"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mahya Işıkları 15. Gün | Kız Kulesi

Mahya Işıkları 15. Gün | Kız Kulesi

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-Gl1wnlCzaI.

İNTRO Efendim merhabalar. Hepiniz ama hepiniz Mahya Işıklarına hoş geldiniz. Yeni bir Mahya Işıklarında ne mutlu ki sizlerle bil… Ramazan’ın 15. günündeyiz. Nereden mi anladım? Dönün lütfen. Dönün, dönün arkanızı. Oraya bakın. Dönün arkanızı. Bakın, hemen orada. İki milere arasında bir resim asılı. Bu demektir ki, Ramazan ayının 15. günündeyiz. Çünkü, Ramazanlarda ilk 15 gün, mahyalarda yazı yazılırdı. Ramazan’ın ikinci 15 günü resim yapılırdı. Bu, 1700’lü yılların başından itibaren, Sultan 3. Ahmet döneminden sonra ortaya çıkan bir gelenekti. Ramazan 2’ye bölünmüştü o yıllardan sonra.
Mahyalarda. İlk yarısı yazı, ikinci yarısı resim. Kız kulesi o. Bakın, kız kulesi var orada. Kız kulesi, harika. Öyleyse ben size kız kulesini anlatayım bu akşam. Neden olmasın? İnsanlık tarihinin en büyük deniz savaşlarımdan biri İstanbul’da yaşanmıştı. Makadon General Filip ve Yunanlı Komiten Karis arasında. Filip, Tuna’dan getirdiği donanması ile İstanbul’a saldıracak İstanbul’u almak istiyor.
İstanbul kendisini koruyamıyor. Atina’dan yardım istiyor. Ve güneyden Karis geliyor. Çok büyük bir savaş yaşanıyor. İstanbul Boğazı’nın tam girişinde. Karis savaşı kazanıyormuş, sevinemiyor. Çünkü her savaşta yanında olan ve askerlerinin kendilerine şans getirdiğine inandığı karısı Damalis, o savaşta ölüyor. Ve Karis, karısı Damalis’i Boğazın suların içindeki kayalıklara defnediyor. O günden beri orası Koris Pirgosis, yani Kız Kulesi olarak anılır. Kız Kulesi’nin adı buradan gelir. Anlatılan Herro ve Leandre efsanesini biliyorsunuz. Herro bir genç kız, Kız Kulesi’nde Damalis, Salacak kıyısında. Herro bir rahibe. Damalis’in o mezarı olduğu yerde bir aşk da yaşanıyor. Aşk bu, yer mekan dinlemez. Leandr her gece Salacak kıyısından yüzüyor Kız Kulesi’ne.
Herro ile birlikte oluyor. Herro ateş yakıyor. Nerede olduğunu anlasın diye. Leandr görsün kendisini diye. Ama fırtınalı bir havada ateş sönüyor. Leandr boğuluyor. Şimdi bir düşünelim. Evliya Çelebi seyahat namesinde Salacak ve Kız Kulesi arasını bir ok atımı mesafe olarak tanımlar. Bir ok atımı yani şurası. Yani Leandr’ın ateşi görmesine gerek yok ki. Zaten karşısında duruyor. Mesafe çok yakın. O kadar kısa mesafede ateşe ne gerek var? Zaten bu efsane de İstanbul’a gelen Avrupalıların yanılgısıdır. Herro ve Leandr efsanesi var ama İstanbul boğazına ait değil. Çanakkale boğazına aittir. Düşünsene, orada mesafe neredeyse bir kilometre. Kız Kulesi’nden söz edeceğiz ya. Şu güzelim Kız Kulesi… Bir daha bakın lütfen, dönün arka. Lütfen. Harika. Işık ışık bir Kız Kulesi. Bütün gemileri aşıktı ona. Ama onu en çok seven Ankara gemisiydi. Şefik Kogye’nin kaptanlığını yaptığı ünlü Ankara. Çünkü sadece ve sadece Ankara gemisinin içinde Kız Kulesi’nin kocaman bir resmi vardı. Kız Kulesi’nin kapısında bir tuğra vardır. Dikkat edin lütfen. 2. Mahmut’un tuğrasıdır o. 2. Mahmut, oraya tuğrasını astırmıştır. Askeri müziğe gittiğinizde
sayemetlere, yani gölgeliklere bir göz attığınızda padişahların gölgelikleri bir tek padişahın gölgeliğinin üstünde Kız Kulesi’nin resmi vardır. Kim bilir o gölgelik, sayemet? Evet, 2. Mahmut’un. Ne garip. Kız Kulesi’nde 2. Mahmut’un imzası 2. Mahmut’un gölgeliğinde Kız Kulesi’nin resmi. Muhsin Ertuğrul, üstadımız
1923 yılında bir film çeken Kız Kulesi’ne bir facia bir dramdır bu. Oradaki bir fener bekçisinin dramını anlatır. Ama biz mutlu bir haber verelim size. O ki Kız Kulesi’nin fener bekçilerinden söz ettik. 1930 yılını nisan ayında orada bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Evet, şu güzelim Kız Kulesi’nde doğan bir kız çocuğu vardır. Orada doğum yapan kadının adı Nefibe, Nefibe Hanım. Nefibe Hanım, o yıllarda Kız Kulesi’nin bekçisi olan Mehmet Beyefendi’nin eşidir. Ve Nefibe Hanım, dalgalı fırtınalar bir havada kıyada gidemiyorlar. Orada doğum yapıyor. Kızına Jale adını koyuyor. Ben onu tanıdım biliyor musunuz? Jale Öztirik’e. Çok güzel bir insan. Kız Kulesi’nde doğan bir kız çocuğu var. Sormuştum Jale Hanım’a nasıldı Kız Kulesi’nde çocuk olmak? İstanbul’un çocuk tarihinde en ilginç çocukluk Jale Hanım’ınkidir. Düşünsenize İstanbul’un ortasındasınız. Her taraf İstanbul. Peki ne yapıyordunuz, neyle oynuyordunuz? Bana demişti ki Jale Hanım, annem hiç sevmezdi Kız Kulesi’ni. Çok tedirgin olurdu. Ben denize düşeceğim diye, bana bir şey olacak diye. Aslında gerçekten yani sadece çocuk için ya da fener bekçisi baba için değil, annesi için de, yani o Nefiba Hanım için de çok zor günlerdi. Kız Kulesi’nde anne olmak hiç kolay değildi. Kız Kulesi ilgili yazılı okuda çok şiirler var ki. Medrameyboğlu’nun şiirini biliyorsunuz. İstanbul deyince aklıma kuleler gelir. Ne zaman birine resmini yapsam, öteki kıskanır. Ama şu Kız Kulesi’nin aklı olsa, Galata Kulesi’ne varır, bir sürü çocuklar olur.
Çok şiirler var Kız Kulesi’yle ilgili. İzin verin, bir tane de kendi şiirim okuyayım. Çocuğunu asma köprüde sallayan bir annedir İstanbul. Ki onun içi süt dolu, biberonudur Kız Kulesi. Soğusun diye suya tutulan. Kız Kulesi’ni ben 1992 yılında şiir cümleti ilan etmiştim. Orası bir kütüphane bir müz olsun istemiştim. Ve temsili olarak da
bir marangoz arkadaşıma yaptırdığım küçük şöyle iki raflık bir kitaplık koymuştum oraya. İçine de şiir kitapları dizmiştim. Sonraki bir etkinlikte oraya gittiğimizde baktım ki o küçük kitaplık yok. Nerede? Duydum ki Kız Kulesi’nin fenerbekçisi evine getirmiş ayakkabılık yapmış o. Kitaplığı, ayakkabılık. Arkadaşlarım kızacak gibi oldu. Dedim ki sakın sakın. Eğer bir fenerbekçisi, bir deniz emekçisi
bizim içine şiir kitaplarını koyduğumuz o küçük kitaplığı evine getiriyor ve onu ayakkabılık yapıyorsa oraya eşinin ve çocuklarının ayakkabılarını koyuyorsa o da şiirdir. Bizim içine şiir kitapları koyduğumuz küçük kitaplığın kendisi şiir olmuş. Kız Kulesi sokağına selam ederek tamamlayalım. Bu akşamki mahya ışıklarını Kız Kulesi sokağına selam olsun.
Kız Kulesi sokağı nerededir? İpucunu vermiştim. Bütün gemiler aşıktır demiştim Kız Kulesi’ne ama yalnızca biri içinde Kız Kulesi’nin resmini taşır. Hangi gemiydi? Evet, Ankara. Bu yüzden olsa gerek Kız Kulesi sokağı da İstanbul’da değil, Ankara’dadır. Mahya ışıklarından bu akşam da bu kadar. Yarın yeniden, aynı gün ve aynı saatte
elinde olan, sürçülisan ettiğin sen, al.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir