"Enter"a basıp içeriğe geçin

Muhammed Mahmut Bakır – Siyâset ve Askerîye Kıskacında Osmanlılar 1826 – 1839 – CS (16)

Muhammed Mahmut Bakır – Siyâset ve Askerîye Kıskacında Osmanlılar 1826 – 1839 – CS (16)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=kvZ1UgLpasI.

1826’da Yenişehrilik’in ilgasından evvel yani ne derler? Nisan’ın da bu söyleyeceğim şey, Petersburg protokolü Nisan’da Ruslar ve İngilizler arasında aktedilen bir protokol. Bu protokolde Yunanlıların artık bağımsız hale gelmeleri gerektiğine dair karar veriyorlar. Nisan’da adamlar bu kararı veriyor. Bizde Haziran’da Yenişehrilik isyan meselesi, ilgâh bahsi var. Ve ilgâhda olduktan sonra bir geçiş evresi olacağı için o hengâmede devletin güçsüz olduğu bir hengâme. Burada Ruslarla biz daha bugün hamd isyanı da sürüp gidiyor, taa biz 120’lerden 1 itibar. Ruslarla Akkerman’da bir muahede aktediyoruz. Sırpların özerkliğine dair orada teminat veriyoruz. Artık muhtariyet bir nevi. Bu hadiseler peşi sıra oluyor. Aynı zamanda Eflak ve Bohdan’la alakalı tavizler veriyoruz. Akkerman’da Ruslara. Evet. Burada bu anlaşmayı da yaptıktan sonra tabi devlet aynı zamanda askeri yenilikleri yapmaya çalışıyor. Bizim bu Rum fetreti olarak da bilinen Moro’daki bu hadisenin artık neticelenmeye başlayacağı bir âna geliyoruz.
O da ne? İbrahim Paşa Moro’ya neredeyse hakim olacak bir makama mevkiye geliyor. Ve Navarin kalesini alıyor. Ki bu isyanla Avrupa devletlerinin zahirde herhangi bir resmi bağları yok. Orada bir isyan olmuş. Osmanlı bu isyanı bastırmaya çalışıyor. Kendi donanmasını da kullanmayıp Mısır donanmasını kullanıyor burada. Ağırlıklı olarak Mısır donanması kullanılıyor ve İbrahim Paşa
vazifelendiriliyor. Navarin kalesini de alıyor ve bu kalenin alınması, adaya neredeyse hakim olunması da mevzu bahis olduğunda İngilizler, Ruslar ve Fransızlar bir anda ortaklaşa bir hareketle Osmanlı donanmasını Osmanlı diyorum ama Osmanlı Mısır donanması aslında yani Osmanlı diyemeyiz pek fazla. Batırıyorlar ve Navarin bozgunu, Navarin faciası olarak baskını olarak tarihe geçen hadise vuku buluyor.
İşin garibi Osmanlı’nın tabi ki de donanmasız kalması en azından valisinin ağırlığıyla olursa bile ki 50 küsür geminin batırıldığı 6000’e yakın mürettebatın esir alındığı vesaire söyleniyor. Büyük bir faciyadır. Osmanlı tarihindeki 3 donanmayın imha hadisesinden mi bildiğimi? Evet. Büyük bir faciyadır. Bu facia olduktan sonra Osmanlı direkt diplomatik ilişkileri kesiyor bu iş devletle. Diyor ki elçilerinizi alın çekin. Ve bu akkermanı yaptık onu da fesediyorum diyor. Birazcık sert bir karşılık veriyor. Bu iş burada merkezde olurken kavalalı bir İngiliz amiraliyle Mısır’da Babali’ye sormadan bu moradan çekileceğine dair teminat veriyor ve çekiliyor. Yani bu donanma battıktan sonra tamam diyor. Biz o adadık şeyleri de çekeceğiz. Tabi Babali’ye de sorduğu yok. Buraya sorduğu yok merkeze. Devlet inanılmaz bir keçmekeşin içerisinde kalacak burada. E tabi akkermandan çekildim demesi öyle kolay bir şey değil. Ruslar savaş açacaklar bize. 1828-29 savaşı çok hızlı bir şekilde malübiyetle sonuçlanacak bir savaştır.
Ve Edirne’ye kadar geliyorlar yani. Acayip de bir psikolojik problem de yaratacak. Ve akabinde imzalanan Edirne anlaşmasıyla savaş nihayete erecektir. Peki bu eselsül böyle şey mi? Kesiliyor, aralarda bir şey var mı? Hayır. Ne oluyor? 1829’da bu savaşı nihayete erdirdik ve adamlar bize Yunanlıların bağımsız bir devlet olarak kabul görülmesini dayattılar. Biz bunu 1830’da kabul ettik. İş Sırpların özelliği meselesinde bu sefer Petersburg protokolündeki karara Yunanlıların bağımsız bir devlet olarak tanınmasına kadar geldi. Aynı yıl 1839’da affedersiniz 1830’da Fransızlar Cezayir’i işgal ettiler. Bir yanda size sormadan bir faaliyete girişen sizi zor durumda da bırakan bir vali var. Kavalalı Mehmet Ali Paşa. Bir yanda Cezayir işgal edilmiş, Ruslara karşı ağır malibiyetler verilmiş, Sırpların özelliği tanınmış, Yunanlara bağımsızlık verilmiş. Tam bu şeyde, Kavalalı daha Bağvalı’ya sormadan büyük bir edepsizlik yaparak diyelim hani orduyu çekti oradan. Ancak asıl şey 1831’in Kasım ayı. 1831’in Kasım ayında Kavalalı Mehmet Ali Paşa ufak tefek bir paşayla yaşadığı sıkıntıyı bahane ederek İsyana kalkıyor. 1831’in Kasım’ında başlayan İsyan 1832’nin Temmuz’un sonunda İbrahim Paşa’nın yani oğlunun Adana’ya gelmesiyle Torosları aşarak Adana’ya gelmesiyle nihayet bulacak. Konya’da yapılan savaşta Sadrazam Reşit Mehmet Paşa 10 bin askerle beraber İbrahim Paşa’ya esir düşecek. Bu Osmanlı tarihi için belki de eşe imsali görülmemiş bir şeydi. Bir valinin Mısır’da Mısır gibi büyük bir yerin valisinin böyle bir kalkışmaya girişeceği işte oğlunu vazifelendirip Osmanlı topraklarını bütün bir Filistin, Suriye
bütün toprakları aşarak çok hızlı bir süredir yani bu Osmanlı ordusunun ne kadar problemli olduğunu da görmek gerekir burada. Daha doğrusu daha orduyla teşekkür edemediğini iyi bir donanımının olmadığını, iyi subayların olmadığını ki mesele subaydır. Neden? Çünkü şöyle itirazlar gelebilir. Bak hani ya sen Yenişerili’yi kaldırdın görüyor musun? Kavalalı geldi. Ya işte kaldırmayacaktın ki ona mukabele edebilsin. İyi de o Kavalalı’nın ordusu zaten modern ordu.
Yani aslında Kavalalı subayların da olduğu hem de yabancı subayların da olduğu bir orduya sahipken Osmanlı henüz yeni kurdu orduya. Ne askerini toplayabilmiş, subay takımı yetiştirebilmiş. Ne de Hüsrev Paşa dediğimiz adam te Selim Devri’nden kalma eski adamlardan biri siz başında hani diyelim ki yahut da mevcut komutanlara bak. A. Hüseyin Paşa ilk ser asker. Hüsrev Paşa ikinci ser asker. Şimdi bu adamlara baktığınızda bunlar yeni adamlar mı? Orduyu yöneten adamlar. Sadece bu da değil aşağıya doğru gidin. Ki Kavalalı’nın ordusundaki o yetişmiş subaylar var ya o subaylar bizim bu Kavalalı hadisesini ilerleyen yıllarda çözdükten sonra normal gelip burada bizde subaylar devam edecekler. Bizde de istihdam edilmeye başlıyor bu adamlar. Yani burada şu denmez. Yenişeriler olsaydı Yenerdi falan. Biz zaten Kavalalı’nın bir nevi Mısır talimi diye getiriyoruz. Avrupa talimi diye getirmiyoruz. Asakiri Mansure talimini. Kavalalı’nın yaptığı neyse 2. Mahmut aslında burada bir benzerini de yapmaya çalışıyor. Yani Avrupa’dan uzman getirip burada istihdam etmek, paşaları getirip generalleri getirip buralarda yüksek mevkilere yahut da asker eğitim verebilecek, taktik öğretebilecek makamlara getirmek. Böyle bir orduyla mücehhez olan Kavalalı sadece bunu daha evvel yapabilmenin ve daha başarılı daha müsait bir muhitte yapabilmenin ve müsait bir makamda yapabilmenin getirdiği
şartlarla Osmanlı ordusunu mağlub etti. O müsaitliğe bir misal vermek aslında gerekirse mesela Kavalalı çok rahat Fransız subayları getiriyor. Onlara generallik gibi çok üst trak makamlar bile verebiliyor ki mesela halife olması asabıyla ve merkezde olması asabıyla sultan çok uzun süre Avrupa’dan gelen subaylara çok duğun mevkiler işte. Çavuştuk vesaire veriyor. Bu da onları cezbetmek konusunda sorun çıkarıyor. Yani Moldke gibi bir adama bile en fazla
Moldke’ye 1830’larda çok geç bir tarihte verebiliyoruz. Ki okulu da açmadı. Okulu da açmadı. Harbiye çok geçtir yani harbiyenin binası var ki içinde eğitim başlamamış. 31’lerde binayı kuruyor da 38’lerde mi ne daha yeni öğrenci, istihdamı, dersler şu falan filan başlayacak. O zaman şu da akla gelen bir şey yani 2. Mahmut modern ordu korumak isteyip zabit subay diyeceğimiz modern subayların yetişmesine niye bir an evvel başlamıyor? Burada şöyle bir yorum yapılabilir
ama muhtemel gene bir darbeden bir karşı çıkıştan şüphelendiği de elhak mevzu bahistir. Neden? Çünkü yeni şeriler ilgah olduğu iş bitmedi. En az 2-3 defa karşı darbe teşebbüsü, farklı alanlarda isyan ve ayaklanma teşebbüsleri oldu. Yeni ordunun da nasıl bir subay yetiştireceği, devlete muhiti olup olmayacağı daha belli değil. O yüzden gariptir 2. Mahmut devri
siyasi dili oldukça dini atıflarla süslüdür. Zaten dedi ki eğitimde acayip bir dini ağırlık var. 2. Mahmut’un kendisi de müceddidi dini devlet ashabı mie olarak isimlendiriliyor. Yani ne demek? Bin yılın asabı. Yani o bin yılda bir gelen mücedditlerden birisi. Ki buna siyasi müceddit. Müceddidi siyasi de deniyor. Mehdi-i ahir zaman diyen de var.
Mehdi-i vaktü zaman diyen. Yani bu tanımlamalarla inşa edilmiş böyle bir masum korunmuş ve yüceltilmiş bir padişah profili var. Şimdi müceddi de el-fissaniye vesaire başka tabi bu tarz şeyler var ama aynı şekilde ama aynı Mahmut darbe korkusuyla 2 sene boyunca bu Ramideki kışla da hem de bir asker
kıyafetiyle yani klasik sultan kıyafetiyle değil de asker kıyafetiyle 2 sene boyunca kışla da askerin kucağında kalıyor. Bu çok güzel oldu. Bu bile işte bu darbe endişesinin tezahürüdür. Kavallalı meselesi bu hengameye gelmiş iken 2. Mahmut Ruslardan yardım istedi ve dedi ki buraya bir iane için bana asker yollar mısınız payitahta İstanbul’a. Bu da Osmanlı tarihinde eşemsali görülmemiş bir şeydi çünkü sadrazamı esir düşen bir padişahın orada Kütahya’da onlarla kendi valisin oğluyla bir görüşme yapacak. Bu mevzuyu çözmek için. Rusları İstanbul’a getirmek aslında taktik olarak çok önemli bir manevraydı. O da onların dayatmalarına bir valinin dayatmasına rağm olmamak ama bunu sağlamak için Ruslara rağm olmak gibi de bir şey içeriyor. O yüzden büyük bir endikaptır. Efendim. Ahalenin tepkisi olmasın diye de İstanbul ahalisinin psikolojik olarak çünkü sürekli Ruslarla savaşan bir İstanbul ahalisi var. Korumaya gelen kim Ruslar. O yüzden Beykoz gibi hani biraz daha uçta bir yerde. Halkın 2. Mahmud’a karşı kızgın olmasının bu tabi şöyle bir kızgınlık değil yani hiç sevmiyorlar falan filan değil. Rus halisyesinden baya bir tepki
halkta baya söylentiler doğmuştur. Görmüş bir şey görülmüş bir şey değildir çünkü. Tıpkı Selim zamanı Boğaz’a İngiliz gemilerinin gelmesi meselesine benzer. Ama Rusların burada olmasının şöyle bir faydası oldu. İbrahim Paşa’yla Kütahya’da görüşmelerde neticeye varıldı. Ki o netice acayip bir neticedir. Neredeyse bütün Mısır’dan bizim Toroslar’a kadar olan bölgenin şimdi tek tek saymaya gerek yok. Teferruat bilgi olur. İdaresi Kavallalı ve Oğulu
arasında bir nevi paylaştırıldı. Tabi bu temellik değildir. Idaeri olarak onların uhdesine verilmiş demektir. Bir de Murada yaptıkları harcama ve zayiatların da bir nevi mukabilik karşılığı. Tabi tabi. Zaten Osmanlı tarihinde eğer bir hainden bahsedilebilecekse bence ben bunu ben normalde hiç sevmem bu tarihi böyle hainlik falan üzerinden tanımlamayı. Ama Kavallalı Mehmet Ali Paşa’nın
hakikaten yani Osmanlı tarihinde yani Rumeli’de sıkıntıları çözmüş. Ayanları, isyancı ayanları dizginlemiş bir padişah var. İçeride Yeniçeli Oğucayla iktidarı denetlemeye çalışan ona istediğini yaptırmaya çalışan bir grubu indirmiş bir padişah var. Bu sırada küçük küçük de olsa muhtariyet diye Sırplara bir biliyorsun çok eski eselim zamanına kadar dayanıyor Sırpların özellik meselesi. İsyanları da Mahmut Devri’ne de asarkmış. Bu meseleyi vermiş bir devlet var iken sen tam bu işler oluyor iken Ruslara da yenilmiş bir devlet var iken çıkıyorsun isyan ediyorsun. Yani bu düşene bir de sen vuruyorsun yani öyle bir şey. Cale bir dikkat. Üçüncü Selim biraz daha ayanlarla mücadele edemediği için kaybetti tacunu ve tahtını. Aslında ikinci Mahmut ayanları sekiz yıllık bir mücadeleyle tamamen ortadan kaldırıyor. Tabii bu isyancı şeyler grubu. Ulema’yı yanına çekmeyi başarıyor. Yani üçüncü Selimin yanına alamadığı için kaybettiği bütün grupları tek tek ya diskalifiye ediyor ya yanına çekiyor ikinci Mahmut siyasi kariyerinde bütün unsurları bir şekilde dengelemeyi başarıyor. İkinci Mahmut’un başaramadığı üstesinden gelemediği tek dahili gaye gaye kavalalı ve bu yüzden belki çok inatçı o hususta. Ve bu eee kavalalı hadisesi hakikaten devleti çok zor duruma sokmuştur. Yani tabii tarih böyle olmasaydı yazı ile yazılmaz ama kavalalı meselesi
olmasa hakikaten tamam Ruslara karşı yenilmiş bir devlet var. Bir tabis verilmiş ama doğuda böyle bir problem olmadığında siz ilerleyen yıllarda şimdi birazdan anlatacağım problemleri yaşamayacaksınız. Ama kavalalı’nın ııı içeride yarattığı bu isyan hali ııı devleti inanılmaz duruma inanılmaz zor bir duruma sokmuştur. Ne gibi bir zor durum? Kütahya görüşmeleriyle oğluna da kendisine belli yerlerin idaresi verilen kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya geri çekiliyorlar Toros’lardan. İbrahim Paşa da geri çekiliyor. Alacağını aldı zaten. Adana muhassılığı dahi veriliyor İbrahim Paşa’ya. Ve bunun üzerine Ruslarla Hünkar İskalesi namıyla bir anlaşma imzalıyoruz. Bu anlaşmayı da çoğu insan karıştırır. Yani Hünkar İskalesi’yle sanki Ruslar
gelmiştir gibi. Halbuki Hünkar İskalesi de Ruslar gitmiştir. Gev dönmüştür. Ama bu saldırmazlık anlaşması veya bir sıkıntı olursa yardım tayyip edildiğinde ona gelip yardım edeceğine dair vesaire. Tedafüvi bir ittifak. Evet. Böyle bir ittifak mahedesi diyebiliriz. Tabii bu ittifakın yapılması başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerine inanılmaz rahatsız ediyor. Ve İngiltere bu ııı ittifakın bir an evvel bozulması Osmanlının Ruslarla yakınlaşmasından olduğu rahatsızlık ııı hasebiyle mevzuya el atmaya başlıyor. Ki Hünkar İskalesi anlaşmasının şöyle de bir tarafı vardır. Boğazların Rusların lehine açılması ve Rusların savaşacağı muhtemel düşmanları kapatılması bir harp halinde. Iıı bu ile bir madde de olduğu için Boğazlar meselesi olarak adlandıracağımız mevzuyu da başta ilgilendiren bir meseledir bu Hünkar İskalesi. Iıı Mahmud’un vefatından sonra önemli bir problem olarak
bu mevzuya ilgilendirilir. Efendim burada İngiltere’nin olaya müdahale etmesiyle birlikte hem Kavalalı’ya hem şeye İstanbul’a merkeze Bağbalı’ya Osmanlı’yla İngiltere arasında bir yakınlaşma vuku bulmaya başladı. Ve yakın bir tehdit olan Ruslardansa İngilizlerden böyle bir destek almak hakikaten Osmanlı için de mühimdi. Iıı ve ikinci Mahmud ve sanmasın izleyicilerimiz böyle seve seve istiyor. Ah işte batıcılık falan gibisinden şeylerle yapmıyor bunu. Yani burada haddi var. Bu düvel ecnebiye’nin bu kafirlerin hiçbirinden diyor medet umulmaz. Bunlardan iyilik hiçbirinden gelmez ama ne yapalım diyor bu adam isyan etti ve bu hale geldik. Denize düşen yılana sarılır tabiri ona ait. Tabii. O sözü de söylediği rivayet edilir. Ama çok garip bir biçimde yani bir padişahın dilinden kendi elinden çıktığı böyle çıkan bu
yazıları okumak insana tesir dövürüyor. Tabii İngilizlerle bu sefer hünkar eskilesine benzer ama aynı zamanda kaval alıya karşı hem teçhizat mühimmat yardımını içeren hem de bir nevi fiili olarak destek olmalarını talep eden bir anlaşma yapmak istiyoruz. Ikinci Mahmud’un en büyük arzusu bu. Sadece bürokratik bir destek değil. Filen donanma yoluyla
asker vererek hatta teçhizat vererek İngilizlerin destek olması ve bu kavala meselesini bitirmek. İngilizler de bu yapacağız olacak şeklindeki oyalamalarla bizim önümüzde hemen şu Yunan sınırlarıyla alakalı yeni bir protokol imzalayalım diyerek bunu öne sürüyorlar ve biz bu meselede de tavizi vermek zorunda kalıyoruz. Tabii burada şunu atladım. İkinci Mahmud sanki ya ne oldu Ruslarla anlaşmışken bir an
önce İngilizlerle anlaşmak istedi. Hünkar iskelesi meselesinden önce Rusları yardıma çağırmazdan önce İngilizler bunu kabul etmediler. Ne yapacağız yani Osmanlıya? Niye bu konuda destek yolu? Dediler ve İngilizlerden gelmeyen destek üzerine Rusları çağırmak mecburiyetinde kalmış idi. İngilizler de bu hünkar iskelesi gibi bir şeyle karşılaşınca bu sefer biz yanlış yaptık yanında olmamız lazım diyerek kendi
hünkarları da bunlarla alakalı yoksa bizi çok sevdiklerinden falan değil yani. O dönemde özellikle bu Rum isyanının da tesiriyle Avrupa’da bir helenizm doğuyor edebiyatta ve Victor Hugo gibi çok meşhur Lotbron gibi müthiş edebiyatçılar hani edebiyatçıdan çok değerli isimler Türk karşıtı yazılar kalemi alıyor. O dönemde o karşıtlık var. Hatta o yüzden Fransa, İngiltere, Rusya bir araya gelip bizim donanmamızı bizden yakıyorlar. Şimdi o dönemde İngilizlerden yardımı almamamız çok normal. Avrupa kamuoyu buna müsait değil. Tabii hem o hem de İngiltere’nin kendi siyasi denklemi içerisinde de problem var. Yani Palmerstone’un bu işlere ilk başta sıcak bakmayıp daha sonra yavaş yavaş ısınması da mevzu bahis. Ama İngilizler bu ve Tire’den sonra Osmanlı’yla ilişkileri iyileştirme taraftarı. Fakat şimdi Kütahya’da Kavalalı’nın talepleri karşılandı ve bir nevi bürokratik olarak sıkıntıdan kurtulundu diyebiliriz. Daha sonra ne oldu? İngilizlerle bizim bürokratlar arasında ikili münasebetler başladı. Namık Paşa’yı yolluyoruz oraya sefiri olarak falan. İngilizlerle hem askeri tırnak içerisinde modernleşmeyi sağlayacak uzman gelmesi meselesi o sıralarda konuşuluyor. Hem bu Kavalalı’ya karşı bir taarruzi bir ittifak ama gizli bir ittifak yapmak planı var. Bu planı gerçekleştirmek için çabalar devam ederken tabii biz aynı zamanda Ruslarla da yakınız. Ve içeride bürokratik ekipte de bir tarafta Perte Paşa işte Mustafa Reşit Paşa’nın hamisi Perte Paşa bir diğer tarafta efendim Akif Paşa hep siyasi basamaklarda Perte Paşa işte Ahmetçi oldu
beylikçi oldu. Akif Paşa peşinden Ahmetçi oluyor. O reisül kitap oluyor. O ne derler? Beylikçi oluyor. Hep onun peşinden onu takip etmiş kıskanan bir kişidir. Aralarında böyle bir uyuşmazlık vardır. Bir sevmiyorlar birbirlerini. Bunu anlayabiliyoruz. Perte Paşa ne diyelim dahiliye nazırı. Akif Paşa da hariciye nazırı. Bu
hengamede. Akif Paşa ekibi Hüsrev Paşa ekibiyle yakın ve bu hünkar iskelesini falan imzalayan adam. Bizim Fevzi Paşa’yla beraber kaptanı der ya. E Perte Paşa ise tam tersine siyasetini İngilizlerle de sıkı fıkı kuran onlarla anlaşılmaya dönük fiiliyatı olan, hareketi olan bir kişi. Bu ekipler arasında da bir hizip çatışması var. Mevzu bahis. Tam bu
sırada İstanbul’da çok garip bir hadise oluyor. Bir İngiliz William Churchill ormanda avlanırken bir çocuğu vuruyor. Tabii bizim Akif Paşa da bu adamı alıp hemen çok sert bir muameleyle karşıladığı için İngilizler hemen nota
veriyorlar ve diyorlar ki bu adamı hemen görevden alın. Akif Paşa’yı. Yani benim vatandaşıma sen nasıl böyle davranırsın şeklinde. Bir, ki ilişkileri iyileştirmeye başladığımız bir zaman dilimiydi bu. Tam o ittifakı yapıp kaval alayarak ve Ruslara karşı da kullanabileceğimiz bir zaman diliminde. İngilizler bunu bilerek de yapıyorlar. Rus yandısının gruba karşı göstermelik bir sebebi bahane ederek bu adamların görevden el çektirilmesi gerektiğini
söylüyor. Akif Paşa başta. Ve Mahmut buna direnmesine rağmen yapamıyor bir şey ve Akif Paşa’yı görevden alıyor olur. Ya bununla da yetinmiyorlar. İngilizler bunu diplomatik bir avantaja çevirip bu bahsettiğimiz Churchill’e ilk yarı resmi gazetenin imtiyazını da alıyorlar ve Celide Yavadis bu sayede kuruyor. Tabii. Tabii. Evet. Yani
bir bürokratını yabancı devletin arzusu ve talebiyle azletmek zorunda kalmak aslında iktidarın nedenli zayıfladığının da bir göstergesidir veya konjektürün nedenli aleyhine döndüğün de bir göstergesidir denilebilir. Burada İngilizlerle aramızda inanılmaz bir bürudet hasılı olmuş. Fakat Akif Paşa’nın görevden alınması bu bürudeti tekrardan sıcaklığa doğru çevirecek. Akif Paşa’nın görevden alınması mühim burada. Perte Paşa görevde. Onun yerine Ahmet Hulusi Paşa’yı getirmiştir ikinci Mahmut Akif Paşa’nın yerine. Ahmet Hulusi Paşa’dan sonra da Mustafa Reşit Paşa göreve gelecektir. O çok mühim o yüzden oraya zikrediyorum. Bu sırada iktidar hizip çatışmalarının nerad diye vardığını şöyle ifade edelim. Akif Paşa mazlul görevden alınmış. Perte Paşa orada devlet içerisinde çok önemli mevki de bulunan bir kişi. Akif Paşa’nın bir tebiye sultana efendim bu Perte Paşa’nın hali hal değil. Bu haşa kella İngilizlerle iş tutup sizi bazı şeyleri yapmaya zorlayacak. Bu İngilizlerle işi pişiriyor falan tarzında. Ben şimdi burada meyelen söylüyorum.
Elimizde tezkireleri var. Yani Akif Paşa’nın Padişah’a yazdığı yazılar var. Ve Perte Paşa’yı azlet. Azledilmesi lazım. Şöyle muzır bir adamdır. Şöyle fena bir adamdır. Devletin başına bu sefer ne bela çıkaracak? Buradan da neyi söylüyor? Evvel ki Rus Harbi’ne girmede Perte Paşa bir rüya görmüş de o rüyada Rusları yeniyormuşuz. O yüzden harbe girmemiz gerekiyormuş gibi de bir rivayet var. Perte Paşa bu gördüğü rivayet rüya üzerine harbe girilmesini tavsiye
etmiş meşhur etmecesinde. Akif Paşa da diyor ki zaten orada bela açtı başımıza. Bak burada da yine bela açacak. Bu adamdan hemen kurtulmamız lazım diye diye diye diye diye Mahmud’un aklına giriyor. Ve Perte Paşa bir anda durduk yere normalde bunları bilmesek, bunlar geride saklı olsa Perte Paşa’nın hemen azledildiğini Edirne’ye götürüldüğünü ve Edirne’de
Edirne Vardisi Emin Paşa tarafından ki Akif Paşa’nın adamıdır o da öldürüldüğünü ifade etmemiz gerekiyor. Yani şöyle söyleyebiliriz. İkinci Mahmud kardeşini en son öldüren son kardeş katlini yapan padişahı. Yani dördüncü Mustafa. Dördüncü Mustafa. Abisidir. Kardeşi de değildir, abisidir hatta. Yani kardeş katli diye ifade ediyoruz. Son sadrazamını katleden padişahıdır. Benderli Ali Paşa’yı
on on beş gün nüksadır azamını. Son siyaseten katil yapıp bir bürokratını katleden padişahtır. Ondan sonra yoktur. Tartışmalı hani Mithat Paşa mevzudur falan ama net olarak Perte Paşa’yı öldürmüştür. Ve bu öldürdüğü Perte Paşa’nın yerine o Akif Paşa’yı getiriyor. İşin garip tarafı da. Ama tabii bu çok kısa bir sürelik iktidar hizipleşmesinde Akif Paşa’nın bir muzafferiyeti gibi gözüküyor ki işin gayarabetine bakabiliyor musunuz? Orada kahvallı isyan
etmiş. Bu kadar hadise var. İngilizlerle arayı düzeltmeye çalışıyoruz. Inanılmaz daha hariçte problemler var. İçeride merkezdeki eee çürümüşlüğün göstergesi bu aynı zamanda. Bir
birilerine sarıyorlar.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir