Reşat Bey, Çiğiltepe’yi söylediği saatte alamadığı için mi intihar etti? Dr. Selim Erdoğan yanıtladı
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GjRm50nQukE.
Peki, burada böyle çeşitli hikayeler var çok enteresan. Çiğiltepe. Evet. Burayı belli bir süre içerisinde alacağını söyleyen… 15 dakika. Yarım saatte alacağım. Ben buraya alacağım diyen neydi? Nezat Çiğiltepe miydi? Reşat Çiğiltepe. Reşat çiğiltepe alamayınca intihar eder. Doğru mudur bu hikaye? Doğru. Şimdi bununla ilgili Cihangir Akşit Paşa çok güzel bir aslında kitap yazdı. Sadece bu konuyu ele alan ama bunu yaparken tabii Reşat Bey’in, Miralay Reşat Bey’in background’ını da çok güzel analiz etti. Reşat Bey Ziya Paşa’nın oğlu. Abi asker kendisi asker ve görünen o ki babasının gölgesinden çıkmak için harp kıyafetlerinden çıkmak için hep kendini feda edercesine delicesine dövüşen bir asker. Çok fedakar. Çanakkale’de ağır yer alanan bir tabur komutanı. Her girdiği muharebede önde bir şekilde yani ben babamın oğlu olabilirim ama onun sayesinde buraya gelmedim şeklinde. Şimdi Çiğiltepe’de de aslında başlangıçta ona verilen görev doğrudan cepheyi yarmak değil.
Bu en sonuçlu taarruz alanının kanadında Yunanlara oyalama taarruzu yapmak. Fakat muharebenin ikinci gününde öğle saatlerinde artık savaşın gidişatı belli olunca Trikopis çekilme emrini verince öyle hadi çekilin şeklinde değil bu. Çiğiltepe’deki Yunan alayına 5. alaya diyor ki sen burada kalacaksın. Savunma yapacaksın. Bütün birlikler çekilene kadar burayı savunacaksın. Bir anda Çiğiltepe temel direnek noktası haline geliyor.
Tabii bizim birliklerin de Yunanların peşine düşebilmesi için artık orayı alması lazım. O dakikada Reşat Bey’e baskı başlıyor. Fakat Reşat Bey’in dezavantajı şu. Diğer cepheyi yaran asıl birlikleri 23. tümeni, 5. Kafkas tümenini, 15. tümeni arkada ihtiyat tümenleri destekliyor. İşte 15. tümene 3. Kafkas tümeni destek veriyor. Normal kendi 12 topluk bataryalarının dışında ekstra 25. ağır topçu alayının ciddi anlamda ateş desteği var. Ve mesela 26. tümeni öyle ağır bir bombardıman yapıyor ki bizim topçuğun. Hatta 27. tümeni de hatıratta şöyle geçer. Ön hat mevzilerine girdiğimizde canlı sinek bile kalmamıştı. Ciddi anlamda bizim piyade ilk iki hattı zayiatsız geçer. Çünkü artık orada ona zayiat verdirecek bir Yunan unsuru kalmamıştır. Çiğiltepe’nin… Ölmüşler mi kaçmışlar mı? Ölmüşler. Ağırlık ölmüş. Bir de şöyle bir şey var. Yunanların yine bir taktik acemiliği bu.
Örtü temizliği yapmadıkları için ciddi. Orada da böyle hakikaten terebentinli, defne yaprak, lüla den gibi bitkiler çok yoğun. Onlar alev alıyor. Yani sadece basınçtan, şarap mevzisinden yanarak ölen de çok fazla. Kaç kaybı var Yunanların? Bütün büyük taarruz süre sonrasında mı? Evet. 35 bin en az ölüleri var. En az. Sadece bunun 15 bini yaklaşık Dumlupınar’da o son muharebede. Şimdi Çiğiltepe bu destekten mahrum.
Çünkü başlangıçta ona oyalama taarruzu görevi verildiği için arkasında ihtiyat yok. Ağır topçu desteği yok. Kendi yağıyla kavrulacak ve bir anda öbürlerinden istenen bir şey bekleniyor. Ve beş direnek noktası olan büyük bir bloktur Çiğiltepe. Belli bir kesiminden zaten tırmanmanız mümkün değil. Sarp bir kale gibi ve o kadar güzel bir hareketinmiş. Şimdi Fatih Bey insanlar sanıyorlar ki sadece sarp duvarlar engel yaratır. Bazen dümdüz bir ova da gelip. Çünkü iki makinalı tüfek koyarsınız. Bir buçuk kilometreyi asker koşacak ama o mermiye karşı koşacak. İşte Çiğiltepe’de o Kızıltaş yaylası böyle bir ortamdır. Görmeyen bunu tahmin edemez, anlayamaz. Çiğiltepe yine de Reşat Bey dört direneyi düşürmeyi başarır. En son Çiğiltepe direneyi kalır. Zorlar alamaz, zorlar alamaz. O sürede telefon üzerine telefon ve Mustafa Kemal Paşa’ya da ağzından çıkar. Yarım saat içinde alacağıma söz veriyorum diye. Alamayınca o son noktada gördüğü manzara şu. Cephe yarılmış, diğer birlikler artık Sincamlı Ovası’na inecek, Yunanlar çekiliyor. Kendisine destek vereceği vaat edilen süvari tümeni bir türlü Kırka’daki Yunan alayını geçerek ona desteğe gelemiyor. O anda kendisini Zafer’in önündeki engel olarak görüyor ve o engeli kendince o şekilde ortadan kaldırıyor. Kendini öldürmesinin bir faydası olmayacağını bilmiyor musun? Yani o işte o anki psikoloji. Bir şey derler, 15 dakika sonra alındı.
Yok, o bir hamaset tamamen. Şimdi dediğim gibi Çiğiltepe Süngü Zoru’yla ve ağır topçu desteği olmadan alınabilecek, alınması imkansız bir yer. Görmeden anlaşılmaz bu. Netekim alınamıyor. Saat 11 sularında Reşat Bey canına kıyar. Akşam saat 6 gibi yani bakın yaklaşık 6-7 saat sonra artık Yunan 5. alayına tamam, çekilme tamamlandı, inin derler.
Onlar iner ve biz o şekilde alırız Çiğiltepe’yi, Süngü ile değil. Boşuna internet mi çalınacağız? Maalesef. Peki büyük zaferin kesin zafer olduğunu ortaya koyan veri nedir yani? Tamam zafer. Nedir bu? Şimdi öncelikli hedefimiz bizim Yunan ordusunu savunamaz hale getirmek.
Bizim öngörümüz de mevcut ordu yapısının en az üçte birini ortadan kaldırır isek bu savunma dengesi tamamen sarsılır. Hele ki kuzeydeki kolordu, üçüncü kolordu tamamen kopacağı için İzmir yönü açılır ve İzmir’e kadar gidilir. Ama tehlikeli olan bir tek durum şu. Şimdi biz 27 Ağustos’ta cepheyi yardığımız zaman ikiye ayrılan grup, Trikopis grubu yaklaşık 35 bin kişiyle Dumlu Pınar’ın kuzeyinden Aslanlar Ovası’na geliyor. Diğer grup iki tümenle General Frankel’ın emrindeki grup doğrudan Banaz, Uşak istikametine gidiyor. Uşak civarında bir Yunan ikinci tümeni var. Beş alaylık şişkin bir tümen. Yaklaşık iki tümen mevcut aslında. Onu da bünyesine aldıktan sonra baya baya ciddi bir kolordu mevcudu.
Eğer Trikopis’ten ya da kuzeyden bir tümen daha takviye gelir ise Miln hattı dediğimiz, bizim 1919’da İngiliz General Miln’in çizdiği ve aslında Yunanlarla, Yunan işgal alanıyla Türklerin sahasını birbirinden kesin ayırdığı söylenen, rivayet edilen Akisar-Salihli-Alaşehir hattına yerleşirse bu yapı,
İzmir’i savunmaya devam edebilir. Bir endişe bu. O yüzden iş oraya varmadan bir şekilde tamamen artık savunma gücünü kırmak lazım. O yüzden 30 Ağustos çok büyük bir zafer. Gerçekten büyük bir zafer. Çünkü ilk hedefe ulaşıyoruz. Ama ikinci hedef o dakikadan sonra ki Mustafa Kemal Paşa’nın ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri demesinin yani durmadan yürümemiz lazım denmesinin nedeni,
Yunanların ikinci biat oluşturmasına. Aynen öyle. Ve 30 Ağustos’tan sonra asıl ciddi bir zamana karşı yarış başlar. Ve Yunanlarla, özellikle Mil hattına doğru çekilmeye çalışan Frango kuvvetleriyle, daha Kaplangı Dağı’nda 31 Ağustos, hemen 1 Eylül’de arkada Kapaklar’da,
onun ardından 3 Eylül’de Takmak’ta, bunlar hep adıyla anılan muharebeler, Kula’da, Salihli’de 5 büyük muharebe yapılır. Bu muharebelerin hepsinde ağır ağır onlara zayiat verdilir. Ve en önemli etkisi de şu olur, normalde General Frango’nun uşak tarafına çekmeye çalıştığı tümenler, Trikopis kuvvetlerinden biraz daha az hırpalanmış durumda, başlangıçta.
Ama Mil hattına gelene kadar bu yolda her darbe de psikolojik olarak daha fazla yıkılanıyorlar. Ve Mil hattına geldiğinde onlar Trikopis kuvvetlerinden, yani Dumlu Pınar’da o imha edilen kuvvetlerden daha kötü durumdalar. Söz geçirilemiyor. Emir komuta tamamen çökmüş. Aslında moral olarak bitmiş onlar. Moral olarak bitmiş. Ama dediğim gibi o Salihli-Akisar hattına gelene kadar çok ciddi muharebelerle geliyorlar.
Atatürk’ün o devam eden askeri kararı olmasa aslında iş öyle kolay değil. Değil. Yani tamam burada zaferler yedik bir nefesleyelim dese Atatürk, Mustafa Kemal. Mesela Trakya’daki 4. Kolordudan Tekirdağ’dan bir tümen yola çıkarılıyor. Ve bu tümen 4 Eylül’de İzmir’e ulaşıyor. Fakat… Yunanlılar tarafından çıkartıyor.
4 Eylül’den biraz daha sonra tabii Yunanlıların. Bu A tümeni denen tümen İzmir’e geldiğinde İzmir’e ilk ulaşan askerlerin perişan halini ve göçmenleri orada görünce artık bir an evvel binip uzaklaşmak isteyen Anadolu Rumlarına inmek istemiyorlar. Reddediyorlar ve inmedikleri için gemi İzmir limanından demir alıp Çeşme’ye geliyor.
Bu sefer Çeşme’de hadi inin askerler buradan tahliye olacak en azından emniyet alın bari dediklerinde onu da reddedince bir Yunan savaş gemisi toplarını tarihtlerini bunlara çevirip sizi batırırız diye mecburen iniyorlar. Onun dışında mesela yine aynı şekilde Tekirdağ’dan gemiye gönderilen bir 55. alay var.
Yunanlar takviye alıyor ve o takviyelerle işte Mustafa Kemal Paşa’nın o emrin ve sonrasındaki hızlı takip olmasa Salih’le Akisar hakkında mil hattına yerleşirlerse savunmaları gereken cephe daha dar. Başlangıçtaki gibi 700 kilometre değil 200 kilometre ve o mevcut orayı savunur. Belki de o dönemde artık İngilizler devreye girecek çünkü biz başlangıçta İngilizlerden de taarruz usaklıyoruz. Kaçıncı gününde öğreniyorlar. Taarruzdan haberdar oluyorlar ama mil hattına yerleşirlerse işte o dakikadan sonra hem diplomatik bir sıkıntı başlayacak ve her şeyden önce askeriye açıdan şu göz ardı edilmemeli. Büyük taarruzdan bir ay önce yanılmıyorsam genelkurmay başkanıyla Batı cephesi komutanı arasında, mili savunma bakanı arasında Kazım Özalp arasında bir yazışma var. Kazım Özalp diyor ki bir an evvel artık taarruzu gerçekleştirin çünkü orduyu Kasım’dan sonra besleyecek elimde artık herhangi bir şey kalmadı. Çünkü ordu dediğiniz savaş dediğiniz şey bir ekonomi ve 220 bin kişilik bir orduyu besliyorsunuz.
Nitekim zaten Mudanya mütariyesinden sonra zaten süratle olabildiğince çok askeri tahris edip o ekonomik yükü azaltmaya çalıştığımızı göreceksiniz.
İlk Yorumu Siz Yapın