Meral Akşener’in Susurluk Olayından Sonraki Röportajı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=uXAcvz1OEfs.
Sevgili seyirciler iyi akşamlar. Bu akşam tahmin edebileceğiniz gibi 50 günden beri yatıp kalkıp hep yiyip içtiğimiz susurluk olayıyla yine iç içe olacağız. Bu akşam bizim için son derece önemli bir konuğumuz var. Bu akşamki konuğumuz iç işleri bakanı Sayın Meral Akşener. Hoş geldiniz efendim. Sayın Akşener siz ilk defa sessizliğinizi bozuyorsunuz, ilk defa bir programa çıkıyorsunuz. Şimdiye kadar kimse içi… Fakat ben daha önceden şunu sormak istiyordum. İç işleri bakanı olmayı hiç düşünür müydünüz? Gülün birinde rüyanızda iç işleri bakanı olmak gibi bir şey var mıydı yoksa aniden mi oldu böyle? Daha öncesinde yoktu tabi ki. Ben daha doğrusu bakanlık planlamamıştım. Planlamamıştım derken geleceğime yönelik herkesin hayalinde bir yer olur. Benimki Doğru Yol Partisi’nin teşkilatında yürümekti. Peki niye siz? Sanıyorum tabi bunu atayanlara sormanız lazım bu soruya ama bana göre zannediyorum bir kere bu yapın dışında olmam, kadın olmam, bazı sıkıntıların olduğu bir dönemde iş başına geldim ben. Herkese eşit mesafede, uzaklıkta ya da yakınlıkta olmam gibi nedenler etkili olmuştur zannediyorum.
Peki Taz Utçilerle yakınlığınızın etkisi olduğumu, siz atandığınız zaman neler dendi neler? Geçici bakan olduğunuz, lidere çok yakın olduğunuzdan dolayı onun sözünden çıkmayacağınız, hatta en yakınlarınızdan değil mi Sayın Erez bile tepki gösterdi. DHP’nin içinden de tepki gelmişti. Bu tepkiler sizi rahatsız etmedi mi?
İşim belli rahatsız etmedi, şöyle rahatsız etmedi. Tabi insanların bakış açılarına ben saygı duyuyorum mutlaka. Bugüne kadar da ben doğru yol partisi içinde çalışan bir insandım. O açıdan belirli endişeler duymuş olabilirler. Fakat Tansu Hanım’a yakınlığım sebebiyle böyle bir koltuğa atandığımı ben zannetmiyorum. Sadece bu nedenle atandığımı zannetmiyorum. Böyle bir şey mümkün olamaz. Ama Tansuçilere çok yakınsınız. Ben hiç bir zaman reyde etmedim ama şu var. Tansu Hanım’a yakın genel başkanımıza yakın pek çok erkek arkadaşımız da var bizim. Diyorsunuz ki onlar da atanabilirdi. Ben seçildim. Nedenini tam bilemiyorsunuz ama galiba. Şimdi onu zaman gösterecek. Ne için olduğunu hep beraber göreceğiz. Ben ona alıştınız mı? Evet alıştım. Şu anda dosyanızı biliyor musunuz? Biliyorum. Biliyorsunuz. Bütün olup biteni biliyorsunuz. Bu akşam çünkü bol bol susurluk konuşacağız sizinle beraber. Evet.
Sevgili seyirciler, devletin bazı yetkililerinin devlet dışındaki grupları kullanma yönteminin ilk kurbanları ülkücülerdi. Geçen haftaki programımızda ülkücüler kendi ağızlarından nasıl kullanıldıklarını ardından 12 Eylül müdahalesinden sonra ise o eski yetkililerin ortadan kaybolup bu defa yaptıklarından dolayı hesap soranların ortaya çıkışları ve nasıl hapishanelere düştükleri anlatılmıştı. Rıdvan Akar’ın bu dosyası çok yankı yaptı.
Bu hafta dosyanın ikinci bölümünü açıyoruz. Bu defa hapishanedeki ülkücilere devletin nasıl yeni bir görev verdiğini izleyeceksiniz. Bu defaki görev alanı Güneydoğu ve görev solcular değil PKK sempatizanlarının tesirsiz duruma sokmaktı. Gerekçe de yine vatan sevgisi ve tabii vatanı korumak. Yıl 1990’ların başı ülkücüler hapishanedeler. Bir gün cezaevine bir mektup geliyor ve yepyeni bir dönem başlıyor. Diolojik talimlerine ilk defa devlet tarafından keyfini başladık. Ülkücülüğün manasını bir cedevlere girdikten sonra. Sistem ve devleti onun kendinde zindanlarda yargılamaya başladık.
İlk mahkemeniz. Mahkemenin ilk günü. Ülkücü Hareketi’nin ikinci baharı bir mektupla başladı. O mektup adeta bir görev emriydi. Devlet 12 Eylül askeri derbesiyle cezaevlerine tıktığı ülkücüleri yeniden göreve çağırıyordu. Bu kez ülkücülerin tayini Güneydoğu’ya çıkmıştı.
O günlerde Malatya cezaevinde yırtılan Kemal ismini gibi bir arkadaşınızdan bir mektup gelmişti. Mektupta Doğu Anadolu bölgesindeki gelişmeler üzerine, ülkücülerin üzerine yeni vazifelerin düşüp düşmediği ile ilgili. Acaba bir düşünceniz var mı sizin görüşünüz nedir bu konuyla ilgili? Bizler ne yaparız? Böyle bir mektupun cezaevine girmesi mümkün değil tabi. Ülkücü gençliklerine, genel başkanına bağlılık kokan bir mektup bu mektup. Tabi bu mektup üzerinde o günkü içemliyet amirini veyahut da cezaevi blok amirinin bir notu var. Derilsin cevap yazacaksa cevabı da iletilsin tekrar yerine ulaştırırsın şeklinde. Tabi bizim o ibareleri gördüğümüz zaman hemen meseleyi kavradık. Bazılarına elbette PKK ile mücadele vesaire yönlendirmeler söz konusu olmuştur. Türkiye’nin şartları da biraz buna doğru olmuştur.
Devlet Güneydoğu’da PKK elemlere arttıktan sonra yeniden ülkücülerle flört etmek istiyor, onlarla yeniden barışmaya arzuluyordu. Devletin ülkücülere yaptığı teklif açıktı. PKK’ya karşı ülkücüler kullanılacak buna karşılık ülkücü mahkumlar serbest bırakılacak. Özellikle hücrelerde tek başına veya bir soruyla beraber kalmak durumunda olan arkadaşlarımızın çoğuna teklifler yapılmıştır.
Bakın orada bu insanlar vatanı memleketi bölüyorlar. Yardımcı olun biz de size gereken kolayları gösterelim şeklinde talepler olmuştur ki bu talepler 88’e kadar devam etmiştir. Ülkücüler yeniden göreve çağrılıyordu ancak ülkücülerin düşkırıklığı sürüyordu. Cezaevî hayatında ülkücülerin bir bölümü öz eleştiri yapmıştı. Artık devletin koltuk deneyi olmak istemiyorlardı. Ancak daha önemlisi devlete duydukları öfke yatışmamıştı. Zira devletten kuşku duyuyorlardı. Hepinizi bırakıyoruz dediler, bıraktılar ama bütün arkadaşlarımıza da 40-50 sene infaz verdiler. Şimdi biz bunun farkına mı vardık bu insanlar bugün bizi dışarıya çıkaracak, yarın bize tutacaklar bir olaylar yaptıracaklar.
Ondan sonra dosyan elimizde, infaz dosyan burada. Ona göre yani ömür boyu bir kukla alır. Cezaevî’ndeki ülkücülerin önemli bir bölümü bir kez daha devletin kuklası olmak istemiyorlardı. Cezaevî ve işkenceden yılmışlardır öfkeleri sürüyordu. Kesinlikle devletin bizleri kullanmasına asla bir daha müsaade edilmeyeceğine inanıyorum ben. Devletim için yapacağımı yaptım yani bundan sonra yapacağım hiçbir şey yok zaten. O bana ne yaptı? Benim her şeyi mi? Aldı. 12 Eylül sonrasında işte bu ruh haliyle ülkücüler tahliye olmaya başladı. Önlerinde yepyeni bir yaşam ve yeni fikirler vardı. Yine ülkücüydüler. Yaptıklarından pişman değildiler. Şimdi evlerini geçindirmek iş bulmak zorundaydılar.
İçeriden çıkınca önce ülkücü hareketteki gelişmelere baktılar. İçleri sızladı. Çünkü 12 Eylül’ü gerçekleştiren bazı komutanlar ülkücü harekette yönetici konumuna gelmişti. Bunu hazmedemediler. Milliyetçi Hareket Partisi yöneticileri ise partideki bu yöneticilerin varlığını sizin bilmediğiniz başka şeyler var diye açıkladılar. Bana işgence yapan insanın benim savunduğum bir kuruluşun içerisinde olması da haklı olarak bizi tepkiye sevk etti. E tabii bu sizin bilmediğiniz bazı şeyler var sözü. Bazı şeyleri geçiştirmenin, gizli kapaklı, sorulmayacak gibi bir hava estirmek aslında hiçbir şey yoktur.
Yani bazı karanlık ilişkileri neticesidir. Ülkücüler cezaevinden çıktıktan sonra önlerinde üç yol vardı. Birinci yol geçmişten beri görüşlerini savundukları partilerde siyasete devam etmekti. İkinci yol yer altına iniyordu. Bu yolda yasa dışı yollar ve mafya vardı. Üçüncü yol ise karanlıktı. Bu yolda ise devletin kimye özel güçleri ülkücüleri bekliyordu.
İş ve geçim derdine düşen ülkücüler kendilerini artık yalnız hissediyordu. Hayatımdan beş on yıl gitmiş. Bir insan dışarıda evine ekmek götüremiyorsa, bir devlet dairesinde çalışma şansı verilmiyorsa,
çalışabileceği herhangi bir ortam sağlanamıyorsa ne yapacaktı? İşte bu arayış içerisinde bulunanlara bir kısım eller uzanmış ve onlar maalesef yer altı dünyasına mafyaya başka yerlere yönlendirilmişlerdir. İçine düştükleri bu açmazı kimye ülkücüler kasıtlı buluyordu. Yer altı dünyasına girmeleri için adeta gizli bir elin harekete geçtiğini düşünüyorlardı. Ne zamanlar çıktık? İş, ekmek. Hangi kapıyı elimize atsak? Birileri o kapıyı geri kapattı.
Planlı ve organizeli bir şekilde bizler suçun içerisine itilmeye çalışıldık. Ülkücülerin bir bölümü işte bu yola saktı. Ülkücü hareket içinde tanıştığı arkadaşlarıyla birlikte yer altı dünyasına girdi. Onlara ülkücü mafyadı verildi. Ülkücü mafyaların kuruluşundaki o ruh halini yaklaşık 3 bin ülkücünün avukatlığını üstlenen Can Özbay şöyle anlatıyor. Bu kadar haksızların arkasından ülkücülerden özür dileyen bir makam da yok. Biz size haksızlık etmişiz. Siz bu devletin, bu milletin gerçek evlatlarıymışsınız, devletiniz için çalışmışsınız. Efendim sizi mağdur etmişiz diyen de yok. Ülkücüler güldü tabi bütün bu anlayışsızlıklara, bütün bu vefasızlıklara.
Acı acı gülümsedi. Ondan sonra bir kısım ülkücüler ayakta durabilmek için kendisini ve ailesini yaşatabilmek için gayri meşru alemde iş yapmaya başladı.
Bir yandan cezaevinden çıkan ülkücüler sadece devletle değil, kendi siyasi geçmişleriyle de hesaplaşmaya lider türkeşi vefasızlıkla eleştirmeye başladılar. 12 Eylülünün değerlendirilmesinde farklı bir çizgi izlediler. Cezaevinde İslam’a daha çok vurgu yapan ülkücülerin bir bölümü MHP’den koptu. Onlar büyük birlik partisini kurarak yollarına devam ettiler.
Bugün ülkücü hareket iki parçalı. Anagövdeyi Milliyetçi Hareket Partisi oluşturuyor. MHP’liler geçmişi unutmak istiyor. 12 Eylül döneminde yaşananlardan ötürü devleti suçlamaktan kaçınıyor.
Biz bunun için hiç de küskünlük yahut bir şımarık çocuk serzenişi falan yapmıyoruz ya da öpmek istediğimiz elin bizi tokatladığı gibi bir romantizme de kapıldığımız. Evet devletin elini öpmek isterdik. Oysa ülkücü hareketin diğer parçasını oluşturan büyük birlik partililer 12 Eylül’de yaşadıklarından devleti kendi tabirleriyle sistemi sorumlu tutuyor. Devleti kutsal, tartışılmaz ve asla eleştirilmez bir tabu gibi hiçbir zaman görmedik. Görmüyoruz. Devlet millet içindir diyoruz. Bu iki partinin Türkiye’deki toplam oy oranları ise yüzde onu buluyor. Özellikle PKK elemlerinin artması sonrasında milliyetçilik yükselen bir değer oldu. Ülkücü hareket işte bu dalgayı iyi değerlendirdi. Artık milli maçlardan asker uğurlamaya kadar hemen her yerde ülkücüler boy göstermeye başladı.
Maçta bir maç sonrası insanın hafızasına yansı iş biçimi zaferdir sonuçta. Elde edilmiş bir zaferdir ve bir gururlanma, onurun okşanması vardır temelinde. Dolayısıyla Türk milliyetçiliği fikriyatıyla işlemiş olan bir insanın o an için bir milli gurur kabarması yaşamaktadır.
Ve bunun dışavuru mudur? Bozkır sembolüyle sokaklara çıkılması, sevinçliliklere atılması. Güneydoğudan gelen şehit cenazelerinde yine ülkücüler var. Var olsun PKK! Var olsun PKK! Ülkücüler 12 Eylül öncesinde silahlı, saldırgan bir siyasi çizgi olarak eleştiriliyordu. Bugün ise daha farklı bir kimliğe sahip olduklarını söylüyorlar. Türkiye’nin bölünmesini istemeyen, Türkiye’nin bir Sovyetler Birliği’nin parçası olmasını istemeyen ülkücülerin tabii ki buna karşı tavrı sertti. Bugün böyle bir tehdit yok. Böyle bir tehdit olmayınca da bugün sert olmanın gereğini de görmüyoruz. Oy oranlarının arttığı şu günlerde ülkücüler yepyeni bir imaj peşinde. Bu, Türkeş o eski ülkücü tipinin karikatürlerde kaldığını söylüyor. Kafasında bir börk, orta asya’da yapıcı gibi. Buradan böyle sarkmış bıyıklar avurtları içine çökmüş, belinde kılıç. İsteyen bıyığını bırakacak, bıyık bırakmak istemeyen de benim gibi kesecek.
Benim gibi tombul ülkücüler de var. Hepsi öyle avutları içine çökmüş değil. Zamanı ülkücüleri artık trafikle mücadele eden uyuşturucuya kadar hemen her konuda politika yapan bir siyaset dinlemeye çalışıyor. Popüler kültürü izliyorlar. Modadan vazgeçmiyorlar.
Sabah kalkınca biraz geç ayıldığım için, pop müziği dinlerinin sen kendisine gelmesi için. Anadolu olarak hoşuma giden müziklerden bir tanesidir mesela. Ancak ülkücülük bir geleni. Kimi zaman üniversitelerde, kimi zaman sokaklarda ülkücüler o geleni icanlandırmaktan da vazgeçmiyordu. Genç ülkücüler kimi zaman abilerini aratmıyor.
Ülkücülerin 15 yıllık öyküsü böyle. Sola karşı başlatılan bir hareket siyasi yaşama damgasını vurdu. Son 15 yıl ülkücüler içinde hayal kırıklıklarıyla dolu bir dönemdi. Bu dönemde ülkücüler kimilerine göre milliyetçi, kimilerine göre ülkeyi savaş ve kan gölüne çeviren bir saldırgan grup olarak algılandı. Bu 15 yıl sadece ülkücüler için değil, Türkiye için de önemliydi.
Çünkü ülkücülerin o tarihinde bugün yaşanan kimi sorunların, krizlerin ve daha önemlisi hem demokrasinin hem de Mercedes’in uğradığı o kazanın izleri vardı. Şimdi susurluk olayına nasıl gelindiği daha iyi anlaşılıyor değil mi? Devletin bazı yetkililerinin yanlış politikaları nasıl bir süre sonra kontrolden çıkıyor ve devleti kemirmeye başlıyor.
Ben hemen Sayın Bakan’a dönmek istiyorum. Bütün bu olaylar daha doğrusu devletin kendi dışındaki güçleri kullanmaya başlamaları hangi yıllardan itibaren başlıyor? Siz artık biliyorsunuz bütün gelişmelerle. Evet, şimdi bu tür iddiaların başladığı yıllar 80’nin 83’ler, 82’ler gibi tarihlere başlıyor. Oradan itibaren. Evet, o tür iddialar söz konusu.
Yalnız şunu söylemek istiyorum ben, 80 öncesinin gençleri, 80 sonrasının ve bugün 90’nın orta yaşlılarıyız bizler. Ben de 79’da üniversiteden mezun oldum. Şimdi o dönemde gençler üzerinde dayatılan ya da oynanan oyun deniliyor. Farklıydı, 80 sonrası başka, 90’lar daha başka. Şimdi 90’ların gençliği çok daha başka. Tamam ama 80 sonrasında herhalde PKK… Şimdi evet, etkili olan PKK ağırlık noktası PKK. Ama ben şuna inanıyorum, devletin, devlet nedir? Devlet bir kurum vatandaşıyla, yasamasıyla, yürütmesiyle, icrasıyla, yargısıyla bir organ.
Ama bu tek başına, devlet denildiği zaman, bir grup devlet sorgulanmalı diyor, bir grup devlet ebet müddet diyor. Nedir bu devlet? Devlet biziz, devletsizsiniz. Şimdi kuralları olan bir kurum. Ben bunu asla kabul etmiyorum. Devlet kendi yasal güçlerinin dışında… Bunları kullanmalı mı? Devletin şu yaptığı… Hayır hayır hayır. Bunlar duyum şeklinde ortaya geliyor.
Zaman zaman, devlet adına kim kullanıyor? Bunların cevaplarına mı bulunması gerekir? Ama şimdiye kadar çok kullanılıyor. Bakınız şunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdi devlet adına birkaç kişi, birkaç kurum, birkaç bilmem ne birilerini bir yerlere göndermişse bu yanlış. Devletin yasal güçleri, yasal kurumları PKK ile savaşta, PKK ile mücadelede, PKK’ya karşı yapılan bu mücadelede kimler askerimiz, jandarmamız, polisimiz… Onlar yapmalı diyorsun. Bunlar yapmalı elbette ki. Ama siz artık biliyorsunuz kimlerin yaptığını kimler için içine girdi. Yasal güçler yapacaktır, yapmıştır. Bu tarz münferit davranışlar içerisinde girmiş insanlarında, gerek devletin içerisinde yer alanlar. Gerekse bu davranış biçimine bazı insanları götüren eller mutlaka yasal yollardan durdurulacaktır, durdurulmalıdır. Anladım. Şimdi ben hemen size son derece önemli bir ilke sorusu sormak istiyorum. Çatlı sizin için şerefli bir batalsever mi yoksa bazı suçlardan dolayı aranan bir sanık mı? Enterpol’in de aradığı bir insan. Nasıl bir insan? Siz ne şekilde niteliyorsunuz? Şimdi ben Çatlı ile ilgili çok şey bilmiyorum. 79’da üniversiteden mezun olduğumu söyledim. Ama şu anda elinizde bir dosyanız var. Var tabi ki. Elinizdeki o dosyanızda içişleri bakanı olarak soruyorum. İçişleri bakanı olarak. Çatlı ile ilgili kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok. Buna karşı interpol arıyor. Dedikleriniz doğrudur. Şimdi buradan yola çıkarsak, Çatlı iyi insan mıdır, kötü insan mıdır, doğru insan mıdır, yanlış insan mıdır? Batalsever olarak mı görüyorum? Şimdi bakın, bunun cevabını verecek kişi ben değilim.
Bunun, Çatlı’nın şu anda suçlandığı kendisi vefat etti. O da bir ölünün arkasından konuşmak da çok zor bir şey. Ama yap birini. Öyle elleri arkasından konuşuluyor ki. Ben kişisel olarak söylüyorum. Şimdi Çatlı ile ilgili iddialar gerçeklik kazanmışsa zaten onun cevabını yargı verir.
Kamu vicdanında da yerini bulur. Ama onun dışında, spesifik olarak Çatlı şudur, Çatlı budur sorularını bu manada… Çünkü orada Cumhurbaşkanı aranan bir insandır diyor. Sayın Tansu Çiller ayrılıyor. Siz diyorsunuz ki ben şu arada pozisyon almak istemiyorum. Şimdi bakın, Tansu Hanım’ın söylediği şey şu.
Tansu Hanım dedi ki ben o grup toplantısında vardım. Ben Çatlı’yı tanımam. Hakikaten içimizde bizim en… Tanımak için gerek değil. Çatlı hakkında bilgisi müktesibatı gereği dolayısıyla en az bilgi sahibi olan kişi Tansu Hanım. Dolayısıyla ben bunu tanımam. Hakkında ne vardır ne yoktur onu yargı kararını verir.
Ama şimdi burada kastedilen ben Çatlı’nın spesifik olarak onun olduğunu zannetmiyorum. Güvenlik güçleri bir sürü insan… Bu Güneydoğu’da devlet adına kurşun atan, kurşun yiyen insanlar benim için şereflidir. Söylediği bu. Ve ben çok dikkatle izlemiştim o şey konuşmasına. Tabii ama güvenlik kuvvetleriyle Çatlı’nın bir ilgisi yok. Şehitlerimiz dedi. Neyse. Neyse. Siz biliyor muydunuz? Siz İçişleri Bakanlığına geldiniz oturdunuz. Önünüzdeki dosya açıldı. Dehşete mi düştünüz? Şaşırdınız mı? Hayret mi ettiniz yoksa? Hayır bu normal bir geldi. Çok mu ileride bizim bildiğimizden bu çeteler kullanılan çeteler bizim bildiklerimizden çok daha mı ileri? Tepkiniz ne oldu? Başbakan ne dedi? Vay anasına didirtecek kadar.
Şimdi biz tabii birçok şeyi basınına paylaştık. Medyayla paylaştık. Sizin de bilgileriniz oldukça fazla. Şimdi Susurluk Hadisesi diye benim önüme açılan dosyaya baktığım zaman Susurluk Hadisesi bir öncelikle bir trafik kazası. Bunun İçişleri Bakanlığına ilgilendiren kısmında Çatlı’ya yönelik aranma pozisyonu, oradan çıkan silahlar vesaire, araç, gereç vesaire
artı Hüseyin Kocada, İçişleri Bakanlığıyla ilgili kısmı. Ondan sonra Ömer Topal Cinayeti devreye girdi. Ömer Topal Cinayeti ile ilgili bir sürü spekülasyon ortaya atıldı. Şimdi bir fasit dairenin içine girdik, dönüldü. Ama bunların hepsi birbirine bağlantılı mı? Şimdi bakın bir grup insan diyor ki bunlar birbirine bağlantılı. Bir grup insanda diyor ki bunlar devlet. Siz de diyorsunuz.
Bakın ben size söyleyeceğim. Şimdi bir grup insanda diyor ki bunların birbiriyle bağlantısı yoktur. Şimdi her gün bir yeni belge, her gün bir yeni bilgi iddiasıyla ben de sabah gazeteye açtığım zaman bir sürü şey görüyorum. Şimdi bunun neticesi nedir? Biz bir kere bakın öncelikle şunu söylemek istiyorum. İçişleri Bakanlığı olarak çok ciddi bir araştırma yapıyoruz.
Sonu nereye varsa varsın. Bakın bunun altını çiziyorum. Sonu nereye varsa varsın çok ciddi bir araştırma yapıyoruz. Şu anda sizin ilinizde, siz şu anda bilginiz var. Onun için soruyorum bütün bu dairenin içinde bütün bu üç olay birbirine bağlantılı mı? Şimdi net olarak ortaya çıkan, bağlantıda net olarak, denil olarak ortaya çıkan Çatlı’nın parmak izi.
O da şunu getiriyor. Ömer Topal cinayeti, susurluk olayı idari bir soruşturmadan çıkarılıp, adli bir soruşturma noktasına getirilmeli ve bu dosya birleştirilip devlet güvenlik mahkemesine gönderilmelidir. Şimdi çıkan sonuç bu. Adliye devlet güvenlik mahkemesi bağımsız yargı gereğini yapmalıdır. Ama buna karşılık iddialar var.
Deniliyor ki işte örtülecek, örtülmek istedi. Şöyle oluyor böyle oluyor. O zaman ne yaptık? Bakınız biz şimdi yani İçişleri Bakanı’yla ilgili olan kısmını söyledim. Buna yönelik çalışmalar yapıldığı halde bizim dışımızda olması gereken konularla ilgili de ben mülkem fetişi, polis müfettişi görevlendirdim. Ben şey yapıyorum, sizi şaşırttı mı? Yani geldiğiniz zaman çünkü bütün parmaklar Emniyet Müdürlüğü’ne, size bağlı olan İçişleri Bakanı’na oraya gidiyor. Elbette ki çok şaşırdım. Şimdi bir iddialar var. Şaşırdınız mı? Ha şaşırdım, şöyle şaşırdım. Şimdi susurluk olayı benim önüme açıldığı zaman, dosyası açıldığı zaman dediğim noktada iki tane olay. Aslında Ömer Lütfü Topal olayı çıktı. Tamam iki tane olay. Bunlar kim yapmışsa, kim etmişse, kim suçluysa sonuna kadar gitme kararıyla ben oraya oturdum. Ha dosyada o gözle baktım. Onun için de eşyete düşmedim. Birbirine bağlantısı çıkıyor çünkü. Şimdi bakın net bağlantısı yani şu ana kadar ispatlanmış net bağlantısı sadece çatlanın parmak izi.
Şimdi bundan sonrası gelecek mutlaka ne bulunuyor ise de biz kamuoyuyla paylaşıyoruz bunu. Şimdi bir adres gösteriliyor. İşte Ömer Topal cinayetini işleyen, işlediği iddia edilen üç tane polis memuru var.
Özel Harekat Memuru. Bunun adresi de İstanbul Emniyet Müdürlüğü. Şimdi benim elime dosya açıldığı zaman. Ama Ankara’ya gelmediler mi onlar Ankara’ya? Daha sonra yani bu bilgi İstanbul’da diye adres gösteriliyor. Açtığımızda dosyaya baktığımızda bütün resmi yazışmaların içinde bu insanların bu üç gencin Ömer Topal cinayetiyle herhangi bir alakası bulunmadığı ve ayrıca ben bir kere daha sordum yazılı olarak.
Herhangi bir belge, bilgiye rastlanmadığı Ömer Topal cinayetiyle de bağlantılarının bulunmadığının anlaşıldığı şeklinde yetkili, İstanbul’un yetkili kişilerinden yani devlet görevlilerinden Kemal Yazıcıoğlu, Bilgi Ünal isimli arkadaşlarımızdan bize resmi yazılar geldi. Yani Kemal Yazıcıoğlu diyor ki hayır bunların hiçbir ilgisi yoktur diyor. Hayır hiçbir ilgisi yoktur. Resmi yazı da öyle diyor. Şimdi benim önümdeki dosyada böyle diyor. Ama bu arada… O zaman başka bir şey mi çıktı sonra?
Hayır şimdi şu anda çıkan bir şey yok. Ondan sonra Sayın Mesut Bey, Sayın Yılmaz çıktı dedi ki bu bir cinayettir evet bir cinayettir. Bu cinayeti işleyen kişilere yönelik işte devlet içinde çete var. Bu çetenin mensupları şuralara buralara doğru uzanıyor. Bunun bilgisi, belgesi de İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde adres olarak oraya gösterdi. Şimdi tekrar sorduk aynı şeyleri.
Bu sefer İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün resmi makamları yine aynı şekilde hayır yoktur. Böyle bir şey yoktur. Şimdi bakın bir devletin kuralları, kanunları, hukuk düzeni, yasal bir prosedürü vardır. Bunun dışına çıkılmasına hiçbir zaman müsaade edilemez. Hoşgörüyle bakılamaz. Bu bir ilke, bu bir prensip.
Şimdi ben İçişleri Bakanı’yım. İçişleri Bakanı olarak bu dosyanın her şeyini bilmek benim mecburiyetim. Bırakınız görevi. Sizin söylediklerinizden şu çıkıyor Kemal Yazıcıoğlu bunları size iletmedi. Mesut Yılmaz’a sızdı mı? Mesut Yılmaz’a sızdırıp sızdırmaması benim problemim değil. Hayır o çıkıyor. Söylediklerinizden o çıkıyor bir yerde. Hayır ben sızdırıp sızdırmadığını da bilmiyorum. Yani o problem de değil. Bakınız şimdi nasıl olabilir?
Bir devletin memuru, bürokratı ve ben Sayın Yazıcıoğlu hakkında ilk kez kendisini görevden açığa aldıktan sonra ilk kez konuşuyorum. Menfi veya müsbet. Hiçbir şey söylemedim. Hakkımda benim söylediğim varsayılan bir sürü şey yazıldı. Bunlar hiçbiri doğru değil. Hiç konuşmadım. Şimdi konuşuyorum. Şimdi bakın. Bir saniye dinleyin beni. Şimdi bakın.
Sayın Yazıcıoğlu, Sayın Cumhurbaşkanı’nı geldi gördü. Sayın Cumhurbaşkanımıza denilmiş ki ben bazı şeyler biliyorum. Bunu ispatlayabilirim. Bugün yani. Yansıyan Şirketi. Ben bunu halledeyim. Sayın Başbakan’a aynı şeyi söylüyor. Bu görüşmelerinden sonra ne İçişleri Bakanı’na ne de Emniyet Genel Müdürü’ne herhangi bir bilgi vermiyor. Güvenmiyor mu acaba? Şimdi bakın oraya geleceğim. Ertesi gün ben Sayın Başbakan’la görüştükten sonra Sayın Yazıcıoğlu’nu Ankara’ya çağırdım. Gitti İstanbul’a. Ben Ankara’ya çağırdım ve açık açık kendisine şunu sordum. Dedim ki arkadaş sizin elinizde belge, bilgi, kaset vs. bu medyada izlediklerimiz,
Sayın Yılmaz’ın söylediği ve fullü bir ortam yaratan, halkın beynine sürekli olarak devlet, çete, siyasetçi, mafya, üçgeni gibi enjekte edilen, sürekli enjekte edilen, devlete olan, devlet dediğimiz nesneyi demin tanımladık. Devlete olan güveni sarsan bir fullü ortam yaratılıyor. Bunlar sizde var mı? Söylediği böyle bir şey yok. Şimdi şifayı sordum yok. Yazılı sordum yok. Ve arkasından ben Sayın Yazıcıoğlu’yla çalışamayacağımı düşünerek açığa aldım. Bakınız. Yani siz dediniz ki ben demek ki size güvenmiyor. Bana güvenmiyor olabilir ama bir devlet memurunun, bir bürokratın bakanına yani o kurumun en başındaki kişiye güvenmeme hakkı olabilir mi? O zaman istifa eder. Çalışmıyorsa. Siz bundan dolayı. Çalışmıyorsa. Şimdi ana nokta budur. Tabii. Ben Mesut Bey’e sızdırmış, sızdırmamış, bilmem ne olmuş, bu tür dedikoların peşinde değilim. Sızdırmış mı? Hayır yani. Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Bunlarla da ilgilenmiyorum. Ben bir prensibin üzerindeyim. Buna karşılık şimdi bir soru daha bakın. Size bir soru sorayım. Şimdi Sayın Yazıcıoğlu,
Ağustos ayında bu olay oluyor. Ağustos ayında başka bir Cumhurbaşkanı mı yönetiyordu Türkiye’yi? Başka bir başbakan mı yönetiyordu Türkiye’yi? Aynı Cumhurbaşkanı, aynı başbakan. Birden bire Kasım’ın ortası işte Aralık ayında bu iki insana güvendiğini, bize güvenmediğini. Yani bu görüntü onu götürüyor. Hayır şimdi burada da bir çelişki var. Dolayısıyla bakınız prensib, tekrar ediyorum.
Şimdi Sayın Yazıcıoğlu, eğer bu insanları 36 ile 38 saat sorguya alıyor, bu sorgulama esnasında tutanak yok. Herhangi bir bilgi belge yok. Resmi. Yani İstanbul Emniyet Müdürü’nde var olduğu, sayılan, söylenen, medyaya yansıyan herhangi bir bilgi belge olmadığı resmen bize söyleniyor. Şimdi nasıl yapacaksınız? Dolayısıyla Sayın Yazıcıoğlu bu 36 saat
sorgulama esnasında, yani bu çocuklar 36 saat orada. O soruşturma esnasında eğer bilgi ve belgeye sahip olmuşsa, bu insanların Ömer Lütfü Topal’ı öldürdüğüne kanaat etmişse adli görevi başlar. Ne bakan, ne başbakan, ne Cumhurbaşkanı Savcılığa vermesi gerekiyor. Evet orada etkili olması mümkün değil. Bir şey mi sakladı? Hayır ben o soruyu size soruyorum. Benim aldığım, sizin anlattıklarınızdan Yazıcıoğlu’nun. Ben size soruyorum. Yani buradaki çelişkiyi ifade etmeye çalışıyorum ben. Şimdi 5.5 ay evvel oluyor, Ağustos ayında oluyor, aynı başbakan, aynı Cumhurbaşkanı değişen nedir? 5.5 ay sonra deniliyor ki ben bunu 15 günde çözerim. O zaman adama sormazlar mı? 5.5 ay evvel niye bunu çözmedin?
O zaman siz doğrudan doğruya Yazıcıoğlu’na hiçbir güveniniz kalmadı. Ondan dolayı açığa aldım demek istiyorsunuz. Ben açık açık söylüyorum. Şimdi sürekli fullü bir ortam yaratılması. Ver kardeşim belge bilgi varsa diye hem yazılı hem resmi hem şifahi sorulmuş. Hayır bunu söyleyenler saçmalıyor denilmiş. Bunun neticesinde de Cumhurbaşkanı’yla başbakana gidilmiş ben bunu çözerim denilmiş.
Şimdi siz olsanız burada ne yaparsınız? Ben bir yöneticiyim, ben Şişleri Bakanı’yım, bu kurumun başıyım. Bana güvenmeyen güvenmediğini açıkça söylemese bile tavrıyla belli eden bir bürokratla çalışmaya mecburiyetim yok benim. O bürokratın da bana güvenmiyorsa istifa etmesi gerekir. Ben Yazıcıoğlu’nun üzerinde herhangi bir baskı vesaire kurmak aklın ucundan geçmez.
Ama bir yerde de öyle bir şey gelir ki mesela birdenbire bir bakıyoruz bu üç özeltim elemanı bir emirle İstanbul’dan Ankara’ya gidiyor. Orası da karışık. Bakın Mehmet Ali Bey orası da karışık. Çatlı’nın parmak izi 4-5 ay ortaya çıkıyor. Şimdi bakın orası da karışık. Şimdi gene medyadan takip ettiklerimiz fullü şekilde. Ama siz dosyayı bırakın medyayı bir kenara bırakın. Dosyanızdakileri anlatın. Dosyamdakiler resmi yazı. Şimdi dosyada denilen şey şu. Dosyada deniliyor ki bu insanların bu üç kişinin sorgulaması esnasında bu ihbar neticesi yakalanmışlar ya. Bu neticede bunların Ömer Topa’nın cinayetiyle herhangi bir ilişkileri bulunmadı anlaşılmıştır.
Ama bunlar özeltim görevlisidir. Ankara’nın imkanları daha fazladır. Dolayısıyla bir de orada sorguya çekin şeklinde bir resmi belge var sorgulayınız. Şimdi bir deniliyor ki Sayın Ağar tarafından talimatla getirildi. Sayın Ağar da ben sordum. Sayın Ağar da diyor ki ben Emniyet Müdürü ile görüştüm.
Emniyet Müdürünün bana söylediği bunların herhangi bir suçları yok. Bunlar Ankara’da daha imkanları geniş. Ankara’da da bir sorguya çekin. Bunlar özel harekat mensubudur. Evet, Ağar ben çağırdım diyor zaten. Şimdi bu şekilde bir argüman söz konusu. Bunlar teslim ediliyorlar. Ondan sonra Ankara’ya geliniyor. Ankara’da sorgulanıyorlar ve suçla ilişikleri olmadığı sebebiyle serbest bırakılıyorlar.
Şimdi birden bire 5.5 ay sonra ortaya çıkıyor. Yani resmi prosedür bu. Benim elimdeki dosyadaki yazılar bunlar. 5.5 ay sonra birden bire ben bu işi aydınlatırım diyen bir Emniyet Müdürü ve bana zaman verin diyen bir Emniyet Müdürü. Bu arada bakanına tenezzül edip bilgi vermek istemeyen bir Emniyet Müdürü. Bir güven bunalımı varsa.
Tamam bir yerde de Meral Hanım birden bire Yazıcıoğlu bir günah keçisi halinde bütün şeyler onun üstüne şey yapıldı. Hayır, ben yazıcıoğlu’na suçlamadım. Şu konuşmamda da suçlamadım. Ben bir ilkeden söz ediyorum. Sayın Yazıcıoğlu aleyhinde tek bir söz ne menfiyeyi tekrar ediyorum basında medyada. İlk kez konuşuyorum. Sadece prosedürü anlattım burada da. Kişisel olarak hiçbir şey söylemedim. Bir güvensizlik varsa bu güvensizliğin gereği yapılır diyorum.
Yani ben gereğini yaptım. Ben gereğini yaptım. Bir taraftan da Sayın Başbakan geri gelebilir diyor. Hatta yetki de verirse niye olmasın noktasına kadar gelmiyor. Sayın Yazıcıoğlu’nun müşaviri olarak yetki verilerek bu işi aydınlatması şekliyle vesaire gibi hukuki nokta da mümkün değil.
Sayın Yazıcıoğlu hakkında da bir soruşturma başlattık. Ben Sayın Yazıcıoğlu’nu görevden alırken bu arada bir de Ömer Lütfü Topal ile ilgili bir soruşturma başlatmıştık. O soruşturmanın ön raporu geldi benim önüme ayrıca. Bu ön raporda da Sayın Yazıcıoğlu’nun hakkında da bir yani sorgulayan ekibin de hakkında soruşturma açılması gerektiği,
36 saate ait hiçbir belge bilgi olmadığı için açılması gerektiği yazan bir ön rapordu bu. Şimdi buradan yola çıktığımız zaman Sayın Yazıcıoğlu geçici olarak görevden alınmıştır. Bu soruşturma sürüyor ve çok kısa sürecek. Bakın kamuoy bundan emin olsun. Ne kadar zaman? Bakın göreceksiniz çok kısa bir sürede ve tekrar ediyorum. Nereye giderse oraya gidecek şekilde gidecektir. Başbakan’a niye söylemediniz? Cumhurbaşkanına söylemediniz. Şimdi bakın ben Fatih’in bir sözü var. Ben Padişah’ı emrediyorum gel, sen Padişah’ı emrediyorsun gel otur. Yetkiler paylaşılamaz. Bana bakan olarak bir yetkiler var. Bakınız ben Yazıcıoğlu’nun kararnameyi almadım ki soruşturmanın selameti açısından Sayın Yazıcıoğlu’nu geçici olarak açığa aldım. Çünkü şimdi bir konuyla ilgili soruşturma yapıyorsunuz. O soruşturmada bir tekrar taraf edilmiş bir kişi var. Onun altındaki insanlara onunla birlikte soru soruyorsunuz. Bu olamaz. Başbakan herhalde çok duyarlı bir konu çünkü. Ben daha sonra hepsini bilgilendirdim. Sonra da mı? Evet orada. Sayın Yazıcıoğlu meselesi. Otoriterinizi göstermek mi? Evet ben yetkimi kullandım. Yetkimi kullandım. Tansiyonunu mu geçicin?
Hayır. Çünkü sizin basit toplantınızda öyle bir şey yaptınız ki. Saptırıldı. Şimdi bakın. Sayın Yılmaz dedi ki ben emniyet müdürünü aradım. Mafyayla vs. şöyle bir çalışma yapın dedim. Şimdi bizimki de ona benziyor. Ben İçişleri Bakanı oldum. Hayır hayır. İçişleri Bakanı oldum.
Sayın Tansu Çiller bana bir mektup gönderdi. 5 maddelik bir mektup. Mafyanın meyisini görmek istemiyorum. Çete, siyasetçi, mafya, devlet vs. üçgeni gibi bir durum istemiyorum. Sonuna kadar gideceksin. Uyuşturucuyla mücadele edeceksin gibi. Yani hangi konuda yanlışlık, hangi konuda karanlık varsa sonuna kadar gideceksin. Bunu yaptığın takdirde, sonuna kadar gittiğin takdirde de benim siyasi iradem senin arkandadır. Terörle, kararlılıkla mücadele edeceksin gibi 5 maddelik bir şeydi. Talimatlar zinciriydi. Ben o talimatlar zincirini söyledim. Obasının toplantısında. Yani Sayın Genel Başkanımın bana verdiği, ilk o koltuğa oturduğum gün verdiği talimatlar zincirini söyledim. Ben bilgilendirdim. Bilgilendirdim.
Bir yerde başbakanı bilgilendirmiyorsunuz, cumhurbaşkanını bilgilendirmiyorsunuz ama liderinizi bilgilendiriyorsunuz. Onu bilgilendirdim çünkü biz bir koalisyonuz. Biz bir koalisyonuz. Bu koalisyon da bakanlıklar var. İçişleri Bakanlığı doğru yol partisine düşmüş bir bakanlıdır. Orası da Fransa’nın şeyiydi ki. Elbetteydi. Ama ben Sayın Başbakanımızı da Sayın Cumhurbaşkanımızı da gerekçelerimle bilgilendirdim.
Hatta Sayın Cumhurbaşkanımız bana üç tane soru sordular bu konuyla ilgili olarak. Aynı Ömer Lütfü Topal’da bu 36 saatlik döneme yönelik, Ankara’ya gönderilirken genel müdürlüğün devre dışı olup olmadığına yönelik tutanaklar hakkında sorular sordular. Ben o sorulara cevaplar verdim. Herhangi bir tepkileri olmadı. Yanlış yapmışsın şeklinde bir tepkileri olmadı.
Sayın Başbakan’a da bilgi verdim. Yalnız şunu anlatmaya çalışıyorum. Bu fikir benimdi. Bu fikir benimdi. Tansu Hanım’ın değil. Bu fikir benimdi. Benimdi. Bilgilendirdim. Pişman mısınız? Hayır pişman değilim. Yazıcıoğlu’nun bir daha geri gelmesi söz konusu olabilir mi? Bütün bu anlattıklarınızdan sonra? Yazıcıoğlu’nun bir daha oraya gelip gelmemesi. Siz dışı İçişleri Bakanı olduğunuz sürece oraya gelebilir mi?
Ben prensiplere inanan kurallar içerisinde yani devlet düzeninin kurallarla yürümesi gerektiğine inanan bir insanım. Sayın Yazıcıoğlu’nu ben geçici olarak görevden aldım. Bir soruşturma yapıyorum. Bu soruşturmanın neticesinde Sayın Yazıcıoğlu öyle bir duruma doğru gidiyor ki… Pek geçici değil.
Hayır biz bir soruşturmada bu üç tane özeltim görevlisinin 36 saat eğer o sorgulandığı sırada itiraf ettikleri vesaire şu bu gibi bilgileri elde ettiğimiz zaman… Sayın Yazıcıoğlu o zaman kanunun görevini ihmal ve kötüye kullanmış duruma düşüyoruz. Savcılığa vermesi gerekirdi.
Ben Sayın Yılmaz’a da buradan bir çağrıda bulmak isterim. Lütfen elindeki belgeleri versin. Bugün verdim. Yani açıklasın, paylaşsın. Paylaşsın ki bu fullü durum ortadan kalksın. Bu devlet devlet herkes devleti sorgulama yoluna gidiyor da devlet nedir diyen yok.
İsterseniz ona tekrar geleceğiz çünkü kısa bir aradan sonra Sayın Mehmet Ağar’ın bucağın durumlarını ele alacağız ve bugün de Sayın Tavsü Çiller ile yaptığınız görüşmeden sonra yeni bir gelişme oluyor mu olmuyor mu? Onun üzerine geleceğiz. Sevgili seyirciler İçişleri Bakanımızın İçişleri Bakanımız Meral Akşener ile bu son derece ilginç söyleşimize devam edeceğiz.
Sevgili seyirciler İçişleri Bakanı Sayın Meral Akşener ile söyleşimizi sürdürüyoruz. Bu arada sizlerden de sayısız telefon ve fax geldi. Mümkün olduğu kadar sizin sorunlarınızda meraklarınızda gidermeye çalışacağız. Bundan dolayı da zaten programda daha önce hazırladığımız bir takım paketleri de çekmek ve mümkün olduğu kadar çok Meral Hanım’la konuşmak için vakit ayıracağız. Şu ana kadar resmen bir soruşturma yok değil mi? Bir kere onu netleştirelim. Resmi bir soruşturma yok. Hala inceleme dönemindeyiz. Hayır şimdi bakın İçişleri Bakanlığı için konuşuyorum. Hayır genel olarak konuşun biraz çünkü her şey karışmaya başladı. Ben şimdi o karışıklığı düzeltmek için İçişleri Bakanlığı adına konuşuyorum. İçişleri Bakanlığı adına bunlar soruşturma inceleme olur mu? Susurluk olayıyla ilgili hem Mülkiye Baş Müfettişi hem Polis Müfettişi.
Hem Ömer Topal ile ilgili olarak bunların ön raporları geliyor. Aşağı yukarı birkaç gün içerisinde şeyleri tamamlanmak üzere. Raporlarının sonu tamamlanmak üzere. Her birinde hem Polis Müfettişi hem Mülkiye Müfettişi. Onlar çıkaracaklar şeyler. Evet. Ben şunu gördüm yalnız ön raporlardan bana gelen demin de söyledim gözden kaçıyor bu. Çatlı’nın parmak iziyle. Evet onu çöz. Tekrar tekrar üstünde duruyorsunuz. Fırarla söylüyorum. Parmak iziyle birlikte bu susurluk dosyası, Ömer Topal dosyası vs. bunlar birleştirilip devlet güvenlik mahkemesine verilme durumuna gelmiştir. Şimdi tekrar net kendimi de öğrenmesi için söylüyorum. Bu parmak iziyle birlikte Topal cinayeti, susurluk kazası.
Bunların hepsi dosyalar birleştirilip. Hepsi birbirinden ilişkili olduğu ortaya çıkıyor hiç değilse. Şimdi Çatlı’nın varlığı susurluk kazasının susurluk kazası. O insanlar birbirlerine bağlanıyor artık. Evet o mana da bağlanmış oluyor ama şimdi Ömer Topal cinayetiyle Sedat Burcak’ın, Hüseyin Kocadan herhangi bir alakası yok. Zaten ona yönelik bir iddia da yok şu anda. Ama yani… Hayır öyle bir iddia yok. Şu anda üç özeltim görevlisi ve Çatlı ile ilgili iddialar var. Bu özeltimde ama bu cihan koruması… Onlar koruması ayrı. Ama siz ayırdıkça onlar hep bir kaba oyunun gözünde hepsi bir araya giriyor. Şimdi bakın şunu söylüyorum ben. Yani idari araştırma faslından artık adli noktaya geçmiştir.
Bu dosyalar birleştirilip devlet güvenlik mahkemesine verildiği takdirde… Verilecek mi? Bence verilmesi gerekir. Şimdi o kadar ilginç ki bakın meclis araştırıyor. Evet herkese. Başbakanlık Teftiş Gurulu araştırıyor. Medya araştırıyor. Sayın Yılmaz iddialarda bulunuyor. Efendim biz araştırıyoruz. Başka devlet güvenlik mahkemesi araştırıyor, soruşturuyor.
Fazla soruşturma olduğu zaman yalnız işler karışır. Cumhuriyet Başsavcılığı. Şimdi ben diyorum ki bizim gördüğümüz iç işleri bakanlığı olarak gördüğümüz hani dosyayı açtın ya önüme. Yeni gelen ön raporlar birer birer rapor geliyor sürekli birbirinin ardı sıra. Onlarda görebildiğim çatlının parmak izinden sonra bunların birleştirilip devlet güvenlik mahkemesine verilmesi gerektiğini söylüyorum.
O zaman hem kafa karışıklığı ortadan kalkacaktır hem de yargı gereğini yapacaktır. Bir şey söylemek istiyorum ben size. Şimdi bir kavram kargaşası sürüp gidiyor sizin de ifade ettiğiniz. Birisi çıkıyor diyor ki ben yargıya güvenmiyorum savcılara güvenmiyorum. Birisi çıkıyor diyor ki ben meclise güvenmiyorum. Birisi çıkıyor diyor zaten iç işleri bakanlar hiç güvenmiyorlar. Ona güvenilmiyor buna güvenilmiyor.
Değerli hanım, devletin bütün kurum ve kuruluşlarına güvenmezseniz o zaman kendinize bakmanız gerekir. Şimdi buradan başka bir yere geleceğim. Bizim insan haklarıyla ilgili zaman zaman sıkıntılarımız oluyor. Siz biliyorsunuz yurtdışında. Bana Avrupalı parlamenterler geliyor. Partideyken de gelirler de şimdi İçişleri Bakanı olarak da geliyor. Eğer dersem ki biz bu herhangi bir spesifik olayla ilgili geliyorlar.
Dersem ki bağımsız yargıya intikal ettirdik. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız.
Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız.
Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız.
Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız.
Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız.
Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız.
Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız. Bağımsız yargıya intikal ettirip, bir şey yaparız.