"Enter"a basıp içeriğe geçin

YENİÇERİLER – HAİN KAHRAMANLAR – OSMANLI’YA İHANET

YENİÇERİLER – HAİN KAHRAMANLAR – OSMANLI’YA İHANET

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ttQ6GeotCZc.

Yeniçeriler. Aslında Osmanlının gücü o Avrupa’yı fetheden Doğu’ya korku salan yeniçeriler ama aynı zamanda da Osmanlı’ya en büyük ihanet yapan. Osmanlının yükselişi ve çöküşü ikisi de yeniçeriler sayesinde oldu. Orangazi döneminde temel atıldığı söyleniyor ama 1. Murad döneminde aslında bir ordu sisteminden bahsediyoruz yani kanıtlar oraya gidiyor. Bir sürü kıyafetleri, tarihten onlardan kalan yazmalar, defterler o kadar çok kaynak var ki yeniçelerin kendi arasında tuttuğu ocak noktları falan. Biraz hastayım kusura bakmayın sesimi yediğine bak 500 yıl boyunca sürecek bir destandan bahsediyoruz. Kahramanların nasıl haine dönüştüğünde kahramanların nasıl hamam basıp kadın kaçırdığında, kahramanların nasıl saray basıp
padişah kellesi aldığında. Kesmeseler bile en azından tahtından indiriyorlar. Bu yeniçeliler dediğimiz güçlü ordu sistemi çöllerde gitti. Kar içinde dizlerine kadar kar içinde savaştı. Yaz kış demeden yürüdü günlerce. Halep, Şam, Belgrad, Viyana her yerde yeniçelilerle savaştık. 1609 yılında
40.000 yeniçelilerden bahsediyoruz. 1699 Osmanlı’nın en genç topraklarına aşağı yukarı vardığı yerde 54.000 askerden bahsediyoruz. Ha burada yeniçelilerin Osmanlı ordusunun tamamı olduğunu düşünmeyin. Çünkü 54.000 asker dediğimiz zaman bu kadarcık mı diyebilirsiniz? Bunu kıyaslamak için size bir örnek vereyim. Büyük ordu, tarihte büyük ordu diye geçen şey Napoleon’ın ordusu bu ordunun büyüklüğü 1877 1807 yılında 125.000 askerden oluşuyor. Bunu hiç kıyaslayamayız. Zorla etlerin silahı altına aldığı 20 milyon işten hiç kıyaslayamayız. Ama yeniçeliler arasında çok büyük isimler yetişiyor. Mimar Sinan bile bir yeniçeri. Birçok sadrazam yeniçerilikten geliyor. Peki yeniçeri ocağa neden kuruldu? Ve nasıl haine dönüştü? Şimdi ilk Osmanlı’nın kuruluş dönemine giderse Orhan Gaziler, Osmanlı Gaziler, Ertuğrul Gaziler 1. Murad falan o daha hani şahşalı kanun dönemine falan gelmeden öncesinden bahsedersek gaza mantığı var. Yani kimse orduun başında padişah Osmanlı döneminde o gaza ilan ediyor. Ve o İslam için savaşılıyor. İslam bayrağı için savaşılıyor ama köylüler tanrısını bırakıyor. Bir yıl sefere gidiyor. Üç ay sefere gidiyor. Zaten savaştığı hadi on gün sürse bile gittiği yol çok uzun. E döndüğünde tanrısı tarım bilmem ne yarım kalmış durumda oluyor. Bu farklı meizim de geliyor. Hasatta gidiyor falan derken sürekli farklı köylü grupları ile savaşıyorsun. Bir savaş o geliyor bir savaş öbürü gelmiyor. Bunun için de düzenli bir orduya ihtiyacınız var. Şunu da unutmayın ki Osmanlı eğer ki ilk 50 yıl içerisinde Rumeli’ye çıkmasaydı yani Avrupa yakasına belki de yeniçeri ocağına hiç ihtiyaç olmayacaktı. Çünkü yeniçeri Müslüman Türklerden kurulmuyor.
Yeniçeri fethedilen topraktaki Ristiyanların arasından devşirerek kuruluyor. Şimdi Osmanlı kurulduğu dönem öncesinde Anadolu’da derebeylik sistemi var. Herkes kendi bulunduğu bölgeyi sömürüyor ve aynı zamanda onlardan vergi topluyor. Onlardan asker kurup savaşıyor. Avrupa’da da aynı şekilde derebeylikler falan var. Ama Osmanlı merkezi orduyu kuruma zekasını getiriyor. Dolayısıyla yeniçeriler o bölgedeki aşiret reisine
ya derebeyle değil padişaha bağlılar. Padişahın emriyle saldırıyorlar. Tabii ki ilk korumaları gereken yer Bursa. Sonra Tahtşehir’e Edirne’ye doğru merkezleri kayılıyor. En son da İstanbul. Yeniçeri ocağının merkezi oluyor. 1. Murat 1361 yılında Edirne’yi fethediyor. Buradan sonra yeniçeri ocağı kurulmaya temel atılıyor diyelim. Şimdi bazılarınız doğal olarak diyecek ki bu yeniçeriler neredeydi? İlk önce size Topkapı Sarayı’nın yerini göstereyim. Topkapı Sarayı. Bu İstanbul Boğazı gördüğünüz gibi. Topkapı Sarayı gördüğünüz gibi tam olarak şurada. Padişahın bulunduğu yer bir kışla aslında. Zaten kendi yanında bir sipaylar ordusu var. Ama yeniçerilerin olduğu yerler genelde tabii burada 60’a yakın kışla var. Ama büyük kışlılardan bir tanesi
Ahmediye Camii. Ahmediye Camii. İskender Paşa diye geçiyor. O şurası. Bakın şurası. Görüyor musunuz aslında ne kadar yakın şeye? Burası Vatan Caddesidir. İstanbul’da bayağı meşhur bir caddedir. Vatan Caddesi’nin orada Ahmediye Camii. Yani şöyle bir bakarsak aslında şeye çok yakın yürüyerek saraya. Ve sarayı harici kapatırsak çıkış yol sadece denizden.
Bir başkası şu anki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün olduğu yer. İstanbul Emniyet çok da ilginç bir yerde tam da üstüne yapılmıştır. Müdürlüğü. Evet. Şurası. Bakın yine Ahmediye Camii’ne çok yakın. Gördüğünüz gibi. Burası da aynı zamanda büyük bir yeniçeri ocağıydı. Ve şimdi Historia aynı yerde Historia alışveriş merkezi var. İskender Paşa’yla.
O da biraz ötesi. O da şurası. Yani aslında dikkat ederseniz şurası İskender Paşa. Burada bir orta var, burada bir orta var, burada bir orta var. Şurada. Çok çok yakınlar birbirlerine. Saray da hemen şurada. Topçu atışıyla videonun sonuna doğru yıkılan yerler işte buralar. Bildiğim kadarıyla en önemlisi zaten Historia’nın oradaki ama Et meydanı denilen bir yer var.
Orada zaten yeni kapılardan bir tahsin görüyorsunuz. Geriye kalan buymuş. Yeniçeri ocağından. Düşünün şu kapıymış sadece. İşte bunu bildiğimize göre devam edelim. İlk karavanlı Molla Rüstem Paşa bu fikri ortaya çıkartıyor. Diyor ki bize düzgün bir ordu lazım. Çünkü 1. Murat’ın Kaz askeri Çanlarlı, Kara Halil Paşa ile Kara Rüstem Paşa bir araya gelene kadar böyle bir sabit ordumuz olsun fikri yok ortada.
Elbette padişahı koruyan bir çekiderek ordu var ama biz sürekli sefer yapacağız ve sürekli beslenecek, sürekli hiçbir iş yapmasın, evlenmesin bizim için savaştığın tarzında bir fikir, bir ordu yok. Edirne’nin fethinden sonra ele boğulacak Hristiyan esir geçiyor. Diyorlar ya biz bunları ne yapacağız? Hani öldürsen ellerinde silah yok. Salsan gidip bunlar orada olacak yine başına tebelleş olacak. Diyorlar ki bu esirleri alanların hakkıdır. Yani mesela sen esir aldın al bunu kullar istiyorsan. Ama padişah bunun pencihiyek yani 5’te 1 tavla oynayanlar penç falan bilir. Padişah bunun 5’te birine hak sahibidir. İslam usulüne göre böyle diyorlar. Yani senin 5 esirin varsa bir tanesi padişahındır. Ha 5 esirin yoksa 4 esirin varsa o zaman padişah 5’e tamamlayacak şekilde parasını ödüyordu. Ama 5 esirden birini padişah kendini korumak üzere orduya
ya da saraya hizmet etmek için alabiliyordu. Savaşta ele geçenler esirler aslında 6 sınıfa ayrılıyor. Tabii burada ilk önce sakatları, kadınları, çocukları falan ayırıyorlar. Sonra erkeklere 6 sınıf ayırıyorlar. Bir daha sirharlar yani 3 yaş 6 süt çocukları. Bunlar eğer kullanılmak isteniyorsa Anadolu’daki veya Bursa’daki ayların yanına veriliyordu. Betçeler daha böyle 3 ile 8 yaş arası hani konuşabilen, aklı başında olan çocuklar. Bunlar da aynı şekilde ya ayların yanına veriliyordu ya da saraya eğitilmek üzere alınanları vardı. Gulamçeler var. Gulamçelerde olay 8 ile 14 yaş arasındaki ergenlik. İşte bunların arasından bazen orduya birileri seçiliyordu. Yani Akıncı gaziler diyorlar ki ya bunları padişaha verelim, bunlar ordumuza yetişsin denilebiliyordu. Ama gulam denilen aslında daha 14 ile 18 yaş arası böyle daha hani güçlü olanlar vardı. Bunlar da aynı şekilde Yeniçerilerin önünde seçilirdi. Sakallanmış, tüylenmiş, yaşlanmış erkekler Yeniçeri ocağına alınmazdı. Saraya da alınmazdı. Bir işe yaramazlardı. Çünkü artık gelmiş 35 yaşın o saatten sonra nerede eğitecekti? Aşırı şişman, aşırı kısman, aşırı sıska, kısa boylu uzun boylu. Bunlar da alınmazdı. Müslümanlardan Yeniçeri alınmazdı. Ben hep bu Hristiyan esirlerden bahsediyor. Maddi durumu iyi olan ailelerin tek çocuğuysa onlardan mesela askere kimse almazdı. Şımanık oldu, ukala oldu, eğitilmez oldu düşündümlerdi. Şimdi siz Hristiyanları orduya alacaksınız. İlk önce bunları genç olanları Bursa’daki ailelere dağıtıyorsun. Bunların hepsinin defteri tutuluyor. Osmanlı bu kayıt tutma konusunda mükemmel. Bir esir mi yakalandı? O esirin yakalandığı yerde bir defter tutuluyor. Sonra bu esir Padişah’ın hizmetine verilirken iki kopyaya çıkıyor bu defter. Ve kayıtları mükemmel tutuluyor. Günümüze ulaşanları var. Bursa’daki ya da Anadolu’daki ailelerin yanına verildiği zaman çocuk orada büyüyene kadar 14-18 yaş arası falan şey yapıyor. Evin işlerine bakıyor ama sözleşmeli yani. Ailenin de çocuğa iyi bakmak yükümlülüğü var. Bu dönem genelde devşirilen çocuklar Yunan, Arnavut çocuklar. Sanırlar gençliği için tabii işin içerisinde Hırvatlar, Ermeniler, Sırplar, Bulgarlar geliyor. Çok nadir Ruslar, Ukraynalılar, Romanyalılar falan var. Onlar çok geç dönemde alınıyor. Çünkü daha İslam etkisinden yakın olanları devşirmek daha kolay. İçin ikinci Fetret devrine kadar Müslümanlardan hiç şey alınmıyor. Devşirime alınmıyor. Yeniçerilere de kimse sokulmuyor. Ama Slavlar en kolay İslamiyet’i kabul edenler. Slavlar zaten normalde Avrupa içinde kölelikte de çok iyiler. O yüzden adlıları Slav. Buna çok itiraz edilir oluyor ama Slave kelimesi, köle kelimesi İngilizce Slavlardan geliyor. Her ülke Slavları bayağı bir köleleştirmiş maalesef.
Burada şunu övdüğümü düşünmeyin. Osmanlı’nı esir alıp bunları köleleştirmesi. Tabii çok da övünülecek bir şey değil. Yani bizim tarihimiz ya ne güzel köleleştirdik, ne güzel esir aldık, ailelerinden kopardık. Çirkin bir şey ama Yeniçerilerin tarihini alacaksan objektif olmak lazım. Şimdi Tatarlar Kafkasya’ya yakın yaptığı zaman oradan köle, kız, çocuk ne varsa topluyor.
Çocukları topluyorlar. Bu kölelerde 15. ve 16. yüzyıla kadar İstanbul’a bir şekilde getiriliyor. Yine de gemilerle getiriliyor. Bunlar da İstanbul’a geldiği zaman esir pazarına çıkıyor. Esir pazarına bazıları hiç çıkartılmıyor. Kapalı çarşıda, kapalı odalarda çok düzgünse ya da güzel bir çocuksa direk açık arttırmayı bile çıkmadan satılıyor. Açık arttırmaya çıkan çocukların dişleri, mişleri, yüzleri kontrol ediyor ve köle pazarında satılıyor.
Yani bugün bu kapalı çarşının yan tarafında, kapalı çarşıda mısır çarşısının yan tarafında bir arazi var. Orada açık arttırmadan satılıyor. Üzgün. Yani Osmanlı tarihinde yanlış olan şeyleri de her ülke tarihinde olduğu gibi konuşulur. Afrika tarihini size anlatacağım. Göreceksiniz orada da aynı şekilde köle ticareti var. Şimdi burada her esir aldığında asker yapılmıyor ya da işte işlerde çalıştırılmıyor. Bazı İtalyanlar esir aldığında İlmi İrfan da getiriyor. Şimdi Fatih Sultan Mehmet ile iş değişiyor. Fatih Sultan Mehmet diyor ki sakın bakın nereden olursa olsun Müslüman esir kesinlikle görmek istemiyorum. Getirilen kızlar, erkekler ilk önce sarayın beyinsini sunuluyor. Saray için giden bazı kişiler seçiyor onları.
Burada Safiye Sultan diye Ençemberley’nin bir üçleme kitabı var. Mutlaka okuyun. Tam bu aşamayı anlatıyor size. Birinin harem ağası nasıl olduğunu anlatıyor. Orayı dinlerseniz. Çok objektif yazılmış bir kitap. Çok merak ediyorsanız tarih romanında anlatılıyor. Şimdi çocuklar, erkekler seçildi. Kızlar zaten hareme gidiyor seçildi. Erkekler seçildi. İlk önce bir acem ocağı, acemi ocağı denilen bir yerde 8 yıl eğitim alıyorlar. Sonra yeniçeri alabiliyor. Herkes yeniçeri olamıyor. Yani yeniçeri olabiliyor, yeniçeri ocağına girebilmek için acemi ocağından geçmeliyiz. Şöyle düşünün. Askeri eğitiminizde acemilik dönemi var ya. Diyelim ki 3 ay acemilik yapıyorsunuz sonra yeriniz belli oluyor. Onun gibi bir mantık olarak. Bu acemi ocağında da size şuna bakıyorlar. O eğitimin sonlarına doğru. Bu okçu mu olur? Topçu mu olur? Türekçi mi olur?
Lahımcı mı olur? Lahımcı dediğimiz şey de tünel kazıyorsun kalenin altına ve patlatıyorsun falan. Tünelci mi olur? Ona bakıyorlar. Genelde 25 yaşına kadar yeniçeri olabiliyorsun. 25 yaşı civarında yeniçeri ocağına alınabiliyorsun. Yeniçeri ocağı sınavında seçilmediği zaman yine esirliği aslında geri dönüyorsun. Ama tabii artık eğitim görmüş bir esirsin. Kaliteli bir esirsin. Ama seçilirsen yeniçeridere evlenmek yasak. Ama niçin sakal bırakmak da yasak. Niye evlendirmiyorlar? Savaşa giderse ailesinin düşünmesin diye. Yeniçerileri ticaret yasak. Şimdi yeniçerileri ticaret yasak ya. Bu videonun sonuna doğru yeniçerilerden nefret ettiğim yeri anlatırken size göreceksiniz yeniçeriler İstanbul haracını kesiyor. Bırak ticarete girmeyi. Hepsinin birer kahvesi var, hepsinin birer bir mekanı var falan. İstanbul haraca kesiyorlar. Padişah söz geçiriyor. Padişah karşısında tütün içiyorlar falan.
Ama bu dönemde yeniçerin ticarete girmesi falan yasak. Yeniçerilerin ilk Osmanlı ordusuyla savaşa girdiği diye bir tarih konuşmak çok zor. Ama 1389 Kosova zaferinde I.V. ordusunda yeniçeriler var. Dolayısıyla o tarihte biliniyor. Ve bu garibiyetten 7 yıl sonra Nibol’da haçlı ordusunu yenenlerin büyük gücü yeniçeriler.
Çünkü yeniçeriler artık tecrübeli ve yaklaşık 70 Osmanlı askerinin 30 bin yeniçeri yani ordunun yarıya yakını yeniçeri. Çok iyi eğitilmişler. Aslında yeniçeriler için her şey çok güzel gidiyor. Osmanlı için. Ama 1402 Ankara Savaşı. Yıldırım Beyazıt Timur’a yeniliyor. Biliyorsunuz ki Osmanlı burada Fetret Devri’ne giriyor. Yani Fetret Devri nedir? Kaos çıkıyor. İşte oğullar arasında bölünüyor. Kim padişah olacak falan filan. Mehmet Çelebi, Süleyman Çelebi, o Çelebi, bu Çelebi derken ortalık çok karışıyor. Osmanlı’nın dağılma ya da yeniden kurulma dönemi. Öyle bir dönem. Tabii sonra yeniden kurulma dönemi deniyor. Fetret Devri’nde yeniçeriler zaten çoğunu kaybediyoruz Ankara Savaşı’nda. Yeniçeri ocağı dağılmanın ucundan dönüyor. E o dönem esir dağılmamıyor.
Yani bir yerleri fethetmediği için esir de yok. Orada bitecek yani yenice ocağı bitecek. Yeni asker gelemediği için. İşte burada devşirme kanunu çıkıyor. Gönüller dalınıyor falan. Fethedilen yerlerde bazı erisyen haneler kendileri beş çocuğundan birini veriyor. Bu çocuklardan çok iyi eğitim alan sadrazam olacaklar iç oğlan olarak saraya alınıyor. Enderun Mektepinde. Tokup Sarayı’na giderseniz iyice içeriye girerseniz arkalara doğru bir Enderun Mektepi var. Birinci, ikinci abluyu falan geçmeniz lazım. Dolayısıyla Enderun’da eğitim alıyorlar. Hatta bunların 400 tanesi Galatasaray’da eğitiliyor. Dolayısıyla Enderun Mektepi bunların içerisinden muazzam bürokratlar yetişti. Osmanlı tarihinde birçok komutan ve birçok sadrazam bu şekilde yetişiyor. Devşirme sistemi güçlü olduğu sürece Osmanlı’nın başına bela olmuyor. Sonra devşirme sistemi gücünü kaybedince devşirildiği sanılanlar Osmanlı’yı iharet etmeye başlıyor.
Kimler var? Veli Mahmut Paşa var, Efendim Rüstem Paşa, Sokullu, Pargalı, İbrahim, Kani Sultan Süleyman. Bunların hepsi Osmanlı’nın çeşitli veyareklerine vanilik yapıyor, komutanlık yapıyor, sonra sadrazamlık yapıyor. Bayağı güçlüler. Aslında ilk başta 7 yılda bir, sonra 4 yılda biri düşüyor. Hristiyanlardan bu çocuk devşirme olayı. Şöyle diyeyim, 1573’te Balkanlar ve Anadolu’da 8.000 çocuk devşiriliyor. 8.000. Bu bir yılda devşir eder. 1573 yılı pardon. Böyle düşündüğün zaman bayağı bir hani sonuçta 50.000-40.000 kişilik bir orduya altyapıdan 8.000 çocuk alıyorsunuz. Bu çocukların hepsi yeniçeri mi oluyor? Hayır. Ama mantık olarak sistemi gördünüz. Yani yeniçeriye altyapıdan nasıl birileri alıyor? Gördünüz.
Şimdi sıra geldi. Yeniçeriler ocağının sistem ve raconuna. Yeniçeriler ilk başta Edirne’de. Edirne’den bunları İstanbul merkez olunca, başkent olunca İstanbul’a alıyorlar. Ama tabii yeni kurulan odalar var, eski odalar var. Eski ve yeni odalardayız zaten ikiye ayrılıyorlar. Bunların bir kısmı direkler arası Şehzade Cami’nin orada. Bir kısmı ise Aksaray semtinde, günümüzdeki Aksaray’da.
Hatta 1826’ta yeniçeri ocağı yıkıldığında, nerede yıkıldığı yerin üstüne bugün Historia Alışveriş Merkezi yükseldi. Düşünün. Yani ilginç bir hikayesi var. Oralara da geliriz. Şimdi yeniçeri dediğiniz zaman bunlar bölüklerden oluşuyor. Yani yeniçeri tek bir orduda hepsi aynı yerde yatıp kalkmıyor. Türk kara kuvvetleri hepsi tek bir illim, hepsi Alkara’da mı duruyor hazır mı? Hazır değil. Yeniçeriler toplamda 196 orta. Orta ne demek? Bunları bölük olarak düşünün. Anlatabiliyor musun? Önceleri aslında her ortada 100 yeniçeri var. Sonradan sayıları artıyor. 600’e çıkıyor. Sonra 800’e çıkıyor. Ama Osmanlı’nın çöküş döneminde şöyle bir şey var. Bu 100 kişilik orta yani bölükte ordu olmayanları da yazıp maaşlarını içediyorlar. Osmanlı’nın çöküşüne doğru böyle sahtekarlık var. Yani bir bölükte bir ortada 500 yeniçeri gözüküyor. Aslında 200 tane var. 300 taneyi devletten haraç kesmek için istiyorlar. Falan filan. Oralara geleceğiz. Ama bunu yüzlük olarak düşünün. Tamam mı? Dolayısıyla 196 ortayı direkt 100’e çarpıp 19.000 rakamına ulaşmayın. Biraz farklı mı aldık? Yeniçeriler 3 bölüm. Seymet, cemaat ve bölük. Şimdi kırmızı çizmeyi giyen yeniçeriler Seymet, Zağrala. Bunlar 34 orta sırf bunlar. 196’ın 34. Önemli kalelerin savunmasını sağlayana cemaat denir ve 101 ortadan oluşuyorlar. Bunlar çeşitli kaleleri destek için kullanılır. Bir de bu subayların çizmesi de sarı rengi. Yani çizmeler önemli. Bir yeniçeri A’sıysanız çok kıymetlisiniz. Tamam mı?
Bunu biraz daha anlatacağım. Üçüncü bölümse 61 ortadan oluşuyor. Bir bölük. Yeniçeri A’sı olmak şöyle kıymetli. Ki çok az sayıda varsınız. Ata binmenize izin veriliyor. İstanbul’da normalde ata binmeye izin yok. Herkes ata binemiyor. İstanbul’un içerisinde atla gezen kimse yok. Padişah, feyzir biniyor. Bir de yeniçeri A’sı binebiliyor. İstanbul’un içinde atla dolaşma haddiniz değil.
İstanbul’un dışlarında atarabaları falan var ama İstanbul içerisine atarabası falan sokamıyorsa sokaklar dar zaten. Yürümedik sokaklar hatta büyük İstanbul yangınları bu yüzden çıkıyor. Binalar çok iç içe olduğu için. 1600’lerin sonuna doğru şaşalı büyük sınırlar yapılırken kayıtlı yeniçeri sayısı 70.000. Gerçekte olan yeniçeri sayısı 38.000 ya da 40.000. Çişirmişler ha. Ama hep 70.000 kullanılmış kutsal bir sayı Ayağına. Fatih Sultan Mehmet döneminde başlayan bir olay var. Birinci bölük yani birinci ortanın birinci askeri Padişah. Bu önemli. Ama her bölüğün başında da yeniçeri A’sı var. Ve çok değerli birisi. Büyük komutan. Bunlar memnunsa Padişah’ın tahtı sağlamdır. Bunlar memnun değilse ortalık karışır abi. Memnun olup olmadıklarını nasıl anlayacağız? Geliyoruz.
Sekman ocağı denilen bir şey var bu yeniçerinin içerisinde. Bunlar av köpeklerini falan bakıyorlar. Ve yeniçerilerin beslenmesinden sorumlu. Ava falan gidiyorlar. Böyle kocaman bir ordu nasıl beslenecek? 6-7 bin civarı sekman var. Dolayısıyla kendileri ava gidip beslenebiliyorlar. Böyle bir altyapıları var. Savaşa girdiğinde de sekmanlar yeniçerilerle birlikte savaşa gidiyor. Sekman başı çok kıymetli. Yeniçeri A’sı eğer İstanbul’da bölüğünün başında değilse sekman başı onun yerine geçiyor.
Sekmanlık da 1826’da kaldırıyor. Yeniçeri ocağı kaldırılırken kaldırılıyor. 2. Muhammud, Vakay’a Hayriye denilen olan da Yeniçeri ocağını kaldıracak size anlatacağım. Tüm yeniçerilerin başında bir tane ağ var. En kıdemlisi, en yaşlısı, en bilgesi. Kendisi divanı hümayul üyesi. Yani bakanlar kuruluna katılıyor. Divana katılıyor. Topkapı sarayına gittiğin zaman, divanın odasına girdiğinde göreceksiniz. Gerçi şeyde de var, muhteşem bir yüzyılda da. Divan odasına katılıp kararlara karışıyor. Savaşa girelim, bunu yapalım ama sırf ordu işi olarak düşünmeyin. İstanbul’daki zabıta teşkilatı da ilk başlarda yeniçeriler. Yani şeyi yönetiyor. Kim bir şeyden bir şey çalıyor mu? Esnafta bir şerefsizlik var mı? Bütün bunları denetleyenler de yeniçeriler. Hem asker hem sivil. Yani ordu savaşta değilse yeniçeriler yatmıyor. Asıl görevleri halkın arasındaki huzuru korumaktı. Geldik aşçı başına. Aşçı başı dediğimiz zaman sırf Osmanlı’ya, yeniçerilere yemek yapan biri olarak düşünmeyin. Aşçı başılar aslında bu yeniçeri ocaklarının ahlakından, eğitiminden, iç düzeninden sorumlu. Ama aynı zamanda da fitne fesatından sorumlu.
Her bölgün, her ortanın ortasında yani hepsinin kışlası var. Kışlanın ortasında bir tane kazan var. Bu kazan çok stratejik bir olay. Hem buradan yemek yiyorlar hem de bu kazan önemli günlerde padişah tahta çıktığında, cübüs tahtırken falan filan ya da bazı cuma günlerinde saraya taşınıyor.
Kazanı yerinden kaldırdığında iş kötü abi. Kazan kaldırımı buradan geliyor. O kazan kaldırıldı mı yeniçeriler isyan etti demektir. Savaşa falan götürüyorlar o kazanı. O kazanı kaybetmek yeniçerinin şerefin olduğunu kaybetmesi gibi bir şey. Ve geldin maaşa. Bu kadar adamı nasıl motive ediyorsun? O savaşta savaşacaksa bir motivasyon var. Üç ayda bir genelde salı günleri, Topkapı sarayın içerisinde yeniçeri ağaları geliyor.
Bab-ı Sade ile Bab-ı Selam kapıları arasındaki avluda, ikinci avluda toplanıyorlar. Sadece yeniçeriler mi? Hayır kapıkulu askerleri falan var. Herkes orada toplanıyor. Sadrazamlar falan. Padişah ikramda bulunuyor. Has fırında pişen pideler, zerdiyavlar filan işte yemek falan dağıtılıyor bunlara. Yeniçeri ocağının başındakiler aslında önce bir kubbe altına geliyorlar. Yani o divan odası gibi düşünün. Bunlara para şeker basılıyor. Akide şekeri. O akide şekerini alıyorlarsa padişah bağlılıkları ağzımızın tadı yerinde falan gösteriyor demektir. Şimdi normalde padişah o ocağın parasını eşit şekilde dağıtılmak üzere şey veriyor. Yeniçeri ağzına veriyor. Yani bir torba içerisinde. Bu bir törenle bayağı uzun sürüyor filan filan. İşin keyfi. Ama eğer o verilen pilavı yemezlerse, kazanları da devirirlerse, akide şekerini falan yemezlerse, iş tehdit. Yani padişah diyor ki daha çok para ver ya da çarşı karışır. Bu tehlikedir. Yok anlaştılar o zaman saraydan bunlara baklava veriliyor. Ramazan ayının ortasında falan genelde bu yapılıyor.
Saraydan yeniçeri ocağına baklava gidiyor. Bu baklava da saraydan çıkışında falan böyle hani şov şeklinde. Yani bakın yeniçeriyle padişahların arası iyi. Hani bir sıkıntı yok. Bak baklava gidiyor baklava yiyorlar gibi. Ağzımız tatlı. Sonra ramazanda ve ramazan sonunda baklava yeme hikayesi adet olarak tatlı şeker bayramı hikayesine dönüşme sebebi de bu. Yeniçerilere verilen iyiyiz değil mi kanka işareti. Normalde padişah atasında birinci ortayla birlikte maaş alıyor yani şeyle birlikte maaş alıyor yeniçerilerle. Yeniçerilerin yaptığı işler arasında İstanbul’un bekçiliği, asayiş, ordu bir de itfaiyecilik var. Ama yeniçeriler bozulduğu dönemde bu itfaiyecilik çok pis bir işe dönüyor. Tılınmacılar ayrı, yeniçeriler ayrı. Yeniçeriler bazı evleri bilerek yakıyor. Hocam abartmayın vallahi.
Yanan üç beş tane ev varsa açık arttırmaya çıkıyorlar. Senin evini söndürelim, senin evini söndürelim. Yeniçeriler bozulduğu zaman çok şerefsiz hale geliyorlar. Burada yeniçeriler Osmanlı onların büyük bir gücü haline geldiğini düşünmeyin. 16. yüzyıl sonuna kadar ordunun %10’u yeniçeri. 1475 yılına bir giderse yeniçeri sayısı 6000 falan tamam mı? Tümarlı spy sayısı 40.000. Tümarlı spy daha fazla. Bir videoda size tümarlı spy’i anlatırım.
Bunlar daha böyle bölgede belli tımar alanları veriliyor. Ordu’nun gelirini bunlar alıyorlar. Aslında Avrupa’daki şövalyeler gibi diyebiliriz. Orada Osmanlı şövalyeleri diye düşünüyor ama yanlış tarımlanıyor bu. Avrupa’da şövalyeler belli bir toprak. Onların derebeylik sisteminde o toprağın gelirini bunlar yiyor. Ama padişahın ya da kral savaşa çağırınca koşarak gidiyorlar kendi ordularıyla birlikte ya da kendileri.
Tabii ki tümarlı spyların İstanbul dışında belli bölgeler var. Oraların vergilerini alıp bir kısmını alıp padişaha geri kalanı yolluyorlar. O bölgede isyan çıkmamasını sağlıyorlar. Padişahın sefere çıkarken yanındalar normalde de toprakları içerisinde isyan çıkmamasını sağlıyorlar. Ki Büyük Selçuklu döneminden beri de tümarlı spylar var. 1841’de Sultan Abdülmecit Han kaldırıyor.
Çünkü aslında 1700’ler 1600’lerden sonra artık Osman duraklama dönemine girince padişahı saraya daha çok para lazım oluyor ki sarayı nasıl yaptırıyoruz borç paralarla onları anlatacağım size bir video da. Daha çok para lazım oluyor. Daha çok para lazım olunca tümarlı spaylardan kısmaya başlıyorlar. Kıslıkça da işin tadı kaçıyor. Bir de Kapıkulu askerleri var. Kapıkulu spayları. Kapıkulu spayları padişahın özel ordusu. Hassa ordusu yani böyle. Tüvari sınıfı. Bunların birinci görevi ki 1. Murat döneminde kurduğu. Bunların birinci görevi padişahı koruma. Ama bunlar isteyenlerden alınmıyor. Fatih Sultan Mehmet tamamen Türklerden istiyor. Kanun döneminde de daha elit Türkler seçiliyor. Eğitim almış. Ve çok ileri savaş teknikleri falan filan. Bunların görevi doğal olarak padişah çekirdek sarayı ve aynı zamanda da savaşta da padişahı koruma.
Şunu unutmayın. Padişahın normalde savaşı orduyla gider. Ve atın üstünde gider. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman yaşlılık döneminde atla değil de at arabasıyla gidiyor. Ve ikisinde de acı tesadüftür ki dönüşleri o arabalardaki tabutlarla oluyor. Yani maalesef at arabasıyla sefere gitmek güzel uğursuz sayılıyor oradan sonra. Kapıkulu spaylarına at da veriliyor.
Atla er baş kaldırmaz diye bir söz var. Yeniçeriler zırt zırt isyan ediyor ama Kapıkulluları saraya daha yakın oldukları için isyanlar o kadar fazla değil. Sürekli kazan kaldırıp da daha çok para daha çok istiyoruz falan demiyorlar. 4. Murat döneminde bir ara yeniçeriler isyan edince ortalık çok karışıyor. Bunlar silahlı falan çatışıyorlar. Ve gerçekten 4. Murat’ın tahta kalmasını sağlayan şey Kapıkulu askerleri. Spayları. En son da anlatacağım yeniçerilerin kaldırılmasını sağlayan şey de güç de 2. Mahmut. Yani hadi dağılın deyince dağılmıyor bunlar. Kapıkulu askerleri olmasa dağıtamayacak. Hiç bu sebepten yeniçeriler spayları sevmiyor. Spayları da yeniçerileri sevmiyor. Tarih boyunca. Lakin spayların bir eksiği dezavantajı hatası var. O da şu. Spaylar silah ateşli silah kullanmayı kalleşlik sayıyor. O barutun kokusunu pisliğini avan buluyorlar. Yani yeniçeriler silahları seviyor. Tüfek icadı ile birlikte. Dolayısıyla çok geç spaylar düzeni sağlayabiliyor. Spayların ateşli silahları kullanmamasından dolayı yeniçeriler bir yerden sonra bozulduğu dönemde keresle tüccar oluyor. Dağlardaki ağaçları kesip tüccarlara satıyorlar. Yani spayların aslında dengeyi kaybetmesinin sebebi ateşli silahları kalleşlik olarak bulup, avanlık olarak bulup uzak durmaları.
Yeniçerilerin başlangıç maaşı 2 akçe ya da 3 akçeydi. O dönem Ulüfe maaş. 1. Ahmet’ten sonra 8-9 akçeye kadar yükseltili görünüyor ama burada şunu unutmayın. Osmanlı ve Türk tarihinde parayla ilgili bir videom var. Onu izlerseniz akçenin değeri düştüğü için, içinden gümüş çalındığı için bu artış geliyor. Yeniçeriler aptal değil daha az gümüş ellerine geçince daha çok akçe istiyorlar. 4. Murat devrinde iyi bir yüksek bir nefer yani iyi bir yeniçeri 12 akçe falan alıyor. Eğer bahsettiğim videonun 15. dakikasını size ekrana getirirsem, Fatih döneminden sonra 1 akçeden çalılan gümüş miktarını görüyoruz. Bu da yeniçeleri dönem dönem isyan ettiriyor. Yani bize verdiğin paradan çalıyorsun diyorlar.
1 akçede 1 gram gümüş varken 1683 en geniş sınırlara geldiğimizde sadece 0.25 gram, 4’te 1 kadar gümüş var. Yeniçeriler de haklı olarak işçilerini diyor. Diyor ki yeter diyor. Şimdi burada tam karşılığı olmayacaktı muhtemelen hatalı hesap olacak ama size fikir vermesi için söyleyeyim yeniçeri maaşı ne kadar? Şimdi yeniçeri maaşı o dönemki günümüze gelen değer altınla kıyaslayabiliriz. O dönemin sabit değeri o dönemin doları Venedik Dukası. Venedik Dukası 3545 gram altın içeriyor. 3.5 gram ama 0.45 dönemli ve bu da %99.47 oranında saf altın yani altın. 1 gram altın mantığıyla girelim. 3.5 gram altın.
Şimdi bugünün mantığıyla bakarsak TL hesaplamayacağım çünkü TL zıp pır düşüyor dolar sürekli yükseliyor. Şu dakika 18. Sen bu videoyu izleyince belki bilmiyorum kaç lira olacak ama şu anda 1 gram altın 57 dolar. 3.5 gram altında aşağı yukarı 200 dolar ediyor. Yani yeniçerinin maaşı 200 dolar. Ama ama ama.
O dönemki dolarla bugünkü dolar arasında enflasyon farkı var. Tovizye ekranda gördüğünüz hesapla 1683 yılının 1 doları bugünün 80 doları. Yani günümüz ölçeyiyle aslında bir Venedik Dukası 16 bin dolar ediyordu. Zaten ekranda şu anda bir Venedik Dukası’nın kaç akçe ettiğini görüyorsunuz yıllara göre. Biz buradan ortalamasını çekersek gittikçe zaten değeri düşüyor. Yaklaşık 400 akçe desek 400 dolar.
Yani bir yeniçer 2-3 akçe alıyorsa 1000 dolar civarı para alıyordu şimdinin parasıyla. 500 dolar 1000 dolar. Hesap aşağı yukarı böyle şimdi hatası vardır ona bir şey diyemem ama yeniçeri iyi para kazanıyordu. Ve bunların bekar olduğunda düşünürsek bu 500 dolar 1000 dolar günümüzün parasıyla yetiyordu. Şunu unutmayın Padişah tahtı çıkınca 1-2 akçe bonus veriyordu bunlara. Sırf bunun için Padişah devirmeye çalıştıkları dönem oluyor.
Sırf 1-2 akçe fazla alsınlar diye. Ama buna rağmen 3 aylık bir maaş verir ki o zerdeyi içmeyip pilavı yemedikleri olabiliyor. Şimdi burada da Padişah bir tedirgin oluyor. Acaba hani isyan mı edecekler? Yeniçerilere çok iyi bakılırdı. Gerçekten o yeniçeri ocakları çok süslü çok huzurlu. Sade gözüksünse de çok kaliteli beslenirlerdi. Ve silahları ve cephaneleri cebeci ocağında dururdu.
Yani savaş zamanı hariç normalde silah taşımaları yasaktı. Ama Osmanlı yozlaşma döneminde bunlar çiftler silah çiftler kamayla falan dolaşıyorlar. Evlenmeleri yasaktı tam doğru değil. Yeniçeri ocağı ilk kurulduğunda evet evlenmeleri yasak ama 3. Murat döneminde 1574’te falan 1595 arası evlenmeleri başlıyor bunların yavaş yavaş. Evlenince yeniçeri maaşı yetmiyor.
Bunlar başlıyor ticarete girmeye, İstanbul’da, hara çalmaya, işte keresle kesip satmaya, odunculuk, kayıkçılık, çiftçilik, zaradkârlık. Yani yeniçeri ocağı aslında 1500’lerden 1600’lere geçerken bozulmaya zaten başlıyor. Unutmayın ki yeniçeri ocağı iyi silah kullanırdı. Çok iyi okçulardı. Dolayısıyla kendileri padişah adamış gözüküyorlardı ama bir süre sonra padişah çok dinlememeye başladılar.
Yakında işte baltayı kılıcı harika kullanıyorlardı. Çok iyi patlayıcı kullanırlardı. Uzun saplı baltaları falan vardı. El bombaları dediğimiz şeyleri el topları ilk kullanan birlik Osmanlı’da onlardı. Bu taak diye ateş ettikleri bir top vardı. Şimdi yerdik oradanın çöküşüne. 1517. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı alıyor. Mısır’ı aldığı zaman kutsal emanetler İstanbul’a geliyor.
Kutsal emanetler İstanbul’a gelmesiyle birlikte halifenik de padişah geçiyor. Şimdi şöyle düşünün. Padişah yeniçeri ocağının bir nolu askeri mi? Evet. Halife kim? Padişah. Bu durumda yeniçeri ocağı dinin en kutsal insanının emrinde. Dolayısıyla aslında artık din de Hz. Muhammed’den beri gelen güç de ordurun dönemine geçiyor.
Hz. Muhammed lüks içinde yaşayan, saçan, savuran, israf eden bir insan değil. Padişah ise inanılmaz lüks içinde yaşıyor. Savaşlara falan gitmeyi bırakıyor padişahlar bir dönem sonra. Saraylar yaptırıyor, keyfi yerinde. Padişah böyle yayınca askerler de yaymaya başlıyor. Kadılar rüşvet almaya başlıyor. Din kadıların elinde esnemeye başlıyor. Bazı insanlar rüşvetini veren ayrı muamele görüyor.
Bu çıkış döneminde, özellikle 16. yüzyılın ortasında yeniçerilerin oğlu mükemmel dönemi, Kardeş Sultan Seval ölümünden sonra gözlaşmaya başlıyor. Padişahların bazıları içkiye düşüyor. Yeniçeriler de içmeyi seviyor. Yeniçeriler artık o dini kültürlerini atıyorlar. Bazı Bektas’lı dervişler falan şeyleri yeniçerilerin ocakların bazılarını kendi emrine bağlıyor.
İçmeyi çok sever yeniçeriler parayı çabuk bitirince savaş istiyorlar. Bazıları savaşa gitmiyor. Bazıları daha çok savaş istiyor. İkinci beyaz döneminde meyhaneleri kapatmaya çalışıyor ama bunlar zorla açtırıyorlar. Dördüncü Murat döneminde tütün içmek dahi yasaklanıyor. Hatta bunların keyif veren tütünler içiyorlar ya, Bazı yeniçerileri ağzında bu tütün çubuğuyla astırıyor. İstanbul’a yakın olanlar yine zaptediliyorlar.
Ama Suriye ve diğer eyaletli yeniçeriler iyice dağılıyor. İyice kafalarına göre yaşamaya başlıyorlar. Tabi bir de yeniçeri ocağındaki o 7-8 yıllık süren yetişme dönemi şusubusu, Devşirme gelen hanım sultanların, Osmanlı sarayına giren has kadınlar falan filan Çocukların yeniçeri ocaklarına yönetime sokuyorlar. Corpinde bir iki senede yeniçeri olan ocağın başına geçen saçma sapan şeyler, mevki kazananlar görüyoruz. Çünkü herkes bazı bölükleri kendisine bağlayıp güçlü olmak istiyor saraya karşı. Yani yeniçeriler bu sefer sarayla bürokrasiyle ilgilenmeye başlıyor. Saraya direkt konuşmaya çalışanlar falan var. 1448’de falan fazladan maaş isteme olayı başlıyor zaten. Fatih bile kendi döneminde fazladan bunlara birazcık fıfayı vermeye başlıyor. Her padişah tahta çıktığında bazı dönemlerde bunlara aman sakin olun maaşınızı biraz arttıralım falan diyor. 1622 yeniçeri ocağa savaşta başarısız olmaya başlıyor. Disiplinsizler, aç gözlüler, bazıları savaşırken öbürleri yağmalamaya falan çalışıyor. Ve Köprülü Mehmet Paşa 1657’de yeniçeri ocağına el koyuyor. Diyor ki bu böyle olmaz ağalar. Yani bir düzene girelim ve bir sene sonra da çok şükür Konya Ovası’nda bir zafer kazanılıyor. Kendisi de 1661’de yerine geçecek oğlu Fazla Ahmet Paşa da bu yeniçeri ocağın düzelmesi gerektiğini düşünüyor.
Çünkü yeniçeriler ticaretle uğraşıyor, halka haraca kesiyorlar, boyun eğmiyorlar, kaç asker yeniçeri ağasında diyorlar, kaç asker var evinde bilmiyorum diyor, siz bize parayı yollayın diyor. Ölmüş adam bile yeniçeri diye yazıyorlar. Yeniçeriler hamam basıp kız kaçırıyorlar. Çıplak kızı alıyor götürüyor atıyor sırtını. Hocam abartıyorsun abartmıyorum. Bu videoda kullandığım kaynakları aşağıya yazdım oradan okursun bakalım abartıyor muyum.
Çok değerli hocalarla da görüştüm yaşayan Allah huzurunu versin. Dolayısıyla yeniçeler bayağı bozulur. Bir sıkıntı daha var. Eyyadetlerden esir ve asker toplanmasından vazgeçildiği için burada duran iç gücü, asker gücü derebeyliklerini ortaya çıkarıyor. Bazı insanlar kendi başına isyan ediyor madem Osmanlı bu askeri almıyor ben kullanırım diyor. Osmanlı’nın askeri almadıkları Osmanlı’ya karşı savaşacak kadar eğitiliyor. Fazla Ahmet Paşa’dan da mühür, sadrazamlık mührü Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya geçiyor. Şimdi burada muazzam bir ordu masrafı var. Dolayısıyla Merzifonlu Kara Mustafa Paşa diyor ki biz Viyana’nın üstüne yürüyelim. O kadar akıllı hesapları var ki bir yeniçeriler savaştan ganimekle döner ve kazanırsa en azından Viyana bize bir zenginlik sağlar ve askerler de Osmanlı topraklarına tebelleş olacağına yeniçeriler en azından Viyana’dan bir ganimet alırlar, moralleri düzelir, padişah için savaştıklarını hatırlarlar. Bir şeyi daha hesap ediyor çok akıllıca Kara Mustafa Paşa Merzifonlu. Diyor ki en azından yeniçerilerin çerçevp alanları da faydası olanlar da ölür, onlar da kurtulmuş oluruz, orduyu da yenilemiş oluruz. Çok akıllı bir adam. Lakin o akıllı adam çok da akıllı çıkmıyor. Başarısız oluyor, kafası kesilip balığın içine konulup İstanbul’a getiriliyor.
Dolayısıyla vücuda Avrupa’da kalıyor. Şimdi sonradan Türkiye’ye uğraşıyordu getireceğim diye falan da hala vücudu Belgrad’da mezarlıktadır. İyi de bu kuşatmaya 150.000 asker de gittik. Bunların içinde 30.000 de yeniçeri vardı. Biz niye başarısız olduk? Çünkü aslında bu Merzifonlu o kadar dahi bir adam değil. Normalde biraz lükse düşkün, zengin, 1000 kölesi, 1500 cariyesi, 750 harem ağası falan var. Av köpeklerin yükseği çok seviyor, içkiyi de seviyor ve egosu çok yükseği. Nasıl ki Kalim Sultan Süleyman Viyana’yı ilk kuşattığında 1529’da ağır topları çamurlara saplanmasaydı alabilecekti Viyana’yı. Ama biraz sabırsız davranıldı. Merzifonlu’da da tam tersi var. Şehri kuşatıyorlar, hençörlüler, 150.000 asker var, dal, yağmalar, parçalar dağıt şehri.
Ah diyor Merzifonlu, biraz izleyelim. Şehir kendinden teslim olacak diyor. Biz güçlüyüz, biz Osmanlıyız diyor. Lakin bunun kafayı çalıştırmadığı şey şu. Diyor ki Viyana’da diyor, kalede diyor 21.000 asker var. Biz 150.000 kişiyiz. Bek diyelim dökülsünler. Arkadan 120.000 kişilik ordu desteğe geliyor. Merzifonlu’na kafa olsaydın şehire dalar, yağmalar da yıkardı ama maalesef bunu akıl edemiyor.
Oradan sonra da kelle gidiyor tabi. Kelle gidiyor da Merzifonlu umurunda değil. O ölmüş gitmiş. Yenişehirler bu zaferi kazanamayınca daha büyük sıkıntı çıkıyordu ya. Yenişehir efsanesi bitiyor. Avrupa diyor ki, ulan bu Osmanlı ordu o kadar da yenilmez değilmiş. Bunlar vura vura geliyorlardı. 150.000 kişilik orduyu yok ettik biz diyor, dağıttık. Yenişehirler kendi içinde şöyle, biz çok da şey değiliz, bak ganimet de alamadık, dağıldık falan filan.
İşin tadı kaçıyor. Yenişehirler gemiler geldiği zaman Karaköy limanı falan emin dönüyor şuraya buraya. Üstüne bayrak asmaya başlıyor. Haraj kesiyorlar, bu gemi benim. Bu limana mal indirecekse ben yüzde alacağım diyor. Yaş meyve sebze haline küfe koyuyorlar. Bu küfeyle gidecek buradan çıkan her şey. O küfenin içinde ne varsa da ben haracımı keserim diyor.
Yenişehirler via’la dönüşüyor, iyice serseriye eşkiyeye dönüşüyor. Düşünün kahve değirmenleri var o dönem. Sen yanında bir miktar kahve getiriyorsun. Kahve getiren diyor ki hadi git diyor, sen biraz dolaş. Değirmenciyle biz senin kahveni çekeriz. Çaka yapmıyorum, içine nohut katıyor. Yarı yarıya. Senin kahvenin yarısını çalıyor, nohut koyup sana veriyor. Ses çıkarsa öğğğğ diyor, yolluyor. E böyle olunca tabii ki haraccı, milletin hamamda kıyafetlerini çalan serseri sürüsüne dönüşüyor yenişehirler. O muhteşem yenişehir hocam. İsyan ediyorlar, sık sık isyan ediyorlar. O kadar çok isyan ediyorlar ki bir süre sonra Osmanlar artık bunlardan bıkıyor. Sık sık padişah değiştirmeye çalışıyorlar, cülus bahşişi al, tahta geçiş bahşişi almak için. Ondan sonra saraya çok müdahale etmeye başlıyorlar. Tehdit ediyorlar bazı sadrazanları.
1525 Kanun Sultan Süleyman Tahtta yenişehirler isyan ediyor ve isyazda ol bastırıyor. Kanun sonunda yenişehir ağası Mustafa denilen bir ağ var. Bunu astırıyor. Kanuni döneminde bile yenişehirler isyan ediyor. Lale Devri ne bitiyor? Lale Devri dediğim şey Osmanlı. Ooo Lüks içinde kafarat. Hamam Tellağa patron Halil denilen bir hamam tellağı arkasına takıyor Osmanlı tarihinin en büyük isyanlarından beri takıyor yenişehirlere. İstanbul talar ediyorlar. Ama nasıl bir talan? Saraya müdahale ediyorlar. Düşün ki Sultan III. Ahmet, damadı İbrahim Paşa, Mehmet Paşa, Mustafa Paşa boğdurtuyorlar. Ve 1. Mahmud dönemine kadar bu devam ediyor.
Bu gücü fark edince tabi 17. yüzyıl boyunca istediklerini tahta geçiriyorlar, istediklerini indiriyorlar. Genç Osman olayı var. Genç Osman 18 yaşında tahta çıkıyor. 1622. Bunlar bakıyorlar ki Genç Osman Yenişehir ocağını falan kaldırmak istiyor. Boyununa ipi atıyorlar, çekiyorlar yedi kula zindanlarını. İpten kurtulmasına rağmen boyunla baltayla vurup öldürüyorlar. Padişah öldürüyorlar. Gözleri o kadar kara, bunlar o kadar hain.
Kabakçı Mustafa 1807. III. Selim tahttan indiriliyor. Nizam-ı Cedid yani ordunun islahı devreye giriyor ama çok geç. Düşünün ki Padişah’ı tahttan indiriyorlar. Ve gelin vaka-i hayriye-i. 1826. O Yenişehir ocağının topa tutulup yok edilmesi. Aslında bunu çok hak ettiler. Çünkü kahvehaneleri falan var. O kahvehanelere bunların nişanlarını asıyorlar bayraklarını. Oradan yoldan geçenler araç kesiyorlar. Oğlan oynatıyorlar. Oralara hiç girmeyeceğim. Osmanlı Önemi’nin ahlaksızlıklarını ayrıca videoda anlatırım. Yani çok iğrenç şeyler de var. II. Mahmut tahta geçmeden önce Ayhan denilen bir sınav çıkıyor. Bu da Anadolu’nun yobazlarından para bulup çıkıp sarayla ilişki kurup rüşvet. İşte her türlü çirkinliği yapanlar, Osmanlı yoldaşmasını sağlayanlar. Bu Ayhanlar zamanla orduya da Yenişehir Ocaklarına da el atıyorlar derken.
Yenişehirlerin kalitesi düşüyor. Para için savaşan askerlere dönüyorlar. Padişaha itaat etmiyor falan filan. II. Mahmut tahta çıkıyor. Yıl 1822. Yunanlarla bir savaş var. 400.000 asker yollanıyor bölgeye. İçinde Yenişehirler falan var. Küçük isyanlar çatışmaya dönünce Osmanlı 400.000 askeri Yunan’a yolluyor. Yol uzun da değil. Herhalde diyor Yenişehirler bunu bastırıp gelir. Yenişehirler 200.000 Yunan askeriyle 60.000 Fransız İngiliz askere telif olup geri dönüyor. Rezil oluyorlar.
İşin kötüsü, Moro ve Ortay’ın yanısındaki Türkler de katlediliyor. II. Mahmut diyor ki yeter diyor. Bu Yenişehir Ocağında yazdığımız rakamlara inanmıyorum. Burada yaşlı olanları çıkarın, olmayanları düşün. Yeri kalan orduda disiplin edilecek, yeniden eğitilecek diyor. Burada şöyle bir sıkıntı var. Eğer Yenişehir Ağlarından birini yanlar almazlarsa Yenişehirler tamamen isyan edecek. Şansa o dönem Ağ Hüseyin Paşa denilen, böyle hatır geçen Boğazçı kaleleri komutanı bir Yenişehir Ağası var. Yaşlanmış ama fizi geçiyor Yenişehirlere. Ağ Hüseyin Paşa düşünüyor düşünüyor Padişah Anan’ın şu fikirle geliyor. Bir kısmını kurtarabiliriz ama geri kalan bütün ocakları yok edeceğiz. Toprağın yok edeceğiz. II. Mahmut bu tecrübeye güveniyor. Mecburen diyor ki çare olsa çare o. Vezirlere dönüyor II. Mahmut.
Vezirler tırsıyor. Yol onaylamayı korkuyorlar. Çünkü yarın ertesi gün birinin kulağına giderse şu vezir onayla, vezirin kendine gider diye ödleri kopuyor. Hepsi ödlek. Bu olay sana geliştiriyor. II. Mahmut’un önünde daha güzel bir şekilde götürülüyor. Çünkü Yenişehir’in ket-hüdası Hasan Ağa var. O da katılıyor işin içerisine. Ve sonunda buna bir şey yapılması lazım. 28 Mayıs 1826’da bir divan yapılıyor.
Sadrazam’ın başkanlığında toplanıyorlar. Ağa Hüseyin Paşa orada. Hazine katip dedi. Uleva’dan önde gelenler, dini liderler. Diyorlar ki bu hayırlı bir iştir. Şehir’in İslam çıkıyor, fetva veriyor. Herkesi diyor ki herkesin görevlileri kabul mu? Kabul. Yenişehir ocağını yok ediyoruz. Tabi bu divanda Yenişehir’in içinden ayıklanmış gerçek komutanlar var. Ama bu olay dışarı sızıyor. Bir süre sonra Yenişehir’ler isyan ediyor, kazan kaldırıyorlar. İstanbul karışıyor. Bunlar her yeri geziyorlar. Halka çeşitli delikoduyu yayıyorlar. Diyorlar ki Yenişehir’e ağları katledildi. Bazı memurlar astırıldı derken İstanbul karışıyor. Et meydanında toplanıyorlar İstanbul’da ve Yemişçi Mustafa denilen birinin arkasına takılıp Topkapı Sarayı’nı hedef alıyorlar. Kendilerine karşı bir şey imzalandırabiliyor ve bunun kanını istiyorlar.
Din, ulemayı tehdit ediyorlar. Diyor ki çoluğunuzu çocuğunuzu alırız 10 paraya esir diye satarız, 5 paraya karınızı satarız. İstanbul esnafına kepenk kapatıyor, ticarete duruyor. Şehirde bir kaos. Herkes korkuyor. Yenişehir’ler sokaklarda bağırı çağırıya geziyor ellerinde silahlarla. Sultan Mahmud akıllıca bir şey yapıyor. Topkapı Sarayı’ndan kutsal emanetler odasında İslam sancağını çıkarıyor. İslam sancağını alıyor silahlı askerler korumasına Sultan Ahmet Camii’ne geliyor minbenin tepesine dikiyor.
Diyor ki ben ki halifeysem bu da Allah’ın bayrağı ise İslam’ın bayrağı ise siz de buna itaat edeceksiniz. Yenişehirlere karşı Diyat ilan ediyorum. Osmanlı’nın temelinde gaza var. Gaza demek en baştakine itaat edeceksin. İslam için savaşıyorsun. Şimdi iş terse dönüyor.
Yenişehirlere korkusu var tamam ama orada da İslam bayrağı var. Allah korkusu var. Bir anda iş terse dönünce Yenişehirlere kışlalarına falan çekilmeye etrafı dağıtmaya başlıyorlar. Ve en büyük sığındıkları kışlarına etrafı çeviriyor. Ağ Hüseyin Paşa bu kışlayı çeviriyor. Bazıları kaçıyor bekçe ama bu çeviriliyor. Toplar çeviriyor ve Yenişehir kışlasına ateş ediyorlar. Yenişehirlerden eser kalmıyor. Darmadağın oluyorlar. Bin civarında Yenişehir öldürülüyor. Bazıları kaçıp dergahlara falan sığmıyor. Bazılarını yakalıyorlar. Boğduruyorlar hemen orada Yenişehirleri. Ve ibret oluyor bunları astırıyorlar. Yenişehir ocağı Osmanlı’nın başına bela olmaktan Vakay Hayriye denilen bu olayda kurtuluyor. 15 Haziran 1826. 2. Mahmut Yenişehir’lerden kurtuluyor.
Diğer padişahların korktuğu şeyi 2. Mahmut yapıyor. Yeni bir ordu kuruluyor adı Asakiri Mansuri Muhammediye. Muhammedin zafer kazanmış orduları diye yeni bir ordu kuruluyor. İşte Yenişehir hocanın hikayesi böyle.
Anladınız mı? Güç eline geçince insanla nasıl yollaşıyor?

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir