"Enter"a basıp içeriğe geçin

Samet Tınas – Osmanlı Kayı mıydı?

Samet Tınas – Osmanlı Kayı mıydı?

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fwyGKxSuYgk.

Son yapan Narşiv çalışmaları Osmanlı Çekirdek coğrafyasında Eskişehir, Bolu, Kastamonu gibi çok sayıda Kayı aşiretine mensup ailelerin, cemaatlerin olduğunu göstermekte. Bir de Faruk Sümer çok sayıda yer ismi tespit etmiştir Kayı diye. Mesela bir tanesi 1446 olması lazım Mihaliç kazasına tabi bir nahiyenin ismi Kayıdır.
İnsan şey düşünmeye başlıyor, bu Kayı aşireti olma ihtimali çok yüksek. Ama net bir şekilde söyleyemiyoruz. Bunu söylemek istiyorum yani Fatih Sultan Mehmet 1453’te İstanbul’u fethettiği kadar net Kayı diyemiyoruz. Ama bütün karineler onu işaret ediyor. Burada söylemek istediğim bir husus daha var Erhan Afyoncu Hoca kendisinin yorumunu ben daha makul görüyorum. Anadolu’ya gelen büyük bir Kayı aşiretinin Batı Karadeniz ve İç Ege’ye hicretinden sonra Osmanlı ailesi bu aşiretten kopmuş bir gruptur. Bana en makulu bu geliyor şimdilik. Ama net bir şekilde Kayı’dandır diyemesek de Osmanlılar bir kere kendini Kayı demiş. Ne olacak? Ne değişebilir ki? O Kayı’dan olsa olur, olmasa ne olur? Ayrı bir hikaye de Oğuzlardan olduğu kesin. Ki galiba 2. Murad Devri’nde yazılan bazı eserlerde de dini bir referans olarak da Yafez’e istinad ettiriliyor. Evet o zaten biliyorsunuz İslam tarihçileri Hazreti Nuh’un oğlu Yafez’den geldiğini hep söylerler. Hani orada belki hem İslam tarihine hem Türk tarihine bir atıf var. Bunlara mezceden bir anlayış var diyebiliriz ama şu var. Bahsettim ya tarihi takvimler Anonim Tevari Ali Osmanlar, devrinde yazılan Gazavatlar bakın yazıcı Zahide Ali’ye yazdırdı. 2. Murad Devri’nde bir merak var. Yani bunun Kayı’dandır ve onu nasıl delillendiririz peşinde de gitmiş olabilirler. Şimdi yorum yapıyorum ama bu da olabilir yani çünkü o dönemde bir merak var. Bir de Karaketçiler Şireti meselesi vardır.
Bunun da Sultan Abdülhamid zamanında Kayı Karaketçili aşiretinin merkezi Kırşehir’dir. 19. yüzyılda Söğüt ve Domaniçe civarına göç ettiği eski şehr avalisine daha doğrusu ve ondan sonra Ertuğrul Gazi’nin türübesini ziyaret ettikleri, Sultan Abdülhamid’in de bunun çok hoşuna gittiği, Ertuğrul ve resmi merasim haline getirdiği, muhafızlarını Söğüt’teki kişilerden seçiyor ve bir Ertuğrul alayı. Çocuklara Ertuğrul isimleri vermeye başlıyor. Ertuğrul marşı besleniyor, Ertuğrul alayı teşkil ediliyor ve Wilhelm’e, Alman İmparatoru Wilhelm’e, oradaki Karaketçili aşiretini kendi öz akrabaları olarak tanıtıyor. İşte Halil Nalcık Hoca bunun kurmacı olduğunu, Abdülhamid’i yaptırdığını falan söylüyor ama
Feridun Emesen Üçler Bulduk’un makalesinden hareketle 1673 tarihli bir kayıtta Karaketçilerin Söğütlü Perakendesi’nden olduğunu ispat etmiştir. Demek ki 19. asırdan evvel gelmişler ve Sultan Abdülhamid bir gelenek ihtas etmemiş, mevcut geleneğe tarih derinlik kazandırmıştır.
Onun da 2. Abdülhamid Devri’nde bu meselenin tekrar belki gün yüzüne çıkmasının sebebi umumi Osmanlı tarihlerinin malum Tanzimat devrinden itibaren yazılmaya başlaması. 2. Abdülhamid Devri’nde de mektepler için artık tarihin ders kitabı olarak yazılması ve Osmanlı tarihine dair ilk mekteb eserlerinin kaleme alınmasıyla da alakalı olabilir. Olabilir, doğru. Bu modernleşme dönemiyle alakalı bir problemdir ama dediğim gibi Karaketçilerden olduğuna dair de bir karine vardır. Yani ben bu noktada artık Osmanlıların kendilerini kayda kabul etmelerini, Karaketçilerin kabul etmelerini de bunu böyle kabul etmenin bir mahzuru olacağını zannettim.
Çok iyi bir özellik var ve Oğuz olmaları, Türk olmaları şüphesiz. Bu hususta bir ihtilaf yok.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir