Ne olursa ekonomi hemen toparlanır? Prof. Dr. Hurşit Güneş Teke Tek Bilim’de soruları yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=UpkWpyyIIqs.
İyi geceler, iyi akşamlar değerli izleyiciler. TKTK hoş geldiniz. Daha doğrusu TKTK Bilim hoş geldiniz. Bu akşam uzun bir bilim akşamı olacak. Birkaç saat karşınızda olacağız. Ama iki farklı konuda, iki farklı konuklar. Önce ekonomi konuşacağız. Çünkü ekonomi herkesin kafasını görüyor. 1990’larda durum böyleydi. Sabah akşam ekonomi enflasyon konuştuk. Enflasyon cenabıra’ndan bahsederdik. Sonra bir 99 2001 krizinden sonra işte derviş geldi. Bu bir program yaptı. Bir rahatlama oldu. Yavaş yavaş güzeldi işler. AKP’l ilk döneminde bu programı gayet başarıyla uyguladı. Ama 2013’ten sonra bütün dengeler tekrar tekrar bozulmaya başladı. Özellikle de cumhurbaşkanlığı, hükümet sistemine geçilmesinin ardından da bu bozulmalar hızlandı. Veriler öyle söylüyor. Bu benim sürekli görüşüm değil. Ve bugün Türkiye ekonomisi oldukça kırılgan ekonomiler arasında yer alıyor. Türk lirası’nın değer kaybı olması gerekenlerden daha fazla. Biraz Merkez Bankası politikaları, biraz bu faiz konusundaki inatlar yüzünden.
Ve Türkiye’nin uluslararası piyasalardan borçlanma faizlerini en ciddi bir şekilde etkileyen CDS’lerinde de bir felaket tablosu var diyebiliriz. Şöyle ki Arjantin’den sonra en kötü puan bizde. Bu da bizim kredi mahiyetimize yansıyor. Biz faizleri ne kadar düşürürsek düşürelim. Giderek artan faizlerle uluslararası piyasalarda borçlanmak zorunda kalıyoruz. Döviz sıkıntısı giderek artıyor. Son olarak belki sizler de duymuşsunuzdur. Türkiye doğal gaz alımı için ilk defa kredi almadı belki. Ama Deutsche Bank’tan yaklaşık 1 milyar avruluk bir kredi kullanmak zorunda kaldı doğal gaz alabilmek için. Botaş’a verildi bu kredi bir Alman Bankası tarafından. Ancak ilk kez olarak bu krediye hazine kefalet vermek zorunda kaldı. Bütün bunları bu akşam bir ekonomistle konuşacağız. Profesör, Doktor Hurşit Güneş’te. Hurşit, hoş geldiniz. Hoş bulduk. İyi akşamlar diliyorum. Kötü bir gizli yam yapım yaptım. Karanlık mı oldu, yanlış mı oldu? Yok bence biraz imsali bile denebilirim. İmser oldu. Vallahi öyle. Daha kötü durum. Durum kötü kötü. Peki o zaman hemen şöyle başladık. Herkesin merak ettiği şu. CDS filmleri. Niçin Türkiye’nin CDS’leri yüksek? Daha sonra CDS demek. Önce CDS’i. Her programda çeşitli bir meksak taşım açıklayalım. Bir defa daha açıklayalım. Bir defa daha açıklayalım. Plan var bilmeyen var, hatırlayan var hatırlamayan var. Nedir ve niye yükseliyor? CDS nedir? CDS Credit Default Swap. Ama ne? Bu İngilizcesi. Bir kredi kullanıyorsunuz. Bu kullandığınız kredinin ödememe riskliğinize karşı bir sigorta yaptırıyorsunuz. Bu sigortayı genellikle banka alıyor. Bu eğer rakam yüksekse yani sigortanızı pahalıya alıyorsanız sizin durumunuz iyi değil demek.
Türkiye’nin bu konudaki uzun zamandır, birkaç yıldır 2016-2017’den beri CDS’leri yüksekti. Hatta aramızda şöyle konuşuyorduk İKSATçılar. Ya bu yabancılar bizi ayıp ediyor. Ve bu kadar da yüksek olmaz. Türkiye bu kadar kötü değil diyorduk. Fakat son dönemde Türkiye’de hızlı bir artış oldu burada.
Bu artış özellikle 2021’in… Kaçtan kaça geldi mesela? 2002’de kaçtı, bugün kaç veya 2010’da? 2021’in ekiminde 409’du. 409’du ki o bile yüksek. O bile yüksek. Almanya’nın kaçtırdı? Fransa’nın kaçtırdı? 30. 30. 30. En babasının 30. 15, 20. İran’ın kaçtırdı? Onu bilmiyorum ezbere yani her ülkenin kini bilmiyorum ama İran’ınki de Türkiye gibidir.
Yani kötü olan ülkelerden biri. Benim çıkarttıklarımda mesela en yüksek, yani izleyicilerimizin bilmesi için söyleyeyim, dünyada en yüksek Rusya. 13.775 şu anda. Evet şu anda. Ama Rusya’nın savaş öncesi bu oranı 100-150 civarındaydı. Yani çok düşüktü. Türkiye’nin bugün itibarıyla izleyicilerimize söyleyelim 904. Brezilya’nın üçüncüsü o, üçüncü kötü o. 324. Mesela yine kötü sayılan Meksika’nın 191. Çin’in 88. Şimdi çabuk gireceğim ama şeyin bile Meksika’nın bile Türkiye’nin üçte biri kadar. Tabii tabii. Meksika yani 200 desek beşle çarpmanız lazım neredeyse şeye ulaşmak için. Türkiye’nin ikine ulaşmak için.
Şimdi şu anda kaç oldu? 904. Şimdi bu ne demek? İzleyicilerimize biraz açıklayalım. Şimdi bu ne oluyor? Gidiyorsunuz yurtdışından borç alacaksınız. Yurtdışındaki faizler ne? İşte Libor’dan borçlanacaksınız. Libor, London, Interbank, Ofred D. Yani Londra’daki para piyasasındaki faiz. Bundan borçlanacaksınız. Ama bundan borçlanamıyorsunuz. Diyorlar ki sen nereden geldin? Ben İstanbul’dan geldim. Hoş geldin. Yani Türksün. Yani bir Türk bankasısın veya Türk yatırımcısın.
Bir tane bir sıvapın üzerine bir sıvapın üzerine bir tane CDS’i koyalım bakalım. Yani o sıvapın üzerine bir tane CDS’i koyuyorlar. Bir de ayrıca tabii kendi risklerimiz de var. Projenimizin riskleri de var. Ama asgari Türkiye’nin şeyi geliyor. Şimdi ne oluyor? Mesela söyleyeyim şu anda beş yıllık Libor oranı 3.22. Onun üzerine 9.08’ı koyuyorsunuz. Türkiye’nin en iyi borçlanabileceği oran geliyor 12.30’a.
Dün hiçbir şey söyleyeyim Fatih Bey. Bundan bir ay önce bugün 18.00’ü değil mi? 19.00’u galiba değil mi? 19.00’ü şeyin. Bugün 18.00’ü. 18.00’ü. 18.00’ü Temmuz’dayız. 14 Haziran’da. Bir şey sormak istiyorum. Özür nefes etsem. Tablo var diye soracağım. Arjantin niye görünmüyor orada? Ben Arjantin’i bu sıralamada Brezilya’nın altında diye biliyorum. Veya default. Sanki Türkiye’nin biraz üstünü diye hatırlıyorum ben ama. Öyle mi?
1000 küsür galiba. Şimdi bundan bir sonraki slayda geçersek hesabı yani 5.slayda geçersek biraz anlatım kolay olacak. Çünkü kısa bir sürede Türkiye’nin nereye doğru savruluyor onu anlatmak istiyorum. 5 numara slayda. 5 arkadaşlar geldi. Evet geldi. Bakın burada izleyicilerimiz görecek. 14 Haziran’da.
Yani 5 yıllık kredinin faiz yurtdışında 3.6 iken biraz düştü şimdi 3.22 oldu. Bizim cds oranımız 8.08’di yani 11.68’den Türkiye borçlanabiliyordu. Bir ayda sadece bir ay içindi. Türkiye 12.30’a çıktı. Şimdi bu faizler bize yüksek gibi gelmeyebilir ama Türkiye’nin kısa vadeli borçlarını sadece kısa vadeli borçlarını. Yani bütün dış borçlarını söylemiyorum.
133 milyar dolar olduğunu düşünürsek bu böyle 0.6’lık 0.7’lik bir faiz artışı 800 milyon dolarlık bir ek yük geldiğini gösteriyor. Yani bu cds’lerimizin artışı dünyada faizler azalsa bile bize öyle büyük yükler getiriyor ki kısa vadede uzun vadedekileri hesaplamıyor. Arjantin 1030.95. Yaklaşmışız. Hemen aynı. Yani eli kulağında. Biraz beklesinler. Bir ay içinde yani sayın cumhurbaşkanı 1-2 demeç falan patlatırsa iş olur zaten. Şimdi vahim yani Arjantin durumuna gelmemiz. Arjantin’i geçtiğimiz takdirde Rusya’yı bir kenara koyalım çünkü Rusya çok özel bir durum. Muazzam döviz sezervleri var. Muazzam iracat yapıyorlar. Cari fazla veriyorlar şu anda.
Onun için Rusya’nın Rusya savaşa bağlı durumları var. Dünya üstüne çullanmış vaziyette bizim üstümüze çullanan yok. Bizim üstümüze yanlış yönetim çullanmış durumda. Dolayısıyla buradaki durum çok farklı. Rusya’yı kenara koyarsak Arjantin 1-2’yiz. 1-2’yiz eli kulağında dünyanın en kötü ekonomisi olma yolundayız. En kötüsü olma yolundayız. Onun içindir ki dedim söylediğiniz yine de imsar kaldı. Çünkü bu cds neyi gösterir?
Cds yabancı finans kuruluşlarının Türkiye’yi ne kadar riskli gördüklerini gösterir. Türk ekonomisinin yönetiliş biçimine gösterdiklerinin güveni gösterir. Neden? Söylüyorlardı zaten niye bu cds’leri çok arttırdıklarını. Bir dünyada zaten durum kötü diyorlar. Siz savaştan çok etkilendiniz diyor ama hepsinden ötesi sizin enflasyonla mücadeleiniz yok diyorlar. Enflasyonla mücadeleiniz yok diyorlar ve sizin ciddi bir ekonom politikanız yok diyorlar. Şimdi en kötüsü bu ikisi.
İkisinden dolayı Türkiye hepsini solda gidiyor. Yoksa çünkü savaştan etkilenen birçok ülke var. Bu vahim bir tablo. Yani bu Türkiye’yi çok olumsuz etti diyecek. Bir de bir şey daha söyleyeyim ekleyeyim. Türkiye’nin ciddi bir döviz rezervi sorunu var. Mesela bugün ben biraz baktım döviz rezervlerimize. Mesela Cumhurbaşkanı söylüyor bizim yüz küsür milyar dolar Merkez Bankası’nın rezervi var diyor. O toplam rezervi. Altın maltında aile her şey.
Merkez Bankası’nın bürüt rezervleri son veri 58.9 milyar dolar. Yani 60 diyelim. Ama Merkez Bankası’nın net rezervi yani borçları kullanabilir rezervi. Kullanabilir rezervi yani borçları yani borç aldığını kullanmaya kalksa elinde 7 milyar dolar kalmış nakit. Ama o borç daha iyi. Net rezervi eksi 54 milyar dolar. Yani 54 milyar dolar borçlu zaten.
Yani alacaklar gelse Merkez Bankası açık olacak. Açığa çıkacak. Şimdi böyle bir ekonomide. Dünyada başka böyle Merkez Bankası var mı açık açık? Net rezervleri bu kadar kötü olan yok. Bu kadar büyük swaplarla çalışan ülke yok. Yani ben mesela şeylere baktım. Dış borçlarla rezerv oranlarını ülkelerin Türkiye’nin en kötülerden biri. Küçük ülkeler var ama onları saymıyorum. Çünkü yani işte burada mesela baktığım ülkeler bizden kötü ülkeler var.
Yani 1 milyar milyar dolar da kötü ülkeler var. Guyanabar, Mozambika, Seychelles, Karabağ, Lübnan, Afganistan, Bahamalar, Doğu Timor, Kayman adaları, Liberya, Bründi, Sierra Leone bunlar da bizden kötü. Ama bunlar bizden daha kötü diye sevinecek durumumuz daha kötü. Yani bunlar bizden daha kötü diye sevineceksek yani durumumuz daha kötü demektir. Türkiye’nin çok ciddi bir dış borç sorunda var. Yani milli gelirin %60’ı kadar bir dış borç var.
G20 ülkeleri içinde en büyük milli gelire oranla… Amerika’nın daha yüksek değil mi? Efendim? Amerika’nın daha yüksek değil mi? Ama milli geliri oranla. Milli geliri oranla hesaplarsanız, o zaman bambaşka bir tablo çıkar. Yani bizde, bir de bir şey söyleyeyim, Amerika’da çok özel bir durum var. Nedir? Amerika çok açık verdi. Ne yapar Amerika açık verdi? Bana basar. Bir telefon, Merkez Bankası’na der ki bas oradan getir. Biz dolar basabiliyor muyuz? Adam dolar basıyor. Ama işte onu bu yaptılar, enflasyon arttı Amerika’nın da.
Doğru ama aynı zamanda odalara da, dünyada da büyük talep var. Yani Çin alıyor odaları, başkaları alıyor. Ve uluslararası piyasalardaki riskini de azaltmış oluyor. Yani sizin benim cebimdeki paradan para kazanıyor aslında. Yani ulusal paraları, uluslararası para olan ülkelerle… Rezerv para olan ülkelerle? Rezerv para ülkeleri doğru biliyorsunuz. Olmayan ülkeleri ayrı saymak lazım. Türkiye öyle bir durumda değil.
Yani Türk parasıyla, mesela Cumhurbaşkanı’nın çok uğraştı, ya Türk parasıyla dış ticaret yapalım diye. Böyle bir şey mümkün mü değil? İran yapabiliyor mu? Yapamıyor yani. Kaldı ki İran’ın elinde petrol var. Yani çok talep gören bir MTA var. Bizde o da yok. Şimdi neyse uzatmayalım, olayı da karıştırmayalım. Ama Türkiye’nin ekonomisine dış borcu yüksek. Debizye zervi yok. Yurt dışında da çok riskli. Şimdi buradan nasıl çıkacaksınız? Buradan nasıl çıkacaksınız?
Ve bunların hepsinden kötü bir durum daha var. O da şu. Ben bu konuda bir şey yapmak istemiyorum. Ben zaten konuyu çok iyi biliyorum diye bir yönetim var. Yani enflasyonla mücadele etmek istemiyorum. Faizi yükseltmek istemiyorum. Parasız sıkılaştırmayı yapmak istemiyorum. Döviz alsın başını. Ama diyor ki ben böyle büyüyeceğim diyor. Büyümeden feraket etmiyorum. O yüzden enflasyon var diyor. Ama Türkiye ekonomisi. Şimdi bu hafta bir sanayi büyüme verisi açıklandı.
Yüzde 11 açıklandı ama mevsimsel etkileri çıkarınca o yüzde 9. Fakat getirdim. En son slide’ımızı sunabilir miyiz bilmiyorum. OECD’nin, ki ben bunu çok çeşitli yönlerden meslektaşlarımla da tartışıyorum. Ben yılın son çeyreğinde ekonomik büyümenin düşeceğini düşünüyorum. Birçok nedenle. Niye? Gelirler yetmemeye başladı. Bakınız benzincilere soruyorsunuz biz artı daha az benzin satıyoruz diyorlar.
Taksicilere soruyorsunuz daha az yolcu alıyoruz diyorlar. İnsanlar daha az tüketmeye başladılar. Çünkü gelirler enflasyona yetişemiyor. En başında gayrimenkul alalım, araba alalım. Her şeyin fiyatı artacak diye bir daldılar. Evet. Herkese indik. Yine tüketti abi. Tüketti artık para kalmadı. Şimdi ne yapacak? Şimdi tasarrufa başlayacak. Çünkü geçiremeyecek. Bu olacak. İkincisi dünyada durgunluk oluyor. Yani Türkiye ihracat da yavaşlayacak.
Türkiye’nin Avrupa’ya ve Amerika’ya ihracatı yavaşlayacak. Üçüncüsü ve en önemlisi fiyatlar gelirlerden daha yüksek olduğu için reel olarak bir düşüş olacak. Bir yavaşlama olacak. Zaten mecburen böyle olacak. Şimdi dünyadadır kiresel fiyatlar yükseliyor. Bakınız evet durgunluk kapıda diye koydum.
Şimdi bu ilginç bir grafik. Çok ilginç bir grafik. Çünkü bunu OECD yapıyor ve birçok ülke için yapıyor. Ve Google’dan yapıyor. Herkesin kullandığı Google var ya, Google amcaya sorayım falan ne oluyor diye. Google’un elinde tabii ki çok veri var. Ve Google’u kullanarak makine öğrenmesiyle, machine learning işte Türkçesi makine öğrenmesi herhalde evet.
Ve onunla OECD ülkelerin sanayi büyümesi hakkında ve milli gelir büyümesi hakkında tahminler yapıyor. Şimdi bu tahminler oldukça da verimli. Mesela 2020’nin Haziran’ında bir tahmine bakmışlar tam tutmuş. Sonra 2020’nin ortasında bir bakmışlar. Yine tutmuş. Ocağında bakmışlar 2021’in tam tutturmuşlar falan böyle gitmiş. Yani grafiğin bu gördüğünüz iniş.
Türkiye ile ilgili mi, OECD ile ilgili mi? Evet, OECD’nin Türkiye ile ilgili tahmini makine öğreniminden çıkarttı, Google’dan çıkarttı. Tahminler tam tutuyor. Şimdi bu hafta yani 3 ve 9 Temmuz arasında yaptıkları tahminde Türkiye’deki büyümeyi 1.6 tahmin etmişler yılın yarısında. Bu yıllık büyüme, aylık büyüme mi? Hayır, bu çeyreklik büyüme. Çeyreklik büyüme indiriyor.
Tadorsi Çeyrekli yıldan yıla yani şöyle 3 Temmuz 2022, 3 Temmuz 2021 arasındaki büyüme 1.6’ya düşüyor. Ne zamandan beri hızlıca düşüyor bu? Hemen hemen yani 3-4 aydır bir düşüş var.
Bir ekonomik yavaşlama var 3-4 aydır tahminlerine göre. Şimdi bu devam ederse ki benim tahminim yılın son çeyreğinde bu hızlanacak. Türkiye hem enflasyon yaşayacak hem durgunluk yaşayacak. Bu en kötüsü. Bu en kötüsü. Çünkü genellikle enflasyonlarda bir hızlı büyüme olur. Fakat genellikle şunu da biliyoruz. Bu enflasyonun ikinci yarısını da o sürmez. Çünkü enflasyon hep büyüme yaratsaydı zaten herkes enflasyon yapardı. Daha sonra o onu boğazlar. Şimdi benim kaygım bu. Yani Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımız bizi izliyorsa buradan izlesin. Yani enflasyon olur, önemli değil, herkesle zam yaparım, herkes mutlu olur, ben de seçimi öyle giderim diyorsa onu söyleyelim. Kasımdan sonra durgunluk olacak. Seçimi Haziran’dan önce yapmayacağını iddia ediyor veya savunuyor.
Durgunluk ortamında bir seçim yapacak. Yani şu anda oyları %30’a düştüyse belki toparlarım diye bekliyorsa daha aşağı gitme olasılığı daha yüksek. Çünkü hem insanlar geçinemeyecek, her şey çok pahalı, bugünkü gibi. Hem de bu sefer satın alma da olmayacak. Mesela İstanbul’da sokakların daha boş olduğunu biliyoruz.
Peki Hocam, o zaman şunu söyleyeyim. Bu çok ekonomik bir soru değil ama pek çok yazar bunu yazdı. Son olarak da Serdar Turgut yazdı galiba bizle. Diyorlar ki kardeşim, ekonomi kötü kötü diye bağırıyor herkes. Baktım mı fiyatlar, enflasyon falan filan? Evet kötü gibi duruyor ama piyasada muazzam bir canlılık var. Herkes para harcıyor. Kafeler dolu, barlar dolu, restoranlar dolu, lüks oteller dolu, lüks olmayan oteller dolu. Otomobil satışları, otomobil bulunmadığı halde otomobiller yok satıyor, olsa daha fazla satacak. Emlak piyasada çok ciddi bir canlılık var. Her türlü tüketim gidiyor. Bu nasıl ekonomik kriz? Demek ki ekonomik kriz yok. Böyle bir algı var. Hayır, bu üç bakımdan yanlış bu. Birincisi enflasyonun birinci dönemine ilgili böyle bir şey var. Çünkü insanlar ellerindeki paraları harcıyorlar. Pandemiden çıktılar, ilk önce hızlı harcıyorlar, tamam. Fakat bu harcama boşlu olan bir harcama, gelirli olan bir harcama değil. Bir. İkincisi, yani Serdar Turgut’u şahsen tanımıyorum ama tanısam kendisine söylerdim, bebekte dolaşmakla bağcılarda dolaşmak arasında bir fark var. Gelir dağılımı çok hızlı bozuluyor. Yani şöyle söyleyelim, siz enflasyonun altında zan veriyorsunuz,
diyelim %50-60 zan veriyorsunuz. E güzel, zan veriyorsunuz. Biz ona para illüzyonu diyoruz, para yanıtsaması yaratıyorsunuz. Adam onun için gidiyor, benim daha çok param var diye harcıyor. Ama aslında gelir rar olarak düştü. Ancak fiyatlar çok daha fazla artıyor. Şimdi fiyatların çok daha fazla arttığını gördüğü anda boşlu hale düşecek ve tüketememeye başlayacak. İşte o da söylediğim yılın üçüncü çevresi. Şehirdeki durgunluğu getirecek. Durgunluk olacak yani insanların.
Yani bu gördüğümüz canlılık aslında geçici bir canlılık. Tabii geçici ve genellikle iki alanlar oldu. Bir tanesi gayri emekli’den oldu, bir tanesi de arabadan oldu. Dayanede tüketim mallarından oldu. Onu da nasıl yaptı? Çocuğun başka dedi ki indirin faizleri dedi. Aslında çok inmedi faizler. Bir miktar arttı ama enflasyon çok fırladı. O ucuz kaldı. Arda bir şey ucuz kaldı. Bankaya gidip faiz alamadığı için doğru dürüst gitti, onu aldı. Nasıl ileride alamayacağım, alamayacaklar. Nasıl ileride alamayacağım diye ama şimdi onu ödeyecek.
Yani her gün bir araba alma imkanınız var mı? Yok. Bir tane bitirinizi aldınız. Sonra borçlusunuz. Allah selamet versin. Ondan sonra durumun çok kötü. Şimdi ben bundan sonra bu tüketim alışkanlığının veya tüketim davranışının aynı biçimde gidemeyeceği kanısındayım. Aslında şahsi kanım değil. Arkadaşlarımız da öyle düşünüyor meslektaşlarımız. Onun için yılın ilk yarısından bir yargıya varmayalım. Bir kalabalık var, herkes sokaklara döküldü, maskeleri çıkarttı, işte lokantalara gidiyor. Bir de rakamlar bunu çok da teyit etmiyor. Yani Türkiye 2000 belki 21’e göre, 2020’ye göre lokantalar daha dolu olabilir. O zaman pandemi vardı. Acaba 2019’a göre lokantalar daha fazla para kazanıyor mu? Ona emin değilim. Bir de bir şey söyleyeyim. Fiyatlar lokantalarda da çok arttı. Yani bütün hizmet sektöründe çok arttı.
Her yerde olağanüstü fiyatlarla karşı karşıyayız. Bunun çok fazla süremeyeceğini ve dar gelirli bölgelerle bol gelirli bölgeler arasındaki farkın çok büyüdüğü kanısındayım. En önemlisi şunun altını çizmemiz lazım. Türkiye’de gelir dağılımı çok ciddi bozuldu. Çok ciddi bozuldu. Ve şunu biliyoruz.
Türkiye’de orta gelirli kesim daha çok ana muhalefet partisine oy veriyordu. İktidar Partisi, Adalet ve Kalkıma Partisi, AK Parti dar gelirlilerden daha fazla oy alıyordu. Şimdi artık dar gelirliler daha fazla sıkıntı çektiği için ilk başlarda olmadı. Yani enflasyonun ilk başladığında olmadı.
Fakat daha sonra AK Parti’nin oy oranında önce böyle 46-47’lerden 42’lere düştü. Çok düşmüyor dendi. Ama o 42’den 28’e çok hızlı düştü. Şimdi o düşüş daha hızlanacak diye düşünüyorum. Çünkü seçmen mecburen tepki gösteriyor. Şimdi iki tane algı vardır bununla ilgili ekonominiz şey yansıması.
Bir tanesi hepinizin sizinde tahmin ediyorum ki bildiğiniz bu bir Harvard denklem vardır. Büyüme belli bir şeyin üstündeyse İktidar Partisi kazanır. Büyüme belli bir şeyin altındaysa İktidar Partisi kaybederdi. Şimdi büyüme ile ilgili verilerinin ilk verilerin iyi çıktığını diyoruz Türkiye’nin. Bu da İktidar Partisi’nin biz enflasyona göz yumuyoruz çünkü büyümeyi korumak istiyoruz diyor. Oradan işi yürüteceğini zannediyor.
Zannediyordu ama oradan oy kaybetti. Sandıktan önce bir şey demek mümkün değil yani. Anketler başka bir şey. Anket yine de az kaybetti aslına bakarsanız. Başta öyle. Bir tane daha bir şey vardır yine iktidarın da bildiği. Eğer bir ülkede hane halkının borçluluk oranı yüksekse iktidarın devamını isterler. Çünkü riskli bir duruma geçmek istemezler.
O politikanın devamı. Çünkü borçludur ve borcundan dolayı tedirgindir. Ama düzen bozulmasın biz ilahi de özeller. Acaba bu sizin söylediğiniz kredileri açma ve bir yandan da enflasyonu yok farz edip büyümeyi devam ettirme çabası. İktidarın bir seçim hazırlığı olduğu varsayabilir mi? Hayır çünkü son 1-2 aydır kredi faizlerinde ciddi artışlar ve bankaları intina ediyorlar.
Yani o bir zamanlar %20-21-22 ile kredi veren bankalar %30’ların üzerine 40 lira da uzar. Ama yine de enflasyonu anlıyor. Tabii enflasyona göre düşük ama. Mesela bir imkanım olsa gidip bir yerden 500 milyon dolar kredi alarsam enflasyon %150 iken %30’lar. Ama vermiyorlardı artık eskisi gibi bonkör değiller. Ya da bana vermezler. Evet onu bilemem tabii. Yani iktidar partisine yakınsanız krediyi katarıyorsanız o normal bir olay değil o zaten. O siyasi bir olay. Ama eskisi gibi değil. Dolayısıyla bankalarda yavaş yavaş frene basmaya başladılar. Çünkü kredinin dönüşü ile ilgili riskler artıyor. Yani şimdi banka tamam veriyor para kazanacak ama geri dönmesi hiç kazanmayacak. Yani şunu hep söylüyoruz. Daha önce söylüyorduk en başında diyorduk ki ilk 3-4 ay 5 ay diyorduk ki ya bu banka gidiyor %14 ile alıyor. Ne bileyim 24 ile satıyor. Hazineye satıyor.
Hazineye satarsa kredi olarak verirse onun gelmeme ihtimali başladı. Onun için sıkıntılar oldu onlar da şimdi kaçıyor. Ama 90’larda böyle olmadı mı? Bankalar daha fazla yani piyasaya kredi vermekten ise devlete para satmayı daha fazla tercih eder. O zaman faizler daha da yüksekti. Real faizler var. Real faizler daha da yüksek olmasına rağmen. Tabii tabii yani o zaman döviz kuru daha normaldi. Bankalar posisyon açıyordu yani dövizini satıyordu. TL bona alıyordu. Hazine bonusu alıyordu ve bununla çeviriyorlardı kendini. Demir Bankı biliyorsunuz. Demir Bankı sonra gümledi oradan işte.
Sonra o biraz riskli bir durumdu. Gerçi riskli bir durumda ama onu hükümet de onu teşvik etti. Teşvik etti. Sonra başka banka ona bir tos yaptı. O da aşağı devredi. Neyse o dönem farklıydı. Bu dönem farklı. Ben bu dönem bu faiz politikasının dengeleri çok bozduğunu, özellikle gelir dağılımın çok bozduğu kanısındayım.
İnsanlar artık şöyle bir durumla karşı karşıyayız. Paranız var. Mesela çiftçinin durumu düşünün. Çiftçinin durumu ne? Çiftçiye verilen destek bu sene getirdiler. Mecliste bütçede dediler ki sana 22 milyar TL destek veriyoruz dediler. Bütçede var 22 milyar lira. Müze. Mecliste bastırdılar. AK Partililer, CHP’liler hepsi bastırdılar. Bu çok az dediler. Oldu 29 milyar. Tahmin ediyorum şimdi o 32-33 milyar TL’ye kadar çıkacaktır.
35 galiba. Evet, çıkacaktır. Ama sadece 4 ayda kur korumalı mevduatı verilen para 37 milyar TL. Şimdi bu ne demek? Ben çiftçiden alıyorum demek kur korumalı mevduatı veriyorum demek. Parası ona veriyorum demek. Tabii parası olmayandan para alıyorum. Parası olana para veriyorum demek. Gelir dağılımını bozuyorum demek. Benzin. Benzinde ÖTV’yi kaldırıyor muyum? Kaldırmıyorum.
Şimdi mesela biraz önce siz söylediniz. Dediniz ki benzin fiyatları dünyada petrol fiyatları indi. 100 dolara indi. Güzel. Daha da inecek yola. Daha da inecek. Peki ÖTV’de çok ciddi indirimler oldu mu? Hayır. Hayır inmedi. ÖTV aynen devam ediyor. Niye devam ediyor? Ben oradan para alıyorum. Mesela ben gelmeden önce şeylere baktım. Kurumlar vergisine baktım. Devletin gelirleri çok fazla bir sıkıntı yok.
Gelirlerde muazzam artışlar var. Artış var. Maliye bütçesi artı veriliyorsunuz. Evet yani tabii şeyin bütçe dışında birtakım açıklar var. Saklanmış açıklar var ama bütçeye baktığımız zaman bütçe iyi gidiyor. Yani şey vitrin iyi. Arkası kötü de vitrin iyi. Niye vitrin iyi? Çünkü siz vergileri bol bol kesiyorsunuz. Peki ne yapıyorsunuz o vergileri? Götürüyorsunuz. Zenginlere veriyorsunuz. Kredi olarak veriyorsunuz. Kur korumanı mevdat olarak veriyorsunuz.
İşte geçişlere veriyorsunuz. Garantili geçişlere veriyorsunuz. Orada hiçbir eksik yok. Dolayısıyla gelir dağılımı sürekli bozuluyor. Bakınız ben bir şey söyleyeyim. Asgari ücrete bir ikinci zam daha yaptılar. Peki asgari ücret reel olarak refah payını alabildi mi? Yani Türkiye’nin büyümesinden pay alabildi mi? Artı gelirinde real bir artış oldu mu? Hayır olmadı. Enflasyonun altında. Birkaç ay sonra üst bütün altında kalacak.
Dolayısıyla aslında bütün ücretlerin ücretleri hızla aşağı iniyor. Buradan ya ben şunu anlamış değilim. Ben nihayetinde bir ekonomistim. Evet siyaset de yaptım. Siyasete de çok ilgin var doğal. Bir siyasetçi bir ülke yöneten kişi oyları yüzde 52’den anketlerde 28’se 30’a indiği zaman ne düşünür? Ya burada bir terslik var. Arkadaşlar gelin oturalım ben bu işi nasıl toparlarım der değil mi?
Ben öyle bir gelişme hiç görmüyorum. Yabancı da görmüyor Türk de görmüyor. Yani Türk görmüyor. Zaten eski ekonomik krizler de bu ekonomik krizin temel farkı o. Eskiler ekonomik krizler de olamıyor. Birileri önlem almak için çaba gösterir. Şimdi ekonomik kriz yok denilerek önlem almamanı rasyoniz edin ben çalışıyorum. En temel mesele bravo Fatih Bey bakın 1994 krizi oldu benim anımsadığım. Tansiyonçiler zamanında oldu. Bizim anımsadığımız ilk 14 ocak kararlarında 1980. Evet evet. İlk büyük kriz şey o. Evet evet. 24 ocak. Evet. Yani o orası var. Ama hemen 24 ocak kararları var. Sonra 5 Nisan. 5 Nisan var. 5 Nisan kararları alındı. Kriz olunca 5 Nisan karar alındı. Bir karar alınıyor. 2001 krizi oldu. Kasım’da oldu. Orada da bazı tedbirler alındı. Kasım krizinde de alındı bazı tedbirler. IMF’ye gidildi para alındı filan. Şubat krizi oldu. Hemen ne yapalım?
IMF’ye gidelim şeyi değiştirelim stratejiyi değiştirelim dervişi getirelim filan. Kurumları bağımsa açtıralım. Falan filan bir sürü şeyler yapıldı. Şimdi 2008-2009 krizi oldu. Burada anımsamayan izleyicilerimiz vardır. Eee tepki göstermesinler. Biliyorsunuz 2008-2009 krizinde hükümet IMF’ye gitti. Evet. IMF’den kredi aldı. Aldı mı? Aldı tabi. Bir milyar euro para. Bir milyar eee sd’ri aldı. Ya aldı. Eee geçici aldı tabi. Evet doğru herkese de atmışlar.
Evet. Yani eee 2008-2009 krizinde tedbir alındı. Ama bu krizde biz tedbir almayacağız. Aksini yapacağız. Biz yangın çıktığı zaman üstüne benzin dökerseniz yangının söndüğünü göreceksiniz. Ben itfaiyeciyim dedi Cumhurbaşkanı. Ve bütün iktisatçılar şok oldu. Siz bu programı açarken bir şey söylediniz. Yani şimdi biz iktisatçıyız. Bu iktisatçıları popüler yapan ekonomik krizler oluyor.
Tıpkı depremlerin sismologları popüler yaptığı gibi veya işte salgın hastalıkların epidemiologları popüler yaptığı gibi yani Türkiye 2020 ve 2021 yıllarında Türkiye’de ne kadar enfeksiyon uzmanı varsa hepsini gördüler. Yani şöhretlisi, az şöhretlisi hatta enfeksiyon uzmanı olmayan kardiyologları diğer dahiliyecileri filan da gördüler. Şimdi biz de bu ekonomik krizlerde şöhretli hale geliyoruz. Keşke bizim şöhretimiz sadece akademik dünyada kalsa. Popüler olmasak. Ama Türkiye öyle bir hale geldi ki Türkiye kötü yönetildiği için ve sürekli krizlerle karşı karşıya kaldığı için ve bu sefer farklı olarak önlem alınmadığı için ve aksine önlemler alındığı için çok kötü bir durumla karşı karşıya kaldı. Bugün evde konuştuğumuz bir konuyu söyleyeyim.
Ben mesela 1994 krizinde de 2001 krizinde de dar gelirlerimi ücretlerim bu kadar sıkıntı çekmediğini düşünüyorum. Yani yaşı müsait olanlar bana söylesinler. Yani ben mesela 2001 krizinde şeye gidip markete gidip ya kiraz 100 lira veya pazara gidip kiraz 60 lira gibi bir manzarayla karşılaşmamıştım. Mesela bu hafta yine pazara gittim. E pazarda 22 liraya 25 liraya arası domates mesela bu mevsimde ben domatesin çok daha ucuz olacağını bekliyorum. Edirhimi’den 25 liraya domates aldım. Ya böyle bir şey olabilir mi? Geçen sene 4 liraya almışım galiba. Efendim bu söylediğiniz zaman bütün dünyada gıda fiyatları arttı diyorlar. Ama bu kadar değil. Verelim rakamlarını herkes görsün.
Bakınız efendim burada gıda fiyatlarıyla ilgili 9. Slide bir çıkaralım. 9 arkadaşlar. Evet mesela bütün dünyada gıda fiyatları artıyor. Hatta müsaade ederseniz şu şeye kadar bir gidip buraya geliyor değil mi? Geldi geldi. İzleyicilerimiz görsünler. Dünyada mesela bütün hükümet ve yetkililer diyorlar ki ya bütün dünyada gıda fiyatları artıyor. Doğru artıyor. Bakınız bu 2021 böyle 114’ten gelmiş 130 küsürlere belki 140’e gelmiş. 2022’de de artmış. Şimdi artan olan 2020’nin sonunda 98.1 iken faonu yani dünya gıda teşkilatının gıda
ve tarım teşkilatının bütün dünyadaki gıda fiyat endeksi 98.1 den haziranda 154.2’ye gelmiş. %57’lik bir artışı. %57. Şimdi geldim. Çünkü enak menak değil ha kimse yanlış anlamasın. Yani Cumhurbaşkanı’nın resmi kurumu Türkiye’nin resmi kurumu doğrudan 5 tepeye bağlı olan kurumun rakamını söylüyorum.
Tarım sal üretici fiyat endeksindeki artış %149 gıda tüfede artış %113. Yani diğerinin 2 misli tam bu 2 misli bu da neredeyse 3 misli yaklaşacak. Şimdi bunu dünyadakiyle bizim durumumuzun aynı demek imkanı yok. Yani bizimkisi de 60 65 falan olsa 70 olsa kaldır. Ama bu bu rakamlar çok yüksek. Bu kabul edilebilir bir rakam değil. Şimdi bir sonraki sırayda geçelim.
Türkiye’de böyle bunun bir nedeni var. Çocuk kurdu artıyor Türkiye’de. Kur tabii tabii en önemlisi kur ama bir de Türkiye’deki tarım politikası. Şimdi bakınız bu AK Parti iktidarı geldiğinden beri bizim tarımdaki büyümemiz. 2005 düzen 2006 dökülüyor 2007 tepet aklak aşağı gitmiş. Şimdi buralar var. Bir tane 7.7 var ama arkasından 3.4 2.2 2.1. Değer kütüme demek aslında. Bu efendim Türkiye’nin nüfusu yüzde birden fazla artıyor. Hele Suriyeliler içeri koyarsanız açız. Şimdi bir tane 9.4 büyümüş 2015 hemen hükümet açıklama yapmış. Tarımda patlama yaptık falan hemen arkasından gelmiş 2.6 daralma. Şimdi buralarda 4.9 2.1 3.7 4.8 bu 2017 20 arası geçen sene 2.2 daralma.
İstikrarsız ve düşük bir tarımsal büyüme var. İstikrarsız mesela diyorlar ki biz tarımda hane halkı geliri reel olarak akbar döneminde ciddi bir düşük. Tabii onun için zaten müthiş göç oldu ve çok ciddi Trakya kadar bir arazi boş bırakılıyor. Şimdi ekilmiyor. Burada bir sorun var. Bu sorun önemli bir sorun ve bence farkında da değiller.
Neden farkında değiller? Farkında olsalardı zaten bu kadar bakan değiştirmezlerdi. Yani iftara geldiklerinden beri bir sürü bakan değiştirdiler. En son yeni bir bakan değiştirdiler zaten. İhtara geldikten beri ne? Galiba şeyden sonra Cumhurbaşkanı geçişten sonra daha önce çok uzun süre aynı bakanla gittiler. Ama sonuç ortada. Sonuç parlak değil. Şimdi değiştirdiler ama iş işten geçti. Türkiye’nin tarımına çok kötü.
Bakınız bu makarna olayına ben takıyorum. Şuna nedenle takıyorum. Şimdi diyorlar ki ya biz buğday ithal ediyoruz ama makarna da ihrac ediyoruz. Ya şimdi bu buğday ithal etmeden makarna ihrac etsek daha iyi değil mi? Ya bunu söyleyemez miyiz? Yani sen bu ihrac ettiğin makarnanın buğdayının tamamını Türkiye’de üretsen daha iyi olmaz mı? Yani Ukrayna hemen karşındaki Ukrayna.
Ama tarihi olarak Ukrayna büyük üretici. Tarımda özelgeli tağıl tarımında iyiler. Tamam doğru. Ama Türkiye’nin bu kadar yıldır tağıl üretiminde ciddi bir sıçrama yapamaması ve gerileme olması yani göze çarpan bir olay değil mi? Vahim değil mi? Ya niye? Sen Türkiye’de bu bu tarımı 20-25 yıldır yönetiyorsun. Ama daha iyiye gitmiyor. İnsan oturup düşünmez mi? Ya bizim arkadaşlar gelin bakayım sen nesin Tarım Bakanı? Seni ne zaman atadım ben? 2 yıl oldu. Nedir bizim buğdaydaki durum? Ya aklına insanın ekmek buğday gelir. Efendim artmıyor. Niye artmıyor? Arpa nasıl? İşte portakal nasıl? Şimdi insan sorar değil mi? Ülkeyi yönetiyorsun. Sabahtan akşama kadar AVM soracağın hali yok. İki yol yaptın iki gitti iki geldi güzel de. Yani ekmek yemiyorsa yol ikinci derecede önemli.
Yani kimse yol yapmayın demiyor ama yani ekmeği üretmek için ekmeğin şu anda 200 gramı 200 gramı 5 lira. Bu ne demek? Çarpın beşle 25 lira kürosu ekmeğin insanlar ekmek yiyorlar. Keşke bonfile yiyebilseler ama ekmek yiyorlar. 25 liradan nasıl ekmek yiyecek? Burada vahim bir durum var. Biz Ukrayna’dan buğday alıyoruz. Efendim makarna satıyoruz.
Makarayı zaten dışarıya satıyorsun. Bence Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi bu tarım sorunudur. Küresel ısınmadan sonra ve dünyada tarım gıda fiyatlarının bu kadar hızlı arttığı bir konjonktürde tarımla ilgili çok ciddi reformlara ihtiyaç var. Şunu bir örnek olarak vermek istiyorum. Katılır mısınız diyebilir misiniz? Şimdi dünyada enflasöz yükseliyor. Bütün ülkeler yükseliyor. 100’ün üstünde tam sayıyı bilmiyoruz. Ben ENAK’la TUI’yi toplayıp ikiye biliyorum. Ve böyle bir sistem geçtim kendi kafama. Onur söylediğiniz bir gün televizyonda doğru söyledi. Enflasyon odur diyorum. 100’te 140’lere falan geliyor. Doğru söylüyor. Şimdi Avrupa, dünyada Amerika son 19.1, Almanya 8 civarında. Onlar bizim 10’da birimizden daha azdır enflasyonda. Ancak bir iki örnek var, farklılaşıyor. Bundan bir tanesi Fransa. Fransa hem Avrupa birliği içerisinde hem de dünyada artan enflasyonu en az hissedenlerden bir tanesi. Fransa’nın enflasyonu 5’lerde biraz yükselmiş 6’larda. Bunu iki nere bağlıyo Fransa ekonomistler, Avrupa ekonomistler? Bir, Fransa gıda enflasyonundan en az etkilenen ülke. Niye? Çünkü kendi tarımsal üretimi oldukça azda veriyor. Sağlam. İki, enerji.
Fransa enerjide Rusya’ya en az bağımlı olan ülke. Büyük oranda enerjisinin %70’i yakınlığının yüklerinden karşılıyor. Bu yüzden de dünya enerji fiyatlarından yine en az etkilenen ülke. Sadece otomotivde, daha doğrusu otomobilde, motorlu araçlar falan gibi daha nispeten sınırlı tüketimde akaryakıt kullanıyor. O yüzden de akaryakıt fiyatı artışlarında daha az etkilenen için enflasyonu en düşük ülke.
Türkiye ise burada tam zıttı örnek. Evet, şimdi bir şey daha söyleyeyim. Reklamı asın mı? Bir dakika sonra. Bir nokta daha var çok önemli. Fransa’da kişi başına düşen gelir malum, bizden çok daha yüksek. Ve gıda harcamaları Türkiye’ye göre toplam harcamalar içinde yani hane halkının toplam harcamalar içinde daha küçük. Bizde çok daha yüksek. Şimdi biz ne dedik? Türkiye’de 2022 yılında Haziran ayına kadar gıda tüfesindeki artış yüzde 113 dedik mi? Yüzde 113 tam yaptın mı sen adama? Hayır. Hayır. Yüzde 113 tam olan kimse yok. O zaman bu ne demektir? Adam artık daha az tüketmek zorunda gıdayı, yani en temel yiyeceğinden neresinden kesecek? Mesela restoran. Kirayı kesemiyor. Eğitirik Partisi’ni kesemiyor. Mecbun gıdayı kesemiyor.
Şimdi kirada da bir şey yaptılar. Rezalet. Yani Türkiye allak bullak ettiler. Dediler ki bir yere kiraya mı verdin? Evet. Orada kira artışı yüzde 25 dediler. İyi de adam hep aynı yerde oturmuyor ki. Çıktığı zaman bir yere geçiyor. Adam diyor ki ev sahibi ben diyor yüzde 25 tam yapacağım için baştan söyleyeyim diyor. Buranın diyor kirası aslında 5000 lirayı derdi ama senden 15000 lira istiyorum diyor. Daha fahiş oldu. Patlattılar işi.
Neden? E şimdi konut fiyatları artarken kirayı nasıl az artırırsınız? Şimdi bravo ama bir şey var. En önemli tarafı bu. Şimdi şey TÜİK kirayı mevcut kiralamalardaki artış üzerinden hesap diyor. Bu vahim bir durum ve ayıp bir durum. Yani toplam ne kadar evlerin kirası diye bir sepet yapıp araştırmayı ne yapmıyorlar?
Sadece diyorlar ki mevcut kirada oturan kiracı ne kadar zam yapacak diyorlar. E o zaten yüzde 25 devlet belirledi. Dolayısıyla tüketici fiyat endeksindeki artışı devlet belirledi. Böyle bir ayıp hiç yapılmadı. Yani bir kararnameyle Türkiye’deki enflasyonun bazı maddelerinin ne olacağını talimatla beyan ettiler.
Şu olacak 25 koyacaksın. Kira daha fazla olmayacak dediler. Kira da önemli. Yüzde 14-17 ml paya sahip. Hele hele dar gelirlerin belki daha fazla. Yüzde 20-25’i harcamalarını. Dolayısıyla ne yapıyorlar? Enflasyon olması gerekenden düşük çıkacak. Peki düşük çıkınca ne olacak? Askeri ücreti ona göre vereceksin. Yani Kılıçdaroğlu gidip TÜİK’in kapısına dayanıyor. Haklı olarak dayanıyor. Sen şimdi bütün dar gelirlerin, bütün ücretlerin maaşını enflasyonu baskıyla tayin ederek düşük çıkartarak düşük verdiriyorsun. Ve insanlar yoksullaşıyor. Bir şey söyleyeyim. Sayın Kılıçdaroğlu TÜİK’in bu yaptığına, talimatla bu yaptığına karşı çıkmasa görevini yapmıyor olur. Onun görevi, onun sorumluluğu ana muhalefet. Yapılan yanlışlıklara karşı çıkmadan olur mu? Doğrusunu yapıyor.
Dolayısıyla bu yapılan dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir yöneticinin ya enflasyonun düşük çıkması için… Bir eklem arası vermem lazım. Bir kısa eklem arası vereyim. Sonra şey geçmek istiyorum. Öyle dolar parçası nasıl ettiler Türkiye’yi? Euro, dolar karşısında yolculuğunda 0.80’den başlamıştı. Yani 1 euro 0.80 dolardı. Sonra 1.2’ye kadar çıktı. 1.21’e kadar çıktı. 1.45’e kadar çıktı. 1.45 oldu mu? Tabii tabii. 1.45’e kadar çıktı. Aa, bak uyumuşum. Şimdi tekrar bire bire doğru yaklaştı. Hemen hemen bire bire oldu. Daha da düşebilir deniyor. Özellikle Fed’in beklenen faiz artışı bu sefer 1 puan yapabilir deniyor. İyi takip ediyorsunuz. O zaman çok acayip bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Bu Türkiye’yi nasıl ettiler? Çünkü bizim ihracatımızın önemli bir bölümü hala Eurozone’da. Ve ithalatımız da dolarla. Dolarla. Bunları konuşacağız. Bir reklam arasından ardından. Bir iki tane vatandaşlardan gelen soruyu sorarak başlayayım sonra bu Euro dolar meselesini. Herkes merak etti. Konuşuyor anladım kadarıyla. Özellikle galiba emekliler ya da işte belli bir parası olup bununla ek gelir elde edenler bu kur kurumlu mevduattan çok faydalanmaya çalışmışlar. Herhalde hükümetinde bir anda belki onları memnun etmesi şeyi vardı ama bir bu ne kadar sürer diyorlar. İki bunun mahallete taşınabilir mi? Çünkü Haziran’daki giderlerde çok ciddi bir içinde kur kurumlu mevduata ödenecek olan para var. Yani açığın hemen hemen yarısı oradan giriyor. 16-17 milyar TL. Toplamda da 37. Bu nereye kadar sürdürebilir diyorlar.
Bu para bu sürdürülemezse ne olur? Şimdi birincisi yani hükümetin ne yapacağını ben bilemem çünkü ben hükümet. Rasyon olarak ne kadar sürerler? Yani rasyon olarak hiç olmamalı diyeceksiniz tabi de olmamalı ve yeni gelecek hükümet yani seçimlerden sonra gelecek hükümet bunu kaldıracaktır. Kalkmalıdır da bu hükümet kaldırmaz mı bir vadede bu hükümet kaldırmak zorunda kalabilir.
Kalmalıdır ama bu hükümet rasyonalitesini ne kadar koruyor bilemiyorum çünkü bunu sürdürülemez olduğunu hemen hemen tüm iksatçı meslektaşlarım söyledi bunun mahsullü olduğunu. Ama kaldırmadılar. Yani dünyanın hiçbir yerinde yani döviz kuru çok giderse ben mevda sahiplerine ceplerine ayrıca para vereceğim diye bir sistem olmaz. Bu deli saçması bir sistem.
Yani bir insanın ya dövizi vardır ya tr’si vardır böyle bir sistem olmaz bu yanlış bir sistemdir. Ha şunu merak edenler varsa söyleyeyim bana kalırsa bir ülkede tasarrufçunun bütün tasarrufları resmen kendi ulusal parasında olmalıdır. Bu doğru ama manem ki döviz tasarrufları var bu döviz tasarruflarının yanı sıra Türk lirası tasarrufa döviz kadar getirivericem diye bir sistem olmaz.
Bu yanlış bir sistemdir ve nitekim kasayı da boşaltmaktadır. Ben döviz kurundaki hareketin hızlanacağını düşünüyorum sonbaharda. Varsa yalım 25 lira oldu. Aşırı bir rakam olduğunu düşünüyorum inşallah da olmaz ama oldu diyelim. Ne olacak nereden ödeyeceksin bunu? Bütçede. Ya böyle şey olur mu ya bu deli saçması bir şey ya. Bu enflasyon demek. Yani siz bütçeye açık vereceksiniz götürüp oraya vereceksiniz o verince bir çatı almasın. O para ile borçlanıp onu hazineye koyacaksınız ondan zenginin parasına fayda edeceksiniz. Böyle bir sistem olamaz. Böyle bir sistemi neyin adına yapıyorsun? Efendim faiz veya riba işte haramdır efendim. O çok karışık bir konu şeyde teolojide yani İslam teolojisinde. Riba fatva, riba nasfı var filan. Ben teolog değilim onun için o işe girmek istemem.
Ben ilgisayarçıyım nihayetinde ekonomik kurallarla konuşmak isterim. Kaldı ki Türkiye layık bir ülke. Layık bir ülkede dini inançlar ancak bireyleri ilgilendirebilir devleti ve satoçları ilgilendirmez. Aşkılara bir saniye de enflasyona da faiz veriyorlarmış. Tabii ki öyle. Çünkü o önede fatvaları var pek çok. Tabii ki o ayrı. Yani enflasyon kadar veriyorlar ama bizimki diyor ki enflasyon kadar verme ama üstünü ben tamamlayacağım hatta fazlasını vereceğim diyor. Böyle bir sistem olur mu? Kim kimi aldatıyor? Bu yanlış bir şey ve bundan dönülmesi gerekiyor.
Peki bundan dönülebilir mi? Şöyle bir korku var. Bundan dönülürse buradan geri gelen para dövize gider. Herkes dövize yatırım yapar diye bir korku var. Şöyle diyenler var. Normalde bundan yavaş yavaş dönülüp normal bir faiz artışıyla bu iş dengelenir ve ekonomi rayına oturur diyenler var ama. Maista seçim olurdukça haziranda bu işler düzelir. Ha siz 2023’e kadar bunun sürüceğini düşünüyorsun. Ben bunların kaldıracağına inanmıyorum. Bunlar işi daha kepaze edip İdraniye’ye de. Kepaze edip bırakacaklar çünkü bunu sürdürülemez hale geleceğini görecekler. Ama kontrol ettiklerini düşünüyorlar. Ama kontrol edemiyorlar. Bakınız ne yaptılar? İracatçıya birtakım sınırlamalar getirdiler değil mi? Devam ediyorlar mesela başka türlü önlemlerle. Artırdılar. İtfaiyatçının bozulması gereken döviz miktarı artırdılar. Tabii yani başka önlemler çünkü durmuyor. Çünkü enflasyon yüksekse döviz kurudan alıp başını gidecektir. Nasıl durduracaksın? Neyle durduracaksın?
Döviz kurundaki artışı durdurmak para ve maliye politikalarıyla olabilir. Para politikanız ortadan kalkmıştır. Maliye politikanız da özellikle bunu önleyecek güçte değildir. Dolayısıyla döviz kuru alıp başını gider enflasyon yüksekse. E ne yapacaksın? Bunlarla iş olmaz. Yani siz buzlu yola girmişsiniz. Ben asla zincir takmam diyorsunuz. E kaza yapacaksın sonunda. Şimdi kaymazsan sonunda vuracaksın arabayı. Buzlu yol. Kar yağmış, buz tutmuş. Zincir takacaksın. Öyle ineceksin. Çaresi yok. Önlemini alacaksın. Peki. Ancak siz bunu kalkacağı kadar. Dediğiniz seçime kadar AK Parti. Böyle gider bu da önümüzdeki kadar itibaren hazineye daha da ağır yükler bindirir. Ondan sonra gelenin işi zordur ama onu söyleyeyim. Tabii ki zor. Düzeltmesi zordur. Hastayı iyi etmesi daha zordur. Olmamış birine bir doktor gerekli önlemleri alıp onu hastalıktan koruyabilir. Ama iyiden iyi hastalandıktan sonra. Evde vücudu sarmışsa. Vücudu sarmışsa onu düzeltmek zordur. Dolayısıyla vatandaşlarımıza buradan şunu söyleyelim. Gelecek olan yönetim. İşte altını masamı gelecek. Kim gelecekse. Türkiye’yi toparlamakta oldukça zorlu bir dönem yaşayacaktır. Kolay olmayacaktır.
Ve bu sadece ekonomik politikalarla da olmayacaktır. Aynı zamanda siyasi ve hukuki değişimlerle ancak Türkiye toparlanır. Ben Türkiye’nin çok hızlı toparlanacak bir potansiyel olduğunu düşünüyorum doğru kararlarla. Söyle. Bir sene. Ben de onu söylüyorum zaten ama bir ay değil yani. Bir ay tabii ki. Yani vatandaşlar şu. Bu önlemleri ister bugün AK Parti alsın. İster yarın AK Parti seçimi kaybederse yine gelenler alsın. Kim alırsa alsın.
Doğru önlemlerle Türkiye ekonomisi çok canlı ve güçlü bir ekonomi toparlanır. Güvenilir bir siyasi iktidar olduğu takdirde evet bir yıl içinde toparlanır. Güvenilir, öngörülebilir. Bilimsel, iş işareye dayanır. Toplumla ilintisini iyi kuran. Bir iktidar Türkiye’yi elbette çok daha iyi bir yere götürür. Ha bir şey daha söyleyeyim. Batı’yla ve komşularımızla da ilişkimiz çok daha iyi olur. Müttefiklerimizle de ilişkilerimiz çok daha iyi olur. Ve o ilişkilerin iyileşmesi de ekonomiye katkı sağlar.
Bana sorarsınız ekonomi çözülür de, göçmen meselesi önemli değil ama sizin konunuz elbette değil. Hemen şey gelelim. Türk ekonomisi nasıl etkiler? Amerikan Merkez Bankası peş peşe yaptığı küçük ama Amerika cisinden büyük sayılabilecek faiz artışlarıyla Amerika’da enflasyon düşürmeye çalışıyor. Daha doğrusu bütün dünya, gerek IMF, gerek Dünya Bankası, bütün ekonomik kuruluşları bütün ülkelere enflasyonunuzu düşürün, kontrol altına alın diye çağırdı bulunuyorlar.
Ve Amerika’da buna ilk başlatan oldu. Amerikan Merkez Bankası Fed geçen sene daha açıkladı dedi ki ben ömzeki Mart’tan itibaren faiz artışlarıyla gideceğim ve enflasyonu düşüreceğim. İlk faiz artışını yaptı, ikinciyi yaptı, beklediğimde biraz yüksek yaptı.
Bunlar Amerikan enflasyonu tam anlamıyla hız kesmedi, 9’a kadar çıktı ve bunun doğal etkisi olarak da faiz artırmanın ve doları güçlendirecek olmasının bu faiz artırmanın doları güçlendireme beklentisi Avrupa Birliği içerisinde euro’nun dolar karşısında değer kaybetmesine seviyet verdi ve şu anda ilk defa uzun yıllar sonra parete hemen hemen dengeleniyor. 1 dolar 1 euroya çok yakın eşit diyebiliriz. Bunun Avrupa arasından olumlu ve olumsuz sonuçları var. Olumlu sonucu şu, Amerikan ekonomisinin dış cihaz açığının büyüme ihtimali fazla. Amerikan ekonomisi biraz frene basmak zorunda kalacak. Değer kaybeden dolar yüzünden, pardon euro yüzünden Amerikan piyasasına bol miktarda Avrupa menşeili ürün dirmeye başlayacak. Bu da Avrupa’nın ticaretini olumlu etkileyecek ve Amerikanın da dış cihaz açını büyütecek.
Bunun da Amerika’da yeni faiz atışlarına sebep olma ihtimalinden de bahsediliyor ve karanbol bir dönem yaşanacak sanki. Bu Türkiye’yi nasıl etkiler? Etkiler mi? Lehimize mi? Aleyhimize mi? Çünkü biz dış alımımızı dolarla, dış satımımızı ise büyük oranda yürüyerek yapıyoruz. Oranlar çok çok farklı değil. Yani %50-55 falan. Evet, 55 euro. Evet, o civarlarda. Yani %80 ithalatımız dolarla değil. Birazcık daha fazla. Enerjiyi dolarla aldığımız için oradaki esas mesele var. Şimdi hemen sorunuza şurasına bir notla söyleyeyim. Amerikan Hazine Bakanı Jen Yellen, eski Fed başkanı ve iyi bir para ikhsatçısı, kocası Nobel ödülü almış bir ikhsatçı,
Chuck Kerloff, o bir şey söyledi. Yani Amerikan Merkezi, yeni Merkez Bankası yani Trump zamanında atanan Merkez Bankası başkanı ki, makul bir adam, bir iş adamı. O faiz arttırımına başladığı zaman dedi ki, Yarın çok aşırı artışlar bir süre sonra Amerikan ekonomisine durgunluk da getirecektir dedi. Dolayısıyla, evet Amerika’da bir ciddi %1’e yakın bir faiz artışı daha bekleniyor.
Ama arkasının aynı biçimde gidileceği düşünüyor. Dolayısıyla bir süre sonra Amerikan ekonomisinde bir durgunluk olacağı için, o Amerika’da bir başta bir süre için yaşanacak ithalat artışı bir sonra sonra iç talepteki durgunluk nedeniyle dengelenecektir. Bunu bir o taraf için konulacak. Neden önemli? Çünkü dünya ekonomisi bizi de etkileyecek. Amerikan ekonomisi bizi de dünyaya etkiliyor. Şimdi gelin bize. Evet bizim iracatımız daha ziyade euro. İtalatımız daha ziyade dolar ağırlıklı. Turizm gelirlerimiz eskiden daha fazla euroydu. Şimdi Rusya yüzüne biraz daha pahalı artışı var. Ama unutmayalım bu sene Ukrayna’dan sıfır turist çekeriz. Hatta bence Rusya’dan da biraz az gelebilir. İçi dövizlerimiz Almanya’dan, Belçika’dan vesaire gelirken euro gelirdi. Şimdi burada bir değer kaybı olacak.
Ve bizim dış dengemizi bir ölçüde etkileyecek. Bizim döviz rezervlerimiz Merkez Bankası’nda nasıl diye düşünebilir. Daha dolar ağırlıklı olduğunu düşünüyorum. Bir. İkincisi Türkiye’de her şeye rağmen iracatçı kesim bu döviz kurulundaki olası değişiklere karşı
forward piyasaları kullanmaya başladılar. Yani 2000’li yıllarda bu alışkanlık biraz girdi onlara ve bankalar da teşvik etti. Forward’ları kullanın. Döviz gelirlerinizde bir dolar alıyorsam ve doların değerinin aşağı gideceğini düşünüyorsan, bu durumda öyle değil ama düşünüyorsan bunu forward ile ters çevirip yüreğe dönebilirsin filan gibi yöntemlerle bunu bir miktar azaltabiliyorlar. Ben evet doğrudur İngiliz Merkez Bankası faiz arttırdı Avrupa Merkez Bankası o denli faiz artışlarına gitmedi. Dolayısıyla böyle bir farklılık oldu ama bunun uzun süre olmayacağını 2023’te yeniden Euro’nun bir miktar daha toparlanacağını. Çünkü Euro’da da Avrupa’da da birtakım faiz artışları gündeme gelecektir ve tartışıyorlar da. Yani o konuşulan şu andaki parite eşit 0.80’e gelir mi konusunda tam emin değilim. Eğer oraya gelirse tabii Türkiye bir miktar olumsuz etkilenecektir. Peki Amerikan Merkez Bankası’nın faiz artışları Euro’yu böyle etkilerken bizi nasıl etkileyecek? Bu faiz artışları karşısında Türkiye sadece kur korumalı mevduatla direnebilir mi? Eğer ki Türkiye’nin CDS oranlarında hızlı inişler olmazsa işimiz kötü. Çünkü Türkiye’nin milli gelirinin %56-57’si kadar bir dış borcu var. Türkiye’nin çok ciddi dış borcu var. 450 küsur milyar dolarlık bir dış borcumuz var. Bu dış borç faizle dönüyor. Yani Amerikan faizleri artı bizim CDS’lerimizle dönüyor.
Ya CDS’leri indireceğiz ya Amerikan faizini indireceğiz. Amerikan faizini indiremediğimize göre CDS’imizi düşürmemiz lazım. Ben Türkiye’nin CDS’lerinin seçimlerden 2-2.5 ay önce hızlı ineceğini düşünüyorum. Beraberinde bir şey daha söyleyeyim.
İzleyicilerimiz için bu akşam biraz… Yani bir iktisatçı bunu pek yapmamalı ama işte ara sıra böyle hatalar yapıyoruz. Ben döviz kurulunda seçimler yaklaşırken gevşeyeceğini düşünüyorum. Allah Allah nasıl olacak? E iktidar değişikliği risklerini indirecek Türkiye’nin. Yani CDS’imiz düşerse döviz kurulundan da gevşeme olur. Türkiye Büyük Miktar Yabancı Selim Ağa’ya girer. Seçime yakın mı? Seçimden sonra mı?
Seçimden sonra girer ama seçimin sonucunu tahmin ederlerse iktidar değişikliği var. Ama o zaman iktidar değişikliği olmaz. Olur mu canım? Onu hiçbir şey kurtaramaz. Onları bir şey kurtaramaz artık. Bu kadar Türk insanlar kirası 100 liraya yedikten sonra belki 90 liraya 80 liraya yerim diye kararını değiştirmez. O iş bitti. Emin misiniz? Eminim. Ben çok da emin olamıyorum. Bu kadar emin olmak bence iyi bir şey değildir. Hep karamsar olmayın.
Ama çok emin olmak gerçeği iyi bir şey değildir. Fatih Bey bir şey söyleyeyim. Ben 1977’den beri seçim sonuçları konusunda tahminlerde bulunurum. Kendi Cumhuriyet Halk Partisi yönetimindeyken de seçim sonuçları üzerinde tahminlerde bulundum. Hatta o zaman bazı arkadaşlarımın tepsisini de çekiyordum. Ya niye bu kadar bizimle ilgili karamsarsın diye. Türkiye’de çekilen ızdırap bence aşırı oldu. Farkında değiller.
Bir siyasi parti 6 ay içinde, anketlerde oyu %45-47’den. Eğer 28 liraya iniyorsa yani 20 puan inebiliyorsa 6 ayda oturup düşünmesi lazım. Düşünmüyorsa dağda iner. Düşünmüyorsa dağda iner ve inecektir. Eğer ki bir ülkede ekmek 25 liraysa. Aman ben bu konulara girmeyeyim. Niye girmeyeyim? Girebiliriz ama yarın gelir yarın girelim. Niye? Çünkü siz siyaset konumu bugün burada ekonomi konuşacağız diye. Doğru. Doğru. Katılıyor.
Siyaset konuşmakta açıkça sonuçlanmıyorum. Ayrıca da siyasi tahminlere de hiç güvenmiyorum. Çünkü her an Türkiye’de her şey olabilir. Yani çantada keklik görmek seçimleri herkesin hatadır. İktidar açısına da büyük hatadır. Onlar da hep çantada keklik görüyorlar. Doğru. Doğru. Katılıyor. Yani ben buraya kütüğü koysam seçilir. Anlaşılmıyor işte. Eğer ki ekonomiyi toparlarlarsa işte değişir tabii. İşte dediğiniz gibi mesela son dakikada döviz gelmeye başlarsa ve döviz gevşerse
vatandaş birilerine diyor ki ya demek ki bu AK Parti bizi kurtaracak, durumu yine toparlayacaklar diyebilir. Bakarız. Size bir Cumhuriyet Halk Partisi’ne gidiyorum. Oram değişmedi. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi’ne oran değişmeli yazık. İktidar Halk Partisi oy kaybediyor diyorsunuz. 20 puan kaybetti diyorsunuz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi 1 puan mı arttı? 2 puan mı arttı? Yani göreceğiz seçimi yani.
2 puan mı arttı? 1.000’lüz yani en azından onların kaybı kadar artmadığını biliyoruz. İyi partiye gidiyor falan filan. Neyse seyredip konuşmuyoruz. Bazı şeyler değişmiyor. Mesela sizin gâhassaydınız, benim gâhassaydım değişmiyor. Değişmiyor. İşte bu da onun gibi bir şey. Ama mesela soğuyor insanda gâhassa. Yok yok. Ben gâhassa’dayım bayağı soğumuş olayım. Cüzdan saldığının seçileceği insan soğuyor. Ne olur gidip başka bir takım tutacak halimiz yok. Gerçi öbürü de ondan kötü diye. Gâhassa’ya durumu iyi değil. Başverin. Türkiye gibi gâhassa eder.
Olsun arası para konu başkanım. Georgiyava. Şöyle diyor değil mi? Kürsül ekonomik göründüğü belirliçlik son derece yüksek. Enflasyonun kalacağı hale gelebilir dünya üzerinde. Finansal koşullar tahmin eden daha fazla sıkışık. Aşağı yönden üstler devam edecek ve dirinleşebilecek. Ülkelerin enflasyonu düşürmek için ellerinden gelen her şeyi yapması gerekir diyor. Doğru. Türkiye enflasyonu düşürmek için ne yapabilir? Ne yapmalı? Deminden beri başından beri siz ve bütün saygın ekonomistler diyeyim. Hükümetin enflasyona karşı önlem almadığını sürekli söylüyorsunuz. Gözleri aşırtılı valiye bakanımız da diyor ki evet almıyoruz. Çünkü biz büyümeyi önemsiyoruz. Siz de diyorsunuz ki dedi bunu yani. Dedi ki biz enflasyonundan biraz yüksek oldu ama büyüme rakamları vardı. O yüzden fedakarlık yaptık falan dedim.
Siz de diyorsunuz ki büyüme de duracak Türkiye bir reseksiyona doğru ilerliyor. Peki bütün bunları hemen hemen herkes söylüyor zaten. Bunu da bilmemek için, görmemek için ekonomiden hiç anlamıyor olmak lazım. Fakat ne yapmak lazım konusunda vatandaş diyor ki tamam bu CHP’liler ya da bu muhalifler ya da bu ekonomistler. Şahane konuşuyor ama bir bunların konuştukları ekonomiyi negatif etkiliyor.
Birçok birisi söyledi bunu hatta faturayı da Özgür Demirtaş ve onun gibilerini yıktı dedi ki onlar söylüyor. Bekdentel etiyorlar o yüzden kurartıyor falan dedi. İki diyorlar ki yahu kardeşim tamam bu muhalifler güzel söylüyor da onlar ne yapacak? Evet şimdi ne yapmak lazım? Şimdi ben biraz meslektaşlarımdan ayrıldığım bir nokta var. Meslektaşlarım da genel görüş şu. Türkiye’de yaşadığımız enflasyon büyük ölçüde para politikasındaki yanlışlıktan kaynaklandığı görüşündeler. Ve diyorlar ki ne zaman ki Cumhurbaşkanı faizleri indirin dedi kur patladı. Ve bundan dolayı da Türkiye’de enflasyon da aldı başını gitti geçiş kendini neden ediyorlar. Şimdi bu işin görünen kısmı bana kalırsa iki tane önemli nokta var onları göt ardı ediyor bu yaklaşım.
Bir tanesi şu aslında 2018 yılında Türkiye’de siyasal sistem değiştiği zaman Cumhurbaşkanı Merkez Bankası üzerinde otorite sağladı. Aslında asıl mesele bu yönetsel değişiklik oldu. Bu yönetsel değişiklik sayesinde Merkez Bankası’na talimat verildi ve Merkez Bankası kendi elindeki döviz rezervlerini el altından kamu bankalarıyla satarak döviz kurunu aşağı doğru çekti.
Ve bir süre enflasyonu bu yolla aşağıda tuttu. Bu meşhur satılan 128 milyar dolar ikeniz. Ama orası çok önemli çünkü eğer satılmasaydı o tarihte döviz kuru yukarı doğru gidecekti. O tarihte döviz kuru yukarı doğru gidecekti ve o tarihte enflasyon başlayacaktı. İyi bir şey mi yaptılar berbat bir şey yaptılar çünkü faizliği yükseltmemek için bunu yaptılar. Faizliği yükselseler de aslında bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.
İki yanlışı bir arada yaptılar ve o tarihte başladı bu enflasyon. Yükselen faiz enflasyonu yaratacak mı yaratılmayacak mıydı? Hayır yaratmayacaktı aksine. Enflasyonu aşağı doğru çekecekti çünkü kur faizle baskı altına girecekti. Bunu yapmadılar. Şimdi dolayısıyla meseleyi 2018 yılından 2018 yılından başlayarak görmek gerekir. 2021 yılının sonbaharından görmemek gerekir diye düşünüyorum. Tarihi öne çekmek gerekir.
Türkiye’de güveni sağlamadan yani içeride bir güven ortamını sağlamadan ve bir paradigma değişikliğini yaratmadan enflasyonla mücadele kolay olmayacaktır. Çünkü piyasadaki oyuncuların aktörlerin, tüketicilerin, iş adamlarının, üreticilerin bir iktidat politikasında değişiklik oldu. Temelden bir değişiklik olduğuna inanabilmeleri için bence temelden bir değişiklik gerekiyor.
Bunu herhangi bir partiyi işaret ederek veya partileri işaret ederek söylemiyorum. Bir yönetim değişikliğini dışarıda ve içeride görmek lazım. O olursa birden bire yeni bir hikaye başlamış demektir. A new narrative, yeni bir hikaye. O yeni hikaye eğer doğru bir hikayeyse işin altından kalkar.
Şimdi para politikasını elbette sıkılaştırmak gerekiyor. Geçici olarak ve çok yüksek dozlu değil, çok sıkı frene basılırsa o zaman da çok ciddi bir resesyonla karşı karşıya kalabiliriz. Kaldı ki yaşayacağız zaten yılın ikinci yarısında. Yani özellikle üçüncü çeyreğinde ciddi bir yavaşlama olacak. Hemen ardından olacak seçimde çok ciddi bir parasal sıkılaştırma olursa daha da bir büyük yavaşlama olur ama fiyatlar hızlı iner.
İkinci mesele budur. Bu arada bu hızlı yavaşlama sürecinde maliye politikasında aynı sertlikte olmamak gerekir. Çünkü aynı sertlikte bir maliye politikası izlerseniz o zaman da gerçekten dargı ileri kesimlerin çok büyük sıkıntıları olabilir. Onu biraz telafi etmek gerekecektir.
Yani hem sıkı para politikası ama dengeli ve telafi edeceği bir kamu maliyesi politikasıyla ve bir miktarda ücret ve gelir politikalarını uygulayarak enflasyon indirilebilir. Enflasyon, aynı görüştüğüm sizinle bana kalırsa 9-10 ay içinde ki aktarım mekanizması zaten öyledir.
Yani parayı kısmaya başladığında fiyatlar nominal gelirler üzerinde 6-9 ay içinde etki gösterir. Dolayısıyla 6-9 ay içinde fiyat artışlarında hızlı bir yavaşlama başlayacaktır. Bu da iyi bir şey olacaktır. Ama dediğim gibi sadece ve sadece iksat politikalarıyla enflasyon ve ekonomik dengelerin düzenlenebileceğini düşünmüyorum. Birçok değerli iksatçımız bunun hukukun üstünlüğünü yenilen Türkiye’de sağlayarak, adaleti yenilen getirerek önemli mesafeler alınacağını söylüyorlar. Kaldı ki yurt dışında artık iksat politikalarında siyasal politikalarda, siyasal değişikliklerde iksat politikalarının etkinliğini artırmada önemli unsurlar olarak sayılıyor ve yazılıyor. Dolayısıyla onları göz ardı edemeyiz.
Türkiye’de önemli bir siyasal ve özgürlük değişikliğine ihtiyaç olduğu kanıtsadır. Hukukun üstünlüğü sağlamalıyız. Yani Türkiye farklı bir ülke dedirttiğimiz anda uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye bakışı. Yani CDS’i ben belirlemiyorum. CDS’yi yabancı beliriyor. Ben Türkiye’de Türkiye’deki güvenendekisini belirliyorum. Doğru. Ben etkiliyorum. Benim görüşüm. Onu belki etki… Ama CDS’i nasıl indireceğim aşağıda Türkiye daha fazla borçlanacak ve daha ucuza borçlanacak?
İşte onun için Türkiye’deki ortamı değiştirmek gerekiyor. Bir de burada kolay mı bu? Hiçbir şey kolay değil ama hiçbir şeyde olan aksız değil. Yani olabilir. Neden olamaz? Yani Türkiye’nin en tebel meselesi bir politika açıklayacak. Yani ben bu politikayı uyurlayacağım diyecek. Bu politika her git inandıracak.
İki, Türkiye bir hukuk devleti olacak. Kurumların etkileri kim hangi kuruma nasıl karışabilir? Onlar netleşecek. İnsanların kurumlara güveni artacak. Kişilere değil, kurumlara güveni artacak. Ve daha sonra bu kurumların kendilerini kanıtlamalarına paralel olarak zaman içerisinde Türkiye ekonomik krizi Ederpey açacak. Kurumlar çok önemli Fatih Bey. Bakınız ben size bir şey söyleyeyim mi?
Trump mevcut Merkez Bankası başkanını atadı. Pavlo atadı. Ve birkaç defa da söyledi ben faizleri çok yüksek buluyorum dedi. Evet. Trump söyledi. Evet. Peki sonra ne yaptı? Pavlo da ya Trump beni atadı çağırdı köşeye beyaz saraya fırçaladı beni hemen faizleri indiriyor mu dedi. Hayır. O posyonunu korudu. Trump gibi birisi bile Merkez Bankası’ndan aynı görüşte olmamasına rağmen Merkez Bankası’na talimat veremedi. Unutmayalım. Amerika’da başkanlık sistemi var ha Amerika’da parlamenter sistem yok. Bu birincisi. İkincisi Biden geldi. Biden’a dediler ki bu Merkez Bankası başkanı Trump atadı. Sünnesi de doluyor.
Adam da cumhuriyetçi bunu görevden alacak mısın dediler. Yok görevini iyi yapıyor dedi. Bağımsız dedi. Benim talimatlarım doğrultusunda değil doğruların doğrultusunda hareket ediyor dedi ve görevden almadı. Şimdi bu başka başına önemli. Bu Amerika’daki piyasalara güven veren bir yani diğer aktörlere iş dünyası. Şimdi eğer ikna değişirse bizim Merkez Bankası başkanı görevde mi kalmalı o zaman?
Allah korusun. O zaten kendi kendine karar veremiyor ki. Kendi kendine karar verebilecek bir Merkez Bankası lazım. Yani Merkez Bankası yeniden özellikliğine kavuşması lazım. Tabii tabii kuşkusuz. Talimatlar hareket etmeyen aslında Merkez Bankası Türkiye’de çok iyi örgütlenmiş bir, çok iyi yapılanmış bir kurumdur. Türkiye’nin iyi kurumlarından biridir. Yani açık söyleyeyim o Rüştü Saracoglu Anaps zamanında başladı bu Merkez Bankası’ndaki reform dönemi.
Ve yani 2007-2008-2010 yılına kadar Merkez Bankası çok iyi yönetildi. Ve kendi içinde bir araştırma birimi vardır, çok iyi yönetilir. Para politikası kurulu, çok iyi çalışır. Ne kadar? Ne kadar? Kapsayacak şekilde mi yoksa? Kapsar kapsar. Durmuş Bey iyiydi. Durmuş Bey hiç kuşkusuz. Evet çok beklemekte iyiydi. Tabii tabii Durmuş Bey. Çok iyiydi benim de dostum. Yani Merkez Bankası iyi çalışan, Türkiye’nin iyi kamu kuruluşlarından biriydi. E bozuldu. Şimdi Merkez Bankası talimatlar hareket eden bir kurum haline geldi. Ve çok kötü oldu bence. Aslında Erdem Bahçı döneminde bile Merkez Bankası yine iyiydi. Ama şimdi Merkez Bankası’nın iyi çalıştığını söylemek mümkün değil. Kendi kendine karar veremiyor.
Kendi kendine karar verdiği bir dönem oldu yakın zamandakine. Bir eski bakan Merkez Bankası başkanımış hatırlayacaksınız. O zaman kendi kendine karar verir gibi olmuştu biraz. Evet ve piyasalar hemen fark etti. Yani döviz kuru gevşedi, CDS’lerimiz düşmeye başladı. Çünkü şunu yaptı. O Merkez Bankası başkanı, eski maliye bakanı gelmeden önce dedi ki Sayın Cumhurbaşkanı bu işler kötüye gidiyor. Ben gerekeni yapacağım. Ben gerekeni yaparsam siz rahat edersiniz dedi.
Peki hadi git düzelt dedi ama sonradan neden, ne oldu bilmiyorum onu bilenler anlatır. Onu görevden aldı veya istifasını istedi. Aynı şey zaten. Bir yandan da sorulara bakıyorum da. Ne diyorlar? Vallahi genellikle muhalefetin bu konuda net bir politikal etmemesiyle ilgili şey.
Evet doğru durum. Bu çok haklı değil çünkü bu muhalefet dediğimiz eğer altılı masayı kastediyorlarsa altılı masa bu konuda bayağı 15 sayfaya yakın bir yol haritası açıkladı. Bugün mesela KYK’lı öğrencinin kredi borçlarının faizlerinin silinmesinde Kemal Bey’in ciddi etkisi olduğunu düşünüyor herkes. Evet. Çok bağırdı kaldırın bu faizleri diye işte bugün çıkıyor. Onu ilk yazan da benim bu ama. Kutlarım size ama bir şey daha söyleyeyim.
15 sayfalık şimdi yanımda yok ama 15 sayfalık metinde birçok şey var. Yani şunu eleştirebiliriz. Ya 15 sayfalık metin hazırladınız, bir sürü toplantı yaptınız, maddelerle neler yapacağınızı düzenlemeye başladınız, yol haritanızı düzenlediniz. Ama bunu kamuoyuna yeterince anlatmadınız diyebiliriz. Yeterince anlatmadınız ama hazır değil diyemeyiz. O doğru olmaz. Yine enteresan bir soru var. Birkaç kişi sormuş belki aynı kişi belki farklı.
Ya da ki Türk lirasını Eurozona soksak ve oraya endekslesek veya Türkiye’de geçirir parayı oraya yapsak bütün bu sıkıntılar biter mi? Bitmez. Tam aksine çok daha kötü olur. Ben şimdi Yunanistan’daydım geçen hafta. Eski başmakan Papandrano’nun davetlisi olarak bir semposiyuma katıldım. Orada da söyledim. Aslında Yunanistan krize girdiği zaman en büyük sıkıntısı Euro sistemi içinde olmasıydı. Çünkü Yunanistan bir borç krize girdi, devalasyon yapamadı.
Ve Almanlar zulmettiler Yunanlara. Yani zulüm ettiler gerçekten yani. Ve sonunda iktidar değişiklikleri yaptılar. Her şeyi yaptılar yani. Şimdi kendi paranızı yani dış borcu yüksek olan ülkeler, cari açı yüksek olan ülkeler kendi paralarını eğer başka bir paraya endekslerlerse o zaman geliştiremezler ihracatlarını. Dolayısıyla Türkiye gibi bir ekip… Oyununda da pek bir ihracatı yok Turizm dışında.
Hiçbir şey yok. Zavallı. Yani onlar çok kötü yakalanmış durumdalar. Yani sadece çok sıkı mali disiplinle böyle gidiyorlar. Şimdi de mesela fazlasıyla Amerikan bağım sahne geldiler Almanya’dan. Şimdi Türkiye’nin dış dengesini sağlayıncaya kadar kendi para birimiyle devam etmesi gerekir. Keşke Türkiye’nin cari fazlası olsa, dışlı cari fazlası olsa ki doğrusu odur.
Ve keşke Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üye olarak alınabilse. Ama Avrupalılar çok büyük bir ayıp yaptılar. Anlam planını Kıbrıs’la oylattılar. Türk kesimi evetoyu verdi. Ama Rum kesimi Kayı reksiliyeti. Onlaramme Avrupa’yı aldılar. Aldılar ve veto hakları var. Yani Kıbrıs-Rum kesiminin bize veto hakkı var şimdi. Yani Avrupa’nın diğer ülkeleri deseler ki, demiyorlar ya.
Biz Türkiye’yi alacağız, gelsin bizim içimizde olur. Ama orada Tansuççilerin de çok büyük hataları var. Yani geçmişin hatası. Ama bu hükümetin de yine oradaki eksikleri oldu. Avrupa Birliği’nin öbürü kestiler. Bir şey daha yine ilgi çekilmiş. Bu izleyicilerin de ilgilendiği nasıl oluyor dediği. Türkiye’de ihracat. İhracatta son 15 yıl içerisinde çok ciddi bir artış kaydedildi.
Şu anda da hala bu artış devam ediyor. Türkiye, turnak içinde sürekli ihracat rekorları kırıyor. Gerçi bir yandan da açıklanmayan bir başka rekor var. İhracat rekoru da kırıyor. O daha büyük rekor kırıyor. Şöyle söyleyeyim, Hazır ayında ihracat %21, ithalat %2860. 7.000 yılın çekili yılı öğrendi. Daha kötü yani. Evet, ithalat daha büyük rekor kırıyor ama ihracat rekoru kırıyor. Bu Türkiye’ye bir avantaj sayılıyor mu?
Birinci sorum. İkincisi, vaktimiz az kaldı ama bir 10 dakikamız daha var. İkisine beraber cevap verirseniz çok iyi olabilir. İki, turizm. Turizmde büyük bir kriz beklentisi içerisindeki sene. Aslında biraz da Turizm Bakanı’nın bana göre şahsi başarısıyla beklendiği kadar kötü gitmedi. Hatta bunu biraz da avantajlara çevirdik. Avrupa’ya gidemeyen Ruslar da Türkiye’ye çektik. Ve yüksek gelir gruba mensup Ruslar da bu yıl Türkiye’yi tercih ettiler.
Çok ciddi bir turizm gelirinde, beklenenin ötesinde ya da umunun ötesinde bir şey gerçekleşti. Bir, turizm gelir kesilince Türkiye’nin belirleri daha mı kötüye gider? Bakınız Sri Lanka örneği var. Turizm gelirine dış ticaret açığında turizm gelirine fazlasıyla bağımlı bir ülke krize, siyasi krize girdi o yüzden. İki, ihracat artışı sürdürülebilir bir artış mı yoksa ithalat artışı daha mı fazla olacak sürekli olarak?
Ben Türkiye’nin ihracat artışından sevinmesi veya övünmesini doğru bulmuyorum. Çünkü bir ülke dış ticaret fazlası yaratıyorsa bundan sevinebilir. Türkiye’nin dış ticaret fazlası yaratmadığını ve giderek de bu yönde bir telafisi veya olumluya doğru gitmediğini biliyoruz. Yani ithalatın ithalatı karşılamalarını, ithalatın ithalatı karşılamalarını giderek düşüyor. Düşüyor. Olumluya sevinecek nesil var.
İkinci nokta şudur. Türkiye’nin ihracatına bakalım hani ithalatını görmeyen kapat defteri oraya üzerine kağıt koy, ihracat konuşalım bir tek. Bu hükümetin yaptığı gibi. Peki onu konuşalım. Bu ihracatın içinde katma değeri, yüksek ürünlerin ihracatında ciddi bir artış var mı? Düşüş var. Yok, düşüş var. Düşüş var. Üç üçten iki üçer düştü. Peki teknolojisi daha yüksek olan ki aynı şey daha yüksek olan malları giderek daha fazla satıyor muyuz? Hayır. Hayır, satmıyoruz. Peki ben bu ihracatın nesiyle çok ödüneceğim? Yani yüz mal alacaksın, ellisini satacaksın, efendim iki yüz mal alacaksın, yetmiş beş satacaksın. Evi elli satarken yetmiş beş satıyorum diye de sevineceksin. Bunun sevinecek bir tarafı yok. Sen daha fazla ithalat yapıyorsun. Artık Türkiye’nin bunu söylediğimiz zaman tabii iktidar mensupları hemen diyorlar ki efendim enerjiden dolayı.
Kardeşim yani ben enerji ithal ediyorum da Almanya enerji ithal etmiyor mu? Almanya’nın doğal gazını Rusya’dan ithal ettiğini gördünüz. Peki Almanya açık mı veriyor? Dünyada dış ticaret fazlası yaratmadan kalkınabilen ülke bir tek Amerika Birleşik Devletleri’dir. Japonya, Almanya, Kore gibi büyük büyüme hızlarını, büyük kalkınma hamlelerini yaratmış ülkelerin hepsi ihracatla becermişlerdir bu işe. Ve hepsinin dış ticaret fazlaları. İracat dediğimiz zaman net ihracattan bahsediyoruz tabii ki. Dolayısıyla bu ihracatta çok iyi bir performans sağladığımız, iyiye gittiği filan bence çok doğru değil. Gelelim turizm meselesine. Şimdi turizmde de benzer bir durum var. Şimdi turizmde Türkiye çok turist çekiyor. Yani Allah rahmet eylesin gerçekten Özal’a çok şey borçluyuz. Neden? Çünkü Özal Güney Antalya Projesi’ni tamamladı ve Türkiye özellikle Güney Antalya Projesi sayesinde, Antalya sahillerinden dolayı çok ucuz ama çok iyi olaraklarla turist çekiyor. Yani hakikaten çok iyi otellerde kalıyorlar ve çok ucunda kalıyorlar. Turistlerin Türkiye’ye bıraktığı para çok düşük. Türkiye boşa 60-25 dolar.
Yani biz bunu çeşitlendirmeye çalışıyoruz. Sadece bu bakan dönemi de değil. Yani öteden beri 20 yıldır 30 yıldır Türkiye turizmi çeşitlendirmeye, kış turizmi yapalım, av turizmi yapalım, konferans turizmi yapalım filan diyor ama her şeye rağmen bizim çektiğimiz turist biniyor Almanya’nın Hanover’inden, iniyor Antalya, dönüyor Hanover’e ödediği para çok sınırlı bir para.
Ülkesinden kalsa daha fazla para ama sonuç olarak Türkiye’nin bir döviz ihtiyacı karşılıyor. Döviz ihtiyacını karşılıyor. O da ne kadar bize karşılıyor bilmiyorum. Yani o döviz bize ne kadar geliyor, ne kadar bize kalıcı bir döviz olmuyor. Çünkü ben bazen turizmcilerle konuştum. Bir ülke ölçüde operatörler filan bu paranın da bir kısmı var. Ama sonuç olarak Türkiye net olarak turist başına geçen yıl 650 dolar civarıda bir para kazandı. Bu işin kötüsü bu düşüyor. Bu 900 dolar seviyedeydi geriledi. Turist başı gelip düşüyor.
Türkiye’nin turizm, mesela Yunanistan ben hatırlıyorum bundan 40 yıl önce. Yunanistan diyorlardı ki Rodos’taki yatak sayısı Türkiye’deki yatak sayısı fazla diyorlardı. Bu geçildi. Türkiye bunu başardı. Şimdi Türkiye ile yatak sayısı ile Yunanistan’ın yatak sayısı ölçüdü. Ünkünlüğü bizde çok daha fazla. Ama bizim yatak başına aldığımız gelir düşük.
Mesela Batı ülkelerinde veya bazı ülkelerde metropolere seyahat. Mesela Paris’e gidiyor adam para harcıyor, Londra’ya gidiyor, para harcıyor. 5 tane müzeye gidiyor. Mesela Atina’dayken bir sabah semposyumu kırdım.
Buraya kadar gelmişim, şu Akropol’u bir göreyim, geliyim dedim. Akropol’de giriş ücreti verdim 20 euro. Avrupa’da genel olarak 20 euro giriş. O civarda 20-30 euro civarında. Şimdi 20 euro dediğimiz para 400 liraya yakın bir para. 350 lira. Şimdi 350 lira Türkiye’de herhangi bir müze yok. Bizim müzeler de yabancılara yakın fiyatlar 200-200 lira civarı. Ama arada iki kat fark var. 200 lira nerede 350 lira nerede.
Bizde daha ucuz. Bizde gidilecek müze de azdır. Şimdi bu konuda ilerleme yapmaya çalışıyorlar. Özel sektör müze sayısını artırmaya çalışıyor. Yani bizde özel müzeler artmaya başladı bu konuda. Gerçekten onlara da şükran borçluyuz. Çünkü İstanbul’da gezecek yerler yaratıyorlar ama yine yerliler geziyor. Biz turizmde çeşitlendirme ve geliri yükseltmeye mecburuz. Gerçekten Türkiye çok turist çeker hale geldi. Dünyanın sayı ve turist sayı açısını.
Turizm meselesiyle konuşmasak yani turizm ayrı bir mesele ne sizin uzmanlıklarınız. Hayır ama ben şunu soruyorum. Turizm geliri azalınca ekonomide yeni bir sıkıntı olur mu? Ben turizm nasıl toparladığınız diye sormadım. Şimdi yazın bekleyen üzerine bir turizm geliri elde edin. Şimdi bu seneyle ilgili söyleyeyim. Bu sene turizmde bekledikleri gelir daha fazlaydı. Ama savaş çıkınca, Rusya savaşı çıkınca bir tane Ukraine’dan gelmeyecek. Ama en azından sıfır kilitledi. Ama Ukrayna’dan hiçbir şey gelmedi. Çok daha büyük bir tek sorun. Avrupa’dan galiba kompansiyetler bir kısmını. Bir miktar Almanya’dan kompansiyetli. İngiltere’den özellikle kompansiyetli. Var baya turist var yani şu anda. Evet var. Ama tahmin edildiği kadar değil. Eğer tahmin edildiği kadar olsaydı, hükümet, döviz kurunun buralara tırmanmayacağını dolayısıyla acizanda da bu kadar büyük kur korumalı mevdata para ödemeyeceklerini hesaplıyorlardı. Yani turizmin daha güçlü geleceğini, döviz kurunun daha fazla baskı vereceğini. Bekleyenin altına geliyorsunuz. Evet.
Çünkü o zaman ekimden sonra bu para gelmeyince daha mı sıkıntılı bilir? Ben söyledim zaten döviz kurunun tombağına ayarlayamaz. Şimdi bir izleyiciler şöyle bir şey yapmış. Sizin az önceki şeyinizle ilgili. Dediniz ya yüksek katma değerli teknolojik ürün satışı çok düşük değil. Şimdi izleyiciler şunu söylüyor. Diyor ki ben hem sporla hem ekonomiyle ilgili birisiyim demiş. Aferin ona. Yıllar önce diyor, Özbekistan’da İslam Kerimov tenise merak sardı.
Teniste ülkesini kalkanırmak istedi. Bir Özbek kız 27 yıl sonra diyor bir kupu aldı. 27 yıl bir tek teniste. Şimdi bizde diyor ekrana çıkan diyor siyasiler ve ekonomistler yüksek tekrüncülüğü neden bahsediyorlar ama kardeşim bunun için 20 yıl lazım. Bize ilaç bugün lazım.
Bizim diyor elimizde en hızlı şekilde üretimini arttırabileceğimiz tarım ürünleri var iken. Söyledik. Çok daha çabuk şekilde arttırabileceğimiz ve zaten söz konusundaki tekstil ihracatı var iken. Tamam onu yapalım ama hızlı çare için esas buralarda yapmak gerekmez mi diyor. Ben tarımda Türkiye’nin bir reform yapması gerektiğini söyledim. Bu bir. Ama bir şey daha söyleyeyim.
Yüksek teknoloji düşünün ki 1970’lerde başladığımız savunma sanayi yatırımlarının meyvelerini bugün alıyoruz. Yeni alıyoruz. Yani şimdi şunu söyleyeyim. Bu yüksek teknoloji için yapılması gereken şeylerden biraz önce ben buradan kalktıktan sonra masanın etrafına oturacak bilim adamları astrofizikçiler önemli. Bunlar Türk üniversitelerinde sanıyorum büyük ölçüde göre. Türk Bağzları.
Şimdi eğer teknolojiyi geliştirmek istiyorsak ve teknoloji yaratmak istiyorsak çok ciddi bir üniversite reformuna ihtiyaç var. Üniversite reformu olmadan yani işte böyle milyonlarca öğrenci yetiştiriyoruz diyerek olmaz. Olmaz. Türkiye’nin bir tane üniversitesi yok dünyanın ilk yüzüne, iki yüzüne hatta üç yüzüne giren üniversitemiz yok. Böyle olmaz. Türkiye bilimsel yayın yapmada İran’ın altına düşmüş durumda. Evet. Bu ciddi bir olay. Şimdi bunu oturup düşünmeden olmaz. Yani niye katma mesela İran nükleerde birçok şey yapıyor. Türkiye yapmıyor. Tamam. Onun siyasi nedenleri de var. Müttefiklerimiz var vs. Ama Türkiye’nin bir İran kadar bilimsel yapıyorlar. Füze yapıyorlar. Faket yapıyorlar. Güvenilir giderek daha güvenilir hareket yapmaya başladılar. Şimdi mesela biz dronlarımızla övünüyoruz. İran da yapıyor Rusya ihrac ediyor. Tabii. Yani bu bu teknoloji konusunda üniversite reformunu ve bilim reformunu yapmamız gerekiyor. Ama ne yazık ki şimdi hoşunuza gitmeyecek bunu söyleme ama bu teknolojiyle ilgili bakanımız ana muhalefet partisine hakaret etti. Evet. Teknolojiyle ilgili bakansın bakansın ya önemli bir adamsın yani otümezun.
Benim bildiğim otümezun. Ben sanki bir sosyal alandan mezun diyebiliyorum. Ya otüte sosyal alandan var canım benim kız kardeşim işte siyaset biliminde. Temel bilimler alanda bir yerde değil yani mühendislik alanda değil bildiğim kadarıyla siz bakan baraktan bahsedersiniz. İyi üniversite diye söyledim. Evet iyi üniversite. Türkiye’nin iyi üniversitesi diye söyledim. Ne yazık ki Türkiye’de ilk 500’e giren dünyada üniversite kalmadı biliyorsunuz artık.
Eskiden 4 üniversite 5 üniversite’nizde bazen daha fazla girerken ilk 500’e. Bu en önemli konumuz diye düşünüyorum. Biz bir az sonraki programı da ve bu tek edek bilimde sırf bu nedenle yapıyoruz. Huşit Bey çok teşekkür ederim sağ olun. Daha biz görüşürüz herhalde. Kapatmadan bir şey söyleyeceğim. Teknoloji programlarınızı izliyorum. Belki her izleyicimizi izlemiyor ama o programları çok takdir ediyorum. Sağ olun başta çok küfür edip sizde. Yok yok yok o diyecek şey. Türkiye için çok önemli. Çok teşekkürler tekrar görüşürüz diyorum. Ekonomin de böyle giderse daha çok çok konuşacağız. Değerli izleyiciler şimdi tek edek bilimin temel bilimler alanındaki bir bölümüne geçiyoruz. Biliyorsunuz James Webb teleskopu atılacağını da buradan programlaştık. Atıldıktan sonra da burada program yaptık. Neler yapacağı, nasıl oy yapıldı ile ilgili olarak. Ve geçen hafta James Webb teleskopundan gelen ilk gerçek görüntüler önce Amerika Başkanı’nda sonra da dünyaya suruldu. Evrenin hiç bilmediğimiz, hiç görmediğimiz zamanlarına neredeyse büyük patlamaya yakın zamanlara, kozmik zamanda yakın zamanda, 300 milyon yıl sonrası bildiğim kadarıyla bir derinliğe ulaştı görmede. Daha önce Hubble’ın çektiği fotoğrafların daha iyi derini, daha uzaklarını,
daha doğrusu daha önce Hubble’ın çektiği bölgelerin yeni ve daha eski görüntüleri gelmeye başladı. Bunu konuşacağız. Mir, bunların ne demek? Ne işe yarıyor bu fotoğraflar? Niye çekiyoruz bu fotoğrafları? Vesekalık olarak kullanacağız. Nerede kullanacağız bu fotoğrafları? Nedir insanlık açısından önemi? Nereye kadar gidecek? Big Bang’ı görebileceğiz mi? Big Bang’ı çok daha yakın bir zamana aslında radyo teleskoplarla farklı bir biçimde görüntülemiştik. Ama orada yıldızlar görünmüyordu. Bu sefer yıldızları da ve yıldız oluşumlarını görüyoruz. Bunlar ne manaya geliyor? Bütün bunları konuşacağız. Profesör Doktor Durmuş Ali Yılmaz, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi. Profesör Doktor Emre Onur Kahya, İTVE Fizik Mühendisliği Öğretim Üyesi. Doktor Umut Yıldız, Astrofizikçe Skype’la bağlanacak. Ve Profesör Doktor Feriha Özel, Arizona Üniversitesi Astronemi ve Astrofizik Bölüm Üyesi. O da Skype’la, Arizona’dan bağlanacak. Herhalde Arizona’dan bağlanacak yerinin tatilinde değilse biraz sonra karşınızdayız.
Cemiz Beble.