"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mevzular Açık Mikrofon 4. Bölüm I Genç Parti Kurucu Başkanı Cem Uzan

Mevzular Açık Mikrofon 4. Bölüm I Genç Parti Kurucu Başkanı Cem Uzan

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=kdTYTU_bBWU.

İNTRO Size vermediler mi? Ben çok şaşırdım. Ben hepinize verdiler zannediyorum.
Neyse program sonunda o zaman Cembeyden rica edelim dağıttıralım herkese. Nuri oğlum yok öyle bir şey. Adam yurt dışında bak bize kitlenir sonra her şey çok patlarız. Önceki bölümlere gelip soru sormayıp sonra bu bölüme sıçrayan oldum aranızdan. Sen mi güzel kardeşim? Hoş geldin. Ne sormadın da buraya geldin çok merak ettim. Ben Muharrem İnce’nin programına gelmiştim. Aslında program içinde çok soru değiştirdim. Kendisine bu yolsuzlukla hakkında neler yapacağını sordum. Bir yargılama değişik oluyormuş mikrofonla da. Hayırlısı olmuş farkında mısın? İyi ki soramamışsın bak. Ya estağfurullah. Cembey’e ne soracaksın? Yolsuzluklarla ilgili. Ülkeye getirip Avrupa Birliği’ne girmemiz hakkında söylemleri vardı. Bunun hakkında nasıl bir yol izleyeceğini soracaktım ona. Anladım. Bu şekilde. Olsun ya. Hoş geldin. Programla ilgili sorusu olan varsa hemen alabiliriz. Çünkü henüz bağlamamıza sanıyorum 5 dakika var. Biraz da geciklik maç yüzünden. Maçı izlediğimiz için de iltirafi yüzünden. Yani bu televizyon neden bu kadar küçük yönetmen? Cevaplar mısın Gelip? Tabii bir önceki sahnede tepeden perde indiriyordu. Kolay oluyordu ama biz programları kendi keyfimize göre ya da ekibin keyfine göre ayarlamıyoruz. Programları siyasilerimiz hangi gün istiyorsa o gün çekiyoruz. Ama o günde her salon tabi ki boş olmuyor.
Her zaman programı yaptığımız Cevahir sahnesinde sanıyorum bir gösteri var bugün. Bir sonraki bölümde belki olmayacak. O zaman oraya geçeceğiz. O zaman orası da dolu olur burası da dolu olursa başka bir yere geçeceğiz. Birçok şey kanlı takip ve sürpriz oluyor. Diyor ki sevgili seyircimiz neden bu televizyon kadar cuncuk kadar biz nasıl göreceğiz diyor. Yine iyi etseydin abi. Eve iş getirmediğimiz gibi işe de evden bir şey getirmiyoruz. Küçük mü çok mu küçük? Ne yapalım yaklaştıralım mı öne? Kanunumuz bağlandı. Hepsi çok rahat. Öyle mi?
Evet görecek. Gerçekten görecek sistemimizin tamamını onlara da gönderdik. Soru soranları bizzat görecek. Yüz yüze olacak. Bir önceki bölümden soru soran adam getirmişsin buraya Kamil. Nasıl oldu bu? Sen kimi torpilisin? Kamil’i mi tanıyorsun? Yok abi direkt 4-5 tane gizli hesap açtım. Farklı farklı. Şaka yapıyorum. Kesinlikle yapmıyorsun da. Abi koca eli karar mısralden geliyorum. Beni buradan almazsan içeri o da senin ayıbın olur yani. Oğlum bu nasıl bir izleyici lan bugün? Çok gazlı bir izleyicimiz var. Görevdeydiniz. Siz ne geldiniz? Size kurban olurum. Ama silahımı aldılar. Kendimi borçlukta hissediyorum. Benimkini vereyim. Saçma sapan bir konuya girmiyorum. Devlet görevlisiyim. Sıkı bir AK Partiliyim de. Yok abi olsun. Sen de bir zansın. Cem Uzan zamanında o borçta yer alınabilen yüzde 7 oyu hayatı boyunca ilk defa alabileceği zaman aldı. Patlak verdikten sonra da ülkedeş ana kaçmış bir iş adamı diyelim. Bak sonrasını gördüğün yüzde 3 aldı. Belli ki bugün kendi aramızda çok küçük küçük şeyler olacak. Bu arada şöyle bir zorluk da var. Bir önceki bölümlerde bildiğiniz gibi kanlı canlı bütün milletvekilleri ya da parti başkanları burada yer alıyordu. Fakat konuğumuz uzakta. Onun sizi duyması için da barbaya hiç müsaade etmememiz lazım. Sonuna kadar dinlememiz gerekiyor. Bu uyarıyı da önceden yapayım senin vasıtanla. Çünkü ses kesilir, duyulamaz bir şey olur. Programın süresi çok uzak. Böylece bir sürü sorulmamış soru kalır. Hepinizin sorusunu almaya çalışacağım.
Buradaki tek amacımız bu. Bazen siyasilerimiz yoruluyorlar. Artık odaklanamıyoruz sorulara diyorlar. Erken bitirdikleri oluyor programı. Bazen sonuna kadar kalıyorlar. Amaç burada herkesin sorusunu alabilmek. O yüzden dediğim gibi biraz önce olan o tatlı ufacık tepecik atışmalar bile olmazsa çok mutlu olurum. Ben çok özür diliyorum. Ay sizin için söylemedim. Hoş geldiniz ayaklarınızla sağlık. Görevinizde de dönüşünüzde de başarılar diliyorum. Teşekkür ederim. Burada bir arkadaşımız var. Onun da sorusunu alalım. Sonra başlayalım programa hızlıca. 20 yıldır seçim kaybeden CHP genel müdürünün gene aday olmasını ne düşünüyorsunuz? Biz buna zorunda mıyız gençler olarak? Değiliz. Değiliz. Yani birbirlerini seçip duruyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nden bir konuğumuz olacak. Bizim siyasimiz sensin ya. Valla. Estağfurullah. Kurban olayım. Beni öne kadar öyle biri miyim gerçekten? Senin düşünceni de çok merak ediyoruz. Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun. Yayın gelsin. Merhaba diyelim. Programın açılışını yapalım. Sonra hızlı hızlı çok da yoruma dayalı olmayan sorular soracağız. İnşallah çok da yoruma dayalı olmayan cevaplar alacağız. Programı hızla akıtacağız. Cem Bey hoş geldiniz. Nasılsınız?
Hoş bulduk Onur Sambey. Siz nasılsınız? Ben deyim teşekkür ederim. Başlatacağım programı. Siz de eğer hazırsanız. Ben hazırım. Ne güzel bu tabloyu görmek. Teşekkürler. Mevzular açık mikrofona hoş geldiniz. Babala TV’desiniz. O zaman hızlıca sorulara geçelim. Bakalım ilk taşı kim atacak? Buyrunuz. 2023 seçimlerinde aday olacağınızı açıklamıştınız. Türkiye’ye giremezken nasıl aday olmayı düşünüyorsunuz?
Eğer aday olamazsanız da seçimlerde kimi destekliyorsunuz? Bunu merak ediyorum. Çok net ve çok zeki bir soru. Doğru bir soru. Teşekkür ediyorum. Hukuki olarak bazı engeller var. Bu engellerin aşılması için bazı girişimler önümüzdeki ay içinde yapılacak. Onlardan mutlu ve pozitif bir sonuç alnıyı ümit ediyoruz. Eğer olursa zaten Türkiye’ye döneceğim. Eğer olmaz ise de herkesin benim kadar ineneceği ve güveneceği bir aday çıkaracağız. Merak etmeyin. Ama şu anda biraz erken konuşmak için. Biraz bekleyelim. Birkaç tane daha bekleyelim.
Peki insanlar meşgul konuda da çok bölünmüş durumdalar sosyal mecralarda özellikle. Siyasi yasağı var mı yok mu? Bir türlü bunun cevabını kimse alamamış. Çok sormuşlar. Sizin siyasi yasağınız var mı şu anda? Siyasiyet yapmamam için uydurulmuş bazı cezalar var. Ama siyasi yasaklı değilsiniz şu anda sanırım. Siyasi yasaklı demek siyasi yapamamanız için uydurulmuş olan bazı mahkumiyetler var. Mesela bir karı koca hakiminin adam savcı karısı hakim verdiği mahkumiyet kararı var. Yemek masasında mı verdiler bunu mahkemede mi verdiler bilmiyorum ama böyle bir karar mevcut mesela. Bunlar Türkiye’deki adaletin gerçekleri. Bunlar aşılacaktır. Türk siyasetinde geçmişte de bunlar vardı. Süleyman Demirel’de, Ecevit’te, Erbakan’da, bırakın ona nefste en son Recep Tayyip Erdoğan’da yasaklıyız. Recep Tayyip Erdoğan siyasetinden yasaklıyordu hakkında bir mahkumiyet kararı vardı. O mahkumiyet kararından dolayı aday olamıyordu. Hatırlayın 2002 seçimlerinde milletvekili bile seçilemedi. Sonradan değişiklik yapıldı. Önündeki mahkumiyet kaldırıldı. Başbakan oldu.
20 senedir de Türkiye’yi yönetiyor. Demek ki bunlar Türkiye’de bu tip manipülatif olan mahkumiyetlerin halkın desteği karşısında, milletin teveccüğü karşısında ayakta kalması mümkün olmuyor. Ben de buna inanıyorum. Bu paralelide hareket ediyorum. Anladım. Teşekkür ederim. Hemen diğer soru yalın. Buyurunuz. Türkiye’nin Araplaşması ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Stratejik olarak vatandaş kalan insanlarla alakalı nasıl bir metot uygulayacaksınız? Bir de bu yıl binlerce atama yapıldı fakat bir sürü açıkta kalan meslektaş öğretmenlerim var ve bu konu hakkında nasıl bir yol izleyeceksiniz? Teşekkürler.
Suriyelileri kastediyorsunuz yanılmıyorsam. Bunu daha önceki başka programlarda da açıkladım ben. Sonradan edilen vatandaşlıklar gerek Avrupa Birliği ülkelerinde olsun, gerek dünyada birçok ülkesinde, Amerika’da, Kanada’da, Almanya’da, bütün ülkelerde. Sonradan edilen vatandaşlıklar geri alınabiliyor, kaldırılabiliyor, iptal edilebiliyor. Şu anda Suriyelilere verilen vatandaşlıkların hepsi iptal edilecek. Oturma izinleri iptal edilecek ve kendilerine de maddi bir imkan sağlayarak ülkelerine dönmeleri teşvik edilecek.
Yoksa 6 milyon insanı, hepimiz gerçekçi olalım bugünün dünyasında, trenlere, otobüslere doldurarak göndermek, göndereceğim demek hayal palestiktir, gayri ciddiliktir. Ben böyle bir şeyim, gerçekleşmesin mümkün gören bir insan değilim, pragmatik bir insanım. Ondan dolayı vatandaşlıklar iptal edilecek, oturma izinleri iptal edilecek, kişi başına, yani iki çocuklu, 4 kişilik bir aile için 4 bin dolar, kişi başına bin dolar da bir teşvik verilecek ve ülkelerine gitmelerini sağlamaya çalışacağız. Bu 6 milyon 6 milyonunu halleder mi emin değilim ama ciddi bir bölümüne halledeceğine inanıyorum. Problemi birden tamamını çözemiyorsanız bir kısmını çözeceksiniz, bir kısmını tabiri mi mağruz görün, problemi satın alacaksınız. Türkiye’nin gerçekçi bir Suriye politikasının bu olduğunu düşünüyorum. Öğretmenlerle ilgili olarak bahsediyorsunuz. Bakın bir devletin belli hakları var, bir devlet vatandaşlarına karşı ben senden şunu istiyorum diyor. Bir, erkekler eskiden askere gitme mecburiyeti var. Efendim, ben şu kadar vergi alıyorum, senin gıdandan bile %18 KVV alıyorum. Sen bunu yerine getirmek zorundasın diyor. Devlet senden bunu birey olarak istiyor. Peki devletin bireye karşı sorumlulukları ne? Bunların temel asıl sorumluluklarına iki tanesi var. Bir, sağlık, vatandaşının sağlığını güvenliğini korumak, sağlık hizmeti vermek, ikincisi de eğitim vermek. Ben Türkiye’de işsiz öğretmen olmasını konsept olarak kafama sığdıramıyorum.
Bu Türkiye’yi cahil bırakmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Onun için bu sorun, eğitim temelden, kökten çözülmesi gereken bir sorundur. Ve işsiz öğretmen kalmasını ben kabul etmiyorum. Teşekkürler. Üçüncü soruyu alalım. Cem Ozan’ın sorum şu. Zamanında sahip olduğunuz özel yayınlarınızdan karalama ve aşağılama politikası yapıyordunuz. Hatta bundan dolayı kendi kanalınızın sunucusu ile de kavga etmiştiniz.
Uğur Dündar olduğunuzu vasilecek olursak, medya özgürlüğü konusunda Adalet ve Kalkınma Partisi’nden daha çok baskıcı bir politika izleyeceğinizden endişelenmeli miyiz? Kime baskı olmuştu pardon? Uğur Dündar ve bir kadın sunucuydu. Onun şu anladığını çok hatırlamıyorum. Ama aşiflerde var, bulabilirsiniz yani. Anladım. Bizim de hep sürekli kulağımıza gelen Cem Bey, siz Uğur Dündar’ı programını sunarken aramışsınız ve demişsiniz ki şunu söyle.
O da söylememiş ve siz de o anda yayını bitirip Uğur Dündar’ı kanaldan kovmuşsunuz. Mikrofon alabilir miyim buraya? Hemen Uğur Dündar’a bağlanalım. Efendim? Uğur abicim sesimi duyabiliyor musun? Duyuyorum. Siz duyuyor musunuz Uğur abimi? Evet. Bütün salonun selamı var Uğur abicim. Benden de selamlar, sevgiler, saygılar. Teşekkürler. Uğur abicim programımızın konuğu Cem Uzan bugün. Cem Uzan’a şöyle bir soru geldi. Kendisinden cevabı almadan sizi aramak istedik. Bir arkadaşımız dedi ki siz kanal patronuyken Uğur Dündar’ı arayıp şunları şunları söyle dediniz. O da söylemediği için programını iptal edip Uğur Dündar’la yollarınızı ayırdınız. Böyle bir baskı gördünüz mü Cem Bey’den?
Yok böyle bir baskı görmedim. Ben Cem Bey’le zaten anlaşırken, editorial bağımsızlığımın vazgeçilmez olduğunu söyledim. Kabul etti ve çok güzel bir para verdi bana. Biz ekibimizle birlikte gayet başarılı bir yayıncılık yaptık. 8 ay sürdü bu. O sırada 2001 krizi ağır bir şekilde patlak vermişti. Cem Bey kadro tasarrufuna gitmemiz gerektiğini söyledi. Ben de arkadaşların bana güvenerek geldiklerini belirttim ve hiç kimseyi çıkaramayacağımı söyledim.
Bunun üzerine ücretlerinden bir miktar kesintiye gidirdi ama ben o arkadaşların paralarını kesilen bölümlerini kendi cebimden ödedim. Cem Bey editorial bağımsızlığıma en ufak bir şekilde müdahale etmedi. Ancak kendisine çok ağır baskılar gelmeye başladı.
Rahmetli Mesut Yılmaz ve kardeşinden. Bunun üzerine ben kendisine anlayış göstereceğimi, ayrılacağımı ifade ettim. O da ameliksel karşıladı ve yine belirttiğim gibi altını çizerek bir kez daha ifade edeyim.
Bu ufak bir yayıncılık editorial müdahale olmadan ben aldığım paranın önemli bir kısmını iade ederek Cem Bey’le vedalaştım, Hakan Bey’le vedalaştım. Zaten Cem Bey de daha sonra yaptığı açıklamalarda bizim grubumuzda çalışıp da sözleşmesi sona ermeden ayrılanlar arasında bir tek Uğur Dündar belirli miktarda parayı iade etmiştir diyerek böyle bir olgunluk gösterdi. Kendisine de o dürüst yaklaşımın nedeniyle çok teşekkür ediyorum.
İşin özeti budur. Ayrılırken de arkamdan bazı arkadaşlarım istifa ettiler. Onlara da yine kendi cebimden aşağı yukarı 200 bin dolar kadar bir parayı paylaştırdım. Çünkü biliyordum ki dışarıda ekonomik kriz var ve o arkadaşlar işsiz kalacaklar. O nedenle onlara destek oldum ve şu anda açıklamakta da bir beyz görmüyorum.
Bir milyon doları da iade ederek Cem Bey’le postane bir şekilde el sıkışıp ayrıldım. Valla tebrikler. Teşekkürler. Cem Bey’e de selamlar saygılar. Ben de kendisine bu samimi düşünceleri için teşekkür ediyorum. Benim de selamlarımı iletiyorum kendisine. Çok teşekkür ederim Uğur abicim. Rahatsızlık verdik. Rica ederim, hoşça kal başarılar. Teşekkür ederim. Salondaki dostlara, seyredenlere herkese selam ve sevgiler. Teşekkürler, teşekkürler.
Bir milyon doları ben hayatta vermezdim. Öyle söyleyeyim. Öyle bir param olsa kimseye bu yetimden karşında böyle bir para vermezdim. Helal olsun Uğur Bey o zaman. Evet tabii. Birinci ağızdan Uğur Dündar’dan duymak seni tatmin etti mi? Evet zaten benim sorum değildi. Bu internette çok yaygın. Benim yaşımdaki insanların da çok merak ettiği bir soruydu.
En azından internette yine buna cevap bulunması sanırım birçok insanın kafasındaki olma gazineler. İnternette çok fazla bununla ilgili net bilgiler yok. O yüzden doğru bir şekilde öğrenmiş olduk bunu yani. Gayet iyi oldu. Sağol. Buyurun hanımefendi. Şimdi aslında şöyle söyleyeyim. Ev hanımıyım. İlkokul mezunuyum. Buradaki çoğu insandan tecrübesizim. Hani çok eğitimli bir insanda değilim. Son dönemlerde üniversitelerin halini görüyorsunuz. Şu arada büyük bir fark olduğunu zannetmiyorum. Ben Cem Bey’e bir şey yönünden takdir etmek istiyorum aslında. Onu söylemek istiyorum. Ben ona kardeşim bugün geldiğinde böyle bir programa katılacağımıza kime söyledim? Cem Uzan dedi. Benim aklıma ilk gelen Cem Uzan deyince zamanında Türkiye’den kaçmadan önce villalarında küçük küçük merceklerle böcekler bulunmuştu. Kameralar bulunmuştu. Benim ilk aklıma gelen oydu. Teknoloji şu anda herkes biliyor benim 8 yaşındaki oğlum bile teknolojiyi çok iyi bilirken bana o zaman o anı öğretebildiği için çok teşekkür ediyorum kendime.
O zaman teknoloji bu kadar iyi değilken ben prizlerin içinde mercek konulabileceğini Cem Uzan’dan öğrendim. Peki endişelendiniz mi acaba? Evet. Neden endişelendiniz? İleride bir gün böyle bir şey olabilirse eğer zengin olursam demek ki prizlerin içinde mercek konulabiliyormuş dedim. Çünkü bu kadar teknoloji ilerisi değildi o zamanlar. Telefonlar bile doğru düz bu kadar yoktu. Teşekkürler. Çok sağ olun. Teşekkür ediyorum kendisine. Buyrun.
Bu ülkenin kalkınması için gerçekten elinizde somut bir proje var mı? Bu proje nedir? İkinci sorum ise şu bizde yurt dışından gelen insanlar gibi en yakınımızdaki herhangi bir yabancı ülkeyi gezmek bizim için hayal olmaktan çıkıp bizde rahat bir şekilde gidip gezebileceğiz. Teşekkür ederim.
Bir şöyle söyleyeyim bir defa ekonomik konuşuyoruz. Ekonomi rakamlarının hakim olduğu bir olaydır. Bir bütçe disiplini sağlamazsanız, bir bütçe yapmazsanız kafanıza göre harcamalarla senelerce bütçe açıkları, cari açıklar verirseniz ve bunları da evdeki gümüş altın tabak tepsi ne varsa satarak finanse ederseniz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün varlıklarını sattığı gibi.
Sonunda Merkez Bankası’nın altınlarını da tüketirsiniz. Sonunda 99 yıllık cumhuriyetin bütün döviz rezervlerini de tüketirsiniz. Eksi 60 küsür milyar dolara inerseniz 500 milyar dolar borcunuz hariç konuşuyor.
128 milyar doları bu ülkenin çarçur edilip yok edilip iç edildikten sonra bakan olan sayın damat bakan milletine çıkıp bir açıklama yapmak ihtiyacı bile hissetmez ise ve bunu da bu millet sorgulamaz ise bu işin içinden Türkiye’nin çıkması mümkün değildir. Bunu çıkması için bir defa ilk önce doğru şekilde hareket etmeye başlamak zorundur Türkiye. Bu nedir bu? Bir bütçe yapacaksınız. Tasarruf edeceksiniz. Saçma sapan harcamaları sona erdireceksiniz. Ötesinde hırsızlığı sona erdireceksiniz. Senelerce Türkiye’de insanlarımız kendilerini şöyle avuttular. Ya çalıyorlar ama işte yapıyorlar. Hayır arkadaşlar sizi soydular milleti soydular.
En güzel örneği işte 128 milyar dolar. Bunun başka bir örneği 5 tane müteahhit sayın kılıçlar olup 5’li çeteliyor. Ben 55 veya 555 bir şey fark etmez diyorum ama 5 tanesine baktığınızda 320 milyar dolarlık iş verilmiş 5 tane şirketin.
Bu şirketlerin hepsi iktidarı %25 komisyon vererek alıyorlar bu ihalede. Duymadıysanız duyun lütfen. Bu 80 milyar dolar eder. 128’in üstüne koyduğunuz zaman 210 milyar dolar eder. Artı yılbaşından bugüne kadar dövizi tutmak için yalvar yakar alınan takasla, swaplarla satılan para da Merkez Bankası’ndan 75 milyar dolar.
Onun için ben diyorum 400 milyar dolar bakanlığı kurulacak ve bu hırsızlık sona erecek. Bu hırsızlık sona erdirecek ve bu çalınan paralar bu ülkeye geri getirilecek. Bunu yapmayacak olan herhangi bir iktidam inanın Türkiye’ye hiçbir gün ekonomik bir rahatlığımı, refahı getiremez. Türkiye soyuldu beyler hanımefendiler. Ey gençler ey genç kızlar. Soyuldu bu millet. Bir iki önce bütçeyi yapacaksın, tasarlı davranmaya başlayacaksın, çalınan parayı geri getireceksin ve karşılıksız para basmayı bırakacaksın. Darphane ben evisyon rakamıyla falan sizin kafanızı şişirmek istemiyorum ama darphane non stop para basıyor bugün. Türk parası paçarlaya döndürülmüş vaziyette. Bu olduğu sürece ne dövizin artmasını engelleyebilirsin, ne enflasyonu durdurabilirsin, ne işsizliği bitirebilirsin, ne startflasyonu önleyebilirsin. Bunun sonrasında moratorium gelir yani devletin concordato ilan etmesi gelir. Benim dediklerim bir buçuk iki senedir bas bas bağırarak söylediklerim hepsinin oluşunu ben buradan üzülerekten seyrediyorum. Onun için yani bakın Allah rızası için bu millete neleri yedirdiler biraz gülelim diyor anlatıyorum ama ağlanacak halimize güledim. 500 milyon dolar uçak aldı kendisine, bibe edildi diye yedirdi millete ya. Bu sizin paranızla anlamayacak, herkesin parasıyla anlamayacak. Şimdi bu bütçe disiplini sağlamadığınız sürece karşılıksız para basmayı durdurmadığınız sürece olmaz. Benim size vereceğim iki tane söz var. Bir bütçe disiplini tasarruf akıllı yatırımlar, istihdam yaratan yatırımlar, çalınan paranın geri getirilmesi bunları şu anda net olarak söylüyorum. Seçim vaatlerine gelince onları geçmişte daha erken çok önce söylediğim için hep takdir ettiler onları da mart ayında açıklayacağım. Seçim vaatlerinin mart ayında açıklayacağım ama şunu daha önce de söyledim. 400 milyar dolar bakanlığı kurulacak, çalınan bu 400 milyar çalanlardan söke söke geri getirilecek ve halka dağıtılacak. Teşekkürler. Efendim, prof. doktor Oktay Sinanoğlu’nun bir sözü var. O da diyor ki milletvekili maaşı memur maaşı seviyesine getirilmeli ve ömür boyu milletvekili maaşı alınmamalı ki gerçek vatanseverler milletvekili olsun. Sizin bu konuyla ilgili bir yorumunuz var mı? Öncelikle bunu sormak istiyorum.
Ben size hemen söyledim doğru yapılmadım. Doğru neyse. Peki az önceki tasarrufunuzun içerisinde bu yer alıyor mu sizce? Bakın ben size şunu söyleyeyim ben az evvel söylediklerimin içinde bu yer almıyordu. Evet ama ben her zaman doğru önerilere açık olan bir insanım. Ne derim size ben seçim vaatlerinin içine bunu koymadım ama siz bu doğru bir öneride bulundunuz bu doğrudur diye teyit ediyorum. Bunu gündebe alırım.
Yeniden doğuş partisi diye bir parti vardı biliyorsunuz ve kapanan bir parti yeniden doğuş partisinin delegelerini ücretli olarak satın alarak yeni partiyi kurduğunuzu ben duydum ve birinci ağızlardan duydum bu doğru mudur? Halbi. Babam yeniden doğuş partisi Kırıkale ilçe başkanıydı o yüzden sormak istedim. Babandan alınmıyor değil yani. Evet. Babana Cem bey hayır derse ne diyeceğim desedin. Doğru mu yanlış mı söylediğini öğrenmiş olurum babama güvenirim öncelikle herhalde.
Peki sen de. Teşekkür ediyorum hanımefendiye verelim mikrofonu. Ben seni ilk programdan mı hatırlıyorum. Biz bayağı böyle bir ekip mi kurduk acaba her yeri geziyoruz. Buyurun. İsmi Mügül Sümrülbül. Mikrofonda ağzımıza tutarsak efsane olur yoksa bir manası yok. Buraya keseriz. Bir tane Dumlopunlu Üniversitesi Küresel Güvenlik İçeriyeli Politikası Üzerinin yüksek cisansı yapıyorum. Size profesyonel ikinci sorumu soruyorum.
Sizce hükümet hangi şartlarda değişir? Şu an ekonomik krizden dolayı bir oy kaybı var. Bu oy kaybının sandığa yansıyacağını düşünüyor musunuz? Ve olası bir iktidar değişikliğinde iktidarın herhangi bir alanda görev almak ister misiniz? Bununla birlikte hükümetle birlikte görev almak istemeseniz bile şahsi olarak girişim yapıp tekrar Türkiye’nin CHKP’s, Telsim gibi dinamiklerini ülkeye katma değer katacak girişimlerde bulunacak mısınız? Teşekkür ederim Sayın Uzan. Ben soruyu anlayamadım.
Tekrar söyleyeyim yavaş bir şey yaparsan. Kısa bir halde şey yaparsan. Ağzına da mikrofon tutarız. Baştan okuyacak mısın yoksa aklındadır soru çünkü daha yeni okudun ya. Evet tekrar baştan okuyacağım. Sizce hükümet hangi şartlarda değişecek? Şu an ekonomik krizden dolayı bir oy kaybı var. Bu oy kaybı sandığa yansıyacak mı? Ve olası bir iktidar değişikliğinde iktidarın herhangi bir alanda yer alacak mısınız? Yani diyor ki iktidar değişikliğinde altulmasadan çıkan aday ya da altulmasa iktidar oldu. Siz de o grubun içine dahil olabilecek misiniz? Olacak mısınız diye soruyor. Sonra yaptığınız daha önceki CHP, Telsim gibi dinamikler yani eskiden yaptığınız projelerle tekrar canlı bir şekilde yönelip bize katma değerde bulunacak mısınız? Teşekkür ederim Sayın Uzan. Çok profesyonel bir soru gerçekten. Hayatımda gördüğüm en profesyonel soru.
Teşekkür ederim. Üniversite böyle oluyor ablacım okumasan da olur yani. İktidar değişikliğinden bahsediyoruz. İktidar değişikliği biliyorsunuz. Haziran 18’de Cumhurbaşkanlığı seçimiyle olacak. Cumhurbaşkanlığı seçimi de adaylar çıkacak. O adayların içinden bakalım kim kazanacak onu göreceğiz. O şekilde ben de seçimlerin bir parçası olacağım, aday olacağım ve bakalım milletimizin teveccühüne layık olacak. Biz onu göreceğiz. Şu anda belirsiz bir konu aslında değil mi?
Evet. İş hayatıyla ilgili de tabi ki ben son günlerde de belki duymuşunuzdur. İş hayatında da yeni bir aktiviteye başladım ve onu dünya çapında olan bir iş, dünya çapında olan yeni bir ekonomik alandaki bir faaliyet. Onu da soran arkadaşlar olsa cevaplarım açıklarım. Onu da iş hayatında sürdürüyorum. Bunu da tabi Türkiye’de de katılmak isteyenler, Türkiye’de de bulunan parçası olmak isteyenler insanları da açıp Türkiye’de yeni bir katma değer yaratacaktır. Hazır mikrofon yakındayken buyrunuz. Öncelikle hoş geldiniz. Galatasaray maçını bırakıp size geldim. Biliyorsunuz.
Ben de bak ben de maçı bırakıp size geldim. Teşekkür ederiz sağ olun. Tema 2 sorum olacak. Birinci sorum yaklaşık 200’e yakın şirketinize el konuldu ve hala çok güçsünüz. İkinci sorum da ben devlet memuruyum, sağlık memuruyum. Sizin iktidarınızda sağlık bakanlığının özel hastaneleri, kültür bakanlığının özel otelleri, kendine ait otelleri, iç işlerinin özel SSK kurumları gibi sayabiliriz.
Bu soru da bir şey olacak mı? Zengin oynayıp fakire verecek misiniz? Bakın gayet net Azer Vell’e söyledim. Devletin esas temel görevlerinin başında sağlık ve eğitim gelmek zorundadır. Türkiye’de sağlığın aynı Avrupa’da olduğu gibi Avrupa standartlarında, Almanya’da, Fransa’da, İspanya’da, Avusturya’da hangi sağlık hizmetleri veriliyorsa aynısını Türkiye’de verilmesi lazım. Bunlara bana kimse şuna inandıramaz. Bizim buna yapmaya imkanımız yok. Türkiye’nin buna maddi gücü yetmez. Bu tamamen bir palavradır. Eğer Almanya’nın varsa, 85 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de bunu yapacak imkanı var. Özel parçala parçala parçala imtiyazlı sağlık hizmetlerini ver. Vatandaşı da Suriyelilerin arkasında sıraya dizdir. Bu iş olmayacak. Bir de ikinci sorum vardı. Şöyle bütün mal varlığınıza el konulmasına rağmen nasıl hala Avrupa’da lüks bir hayat yaşayabiliyorsunuz? Senelerdir de mesela avukatlarınıza ödenen paralar var. Şu anda paranızı nereden kazanıyorsunuz? Bütün mal varlığınıza el koyulduysa eğer diyor.
Şimdi Türkiye’deki bütün mal varlığına el koyulduğu bütün herkes biliyor. Türkiye’deki bütün mal varlığının yağmalandığını herkes biliyor. Çalanları da deşifre ediyorum. Çalanlarla da burada Fransa’da dünyanın en büyük davasıyla hesaplaşmanın sürecindeyiz. 69 milyar dolarlık bir dava biliyorsunuz. Ben çalışmaya devam ediyorum. Uluslararası alanda iş yapıyorum. Bunun her tihari yaptığım işi kamuoyuyla paylaşma gibi bir mecburiyetim olduğunu düşünmüyorum.
Ama şunu söyleyebilirim. En son yeni yapmakta olduğu işi Türkiye’deki bu sektörde aktif olan NFT sektöründe yani kriptoparlantı sektöründe NFT sektöründe aktif olan yeni jenerasyon gençlerimizin bu fırsattan yadarlanması için Türkiye’de de duyurdum, duyuruyorum, duyuracağım. Ama ben uluslararası alanda da iş yaptım. Çok eskilerinde yaptım. Bütün hayatım boyunca yaptım. Bugün de yapmaya devam ediyorum. Teşekkür ediyorum. Yıllardır ülkeye dönmek istediğinizi belirtiyorsunuz. Bu süreçte herhangi bir partiyle herhangi bir isimle hükümete yakın biriyle bu konuda pazarlığınız oldu mu veya biri size ulaştı mı ismi ve kendisinden istekleri nelerden? Birisi bana ulaştı mı derken neyi kastediyorsunuz? Destek için mi? Destek için. Destek için. Bana destek olması için mi? Anlayamadım. Tam sorumunuz yok.
Tamam. Tam sorumunuz yok. Bakın ben size şunu söyleyeyim. Ben Türkiye’den herkesle görüşüyorum. Herkesle görüştüm. 13 senedir yurtdışında yaşıyorum. Herkesle görüştüm. Her zaman herkesle görüşürüm. Görüşmek demek, uzlaşmak demek değildir. Bir sürü insanla görüşüyorum. Ben Paris’te, Sahi Enderiz, Baikal’la da buluştum, görüştüm. Başka insanlarla da görüştüm. Devletin içinden gelen insanlarla da görüştüm. Yarın yine görüşürüm. Görüşmek de sakınca bir bayis yoktur ki hiçbir zaman. Çok teşekkür ediyorum. Hayvanlar koklaşa koklaşa insanlar konuşa konuşa anlaşılır.
Buyurun. Cem Bey’in yaklaşık bir sene önce bir öportajı olmuştu KRT TV’de. Spiker kendisine Fransa’ya nasıl gittiğini sormuştu bir anda. 2009 yılında siz gittikten yaklaşık 45 gün sonra milletin gittiğiniz an haberi olmuştu. Siz de onu açıklarken şöyle bir cümle kullandınız. 6 senedir baskı altında takip ediliyordum. Çok yakın takipteydim. Yabancı dostlarım benim canımın tehlikede olduğunu söyledi ve bu konuda beni uyardı. Ben de bunun üzerine onların yardımıyla bir gecede Fransa’ya ışınlandım diye bir söyleşiniz var. Bu yabancı dostlarınızı açıklayacak mısınız?
Evet bütün gözler üzerinizdeyken nasıl oldu bu hakikaten Cem Bey bize açıklar mısınız? Bu bu işin sırrı da bende sır olarak kalsın. Belki biz de işimize yarar kullanırız. O zaman ararsınız beni yardım edelim. Bunu açıklamayacaksınız yani.
Evet. Ben demin arkadaşının sorusunda tam cevap olduğunu düşünmüyorum. El konulan bir sürü şirketleriniz vardı. Çeyaş ve Kepez konusunda benim olacak sorum. Ben de hisseder olarak da çok halka açık olan kısmını da biliyorsunuz el konu. Sadece sizin mal varlıklarınızla değil size güvenip hissederinizi alan şirketlerinizle hisseden halka açık kısımla küçük yatırımcıya da el konuldu.
Ve 2011 yılında tamamlanan Avrupa Birliği Ahimin davasında biz de mahkum olduk. Bu konuda bir çalışmanız da var mı? Hani siz kendi adınızda Fransa’da takip ediyorum bende. Davalar yürütüyorsunuz. Size güvenip de hissederinizi alan mağdur olan halk içinde bu konuda bence bizi bilgilendirmek durumundasınız. Demin dediğiniz ben takip ediyorum duymak zorundasınız bence. Biz de şey yapıyoruz takip ediyoruz.
Memnuniyetle bilgilendirin. Birincisi Avrupa’da verilen karar mahkemenin haklı veya haksız tespiti değil yetkisizlik itirazı üzerinde ben yetkisizim karardır. Şimdi şu anda görülmekte olan 69 milyar dolarlık davada Çeyaş ve Kepez dahil değildir.
Çeyaş ve Kepez için önümüzdeki günlerde önümüzdeki haftalar içinde tekrar yeni bir dava zinciri başlayacak. Şöyle söyleyeyim Çeyaş ve Kepez’de ben şahsen ne kadar mağdur isem siz de bir hisseder olarak aynı şekilde mağdursunuz. Bu benim son nefesime kadar son nefesime kadar pes etmeyeceğim bir mücadeledir. Sadece kendi haklarımı aramak için değil ortak olduğumuz şirketin sizin de benim de ortak olduğumuz şirketin mağruz kaldığı haksızlığın giderilmesi içindir. Bakın ben bunu bundan birkaç sene evvel başka bir programda başka bir röportajda açıkladım.
Çeyaş ve Kepez’e yapılan tam bir gas ve hırsızlıktır. Tam bir gas ve hırsızlıktır. Bu şirketler Türkiye’nin en karlı şirketleri. 400 milyon dolar 2002’nin parasıyla kar etmiş ve hissederlerine temettü dağıtan şirketlerdir. Sır var acaba. Bunlar bu 400 milyon dolar dağıtılan temettü’nün benzeri bir temettü 20 sene sonra daha bugün Türkiye’de dağıtan bir şirket yok. Benim merak ettiğim şu benim babam rahmetli oldu bu kahrından yani mida kanseri oldu 2011 yılında vefat etti bu hukuk sürecinde yıllarını verip.
Ben bunu acaba görebilecek miyim hakkımızı elde ettiğimizi görebilecek miyim? Savaşıyor musunuz yeteri kadar? Ben ediyorum ediyorum etmeye devam edeceğim son nefesime kadar da edeceğim. Bundan en ufak kimsenin bir tereddüt olmasın. Bu bir hırsızlıktır bu bir hırsızlıktır. Ne olursa olsun milyarlarca dolarlık yatırımla yapılmış olan o barajların bir bedel ödenmeden üzerine çökülmesi bugünün Türkiye’sindeki tabiriyle söylüyorum.
Çökülmesi Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de üstüne çöktüğü ilk mal ve mülktür. Bu kadar net. Onun için de tekrar söylüyorum son nefesime kadar bırak beni benden sonraki jenerasyonlarda dahil olmak üzere bu hukuk mücadelesi devam edecek. Fes etmeyeceğiz. Etmedim. Önümüzdeki aileler içinde bunu da göreceksiniz. Onları da duyuracağım. Bu mücadele devam ediyor. O haklar alınacak. Ben nasıl hakkımı almak istiyorsam sadece kendim için değil benimle ortak olmuş olan sizler gibi bütün küçük hissederler için de aynı işe geçer. Teşekkür ederim. Çok teşekkürler. Buyurun. Merhaba. Burcu Ben anasınıf öğretmeniyim. Gündemde olan aslında bir semaya hastalığı var ve bununla ilgili ben siyasilerin çok fazla konuştuğunu maalesef ki göremedim. Ben bu isimlere gönüllü ablalık yapan ablalardan abilerden sadece bir tanesiyim. Bu çocukların tedavi masrafları yaklaşık iki milyon dolara yakın bir tutarda ve Türkiye’de bunun tedavisi yok.
Bu soruyu size sormam çok doğru olmayacaktır büyük ihtimalle ama farklı farklı şehirden yaklaşık iki bin beş yüze yakın çocuk var. Devlet olarak işe el atacak mısınız?
İstidara geldiklerinde bununla ilgili ne yapacaklar? Aday olduklarında kendi destekleyecekleri isimler bununla ilgili bir şey yapmayı planlıyorlar mı? Birkaç gün önce birkaç hafta önce daha bundan bir hafta önce iki günde 24 saatte üç tane çocuğumuzu kaybettik. Bu çok büyük bir yara. Bununla ilgili bence özel bir program yapalım ama tabii ki Cembey sorunuzu cevaplasın. Eğer dediğiniz gibi ortam oluşursa bu konuya da el atacak mısınız?
Tabii ki dediğim gibi sağlık devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu, vermekle yükümlü olduğu en temel hizmet. Bu hastalık ayırımı yapılmaksızlık olmak zorunda. İnsan hayatı en kıymetli varlık. Geri getirilmesi mümkün değil.
Telafisi yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 85 milyon vatandaşıyla güçlü bir devlettir. İmkanları mevcut olan bir devlettir. Büyük bir devlettir. Yeter ki soyulmasın, yeter ki dolandırılmasın. Onun için buna para ayırmak bana kimse, şuna buna ayıracak parası yok demesin ben inanmam kabul etmem. O paralar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’de var ve o ilaçların Türkiye’ye getirilmesi en acil şekilde gerekir. Bugün bu yarın başka bir şey de olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşlarına tekrar söylüyorum. Hiçbir ayırım yapılmaksız. Hastalık ayırımı yapılmaksız. Maksimum sağlık hizmetinin verme yükümlülüğü var. Ben bunu yerine getiririm.
Teşekkür ederiz. Son bir şey eklemek istiyorum. 2 milyon dolara toplanıyor bu masraf ve bu ilacın Türkiye’ye gelmesi yaklaşık 450-500 bin dolar. Türkiye’ye geliyor bu ilaç. Biz gönüllüler olarak diyoruz ki ben aslında bütün arkadaşlarım adına konuşuyorum burada. Bu ilacın biz yine kampanyaları yapalım. Bu ilaç Türkiye’ye gelsin. Biz bir çocuk için topladığımız parayla dört çocuğumuzu tedavi ettirelim. Biz yine kampanyalarımızı yapalım. Biz yine elimizden geldiğince toplayalım. Bunun için açıklamalarınız beni tatmin etti. Teşekkür ederim bu arada. Bir yerden bir el atılması gerekiyor çünkü Türkiye’de çocuklarımızın
maddi sıkıntılardan dolayı ölüyorlar maalesef. Teşekkür ederim. Ayrıca bunun en büyük temeli de eğitimdir çünkü ilacı dışarıdan almamız gerekmeyebilir belki. Bir de ailelerin tabi bu konuda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Bu da bir diğer eğitim konusu. Çok teşekkür ederim. Buyurunuz. Doğu illerini Türkiye’nin Vegas’ı yapma gibi bir vaadiniz var. Kumarhaneleri Türkiye’de tekrar açmak gibi. Mardin. Doğu da sonuçta. Bu vaadinizi gerçekleştirirken ekonomiye gerçekten katkı sunacağını düşünüyorum.
Fakat bunun yaratacağı sosyal bir kriz yok mudur sizce? Bu sosyal krizi engelleyebilecek adımları atacak mısınız? Atacaksanız bununla ilgili yol haritanız nedir? Çalışmanız var mıdır? Teşekkür ederim.
Şimdi bir sosyal kriz yaratacağını düşünmüyorum. Mardin bir kütür olarak tarihi geçmiş olarak özellikle çok zengin bir bölge. Güneydoğu Anadolu’da ve kültürle Güneydoğu Anadolu’nun güzellikleri ve tabiatını birleştirip ikinci bir Las Vegas yaratma projemiz var. Bunda da ben ısrarlıyım. Çünkü hayat, ekonomi, yaşam, özgürlük de geçiyor. Sizin kumarhaneleri yasaklamanız hiçbir şey değiştirmiyor.
İsteyenler istediği yerde oynayabiliyor. Yalnız sizin bunu ekonomiye doğru kanalize etme imkanınız ortadan kalkıyor. Bundan devlet olarak da verginizi ve kârınızı elde etme imkanınız kalkıyor. Bundan dolayı özellikle Güneydoğu’yu seçmemin nedeni de şu. İran, Irak ve Suriye’den ciddi bir şekilde turist geleceğini, Suriye’deki turist deyince başka bir şey anlayacaksanız onu kast etmiyorum.
Turist kalmamış olabilir ama. Ama Irak’tan, İran’dan ve Azerbaycan’dan, diğer doğu ülkelerden ciddi bir turizm akışı olacağını düşünüyorum. Ondan dolayı sosyal bir patlama, sosyal problemler yatacağını tahmin ediyorum. Teşekkürler. Serkan Bey buyurun. Cem Bey’im, merhaba Serkan Tayyanoz’u ben. Bir hanımefendi de söylemişti dinleme cihazlarıyla alakalı bir espri niteliğinde güldüğünüz ancak siyasi ve üst düzey bürokratlara lüks telefon ve bedava sim kart hediye edip bunları dinlettiğiniz ile ilgili iddialar hakkında ne söylüyorsunuz acaba?
Palavra. İş hayatınızda da böyle iddialar var. İş hayatınızda mesela… Nereden okuyarak söylüyorsunuz? Nasıl anlamadım? Siz hangi kaynağa dayanarak söylüyorsunuz bunu? Ben de 36 yaşındayım. Geçmişteki haberleri okuyarak biz bu soruları size soruyoruz. Bizim görme imkanımız. Ben sadece merak ettim. Biz de araştırarak bu soruları… Çünkü şimdi sizin size merak ettiğimiz sorular var. Mesela ben tamamlıyım müsaade edersiniz. Mesela iş hayatınızda Sakıp Sabancı’yı tehdit ettiğiniz söyleniyor. Ben yine araştırdığım araştırmalardan ve merakımı gidermek için soruyorum. Özel hayatınızda da mesela yaşım salkımla çıkan bir ses kaydı var. Bunun dışında bürokratlara da benzer şeylere uyguladınız. Hatta ve hatta şampiyon… Ben görmedim ki Şampiyonlar Ligi’ni izliyordum. Şampiyonlar Ligi’nin devri aralarında bu ses kayıtlarını Star TV’de yayınladığınız söyleniyor. Böyle bir iddia var. Ben hatırlamadığım için bu soruyu sordum size. Siz Palavra dediniz. Cevabınız buysa tatmin olman için.
Bir saniye, bir saniye. Siz bir daha sorunuzu soruyorsunuz. İsterseniz üç soruyu bir araya getirip sordunuz. Birinci sorunuzu tekrar edin. Ben de sizin cevabını vereyim. Şimdi ben şöyle söyleyeyim. Şimdi iş hayatınızda mesela Sakıp Sabancı’yı Çeyaş’ın hisselerini alma hususunda yine benzer bir şekilde dinleme veya görüntü kaydıyla tehdit ettiğiniz iddiası var. Bu birinci… Doktak, noktak, noktak. Bir dakika. Sordunuz cevap vereyim değil mi? Tabii. Bu özellikle kısa soru kısa cevap vereyim değil mi? Ben Sakıp Sabancı’yla hayatımda oturup pazarlık etmedim. Erol Sabancı’yla ettim. Erol Sabancı’yla neye ettim biliyor musunuz?
Çeyaş’ın hisselerini, Sabancı grubunun hisselerini parasını bastırıp satın aldım. Bu kadar. Başka? Tamam. İkinci soru da ya özel hayatınızdaydı. Girmek istemiyorum ben. Yine dinlemeylerle… Özel hayatımla alakalı bir şey değil. Özel hayatınızda diyorsunuz. Girmek istemiyorum diyorsunuz ama özel hayatımla ilgili olduğunu söylediniz. Bir iddiayı ortaya atıyorsunuz. Ben o küfür ettim mi diye soruyorsunuz. Ben o küfür ettim mi diye soruyorsunuz. Değil mi Bahattin? Yok. Ben küfür ettiniz mi diye sormuyorum. Benzer ses kayıtları… Ne diye soruyorsunuz?
Ses kayıtları. Ses kayıtları. Yeşil Salkım ismini verdiniz için. Bir dakika. Yeşil Salkım ismini verdiniz değil mi? Evet. Onunla ilgili soru sorar mısınız? Bu soru değil. Ha o zaman bir dakika. Ben soru alıyorum. Yorum almıyorum. Ben bir araya gireyim o zaman. Sayın Uzancı. Ziyoki zamanında kulislerde konuşulan şu. Siz insanlara sahibi olduğunuz GSM firmasının hattını veriyormuşsunuz. Hattının sahibi de GSM firmasında sahibi siz olduğunuz için de onları dinletiyormuşsunuz. Bunun gibi insanlara hediyeler gönderip…
Bir dakika. Oğuzhan Bey bir dakika. Bu mümkün olmayan bir teknoloji. Bakın bu mümkün olmayan bir teknoloji. Cep telefonlarına, cep telefonlarına dinleme yetkisi Türkiye’de iki kurumda var. Bugün de var. Gün de vardı. Kurulduğu günden beri var. Biri Milli İstihbarat Teşkilatı’nda var. İkincisi mahkeme kararıyla polisin dinleme yetkisi var. Bunun dışında başka yaren gibi bir türlü cep telefonu dinlenmesi mümkün değil idi. Bugün de aynı kanaatle taşıyorum. Çünkü 16 senedir bu sektörün içinde değilim. Ama benim o sektörün içinde olduğum günlerde bu iki kuruluşun böyle bir yetkisi vardı. Bu kadar. Anladım. Yani aslında senin işin içine… Bu daha ayıvlatıcı bir cevap oldu….tapeler çıktı için işin içine sanırım öyle magazinsel bir şey girdi. Değil mi? Evet. Babanız siyasete girmenizi istemiyormuş. Yine böyle bir iddia var. Mesela bugün… Bir dakika. Bir dakika. Bir dakika. Bir dakika. Bir dakika. Babamın soru soruyorsunuz. Soruları net kısa soralım. Ben de net cevap vereyim. Tabii tabii.
Çünkü yorma gider hale geliyor da onun için. Babamın benim siyasete girmemi istemiyormuş. Bunu duymuşsunuz. Öyle mi? Evet. Bunu bir yerde okudunuz mu? Böyle bir iddia var yine. İddia var. O zaman nereden duydunuz bunu? Ben bilmiyorum böyle bir şeyi. Ben bilmiyorum. Bana söylerseniz ben de babama sorarım ne zaman böyle bir şey düşünmüş diye. Bu da aslında bir çok soru cevabı olur. Görüşüyor yani.
Siz görüşmüyorum. Size kırgın mı bu konuda? Veya ben şöyle söyleyeyim. Babanız siyasete girmenizi istiyor muydu, istemiyor muydu, istemiyorsa yaşanan bu olaylardan sonra size kırgın mı? Bu yaşanan olaylardan dolayı. Çünkü siz de söylüyorsunuz ben siyasete girmezdim diye bir söyleminiz var. O seçime girmezdim diye. Çünkü sizin o seçime girmeniz bugün AK Parti’nin de bir şekilde doğuşuna etken oldu. Bu hususta babanızın bir kırgınlığı var mı? Bu görüşmeme görüşüyorsunuz ama babanıza değil mi? Görüşmeme gibi bir durumunuz yok mu?
Siz 4, bir dakika. Bir dakika. 8 tane soruyu hiççe sorup bunları yorum haline getirip bana paket olarak söylemeyin. Teker teker sorun, teker teker cevap vereyim ben. Değil mi? Yoksa bu şey oluyor. Sadece demagogiye döner bu soru sormak olmaz. Onun için sizden ricam. Siz bana babama benim siyasete girip girmememle ilgili fikrini sordunuz. Ben de size benim böyle bir şeyden haberim yok dedim. Tamam mı? Böyle bir şey olduğunu duyduğunuzu söylediniz ama nereden duyduğunuzu söylemediniz. Onu geçelim. Bunun bir delikodu olduğunu demek ki böylece de tespit etmiş olduk. Şimdi ondan sonraki sorunuz neydi? Ondan sonraki sorunuz da siyasetteki 2002 seçimlerine atıfta bulunuyorsunuz herhalde değil mi? 2002 seçimlerinde tabii ki zamanı geri getirmek mümkün değil.
2002 seçimlerinde %34 oy alan, bakın %34 oy alan AKP’nin ve %22 civarında diyelim diyorsam 22-23 civarında 24 civarında oy alan CHP’nin yani toplam 55’in seçmenin %55’in parlamento’nun %100’ünü oluşturacağını hiç kimse öngöremezdi. Geriye baktığımızda her şey 20-20 gözükür diye bir laf var biliyorsunuz. 4-4’lük gözükür diye. Ondan dolayı eğer 2002’ye zamanı geri götürebilmek mümkün olsaydı başka türlü siyasi hamleler yapmayı düşünebilir miydim düşünürdüm. Ama zaman oldu yaşandı yapacak bir şey yok. Ölmüş de geçmişe çare yok değil mi? Evet teşekkür ederiz buyurun. Merhabalar öncelikle gazeteci Sahil İmanov. Teknoloji ile ilgili bağlantılı bir soru soracağım. Pamukova’daki çiftliğinizde her odada gizli kameranın olduğu ve klozetlerde özel teknoloji ile üretilmiş bir cihaz kullanmışsınız.
İdrar ve dışka analizi yaparak misafirlerinizin uyuşturucu kullandığını tespit edip lütfen sorumu sorayım. Misafirlerinizi de şantaj ediyormuşuz. Bununla ilgili de aile bireylerinizden de gözaltına alınanlar olmuş iddialara göre. Bir de ikinci sorumu soracağım. Sayın Uzhan hakkınızda birçok dolandırıcılık iddiası var. Dolandırıcı mısınız? Siz gazetecilik yapmadınız sahip imtihanlarda bulundunuz. Teşekkür ederim.
Şimdi bir, tamamen gazetelerin, asparagas haberlerini bana gerçekmiş gibi soruyorsunuz. Ben de size cevap veririm. Bunların hepsi tamamen dedikodu ve palarda. İkincisi, ben dolandırıcı falan değilim. Türkiye’den en büyük holdingini kuran adamım. Tamam mı? 40.000 kişiye iş verdim ben. Tamam, tamam dinleyelim dinleyelim. Bugün Türkiye’de yüzlerce, binlerce televizyon kanalı varsa onun müsebbibi benim kardeşim.
Eğer Türkiye’ye özgürlüğü medya vasıtasıyla getirdiysen, Rütük öncesinde, Star TV öncesinde müzikler TRT denetiminden geçerek çalınıyordu Türkiye’de. Bilir misin sen o günleri? Bilmezsin veya çocuktun herhalde. Radyoları bilir misin? Bilmezsin, çocuktun herhalde. Onların hepsini Türkiye’ye ben getirdim kardeşim. Özer televizyonları, özer radyoları, cep telefonlarını ben de ailem getirdi kardeşim. 40.000 kişiye iş verdik, Türkiye’nin en büyük holdingiydik. 2 numarayı ve 3 numarayı topladığın zaman bizim holdingin yarısı etmiyordu. Onun için bana dolandırıcı dediğin zaman sadece bana hakaret etmiş. Estağfurullah ben de onu dolandırıcı mısınız diye sordum, iddia yani. Tamam tamam o zaman bu iddiayı, bir dakika herkes her şeyi iddia edebilir. Onu dile getirmek, o iddiaya onay vermek demektir. Onun için teessüf ediyorum. Yanıtlamak doğru ve yanlış demek de size bağlı bir şey Sayın Genel Başkan. Teessüf ediyorum, yanıtladığımı zannediyorum. Yani yalanlamasanız iddia olarak kalacak. Onu da söyleyeyim, teşekkür ederim. Ben size gelirim, yanıtladığım kanaatinden yanıtladığım kanaatinden.
Evet teşekkürler. Sayın Uzhan son bir soru alıp bir 10 dakika ara vereceğim müsaadenizle. Buyurun. İsmim Hasan Yiğit. Benim sorum da sizin ve ailenizin içinde bulunduğu iddia edilen usulsüzlükler ve yolsuzluklar hakkında. Malumunuz Haziran 2003’de başlayan ÇEAŞ ve KEPES elektriği el konulmasından itibaren İYİMAR Bankası ve TERSIM olayları bunu takip etti. İYİMAR Bankasını siz 1984 yılında işletmeye başlamıştınız. Siz yürütmeye başladıktan sonra yaklaşık 5-6 yıl sonra hazine tarafından denetlenmeye başladı.
Ve bu denetlemeler esnasında GMS 04 adlı bir program kullanılarak çift hesap uygulamasına geçtiğiniz öngürüldü. Ve bu uygulamayla çift hesap uygulamasında… Ya kız… Olsun. Hızlı başla. Bir dakika. Çift hesap uygulama… Yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş sorucu lan. Yavaş yavaş. Hatırlamaya çalış soruyu. Yavaş yavaş. Çift hesap uygulamasında geriye dönerek valerli işlem yapıldığınız, bazı işlemleri sildiğiniz, hatta şubeler arasında iletişim olmadan serbest fiş kestiğiniz ispat edildi. Ayrıca bunlara ek olarak Türkiye’de faizde parası bulunanları yurt dışına parasını kaçırdığınız dönemin hazine raporları ve murakıp kayıtları tarafından ispatlandı. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsun? Az önce dolandırıcı olmadığınızı söylediniz ve hatta ben de söylüyorum iddia ettiniz. Ancak dönemin murakıp raporları ve hatta hazine raporları bunu destekliyor. İsterseniz Olsan abi yedi sunabilirim şu anda. Buraya yansıtabiliriz. Dönemi raporları mevcut. Sana kim izberletti bu soruları? Ya… Dur. Bir dakika. Arkadaşlar. Bir saniye. Sen bana bir soru sor. Bir dakika.
Böyle bir şey… Bir dakika. Böyle bir şey söyleyeceğinizi tahmin ediyordum. Tamam mı? Yani çünkü ben yakın siyasi tarih araştırmacısıyım. Yani çocukluğumdan beri bunları araştırıyorum. Bu sorunuza sadece şöyle cevap vereceğim. Eğer müsait olursanız bir gün baş başa konferans yapalım. Olsan abi moderatör olsun. Odri meydan diyorum. Başka bir şey demiyorum. Bu kadar. Sen bu iddialarınla ilgili elinde belge olduğunu mu söylüyorsun? Evet. Elimde murakıp raporları mevcut. Dönemin bizzat sizin şirketinizde kendi grubunuzda çalışan kişilerle de görüşüyorum. Görüştüm. Yani ben sadece sizin adınıza değil, sizin oturduğunuz koltukta o dönemde yolsuzluk yapmış veya banka ortamlamış kim olsa aynı soruyu sorarım. Yani isimle veriyorum. Hayyam Garipoğlu oturuyor olsa, Sümer Banka’nın da onunla ilgili sorular da sorarım. Veyahut da bir başkası oturuyor olsa, mevcut günümüzdeki siyasi partilerden, iktidardan ya da muhalefetten hiç fark etmez. Gerçekten yolsuzluk yapıldığı ispatlanmış görmüş birisi otursa ona da sorarım. Şu an yani sırf cemozan olduğunuz için bu soruyu sormuyorum. Böyle bir iddia var. Gerçekten belgeleriyle de gördüm. İnandım. Ve de size soruyorum. Üstüne üstüne…
Buraya girelim. Murakıp raporları, Murakıp raporu nedir? Öncelikle arkadaşlar onu da söyleyeyim. Murakıp, Arapça, Rakibe kelimesinden gelir. Denetleyeceği anlamına gelmektedir. O dönemde hazine tarafından Cembey’in imar bankasına konulmuş olan denetçilerin bizzat hazırlamış olduğu raporlar. Bu raporlar o dönemde medya ve hatta… Sana nereden geldi o raporlar? Bizzat Cembey’in grubunda çalışan kişilerden… Çalışan kişilerden yani bu şu anda kamuoyuna duyurulmamış? Hayır, kamuoyuna duyurulmamış değil. Azıcık birazcık arşiv araştırması yapılsa… Kolaylıkla ulaşılabilir diyorsun.
Evet, Show TV’de çok özel diye bir program vardı. Akşamları çıkıyordu. Zaten Cembey’in de rakibiydi Show TV o dönemlerde. İlk başta Show TV bunu yayınlamıştı. Ben şuan isim vermek istemiyorum. Yani kanal ismi de vermiş. Peki sayın uzam ne diyeceksiniz? Belgeler var. Ben elimde belgeler var diyorum ve de bakın şunla Hodri Meydan diyorum. Dur cevabı duyalım. Hodri Meydan’a gerek yok. Cevabı bir duyalım. Sana bu soruları güzel ezberletmişti MSF’ciler. Yine söyledim, yine… Bir dakika, bir dakika. Ben bunu kendime saygısızlık olarak görüyorum ama iki kere söylüyorsunuz ve ben bu konu ile ilgili açıklamayı da yaptım.
Kendime saygısızlık olarak görüyorum bu saatten sonra. Ezberletmişler diyorsunuz. Ben siyaset bilimimi mezunuyum. Yani böyle bir şeyse neye dayanarak söylüyorsunuz? Bana verilmiş bir hak var burada. Bir saniye, bir saniye. Bir dakika, bir dakika. Ben seninle ağız tartışmasına gelmedim buraya. Sen bir soru sordun. Ben seni dinledim. Şimdi sen beni dinlersen sevinirim. Tabii memnun oldum. Biraz susarsan dinlersen sevinirim. Bu kadar basit. Soru değil. Şimdi bir, Murat Akıp raporları var diyorsun. Murat Akıp raporlarını sana TNSF’den başka kimse veremez. Murat Akıp raporları halka açıp bildiğimler değil.
Şirketlerde kimse kalmadı. 2006’dan beri çalışan. Onlarda da bu raporlar yok. Onun için bu sebeple hepsi palavra. Bir, bir, iki. Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mahkemelerine başvurdum. Bu raporları ben istedim. Madem bana bu suçlamaları da bulunuyorsunuz. Bu raporları bana verin diye ben TMSF’ye başvurdum. Mahkemelere başvurdum. Bana ticari sır diye vermediler. Sana kim nasıl vermiş çok merak ediyorum. Artı, artı. Madem bu raporları biliyorsun. Bana aileme ait olan şirketler çalındıktan sonra
yarın fiyatına satıldı. Kaç para tahsil edildi onu da biliyor musun? Onu bilmen lazım. Madem bu kadar bu akıp raporlarda vakıfsın. Bunu bilmen lazım. Bunu bilmiyorsun. Artı şu anda şu anda şu dakikada dünyanın en büyük davasının söz konusu olan detayları ben seninle tartışmayacağım. Nokta. Teşekkür ediyorum. Teşekkür ederiz. Çok sağ olun. 15 dakika ara veriyoruz sonra hızlıca devam ediyoruz. İkinci bölümde görüşürüz.
Sağ olun. Ne oldu? O kadar karışıyor ki birbirine. Hazırsanız hemen başlayacağız. Hazırım. Merhaba Cem Bey. Buyurun. Geçmişte açıklama yapmıştınız. İleride eğer cumhurbaşkanı olursam tek adamlık sistem bir süre daha devam edecek demiştiniz. Aynı şeyi savunuyor musunuz hala? Şöyle söyleyeyim. 1. Hayatın bazı gerçekleri var. Cumhurbaşkanı seçilecek olan kişi.
Haziran 2023 ayında görevi devir teslim aldığında ortada yürürlükte olan bir anayasa olacak. Anayasanın ve kanunların böyle kafadan uydurarak 3 günde 5 günde değiştirilmesi mümkün değil. Recep Tayyip Erdoğan bunu belli bir süre içinde yaptı ve kendi kafasına göre yaptı. Bu geçiş sürecinde herkesin de dahil olduğu bir çalışma grubuyla Türkiye’nin batı demokrasilerinde olduğu şekilde bir anayasaya sahip olması için bütün gayretimle çalışacağım. Onun sonrasında oluşacak olan sistem başkanlık sistemi olacak ama velakin meclisi ve senatası olan iki tane yasama organı olan otomatikman devletin de denetlendiği ve denetleyebildiği bir sisteme doğru Türkiye’yi götürmek için çalışacağım. Teşekkürler. Son basit bir soru. Tamam lütfen. Eğitimle alakalı ileride projeleriniz var mı? Var. Çok iyi cevap. Gömlekli arkadaşımıza verin hızır yakındayken hemen. Buyurun. Cemil Merhaba. 2002 seçimlerinde babam partinizin mahalle temsilcisiymiş.
Çok fazla anlatır sizi. Çok fazla kumanyasını yedik. Çok fazla kamyonlar geldi dağıttılar. Yani 107.5 almanızın etmeni de halka kumanyalara babam söyler. Bizzat partinizin mahalle temsilcisi olarak. Bu kumanyaların o zamanki kaynağı neydi? Gazeteci abimizin verdiği örnekleri de bir dolandırıcılık parası ya da herhangi bir olası olmayan bir para bu kaynağın içinden var mıydı? Benim sorum bu. Peki. Bu kadar mı sorun? Yani genel olarak. Peki. Bir. Şimdi baban hangi görevdeydi bilmiyorum. Çünkü genç partiniz hiçbir zaman mahalle temsilcisi olmadı.
Bir dakika. Bir dakika. Evet. Bir. İki. Eğer şunu söylüyorsan bana. Uzan ailesi. Cem Uzan, Hakan Uzan, babam Kemal Uzan. Eğer siyaset öncesinde de olmak üzere senelerdir halkımıza, bayramlarda, seyranlarda, hafta sonlarında değişik önemli günlerde ihtiyaç sahiplerine gıda ve erzak yardımı yaptı mı diye soruyorsan bana. Sana şunu söyleyebilirim. Yüzlerce tırla yaptık. Bir tır değil. İki tır değil. Üç tır değil. Ve bu siyasetle alakalı olan bir şey değil. Ve babamın, babamın gerek bana gerek kardeşime öğrettiği bir şey vardır. Bugün bile belki ben bunu söylerken onun bana tavsiyesini biraz çiğneyerekten söylüyorum. Evlatlarım yardımı yapacaksınız ama kimse bilmeyecek diye. Babamın Türkiye’de değişik üniversitelerde üniversite binaları, yurtlar yaptırdığını ben biliyorum. Ve bunların bu yardımlar yapılırken o üniversitelerin rektörleri her zaman gelmişlerdir ve demişlerdir ki efendim şuraya isminizi koyalım buraya.
Babamın bize öğrettiği, babamın benim ve kardeşimin devamını uyguladığımız bir şey vardır. Biz bu yardımı yapıyoruz bir tane şartımız var. Hiçbir yerde ismimizden bahsedilemeyecek. Tamam mı? Sen de sorun. Onun için. Soruma cevap alamadım ama. Eğer soru bak kumanya dağıtıldı, erzak gıda yardımı yapıldı mı diye soruyorsan senelerce yapıldı. Siyasetten bağımsız ve hiçbir zaman da ismimiz geçmeden. Benim sorum tam olarak şu. Yapılan yardımlarda, tır tır yapılan yardımlarda, o zaman ben de bebekken yapılan yardımlarda bir bebeğin de yediği kumanyada dolandırıcılık parası var mıydı? Olmuş olabilir mi kardeşim? Geliri neydi? Bir dakika bir dakika bir dakika bir şey söyleyeceğim size. Kesinlikle bir suçlama değil. Anlıyorum kardeşim. Ben senin sorulanı cevap vermeye çalışıyorum. İzah etmeye çalışıyorum. Anlıyorum. 1956 senesinde Kemal Uzan 21 yaşında bir müteahhit olarak başlıyor iş hayatına. Tamam mı? Ve 60 yılında ben doğuyorum, 67 yılında kardeşim doğuyor ve bütün hayatı boyunca Türkiye’nin her tarafına yetmeye çalışmış, her işine yetişmeye çalışmış bir babanın evlatları olarak da Türkiye’nin en büyük holdingi kurduk.
40 bin kişi iş aldık, 40 bin kişiye iş verdik. Milyarlarca dolar değerinde sermaye yarattık. Dünyada böyle bir dolandırıcılık olmuş olabilir mi? Mümkün mü bu? Berke Barajı dolandırıcının yapacağı iş midir? Telsim dolandırıcının kuracağı iş midir? Bütün özel televizyonlar sahtekarın dolandırıcının yapacağı bir iş midir? Lütfen bazı şeyleri okurken, bir fikir sahibi olmaya çalışırken bir an bir durun, düşünün ve bu mantıklı mı diye bir kendi kendinize sorgulayın.
Teşekkür ederim. Hemen şu orta tarafa götürelim mikrofonu. Arkadaşımız var. Cem Bey merhaba. Merhaba. Star TV’yi kurarken Özal Ailesi ile yakın olmasaydınız, bu kurduğunuz en büyük Türkiye’nin en büyük holdingini gerçekten kurabilir miydiniz? Ve şu anda Recep Tayyip Erdoğan’ın yandaşlarıyla iş tutmasından ne farkınız kalıyor? Şöyle söyleyeyim, bir Özal Ailesi Ahmet Özal bu projeye içinde yer almak istedi. Belli bir sürede yer aldı. Ben devletten bir kuruş para almadım bu işte.
Şimdi sizin bahsettiğiniz yandaşların hepsi devlet tarafından finanse edilen kuruluşlar ve devlet tarafından finanse edilen şirketlerden bahsediyorsunuz. Devletin imkanlarıyla beslenen şirketlerden bahsediyorsunuz. Ben 1984 yılında, 24 yaşında bir gençken üniversiteyi bitirdikten sonra babamın yanında çalışmaya başladım. Ve hayatımın ilk 6 senesini Suudi Arabistan’ın ve Libya’nın çöllerinde çalışarak geçirdim. Oralarda çalıştığım, kazandığım ve biriktirdiğim paralar ile sıfır devlet yardımı, sıfır kredi, sıfır bilmem ne ile sıfırdan Star TV’yi kurdum. Kablolarını kendi ellerimle çekerekten kurdum. O günlerde benimle birlikte Star TV’nin kuruluşunda çalışan arkadaşlar bunu 30 küsür sene sonra hala hatırlarlar. Arada çok büyük bir fark olduğunu düşünüyorum. Teşekkür ederim. Teşekkürler. Bağırın buyurun. Siyasette son zamanlarda, özellikle bir senedir altılı masa temsilcilerinden çeşitli zamanlarda hesap soracağız.
İşte önce helalleşeceğiz, sonra hesap soracağız. Söylemleri var. Siz de keza dediniz ki çıkarılan paraları getireceğiz ama. Hem altılı masaya baktığınızda bu gerçekten, yani burada tabii kimse için niye tokuyuculuğu yapmak istemiyorum ama bunun doğru yolu, rotası, haritası nedir? Çünkü ben Türkiye’de gerçekten önceki iktidarlara da hesap sorulduğunu düşünmüyorum. Yani bu sadece seçime yönelik bir söylem olarak mı kalıyor?
İkincisi, NFT’den bahsettiniz. Aslında benim anladığım kadarıyla davanızı, yani işte Fransa’da devam eden davanızı NFT sistemine taşıdınız. Aslında NFT ortamı için çok acayip bir şey bu. Hani detaylarına çok hakim değilim ama böyle riskli bir dönemde insanlar için kolay bir yol mu yoksa soru işareti olabilecek bir şey mi, bu kadar riskli bir şey mi aynı zamanda? Teşekkürler. Şimdi Bağır Hanım, birincisi doğru söylüyorsunuz. Bugüne kadar geçmişlikliler zaman zaman hep hesap soracağım dediler.
Ama hiç kimse hesap sormadı. Ben size bunun bir tane daha basit örneğini vereyim. Hepimizin şu anda yaşamakta olduğu bir örneğini vereyim. Bu İstanbul Büyükşehir Belediyesi için geçerli. Bundan 3 sene evvel seçimler yapılmadan önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde de hesap soracaktı CHP. 3.5 senedir, yanılmıyorsam, takrib olarak iktidarda Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde birer Erdoğan’ın vakıflarının kiraladığı iki tane apartman dairesi bir tane binanın itişkakışının dışında kamuoyuna yansıyan herhangi bir yolsuzluk olayı olmadı.
Şimdi bu iki, iki, iki nedenler olabilir. Ya yolsuzluk yoktu, iftira attınız, onun için bir şey yok. Veyahut da vardı, siz üstünü örtüyorsunuz. Şimdi mesela hatırlayacaksınız veya yakından takip edenler hatırlarlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığından başlayan mesela bir personel taşıma ihalesi var. Başından beri albayraklar yapıyor bu işi. 3.5 senedir yine albayraklar yapıyor bu işi. Örnek ben onları doğru yapıyor yanlış yapıyor demiyorum. Sadece işin nasıl yürüdüğünü anlatmak için söylüyorum.
Polis okulu binası var, inşaatı var etilerde. Danıştay’ın değişik mahkemelerin yürütmeyi durdurma kararı verdiği fakat İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu mahkeme kararlarını da dikkate almadan inşaatın yürümesine izin verdiği bir inşaattan bahsediyoruz. Peki bunu yapanlar kim? Yapı yapı AŞ, bu Atatürk Hava Limanı’nı hükümet tarafından görevlendirip ihalesine alıp yıkımını yapan şirket.
Orta hakim Tayyip Erdoğan’ın hapisten koruyucusu olan Hasan Yeşildağ. İşin içinde Cengiz İnşaat var. Cengiz İnşaat Ekrem İmamoğlu arasında maddi ve manevi maddi özellikle ilişki var. Ekrem İmamoğlu’nun Meral Akşener’in oğlu ve eşiyle ilişkileri var. Ticari ilişkileri var belediyenin. Bunun üzerinden Meral Akşener devreye giriyor. Böyle bir sarmal var. Böyle bir sarmalın içinde kimse kimse hesap sormuyor. Ekrem İmamoğlu çok karıştırırsan görevden alınırım diye tehdit ediyor. O da merak ettiğim ben sesimi çıkarmayacağım size dokunmayacağım diyor. Böyle bir ortamda siyasetin böylesinde çetrefilli kimin eli kimin cebinde belli olmadığı bir ortamda hesap sorulması bugüne kadar Türkiye’de gerçekleşmedi. Ve hatırlayacaksınız Sayın Kılıçdaroğlu’nun beyanatı vardı. Defalarca verdiği bir beyanat vardı. Biz helalleşeceğiz diye. Bir dakika. Ne zaman ki cemuzan çıktı ben hesap soracağım dedi. 128 milyar doları çalındı bu ülkenin tescilli. Bütün rezervi yok edildi bu ülkenin tescilli. Bunun hesabını sormayacaksınız da. Neyin hesabını soracaksınız? Neyi helalleşiyorsunuz? Bu millet size bu parayı helal etme hakkını mı verdi? Ben soyuldum sen helal etme dedi. Ne zaman ki bu dillendirilmeye başladı. Bu sosyal medyada, YouTube’larda benim reportajlarımda konuşulmaya başlandı.
Sayın Kılıçdaroğlu ben hesap soracağım demeye başladı. Bana, bana müteahhitler ulaşmaya çalışıyorlar dedi. Tweetleri var Sayın Kılıçdaroğlu. Bana çeteden ulaşmaya çalışıyorlar dedi. Ben bunu uydurmuyorum. Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun tweetlerinden bahsediyorum. Peki, peki, peki. O zaman siz Sayın Kılıçdaroğlu bunu kamuoyuna açıklamakla yükümlü değil misiniz? Size kim ulaşmaya çalıştı? Kimin vasıtasıyla ulaşmaya çalıştı? Niçin ulaşmaya çalıştı?
Benim takdir ettiğim geçmişleri birlikte, bir müddet birlikte çalıştığım Sabahattin Önkibar çıktı adamcağız bas bas bağırdı. V. A. Akşener’i babulla para gitti Kemal Kılıçdaroğlu bastırdığı için geri gönderdi diye. Ben bu programa katılmadan önce tekrardan Sabahattin Önkibar’ı aradım ve sordum bu konuyu. Yarım saatte daha bu programın katılmadan önce kendisini aradım. Benim takdir ettiğim bir gazetecidir. Fikirlerine aynı fikirde olmayabilirim. Ahlakına, etik değerlerine değer verdiğim bir gazetecidir. Sabahattin Bey bu konuda hala ısrarlı mısınız? Yüzde yüz ısrarlıyım Cem Begir.
Şimdi ben buradan bir daha soruyorum. Sayın Akşener, Sayın Kılıçdaroğlu bu olayı lütfen açıklığa kavuşturun. Bu paralar size Cengiz Holding’ten, İmamoğlu, Akşener’in aile fertleri burada kimin elin kimin cebinde belli değil böyle bir ilişkiler zincirinde mi geldi? Ben bunu bilmek istiyorum. Türkiye bunu bilmeye hak ediyor. Bunu açıklığa kavuşturmadan siz siyasette temiz ellerden temiz siyasetten bahsedemezsiniz. Hesap sormaktan bahsedemezsiniz. Bunu lütfen Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Akşener bu programı izliyorlarsa, duyuyorlarsa, ki duyacaklardı izleyeceklerdir bunu dile getirmek mecburiyetindeler. İkinci soru vardı. NFT ile ilgili böyle bir riskli zamanda yani… Evet şimdi ikinci soru benim için çok önemli bir soru. Bakın ben iki tane kimliği olan bir insanım. Bir, bir iş insanı kimliğim var. Hayatım boyunca iş insanıydım, iş adamı oldum. Yirmi senedir de siyasetin içindeyim. Bundan sonraki seçimlere kadar da siyasetin içinde olmaya devam edeceğim. Ondan sonrasında milletin takdirine göre gerekeni yapacağız. Şimdi dediğim gibi Azeray Türkiye’ye bir sürü ilkleri getirdi. Özel televizyondan, cep telefonlarından, barajlardan tuttuğun hepsine kadar. Bu arada bana bir soru daha soruldu Azeray. Peki hayatınızı nasıl idame ettiriyorsunuz? Ben yurt dışında da iş yapıyorum. Bundan daha normal bir şey olamaz. Bu yaptığım işlerden bir tanesi hakkımı aramak. Hakkımı arıyorum. Benden çalınan malların hesabını soruyorum ben arada. Ailenden, şahsından, çoluğundan, çocuğundan, çalınan paraların hakkını arıyorum. Ve bunu sonuna kadar devam ettireceğim. Bu çerçevede, bu çerçevede dünya çapında yeni kurulmakta olan bir platform……benim ve kardeşimin açmış olduğu bu davayı değerlendirdiler. Üçüncü bağımsız denetim şirketlerine, avukatlık şirketlerine değerlendirttiler. Bu davanın kazanma ihtimalinin %70’lerde, %80’lerde olduğunun analizlerini yaptırdılar. Benim tanımadığım bilmediğim avukatlara. Sonra da bunu, NFTC’nin kendi platformlarında dünya çapında piyasaya çıkarma kararı aldılar.
Bu dünya çapında 300 milyar dolarlık bir piyasada, dava finansmanı piyasasında bir devrim. Benim ve kardeşimin davasının bu platform için seçilmiş olması……beni hem heyecanlandırıyor, hem ümitlendiriyor, hem de gururlandırıyor. Bu çerçevede, bu dünya piyasalarına sunulurken ben özellikle israr ettim. Çünkü dedim ki Türkiye’de de birçok insan var. NFT’de, kriptoda, alışveriş yapan, bundan para kazanan insanlar var. Gençler var, ufku açık insanlarımız var.
Bunlara da bir imkan sağlansın istedim ve bunun Türk çetisini de hazırlattım web sitesinde. Ve Türkiye’de de bunu kamuoyuyla paylaştım ve paylaşmaya devam ediyorum. Bu dünyada bir ilk. Bugüne kadar NFT’lerde, ne bileyim dün bir programda Zanka TV’de de……işte Galatasaray’ın, Fenerbahçe’nin NFT’si var, bir sürü şirketin NFT’si var. Ama bunların hiçbirinin somut bir geliri yok, karşılığı yok. Bu ancak alınıp satıldığı, siz 10 liraya aldınız, yarın birisi 11 liraya almak isterse size bir değer ifade ediyor. Kimse almak istemezse elinizde kalıyor.
Bu dünya çapındaki devrim bu NFT’nin içeriğinde. Bu NFT, bürüt dava gelirlerinin bir bölümünü kapsıyor. Ve davanın sonucunda tahsil edilecek olan paranın bir bölümü bu NFT sahiplerine gidecek. Bunlar bir nevi davadaki tahsilata hak sahibi oluyorlar, hak kazanıyorlar. Bu, benim yaptığım bir davanın böyle bir platformda kabul görmesi beni açıkçası gururlandırıyor. Böyle bir kripto dünyasında, NFT dünyasında yaşanmakta olan bir revolution’ın, bir devrimin parçası olmak…
…bir iş insanı olarak beni gururlandırıyor, beni umutlandırıyor, beni mutlu ediyor. Bu şekilde Türkiye’de de insanlarımıza bunu paylaşma imkanı buldum. Şuna gelmek istiyorum. Ben bu dava ve bu davaların sonundaki bu NFT’lerle birlikte……hukuk çerçevesinde hesap sormanın ne kadar mümkün olduğunu ispat ediyorum. Yarın öbürsü gün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sonrasında milletimiz seveci gösterir ise……ve beni o makama, o yetkilere layık görür ise şundan herkes emin olabilir. Ben o çalınan 400 milyar dolarında hesabını soracağım. Bu millet adına soracağım, bu gençlik adına soracağım, bu Türkiye’nin geleceği adına soracağım……ve beni hiçbir şey bu yolumda döndüremez. Çok teşekkür ederiz. Evet soruları almaya devam edelim. Beyefendiye verelim hemen. Benim birinci sorum, halkın nezdinde Cem Bey ilk girdiği seçimlerde AK Parti’ye kazandırdı……gibi bir düşünce var. Düşünce değil, bu oldu evet istatistik olarak. İkinci bir şey de ben bunu görmedim, hani o konuşmasını bulamadım ama birisi hani bir YouTube videosunda……Bakül’ün kendisine sen olmasaydın başaramazdık dediğini söyleyen bir video gördüm. Şimdi gerçekten iktidar olmak isteyen bir kişi mi yoksa zaten AK Parti’ye gitmeyecek oyları……muhalefetten de eksilteyim de AK Parti kazansın diyen birisi mi? Şu andaki stratejiden mi bahsediyorsun? Çünkü zamanında olanla ilgili biraz önce sanırım……Sayın Uzan cevap vermişti. Hani keşke geçmişe dönüp bu şeyi yapmasaydım dedi ama……istatistiklerde benim öngörebileceğim şekilde oluşmadı demişti. Şimdi tekrar aday olması ya da adaylık için mücadeleisinden mi bahsediyorsun? Evet. Evet Sayın Uzan buyurun.
Şimdi bir… Vallahi 2002’ye şöyle diyebiliriz istiyorsanız biraz gülelim biraz rahatlayalım. Kaza kurşunudur da ilk kurşun da bana geldi. Hepimize geldi aslında. Vallahi 20 senedir cefasını sürüde sürüde çektim. Hepimize Pringles ısmarlamak zorundasınız. NFT var. NFT var. Pringles demo da NFT var artık. Tamam. Şimdi dediğim gibi Azra ile söylediğim gibi 2002’deki seçim sonuçların ön görülmesi mümkün değildi. Maalesef dediğiniz doğru dediğim gibi %55’in oyların, toplam seçmenlerin %55’inin oyu……parlamentoda %100’e hakemiyet sağladı. Ve AK Parti’nin veya AKP’nin ilk kurduğu kumpas şahsıma ve aileme kuruldu. Bakın ben size bir şey göstereyim buradan. Şurada bir görüyor musunuz bilmiyorum. Sabah gazetesi var. Biraz daha yukarı tutabilirsiniz. Evet. Görüyor musunuz? Bakın ne yazıyor? Rakibimiz Uzan yazıyor. Evet. Tarihi ne? Ben size söyleyeyim tarihini. 4 Haziran, bakın daha yaklaştı. 4 Haziran 2003. Evet. Tamam. Şimdi bundan bu haberden 8 gün sonra……Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Çeyaş Kepez’in bütün barajlarını el kondu. Türkiye’nin en karlı şirketi. Kimseye 1 lira borcu yok. Halkı açık. Az evvel orada bir arkadaşımız çıktı. Benim babam da iyi hissedertti dedi. Tamam. Şimdi buna niye söylüyorum? Bu Türkiye’ye yaşatılan 20 senelik kabusu……inanın ben de kendi ailemde, kendi etimde, tırnağımda, dişimde 20 senedir yaşıyorum.
Tamam. Abdullah Gül’e atif falan söylediğim laf %100 doğrudur. Bana ait bir laftır. Bana ait bir laftır. Abdullah Gül baş bakandı. Tayyip Erdoğan daha millet ve bir ekibi bile seçilmemişti. Irak operasyonu öncesinde……teskere görüşmeleri yapılırken Abdullah Gül baş bakan olarak Dışişleri Bakanlığı’nın konutunda……o zamanın parti genel başkanlarını çağırdı. Bunlar arasında rahmetli Ecevit de vardı. Bunlar arasında rahmetli İsmail Cenn de vardı. Ben de davetliydim. Orada bir bilgilendirme toplantısı vardı. Oraya katıldım.
Onun öncesinde çay, kahve içerken, sohbet ederken ben 5 dakika falan geç kalmıştım trafikte. Diğer kişilerin de gelmesini bekliyorlardı. Sarıldık, öpüştük falan. Ya dedi senden Allah razı olsun dedi. Senin sayende öyle bir sayıya ulaştık ki ben bir şey hayal bile edemezdik dedi. Ben de hayal edemezdim öyle bir sonucu. Ben açıkçası genç partinin %7.8’de kalacağını beklemiyordum. Son bir hafta 10 gün içinde az evvel sizin söylediğiniz gibi oylarımız boşa mı gider, oyları bölecek miyiz endişesi yaşandı. Şimdi gelelim bugüne. Bugün öyle bir risk yok.
Çünkü bugün bütün yetki Cumhurbaşkanı’nda. Parlamento’nun meclisin yetkisi ikinci kademede bile değil belki üçüncü kademede. Burada önemli olan kimin Cumhurbaşkanı seçilecek? Burada iki turlu seçim var. Artık oyları bölmek diye bir şey yok. İsteseniz de bölemezsiniz istemeseniz de bölemezsiniz. Karşı taraf %52-%51’i bulamadığı sürece bölemezsiniz. Onun için herkese söylüyorum. Birinci turda gönlünüze göre oyunuzu kullanın. Gönlünüzden geçene oyunuzu kullanın. Nasıl olsa ikinci tura kaldığında iki aday arasında o zaman tercihinizi yaparsınız. Bakın ben 13 senedir Fransa’da yaşıyorum. Fransa’daki sistem buradaki Türkiye’dekinin aynısı. Ve her seferinde de ikinci tura kalıyor. Türkiye’de de ikinci tura kalacaktır. Teşekkür ederim. Abi ikinci sorum var sorabilir miyim? Sor tabii. Ülkenin biraz önce konu edildiği gibi Araplaşması bir sorun. Ve bunu önleyecek benim nazarımda şey milliyetçilikti. Milliyetçiliğin ne kadar önemli bir şey olduğunu görüyoruz bugünlerde. Eğer siz iktidar olsaydınız öncesinde ya da şimdi iktidar olursanız.
Malum iktidar gibi milliyetçiliği ayaklar altına alacak mısınız? Bir dakika bir dakika bir dakika. Banttan oynuyor şu anda efendim. Sizin üzerinizden AK Parti’ye yapıştırdı. Bir şey bir dakika bir dakika. Milliyetçiliği ayaklar altına alacak mısınız dedin. Yani şimdi AK Parti, AKP, MHP ayaklar altına mı aldı onu anlayamadım. Recep Tayyip Erdoğan kendisi söylemişti milliyetçiliği ayaklar altına aldık diye. Recep Tayyip Erdoğan bugün onu söyler. Yarın kalkar tersini söyler biliyorsun.
Teşekkürler. Benim de bu konuyla bağlantı aslında bir sorum olacak size. Mesela Sayın Cumhurbaşkanımız zamanında döneminde belediye başkanlığı yaparken biliyorsunuz okumuş olduğu bir şiir vesilesiyle hakkında soruşturma başlatıldı. Sonra hapse atıldı. Hapse atıldığı dönemde sizin yayın organlarınızın özellikle radyolardan çok büyük destek gitmişti kendisine. Gezegen Mehmet diye de piyasada anılan bir beyefendi çok desteklemişti Tayyip Erdoğan’ı. Sonrasında siz bu kadar yaşadığı mağduriyete hassasiyet gösterirken radyolarınızla, medya gücünüzle sonra ne oldu da aranız bozuldu Recep Tayyip Erdoğan’la çok uzak. Hala Gezegen Mehmet de kendisinin yanında. O kaldı siz niye gittiniz? Aranızı tam olarak ne açtı? Tamam çok güzel bir soru. Gelin biraz geriye gidelim biraz özel tarihten bahsedeyim. Ben Recep Tayyip Erdoğan’ı ilk defa 1994 seçimlerinden öncesinde Star TV’de belediye başkan adaylarının katıldığı bir tartışma programına geldiğinde tanıdım.
O zamanlar 94’te İlhan Kesici Anaptan adaydı. Belediyedin Dalan Doğru Yol Partisi’nden adaydı. O katılıyordu programa ve onların danışmanlarıyla birlikte benim çalışma odamda hepsi program öncesinde sohbet ediyordu. Sekreterim geldi ve Refah Partisi’den de işte davetler geldiler dedi falan. Onları da yan odaya aldım dedi. Ben tanımıyorum çünkü Dalan’ı tanıyorum. İlhan Kesici’yi tanıyorum. Olur mu dedim lütfen davet edin beyefendiyle o da bizimle otursun katılsın. Ve ben Recep Tayyip Erdoğan’la hayatlı ilk o defa tanıştım. Son derece iyi bir konuşmamız oldu. Program yapıldı, program bitti falan filan.
Ondan sonra kendisi Belediye Başkanı seçildi ve biz bütün medya grubu olarak ben bir defa halkın iradesine saygı duyan bir insanım. Aynı fikirde olmayabilirim ama seçimlere saygı duyan bir insanım. Ve her zaman yanında olduk, destek olduk, iyi işler yaptığını düşündük ve her zaman da destek olduk. Dediğiniz olaylar başına geldi, hapise girdi. Benim çalışma arkadaşlarımdan kendisini hapiste ziyaret edenler çok oldu. Çok oldu. Şimdi ben size bir şey diyorum. Gezegen Mehmet diyorsunuz. Gezegen Mehmet sonuç olarak Star Media grubunun içindeki radyolardan bir tanesinin bir DJ’ydi.
Ve Gezegen Mehmet’in Sayın Erdoğan’ı tanıması nasıl olabilir? Ancak benim talimatımda Sayın Erdoğan’ın etkinliklerine gerek DJ, gerek sanatçı katılımlılarının sağlanmasına maksimum destek verilmesi olduğundan dolayı gidip tanıt. Olabilir, tanışabilir, arkadaş olabilir, dost olabilir. Recep Tayyip Erdoğan istediği dakikada Belediye Başkanı olaraktan daha sonra da mağdur edilmiş bir siyasetçi olaraktan her zaman Star Media grubunda, Star TV’de, Kral TV’de, radyolarda, gazetelerde her zaman kendine yer bulmuştur.
Ve son derece de iyi ilişkilerimiz vardı. Seçimler süresizleri ben siyasete katıldıktan sonra da vardı. Seçimler bittikten sonra da vardı. Az evvel Abdullah Gülde olan sohbetimi de anlattım. Ne zamana kadar? Şimdi soruyu sordunuz, ben size cevabını vereyim. Mayıs 2003’e kadar. Mayıs 2003’te ben siyasette tam gaz devam ediyorum. Doğru Yol Partisi Baraj 6 kalmış, Anavatan Partisi Baraj 6 kalmış, MHP Baraj 6 kalmış. Bunların hepsi çökerken tek yükselen bir parti var, genç parti ve az evvel de gösterdiğim haberde bunu teyit ediyor.
Bunun gibi birçok haberde var. Ben de şu anda elimde bu var. Bu çerçevede Sayın Erdoğan ve ben iş hayatındaki bütün faaliyetlerimi kardeşime devretmişim. Ve kardeşim yönetiyor iş hayatını. Ben siyaset yapıyorum. Kardeşimi çağırdı. O kadar ki Ömer Çelik, hepinizi tanıdığı AKP’nin sözcüsü ve zaman zaman bakanlığını yapmış kişisi, Erdoğan’la bu kadar yakını, Star Gazetesi’nde köşe yazarı. Ömer Çelik rica ediyor, Başbakan sizi çağırıyor diyor Hakan’a. Hakan da tabii ki Başbakan çağırıyorsun, emrediyorsun, gelirim diyor, atlıyor gidiyor görüşmeye.
Bu görüş başlarken 15 dakika 20 dakika sürüyor. Öğlen yemek sonrası bu. Biraz da herhalde yemeğin ağırlığı ya biraz da şekerleme yapıyor. Ve söylediği özünde bir cümle var. Abininle konuş, ailece de konuşun, ailece de konuşun. Ya siyaset ya ticaret diyor. Bunu da Hakan bana iletti. Benim cevabım netti. Ben gayri kanunu bir iş yapmıyorum. Bugün de yapmıyorum. Hiçbir gün de yapmadım. Niye ben siyasetten çekileceğim Recep Tayyip Erdoğan istediği için mi? Hayır. Ben özgür bir ülkenin vatandaşı olarak doğdum, özgür bir ülkenin vatandaşı olarak yaşıyorum.
Bu ultim otomun üzerinden bir ay geçtikten sonra Uzan ailesinin malları da çökme operasyonu başladı. Zaten orada ipler koptu. Bizim Recep Tayyip Erdoğan’la belli konularda Kuzey ve Güney Kutbu kadar siyasi farklılıklarımız var. Sizden az evvel bana bir soru soruyorsunuz arkadaşlar. Türkiye’nin Araplaşması diyorsunuz. Ben Türkiye’nin battılaşmasından bahsediyorum. O Türkiye’nin Ortadoğu’nda ulaşmasından bahsediyor. Arada çok büyük bir fark var. Anladım. Teşekkür ederim. Buyurun. İlk partın ilk baştaki sorularında Suriyelilere kişi başı 1000 dolar vererek teşvik ederek yollayacağınızı söylediniz. Yaklaşık 4-5 milyar dolarlık bir harcamaya tekabül ediyor. Bu harcamayı Suriyelilere ücretsiz gönderip de öğrencilere veya zor durum dolan vatandaşlarımıza kullanamaz mıyız? İkinci sorum. Beykoz Çubuklodaki villanızın havuzundaki zulada bulunan 100 trilyon liralık 3.8 milyon telsim sim kartı hakkında yorumunuz nedir? Teşekkürler. Bir cevapları alalım. Şimdi Suriyelilere harcanacak parayı öğrencilere harcayamaz mısınız diyorsunuz. Tamam mı? Doğru mu? Evet. Siz Suriyelilere sorunun çözülmesini istiyor musunuz? İstemiyor musunuz? Tabii ki istiyor. İstiyorsanız. Hepimiz istiyoruz. O zaman orada bir harcama yapmaya mecburiyetiniz var. Öncelik ya o ya bu değil. Bir şeyin karşılığını ödemeden dediğim gibi problemi satın almak zorundasınız. Ya bu milyonlarca insanın en azından büyük bir bölümünün, en azından bir kısmının gönüllü olarak gitmesi için teşvik etmek zorundasınız. Onu sağlamazsanız, onu sağlamazsanız o sorunu çözmemiş olursunuz.
Ama başka bir şey. Suriyelilere sorunu çözmeyelim, o parayı buraya harcayalım. Ama o zaman da şu var. Suriyelilerin size senelik maliyeti bundan çok daha fazla. Bunu zaten katılıyorum. Bugünkü ekonomimizin sebeplerinden biri. Şimdi onun için bu sorunu çözmek için son bir maliyete katlanıp çözebildiğiniz boyutunu. Şimdi bakın 6 milyar dolar dedik diyelim. 6 milyon, binler dolardan dersek 6 milyardan. Keşke bu 6 milyar dolara hallolsa da 6 milyondan da kurtulsa Türkiye değil mi? Onun için belki bu 3 milyar dolarda kalacak 3 milyonu gidecek.
Ama bu problemi dipçikle çok da çözemezsiniz. Bugünün dünyasında bunu unutunuz. Anlatabiliyor muyum? Onun için bunu mali teşvikle çözmeye çalışmak zorundasınız. Başka çözümü yok bunun. İkinci soruya geleyim. Telsim sim kartlar gayet güzel. Telsim’in sahibi kim? Telsim’in sahibi Cem Uzan ve Hakan Uzan. Şimdi gelelim o günlere. Çay aşk hepesi el konmuş, İbar Bankası’na el konmuş, Ada Banka el konmuş. Her türlü abilik gubilik nedenlerle Kemal Unak’tan Telsim’in dükkanlarını basıyor.
Maliye teftişi diye. Bankolar da, Telsim’in dükkanlarında telefon faturasını ödeyen insanların faturalarını ödemesini engellemeye çalışıyor. Bankolar sökülüyor. Tamam mı? Bankolar yani Telsim’in dükkanındaki banklara haciz getiriyor, söküp götürüyor. Hacizin maksimumu. Böyle bir ortamda. Bakın ben mafya babası değilim. Ben bir iş adabıyım. Hayatımda böyle bir olay yaşamamışım. Şirketin içindeki insanlar Türkiye’nin en seçkin yöneticileri, Türkiye’nin en iyi yetişmiş beyinleri. Bunların hiçbiri böyle bir şeyler yaşamamışlar. Herkes şaşkınlık içinde. Bu arada SIM kart dediğiniz parada, top-up kart dediğiniz nedir? Paradır ve bir defa iki defa depolarda hırsızlık yaşandı. Hırsızlık yaşandı. Tamam mı? Ufak miktarlarda top-up kartlar çalındı. Yöneticiler bana geldiler. Efendim hangi depoya koyalım? Nereye koyalım? Ne yapalım? Ben de benim evimdeki, çünkü evim güvenlik altında. Evimde bir sürü koruma var. Yeterli güvenlik ortamı var. Oraya koyun dedi. Oraya koydular. Tamam mı? Sonrasında geldiler. Vay anasını… Bir dakika. Ben kendi kendimimi mi soyacağım? Yani bu bir mantırası var mı? Bu mantırası var mı? Sırma. Sonuç olarak ne oldu? Dava bitti. Belaatla bitti zaten. O kadar basit. Yani hakimede söyledim. Kendime ait, kendime ait. Kendime ait bir şirketin. Kendime ait bir şirketin. Maruldu. Kendim saklıyorum diye. Bu da mı suç be kardeşim? Yani ne diyeyim ki? Arkadaraba geleceğim. Hemen soru hızlıca. Bu benim için çok önemli bir soru. Ben siyasi ahlak çok önem verdiğim bir konu. Benim. Ülkemdeki siyasilerde, İsviçre’deki Tom Leron davası örneğini görebilmek isteyen bir vatandaşım.
Ülkede ahlak sorunu olduğunu düşünüyorum. Siyasi ahlak ve bunun topluma yansıdığını düşünüyorum. Gerçi sizin 2003 yılında Bursa’da yaptığınız bir konuşma var. Erdoğan’a hakaret içeren. Hani bu da ahlaka pek sığmıyor ama yine de size sorun tut istiyorum. Bir dakika. Bir dakika. Orada bir time out. Orada bir time out. O konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar verdi biliyorsunuz. Evet biliyorum. Bunu siyasi eleştiri çerçevesinde değerlendirdi. Devam edelim. Tabii doğru. Bu benim kendi düşüncem. Bugün aynı konuşmayı… Aynı kelimeyi kullanır bir de kullanmazdı. Ama o gün çok öfkeliydi. Kusura bakmasınlar. Ben de insanım sonuç olarak. Robot değilim. Evet. Soru nedir? Siyasette ahlak ortamı sağlayabileceğinizi düşünüyor musunuz? Mecliste uyumak ve kavga etmek aktivitelerini sonlandırabilecek misiniz? Şimdi mecliste uyumak ve kavga etmek aktiviteleri… Tabii ki orada bireyler var. Ve bireyleri ne kadar kontrol edebilirsiniz onu önceden şöyle olabilir demek yanlış. Ama şunu söyleyebilirim. Siyasi ahlak ve etik dediniz. Çok güzel bir laf var Türkçe’de. Balık baştan kokar. Siz topluma örnek olursanız yönetici olarak.
Siz avanta almıyorsanız, siz komisyon almıyorsanız yanınızdaki bakan da kendi şirketinden bakanla mal almaya korkar. Bu kadar. Buyurun Cumhurbaşkanı Acep Tayyip Erdoğan hakkında 2020 seçiminde tekrardan aday olamayacağını, bunun anayasal olarak mümkün olmadığını söylediniz. Peki aday olursa bu konuda hakkında ne yapacaksınız? Güzel. Orduyu göndereceğim. Yok böyle bir şey. Tamam. Tamam. Bir saniye.
Şimdi bir dakika, bir dakika, bir dakika. Güzel bir soru. Benim çok önem verdiğim bir soru. Çok net bir soru. Doğru bir soru. Şimdi gelin okuyalım. Anayasanın 101. maddesi diyor ki Cumhurbaşkanı’nın görev süresi 5 yıldır. Bir kimse en fazla 2 defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Tamam. 2 defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Sayın Erdoğan da 2 defa Cumhurbaşkanı seçildi. Okey. Nokta. Şimdi bu çerçevede Sayın Erdoğan zamanında yapılacak olan bir seçimde adayım dediği an bir kendisi anayasa suçu işlemiş olur.
1. 2. 2. Buna onay verme mercisi olan yüksek seçim kurulu buna onay verdiği takdirde yüksek seçim kurulunun bütün üyeleri anayasa suçu işlemiş olurlar. Tamam. 3. Böyle bir seçimin sonrasında Türkiye’deki rejim eğer Erdoğan kazanırsa veya başka birileri kaybederse de Uluslararası Arenada, Uluslararası Platform’da gayri meşru bir rejim haline gelir.
Bunun Türkiye’ye ekonomik ve siyasi faturası şu anda hayal edemeyeceğimiz boyutlarda kötü olur. Onun için ben Sayın Erdoğan’ın ne derse desin, ne derse desin, Haziran 2023’de yapılacak bir seçimde aday olamayacağını çok iyi bildiği kanaatindeyim. Çünkü bu anayasayı kendisi hazırlattı. Kendisi yazdırdı.
Teşekkürler. Şu taraftan arkadaşlarımıza verelim mikrofonu. Evet. İstemiyorsan arka tarafı uzat. Daha hevesli arkadaşlarımız var. Hemen ver arka tarafa. Sen sorunu hazırlasa onu sorarsın. Ver arka tarafta. Sorum hazır. Peki. Buyur. Cumhurbaşkanı olmanız halinde Türkiye’ye 1 trilyon dolar yatırım getireceğinizi ve Türkiye’ye Avrupa Birliği’ne dahil edeceğinizi söylediniz. Bunu nasıl yapacaksınız? İkinci sorum da yoksa bu vaatlerin dışında asıl amacınız Türkiye’de kaybettiğiniz gücü tekrar elde etmek mi? Yani Cumhurbaşkanlığı koltuğunu bir intikam aracı olarak mı görüyorsunuz? İsterse 1’den 2’ye gidiyoruz soruları cevaplarken. İsterse 2. sorudan başlayayım sonra 1. soruya geleyim. Lütfen buyurun. Bir intikam makamı olarak görmüyorum.
Cumhurbaşkanlığı makamı bir devletin en üst makamıdır. Bir milletin, bir vatandaşına tevdi edebileceği en büyük şereftir. Bir millet tarafından Cumhurbaşkanı seçilmek her kula nasip olmayacak bir şereftir. Bir ayrıcalıktır. O makam ne bir intikam aracı olarak kullanılabilir? Kullanılmamalıdır. Millete hizmet makamıdır. Öyle kullanıldığı takdirde insana bir şeref ve bir onur getirir.
Nokta. Birinci soruya geleyim. Avrupa Birliği ve 1 trilyon dolar. 1 trilyon dolar çok büyük bir para gibi gelebilir. Çok büyük bir para gibi gelebilir. Büyük bir para mıdır? Evet. Ama çok çok büyük bir para değildir. Çok çok büyük bir para değildir. Bugün dünyada çok para var. Dünyada bazı yatırım fonları var. Ben size söyleyeyim. BlackRock 13 trilyon doları yönetiyorlar. Vanguard 7.5 trilyon doları yönetiyorlar. Tamam mı? Apple 2.5 trilyon dolar değerinde. Amazon 2.5 trilyon dolar değerinde. Bunun 1 trilyonlarca dolar değerinde olan çok sayıda şirket var. Çok sayıda fon var. Onun için bu piyasalardan bu rakamları çekmek için belli şartları yerine getirmeniz lazım. Bunun yerine getirdiğiniz an o para zaten gidecek yer arıyor yatırım için.
Onlardan bir tanesi tabi ki hukukun üstünlüğü ve kanunları sağlamanız lazım. Adam getirdiği zaman adam getirdiği zaman parasını malına el konmayacağını hissetmek zorunda. Garantilerini hissetmek zorunda. Bakınız çekil bira. Ben 1990’larda ben de ailem 1 milyar dolar yatırdık belki barajına. 7 senede yaptık 1 sene sonra el koydular. 1 kuruşta parasını ödemediler. Hukukun çalıştığı adaletin çalıştığı bir ülkede bunlar olmuyor. 3. dünya ülkelerinde oluyor. Tamam mı? Şimdi peki bunu nasıl değiştireceğiz?
Bunu nasıl değiştireceğiz? Bunu nasıl değiştireceğiz? Buradaki kriter şu Avrupa Birliği benim için bir non. Avrupa Birliğinin kurallarını yerine getirmezsen sen. Senden istedikleri şartları küçük görüp har görüp bahanelerle yerine getirmezsen seni almazlar. Çok basit bir örnek vereceğim. Bir restorana gidiyorsun. Takım evi ise gralatla girebilirsin. Kuralı bu. E seni oraya şortla ayağında tokya öyle almazlar. Beni niye almıyorlar burada? Ya beni istemiyorlar almıyorlar.
Hala kadar sen şartları yerine getirmiyorsun. Avrupa Birliği’nin raporunda en son raporunun birinin sayfasında yazıyor. Bu konseyin en büyük isteği Türkiye’nin üyeliğinin sağlanmasıdır diyor. Ama bunu ana yasayı okumayan muhalefet partilerinin genel başkanları bu raporu okuyorlar mı zannediyorsun? Bunun gereğini yerine getiriyorlar mı zannediyorsun? Bakın biz gereklerini yerine getirdik. Niye Gümrük Birliği’ne iyi olabildik? Şartlarını yerine getirdik. Sene ne zaman? 1995. Şimdi sen hala yerine getirmemişsin şartları. Beni almıyorlar. Bizi almazlar.
Yok yapmayın. Yani bir şey söyleyeyim size Avrupa Birliği’ne katıldığınız zaman ne gelecek? Devlet ihale kanunu yüz küsür defa değiştirilemeyecek mesela. Recep Tayyip Erdoğan buna ihale vermek istiyoruz. Kanunu şöyle değiştirin değişti. Buna vermek istiyoruz değiştirin değiştirin. Buna hepsi kalkacak ortadan. Beşli çeteler, on beşli çeteler olamayacak. Bundan dolayı bu şartlar yerine getirildiği de Türkiye hem Avrupa Birliği’ne üye olacak. Bu mümkün. Bugünün dünya koncurukluğunda bu gerçekten mümkün ve aynı zamanda da yatırım akacak.
Onun garanti sizi ben veriyorum. Teşekkürler. Şuradaki arkadaşımıza verelim. İnsanlar bu 20 senelik süreçte sizi çok kötü tanıdılar. Yani seçime girmek istiyorsunuz şu an. Vaatler veriyorsunuz. Ama bu güven ortamını nasıl oluşturacaksınız? Hakkınızda asılsız veya asıllı iddialar varken. Bütün bu tip programlara katılın derdimi anlatarak. Hemen arka taraftaki arkadaşlar da verelim. Evet buyurun. Hoş geldiniz adım Ali Osman. İlk sorum şu sizi kogular attığımızda Wikipedia’da karşımıza direkt Şener Aruyugur çıkıyor.
Aranızda tam olarak ne oldu? Kendisiyle yani gerçekten orada bir yanlış mı yaptınız diye ülkeden gitme gereksini duydunuz. İkinci sorum da şu nasıl bir estres izleyeceksiniz? Yani tekrardan Pringles’ı salta mı gönlümüzü kazanmaya çalışacaksınız? Bir dakika Pringles’ı yok bir defa canım. Abi sizin hepsi var. Bu kadar teşekkür ederim. Teşekkürler. Şimdi ben Şener Aruyugur isminin çıktığında Şener Aruyugur isminin çıktığını düşünmüyorum. Wikipedia’da direkt çıkıyor efendim. Bunu bilmiyorum. Direkt çıkıyor okuyabilirim burada. Bakın ben size şunu söyleyeyim. Benim neden ismim çıktığını bir defa ilk önce Google’a sormak lazım. Çünkü Wikipedia’da da mesela ben Adapazarı doğumlu gözüküyorum. Herkes İstanbul doğumluyum. Bir defa düzelttim yine düzelttiler. Bir defa daha düzelttirdim bir defa daha düzelttirdiler. Orada çıkan her şeyin doğru olduğunu varsaymayın. Ben Şener Aruyugur Paşa’yı hayatımda görmüş değilim. Anladım ben apolitik bir insanım bu arada yani merak ettiğim için soruyorum. Anladım anladım. Bakın ben tekrar söylüyorum. Ben bir sürü insanla görüşüyorum. Hele hele birisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin jandarma genel komutanıysa.
Tabii ki görüşürüm kardeş. Niye görüşmeyeceğim? Genel kurmay başkanlığa görüştüm. Ben bir sürü Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’yla da görüştüm. Bir sürü başka yabancı ülkelerin devlet başkanlarını da tanıyorum. Bugün halen görevde olan devlet başkanlarını da tanıyorum. Eski başbakanlarını da tanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nde kıymetli önemli makamlarında gelmiş olan çok insanla görüştüm ben. Yine de görüşürüm. Bunda bir şey yok. Peki oradaki darbeye yöneldiğiniz hakkındaki yazılar hakkında ne düşündüğünü söyleyeceksiniz? Öyle bir şey olmadı ki hiçbir zaman. Böyle bir konuşma olmadı ki.
Yani sayfanın tamamı o yazıyla dolu. Ben merak ettiğim için söylemiştim. Tamam anlıyorum ama olmayan bir şeyden bahsediyorsun. Ergenekon davaları eklenen sizin isminizle dosyaya eklemişlerdi. O dosyalarla alakalı bir yazımı okudum. Şimdi bakın Ergenekon’da şöyle söyleyeyim size. Ergenekon, Ergenekon, Ergenekon. Sene 2007 seçimler yapılmış. Tamam. O zaman genç partinin milletvekili olan seçimlerden önce AKP’den seçilmiş olan sonradan genç partiye katılan Evin Şirin. Ankara’da milletvekilliği sona ermiş. Ankara’da Swiss Hotel’de kalıyor. Yanında o zaman birlikte olduğu bayan arkadaşıyla birlikte. Sabah saat 7’de odası basılıyor. Ve 7’de odası basılıyor ve gözaltına alınıyor. Saat 8-9 gibi haberi geldi. Emin Bey’i Ankara’da gözaltına almışlar dedi. Hayırdır nedir, ne değildir? Polis müdüsü de koymuşlar İstanbul’a getiriyorlar dediler. Okey peki. Nereye gidiyor? Vatan caddesine götürüyor. Hemen avukatlarla temasa geçtim. Avukatları gönderdim. Emin Bey’in savunması, yapılması için falan filan.
Neyse sorgusundan sonrasında Emin Bey çıktı gözaltından. Serbest bıraktılar. Akşam geç saatlerde bana eve geldi. Yakında da oturuyordu benim evimde. Dedik ki ne oldu? İşte şöyle oldu bunu aldılar yaptılar. Etler ne dedi? Ne dedi? Ergenekon diye bir şey soruyorlar bana ne olduğunu bilmiyorum dedi. Ben Ergenekon lafını ilk defa o zaman öğrendim. Sonra Emin Bey’i emin beyi emin beyi sanık yaptılar. Emin Bey’i büyük zorluklardan geçirdiler. Ve tabi başkaları çok daha ağır faturaları dedi. Çok daha ağır bedelleri dedi. Sonunda Emin Bey de beraat etti.
Ve bunun da nasıl bir kumpas olduğunu Türkiye tarafından görürdü. Ama tekrar söyleyeceğim yani başkalarının ne yazdığını ben başkalarının hangi hayalleri ürettiğiyle ben bir şey söyleyemem o konuda. Ben hayal üzerine varsayım üzerine bir cevap vermem beklemeyin benden. Yani böyle diyorlar. Niye diyorlar ne bileyim ben? Siz bana böyle bir şey var mı yok mu diye soruyorsunuz. Ben de yok diyorum tanımadım adamcağızı. Tanımış olmaktan şeref duyardım da tanımadım yani. Teşekkürler. Buyrun. Öncelikle hayırlı akşamlar Sayın Uzhan. Siz az önce söylerken dediniz ki ben bir iş adamı olarak kimliğinden bir de siyasi kimliğim vardır. Ben Sayın Uzhan’a siyasi kimliği olarak soru sormak isterim. Birincisi HDP’nin kapatılmasıyla ilgili düşüncelere fikriniz nedir? HDP bir terör ilişki uzantısı mı? İkinci turda Tayyip Bey’in karşısında HDP çıkardığı aday kalırsa kimi desteklersiniz? Ben HDP’nin kapatılmasına karşı olan bir insanım. Bunun gayet basit bir nedeni var.
Kürt vatandaşlarımıza, kendini ben Kürt’üm diye tanımlayan insanlarımıza, Kürt vatandaşlarımıza, sen şikayetlerini, dertlerini siyaset platformunda çöz, siyaset arenasında bunları karşılığına ara diyorsunuz. Parti kuruyorlar, seçimlere giriyorlar, bir sürü belediye başkanlığı kazanıyorlar. Bunların birçoğunda sonradan siz kayyum atıp o insanları göle eden alıyorsunuz. Değişik bahanelerle, değişik gerekçelerle, hapislere atıyorsunuz, her türlü mağduriyeti yaşatıyorsunuz. Bu demokratik bir yaklaşım değil. Bu kabulledilecek bir yaklaşım değil.
Kürt insanımızın, Kürt kardeşlerimizin kendilerini ayrı bir kimlikle ben Kürt’üm ve siyasette de bu bazıda siyasete yaklaşıyorum diyen insanların demokratik bir ortamda bu haklarını elinden alamazsınız. Ve nitekim Türkiye’de birçok parti kapatıldı. Hiçbir zaman bir çözüm olmadı. Bunu biliyoruz. Bu tamamen bir siyasi pazarlık, bir siyasi manevra hamlesi. Ben karşılık bulacağını tahmin etmiyorum. Daha doğrusu karşılık bulmamasını da ümit ediyorum.
İddialar üzerine söylüyorum.
Bir daha sorar mısınız sorununu? Ben şimdi size şunu söyleyeyim. Ben bunu size bir siyasi kimliğiniz üzerinden soruyorum. Tamam tamam tamam. Benim benim benim. Tamam siz bana siyasi kimliğimle iş hayatındaki faaliyetimi soruyorsunuz. Tamam peki. Benim iş hayatında mağdur ettiğim kimse yok. Hayır iş hayatında değil aday çıkararak sonra hiçbir kere olsun o adaylar aradınız mı? Yani o adaylar ne oldu? Mesela yerli insanlar yerel seçimlerde evini sahtırdığınız insanlar oldu. Efendim? Efendim? Yerel seçimlerde seçimlere katılırken bir sürü insanlar oldu ki aday çıktılar. Bu adayların sonra başına ne geldi? Akıbeti ne oldu? Bir kere olsun ilgilendiniz mi? Aradınız mı sordunuz mu? Siz bir şey özellikle vakadan mı bahsediyorsunuz? Tamam bir dakika bir dakika. Ben ne demek istediğini anladım. Özel bir vakadan mı? Diyorsunuz ki evlerini sattırdığınız falan diyorsunuz. Evlerini sattırdığınız demiyorum. Onu yandan sordum. Böyle sür. Bir dakika siz de soruyorsunuz onu anlayayım. Buradayım şudur. Bir. Helallik dediniz hesap sormak dediniz siyasete girdiğiniz dönemde sizle beraber siyasete girmiş insanların sonra akıbetini sordunuz mu? Onlar ne oldu? Nerede kaldı? Nerede bitti?
Bakın bakın. Bir dakika bir dakika. Akıbetini sordunuz. Ne olmuş ki? Kime ne olmuş ki? Neyi anlatıyorsunuz? Ben anlamıyorum. Sanki birisiyle bir şey olmuş gibi bir şey konuşuyorsunuz. Benim haberim olmayan bir konudan konuşuyorsunuz. Peki biliyorsunuz da bence ama… Bir dakika bir dakika. Bir dakika bir dakika. Bir dakika bir dakika. Bir dakika bir dakika. Siz bana diyorsunuz ki biliyorsunuz bence diyorsunuz. O zaman benim bilmediğim bir şey siz biliyorsunuz ki demek açıklarsanız. Genç partiden Türkiye’de kalıp başına iş gelen oldu mu? Önlü kesilenler oldu. Siyasi veya işte…
Emem. Buyurun bir koku alabiliyorsunuz. Yanından birisi mi soruyor? Bir saniye. Demek tamamlayacak. Sayın Uzan ben cuma Cumartesi günüydü yanlış hatırlamıyorsam size ulaşmaya çalıştım. Bizim yeni bir televizyon kanalı kuruluyor. Bir daha isminizi alabilir miyim? Sahil İmanov gazeteci. Bizim bir sunucumuz var. Türkiye’de çok bilinen bir oyuncu. Sizin Şişli Belediye Başkan adayı olmuş. Çok mağdur oldu. Size çok ulaşmaya çalıştı. Lütfen ismini keselim. Evet. Çok ulaşmaya çalıştı. Defalarca ulaşmaya çalıştı. Sizi ben onun yanında aradım. Ama hiçbir şekilde size ulaşamadı. Mağduriyetini size iletemedi. Neymiş mağduriyeti? Söyledik az önce evleri satıldı, arabaları satıldı. Neden dolayı? Benden dolayı mı? Genç partiden dolayı. Sizden dolayı mı değil mi? Bak bak bak. Bir iletişime geçerseniz çok güzel olur yani.
Yok hayır. Bir dakika. Siz bilmeden bazı şeyleri ortaya atmaya bayılıyorsunuz. İnsanların isimlerini vererekten. Bir defa siz bana ulaşamamışsınız. Bak bak bak. Ben sizin bana ulaşmanızı sağlamak zorunda değilim. Gazeteci olarak benim size ulaşmam lazım. Yok hayır. Hayır. Sizinlikle haklı değilsiniz burada Sayın Başkan. Biz herkes ulaşabiliyoruz. Bugün buraya herkes çıkabiliyorsa burada medyanın basının özgürlüğünden söz konusuysa eğer bizim size ulaşmamız lazım. Siz de özgür medyadan mı bahsediyorsunuz? Siz hangi gazetede çalışıyorsunuz? Siz hangi gazetede çalışıyorsunuz? Biz özel bir gazetede çalışıyoruz. Kendi gazeten var benim. Üç Notta TV. Tamam. Güzel. Başarılar. Sen Recep Tayyip Erdoğan’a ulaş ondan sonra konuş. Hayır hayır. Ben sorumun cevabını alamadım. Ben şimdi mevzu yayındı. Sayın Uzan cevap vermedi. Siyasi kimliği olarak ülkeden neden kaçtınız? Davanızı burada sürdürüyordunuz.
Bunun bir tık romantik bir tarafı da var galiba. O da şu. Memlekette birçok insan birçok davayla karşılaştı. Birçok insan memleketi terk etmek yerine memleketin hukukuna, adaletine güvenip burada durdu. İnsanlar da burada duran insanların arkasında durdu. Sizin arkanızda duracak kimse yok muydu? Yani genç parti destekleyen insanlar… Hayır vardır. Niye yoksa? Ozan Bey vardır. Hayır mesela onu soruyorum işte. Soruyu açıklamaya çalışıyorum. Genç parti taraftarları sizi desteklemez miydi? Silivri’ye atılsaydınız Silivri’nin kapısının önünde o insanlar sizi desteklemez miydi? Gitmek yerine kalmak daha büyük bir kahramanlık başlığı yaratmaz mıydı? Sanırım soru buna benzer bir şey. Evet evet. Türk filmi senaryosunu çevirmiyoruz. Hayır Türk siyasetinden bahsediyoruz. Evet bir saniye. Bir dakika bir dakika bir dakika. Beyefendi siz ben sizin şiveninizi merak ettim. Neredesiniz siz? Ben Aslan Azerbaycanlıyım. Ha teşekkür ederim. Okey tamam. Azerbaycan’da da iyi demokrasi var değil mi? Efendim? Azerbaycan’da da iyi. Biz burada Türk siyasetini konuşuruz. Arkadaşlar bir saniye farklı bir şey dönmesin. Evet Azerbaycan’da da demokrasi vardır ve Azerbaycan demokrasi şu anda da Sayın Liderinin arkasındadır ve son 100 yılında… Tartışma değil. Tamam buna gerek yok. Bu karşılıklı bir saniye. Hayır yani ben net sorumu sordum yani benim nerede olmam önemli değil. Anladım tamam tamam. Üzerine yorum yapmaya gerek yok. Sayın Uzhan cevap verecek misiniz? Neden memlekette değilsiniz? Neden memlekette mücadele etmiyorsunuz? Buyurun. Ben size şunu söyleyeyim. Canım kardeşim seni duymuyoruz. Kimse de duymayacak. Gerek yok. Parazit yapma şu an. Ben Türkiye’den çıktığımda benim hakkımda herhangi bir mahkumiyet kararı yoktu. Bir ben Türkiye’den çıktım Fransa’ya geldikten sonra bir seneden sonraki bir süreçte mahkumiyet kararlarını uydurup yetiştirdiler. Mahkumiyet yoktu. Mahkumiyet kararı yoktu. Ama çok ciddi ölüm tehditi vardı. Şimdi siz bana Ozan Bey dediniz ki Silivri dediniz. Evet. İnsanlar Silivri’de yatan hayatının önemli bir bölümünü Silivri’de maalesef Habire bin Maruz görüntü çürüyerek ve çürütülerek geçiren çok insan var. Bunu siz de gayet iyi biliyorsunuz. Evet.
Şimdi Silivri’de ölenler var. Evet. Silivri’de ölenler var. MİT daire başkanı Silivri’de öldürüldü. Doğru mu? Kaşık Kozinoğlu evet. Kaşık Kozinoğlu. Örnek başka insanlar da var hayatını kaybeden. Elbette. Yüzümsü yedi hayatımı kaybetmek akıl karı bir iş değildi. İsparat geldi mesela babama. Dediler ki komutanım bunlar size doğru geliyorlar yani bence yavaştan terk edin dedendi. Terk etmedi mesela 6.5 sene de içeride yattı. Bu sizce babamın aptallığı mıydı yoksa bir şekilde mücadeleyi burada devam etme sebebim miydi? Yok hayır hayır bir saniye. Bir saniye arkadaşlar.
Ben babanızı tanıyorum. Babanız hakikaten Türkiye’nin yetiştirdiği kıymetli kahramanlardan. Çok teşekkür ederim. Estağfurullah. Babanızı tanıyorum. Size şunu söyleyebilirim. Herkesin durumu farklı. Her durumu herkesi farklı değerlendirmek zorundasınız. Siz stratejik olarak daha doğru buldunuz. Bir laf var güzel bir laf var. Bir beden herkese uymuyor. Herkesin durumu farklı değerlendirmek zorundasınız. Benim stratejim. Bakın ben size şunu söyleyeyim. Ben bir değil birkaç defa bu tehditlerle karşı karşıya kaldım. Birkaç defasında da atlattım.
Nasıl atlattım? Size şunu söyleyeyim. Bakın sene 1986 ben 26 yaşında genç bir Türkiye’nin evladıyım. Genç bir iş adamıyım. Az evvel de söyledim. 84’ten 90’a kadar, 91’e kadar babamın yanında Suriye’de, ee Suriye’de, Libya’da ve Suudi Arabistan’da ütah ettikçe şantiyelerde çalıştım. 86 senesinde de yurt dışında çalışan herkesin hakkı olduğu gibi askerliğimi yaptım. Bedelli olarak burdur da askerliğimi yaptım.
Sene 1986. Tamam. Gelelim 2005 senesine. Bütün şirketlerime el konmuş, kumpaslar yapılmış, malıma, mülküme, her şeyime el konmuş. 42 yaşındayım. 45 yaşındayım pardon. 45 yaşındayım. 46 yaşındayım. Askerliğimi yaktılar. Sizi tekrar askere göndermek istediler. Evet biliyorum. Sahte evlatla beni askere götürmeye kalktılar. O zamanda istihbaratı geldi. Seni Güneydoğu’ya gönderecekler. Sen oradan gelmeyeceksin dediler. Tamam.
Ben bunları yaşadım. Benim saklım gizliğim yok. Benim genetik olarak bir kalp rahatsızlığım var. Ve bunun belgeli ameliyatları var. Yetmedi. Tamam mı? Gülhane Tıp Akademisi’nde 6 tane askeri doktorun yanında ben çırılçıklak soyulup anjiyo yapıldı bana. Yalan mı doğru mu diye. 5 tane doktor raporu, 5 tane doktor CDC yeterli bulunmadı. Ondan sonra 45 yaşındayım ve askere gitmekten muaf tutuldum. 2. defa askere gitmekten muaf tutuldum. Ben bana yapılan ve bunu, bunu, bakın ben FETÖ falan demiyorum. Sakın da yanlış anlamamalısın. Bu bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptırdığı bir iştir. Çünkü niye söylüyorum? Zamanın Savunma Bakanı gazetelerde, televizyonlarda açık açık çıktı söyledi. Biz askerliğini yakıp askere göndermek için her şeyi yaptık dedi. Şimdi Recep Tayyip Erdoğan’ın ne kadar tehlikeli bir adam olduğunu ben biliyorum.
Yaşadım, ben de evlat sahibiyim. Herkesin kendi hayatı kendi takdirinedir. Burada bırakalım. Şu tarafa verelim hemen. Buyurun. Cembey iyi akşamlar. Ben bir devlet memuruyum. Şunu söylemek lazım. Biraz gerçekçi olmamız lazım. Haziran 2020 seçimlerinde sizin aday olma ihtimaliniz bence %0. Siyasi yakından takip eden biriyim. Dediğim gibi devlet memuruyum 2016 yılından beri. Sizin dediğim gibi aday olma ihtimali %0. Ve şunu da söylüyorum. Bu ülkeye seçilmiş bir Cumhurbaşkanı vardır Recep Tayyip Erdoğan ve ben siyasi görüş olarak bir AK Partiliyim. Bundan da gurur duyuyorum. AK Partili’den daha çok Recep Tayyip Erdoğan sevdalısı bir insanım. He aday olamaz dediniz ya göreceksiniz bunu da şuradan söylüyorum. Haziran 2020 seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan Cumhur İttifakı’nın adayı olacak. Karşısında altı liması artık hangisini çıkartırsa o aday olacak. Kazanır yana kaybeder. Anayasayı çiğnemezsen için bir şey değiştirmiyor mu abi? Anayasa çiğnemezseniz… Hayır şöyle. Halk istedikten sonra… Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin seçilmiş bir Cumhurbaşkanıdır. Evet evet tabii bununla ilgili bir sıkıntımız yok.
Anayasanın ilk dört maddesi hariç değiştirilemez diye bir şey yoktur yani bu. Değiştirilebilir yani bu. Bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika. Lütfen. Ama buradaki AK Parti provokat anasından iki oy alamazsın. Bir dur. Bir saniye. Buyurun. Anayasanın dört maddesi dışında bütün maddeleri değiştirilebilir. Doğru. Doğru. Anayasanın 101. maddesini getirsin Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı parlamentoya. Tamam mı? Evet. 101. maddedeki iki defa seçilir kaldırıyoruz desin. Tamam mı?
Cumhur İttifakı’nın milletvekilleri oy versin. Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti veya HDP’den de birileri oy verirse, oy verirse anayasanın 101. maddesi değişir. Tabii ki anayasanın 101. maddesi değişemez diye bir şey yok. Anayasanın 101. maddesi bu haliyle orada durduğu sürece Recep Tayyip Erdoğan Haziran 2023’de aday olamaz anayasaya aykırır. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi veya İYİ Parti anayasada… Mikrofonun yok çünkü dur. Evet. Cem Bey ben size şunu söylemek istiyorum. Anayasa getirir.
O uçağa bindiğiniz zaman 2009 yılında siz bu Cumhurbaşkanlığı trenini kaçırdınız. Yani eğri oturup doğru konuşalım. Birbirimizi kandırmayalım. Tekrar 2023’te Recep Tayyip Erdoğan Cumhur İttifakı’nın adayı olacak. Hepimiz de göreceğiz bunu. Tamam inşallah. İnşallah. Kazanır kaybeder. O ayrı bir konu bakın tartışmıyorum. Ben sadece gerçekleri konuşuyorum. İyi akşamlar diliyorum. Teşekkürler iyi akşamlar. Orada bir kalabalık oraya da gelecek. Bir saniye. Hemen arkadaki arkadaşa verelim. Merhaba ben Hamza 15.
Hamza 15. Hamzacığım çok özür diliyorum. Arkadaki beyefendi yazık sabahtan beri mikrofon elinde. Tam soracak başkası kalkıyor. Tam soracak başkası kalkıyor. Sana zahmet. O bir sorsun. Yemin ediyorum benim hallerimi böyle bir şey yapsam böyle kolay… Tamam hadi bakalım. Buyurun. Sayın Cem Bey siz olduki ülkeye geldiniz veya olduki Cumhurbaşkanı seçildiniz. Bazı kişi ve kurumlar tarafından tekrar yargılanma talebinde bulunurlarsa siz bu yargılanmayı redmi edeceksiniz.
Yoksa hayır kardeşim ben suçsuzum. Yargılanmaya devam edebilirim. Buyurun yargılanayım diyecek misiniz? Ek olarak da ikinci sorum da var. Bir dakika birinciye geç bir an önce birincisi söyleyeyim sana cevabını. Ben zaten ekip ayında yeniden yargılanma için başvuruyorum. Peki çok teşekkürler o zaman. Bu sorumda biraz buraya bir renk katsın diye soracağım. Galatasaray’a ne zaman Ronaldo’yu getiriyoruz? İlk fırsatta diyeceğim ama daha bir senelik sözleşmesi var ondan sonra bakarız. Teşekkürler. Tamamdır. Cem Bey çok içimden gelerek bir soru sormak istiyorum. Halit’ten bir soru sormak istiyorum. Biz gençler bu kadar alım gücüyle, asosyallikle bir ev bir araba alabilmek için bu kadar mücadele ederken bütün siyasi muhalif parti liderleri neden bir araya gelip bir aday bile çıkaramıyor? Güvenebileceğiniz, arkasında durabileceğiniz, sayabileceğiniz hiç mi Türkiye’de bir aday yok? Ben bunu çok merak ediyorum. Hepimizi kurtaracak bir lider, demokrasiyi yeniden inşa edebilecek bir lider neden seçmiyoruz? Ben varım. Teşekkürler. Sizin dışınızda bütün siyasi çıkarları bütün her şeyi geride bırakarak hepinizin ortak çıkarabileceği bir aday yok mu?
Bak bir defa bir şey söyleyeceğim. Ortaklıkla ortaklık yapmak için yapılmaz. Ortaklığın bir hedefinin olması lazım. Şimdi bu altılı masa bir nasıl söyleyeyim? Kimseyi rencide etmek istemiyorum ama bir tabiri maruz görsünler. Hokka bastık. Tamam. Şimdi bakalım. Cumhuriyet Halk Partisi, tamam bu ülkenin önemli bir partisi. İyi Parti geçen seçimlere Cumhuriyet Halk Partisi’nin büyük bir desteği sayesinde seçime katılma hakkını elde etmiş bir parti.
Ve Meler Akşener’in Cumhurbaşkanı adayı çıkarmış bir parti. Peki bunlar anlaşıyorlar. Bunların stratejik bir ortaklığı var diyelim. Şimdi gelelim Ömür Partilere. Saadet Partisi AKP’nin babaannesi veya anneannesi diyelim. Yani oradan doğmuş. Erbakan’ın ekolünden doğmuş. Peki Deva Partisi Sayın Babacan AKP’nin kurucusu 12 sene 13 sene 14 sene bakanlığını yapmış.
Bugün Sayın Kılıçdaroğlu’nun o 50 çete dediğim, benim 55 çete dediğim müteahhitlerin aldığı ihalelerdeki hazine garantilerini, yurt dışına verilen hazine garantilerin hepsinin altında imzası olan adamdan bahsediyorsunuz. Tamam. Yani Kütahya’da senede bin kişinin uçmadığı havaalanı ve hazine garantisinin altında Babacan’ın imzası var. Bunun gibi yüzlercesi var. E Babacan’dan sonra bakalım Damudoğlu. O da AKP’nin kurucusu.
Başbakanı, bugün herkesin şikayet ettiği Suriyelilerin, Suriye politikasının baş mimarı hiç kimse dile getirmiyor. Sayın Davutoğlu’nun baş bakanlığında 2015 seçimlerinde iki tane seçim oldu. İki seçim arasında bombalar patladı Türkiye’de. Yüzlerce insan öldü. İnsanlar öldü. Peki ne oldu Davutoğlu? Şunu bir anlatsana millete. Sadece ben konuşursam milletin içine çıkamazlar.
Yok abi öyle değil. Bir sonraki bölüm sizler sonra kendisi konuk olacak. Tamam lütfen. Bakın ben Babacan’ın Akçeli işlerin içinde olduğunu biliyorum. Davutoğlu’nun Akçeli işlerin içinde olduğunu duymadım. Bak altını çizerek söylüyorum. Duymadım. Bari yok bilmiyorum. Ben duymadım. Ama velakin Suriye politikasının baş mimarı bunu izah etmek mecburiyetinde. Bu ölen insanların açıklamasını yapmak zorunda. Bir de orada bir parti daha var. Herhalde 30 tane oy almış mıdır almamış mıdır bilmiyorum. Demokrat Parti diye. Bunlar bir araya gelmişler. 6 kişi olmak bir şey ifade etmiyor. 1 artı 1 iki ediyor. 4 tane de 0 koyarsan yine 2 ediyor. Onun için bunların toplumda bir karşılığı yok. Zaten karşılığı olmuş olsaydı birisi çıkar ben adayım derdi. Burada Meral Akşener Azerhalde söylediğim gibi Cengiz, Holding, İmamoğlu, Akşener’in ailesiyle Akşener böyle bir sarmalığın içinde
paralar geliyor geliyor nerelere niçin gidiyor bilmiyoruz. Açıklamak zorunda. Gazeteciye dava açmak değil. Çıkıp bu böyle olmadı bu böyle oldu demek zorunda. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuda attığı tweetler var resmi hesabında. Bunu açıklamak zorunda. Burada büyük bir iç kavga var. Babacan’ın, Davutoğlu’nun, Saadet Partisi’nin milletvekili seçilmeleri mümkün değil. Burada bu işin içinde, Abdullah Gül bu işin içinde nerede? Bunu da bilmiyoruz. Abdullah Gül bu işin içinde ama neresinde? Onun da kendisi açıklaması lazım.
O da Tayyip Erdoğan’ın baskısından dolayı açıklayamıyor konuşamıyor. Türkiye’nin şu andaki sözde, tırnak içinde söylüyorum. Altınlı masa muhalefetin durumunu ben size tarif ettim. Benim anladığım o zaman yurt dışına gitmekten başka bir seçeneğimiz kalmıyor Cem Bey. Öyle düşünme kurban olayım kalbini de bol satayım. Yok hayır hayır hayır. Daha bak konuklarımız devam edecek belki seni tatmin edecek olan vardır. O zaman bir 15 dakika ara veriyoruz 3. partla devam ediyoruz. Çok sağ olun. Hamza’nın sorusu var mı? Hamza? Sen misin? Ah kurban olduğum senin soruyu unuttuk pardon. Hey hey hey, ses ses ses. Biraz önce soruyu cevaplarken sayın uzan böyle bir arı geldi. Kondu buraya. Bak bu bir siyaset programı ağırlığı da bozmamak lazım. Ya gelip böyle yapardı da çünkü benim başıma gelirdi o böyle. Buraya konu verirdi, patlatı verirdi beni.
Kıvrana kıvrana döne döne giderdim. Twitter’ın en büyük malzemesi ben olurdum bugün. Sineyi kovaladım. Sineye zulmettiğim için arı mı geldi? Hoş geldiniz. Evet görüntü de geldi. Evet hızlıca o zaman başlayalım. Sor kardeşim. Aslında küçük bir kardeş vardı. O benden önce soracaktı. Aha doğru otur. Bravo hakkını teslim edelim. Merhaba abi. Ben Hamza.
Abi dedin ki bana arkaya verin mikrofonu. Yemin ederim elim mikrofonda kaldı. İkide bir elimde değiştiriyorum ki mikrofon ıslanmasın. Ellerim ter içinde kaldı ya. Kurban olurum kaç yaşındasın? 15. Daha neler olacak? Olsun. Olsun. Olsun. Alışacaksın bunlara. Evet soruyu alalım. Sayın uzan benim öncelikle şöyle bir sorum var. 2007’den beri siyasete katılmıyorsunuz. Neden bu sene? İlk önce bunu sormak istiyorum. Bir de ben mevzular açı mikrofon sayesinde sizi tanıdım.
Yoksa benim böyle bir yani sizi tanımamla alakalı bana yol gösterebilecek kimse yok. Bir de ben bu saatten sonra yani 2023’te bu nesil sizi tanımıyor ki en çok bir şey olacağını zannetmiyorum. Yani bu size karşı bir hakaret ya da şey değil yani. Öz eleştiri yapıyorum. Evet Z kuşa sizinle ilgili çok fazla fikre sahip değil. Sahipse de bunu sosyal mecralar aracılığıyla öğrendi. Çünkü sizler diğer siyasiler gibi sürekli televizyonlara çıkıp açıklamalar yapmıyorsunuz. Yani birazcık gözden uzak mı kaldınız ve bu iyi mi oldu kötü mü oldu sizce?
Şimdi bir tabii yaş 15 olunca siyasette siyasileri tanımak için yine de erken bir yaş. Yine de erken bir yaş. Bizim memleket için geç kalınmış bir yaş hatta. Bizde 5 yaşında millet siyaset tartışıyor. Çok enteresan bir noktaya geldik. Sonuç olarak şunu söyleyeyim bakın evet sosyal medya, youtube o mecralarla kendini duyurmak gayreti için değil mi? Çünkü baktığın zaman bugün Türkiye’de bir yandaş medya var. Bir de yandaş muhalefetin yandaş medyası var.
Türkiye’de 20 seneler hiçbir şey değişmedi. İktidar aynı, muhalefet de aynı. Ve bakın ben bu seçim iki turlu beyler birinci turda adayın gönlünüze göre oy verin. İkinci turda istedin mecbur kaldığınız iki adayar arasında tercih yaparsınız derken. Onlar şu andan şu dakikadan itibaren başka bir herhangi bir mecrada başka birisinin yer bulması mümkün değil. Lafınızı bölüyorum. Peki 2007’den bu yana neden bu sene yani çok siyasetçi katılıyor ve siz buradan geri kalıyorsunuz yani?
Ben 2009’da yurt dışında geldim. 2009’den beri yurt dışındayım. Bugünün doğru bir zaman olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı. Tamam ikinci bir sorum olacak. Gülçin İmamatipler hakkında yaptığı hakaret diye ben nitelendirmek istiyorum. Çünkü düpe düz bir ara karet yanlış mıyım? Ben yanlış olduğumu düşünmüyorum. Birçok kişiye şahıs olarak veya toplu bir şekilde hakaret edilirse hoşunuza gider miydi yani? Halkın namazını burada tutmayalım. Bununla ilgili siz ne düşünüyorsunuz?
Ya bununla ilgili bir sürü paylaşımımız var. Ben bunu da yanlış buluyorum. Siz bu düşünce değilseniz yani bizi yani ben A partisi ya da B partisini savunmuyorum. Ben birine hakaret edilmemesini savunuyorum. Bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika. Bir benim sana bir sorum var. Sen İmamatipli misin değil misin? İmamatipliyim.
Tamam. Demek onun için de üstüne alınıyorsun bu laftan. Şimdi bak bir şey söyleyeceğim. Herkesi bilen insanlar var be bunların yetiştirme ya da yetişme. Her şey aile değil yani ya da her şey okulu değil. Sen bana bir soru sordun. Cevabını duymak istiyor musun? Yok. Benim seni dinlememizi istiyorsan dinlerim.
Şimdi her kesimde toplumu genelleştirmek doğru bir şey değil. Doğru bir şey değil. Yani her İmamatipli melektir veya her İmamatipli katildir demek ikisi de yanlış. İşte ben de bundan bahsediyorum ama direkt. Bir dakika bir dakika bunda mutabı kız. Bunda mutabı kız. Sen hiç hayatında küfür ettin mi? Herkes gibi. Ha teşekkür ederim. Demek ki o zaman sen her küfründe hapse mi gireceksin? Hayır.
Ha. Gülşen’in de varsa küfür etti mi? Gülşen’in de varsa küfür etti. Yani ben… Bir saniye bir saniye. Bir saniye bir saniye. Cevabı bir dinleyelim. Bitirebilir miyim? Varsa ki Gülşen de küfür etti. Gülşen’in küfrünü tahsip etmiyoruz. Bir genelleme yaptığı için tahsip etmiyoruz. Okey. Mutabı kız. Ama ama Sayın Cumhurbaşkanı millete zillet derken millete sürtükler derken…
Bir dakika bitirebilir miyim? Bir dakika ben sana tartışmıyorum. Millete zillet derken bu da aynı hakarete giriyor. Bu aynı kategoriye giriyor değil mi? O da yanlış değil mi? Onu da tahsip etmiyoruz değil mi? Peki Sayın Cumhurbaşkanı’nda bundan dolayı bir şey olmuyor. Gülşen Hanım bir hakaretinden dolayı hapse giriyor.
Ama burada biraz işler yamuk olmaya başlıyor. Hele hele hele hele hele hele. O hakimin geldiği kariyere bakarsan, o savcının geldiği kariyere bakarsan bu işin ısmarlama talimatlı olduğu biliniyor. Ben hakareti ve küfrü savunmuyorum. Yapılan olayın şekli yanlıştır. Onu savunuyorum. Yani aslında bakarsan sebeplerde hepimiz ortak noktadayız. Ama sonuçlarda maalesef ortak noktada buluşamıyoruz. Çünkü sonuçlar sebepler kadar herkese eşit davranmıyor. Sanırım burada böyle bir durum var. Üzerine alınman çok normal. Kırgınlığın da çok normal. Seni çok iyi anlıyorum. Burada bir parti desteklediğini de düşünmüyorum açıkçası. Ben zaten A veya B partisini destekliyorum diye girmedim. Şimdi buna Anadolu lisede veya meslek liserinde böyle bir şey var. Yani burada bir sürü Anadolu meslek ya da üniversitete çıkan bir sürü insan vardır ve bunların da eminlik bir kalbi kırılacak. Elbette öyledir ama şöyle düşün mesela birisi bunu söyleyip bir ceza alıyorken bir başkası daha büyük bir kesme daha büyük lafları edip hiçbir şey yaşamıyorsa doğal olarak insanlarda bunu değerlendiriyorlar canım kardeşim. Yoksa burada bir adalet ki bu adalet mahkemelerden falanlardan hukuktan bahsetmiyorum. Vicdani bir adalet varsa ona göre değerlendirmek lazım. Anlıyorum abi. Ben zaten yine diyorum. Ben A veya B parti için demedim. Kimse yapmasın. Kimse yapmasın. Çok haklısın. Aynen. Tamam. Tamam. Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Ya şimdi burada burada burada bir şey daha var biliyor musunuz arkadaşlar. Türkiye son 20 senede giderek o kadar çok otoriterleştirildi ki ve herkese bir üniforma giydirilmeye çalışılıyor ki.
İnsanlar gülmeye espri yapmaya korkar oldular. Geçenlerde bana hani gazeteci arkadaşımız bana ulaşamıyor falan dedi ya. Bana birileri ulaştı. Genç bir çocuklar. Belki internetten takip ediyorsunuzdur. Lafazan diye bir genç komediyenler grubu. Ona dediler ki Cemre biz çok mağduruz. Hayırdır dedim. Niye mağdursunuz? Lafazan şeyi YouTube’da veya Instagram’da falan bulabilirsiniz. Dediler ki biz siyasi mizah yapmaya korkuyoruz dediler.
Eskiden Türkiye’de siyasi mizah yapılıyordu. Örnek bu işin bir fenomeni var. Levent Kırca diye. Bugün bile vefatından seyirler sonra yaptığı o programlara bakıp bakıp hepimiz eminim gülüyoruzdur. Ve halen kıymetini koruyor yaptığı espriler. Bugün Türkiye’de siyasi mizah yapmak bile yasak haline geldi. Katılmıyorum size siyasi mizahla ilgili çünkü Melik Göçek her gün çok komik şeyler yazıyor. Onun hakkını yemeyeyim mi Sayın Göçek’in de? Buyurunuz efendim. Şurada kendime efendim lütfen mikrofonu verelim. Merhaba ben Buse. Ben şey anlayamadım. Bir önceki partlarda bu Telsim kartlarıyla alakalı hani ben kendi kendime mi dolandıracağım dediniz ama şeyde bir sıkıntı var. Siz en değerli eşyalarınızı villanızın havuzunda mı saklıyorsunuz? Böyle bir problem var. Havuzda değil ki depoda saklıyordum hanımefendi. Yani haberlerde havuza çıktı söylendiğim. Ben evimi gayet iyi biliyorum depoda saklıyordum. Diğeri de şimdi siz mal varlığınıza el konduğu sisteminde bulunuyorsunuz. Bu sırada Fransa’ya geçtiğinizde o zaman bu 1 milyarlık aktaramın yapıldığını kabul etmiş mi oluyorsunuz?
Çünkü Fransa’da sıfırdan başlamış. Şimdi iltica talebili siz Fransa’ya gittiğinizde bu mal varlığınıza el konduğunu siz söylediniz. Yani herhangi bir şekilde hiçbir paranız kalmadığını söylediniz. Bir milyarlık bir aktarımdan bahsediliyor. Bunu kabul etmiş mi oluyorsunuz o zaman? Tamam ben rakam da vereyim. 1 milyar 468 milyon 240 bin 378 TL’den bahsediyorum.
Bir dakika size kim yazdırdıysa bunları size kim yazdıysa iyi yazdırıyor. Yok az önce haberlerden şimdi kendim çıkardım soruyu. Ha efendim? Şimdi az önce haberler üzerinden çıkarttım sonraki teyemiz. Hangi haberlerden çıkardınız? Göstereyim mi tek tek? Yok söyleyebilirsiniz. Başlık verebilirsiniz. Yani kapattım şu an ama. Yani tek tek sizin yargı kararlarında aslında bunların netleştiği yani sizin attığınızda size atılan isnaat edilen suçlarla alakalı bunlar zaten. Bu rakamlar bu yargı şeylerinde geçiyor.
Size tavsiyede bulunayım. Birisi size soru sormanızı rica ettiği zaman lütfen daha iyi not alın. Çünkü söyledikleriniz hiçbiri bir anlam ifade etmiyor. Peki teşekkürler. Birisi soru sormayı rica etti mi size bu arada sormanızı? Yok hayır tabi ki. Yani kendi hür irademle az önce size yazdığım şeyden çıkarttım. Yani aslında siz bunu bu miktarı googledığınızda kendi hakkınızda çıkan haberleri takip ettiğinizi düşünüyorum. Hay hay hay efendim. Ben her gün benim hakkımda uydurulan haberleri okumuyorum. Yargı kararları bunlar sabit ama. Bakın bakın siz bir rakamlardan ve bir aktarımdan bahsediyorsunuz. Ne aktarı mı hanımefendi? Aktarlan üzerine zimmet suçundan kaynaklı. Evet. Bir saniye arkadaşımıza mikrofon verir misiniz? Arkadaşımız bulmuş haberi.
Wikipedia’da aynen şu an mesela. Ama Wikipedia değiştirilebilen bir yer. O yüzden ben şu an şey yapmıyorum ama mahkeme kararlarında sabit. Bir dakika bir dakika. Hakim kararı veren hakimin ismini okur musun bana?
Şu an hakimin ismini erişemiyormuş. Yok bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika. Bir saniye bir saniye alalım buyurun. Cevap verebilir miyim cevap vermemi istiyor musun? Tabii tabii dinliyorum. Hangi ceza mahkemesi bu? Ağır ceza mahkemesi. Bir dakika kaçıncı ağır ceza? Sekizinci ağır ceza. Güzel güzel çok güzel. Sekizinci ağır ceza mahkemesinde ben size az evvel söyledim duymadınız herhalde.
Programı 1. bölümünde bahsettim. Adam savcı takipsizlik verilmiş olan bir dosyayı açtı. Dava açtı. Karısı da ceza verdi. Duydunuz mu bunu ben anlattığımda? Yani aslında. Evet 1. parça söylediğinizde. Salonda mıydınız? Salonda mıydınız? Dünya hukukunda bu böyle bir şey yok. Bir savcı dava açacak açtığı davayla karısı karara bağlayacak. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir hukuk anlayışı yok. Tamam.
Onun için o karar yazıldığı kağıt değerinde bile değil. Yani aslında benim demek istediğim şey şu. Yargıtay bu cezayı onadı ama Cem Bey. Efendim? Yargıtay bu cezayı nasıl onadı peki? 18 yıl 5 ay. Kardeşim sen Türkiye’deki adaletin nasıl çalıştığını öğrendin mi? Teşekkür ederim. Ha teşekkür ederim. Onun için bana burada demokrasiyi yapmamız gerekiyor. Yani ben haberi söylemek istedim. Çünkü arkadaşım olduğu kadar. Abi arkadaşa. Abi için yardımcı oldu. Çok teşekkür ederim.
Abi sen yanlış süpürürlük yapmışsın. Ne olduğu için herhalde. Söyle kardeşim. Şu an hangi kameraya bakmam lazım? Tavana bile bakabilirsin. Yeter ki sesin çıksın. Baraner Seçkin, Kocayeli Karamürsel. Cem Bey parti manifestyonunuzu okudum buraya gelmeden önce. Bir genel laftan bahsediyorsunuz. Daha sonra bu genel lafı açmanız isteniyor sizden ne zaman da Euro Nevis’e katıldığınız bir röportaj. Ağustos 2020. Burada bu genel lafı açarken anlatırken detaylı biçimde bazı şeyleri değiniyorsunuz. İşte Türkiye’de yargı bağımsızlığın ne kadar tahrip olduğundan bahsediyorsunuz ki evvelsiz gün yayımlanan bir istatistikle 139 ülke arasında 117. sıradayız. Haklısınız gayetle. Sonra Masum Gazeteşir’in içeri girmesinden bahsediyorsunuz. Kendi davanızdan bahsediyorsunuz. Ardından Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’tan bahsediyorsunuz. İçeride olmamaları gerektiğine dair. Osman Kavala davası açıkçası beni aşar. Çünkü… Soru nedir bu arada? Soruya gelelim. Yoruma girdin çünkü. Yok. Geliyorum. Anlayacaksınız beni şimdi. Öncelikle yargı bağımsızlığını tekrar sağlayacaksınız söylüyorsunuz ve ardından genel laf çıkarcağınızı söylüyorsunuz. Burada yapmanız gereken şey, vermeniz gereken vaat, adil yargılanma olmalıyken genel laf ne kadar sağlıklı? Çünkü sonuçta Selahattin Demirtaş mitinglerde en hafif suçu bu adamın bir terör örgütünün PR’ını yapıyor. En hafif suçu bu. Hani artık hende kolayları, onayet belediyelerin, PKK’lı işbirliği bunlara girmiyorum. En hafif suçu bu adamın… Tamam. Soru nedir?
Bu ne kadar sağlıklı? Bu kendinize çelişmemişsiniz çünkü bir cümlede yargı bağımsızlığının tahribatından bahseterken ertesi zaman Selahattin Demirtaş’ın tekrar yargıya müdahale etmeleri, bağımsızlığını engellemek değil midir? İlk sorun bu. Dur, bir dakika bir dakika bir dakika. Bir dakika. İlk sorun, bitirdiğin ilk sorunu. Çok uzun bir soru oldu bu. İstersen bunu bir cevaplayayım. Bundan sonra ikinci soruya geçerim. Güzel. Şimdi kardeşim, Selahattin Demirtaş hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet var mı? Yok.
Yok. Sen kendi iddianalıyla okuduğun kadarıyla veya gazete haberlerinden okuduğun kadarıyla bir fikir beyan ettin. Evet. Adamın herhangi bir suçu ispatlandı mı? Hayır. Hayır. Bir dakika. Şu ana kadar ispatlandı mı ispatlanmadı mı? Evet mi hayır mı? Hayır. Kaç senedir yatıyor bu adam içeride? Oldu ya bayağı. Altı yıl. Oldu değil mi? Beş altı sene oldu değil mi? Evet evet. Ya beş altı senedir bu adamın niye suçunu ispatlayamadınız? Bu adamın bir suçu vardıysa, o suç ne idiyse. Bak o suç ne idiyse, niye beş buçuk altı senedir bu adamın suçunu ispatlayamadığınızda adamı içeride yatırıyorsunuz? Cem Bey siz genel olarak diyorsunuz. Bir saniye bir saniye dur ya. Bir dakika bu adil yargılamanın neresinden geçiyor ya? Mahallesinden, semtinden, şehrinden geçmiyor adil yargılamanın. Siz bunu yapın. Bir dakika bak kardeşim. Altı buçuk senedir adamı yargılıyorsun. Adamı mahkum edecek hiçbir şey bulmamışsın. Hiçbir şey yok adamı yargılayacak. Ben var veya yok şeyinde değilim bak. Mahkemede ispat edememişsin hiçbir şeyi.
Adamın kanaat üzerine suçlamaya bağlı olarak altı senedir hapis yatırıyorsun. Bu dünyanın hiçbirinde olmaz. Dokta. Osman Kavala seni aşar diyorsun. Niye Osman Kavala seni aşıyor? Çünkü suçlamalar şu. Gezi Park’ın organizatörü olduğu iddia ediliyor. 15 Temmuz’un arka planda kişi olduğu iddia ediliyor. Benim öncelikle bu konuda bir yorum yapabilmen için herhalde hukuk fakültesini bitirmem lazım. Akabinde kasa kasa ilk tarafında argumentlarını okumam lazım. Hani Selahattin Demirtaş konusunda yorum yapma hakkımı kendim de şuradan gördüm. Bu adam suçunu açık açık işliyor. Başkan upon heykelerini dikeceğiz diyor.
Ben bu yüzden kendim de bir yorum yapma hakkı gördüm. Osman Kavala da o yüzden görmedim. Teşekkürler. Şimdi Osman Kavala ben hayatımda hiç şahsen görmedim. Evet Kayseri’de rakiptiniz. İş hayatımdan da rakibimdi. Ben Osman Kavala’nın fikirleriyle aynı fikirde olan bir adam değilim. Osman Kavala sıkı güzel ağır solcudur. Ben aynı fikirlerde değilim. Ama Osman Kavala’nın herhangi bir şeyin organizatörü olması, bu tip bir olayların organizatörü olması. Ki bu toplumsal bir gösteri olayı. Toplumsal bir gösteri olayı. Recep Tayyip Erdoğan Beşiktaş’ta camide içkiler, viralar içildi dedi. İmam çıktı. Yok mu öyle bir şey dedi. Örnek. Tamam mı? Adamı oradan yargılayamadılar, buradan yargılayamadılar, buradan mahkemedeler, oradan edemediler. Ne oldu? Bak şimdi bir beraat veriliyor. Üst mahkemeye gidiyor Osman Kavala. Tamam mı? Üst mahkemeye savcı gidiyor. Üst mahkeme beraatı bozuyor, tutuklanması diyor. Tamam mı? Dosya tekrar alt mahkemeye geliyor. Okey? Şimdi ne yapıyorlar biliyor musun? Bu üst mahkemede tutuklamayı devam ettiren savcı var ya.
Hakim var ya pardon savcılarımın hakim, geçici görevle alt mahkemeye geliyor. Okey? Alt mahkemede tekrar mahkemiyet veriyor. Geçici görevi bitiyor. Tekrar üst mahkemeye gidiyor. Dosya’ya üst mahkemeye gidiyor. Bir daha mahkemiyet veriyor. Mahkemiyet kesinleşiyor. Sonra da adam terfiye yargıtaya gidiyor. Hakim, terfi. Tamam mı? Şimdi burada ben size Türkiye’de adaletin nasıl bir kumpasın tetikçisi haline getirildiğini izah ediyorum. Müteabız. Güzel. Şimdi benim şeyim şu bak ben Selahattin Demirtaş’ın şu vaziyette altı küsür senedir. Ben yanlış hatırlıyor oluyorum.
Takribi beş altı senedir adam içeride. 2016 an beri. Demek ki işte altı senedir içeride. Değil mi? Hakkında kesinleşmiş bir mahkemiyet yok. Hakkında hiç kesinleşmiş bir mahkemiyet olmayan bir insan. Hukukta bir şey vardır. Hukuk fakültesinden gitmene gerek yok. Masumiyet karinesi denen bir şey vardır. Bütün dünyada suçluluğu ispat edilene kadar herkes masumdur. Sen altı buçuk senedir altı senedir bir dava yürütüyorsun ve adamın suçluluğunu ispat etmemişsin edememişsin. Tamam mı?
O zaman ben masumiyet karinesi çerçevesinde adamın masum olduğunu kabul ederim. İspat görevi suçlamayı yapana aittir. Onun içinde yapılan hukuksuzdur. Senin görüşüne saygı duyuyorum. Aynı şekilde karşılıklı. Ben sen doğrusun veya yanlışsında değilim. Ben hukukun temel prensiplerini izah ediyorum. Bunlar oturultulmadığı sürece Türkiye’de huzur gelmez. Tamamdır. İkinci sorumu soruyorum hemen. İttifaklar hakkında bir sorum olacak. Yine siz o röportajınıza Euro Nefse verdiğiniz Ağustos 2020’i iki söylemde bulundunuz. Dikkatimi çekti.
Üçüncü bir ittifak oluşabilir dediniz ki o zamanlar Zafer Partisi, Memleket Partisi olayları bu kadar gelişmemişti. Muhtemelen ilerleyen günlerde haklı çıktığınızı göreceğiz. Ve şöyle bir söylemde daha bulundunuz. Dediniz ki genç parti kesinlikle bir ittifakta yayılacak. Böyle bir söylemde bulundunuz. Anladığım kadarıyla Cumhur İttifakı ile pek bir alakanız yok. Ali Baba Canlı aranız bozuk. 11 tane barajınıza konduğunda o oradaydı. Üçüncü. Abdül Latif Şener oradaydı. Abdül Latif Şener’in ordu da. Şu anda CHP milletvekili. O zaman başbakan yardımcısıydı.
Çok manyak araştırdım sizi. Şimdi üçüncü bir ittifak oluşuluyor gibi. Niyetiniz var mı Zafer Partisi ile Memleket Partisi ile görüşmek? Çünkü o zaman şunu söylemiştiniz. Kesinlikle yarılacağız demiştiniz. Şimdi bak şöyle söyleyeyim. Ben geçenlerde dümdür programa katıldım söyledim. Burada da tekrar edeyim. Şu anda ittifakları konuşmak için daha erken. Günü zamanı gelecek mi gelecek. Sizden hdp konusunda taviz vermenizi isterlerse Selahattin Demirtaş konusunda taviz vermenizi isterlerse. Bu varsayım üzerine bir şey söyleyeceğim. Bu varsayım üzerine bir şey söyleyeceğim. Bu varsayım üzerine bir şey söyleyeceğim. Bu varsayım üzerine bir şey söyleyeceğim.
Bu varsayım üzerine bir şey söyleyeceğim. Bu varsayım üzerine bir şey söyleyeceğim. Bu varsayım üzerine bir şey söyleyeceğim.
geldiğinde konuşulacak. Bu uzlaşılacak demek değil. Ben her zaman söylüyorum. Konuşmak her şeyden önce önemli. Konuşmak. Konuşalım ki kavga etmeyelim. Hayır konuşalım. Sıvazlandın sıvazlandın dur. Uzlaşamadığımızda da uzlaşalım. Anlaşamadığımızda da mutabık kalabiliriz. Amerikaca bir konuşalım. Tabii ki günün zamanı geldiğinde konuşacağız. Herkese konuşuruz. Çok teşekkürler. Herkese konuşuruz. Buyurun beyefendi. Ben Ahmet. Cem Bey size sorum şu şekilde olacak. Bir terör gücü liderinin şeyi dediniz. Suçu belli değil dedin Selahattin Demirtaş için. Bir terör örgütü liderinin heykelini dikeceğiz demek. Sizce bir suç değil midir? Ben size soruyorum. Ama sizcesi bizcesi yok ki bu işin. Bir hukuk var. Bir adalet var. Birinci ağızdan. Tabii ki. Bak sen duyuyorsun. Sen duyuyorsun onu. Niye o zaman yazmıyorlar anladın mı? Suç budur deyip niye o zaman başlığı koyup altını doldurup hükmetmiyorlar mesela? Buradaki konu aslında. Yoksa bize göresi, size göresi yok ki bu işin. Evet. Bence bunu böyle değerlendirelim. Bunu için diğer soruları da meşgul etmeyelim. Diğer soruları hemen hızlıca
geçelim. Eğer sen de izin verirsen. Siz de. Teşekkür ediyorum. Sonraki konuklarımız umarım bunun cevabını daha net verebilirler. Doğru söylüyorsunuz. Buyurunuz. İstanbul gündemi nokta net imtiyat sahibi Göksel’in Aktaş ben. Iki sorum olacaktı. Isterseniz tek tek de ilerleyebiliriz. Lütfen. Bu bayağı tabi. 2007 seçimlerinde bayağı bir popüler bir sloganınız olmuştu. Seçim öncesinde seçim kampanyasından mazot bir TL olacak diye. Bu seçimde aday olmanız durumunda akay yakıt fiyatlarıyla alakalı bir eee vaadiniz bir söylemeniz olacak mı? Bununla alakalı bir projeniz var mı? Birincisi bu. Istiyorsanız cevabınız. Hemen cevap vereyim. Hemen cevap vereyim. Tabii tabii. Yeni sloganlar, yeni programlar günün zamanı geldiğinde açıklanacak. Bugünden değil. Eyvallah. Ikinci sorumu söyleyeyim. CHP ve İYİ Parti’nin tabanından oy alacağıma yüzde yüz eminim diye bir söylemeniz vardı. Bununla alakalı eğer Cumhurbaşkanı aday olursanız burada hedef kitle aynı zamanda sizin adınıza muhalefet mi yani AK Parti’deki kitleyle yönelik bir hamle yapmayı düşünmüyor musunuz? Oradaki seçim seçmenle alakalı oradan oy alabilmeye yönelik bir planınız bununla ilgili bir düşünceniz bir projeniz var mı nelerdir? Yani sadece CHP, İYİ Parti söyleme üzerine mi yoksa AK Parti’yle alakalı kafanızda bir şeyler var mı? Nedir yani bu seçmeni yönelik? Gayet bak ben teşekkür ederim. Sondarıca mantıklı, son derece zekiydi sorular. Teşekkür ediyorum. Şimdi burada gayet basit bakmak zorundasınız. Sizin yarışta bir yarıştır. Demokrasi yarışıdır. Seçilme yarışıdır. Bu yarışta bu yarışta sizin rakipleriniz var. Nedir? Bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti, öbür tarafta AKP ve MHP vardır. Bunlar ikisi iki grupta sizin rakibinizdir. Biz bundan oy alacağız, bunları almayacağız diye bir şeyimiz yok. Biz bugün ekonomik sıkıntıları içinde boğuşan bu milletin gerçek anlamda ekonomik bir program sunan, ekonomiyi bilen ve bütün gerçekleri çıplak bir şekilde millete anlatan bir iktidarı seçeceğine inanıyorum ben. Bugün Türkiye’nin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü sorunu ekonomidir, ekonomidir, ekonomidir, ekonomidir. Hayatın canamaz halde olmasıdır. Ondan sonraki sorun da özgürlüktür. Özgürlüktür. Biz onun için özgürlük ve zenginlik diyoruz. Bu çerçevede herkes yirmi senedir AKP’ye AK Parti’ye oy veren seçmenlerde bugün akın akın AK Parti’den ayrılmaktalar. Bu illa CHP’ye veya İYİ Parti’ye gidecek demek değildir. Ben ekonominin gerçeklerini teker teker bütün programlarda anlatıyorum YouTube programlarında. Anlatmaya da devam edeceğim. AKP’nin adayı kim olursa da olsun
için de şansı son derece azdır bundan sonrasında. Benim hem mesteki hem de şahsi olarak bir merak ettim bir şey daha var. Hızlıca soruyorum. Siyasi dokunulmazlıklar hakkında fikrinizi meyvekaket ediyorum ben. Yani bu konu hakkında göreve geldiğiniz takdirde bu konuyla alakalı yapacağınız herhangi bir hamle var mı? Aynı zamanda size siyasi dokunulmazlık üzerinden cumhurbaşkanı adaylığı hakkında bir teklif gerisi bunu değerlendirmeyi düşünür müsünüz? Bir, bir, bir, bir, siyasi dokunulmazlık dediniz. Şu anda zaten bakarsanız siyasi dokunulmazlıklar defakta olarak kalkmış vaziyette. Parlament olan istediklerini dokunulmazlığını kaldırıp içeri atıyorlar zaten. Eyvallah. Tamam bu hayatın bir gerçek işim. Defakta konuşuyoruz. Ikinci soruyu alayım. Ikinci soruyu alayım. Bana ne gelirse teklif dediniz. Yani siz göreve geldiğiniz takdirde bu siyasi dokunulmazlıkla alakalı yani ne gibi bir imtiyaz kullanacaksınız veya aynı zamanda size bu şekilde bir cumhurbaşkanı adaylığı teklifi yani bu şekilde bir imkan olanak olursa bunu değerlendirir misiniz siyasi dokunulmazlık üzerinden? Anlamadım ben sizin sorunuzu. Siyasi dokunulmazlık olduktan sonra hakkınızda açılmış davaların aday aday olup eee Cumhurbaşkanı seçilir bir takdirdir. Cumhurbaşkanı oluyor ve Cumhurbaşkanı’nın dokunulmazlığı neyse ola sahip oluyorsun. Bu kadar basit. Yani bir değişiklik olacak anladığımız kadarıyla. Evet buyurun. Eee Olsan abi. Söyle kurban olduğumu. Cembey merhabalar bu arada. Merhaba. Benim şöyle bir sorum vardı. Az önce siz ikinci partta şöyle bir söylemde bulunmuştunuz. Ben iş adamıyım. Mafya lideri değilim demiştiniz. Sedat Peker ilk başta haklı geliyor ama mafya lideri denilince siz Sedat Peker hakkında ne düşünüyorsunuz sizce söyledikleri doğru mu? Bu arada ikinci sorum da son soracağım. Yatırım yaptı. Sedat Peker’i bir Sedat Peker’i takdir ediyorum. Çok takdir ediyorum. Yaptığı cesur bir iş, iyi bir iş. Türkiye’de siyasetinin ne kadar çürümüş, köhlemiş ve batmış olduğunu bütün kamuoyuna, bütün millete duyuruyor. Çok yürekli bir iş yapıyor. Çok takdir ediyorum kendisini. Bazen şöyle düşünüyorum kendisinden iyi işleri baka ne olurmuş diyorum. Benim bir de şöyle bir sorum vardı. Az önce eğitimle alakalı bir soru gelmişti. Siz de benim planlarım var demiştiniz ama ne olduğunu söylememiştiniz. Acaba şöyle bir açabilir misiniz? Çünkü eğitime bakıyoruz. Gerçekten benim okuldaki öğretmenim gerçi öğretmenlerimin hepsi çok başarılı ve çok düzgün insanlar. Öğretmen kadrosuna bakıyoruz. Hani insan olarak gayet iyi insanlar ama şimdi eğitim sisteminin yerlerde olup öğretmenlerim veya işte müdürlerin çok iyi insanlar olması bana çok garip geliyor şahsen. Aslına bakarsan bunu zaten genç partiyle ilgili sanırım değil mi o zaman? Duyuracaksınızdır eğitimle ilgili politikalarınızı. Ben yalnız şu iki üç cümlede cevap vermek isterim buna. Şimdi benim çok önem verdiğim bir konu eğitim. Türkiye’de eğitim yazboz tahtasına çevrildi. Tamam mı? Türkiye’de eğitim yazboz tahtasına çevrildi. Bugün Türkiye’de en çok konuşulan ikinci lisan nedir? Arapça. Evet. Yani ben çok duyuyorum maalesef. Doğru. Ben bir dakika doğru. Doğru. Ama ben Suriyelilerden doğruyu kastetmiyorum okullarda öğretilenden olarak kastediyorum. Arapça öğretiliyor. Almanca’da. Bir dakika. Birinci lisan açık ara Arapça istatistikler söylüyor mu? Evet maalesef. İmam hatiplerde herkes Arapça öğreniyor. Kimse İngilizce öğreniyor mu? Ne kadar öğreniyor? Zaten sınavlarda da İngilizce YKSL’de. Şimdi bunu niçin söylüyorum bunu bilerekten söylüyorum. Türkiye Avrupa Birliği derken ben tekerleği yeniden keşfetmeyeceğim sevgili kardeşim. Almanya’da Fransa’da Avrupa Birliği’de
hangi eğitim sistemi var ise aynı eğitim sistemi Türkiye’ye getirecek. Ben kafamdan uydurmayacağım bunu. Çünkü şöyle olmalıymış böyle olmalıymış diye değil. Ben denenmişi, yusbet olduğu ispat edilmiş olan sistemi getireceğim Türkiye’ye. Avrupa Birliği derken standartı koyarken hedefi de bu şekilde koyuyorum. Bu kadarla bırakalım istersen. Tüm öğrencilere adına size çok teşekkür ederim bu arada. İyi akşamlar. Buyurun. İyi akşamlar. Ben teşekkür ederim. Merhabalar benim adım Enes
Erdoğan. Ege Üniversitesi’ne Gazetecilik Öğrencisi’nin benim sorum şu olacaktı. Şu sıralar ülkemiz ile Yunanistan’ın arası bayağı bir gergin. Siz iktidar olduğunuzda bu konuda hangi adımları atacaksınız? Yunanistan’ı mı kastediyorsunuz? Evet. Adalar ve deniz ilerleri konusu. Şimdi bu Sayın Erdoğan’ın 180 derece dönüşleri var ya onlardan bir tanesi. Çünkü Sayın Erdoğan, Sayın Erdoğan 2023 kitap seçimleri yapmamak için her türlü bahaneyi arıyor. Bir Suriye’ye gelten de
bu konuda bir şey söylüyorsunuz. Son 5-6 ay içinde ilk önce yok oydu, buydu, şuydu dendi. Sonra baktı ki Rusya ve İran buna müsaade etmeyecekler. Çok ağır sonuçları olacak. Çok ağır kayıtlar olacak ve bir sonuç alamayacak. Onun için şimdi orası da barış yapmayı yolunu arıyor. Çünkü kendine prim yapacak şey arıyor. Öbür tarafta döndü. Şimdi problem çıkartacak. Milli duyguları kaşıyacak. Vatan millet Sakarya duygularını kaşıyacak. Başka bir problem yaratma derdinde. Bu adalar, kimsenin yaşamadığı adalar dün işgal edilmedi. Geçen haftada işgal edilmedi. Peki
şimdi sen enir iktidardasınız beyefendi. Bundan işgal edilirken de siz iktidardaydınız. O zaman uyuyor muydunuz? Kimse haber vermedi mi size? Şimdi bu tamamen seçime yönelik bir propaganda ve şey arayışı. Geçenlerde bir dostum yazdı Marmaris’ten. Bu Yunan gemilerinin göğe ateş açtığı bir gemi var. Daha sonradan şey olduğu ortaya çıktı. Bu eski Mavi Marmara olduğu ortaya çıktı. Bu Mavi Marmara, ben tekrar söylüyorum, bana gelen bilgi bazında değerlendiriyorum. Eğer
bir eksiği varsa yani kefil değilim ama gelen bilgiyi aktarıyorum Mavi Marmara. Birilerine satılıyor. Bu Somali demini Rororo gemisine çeviriyor. Tamam. Oradan da tekrar Türkiye’ye yola çıkıyor bu gemi. Hiçbir resmi evrakı yok. Hiçbir resmi evrakı yok. Nereye kayıtlı olduğu belli değil. Hiçbir şey belli değil. Bir hayalet gemi Alp Denizi, Ege Denizi’nde geliyor. Yunan Karasuğları’ndan geçerken durdurmak istiyorlar. Şimdi bunun tersi olsa bizim sahil güvenlikte benzer işlem yapar. Bu ne
diyor? Bu bir olay haline getiriliyor. Sadece suni bir gündem yaratmak için. Anlatabiliyor muyum? Sayın Erdoğan şu anda Yunanistanlı bir problem çıkartmaya hem istiyor hem cesaret edemiyor. Neden? Çünkü sen NATO üyesisin. Yunanistan da NATO üyesi. Sen durup dururken Yunanistan’a savaş açamazsın. Yunanistan da durup dururken sana savaş açamaz. Tamam. Böyle bir durum var ortada. Bundan dolayı bundan dolayı suni bir gündem olduğunu düşünüyorum. Bir müddet sonra önemini kaybedecektir düşünüyorum. Eğer hukuki olarak hukuki olarak bir haklılığımız var ise ki olduğunu düşünüyorum. Olduğunu düşünüyorum. O zaman bunun yeri kabadaylık sahnesinde bir gece ansızın gelirim falan gibi laflarla değil uluslararası hukuk çerçevesinde hakkını aramakla geçer. Tamamdır teşekkürler. Teşekkürler buyurun. Benim sorum ilk olarak Sedat Peker’i soracaktım. Sıra gelmedi şimdi sorayım ben. Sedat Peker’in cezaevindeyken Mesut Yılmaz’a beş milyon dolar kumaranı kasedi kumaranın da kedi kasedi beş milyon dolar karşılığında Mesut Yılmaz’a vermesi sonucu o dönemde siz de siyasetin içindeydiniz Sedat Peker’in ya da çeşitli ben siyasetin içinde değil mi bu dönemde? Evet değil yani bunlardan haberiniz var mıydı Sedat Peker’den önce? Varsa neden açıklamadınız? Yoktu haberim ben siyasetin içinde değilim haberimde yoktu. Ben de Sedat Peker’in açıklamalarını öğrendim onu. Başka bir şey bilmiyor. Teşekkür ederiz. Merhaba benim adım Sedat.
Iyi denk geldi. Cem bey şimdi buradaki gençlerin birçoğu muhtemelen yaşından dolayı sizi çok iyi tanımıyor. Biraz önce de dediniz ki internette yazılanlardan ben mesul değilim ama bence kendinizi biraz tanıtmalısınız çünkü buradakilerin yeni gençlerin hiçbirisi sizi tanımadığı için o internetteki haberlerden ne yapmamı tavsiye ediyorsun? Nasıl? Vardır tanıtmam gerekiyor işte bu tip programlar yapıyorum çıkıyorum her tarafa başka daha ne yapmamı istiyorsun? Ne tavsiye ediyorsunuz? Ben ilk defa görüyorum sizi ilk defa görüyorum. Daha önceden de bazı YouTube programlarında gördüm. Yine ekrandan görüyorsun ama sen bilirsin yani. Aynen. Türkiye’nin şu anki dünyadaki konjöktürüne bakınca Amerika’nın Türkiye yaklaşımını siz nasıl buluyorsunuz? Eğer bir gün iktidar olursanız dolar hegemanyasını nasıl yıkmayı düşünüyorsunuz dünyada? Sorun bu. Bak bir dolar hegemanyasını yıkmak falan filan gibi böyle hamasi laflar beni çok enterese
bir değil. Bakın Türk lirasınızı değer kaybediyor. Türk lirası niye değer kaybediyor biliyor musun? Biliyor musun? Az evvel söyledim ben. Karşılıksız para basıyor alıyorsun bak şimdi şurada bir kağıt parçası var bunun üzerine basıyorsun bu TL diyorsun veriyorsun. Bundan çok basarsan da bunun değeri düşüyor. Bu kadar basit. Peki Euro’da mı şu anda onda dolayı değer kaybediyor sizce? Tabii ki ya kardeşim hem dolara karşı hem Euro’ya karşı sen karşılığınızı kağıt basarsan adına edersen paçavraya döner değeri. Bu kadar basit. Yani sizce Malezya bizden daha mı değerli parası? Şimdi daha bazı karşılıksız para basmak diye bir şey var biliyor musun? Anladım ben sizin dediğinizle ben de diyorum ki. Tamam karşılıksız para basan her ülkenin karşılıksız para basan her ülkenin parası paçavraya döner. Peki siz bu konuda ekonomide ne yapmayı düşünüyorsunuz? Az evvel söyledim. Para basmayacağız. İlk önce. Döner parasının değerini paraları toplayarak mı çıkartacağız?
İlk önce ilk önce ilk önce bütçe yapacaksın ve bütçeni denk hale getireceksin. Yani gelirin de giderin eşit olacak. Peki Amerika’nın Türkiye’yi. Gelirin kadar harcayacaksın. Tamam. Olmayan parayı olmayan parayı basaraktan hayat yok. Böyle sıyırtın ama çıkmadı değil mi? Hiçbir şey çıkmıyor yani. Çok çok teşekkürler. Merhaba öncelikle ismim Kadir Şeker. Genç, okuyan ve aynı zamanda çalışan bir bireyim. Öncelikle bunu söylemek isterim. Kolay gelsin. 2016 yıllarında yanlış hatırlamıyorsam ben şüken zorla AK Parti’nin bir mitingine gitmiştim. Aile bireylerim sayesinde ve ben oradayken Erdoğan’ın Sayın Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na yaptığı bir iftirayı gördüm ve siyasetçiler birbirlerine iftira atarlar. Bu gayet normal bir şey. Cengiz İnşaat’ın telefon kayıtları çıkmıştı. Hepimiz biliyoruz. Aynı zamanda Sedat Peker. Sorun nedir kardeşim? Onları detaylarına şey yaparız. Ben şunu sormak istiyorum. Yeşim Uzhan pardon. Yeşim Salkım’ın sizinle olan bir konuşması var. Adalet yok söyleminde
bulundunuz ve ne yap? Ne söyleminde bulundu? Ben size atılan iftiraları yönelik soru soruyorum. Kendi şahsım olarak bunu sormak istiyorum. Çünkü her siyasetçi bir iftiraya maruz kalıyor. Ben de merak ediyorum. Türk milletine artık yani yalan söylenilmeyen bir siyaset olmasını istiyorum. Yeşim Salkım’ın çıkıp şu anda aynı Uğur Dündar gibi bana bu sözler söylenmedi diyebileceğinize dair bir kanıtınız var mı? Yani Yeşim Salkım’a o sözleri söylemediniz mi? Ben bunu merak ediyorum.
Bu sözleri hangi sözleri? Adalet yok ben size yargısız ifade ediyorum diye söylemler var. Kendi yani. Nereden uyduruyorsun bu lafları sen? Ya kusura bakmayın biraz heyecanlıyım da. Sen bu lafları nereden uyduruyorsun? Ben uydurmuyorum. Tamamen haberler. Ya ben sizin zamanınızda yaşayan bir insan olmadığım için ben sadece haberlere istinaden söylüyorum. Duydun mu sen bunu? Duydun mu sen bunu? Bu lafı duydun mu? Her şeye uydurma diyebiliriz. Bir dakika bir dakika. Ben sana bir dakika. Sen bu lafı duydun mu? Ben bunları duymadım. Lakin. Tamam o zaman. Tamam o zaman. O zaman. Onun için ben bunu sormak istiyorum. Yani. Her an böyle. Şu anda çıkıp bana bu sözler söylenmediğini söylerseniz ben size inanırım. Ya aynı şekilde Uğur Dündar’a dair. Söylemedim derseniz size inanırım diyor. Kardeşim bir dakika ben neyi kastettiğini bilmiyorum. Bir gazete haberine çıkın. Cep telefonu görüşmeye size iddianız. Pardon. Yeşim Salkım’la ilgili cep telefonu görüşmenizin tapileri çıkmış. Arkadaşımız da bunu bir yerden görmüş ve bunu size şu şekilde soruyor. Diyor ki böyle bir
konuşma oldu mu? Olmadı derseniz size inanırım diyor. Hangi konuşma oldu Oğuzhan Beyciğim? Bilemiyorum. Hangi konuşma olduğunu. Ben de anlamıyorum ki. Ben de anlamıyorum ki. Ben de anlamıyorum ki. Ne demişim? Ne demişim? Ne demişim? Hakan Hakan Uzan’la ayrılmasını söylediğiniz bir telefon konuşması. Evet. Yani bu telefon konuşmasında gerçekten Yeşim Salkım’a yargısız infaz mı yaptınız? Onun Hakan Uzan’la. Hop hop hop hop hop. Bir dakika bir dakika. Sen Azever yargısız infaz yaparım dediniz diyorsun. Şimdi yargısız infaz mı yaptınız dedim diyorsun. Yani daha ne sorduğunu o konuşmanın ne olduğunu bilmiyorsun. Bilmeden size soruyorum. Yok yok yok yok yok yok yok. Bir dakika. Sana bunu TMSF’den kimler suflörlük yapıyorsa. Sana bunu TMSF’den kimler suflörlük yapıyorsa onlar gelsinler sorsunlar soruyu daha iyi olur. Sana birisi verdim bu soruyu kardeşim. Hayır kesinlikle ben apolitik bir insanım. Yirmi yaşındayım çalışan biriyim. Yani ben bunu nereden almış olabilirim ki? İnternette dolaşan haberler var. Siz de eğer gerçekten yok diyorsanız yani bunun Yeşim Salkım kendisi çıkıp söyleyebilir mi? Gerçekten böyle bir konuşma geçmedi. Bana ne Yeşim Salkım’dan kardeşim sana? Bana ne Yeşim Salkım’dan? Sen ben neyi söylemişim onu bilmiyorsun. Ben neyi söylemişim onu söyleyemiyorsun. Bak madem bu kadar çok iyi biliyorsun konuşmayı. Çok iyi araştırdın bu konuşmayı. Tamam mı? Madem çok iyi araştırdın bu
konuşmayı sen. Neyi söylediğimi söyle bakayım bana. Ne söylemişim ben? Yani açıp hatta şey yapabilirim. Çok heyecanlandı da şu anda biraz genç de bir kardeşimiz. Yardım geliyor yan tarafa. Yeşim Salkım diyor dışarıdan duyduğun laflarla mı beni yargılıyorsun? Siz diyorsunuz ki ben adım Hakan benim adım Hakan Uzan değil. Ben bunları yemem. Sen süper profesyonel bir şeysin diyorsunuz. Ne diyorum? Ne diyorum? Teşekkür ederim başka hakaretin var mı diyor. Ne demişim? Bir dakika bir
dakika. Sen bunu okuyorsun değil mi? Sen bunu okuyorsun değil mi? Sen bunu okuyorsun değil mi? Baba’nın TV’de söyleyebilirsin istiyorsan. Ya ger… Sen profesyonel bir orospusun yazıyor burada ama. Ya özür dilerim gerçekten bunu söylemek istemedim ama gerçekten bunu söylediniz mi merak ediyorum. Sadece söylediniz mi söylemediniz mi diyor. Haberlerde çıktı. Ben bir yerden gelen bir insan değilim.
Nereden okuyormuş arkadaşımız bu arada telefondan? Hatırlamıyorum. Tamam teşekkürler. Teşekkürler. Teşekkürler. Arkadaşlar sonuç olarak böyle bir haber çıkmış. Arkadaşımız bu haberi Sayın Uzan’a sordu. Uzan da cevap verdi ama siz mesela alkışlararak gülerek normalde Twitter’a düşse önünüze düşse bir başkasıyla ilgili bile önünüze düşse ortalığı ayağa kaldıracağınız yakacağınız yıkacağınız meseleleri burada gevşek gevşek gülemezsiniz. Çok teşekkür ederim. Sağ olun. Mikrofonu hemen başka bir arkadaşımıza verin. Buyurun. Öncelikle merhaba Cem Bey benim size iki sorum olacak. İlk sorum Yeni Çamlıca Camii’nin adını Atatürk Camii olarak değiştirmek istediniz. Bunu söylemenizdeki sebep Atatürkçülüğün oyunu almak mı yoksa ülkeye geri dönüşünüz için bir kapı açmak mıydı? Bir dakika bir dakika bir dakika. Atatürk Camii olmasını ismini evet söyledim. Ben Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği Eytürk gençliği dediği fertlerden bireylerden biri olarak görüyorum kendimi. Onun için o düşüncede olan bir insanı bütün hayatımı böyle yaşadım son nefesime kadar da böyle yaşayacağım. Bundan dolayı herhangi bir şekilde benim Atatürk’ün ideallerini paylaşan insanlarımızdan bir farkım yok. Oy verenler verir vermeyenler vermez. Buyurun. Oğuzhan Bey merhaba. Merhabalar. Cem Bey merhaba. Türkiye’nin farklı bir durumu var. Bunu kimse dile getirmiyor. Büyük siyasi partilerin hepsine bunları söylemek isterdim ama karşımda Cem Ozan olduğu için kendisine sormak istiyorum. Ülkemizde 23 milyondan fazla icra dosyası olan vatandaşlar var. Bu ülkeye bu vatandaşların boşlarından dolayı bu insanlara ciddi anlamda psikolojik baskılar, yıldırmalar, aile içi şiddete varan durumlara geliniyor. İntiharlar olabiliyor. Bunlarla ilgili 23 milyon icra dosyası olan vatandaşımızla ilgili bir çözüm önerisi var mı? İkincisi de az önce sadece Kürtlerin HDP’ye oy verdiğini söylüyor. Bu kesinlikle yanlıştır. Bence bu konuyu düzeltmesini istiyorum. Kürtler sadece HDP’ye oy vermiyor. Kürtler de temsil eden HDP değildir. Kürtler istediği partiye oy veriyordur. AK Parti’de de var, MHP’de de var, CHP’de de var. O yüzden bunu kırıyorum buradan. Teşekkürler. Bunu kırmak istiyorum. Bu bir düzeltme. Bu bir düzeltmedir ama icra dosyası bir soruydu. Sayın Ozan cevap vereceksiniz. Buyurunuz. Şimdi ben sizi hemen okuyayım buradan. Okuyacağım çünkü bugün bana gelen ekonomik rapordan okuyacağım. Para muslukları sonuna kadar seçim için açılmış ve icra takibindeki 2000 TL altındaki dosyaların kapatılması ve 2000 TL’ye kadar olan borçların silinmesi kararı verilmiştir. Bu güzel bir şey ama şu anda. Ama yetersiz tabii ki. Hazineye yükü 30 milyar TL’dir. Eklenen dosya sayısı 10 milyon. Takibi düşecek dosya sayısı 5.5 milyon adettir. 10 milyon vatandaş kurtulacak bu anda. Hayır. 5.5 milyon dosya düşecek. Hazineye yükü de 30 milyar yani 1.5-2 milyar 1.5-1.7 milyar dolar civarı.
10 milyon dosya silinecek. 5.5 milyon vatandaşımızın bu icra dosyasından kurtulacak. Ama ciddi anlamda sadece 2000 TL borcu olan yok bu ülkede. Yani daha yüksekte olanlar var ve ciddi anlamda baskıya uğrayanlar var. Bunları dile getirmek istiyorum. Ben Türkiye’de yıllardır bunu mücadelesini veriyorum. Youtube üzerinden dile getirmeye çalışıyorum. Ama siyasi partiler artık çıkıp bu icra dosyası olan vatandaşlarımızla yapılan psikolojik baskıları lütfen dile getirsin. Rica ediyorum sizden. Bunu zaten programı izleyen diğer siyasilerimizle dikkate alacaktır. Sayın Ozan da dikkate alacaktır. Sen bir şekilde sesini duyurmuş oldun ama. Teşekkür ederim. Biz teşekkür ederiz.
Abi konuyla çok bağımsız çok özür dilerim. Az önce lafazans grubundan bahsetti Cem Uzan ve Kembe. Evet az önce yok mu öyle bir grup? Yok şöyle hayır var hala devam ediyorlar. Üyelerinden biri Rüya Hanım’la görüşüyorum. Çok da sevimliyizdir. Rüya Hanım’ın ve ekibin selamları var. Üzerimde kalsın istemedim çok özür diliyorum. Çünkü nasıl uyurdun gece değil mi? Allah’ım o selam veremedim. Yok olsun kurban olurum. Önde hanımefendi var buyrunuz. Merhabalar benim ismim Bahar. Benim Cem Uzan’a sorum şöyle bir şey.
Şu an çoğu insanımız yani çoğu vatandaşımız iktidarın düşmesi için oy vermeye çabalıyor. Yani söyleyebilirim diye düşünüyorum. Zaten evet. Hani ekstra olarak da şöyle bir şey var. İktidar düştüğünde Türkiye ne kadar bir süre içerisinde toparlayabilir veya siz iktidara geldiğinizde ne kadar bir süre içerisinde tahminini toparlayabilirsiniz? Ve bize vadettiğiniz Türkiye nasıl bir Türkiye? Bunu çok merak ediyorum. Teşekkür ederim. Teşekkürler.
Şimdi şöyle söyleyeyim. Bugünden seçime kadar olacak olan sürede daha ne kadar zarar verecekler ön görmek mümkün değil. Bakın tekrar bana gelen rapordan okuyacağım sizi. KKM’lerin şu ana kadarki maliyetini bildirdi arkadaşlar. 1.5 trilyon TL toplanmış vaziyette ve 81 milyar dolar karşılığında. Bunun da 63 milyar doları TL hesabında USDA endekslenmiş vaziyette. Ve hazineye maliyeti de trilyonlarca TL. Trilyonlar. Şimdi bu Türkiye Cumhuriyeti’ni 1970’li senelerde döviz darba ağzına sokan sizlerin hiçbirini hatırlamazsınız. DCM diye bir şey vardı. Dövize çevrilebilir mevduat hesabı. Bugünkü KKM’nin aynısı. Ve Türkiye’yi 70’li yılların sonunda benzin kuyruklarına, yağ kuyruklarına mahkum etti. O ekonomik program. Bugün Türkiye’yi maalesef ona benzer karanlık günler bekliyor. Bugün dünya piyasaları daha gelişmiş olmamış olsaydı,
swaplarla falanlarla geçici palyatif tedbirlerle bu günü kurtarmaya yönelik imkânlar olmasaydı dünya piyasalarında, Türkiye’de bugüne kadar bütün döviz hesaplarına el konulmuştu. Ve bu yarın konulmayacak anlamına gelmiyor. Bakın tekrar söylüyorum. Türkiye bir ekonomik darboğazın içinde değil, Türkiye bir ekonomik batışın içinde. Ben bunu 18 aydır söylüyorum, 20 aydır söylüyorum. Dost acı söyler. Beni bundan dolayı eleştirebilirsiniz. Ben sizi karamsarlığa yönetmek için de söylemiyorum. Gerçek olarak söylüyorum. Bugünden Haziran ayına kadar da daha ne kadar aklı evvel zihni sivri fikirlerle ekonomik önlemler almaya çalışacaklar ön görmek mümkün değil. Tablo çok vahim. Bu tip çıkmazların içine düşen ülkelerden, Arjantin var bakın, 20 senedir çıkamıyor bunun içinde. Ben çok net söylüyorum. Ben bunun içinden çıkartırım Türkiye’yi. 6 ay içinde çıkartırım. 6 haftada değil, 6 ay içinde çıkartırım. 6 ay içinde çıkartırım. Başkaları gelirse 6 sene sonra tekrar çağırırsınız Cem Uzan geldiğine. Teşekkür ederiz. Buyurun beyefendi. Öncelikle Cem Bey merhaba. Hoş geldiniz burada olmasanız da. Benim sorum şu. Evet, böyle hasret gideriniz. Beni duygulandırıyor sizinlerle böyle konuşmak. Mutlu ediyorum. Teşekkür ederim. Bu arada gözyaşlarına boğulmadığınız tek program diyebilir miyiz? Bana mı diyorsun? Evet, genelde hep duygulanıyorsunuz çünkü görüyoruz programlarda. Evet, duygulanıyorum. Neyse ara veriyoruz aslında. Arada toparlıyorum. Ben Hüseyin Furkan Yılmaz. Benim sorup şu, öncelikle şunu belirtmek istiyorum ben size.
Demin şunu şöyle bahsettiniz. Türkiye’de 3-4 tane sorun vardı. Ekonomi, eğitim vesaire vesaire. Bence en büyük sorun bütün kurumların denetimsizliği. Siz bu denetim konusunda aslında siz bu sorunun cevabını kısman cevap verdiniz ama bütün kurumlar denetlenecek mi? Cumhurbaşkanlığı kurumu da dahil denetlenecek mi? Teşekkür ederim. Yüzde 100 evet. Bak yüzde 100 evet. Çok doğru bir tespit. Denetimsiz olan yerde hırsızlığı önleyemezsin. Hırsızlığı önleyemezsin. Türkiye hırsızlığı önlemek mecburiyetindedir arkadaş. Hangi ekonomik beceriyi gösterirsen göster. Hırsızlığı engelleyemediğin takdirde iki yakam bir araya gelmeyecek. Sen bugün 10.000 lira kazan ayda. İstersen 10 milyon kazan. İstersen ayda 100 milyon kazan. Ben senin kazandığın paranın her ay %80’ini cüzdanından çalıyorsam senin kazandığın paranın hiç bir önemi kalmaz. Sen hep geçim sıkıntısı yaşarsın. Türkiye bu noktada. Türkiye 20 senedir soyuluyor. Bakın ben defalarca programlarda söyledim. Bugün bu programda da söyledim. %25 komisyonla çalışıyor iktidar diyorum.
Yapmayın gözünüzü seveyim. Hiçbirinizden bir reaksiyon gelmedi. Çünkü hepiniz benim doğru söylediğimi biliyorsunuz. Hırsızlık bitecek. Denetlenme gelmek zorunda. Teşekkür ederiz. Buyur kardeşim. Önce sen sor. Öncelikle Ozan abi sana bu programı yaptığın için teşekkür ederim. Ecem abi sana da bu programa katıldığın için ve malum ki kişinin burada olmasına rağmen katılmamasına ve sizin Fransa’da olup da bu programa katılmasına tekrardan teşekkür ediyorum. Hoş geldiniz. Hoş bulduk. Alkış gelmeyince kötü oluyor değil mi? Evet. Tamam. Eğitim hakkında sorular birkaç arkadaş tarafından soruldu.
Benim o sorulan sorular soruldu fakat ufak bir kısmı kaldı. Daha önceden ÖSS’yi kaldırmakla ilgili bir şey söylemiştiniz. Hala bunun arkasında mısınız? Yani ÖSS oldu, YKS oldu. YKS’yi kaldırmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda düşünün. Şimdi evet. Bir de ikinci sorun var. Bir dakika bir dakika bir dakika. Evet bir de bir devam var. Tamam bir dakika bekle. Şimdi orada şöyle bir şey var. Herkes seçme sınavını kaldırdığın zaman diyelim ki örnek verelim. Herkes OTT’ye gitmek isteyecek. Herkes Hacettepe’ye gitmek isteyecek. Herkes Boğaziç’e gitmek isteyecek.
Doğru değil mi? Doğru. Ben de bu düşünüledim. Tabii tamam şimdi. Peki bunu nasıl çözeceğiz? Dedim bunu çözmek lazım. Bir de bunu çözmek lazım. Bu nasıl çözülebiliyor musun? Fransa’da öğrendim ben bunu. Sorbonne Üniversitesi’ne başvuran herkes neredeyse kabul ediliyor. Aşağı yukarı yani %80’i kabul ediliyor. %90’ı kabul ediliyor. Yalnız benimki 100 tane talebe girdi değil mi? Birinci senenin sonunda 81 tanesi sınıfta kalıyor. Tamam mı? Ve sınıfta kaldı mı bay bay. Demek ki 19 tane talebe kaldı. İkinci sene %50 oranında yine sınıfta kalıyor.
Yani sen ilk sene %20’ye, ikinci sene %50’ye girmen lazım. Onu beceriyorsan sorbonne’dan mezun oluyorsun. Aynı şey Otdide’de, Acettepe’de, Boğaziçi’nde de olduğu sürece o zaman ÖSS veya şimdiye kadar YKS’e kalkar. Benim düşüncem bu konu hakkında şeydi mesela iktidar yanlısı, iktidarın sahip olduğu bir sürü üniversiteler var ve barajlar kaldırıldığı için herkes üniversiteye girebiliyor. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu konu hakkında herkes üniversiteye gitsin ya diyor. Herkes üniversiteye gitmiş olunca şimdi herkes mezun oluyor çünkü
sistem Fransa’daki gibi değil ve bir sürü vasıfsız üniversite mezunu işçi oluyor. İşsiz oluyor. İşsiz olan, ya işsiz olan, masumda insanlar da var. O zaman şurada, orada, şuna geliyorsun. O zaman mesleki eğitimi ne kadar önemli ona geliyorsun. O konuda bir şey diyeceğim mesela işte üniversite artık şey oldu. İlla üniversite değil yani. İlla üniversite olmasına gerek yok demek. Mesleki eğitimi aynı şekilde önemli. Eğitim sistemi hakkında planlarınız soru oldu. Daha sonra açıklayacağınızı söylediniz. İkinci sorum da daha önce bir programda şey söylemiştiniz.
Seçimi eğer kazanırsam bir after party’den bahsetmişiz. Bunu herkesin, tüm Türkiye’nin önünde bunu söz veriyor musunuz? Onu soracaktım ben. Aa bir söz veriyorum. Nasıl, nasıl yapacağız biliyor musun? Bana bugün sordular bunu. Bu programı şey yapmadan önce bir arkadaşım sordu. Dediler ki nasıl yapacaksınız dediler after party’yi. Ben dedim ki Türkiye’deki bütün futbol stadyumlarında aynı anda yapacağız. Alkışlar Umarım, umarım seçime katılabilirsiniz ve sizi tekrardan aramızda görmek isteriz sayın Cem Uzan. İnşallah, inşallah.
Party’i duydu hemen bıraktı bütün konuyu. Teşekkürler sağ olun. Merhabalar. İsmim Mete. Ben insan bir soru sormak istiyorum. Şimdiye kadar hiçbir arkadaşımız da sormadı da. Nasılsınız ya? 13 seneden beri Fransa’dasınız. İstanbul’da veya Türkiye’de neyi özlediniz? En çok özlediğiniz şey ne? Bundan ziyade nasılsınız, halinizi hatırınız nasıl yani? Sağ ol. Bak şimdi beni duygulandırdı. Olsa ağlamamıştın demiştin ya. Ama ağlayacaksanız oynamayalım. Böyle bir program.
Tabii 13 sene sürgün kolay bir şey değil. İnsanın aile fertlerinden uzak kalması, sevdiklerinden uzak kalması kolay şeyler değil bunlar. Bunlar, onun için söylüyorum ben. Ben canı yanan, yanmış ve yakılmış olan, canı yakılmış olan bir insan olarak, malı mülkü çalınmış bir insan olarak, insanımızın geleceğinin çalındığında onun neler hissettiğini hissedebildiğimi zannediyorum ve inanıyorum buna. Öyle hissediyorum kendimi. Tabii ki Türkiye’yi çok özledim. Çok özledim. Tabii ki Türkiye’de özlediğim çok şeyler var. Dostlarımı özledim. Gittiğim yerlerde yediğim yemekleri özledim. Sohbeti özledim. Çok şeyimi özledim. İnşallah bu hasret bitecek. Ben bu inançla çalışmaya devam ediyorum. Pes etmek yok. Buyurun. Şimdi ben bütün sorularımı aslında arkadaşlar sordu benim soracağım soruları. Ben aslında şimdi biraz güncel bir konu var. Hemen hemen herkes biliyor. AK Partisi son seçim yatırımını yaptı ama nereye yaptığını tam bilmiyorum.
Diyor musunuz bir toplu konut 100 yılın projesi insanları, evsiz insanları ev sahibi yapacaklar ki bu geçmişte makarna idi. Şimdi de Toki’nin evine dönüştü diye düşünüyorum ben. O yorumun soruyorlar. Siz bu Toki’yle ilgili ne düşünüyorsunuz? Olası bir cumhurbaşkanı seçimini kazandınız, geldiniz, herkesten %10 peşinatlar alınmış, kasayı bir açtınız, paralar seçimde harcanmış. Bu insanlara ne yapacaksınız? Şimdi sen bir dolandırıcılığı tarif ettin bana. Son 20 senedir zaten.
Onun için işimiz kolay olmayacak. Çünkü büyük ihtimalle bulacağımız tablo o. Ben de öyle düşünüyorum şu an. Benim evim yok. Ama başvurmuyorum. Akıllılık edersin kesin doğru, tespitin doğru. Şimdi adamın bir daha bir şey sorarlar. Kardeşim sen 20 senedir bu ülkeyi yönetiyorsun. Madem Aslı’nın projesiydi de bu. Dün akşam yattın bu sabah kalktın da mı jeton düştü sende? Bunu sormak lazım.
Biz soruyor muyuz? Biliyorum sizin sorunuzu. Ben bunu genel olarak bütün topluma söylüyorum. Bunu sormak lazım. Şimdi bu tamamen bir göz boyama. Seçime 9 ay var. Adayların kesinleşmesine 6 ay var. 6 ayda 9 ayda neyi yapacaksın? Sen sadece bu arada milletten bir para tokatlayıp bir para kaynağı yaratabilir miyim ki seçimde dağıtabileyim? Yoksa zaten basmaya devam ediyor. Basmaya devam ettikçe enflasyon %180’den 280’e gelecek. 300’e gelecek. Neye gelecekse artık bastığı para miktarına bağlı olarak da. Böyle bir açmazın içinde. Doğru bir tespit. Parayı yatırma bak. Çok akıllı bir iş. Bir sorum daha var. Çok kısa hemen. Hızlıca hemen sorayım. Çünkü son olarak soruları alacağız. Çok kısa. Bu birazcık popülerist bir şey olabilir ama. İzmir’in kurtuluşu ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Kombiciler gibi mi yoksa bizim gibi mi düşünüyorsunuz? Siz kimsiniz onlar kimler? Tamam teşekkür ederim.
İkidara gelirse Bayraktar projelerini destekleyecek mi? Bunu merak ediyorum. Ne projesi? Bayraktar projeleri, SİHA’larımız, İHA’larımız. Maliyeti ne? Bilen var mı? Propaganda makinesi olarak baktığımızda. İHA’lar ve SİHA’ların iyi sonuç aldığı söyleniyor. Değişik ülkelere satıldığı söyleniyor. Zekice yapılmış bir montaj projesi. Montaj montajdır. Sonuca bakmak lazım. Ben maliyetine bakıyorum. Üretim maliyeti 5.5 milyon dolar. Bilmiyorum. Ben rakamları görmeden bir şey söylemek istemiyorum. Anladım. Yani rakamları görmeden spekülatif olarak şu kadardı. Satış maliyeti de olabilir 5.5 milyon dolar. Peki dünyadaki etkisini propaganda olarak mı görüyorsunuz yoksa inanıyor musunuz bu etkiye? Şimdi bakın bunun Azerbaycan’da kullanıldığını biliyoruz. Ukrayna’da. Ukrayna’da şimdi kullanılıyor. Belli ölçüde Güneydoğu’da kullanılıyor. Ki Güneydoğu’da kullanılması bu tip bir aracın güneydoğu’da kullanılması son derece doğru bir olaydır. Son derece doğru bir olaydır. Çünkü F16’larda Güneydoğu’yu istediğiniz kadar bombalayın.
Hiçbir işe yaramaz. Geçerken futbol sahasında bir şey bırakıyorsunuz. Hiçbir işe yaramaz. Kayaları dönmekten başka hiçbir şey yaramadı. 30 senedir de. Funtomlarla başlayıp F16’larda devam eden bombardıman soru gidiyor. Orada alçak gittiği yani F16’ya nazaran alçak uçuşta olan ve yavaş uçuşta olan saldırı araçları lazım. İH’lar ve SİH’lar bu konuda doğru tespittir. Doğru üretimdir. Maliyetine bakmak lazım. Hükümetten aktarılan kaynağa bakmak lazım. Bunları bilmeden daha fazla bir yorum yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Anladım. Teşekkür ediyorum. Buyurun. Merhabalar sayın uzam. Barış Onaylı ben. Ben sizin sınır ötesi harekatlarla ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum. Teşekkürler. Bir şeyi mi kastediyorsunuz? Suriye’yi mi kastediyorsunuz? Evet. Evet. Suriye tamamen yanlış bir olaydır. Suriye tamamen yanlış bir olaydır. Şimdi yere oturalım doğru konuşalım. Suriye’de Sünni nüfus çoğunlukta Şii iktidar var diye Davudoluz döneminde başlatılan bir operasyondan bahsediyoruz. Hatırlayacaksınız Şam’da Emeliyye Camii’nde namaz kılacağız.
Hayır. Türbeden önce Şam’da namaz kılacağız. Tamam. Ve Türkiye Suriye’deki iç savaşın destekçisi, finansörü ve baş aktörüdür. Bunun bedeli de sadece bir 20-30 milyar dolar değil 6 milyon da yeni vatandaş olarak gelmiştir. Yani yeni vatandaş derken biraz alaycı bir şekilde söylüyorum. Yeni komşular olarak gelmiştir. Tamam. Suriye’den Türkiye’ye PY dediğin veya YP dediğin her gün ismi değişen bu örgütlerin bir saldırısı olmadı.
Benim bildiğim olmadı. Türkiye’nin Suriye’de asker bulundurmasını gerektirecek hiçbir şey yok. Hiçbir gerekçi yok. Ve bu konuda geri adım atmak üzere zaten. Hiç merak etmeyin. Onun için sınır ötesi operasyonlar belli bir şekilde Irak için daha geçerli olan bir şey. Onun dışında da başka bir şey yok zaten. Yani Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya da savaş açamayacağınıza göre. Teşekkür ederim. Evet söyle kardeşim. Teker teker söyleyeceğim. Birer yanıt almak istiyormuşum. Evet veya hayır diye. Anlımızı geri getirecek misiniz? Andımızı? Evet.
Anadil’de eğitim getirmeyi düşünüyor musunuz? Evet. Askeri liseleri tekrardan açacak mısınız? Evet. Ekonomi politikalarınızı hangi ideoloji üzerine kurmayı düşünüyorsunuz? Hayır. Ya işte… Hep söyle değilmiş demek ki. İşte liberal bir ekonomik politikası mı oluşturacaksın? Yoksa devletçi mi ondan bahsetmeye çalıştın? İkisinden de biraz. Efendim? İkisinden de biraz. Devletçi. Hayır yok devletçi değil mi? İkisinden de biraz dedim. Yani… Sosyalist olası. Bir dakika bir dakika bir dakika. İkisinden de biraz derken detayını sor merak etti açıklayayım diye öyle söyledim. Bir bu kamu özel iş birliği projeleri var. Bunların hepsi devletleştirilecek. Tamam mı? Hazine garantileriyle yapılmış. Soygun projeleri bunlar. Bunların hepsi devletleştirilecek. Tamam mı? Türkiye’de rüşvetle yapılmış. Avantayla yapılmış. Onlarca milyar dolarlık soygun düzeni sona erecek. Ben size bir örnek vereyim. Ben ve kardeşin telsizi kurduğumuzda kimse bize siz alın şu kadar para da
biz hazine garantisi veriyoruz. Milyar dolarlık yatırımlar yapın da cep Türkiye cep telefonu şebekesini getirin demediler. Aksine der ki al size birer lisans. Bir tane bize bir tane TÜKSERE. Alın lisansınızı ihaleye girin. Lisanslar alındı. Ondan sonra tamam kardeşim sana iki selam var. Kur. İşletmeye başla. İşletmeye başladıktan itibaren yüzde 65’i gelirim benim bana ait. Yüzde 35’i sana ait dedi. Sonra da 500 milyon dolar 1998’in parasıyla getirip lisans bedeli ödeyeceksin dedi. Ondan sonrası yüzde 65’in geliri sana yüzde 35’in geliri bana dedi devlet. Tamam. Milyarlarca dolar değerinde iki tane Türk şirketi bu projeyle hayata geçirildi. Sen köprüyü yapmak istiyor musun? Tüneli yapmak istiyor musun? Yap. Yap. Ben sana yapma izni veriyorum. Ama cebimden senin şişirilmiş maliyetini karşılamıyorum. Şişirilmiş inşaat maliyetini ben finanse etmiyorum. Bunu ne zaman yapıyorlar biliyor musun? Onu finanse ettiğin zaman çünkü oradaki ödenen paranın yüzde 25’i iktidara komisyon olarak geliyor. Rüşvet olarak geliyor. Tamam mı? Ondan dolayı bu tip projelerin hepsi kamulaştırılacak. Sözleşmeleri fes edilecek. Hukuki şartları yerine getirilerekten. Bak hukuki şartları yerine getirilerekten kesinlikle ve kesinlikle kamulaştırılacak. Teşekkürler. Evet kardeşim buyur. Taner Yasin Gulec ben. İki tane sorum olacak benim Cem Bey’e. Birincisi Mavi Vatan hakkında ne düşünüyor bunu çok merak ediyorum. Eksajere edilmiş bir olay olarak görüyorum. Uluslararası hukuku iyi okumak lazım. Anlaşmalar, anlaşmalar devletleri bağlayan anlaşmalardır. Bu anlaşmaları kafanıza göre yorumlayıp değiştiremezsiniz. İkinci sorumda dolandırıcı olmadığınızı söylediniz. Ama sizin yönetiminizde olan İmr Bankası zamanında insanlara hayali bir şekilde hazine bonosu ve devlet tahvilini sattı. Kendi portreyninde bulunmayan hazine bonolarını sattı. Bu bir dolandırıcılık değil midir? Sen nereden çıkardın bunu? Hürriyet Gazetesi’nin haberinden.
Tamam, sahtekar Aydın Doğan’ın yalanlarından bir tanesi daha bu. Ama hayır. Bir dakika, bir dakika, bir dakika. Bunu kumpası kuranlar bu suçlamayı yaptılar. Tamam mı? Raporunu ver dedim. Kime satmışsın? Ben İmr Bankası’nın yönetiminde değildim. Aileme aitti, babama aitti. Evet İmr Bankası. Ama kime satmış İmr Bankası? Ahmet’e satmış, Mehmet’e satmış, Ayşe Hanım’a satmış, Fatma Hanım’a satmış. Bunların hiçbirinin dökümünü bile vermedi. Ama bankanızda reklamları var bunun.
Bir dakika kardeşim, bir dakika. Banka hazine bolosunu satar, reklamında yapar ve satar. Elinde olan hazine bolosunu satar. Olmayanı değil, olmayanı sattığını Aydın Doğan uydurtuyor. Ama BDTK bunların suçluyusunda bulunmuş. Kardeşim bitireyim mi? Bana belgesini ver diyorum, Temes Efe’ye. 20 senedir vermedi. Ticari sır diyor. Bana suçlamayı yapıyor ama belgesini vermiyor. Yani bu doğru değil. Doğru değil, hayır. Tamam, teşekkür ederim. Teşekkürler. Evet kardeşim. Öncelikle merhaba Cem abi. Merhaba. Size sorum şuydu. Önceden PETKİM’in özelleştirilmesi kapsamında siz sayın Cem Uzan ve Hakan Uzan 605 milyon dolar karşılığında hissiyat alımını kazanmıştınız. Ama daha sonra Çay İş’in elektrik dağıtımını bakanlığa devretmediğinizden dolayı el konulduğuna dahil bir iddialar var. Bunun hakkında ne söylemek istersiniz? Peki siz birbirini ne karıştırdınız? Hayır, işte size 605 milyon dolar karşılığında kazandınız. Ama sanırım 10 milyon dolarınız yanarak size PETKİM teslim edilmedi kazanmanıza rağmen. Bunun teslim edilmemesinin sebebinin işte Çay İş’in elektrik dağıtımını bakanlığa teslim etmemeniz olduğu söyleniyor. Bunun hakkında ne söylemek istersiniz? Bir dakika bir dakika. Bu soruyu sen mi soruyorsun? Başka birileri mi soruyor? Merak ediyorum. Çünkü karıştırdık değil mi? Tamam, okey. Başka kimsenin öğrenmedi mi? Bir yerden gördüğümü size sormak istedim. Merak etmeyin yani buraya soru dağıtılmadı. Çünkü bu üçüncü kez söylüyorsunuz. Bu arada senin sanırım bahsettiğin konuyu KRT’de sayın Uzan cevaplamıştı. Aslında karşılıklı anlaşmalar durumu falan filan orada yapılanın bir kumpas olduğunu da
anladın. Ama cevap vermek isterseniz tekrar kısaca. Tabii tabii. Şöyle cevabını vereyim. Çukurova elektrik devlet tarafından özelleştirilmiş bir şirkettir. Halkı açık bir şirket. Devlet hisselerini sattı. Biz de ihaleye girdik. Koç ve sabancıdan daha fazla para vererekten ihaleyi aldık. Daha sonra sabancı hisselerini sattı. Onların da hisselerini aldık. Ondan sonra sır barajını bitirdik. Sonra belge barajını bitirdik. Şirket Türkiye’nin en karlı şirketi haline geldi. Belge barajı açıldıktan bir sene sonra bir yönetmelik değişikliği yaptılar.
Şirketin iletim haklarından vazgeçmesini istediler. Biz bunun bize satılmış olduğunu ve şirkete ait olduğunu söyledik. Bir gecede polis baskınıyla şirkete çöktüler. Şimdiki tabiriyle söyleyeyim. Çökmekte kalmadılar. Bakın madem hepiniz bu kadar gazeteleri okuyorsunuz.
13 Haziran 2003 tarihli gazeteleri de seyredin. Star gazetesini de bulun. Bulabilirseniz arşivini yok etmedilerse. Orada polisin nasıl şirketi bastığını, jandarmanın nasıl bastığını göreceksiniz. Tamam mı? Sonradan bir baktı ki Recep Tayyip Erdoğan, başbakan o zaman. Abdullah Gül, Abdül Latif Şener. Baktı ki aaa biz adamın malına el koyduk. Yalnız bir şey atlamışız. Bunu yapmanız için bakanlar kurulu kararı lazım. Tamam mı? Bakanlar kurulu kararını apar topar çıkardılar. Ahmet Necdet Sezai de gönderdiler. Bakanlar kurulu kararının geçerli olması için Cumhurbaşkanı’nın imzalaması lazım. Ve resmi gazetede yayınlanması lazım. El konulduktan 5 gün sonra 17 Haziran’da resmi gazetede yayınlandı. İlk önce öldürdüler. Sonra kılıfını hazırlayıp tescil ettiler. Biz idam etmiştik diye. Halbuki yaptıkları cinayetti. Tamam mı? Tamam. Üstüne şunu da eklemek isterdim.
Tamamen okuduğum iddialara göre soruyorum. Ben bunu sadece doğruluğuna öğrenmek istediğimden dolayı. Şirketinizin yıllık 40 milyon lira zarar ettiğinden dolayı bakanlığın el konulduğu söyleniyor. Bunun hakkında ne demek istersiniz? Kimin ki? Hangi şirketin 40 milyon? Ya elektrik dağıtımının yapılmasına için el koyulduğu söylenmiş. Ya bir dakika bir dakika bir dakika. Sen yanlış okumuşsun. Ben sana şunu söyleyeyim. 400 milyon dolar kere ediyordu şirket. Halka açık bir şirketti. Bilançosu da tescildi. 400 milyon dolar kere etti.
Ve bu 400 milyon doları 200 milyon doları hissederlerine kâr payı olarak ilk taksit olarak dağıtıldı. İkincisi de 3 ay sonra dağıtılacaktı. Şirkete el konuncaya kadar. Arada şirkete el kond. Tamam mı? 400 milyon dolar kere ediyordu. 40 milyon dolar zarar değil. Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Ben size bir şey merak ederim arkadaşlar ya. Buyurun. Hepiniz birçoğunuz benimle ilgili şahsınla ilgili her şeyi soruyorsunuz. Her şeyi soruyorsunuz. Onu gazeteden okudum. Bunu şuradan okudum falan. Sorup ben de hepsini cevaplıyorum.
Hiçbiriniz geleceğinizle ilgili bir şey sormuyorsunuz. Geleceğinizle ilgili ekonomiyle ilgili çok az şey soruyorsunuz. Sanırım onları kafadaki o büyük soru işaretlerini giderdikten sonra noktaya çevirecekler o sorularla. Buyurun. Ben şey soracağım. Siz bir cumhurbaşkanı olmak istiyorsunuz ve her siyaset bir ekip işi oluyor. Sizin arkanızda nasıl bir ekip var bunu hiç bilmiyoruz. Hiçbir şey açıklamadınız bu konuda. Bunları merak ediyorum. Tabii tabii. Ben size şöyle söyleyeyim. Genç Parti’nin 67 ilde teşkilatı var. 67 ilde.
10 tane ilave ilde de şu anda kongres sürecinde. Son derece kıymetli insanlardan oluşuyor. Çok genç insanlardan oluşuyor. Şimdi herhalde benim daha önceki programlarımı seyrettiyseniz, İleşik YouTube kanallarında, tarım politikasından bahsediyorum. Maliye vergi politikalarından bahsediyorum. Döviz kurlarından bahsediyorum. 128 milyar doların çalınmasından bahsediyorum. Bahsediyorum. Bir sürü ekonomik konudan bahsediyorum. Bir sürü sosyal konudan bahsediyorum. Bunların hepsini benim tek başıma verleyip toparlamam mümkün değil herhalde. Kimse süpermen değil. Bu bir ekip çalışması.
Son derece de bilgili bir ekip var. Onlarla çalışıyorum. Burada her gün önüme onlarca sayfa rapor geliyor. Onları okuyan, onları üreten, onları takip eden bir ekip var. Bugün ben size ismini söylesem, Ahmet, Ali, Veli desem hiçbir şey tanımayacaksınız. Türkiye’de pırıl pırıl gençler var. Çok kıymetli insanlar var. Onlardan oluşan bir ekip var. Sağolsun siyasi parti liderleri ve temsilcileriyle görüşüyoruz programlardan sonra. Onların daha önce verdikleri röportajlara bile bu programdan sonra insanlar dönüp gidip bakıp dinliyorlarmış. O yüzden bu gibi kadro ekonomiyle ilgili neler yapılacağı gibi soruların cevaplarında
aslında sizin daha önce çıkıp verdiğiniz röportajlardan insanlar bakacaklardır. Çok teşekkür ediyorum. Kim dese mikrofon buyursun. Hemen son iki üç soruyu alalım bitirelim. Röportajınızda dediniz ki Euro’ya endeksli olacak, emekli maaşları her şey. Almanya’nın Mark’tan vazgeçip Euro’yla devam etmesi gibi bizim de TL’den vazgeçip Euro’yla devam ettiğimiz gibi durum söz konusu mu? Öyle bir ekomodel düşünüyor musunuz? Tabii, tabii. Bak şöyle söyleyeyim. Çok net bir cevap, çok doğru bir soru.
Şimdi Avrupa Birliği’ne girmeden ve ekonomik kriterlerinizi tam sağlam oluşturmadan Euro’ya geçemezsiniz. Direkt, direk birebir Euro’ya geçemezsiniz. Çünkü bakın ben size az önce arkadaşlarla söyledim karşılıksız para basmaktan bahsettik değil mi? Şimdi Euro Avrupa Merkez Bankası tarafından basılır. Avrupa Merkez Bankası’nın merkezi Frankfurt’tadır. Ve Avrupa Birliği’nin ekonomik politikaları çerçevesinde her ülkenin bütçesine göre nakit ihtiyacını karşılayan bir merkez bankası görevini görür.
Bunun sağımdan solumdan kıvırmaya kalkarsanız, bunu suistimal ederseniz, bundan aşağı yukarı 9-10 sene evvel ki Yunanistan’ın durumuna düşersiniz ekonomik olarak. Bundan dolayı, o Yunanistan tecrübesinden dolayı baktığınızda bugün halen Bulgaristan’da ve Romanya’daki aşağı yukarı 10 senedir Avrupa Birliği üyesi hepsi değil mi? Daha belki de daha fazladır. 10 seneden de fazladır hatta. Avrupa Birliği üyesi kendi para birimleriyle yürüyorlar. Yanılmıyorsam Polonya’da da halen kendi zloty para birimleri var.
Şunu yapabilirsiniz, direkt euroya geçmeniz ancak üyelikten son olabilir. Ama velakin siz direkt euroya geçmeden paranızı euroya endeksleyebilirsiniz. Yani 1 euro atıyorum o günün parasıyla geldiğimizde belki 30 mı olacak, 40 mı olacak bilmiyoruz. Biz diyelim ki 30 olduğunu varsayalım, yuvarlak hesap konuşup 30 liradan ben bunu endeksliyorum diyebilmeniz için bir defa son derece sert bir bütçe disiplini uygulamak zorundasınız. Siz bunu uyguladığınız takdirde, karşılısız para basmadığınız takdirde paranız değer kaybetmeyecektir. Ve bütün maaşları, bütün ekonominin katmanlarını bu bütçe disiplini çerçevesinde euroya endeksleyerekten euro bazında bir ekonomiye geçebilirsiniz. Yani diyelim ki 1 kişi 1 euro maaş alıyorsa teorik olarak konuşalım, bu maaşı euroya endeksli 30 lira maaş alıyor diyelim.
Eğer sen para basmıyorsan veya hatta bütçe açlığın son derece kısıtlı ise ve 31 liraya çıktıysa euro 1 sene sonunda o kişinin maaşını da 31 liraya endeksleyeceksin. Anlatabildim mi? Anladım teşekkür ederim. Çok kısa bir şey daha soracağım ben çok kısa. Çok hızlı lütfen kapatıyorum çünkü. Sizin hep ülkeden kaçtığınız, gittiğiniz söyleniyor fakat benim araştırdığıma göre FETÖ’nün Fethullah Gülen’in örgütüne bağlı Zekeriya Öz gibi şu anda aranan tiplerin sizi tehdit ettiğini birazcık okudum ben araştırdım.
Şu anda da hala sizi tehdit ediyorlar mı? Geldiğiniz zaman hala içimizdeler. Hala bir cemaatçılık problemi var ülkemizde. Hep böyle bir benden olan benden olan bir röportajla da şunu dediniz. Bir bakanlıkta A görüşü varsa diğer bakanlıkta da B görüşü olmalı. Bunu sağlayabilecek misiniz? Hala içimizdeki bu hainlerle nasıl baş edeceksiniz? Şimdi bakın ben size bir şey söyleyeyim. Bir defa Türkiye son 20 senede çok yoğun bir algı yönetimine maruz kalmış vaziyette.
Şimdi 16 Temmuz olaylarının daha tam olarak çözüldüğünü kimse söyleyemez. 17-25 Aralığı da kimse açıklayamıyor. Herkes unutuyor. Bugün herkes Fethullah Gülen’e şöyle diyor böyle diyor falan da. Peki Recep Tayyip Erdoğan’ın onlarca sene metyeler düzdüğünü unutuyoruz değil mi? Tabii ki de o yönlendirir zaten. Kolkul aydınlayıpsız. Tabii. Benim şahsıma yapılan kumpasın baş müsebbibi AKP’dir ve Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsıdır. Diğerleri maşaydı.
Diğerleri o günün kullanılan kullanılışlılarıydı. Teşekkür ederim. Aslında herkesin söylediğini tam tersini söylüyorsunuz. Onlar Recep Tayyip Erdoğan’ı kullandı diyor buradaki insanlar. Siz de hayır onlar onları kullandı diyorsunuz. Şimdi bakın bir dakika. Sonuç olarak iktidarda kim var? Maçı kim kazandı? Galatasaray mı? Birisi uyuyakaldı bir ihtimalle. Sayın Uzant, teklifimizi kabul edip programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz. Ben teşekkür ederim. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili bir şeyler söylemenizi isteyenler var.
Hayvan Hakları İstanbul Sözleşmesi. Bununla ilgili de son sözlerinizi alayım ben sonra programımıza katılacağım. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması. Bakın neden çıkıldı İstanbul Sözleşmesi’nden? Herkes unutuyor. Rahmetli oldu şimdi. Oğuzhan Asil Türk istedi diye Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Bu kadar basit. Ne o siyasal İslamcılar bir taviz kopardılar. O kadar. Bu kadar. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması Türkiye için ızdırap verici bir ayıptır. Sizin geri getirdiği… Bu sözlerinden herhalde geri getireceğimi anlıyorsunuzdur.
Evet. Çok teşekkür ediyoruz. Çok sağ olun. Bir de bir şey daha söyleyeceğim. Bu reklama giriyorsa reklama giriyor. Hiç fark etmez. YouTube’dayız. Bu. Herkese tavsiye ediyorum. GP Wynn’e iyi baksınlar. İnternetten girsinler. Baksınlar. GP Wynn internet dünyasında, kripto dünyasında, NFT dünyasında bir devrimdir. Bunu araştırsınlar. Teşekkürler. Çok sağ olun. Biz siz gittikten sonra arkanızdan konuşacağız.
Bizim programında olayı budur. Birazcık gıybet yapacağız. Hadi bakalım. Çok teşekkürler. Sağ olun. Teşekkür ederim. Bir beş dakika ara verelim. Sonra kalmak isteyen kalsın. Gıybetimizi yapalım. Teşekkür ederim. Bugün en azından ateş basmadı salonu. Genç partiden insanlar var aramızda şu anda. Gıybeti de burada şahit olacaklar. Haberiniz olsun. Uyarayım da sonra böyle bunlar var ya falan diye girmeyin. Sen çok aktifsin. Program mı yaptırsam ben babalada acaba ya? Bana uyar. Çok yetenekliyim. Senden duman çıkıyor mu hala? Kaliteli soru sorar. Cem Uzan’ı gördüm. Kalbim küt küt atladı adamı görünce. Bence o soruyu tekrar yavaş yavaş shop yapalım. Geçen günde mesela koluma böyle yapmıştım. Sağ olsun o kadar güzel düzenlemişler ki şokasiz çıkmıştım. Yani o video gibi bir video istiyorum. Öylesin zaten ama dediğim gibi. Bir şey kesemiyoruz ama çok da şey yapmam. Tip partisinde çağıracak mıyız?
Tabii bu arada ya buradan tweet’e bir şey çıkmasın artık. Biz bizeyiz. Samimiyiz. Ne olursunuz tweet’e atmayın. Çok uğraşmak zorunda kalıyorum sonra. Salondan biri tweet atmış biliyor musunuz? Orada şöyle şeyler olmuş falan diyorlar. Hatta biliyorsunuz geçen bölüm beni sinir hassası ettiler. Allah razı olsun. Dolga nerden ben de. Sen ama niye kadın programı gibi davranıyorsun buraya? Dur bir dakika. Bir saniye mikrofon gelecek sana. Bu kadarcık adam böyle bir program yaparken birilerinin çıkıp. Memleket partili sevdalları varmış sadece salonda. Twitter bir de biliyorsun. Twitter’da birisi bir şey yazdığı zaman illaki onun altında bir karşılık buluyor. Bu karşılıklardan o kadar nefret ediyoruz ki. Biz açık ve net bir programız. Hiçbir cümleyi bugüne kadar bu programda kesmedik kesmeyeceğiz de. O yüzden sana söylemek istediğim oydu yani. Geçen bölümde kızın bir tanesi heyecanlanmış. Kolay mı abi? Şurada mikrofonu alıyorsun. Bir soru soracaksın. Yanlış bir cümle kurabilirsin. Dilin sürüşebilir. Twitter’da madara olmak söz konusu ki birçok insanla etmiyoruz. Onları kesebiliyoruz yalnız söylenen kelimeleri biliyorsun ya da cümleleri. Ama şurada bir herkes dönüp sana bakıyor. Bu soruyu kim soruyor? Kötü bir soru sorarsan ya ne sordu? Bu falan diyebilecek birçok insan burada ve Twitter’da ve YouTube’da var biliyorsun. Kızın bir tanesi çok heyecanlanmış geçen bölümde. Böyle eli ayağı yerine durmuyor. Soru soruyor. Bitirmişler kızı biliyor musun YouTube’da yorumlarda? Biri bana gizli HDP’li yazmış. Oğlum senin ne oldu ne bok olduğunu belli değil ki. Biz de anlayamadık yani her bölüm buradasın. Nasıl oluyorsun onu da anlamadık ama yazacaklar. Ya bu beni artık engelleyemeyeceğim fakat psikolojime en azından sağlam tutmaya çalıştığım bir konu bu. Pringles’la çıkmamın sebebi neydi biliyor musun?
Bunu diyecekler çünkü. Cem Uzan kesin onlara para verdi. Bana şey dediler işte en son. AK Parti bana para vermiş. Çok büyük meblağ para vermiş. Ben buraya hep muhalefete laf sokanları çıkartıyormuşum falanmış filanmış. Biliyorsun olanları dönenleri. Ama olduğumuz gibiyiz. Hiçbirinizi dediğim gibi ben seçmiyorum. Sevgili Kamil ve ekibimiz seçiyor. Seni ikinci kez gördüm. Bu çocuğu üçüncü kez görüyorum. Artık bu ekibi de değiştirmek gerek galiba. Bir şeyler oluyor. Olsun. Olsun. Yani şey yapmayacağız.
Beyefendi Cumhuriyet Halk Partisi’ne şu anda çok gelmek isteyen var ama tabi ki etik olarak önce Kılıçdaroğlu’na gönderdik davetimizi. Cevap gelecektir yakında. Ona göre kendisi beyefendi gelmezse partide birçok isim gelmek istiyor. AK Parti Gençlik Kolları Başkanı. Başkanı. Biz İslamofobik ve işte şöyle böyle falan şeylere katılmıyoruz gibi bir açıklama yaptı biliyorsunuz. O açıklamanın esesini aldım. Yakında o esesle beraber AK Parti’den konuk olacak beyefendiyi de yazıp kendisine kendisine.
Teşekkür ederim. Bunu yapmasalar ne güzel olur. Bak AK Parti’ye en çok zararı veren AK Parti’dir. Bugüne kadar hep öyle olmuştur. Bugüne kadar AK Parti’ye Cumhuriyet Halk Partisi zarar verememiştir. AK Parti hep kendi bacağını sıkmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi’ne de en büyük zararı Cumhuriyet Halk Partisi vermiştir. Mesela. Oha mesela dedirtme bana oğlum. Dur ben şu an tarafsız bir insanım ben dur. Ama AK Parti’de böyle şeyleri olabiliyor. AK Parti’de yıllar önce 2018’de bir seçim programı yapayım mı dedim ki yaptım biliyorsunuz.
Bütün Türkiye izledi hatta YouTube’da. Dünyada ikinciydik ilk Ruslar yapmış. YouTuberlar siyasetçileri çıkartmışlar. İkinci de bizdik. Yani düşünüyorum Çankaya Köşkü’ne gitmişim. Binali Yıldırım o zaman başbakan yani başbakan abi adam. Öyle kusura bakmayın. Binali Yıldırım falan falan yapamazsınız adam başbakan. Beni davet etmiş sağ olsun. Gittim. O sırada ben öncesinde de post atmıştım demiştim ki böyle bir siyaset programı yapsak da keşke katılsa siyasiler. Bakın bizi milyonlarca genç izliyor. O gençler oy verecekler. İlk defa oy verecek olanlar vardı 2018’de.
Belki fikirleri değişir. Belki partilerin dengeleri değişir. Abi niye biz değiştiremeyelim? CNN Türk mü değiştirecek? Ya da Haber Türk mü değiştirecek o dengeleri? Hayır abi. O dengeleri yalnızca ekonomi değiştirebilir. Neyse olsun. Ama belki hani bizim de bir etkimiz olabilir dedik. Böyle bir post paylaştım. Bak hiçbir riyakarlık yok. Babala TV’nin de böyle fotoğraf da koymadım. Babala TV’nin logosunu koydum. Instagram’a altına da dedim ki ne güzel olur. Ak Parti’de genel başkan yardımcısı olan bir beyefendi şu lakaytlıkla zaten bu siyasette Ak Parti’nin en çok kendine zarar verdiği kısım budur.
Bu üslüptür. Şey yazmış. Ya sen bize bir konum at belki geliriz. Ahın ahın ahın. Kayıtta mıyız oğlum şu an? Tamam. Sağ olsun. Böyle bir şey yazınca… 3 bin kişi. 3 bin kişi beğenmiş bak. 3 bin kişi beğenmiş. 3 bin insan like’a basmış. Adamın o yazdığı o lakayt şeyi. Yani sen koskoca bir partinin, ülkeyi yöneten partinin genel başkan yardımcılarından birisin. Ayıptır. Böyle iletişim kurulmaz gençlerle.
Ben küfreden bir adamım. Çok küfrediyorum ben. Seviyorum bunu. Ama bir de hayatı komple küfür gibi insanlar var. Adamlar hep benim küfürümden vurdular beni. Ben bugün bir şey paylaşıyorum. Bana diyorlar ki tabi. Peki söyle bakalım. Peki şunu söyle bakalım. Kuşlaroğlu niye böyle yaptı? Bana ne oğlum? Ben CHP’li miyim? Ben eskiden attığım bir tweet’i bugün paylaşabiliyorum mesela. Sen paylaşabiliyor musun? Ben eskiden attığım bir tweetle bugün fikrimi beyan edebiliyorum. Sen edebiliyor musun? Sen eski tweetlerinden korkuyorsun. Eskiden kaçıyorsun. Geçmişinden kaçıyorsun. Ben kaçmıyorum. Benim Fethullah Gülen’de fotoğrafım yok. Benim fuuş kasetim yok ki…
Vardır belki bilmiyorum. Ama evli değilim. Çoluğum çocuğum yok. Ne yapayım sizin? Ne yapayım yani? Ayrıca bana bunu yapamazlar. Tek beni vurdukları yer neresi biliyor musun? Sen küfür ediyorsun. Ediyorum. Devamını getirmeyeceğim. Bunun bir ekide var. Ediyorum yani. İnsanların bu üsluplarla bize yaklaşması… Ya bu herif küfür ediyor. İslamofobik bu. Ben islamofobik oldum mültecilere eleştirdiğim için biliyorsun değil mi? Mülteciler sakalını kesseydi de sakalsız adamları oynatsaydım keşke teaser’da. Her neyse. Sonra neyse. 2018’de genel başkan yardımcısı şey yazmış. Konumat belki geliriz. Akın akın. Çankaya köşkündeyim. Yorumu gördüm. Binali Bey’le konuşuyorum o sırada. Evet Sayın Başbakanım. Evet Sayın Başbakanım. Abi siz tam yazsaydınız. Sonra çıktım. Şöyle bir cevap verdim kendisine. Biz dedim az evvel Binali Bey’le yani Sayın Başbakanımızla görüştük. Alt katlara uğrayamadık ama uğrarsak size de şey yaparız dedi. Ha ne oldu? Bir üç dört gün hesap gittim. Kabuğunun içine kaçan kaplumbağa oluyor ya bir anda böyle. Gidiyorlar böyle. Biz unuttuk görmüyoruz zannediyorlar onları. Görmeye devam ediyoruz. AK Parti’den arkadaşlarımız varsa burada. Bizi izleyen arkadaşlarımız çoktur.
Onlara tavsiyem. Partiniz kendine zarar veriyor. Bu söylemlerle bu sert söylemlerle olmaz. Siz bizi memnun etmek için o görevlerdesiniz. Beni de memnun edeceksiniz. Çünkü ben de Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıyım. Seni de memnun edecek. Bu arkadaşımız da memnun edecek. AK Parti gençlik kollarını da memnun edecek. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı kim varsa herkesi memnun edecek. O yüzden ötekileştirerek insanları. Ya sen bize bir konum at. Ya sen bize bir konum at. Gelin. Ben birçok insanla kavga ediyorum. Adam bir şey söylüyor ve yalan.
Yalan söylüyorsun bak diyorum adamı. Ihh kitledim kitledim görmüyorlar kitledim hesabı. Yaptılar bunu çok fazla yaptılar. Halbuki üslup yol yordam bilmek lazım. Devlet yönetmeye adaysanız ki bir de adaylığı bırak. Tam sıfır noktasında aysanız birazcık üslup bileceksiniz. O yüzden kimin ne dediğine bakmayın. Herkes bu programa gelecek. Gelmek zorundalar. Çünkü artık hesap soruyor millet. Çatır çatır hesap soruyorlar. Sen niye çıkmadın diyorlar. Bazıları şeyi yumuşatmaya çalışıyorlar. Mesela istemafovik birinin programını çıkıyor. Ben bu programda soru bile sormuyorum farkında değil misiniz?
Burada herkesi kolluyorum. Kim gelirse gelsin hakaret ettirmiyorum. Üzerine propaganda yaptırtmıyorum. Yorum yaptırtmıyorum en azından. Bu sebeple beni öne sürmek bir kere ayıptır. Tamam AK Parti’den biri gelsin ben sunmayayım programı. Sunmayayım gerçekten müthiş olur. Ben sunmayayım buradan da söylüyorum. Bu programı yapanlar bu arkadaşlar ben değilim. Bu arkadaşlar yapıyor programı. Siz benden değil halkınızdan kaçıyorsunuz. Halkınızdan kaçacağınız tek bir yer var. Ayy hapse gireceğim. Sonuç olarak dediğim gibi kimse kimseye üstünü taslamasın onlar görevlidir elemandır.
AK Parti’nin hükümetin bütün üyeleri benim elemanımdır. Anladın mı? Onları ben koydum oraya. Benim elemanım onlar. Benim için çalışmak zorundalar. Diğer partiler gibi. Bütün partiler bizim için varlar. Kimse artistlik yapmasın ki yapanlarında zaten biliyorsunuz 90’a golü atıveriyoruz. Biraz önce verdiğim örneği daha patlatmıyorum burada. Hani şu beyefendi geliyor soruları alalım dediğim zaman birçok yüzün neye dönüştüğünü de merak ediyorum. Neye içimi döktüm ya siz konuşacaktınız ben kendim yardırdım. Programın önemiyle ilgili bir şey söylemek istiyorum. Ben apolitik bir insanım benim gibi birçok arkadaşım. Apolytik bir insan gibi yok gerçekten benim hiçbir siyasi parti ile görüşüm uyuşmuyor. Aslında kendime ait bir görüşüm var. Nedir o çok uzun. Çıplak dolaşsın sokakta ayrı bir kapalı part kurmuş. Ama belli başta uyuşan kesimle oy vermeyi düşünüyorum ve bu program benim için çok önemli çünkü bu programın sonucunda oyumu kesinleştireceğim aslında. Senin fikrini mi değiştirdim? Kime verecektin? Kime vereceksin? Eğer çok şey değilse söyle bize. Öyle söyleyeyim yine aklımda tabi ki de bir hisim vardı ama burada geçen bölümde Muharrem İnce’nin konuşmasından sonra benim fikrim değişti. Yani şöyle söyleyeyim senin bu programı yapman abi çok iyi bir şey. Niye? Çünkü bu ülkenin buna ihtiyacı var. Geliyorlar konuşuyorlar istediklerini söylüyorlar televizyonda bu böyle. Ama burada sorular sorulduğunda sıkıştıkları noktada neyi nereden vuracaklarını gösteriyorlar. Ve senin sayende biz bunu milyonlara yayıyoruz. Bir iki kişiye değil milyonlar görüyor. Süper sen Muharrem İnce’yi izledin ve fikrin mi değişti? Abi ben senin bütün bölümlerini izliyorum. Mevzulardan tut pinçe kadar. Çok teşekkür ederim. Bütün bölümleri ezbere biliyorum bu arada. Ben seni çok seviyorum. Sana yazdım ben zaten Instagram’dan vesaire bu Semiyalı Çocuklar için soru sormaya gelmek istediğimi. Allah razı olsun arkadaşlarınız dönüş sağladılar. Yani diyorum yani ben senin çok büyük bir hayranlığıyım. Çok teşekkür ederim. Gerçekten bu programa bu ülkenin ihtiyacı var. Teşekkür ederim.
İnşallah inşallah. Buna çok ihtiyacımız var. Bir faydası olursa ne mutlu bize hep beraber yapmış olur. Ben şunu da söyleyeyim buraya çıkan her siyaseten önce yani programı izlemeden önce kafamdaki bütün ön yargıları kaldırarak izliyorum. Ona göre sonradan tekrar yeni ön yargılar oluşturmaya çalışıyorum. Tamam evde izliyorsun değil mi? Kim istiyorsa mikrofonu vereyim. Oğuzhan bir cemizonda değerlendirelim mi Serkan’la? Evet evet. Gıybet bölümüne geçelim mi yoksa konuşsun arkadaşlar. Kim o?
Aa iyi bak görüyor musun genç partililer sizi bekliyormuş. Hadi söyle burada hepsi söyle. Arkalarından konuşacaktık. Serkan Bey buyurun genç partiden beyefendiler ve hanımefendiler buradayken. Ya şimdi yaşımız Cem Uzan’ın siyaset yaptığı dönemlere yetmiyor. Yeterli değil. Ben lisedeydim o zamanlarda. Vaatleri vardı ve Cem Uzan’ın o zaman verdiği vaatler bugün günümüzde gerçekleşen vaatler. Şöyle ki işsizlik maaşı deniyordu. O zaman biz gülüyorduk ya işsizlere maaş mı verilecek?
Gerçekten verildi. Okullara bedava kitap verilecek diyordu. Ve biz diyorduk ki ya okullara bedava kitap mı verilecek? Önceden bir okuşuyorsun ve sonra mı vuracaksın? Gıybet bölümüne gelemedik. Evet gülüyorduk. Ondan sonra biz açıkçası kendisine gelecekte ki bu acaba vaatleri nedir ne değildir diye soracaktık. Ancak birkaç soruda kendisi Mart ayında cevabını vereceğim. İlerleyen zamanda cevabını vereceğim. Sonra bana neden gelecekten soru sormuyorsunuz demesi beni çok şaşırttı.
Çünkü arkadaşların gelecekte alakalı sorularına zaten ilerleyen zamanda cevap vereceğini kendisi dile getirmişti. Orada bu konudaki söylemini ben yanlış buldum. Onun dışında şimdi soru soran arkadaşlara bende dahil biz sosyal medya üzerinde günümüzde bir şey olduğu zaman birisini araştırdığımız zaman ya YouTube’a adını soyadını yazıyoruz bir videosu var mı ya da Google’luyoruz. Diyoruz ki ya bakalım ne haberler çıkmış diye ve herkesi bir itham etti. Dedi ki ya bu soruyu nereden aldın? Bu soruyu kimden aldın? Bu soruyu ne yaptın?
Ben bu benzer durumu Melik Gökçekli’ye Twitter Spacesy yayını yaptığımda aynasını Melik Gökçekli de söyledi. Ben de Melih Bey dedim. Google’a yazarsanız Melik Gökçekli’ye. Sen Melik Gökçekli program mı yaptın? Evet. Çok iyi. Beni kusura bakma ben bir 5 dakika bunu düşüneceğim. İşte yorumsuz siz biliyorsunuz. Şimdi biz Cem Uzan’da da açıkçası şimdi buradaki genç arkadaşlar bu tarz meraklarını bu çıkan haberlerde kendisine soru sorarak gidermesi gerekiyor.
Çünkü bizim bu iddiaları evet o zaman taraflı bir basınsa kendisine karşı haber yapan ki öyle olduğunu söylüyor. Biz bu soruyu yönelttiğimiz zaman bize doğrusunu bir şekilde anlatması gerekiyor. Doğrusu bu durumu. Bizi itham ettiği zaman ama çok yanlış oluyor. Cem Uzan çok zeki bir adam. Yani bunu kimse inkar edemez tamam mı? Şimdi sen net bir soru soracaksın ve köşeye sıkıştırabileceğin sorular var. Bu soruyu seni temizlederek söylüyorum. Birçok arkadaşımız bu şekilde soru sormak istedi.
Ama sorunun başlığını o kadar takılmışlar ki yani Cem Uzan nereden biliyorsun bunu dediği zaman cevap verebilmeliydi birçok arkadaşımız. Biraz daha okusalar belki verebileceklerdi. Ama ne davanın ne zaman olduğuna bakmışlar. Ne davayı kim açmış ona bakmışlar. Ne bir şey olmuş ona bakmışlar. Bakmış böyle Google ekşi sözlük. Cem Uzan hakkında kim diye kötü konuşuyor. Ha havuzda kartlar var tamam o zaman havuzda kartları sorayım. Ya da işte şu var kartlar sorusu soru da onu şüphesediğim için söylemiyorum. Örnek veriyorum.
Birisi soru soracaksa ve karşı tarafı eğer o soruyla kıskanç altına alacaksa o sorunun her türlü cevabını talil edip sormalı o soruyu. Doğal olarak buradaki arkadaşlarımızın çoğu tam olarak bilgi sahibi değildi birçok kodda. Ben karşılıklı kavramıyordum. Sayın Uzan mesela şey dediği zaman bir dakika bir dakika bir dakika bir dakika dediği zaman hop sindi insanlar. Ama mesela bir soru soracaksındır öğrenmişsindir. Belgesi vardır. Belgesinin bilmem nesli falandır filan ki. Belgeyle de arkadaşımız dedi ya belgeleri gösteririm size diye hatta bizim arkadaşlarımızla da iletti galiba belgeleri bilmiyorum.
Orada bile Sayın Uzan’ın performansını gördükten sonra diğerleri soru sorarken şey dedi ben gördüm gözlerde onu. Ya internette böyle yazıyor ben bunu soracağım ama yok abi kesinlikle ben patlayacağım sormayayım diyen oldu gözlerdeki o sinmeyi de gördüm. Ya şimdi mesela benim baba sorusunda kendisinin daha önceki youtube programlarından bir tanesinde. Niye üzerine gitmedin orada bak ben mesela üzerine gidersin diye düşündüm. Çünkü sen diyorsun ki babanız istemiyor mu dedin bir dakika ya adam benim babam dedi benim haberim yok dedi sen nereden biliyorsun dedi mesela.
Sen de orada şey diyebilirdin ama geçen sene şu televizyona verdiniz deveçte görüşmüyorum demiştiniz. Demek ki bu bir sene içerisinde görüşmeye başladınız o zaman diyebilirdin mesela. Ya ben şimdi daha önceki programlarda. Bir saniye bak genç partiden cevap geldi. Cemre Yolup röportajında Sayın Kemal Uzan ile yıllardır yüz yüze görüşmediğini sadece telefonda konuşabildiğini söyledi. Bu araştıran arkadaşlarımız bunu youtube’da bbc’ye verdiği röportajda dinleyebilirler. Teşekkür ederim.
Ya bu bbc ben yakın zamanda bir beyefendili bir youtube’da yaptığı yayını izledim ve direkt görüşmedim dediği için o şekilde o şekilde algıladığım için ki bunu da düzeltebilirdi. Yani benim zaten arkadaşlar bakın kastım çok özür dilerim arkadaşlar değil mi genç partiler yani şu verdiği tepki aslında hoş değildi. Siz biraz sert buldunuz mu genç partili beyefendiler hanımefendilere sorayım siz cem uzanın bazı tepkilerini bir tık sert buldunuz mu? Yani mesela hani seni kim görevlendirdi sana bu soruyu kim sordurttu falan dediği zaman bu birazcık sert geldi mi size?
Ben orada çok sert olduğunu düşünmüyorum çünkü o cevabı almazsa karşı taraftaki çok gerekli sorular sormaya soruların artık arkası kesilmeyecek. Hani bir yerden duymuş zaten burada sorulan soruların çoğu cevaba ulaşmak değil soru sormak için. Orada aslında biz farkında değiliz ama cem bey bazı şeyleri vurgulayarak sorduğunuz sorunun bile arkasında durun demeye çalıştı. Anladım teşekkür ederim sizin yorumunuz. Buyurun hemen mikrofonu verelim. Şimdi üzerinden 15-20 yıl geçmiş o belgeleri bu arkadaşlar buraya getiremezler. Yani kimse getiremez ama biz zamanında biliyoruz ki en azından benim yaşım yetiyor. Aydın Doğan işte sahtekar Aydın Doğan falan dedi yani burada. Aydın Doğan’ın televizyonu bir taraftan primetime’da atışıyorlardı çarşaf çarşaf belgeleri Aydın Doğan Show TV’den yayınlıyordu. Star TV’den de cem uzan karşılık veriyordu. Yani şimdi bunların hepsini 20 sene önceki belgeler arkadaşlar nasıl şey yapsın yani cem uzan çok profesyonel bir şekilde kıvırdı. Burada istediklerini söyleyebilirler. İnanın bana ne olursunuz müdahale etmeyin kıvırmaktan ziyade neler denildi efendim kıvırmaktan ziyade şey diyelim. Siyasi olarak diyelim bir siyasetçi gibi manevralar yaptı diyelim. Belki ağır olmuş olabilir kendilerinden de özür diliyorum. Eğer yanlış algıladılarsa. Nasıl olsa bunu mesela burada diyemeseler YouTube’un altına yazılacaklar ya o yüzden. Dediğim gibi bunlar 1 saat 1.5 saat seçim programlarından önce Aydın Doğan’la mahalle kavgası yapıyordu. Biz o günleri çok iyi hatırlıyorum ben hatırlıyorum yani. Neye yarıyordu peki o dönem? Hiçbir işe yaramıyordu vatandaşın bir işine yaramıyordu. Bugün de mesela birçok insan belgelerle kavga ediyor ama bir işe yaramıyor. Gerçek belki haklı olabilir arkadaşlar gerçek belki vatandaşın gelinimi işte SMA hastalarıyla alakalı konuşabiliyoruz. Hanımefendi şey yapmıştır belki ucuz pahalılık hayat pahalılığıyla ilgili konuşabildiğimiz bir şey yok. Mesela Anadolu’da bir sürü problemler var. Bir tapunun üstünde mesela bir dönümlük bir tapının üstünde 50 kişinin ismi yazıyor ve birbirini vuruyor insanlar. Bir sürü bir sürü yapısal sorunlar var. Bu da mesela Sayın Uzana gelen soruların çoğunun zamanında onunla ilgili ortaya çıkan iddialarla ilgili olmasının sebebi de şuydu. İnsanlar memlekette her şeyin bombok gittiğinin farkında zaten. Her konuda artık gerçekten maalesef öyle. Bu yüzden güvenecek birini arıyorlar. Bu yüzden soruların mimbali galiba siz bunu yaptınız mı bakın orada öyle bir dolandırıcılık dediler doğru mu? Biz birine güvenmek istiyoruz diyor bu insanlar ve doğal olarak önce şeyi sormak istiyorlar.
Tabii ki aramızda mesela eğitim politikanız nedir, ekonomi politikanız nedir diye soran arkadaşlarımız da oldu ama bizim memlekette çok hızlı yukarı koyup çok hızlı bir şekilde o yukarıdan aşağıya itme durumu söz konusu olduğu için biliyorsunuz. Muharrem Bey’e de yapılmıştı zamanında bu. Hemen bir pelerin giydirilmişti. Denmişti ki sen bizim kurtarıcımızsın. Ertesi gün o suyu küp atılmıştı o pelerin sonra başka birine takılmıştı. Aynı şeyler ondan da beklenmişti. Birini çok hızlı tepeye koyup çok hızlı aşağıya fırlattığımız için buna sebeplerimiz olduğu için insanlarda artık güvenecek insanlar arıyorlar ve doğal olarak soruları da bu mimbali de oluyor.
Yani diyorlar ki Sayın Uzhan siz şurada dolandırıcılık yaptığınızı söyleniyordu. Bu doğru mu? Bunu soruyorlar çünkü onu köşeye sıkıştırmaya çalışmıyorlar. Diyorlar ki yapmadım desin. Burada bir genç arkadaşımız vardı. Bak Şapkalı arkadaşımız. Sayın Uzhan seni iyi bir payladı orada ama aslında çocuğun gözünde şu vardı. Yapmadım desenize inanayım dedi. Öyle bir cümle kurdun sen değil mi? Ben bir şey demek istiyorum. Ben daha önceden kandırılmadık ya da kandırmayacağım diyen bir Cumhurbaşkanı görmek istiyorum aslında gelecekte.
Ben bunun için geçmişte yaşanan olaylarda mesela imar bankası olayı, telsim olayı ben kime sorsam bu programa gelmeden önce ben Cem Uzhan’ı adam akıllı tanımıyordum. Kimseden de fon almadım. Genç parti daha önceden de hiç duymadım. Çünkü ben 2002 senesinde doğmuş bir gencim. Şaka gibi üniversiteye girmiştim. Çok yaşlıyım ya. Doğru düzgün de bir soru soramadım açıkçası çünkü çok heyecanlıydım gerçekten. Ama şu an heyecanım yendiğimi düşünüyorum. Şu an mı yendin çok geçti? Yok doğmuşta yendi mi heyecanımı falan değil mi?
Cem Uzhan’a aslında söylemek istediğim şey şuydu. İmar bankası şeye gibi olaylar var. Dışarıda da ben kime Cem Uzhan desem dolandırıcı diyorlar. Açık ve net bir şekilde bunu diyorlar. Yani biz kandırılmayacağımızın güvencesini alabilir miyiz? Siz zamanınızda yaptığınız olayları bize kanıtlayabilir misiniz yapmadığınıza dair ve ben size Cumhurbaşkanı olarak gerçekten inanabilir miyim? Bunu mesela pozitif olarak kullanın da ben genç partililere söyleyeyim. Bu durumu, bu arkadaşımızın söylediği durumu pozitif anlamda Sayın Uzhan’a yükleyen de çok fazla.
Adam Amerika’yı, Motorola’yı tok atlamış oğlum, sırtımız yere gelmez o başımıza gelirse falan diyen de var. Bu sadece negatif anlamda kullanılmıyor daha birçok ortamda. Yarın öbür gün Merkez Bankası’ndan 182 milyar değil 400 milyar, 500 milyar çıktığında da aynı şekilde öyle diyebiliriz. Yani Amerika’yı dolandıran insan Türkiye’yi de dolandırabilir. Oğuzhan Bey, Cem Bey, Baykar’la alakalı şunu söyledi. Dedi ki ben dedi iktidara gelirsem onun maliyetine dedi bir bakacağım. Şimdi Azerbaycan Savaşı’nda kendini kanıtlamış bir Baykar.
Ukrayna Savaşı’nda adına şarkılar yazılmış bir Bayraktar. Şimdi Cem Uzhan neyin maliyetine bakacak? Ben bunu merak ediyorum. Çok özür diliyorum. Daha iyisini ne yapacağız bunu daha önceki uçaklarımız gibi toprağa mı gömeceğiz? Daha iyisini biz şöyle yaparız, bunu da rafa kaldırırız denebilir. Ona ben bir şey demiyorum. Biz daha iyisini yaparız, projemiz de bu. Denebilir. Ama var olan ve başarısı kanıtlanmış bir şeyin ya ben bir maliyetine bakacağım dediği zaman biz şunu anlıyoruz. Benim bir hesabım var, benim bütün mallarıma çöküldü. Ben de geleceğim, canım yandı, canlarını yakacağım. Şöyle de algılanabilir. Ben şalteri kapatıp buraya oturuyorum. Normalde ben bu konularla ilgili tweet atsam emin ol burada söyleyeceğim şeylerden çok farklı olacaktı. Sanırım Cem Bey’in zaten biliyorsun parası al, matematik zekası çok yüksek. Orada demek istiyor olabilir ki yahu 5.5 milyon dolara tek bir uçağı mal ediyoruz ya onu ben bir araştırayım diyor. Yani 5.5 milyon dolara belki 5 uçak mal edeceğiz. Tamam başarılı bir iş yapılıyor ama bir iş başarılı diye de onu sömüren çok olur diyor belki. Düşünsene Zekeriya Öz çıktığında heykelin dikeceğiz falan dediler o adamın savcı olarak. Niye? Bu memleket çünkü gerçekten faal-i meçhulerden, şunlardan bunlardan cinayetten, susurluk davalarından falan derin devletten bıkmıştı çünkü. Bazı ağa babaları vardı bütün memlekete sömürüyorlardı yiyorlardı tamam mı? Herkes isterdi İtalya’da olan başka ülkelerde olan o temiz eller operasyonlu. Adamın biri çıktı ve dedi ki ben demedim de bazıları dedi ki bütün Türk milletine de o yüzden kızamıyorum mesela o dönemde inananlar oldu o davalara. Kızamıyorum onlara çünkü onlardaki ümit de şuydu.
Abi vay belal olsun bir savcı çıktı ve ülkedeki bütün karanlıkları çözecek dendi. Bak o kadar çok karanlık var ki o karanlık üzerine tek bir savcının heykelinin dikmeye kadar götürdüler konuyu. Belki de diyordur ki orada ya beş buçuk mü? Tamam çok başarılı bir iş yapıyoruzdur da o başarılı işi yaparken acaba kimler neleri ne yapıyordur demek istemiş olabilir. Yani bu bir intikam değildir intikamı almak istiyor mudur? Onu bilemem almak istemiyordur da diyemem başlık koyamam. Ama bence orada söylemek istediği şey tam olarak o değildi. Bütçesine bakayım demesinin sebebi de şuydu. Belki beş milyon dolara beş uçak yapacak demektir ya da direkt olarak orada sihai hedef almamıştır da onun etrafındaki ekibi hedef almıştır olabilir ama bu bir intikam değildir diye düşünüyorum. Oğuzhan Bey konuyla alakalı. Buyurun. Konuyla alakalı benim beyefendiye sormak istediğim bir soru var. İntikam hissi mi var konuyla alakalı diye sordu ama Baykar makinenin sahibi kim? Selçuk Bayraktar, Haluk Bayraktar ve ailesi doğru mudur? Yani neticede bir özel şirket Cem Bey konuşmasında stratejik öneme sahip olan şirketlerin tamamıyla devletleştirilmesi gerektiğini de söyledi. Tayyide iha siha yapabiliyor. Tayyip devletin kuruluşu. Yani fiyat performans eğrisi olarak baktığınız zaman devletin yaptığı, Baykar makinenin yaptığından daha mantıklı ve daha uygunsa aynı kriterlerde sağlıyorsa ben şunu isterim yerlilik ve millilik açısından. Yarın bir gün Sayın Selçuk Bayraktar veya Haluk Bayraktar biz artık üretmiyoruz, şirketi de kapatıyoruz, iha siha ne olursa olsun diyebilir. Bu onların inisiyatifinde. Neticede itibariyle devletin bir kuruluşu değil Baykar makine. Ama Tayyip bunu diyemez. Tayyip devlet kuruluşu.
Devlet kuruluşu. Yerli ve milli diyorsak devletin tegelinde ve ütümde olması bence çok daha uygun. Bir değerlendirilebilecek bir bakış açısı buyurun. 4 TL’lik bir patatesi 10 TL olarak satarsanız vatandaş bunu anlar. Ama 1 milyon dolarlık maliyeti olan bir iha’yı 3 milyon dolara satarsanız vatandaş bunu bilemez. 1 lira ona bak bu iyi derse ha iyiymiş der. Burada Cimuz Hanım’la hak veriyorum ben açıkçası. Maliyeti de bakarım. Bende olsa bende maliyetine bakarım. Ben patatesi 4 lira olduğunu biliyorsam 10 lira vermek istemem. Vatandaş bunu bilir ama siha’yı bilemez. Benzin 30 lira oldu hepiniz verdiniz.
Biri alıştırma. Ama tabi ki her şeyin denetlenmesi hepimiz için en makul. Abi ben bunu konuşturmadan araya geleceğim. Ya o kadar üzülüyorum ki onu. Ben sana numaram benim. Akşam konuşalım senle yatarken böyle olur mu? Telefonunu ver de öyle bir şey değil ki telefonunu vermek. Telefonunu niye gönderiyorsun? Abi ben araya gireyim Mehmet. Sana bir teşekkür etmek istiyorum. Bu yeşil salkım olayında hepimizi uyardığın için gerçekten saygıya hak eden bir hizas. Estağfurullah ya bu arada bende baktım TAPE kayıtlarına. İlk kendime kızdım bununla ilgili. Çünkü evde çocuğa dedim ki bizim ekipten programdan önce ben her şeyi isterim. Ne tür veriler var? Ve dendi ki şöyle bir TAPE var abiye şimdi salkımla ilgili. Arkadaşımız yüksek sesle okuyordu bak yüzleri burada. Çocuk küfür bölümünü yüksek sesle okuyordu. Bütün ekip böyle tabi kızlı erkekli böyle hıh hıh falan oldu. Orada durdum dedim ki oğlum ne yapıyorsunuz lan? Biz niye böyle insanlarız? Bunu sen mesela burada hepiniz güldünüz. Bu programa katılamasaydınız. Buraya gelsen gülecektin ama katılamadın diyelim programa. Hemen onu YouTube’da görür görmezse o bölümü alacaktın. Bizim insanımız işte böyle inanılmaz oldu falan filan.
Ulan buraya gelseydin gülecektin. Biraz önce içeride de kuliste de konuştuk. Yahu karısını dövdükten 3 dakika sonra kadınlara şiddetik doğru bulmuyorum diyen adam mı biliyorum ben? Ben küfürlü konuştum diye zamanında bir videomda kadınlarla böyle konuşulur mu dedi lavuğun biri. Sonra çıktı ortaya otosiklet kaskıyla kız arkadaşını döven bir lavukmuş o. Kadınla böyle konuşulur mu diyen adamla kadının yeri mutfaktır diyen adam benim için aynıdır. Benim ekibimde bir sürü kadın var onlar bilirler ki ben erkeklerle nasıl konuşursam onlarla da öyle konuşuyorum. Eşitlik budur bence. Ama sonrasında savunamadım bunu.
Çünkü savunabilmem için ülkenin gerçekten kadınlarına önce değer veriyor olması lazım. Çok büyük hata etmişim yani zamanında ben. Gözden kaçan gidiyor musunuz? Gidiyorlar. Gidiyorlar biz teşekkür ederiz. Yeşim Salkımla alakalı bir kelime geçtik güldük dedik ya. Aslında bizim orada yanlış yaptığımızı siz uyarmaya çalıştınız ama biz orada Demoza’nın hatırlamıyorum demesine galiba biz güldük. Onu bir banttan seyredin. Öncesine güldünüz. Adam üstüne söyledi. Ben biliyorum. Toparlamaya çalıştım ama bilmiyorum.
Ha sen takıldın baya genç partiye gidiyorsun. Bir önceki bölüm Muharrem Bey takıl. Olsan abi. Yeşim Salkım olayında abi hatırlamıyorum dedi ya sence kabul etmiş oluyor mu? Tabi oluyor. Buyurun. Olsan bey öncelikle bize de böyle yer verdiğiniz için teşekkür ederiz. Estağfurullah. Ben buraya gelirken Cem Uzan ile ilgili ne bir internette araştırma yaptım ne bir şey. Sadece konuşmalar üzerine sorular çıkardım burada ve o sorularımı soruyorum. Ama şunu seyredim ben de agresif ve cevap vermesinde zorlandığı şeyde bir dakika bir dakika kutuk kutuk demesi. Sonra ikincisi böyle sen bunu nereden çıkardın? Bir de hiç sevmediğim şey birilerine işte böyle aşağılaycı böyle şeyler. Sen bunu nereden buldun? Size kim verdi bunu? Hangi gazete? Bunlar yani bir siyasetçiye ve bir parti başkanına bir de ismi de genç parti olan bir başkanlığını yapan birisine hiç yakıştırmadım. Uslub olarak da yakıştırmadım. Dediği birçok şeylerde yani büyük bir zaman değil. Yani 19 çoktanıncılilere gitmiyoruz biz. Yani bunların çok su yaşanmış bu dönemde ve bu dönemi yaşanmış görmüş.
Tencereye döner’e oy verdik diyen bir sürü insanlar var yani burada. Biz biliyoruz ben çok insanlarla konuşuyoruz. Ben bir önceki programın gıybet bölümünde konuşmuştum. Bana sormuşlardı bir denge değişir mi demişlerdi. Ben de demiştim ki bunlar olmazsa olmaz demiştim. Anlatmıştım bir önceki bölümde. Ben yakıştırmadım şahsen yani kendisine. Yani o agresiye nedendir yani. Biz sorabiliriz ya sen eğer öyle diyorsun diyeceksin. Orası öyle değil bu şekildedir. Sen ne sormuştun sorunun cevabından tatmin oldun mu? Yok kesinlikle yok. Mesela 4 kere üzerine gitmeme rağmen sen burada niye gittin?
Madem burada sana oy vermiş bir kitle vardı. Sen onları burada bıraktın gittin. Yarın ülkeni bırakıp gitmeyeceğine malum. Cumhurbaşkan olacaksın. Ben yargılanırım. Ben tehdit edilirim diye ülkeyi bırakıp kaçıp gideceksin demek ki o zaman. Efendim? Azerbaycan’da hukuk var mı demişti sanırım. Evet bizim 10 milyonluk şu dönemde de böyle tek o kendinin ifade ettiği şekilde bir yumruk olarak Karabakh Savaşı’nda da arkasında duran bir lideri var. Bu günlerim hak ettiğiniz samimiyetime inanın öyle çıksa partini martini bir kenara koysa eşi benzeri olmayan bir Türk liderlerinden birisidir. Abi sen ne yaptın? Sen de sanırım tatmin olmadın. Cem Uzan mağdurlarından birisiyim. Bir kaç tespitim var Cem Uzan ile ilgili. Buyur gıybet böyle. Şimdi tırnak içinde diyor ki. İyi yolculuklar. Hoşça kal demeden gidiyorsunuz gıcık oluyor mu ya? Görüşürüz. Evet çok özür dilerim buyurunuz. Cem Uzan tırnak içinde dedi ki bazı tecrübe arkadaşımız bana ulaşamamış falan.
Ya çok özür dilerim Linchyer’im diye sinek bile öldüremiyorum da şunu artık ağzına yani bütün program boyunca bu nedir ya? Bende bir sıkıntım var ağzıma girdi burnuma çıktı. Siz görüyor musunuz oradan mesela? Göremiyorsunuz değil mi? Görüyorum ben. Abi sürekli şöyle bir şey geliyor yani sinek bir. Buyurunuz. Şimdi kişisel verilerin koruması kanlı kapsamına girmeyeceğine göre çünkü Cem Uzan bana cevap yazmamış engellenmiş direkt onu göstermek istiyorum. Kameraya göstereyim. Şimdi numarasını sonunda söyleyeyim de sonra demesin başkasının adına Cem Uzan yazmış. 4514 numarasında sonu. Benim birkaç tespitim oldu Olsan Bey. Cem Uzan bence gerçekten siyaset yapmıyor. Siyaseti biznesine bir propaganda amacı olarak kullanıyor. Dün değil evvelsi gün müydü ya da dün müydü o internette dijital fotoğraflar falan var ya onunla ilgili. NFT ile ilgili bir reklam videosu gibi bir şey yayınladı. Sen izledin mi? Ben izledim tamamını iş adamı olarak bundan bahsetmesi gerçekten de çok güzel ama bir siyasetçi olarak bir genç parti genel başkanı olarak bunu satış bir ücretli bir şey bu biliyorsunuz. Yani satarak siyasette olan kitlesini buraya çekmeye çalıştığını ben analiz ettim. Partiye destek olacaktır belki belki başka bir şey olacaktır onun için de düşünülebilir. Çünkü şey düşünüyorum yani bağış toplanıyor biliyorsun herkesten bir şeyler yapılıyor falan değerlenirse alırız. Bir de diğer konum. Sen sorunu ne sormuştun? Ben bir dolandırıcı mısın diye sordum değilim dedi. Ben dolandırıcı olduğum kanaatındayım çünkü bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin yasaları kanunları ve kararları gösterdi. Doğup Enicek bu ülkede yargılandı. Recep Tayyip Erdoğan bu ülkede yargılandı.
Doğup Enicek Siliver’in duvarlarını aşırıyordu en son. Bu ülkede yargılanmayan siyasetçi kalmadı neredeyse herkes yargılandı. Cem Uzan bu ülkede niye yargılanmasın? Cem Uzan’ın bir farklılığı nedir? Yani canım canım tehlikede. Sorduk işte sorduk belki de yargılanacaktır gelip. Yargılanması gerekiyor. Yani Fransa’da gidip oturmak için Fethullah Gülen’i eleştiriyoruz diyoruz ki ya şöyle şöyle. E Fethullah Gülen’le senin aranda ne fark kaldı? Değil mi? Ben bunu çok araştırdım abi. Bu konuda Cem Uzan’ı desteklemek değil ama doğru bilgiyi söylemek istiyorum lütfen. Lütfen.
Zekeriya Öz. Cem Uzan’ın Türkiye’den gitmesini tehdit eden karın mı, çocuğun mu yoksa mal varlığın mı ip gönderen Zekeriya Öz. Bunu çok net bir şekilde biliyorum. Onun dışında Cem Uzan mahkum edildi. Yargılandı. Yargılanmadı diye bir şey yok. Milliyetçi Hareket Partisi Meral Akşener’in evinin önüne bir sürü insan gönderdi. Meral Akşener’in canı tehlikedeydi. Meral Akşener de kaçsaydı o zaman ülkeden. Farklı konular. Hayır. Olur mu öyle şey? Cem Uzan’la yargılandı ve yargılayanlar bahsettiği gibi karı koca. Evet 47 yıl şu an olanmış hapishazası da var. Ben şunu söylemek istiyorum kısaca yani çok uzatmak istemiyorum. Cem Uzan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nde siyaset gibi bir derdinin olmadığını ben tespit ediyorum. Ben öyle düşünüyorum. Sen öyle düşünüyorsun. Benim dikkatimi çeken bu davalar sözlerinden ben de biliyorsunuz hani burada yorum yapayım. Özellikle Fethullah Gülen’den değil de Tayyip Erdoğan’dan çok fazla bahsettim mesela. Çünkü sen diyorsun ya mesela o FETÖ’cü hakimler vardı falan diye ama farkındaysanız FETÖ olayına çok girmedi sayın Uzan. FETÖ olayını daha küçük görüp üstüne daha büyük bir Recep Tayyip Erdoğan başlığı koydu. Ben bunu elimle mi tutuyorum hakikaten? Çünkü şu anki rakibi Tayyip Erdoğan. Evet mantıklı. Sen bunu mu söyledin de ekstra bir şey söylemek ister misin? Ne olur bırakın o konuşsun kurban olayım. Diğer oyuncu meselesiyle ilgili olan ilavelerim. Otur. Konuşamadı yine. Sen konuş abi. Otur otur. Adam bitirsin de yapın. Uzaklılardan geldi o insan. Antep’ten geldi abi. Yine söylediğim. Azerbaycan. Söylediğim her şey. Daha pahalı abi gidip gelmek. Arkadaşlar konuşun. Teşekkür ederim. Bak adam kızıyor üzülüyor sonra ya. Estağfurullah kızmıyorum. Söyle bak terk edeceksin yine stüdyoya dur. Demek istediğim o ünlü oyuncu ile ilgili söylediğim her şey kanıttı. Delili ispatlı. Bunu da Cem Uzan’ın kendisine sunacaktık. Bakın mesajda da yazmışım. Zımladığı arkadaş gösterdi. Bakın hanımefendi yanımda görüştürmek istiyorum demişim. Telefonla engelledi. Hem engellediğine dair şey de var. Durum bu Cem Uzan. Hanımefendi niye gelmedi peki buraya? Hanımefendi. Hanımefendi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nde Cem Uzan yüzünden ve AK Parti’nin nasıl söyleyeyim baskıcı rejimi o zamanlar belki de şu anda da var. Oyuncular sanatçılar üzerine hanımefendiyi vurmuş. Yani Cem Uzan’ın partisinden aday olmuş şişli de diziye çekilebilmiş. Ne filme çekilebilmiş. Hatta ünlü bir televizyon kanalı ismi de söyle. Fox TV’de bir dizisi varmış. Oradan atmışlar işte. Sen aday olmuşsundur. Evet. Cem Uzan nasıl nasıl çözecekti? Cem Uzan telefon açacaktı. Ya hanımefendi sizin adayı ya şişli belediye başkan adayı.
Bin tane sorun yaşamış. Kadın şu anda bir tane kıyarıyor arabası kalmış. Senin oradan anlatmak istediğin şey şuydu değil mi aslında? Yani siz gittiniz ama kalanlara destek oldunuz mu demek istedim. Tatmin olmadı. Anladım tatmin olmadı. Teşekkür ederim bu arada. Her şeyde gocunma. Yok estağfurullah gocunmak yok arkadaşlar konuşsun. Çünkü çocuk var ya sabahtan beri böyle yazık. Abi vallahi ben de sabahtan beri böyleyim. Söyle kardeşim. Bunu yapamam ona. Abi sağlık çalışanayım sabah nöbete gideceğim. Tamam çurban olurum söyle. Vallahi gideceğim. Kimin sağlığıyla oynuyoruz acaba şu an belli değil.
Abi şöyle bir tespitim oldu benim. Kusura bakmayın heyecanlanabilir miyim? Söz alamıyorum diyor. Ben normalde Ümit Özdağ’ını destekliyordum. Bu program olmadan önce. Ümit Özdağ da Cem Uzan da aynı şekilde ikisi de sinirli yapıya sahipler. Yani hani ikisi de sinirli. Ama Ümit Özdağ hiçbir şekilde sempatik hareketlerde bulunmadı. Yani bu salonun 3-5 kişinin alkışını aldı belki izlediğim kadarıyla. Çoğu kişi de desteklemedi. Çoğu kişiye döndü. Ama Cem Uzan uzakta olduğu için artık biz bizden bıkmışız abi. 20 yıldır sıkıntı yaşıyoruz. Yani biz senden bıkmışım işte. Sen benden bıkmışsın artık. Uzakta olan bir kişiyi sevmeye başladık artık biz. Cem Uzan eğer burada reel bir şekilde olsaydı bu salon bu kadar alkışlamazdı. Çünkü Cem Uzan söylemleriyle biraz sert de açıkçası hani. Mesela Galatasaray’a birkaç soru sordu. Özellikle Azerbaycanlı arkadaş. Ona biraz sert çıkıştı açıkçası hani. O reel şekilde burada olmuş olsaydı abi. Ümit Özdağ’dan daha farklı bir şekilde tepki alırdı. Daha sert bir şekilde. Senin programın sayesinde Muharrem İnci’ye oy vereceğim. Bu arada teşekkür ederim. Bir tak olacaklar. Ne yapacaksın sen? Muharrem İnci’ye vereceğim. Benim oyuma şu bölümünü alın falan gibi bir şey oldu. Başta Ümit Özdağ’ı destekliyordum açıkçası. Sizin programın sayesinde Muharrem İnci’ye. Esabı bizim sayemize değil abi. Olanlar. Ama göstermiş oldunuz yani. Bir vesile olmuş oldunuz. Sayın Uzan hakkında ne fikrindedir? Abi Sayın Uzan birazcık sinirli bir yapıya sahip. Eğer diyorum ya reel bir şekilde burada olmuş olsaydı eminim ayağa kalkacaktı işte. Sen bana böyle dedin işte. Birazcık kızaracaktı, muraracaktı. Eminim yani bunlar olacaktı. Genç partileri varken aslında mikro falan bak istedim. Onlar gitti yine de söylemek istiyorum. Biz uzaktakini seviyoruz abi artık.
Mesela abi sürgündeyim dedi ya. Abi Paris’te sürgün olamazsın ya. Olursun. Beni anamla babamla sevdiğimle dünyanın en boktan çukuruna göm. Orada mutlu mutlu cennet gibi yaşarım. Ama onlarsız beni cennete koy. Yemin ediyorum ızırap çekerim. Onu anlayamayız abi. Öyle bir şey değil. Gerçekten öyle bak. Ooo sevdiğimi neydi? Sensiz cehennem bilesin bir şeyler. Dediğim gibi hani biz birbirimizden bıkmışız 20 yıl boyunca. Seni çok seviyorum. İnmemete gidiyorum. Allah yolunu açık etsin. Kendinize dikkat edin. Ben de yavaştan ayağa kalkayım. Sen sor abi.
Oğuzhan abi benim bir sorum olacaktı. Lütfen. Gazeteci arkadaşa katılmıyorum. Çünkü şöyle bir durum var. Şimdi biri başkan aday oluyor. Mesela örnek veriyorum. Başkan adayından başka bir örnek veririm. Siz Babala TV yaparken varınızı, yolunuzu satıp Babala TV yapmıyorsunuz. Cebinizden yar bir fiyatını ya da belli bir miktarını çıkarıp Babala TV yapıyorsunuz. Ben o arkadaşa katılmıyorum çünkü başkan… Daha deminden beri Cem Uzan’ı onu savunuyorsunuz. Ya bir adam mantıklı, sağlıklı bir insan şunu düşünür. Ben varım yolumu satıp başkan aday ol… Hani başkan adayı kimse olmaz varım yolumu. Ben evimi arsam satıp niye başkan aday olayım? Kendi miktarımı, belli bir miktarımı satarım. Arkadaşlar gelecek partisi bugün bülbü cessiz kimi oluşturuyor biliyor musun? Kim oluşturuyor? Partinin adayları. Aday olduğuna gerçeği inanıyor musun? Haziran seçimlerinin aday olabileceğine ben inanmıyorum. Ben Haziran’a seçim olabileceğini bile… Tamam kesinlikle görmeliyim işte. Haziran seçim olsa Cem Uzan’ın alacağı o %1,5 geçmez.
Ama o %1,5 her şeyi değiştirebilir. Yani onun verebileceği isim mesela şöyle düşün… Ben Muharrem İnci’ye destekliyorum dediği anda o 1,5 her şeyi değiştirebilir. Ben şunu destekliyorum dediği anda o 1,5 her şeyi değiştirebilir. Olsan Bey? Efendim? Birazcık şey gibi İstanbul Spor Başkanı iken bir onların futbol hayatını bitireceğim diye bir videosu var böyle dolaşır. Evet. Yani Cem Uzan’ı Cumhurbaşkanı böyle hayal edince bakanları böyle istediği bir şey yapamayınca onların bakanlık hayalini bitireceğim. Adam baya böyle hani agresif.
Yani mesela bir arkadaş bana aradı dedi ki 6 ayda dedi ya bu memleketin ekonomisini düzeltemez dedi. Ben de dedim ki inanıyor ama yani o adama yalan söylediğini düşünmüyorum. İnanıyor yapamazsa büyük ihtimal sinirlenir. Görüşürüz. Hadi toplu fotoğraf. Bir şey göstereyim sana. Önüne dikkat et. Eyvallah. Allah’a emanet. Görüşürüz. Eyvallah, eyvallah. Oğuz abi bence sen… Ben de buradan çık abi. Neyi? Görünüyor musunuz? Evet. Sağ olun efendim. Ya da şöyle ben şey… Siz de bir şey söyleyin.
Ağzını kapatın. Oradan kapatın. Tamam. Sağ olun. Sağ olun. Sağ olun. Sağ olun efendim. Ya da şöyle ben şey… Siz çekin ama kendimine çekeyim. Teşekkürler arkadaşlar.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir