. Yani eğer siyasal gücünü
kaybederse bir din din din de kayboluyor galiba. Duruma bağlı. Duruma bağlı. Eskiden başka bir şeydir. Şimdi başka bir şeydir. Şimdi Hristiyanlık siyasal gücünü kaybetmedi mi? Devlet olmaktan çıkmadı mı? Söyledik, konuştuk. Ama Hristiyan inancına benzemiş devletler var. Hristiyan inancına? Inancıyla yürüyen devletler var. Evet. Şimdi bu devletler
ortak kalkarsa acaba? Onu bilmem artık. O kadarını bilmem. Ama şeyden çok emin olmam açıkçası. Ibn Adı’nın söylediği gibi devletin desteğine ihtiyaç diyen, devletin kudretine ihtiyaç diyen yani müminler üzerindeki o ayinle ilgili değil, ibadetle ilgili kısımlar söz konusu
olduğu zaman hani şartlarını yerine getiren devletin desteğine ihtiyaç duyan bir adamın bir dinin epey şey kabileceği belli. Epey. Ama şu da enteresan. Ondan da çok emin olamıyorum. Boston’a herzak. Acaba ne demek istedim onu diyor. Yani orada devletin niteliği bir Arap devleti gibi bir Müslüman devlet değildi. Ama gene de bir Müslümanlık bir
şekilde ama süre kısa. Yaşıyor efendim. Süre kısa. Tabii kısa. Yani yüz elli sene. Yani onu bilmiyoruz. Onu demeye çalışıyorum. Onu bilmiyorum. Peki şöyle bitirelim. O şeyi seviyorum ben. Bizim sevdiğim bir Vüldüran vardır. Der ki din bir enerjidir. Şekli değişebilir, miktarı değişmez. Çok hoş bir cümle.
Çok güzel. Anladın mı demek istediğimi? Şekli değişir ama miktarı değişmez. Yani buradan ne dediğini anladın değil mi? Yani o din duygusu, o din duygusunun cevap verdiği ihtiyaç insanda o oradan kalkmayacak. Adı değişebilir. Farklı bir şeyler alacak. Farklı biçimler alacak. Farklı biçimler alacak. Ha belki onun adına artık din mi diyeceğiz veya demeyecek miyiz bilmiyorum. Ama netice itibariyle
dini temel olarak biz ııı inanmak diye tanımlarsak insanın bildiği bilgi konusu olan bildiği şeylerin yanında her zaman için bilmediği dolayısıyla bilginin konusu olmayan ama yaşamak için ama yaşamak için ihtiyacını duyduğu bir alan olacaktır. Acaba ne dediğimi anladın mı? Yaşamak için ihtiyacını duyduğu alan. Ya sen dostluğa inanıyor musun? Bilimsel olarak hangi bilim sana dostluk değerlidir, devam ettirilmelidir? Hangi bilim? Bununla ilgili bilir. Hangi bilgi? Hangi bilgi? Bununla ilgili çok araştırmalar yapıyor. Hangi bilgi? Değindeki birtakım ııı salgılanan hormonların veya birtakım enzimlerin bu dostluk, güven, eee hatta din. Çok güzel. Tamam benim söylediğimi
söylüyorsun. Peki o ihtiyaç, o enzimler varlığını koruyacak mı? Koruyacak. O ihtiyacı sevgi, dostluk, ııı bilmem inanç, güven. Onun yerine herhangi bir bilim karşılayabilecek mi? Karşılayabilir. Ya o bilim böyle bir alan değil bilim. Bilim sadece neyi söylüyor biliyor musun? Olgular. Olgular arasındaki
ilişkiler. Taş nasıl düşer? Su nasıl kaldırır? Demir nasıl ısınır? Eyi de bunun bizim insan olarak kurmuş olduğumuz uygarlıkta, kültürde, toplumda, insan arası ilişkilerde, yaratmış olduğumuz hukukta, ahlakta. Yeri yok. Ne yeri var? Yani hocam ben bilimsel hukuku kuruyorum. Rah kurasın.
Bilimsel hukuk diye bir şey yok. Bilimsel hukuk diye bir şey yok. Ben bilimsel ahlak kuruyorum. Yok. Hakikaten yok. Bilimsel ahlak yok. Ama bu şu demek değil. Eee bilimsel ahlak kuramadığım için zaten dinsel ahlaka gidelim. Hayır o da değil. Dinssel ahlak spesifik özel tarihsel bir şey. Ama insan toplumları her zaman için ahlak hakkımından var olacaklar.
Hatırlıyor musun? Iyiliği gel zaman var. Kötülüğü gel zaman var. Ha olacak yani. Hatta ben hani geçen konuşmalarını desem bilimsel ahlak olmaz. E dinsel ahlak olsun. O da o yerine. Insani. Hikame değildir. Felsefi hatta hatırlar mısın? Evet. Felsefi dedin. E olacak. Yani birisi bir felsefi ahlak teklif edecek. Başka birisi daha bir başka bir felsefi ahlak. Biri ahlakın kaynağının efendim temelinin efen mi de yanlış
mutsuz gerekli mi söyleyecek? Öbürü bireyin ııı kişisel gelişmesi olacak. Birisi haz tavsiye edecek. Öbürü diyecek ki yahu haz yeterli değil. Yeter. Mutluluk daha önemli. Bunu da mı anlatabildim? Çok iyi. E bunlar olacak yani. Yani buradan hemen hareketle o zaman dini atlayalım. Cup. Hayır. Bak tekrar ve tekrar ediyorum. Hayatımızın çok büyük bir
kısmı. Bak hatta şunu söyleyeceğim ben. Hayatımızın fiili hayatımızın aktüel hayatımızın gerçek hayatımızın yüzde doksan dokuzu efsaneler tarafından yönetiliyor diyorum ben sana. Efsane derken benim kastettiğim bu. Efsane derken yaratmış olduğumuz anlam sistemleri yaratmış olduğumuz değer sistemleri yahu iyi kötü haklı haksız adil adaletsiz. Acaba
ne dedim anladın mı? Bunlar somut, bilimsel herhangi bir bilimin hukuk biliminin konuşulan şeyler değil. Ben sana bunu söyleyeyim. Yahu hak kavramının kendisi Allah’ını seversin. Karşılığı var mı? Yok. Olgu olarak. Olgu olarak. Var. Maddenin karşılığı var. Atomun karşılığı var. Hareketin karşılığı var. Hak benim hakkım. Insan hakları her insan işte bilmem varlığını, kişiliğini kendi kabiliyeti nispetinde efendim söyleyelim geliştirme güvenlik ve mutluk hakkına sahiptir. Bir cümle sarf ettin mi? Etir. Bu cümlenin içerisinde hiçbir şey bilimsel değil. Hiçbir şey değil. Evet. Doğru mu? Eee oldu işte. Mesela bu kadar basit Mesela bu kadar basit. Yani aslında bu bu biraz ciddi düşünsek. O zaman şöyle mi çıkarılıyor? Insanlığın özü bilim değildir aslında. Ha şimdi aynı mesele. Bak şimdi sen gene eee sürüyorsun yokuşa. Şeker ben insanın özünün ne olduğunu bilmiyorum. Insanın özü arzu mudur? Insanın özü bilgi midir? Bunu anlatabilir miyim? Insanın özü anlam duygusu
mudur? Ha insanın hayatının anlam katlı duygusu mudur? Insanın özü duygu mudur? Hakikaten bilmiyorum. Ha bana sorarsan bizi insan yapan şey aklımız ve aklımıza dayan temel etkenlikler. Eee de biz cam değiliz efendim matematik teoremi değiliz. Yani bu aynı zamanda bir beden üzerinde yaşayan bir beden üzerinde ve başka bedenlerle. Temas halinde olayın beden üzerine celan ediyor. Yani bizim sadece aklımız yok. Bizim ruhumuz da var. Ruh derken aklı kastetmedim ben. Başka bir şeyse kastettim ben. Yani duygularımız, heyecanlarımız, arzularımız. Ruh derken dini anı ruhtan bahsetmişsin abi. Yok canım. Anladın mı? O da var. Bilinç gibi söylenmedin. Bilinci de kastetmiyorum ben. Yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz insan olarak yaşamak için evlendiğimiz şey yaptığımız efendim boşandığımız çocuklarımıza sevgi duyduğumuz hocalarımıza itaat ettiğimiz dostlarımızı bilmem ziyafet vermek istediğimiz, düşündüğümüz, ihanet etmemenin doğru olduğunu düşündüğümüz, belki de bizden para istediği zaman yardım eğimiz bütün bunlar ne? Sen kendi söyledin. Hani şunu söyledin sen. Ya beyninde bu tür şeylerin yerleri var. Itirazım yok. Yani ben illa bunun yeri akıldır falan demek istemiyorum. Ha beyni de demek istemez. Zaten ben kalp derken yani duygularımız kalp derken bu mecazi bir ifade. Tabii ki. Yoksa duygularımızın yeri kalp falan filan değil. Duygularımızın ortaya çıkardığı vücutsal, bedensel faaliyetlerin en önemli kendini gösterdiği yer kalp. Yani heyecanlanıyoruz, kalbimiz atıyor, küt küt, korkuyoruz. Onu kasıt ediyorum. Kısaca gene özet olarak söyleyelim. Bizim iki tane temel özellikimiz olduğu belli. Birisi bilim yapan bilgiyle ilgili özelliğimiz birisi de hayatla ilgili, yaşamla ilgili efendim heyecanlar, duygular, tutkular, sevgiler, nefretler
vesaire ilgili özelliklerimiz. Ha nerededir, yeri nedir? Bilmem. Ama bunların ikisi. Bilimin öbür taraftakilerle çok şeyin yok. Ilişkisi yok. İyi ki de yok. Yani sadece bilim olarak var olsaydık yanardım ben o hayata. Yani bilimi yapardık da
şey yapamazdık sevgi, aşkı, edebiyatı, resmi. Peki son bir şey daha mı sorsam bir dahaki sohbetimize saklasam. Sen bilirsin. Saksa sor. Yani epey yere geldik çünkü. Epey şey konuştuk. Iıı insanın diğer canlılardan farkı öleceğini bilmez. Doğru. Aa öbürü o kadar emin olma. Hayvanlar da
hissediyorlar. Hissetmek başka bir şey. O kadar emin olma. Hissetmek başka bir şey. Ha bilmek başka bir şey. Yani eee hayvanınki daha çok başka türlü bir şey. Hayatta içgüdüsel bir hayatta kalma duyuluşu falan ama insan biz biliyoruz ki. Korkuyor o da korkuyor. O da korkuyor. Ama adam meczubahaya götürürken korkuyu aldığı zaman ama biz biliyoruz ki öyle veya böyle meczubahaya da gitmese, hiçbir şey de olmasa, başka bir hayvan
yemese de bir sonunda öleceğiz. Evet. Iıı insan eğer öleceğini bilmeseydi. Evet. Din olur muydu? Bilmiyorum. Ama bunu ııı sadece ölüm korkusuyla açıklamanın de pek doğru olduğuna inanmıyorum. Anlatabildim mi? Tekrar ediyorum. Insani hayatın insani hayatın mümkün olması
için. Toplumun mümkün olabilmesi için. Iıı açıkçası ııı din diyebileceğimiz ama ben ona daha genel bir adı efsane diyorum. Ona ihtiyacımız var. Yani değerler sistemine, anlamlar sistemine, ereklers sistemine ihtiyacımız var diyorum ben. Yani bilimle öyle şöyle diyelim yani bilimle toplum kuramazsın. Her zaman söylediğim gibi. Ha. Bilimle toplum kuramaz. Öyle
kurulmamış zaten. Bilimle toplum kurulmamış. Yani ama ölüm korkusunun da din duygusunun ortaya çıkmasında etkisi var mıdır? Açıkçası bilmiyorum. Ama zannediyorum ki başlangıçta insanlar ölüm korkusundan çok eee şey korkusundan ötürü eee Anlama. Eee yok yok. O kadar da şey değillerdi. O kadar da çok şey korkusu. Eee cezalandırma korkusu. Tabiat kuvvetlerinin karşısında çaresiz kalma korkusu. Denizde fırtına, yangın, salgın hastalık, deprem deprem eee bunları neden biliyoruz? Eee yahu şeyden eee eski ayetlik oku bakalım. Eski ayette Yahudiyye halkıyla yaptığı sözleşmede onlara ne vaat ediyor? Ne vaat ediyor onlara? Ne vaat ediyor? Ben sana
söyleyeyim. Sana bol bol zürriyet vereceğim. Savaştığın zaman seni düşmanlarına karşı koruyacağım. Eee hastalıklar üzerine hastalıkların gelmesine eee mani olacağım. Bak dikkat et. Seni ölümden şey yapmayacağım. Eee ölümden uzak edemiyor. Zaten günah şeyden yollarda Yahudilik’te
Mülattan Evliyye üçüncü yıla kadar gelecek hayat fikri bile yok. Tabii. Bak iddialı söylüyorum. Gelecek hayat fikri yok. Yani o gelişme can, gelecek hayat fikri yok derken ne kazım? Yani öleceğini tabii ki biliyor. E şeyden. Ama cennet yok. Cennet de yok, cehennem de yok. Yahu Yunanlarda o en büyük, en parlak Yunanlarda gelecek hayat fikri var mı? Ama mesela Viking’te var. E ben bilmem yahu. Yunan’da yok. Viking’de daha modern tabii. Yani şunu demeye çalışıyorum. Homerosa bakıyorsun gelecek hayat fikri yok. Yani var yok değil de. Yani işte eee gölgemsiz bir hayat. Hani işte geçecek, Hades’e gidecek. Hades cehennemde. Hades yeraltı. Hayır hayır yeraltı demek. Oraya gidecek işte kayıkçı biliyorsun. Ona şey yapacak. Oraya. Mısır’da da çok benziyor. Eee. Mısır’da da
aynısı. Evet. Yani gölgemsiz bir hayat sürecek. Gölgemsiz bir hayat sürecek. Yani gölgemsiz hayat yani şeyin eee ölüm korkusunun ortaya çıkıp gelecek hayat fikrinin cennet ve cehennem olarak fark etmez. O çok daha ileriki bir safha. Cennet ve cehennemlik de falan şeyden var. Zeldüşçülük de var. Bak onu sana söyleyeyim. Hristiyanlıktan da önce zeldüşçülük de ondan dolayı zaten Hristiyanlık’ta zeldüşçülük
çok unsur var. Iyi, kötü, şeytan, cennet, cennem fikri var. Ha. Ölüm korkusu ve ölümü yenme fikri de şeyde İsa’da. Ölümü yeneceğiz diyor biz. Ölümü yeneceğiz. Şimdi kendisine yeniyor ya. Kendisine yeniyor ya. Diriliyor çünkü. Muziz. Evet. Diriliyor. Yani o ölüm korkusunun o kadar çok şey olduğunu zannetmiyorum ben. Işin içinde belirleyici
olduğunu zannetmiyorum. Evet. Abi çok teşekkür ediyoruz. Rica ederim. Geldiğin için. Epey yorulduk ha. Evet yorulduğunda farkındayım. Yolda geldin. Eee tez zamanda inşallah tekrar görüşürüz. Seni çok yormadan. Eee kitapların basılması konusundaki eee taleplerde büyük artış var. Evet. Evet. Direkt meyillerine geliyorum. Eee kitaplar basılsın. Hı hı.
Çünkü seni orada en iyi orada anlıyor insanlar. Iıı sağ ol var ol. Denizciler ııı Sageler Hocamız Ahmet Arslan konuğumuzdu. Bizi yine aydınlattı. Bize yine düşünmeyi öğretti. Söyletleri doğru olmayabilir ama bizi düşünme ettiği ııı kesin ııı söyledikleri tartışmalı her şey gibi. Ama düşürmemizi sağlıyor. Kafamızı çalışmamızı sağlıyor. Sağ
olsun. Görüşmek üzere. Hoşça kalın.