Yusuf Sami Kamadan – Saddam Dönemi Türkiye – Irak İlişkileri
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=2VlKPv_HKUk.
Peki Yusuf Bey yavaş yavaş Türkiye’ye gelirsek, ilk önce şunu söyleyeyim, Saddam döneminde Irak-Türkiye ilişkilerine dair kısaca neler söyleyebiliriz? Yani nasıl da arası Türkiye ile Saddam’ın? Öncelikle şunu söyleyeyim, Saddam Hüseyin Türkiye ile alakalı çok ifade geçiyor Arşiv kayıtlarında. Özellikle mesela bu bakanlar toplantısında özellikle ifade geçiyor. Tabii birbirini tutmayı ifade eder. Yani Türkiye ile Saddam Hüseyin arasındaki münasebet aslında şöyle değerlendirilebilir.
Yani 80’den 90 yıla kadar geçen bir zaman, daha sonra 90’dan 2003 yıla kadar geçen zaman zarfında tabii farklı ilişkiler oluyor. Tabii 80’den sonra ne oluyor? Malumumuz Irak bizim komşumuz. Yani tabii daha öncesi de var. Mesela 1973 yılında yapımına başlanan Kerkük yumurtalık petrol boru hattı vardır.
Bundan sonra ise 84 yılında bunun ikinci hattı inşa ediliyor. 88 yılında zannediyorum bu tamamlanıyor. Ve bu tabii Türkiye’ye büyük bir gelir getiriyor. Yani şöyle deniyor, 1990 yılına kadar 90 yılına gelindiğinde Türkiye petrollerinin %60’ından fazlasını Irak’tan karşıladı biliniyor. Dolayısıyla bir de şu da var tabii yani Saddam Hüseyin de kendi petrolünü Türkiye üzerinden nihayetinde ihraç ediyor.
Tabii milyar dolarlar demek yani bu Türkiye kasasına gelen ve tabii Saddam Hüseyin de burada kazanıyor. Tabii daha sonrasında mesela 8 yıllık savaşta yani Basra Körfezi biliyorsunuz güvenlerini kaybediyor. Yani Türkiye üzerinden yürüyor işler. Yani 300 kilometrelik bir sınırdan bahsediyoruz burada nihayetinde. Tabii Türkiye hakikaten 8 yıllık İran Irak savaşında mesela en fazla kazananı oluyor. Ama Körfez Savaşı’nda en fazla kaybeden oluyor aslında. En fazla kaybeden oluyor. Neden?
Çünkü 90 yılına geldiğimiz zaman Soğuk Savaş bitmiş. Yani Rusya-Sovyetler Birliği yıkılmış. Amerika’nın öncülüğünü yaptığı işte liberal demokrasinin lokomotif olduğu yeni dünya düzeni kuruluyor bir nevi. Ve Türkiye burada da yani aslında şöyle demek lazım yani bel taraf olmamak için aslında taraf olmak durumunda kalıyor. Tabii bu dönemde çok fazla yani mesela Necip Toruntay, Türkiye Savunma Bakanı,
Savunma Bakanı tabii istifade etmek durumunda kalıyor. Tartışmalar içeride tartışmalar meydana geliyor. Tabii Kerkük musul meselesi var aynı şekilde. Yani Özgün’ün kimi hassasiyetleri var bununla alakalı. Yani Körfez Savaşı’na geldiğimiz zaman tabii köprüler atılmak durumunda kalıyor. Bizden zannediyorum güç şeyi istiyorlar. Hava üstleri, çekiş güç. Bir de diyorlar koalisyon içerisinde yer alacaksınız zannediyorum. Tabii yani az önce bahsetmiştik Körfez Savaşı’nda tabii 1 milyonluk.
Yani biz Saddam Hüseyin’in hem güçlü silahları olan hem de askeri olan bir yapısından bahsediyoruz kendisine. Burada tabii karşısında 40 ülkeden gelen 1 milyonluk bir askerden bahsediliyor. Dediğiniz gibi yani 3 şart sunuluyor. Birisi Türkiye topraklarını işte koalisyon kuvvetlerini açmak ki öyle oluyor. İkincisi Irak sınırına asker yığıp Saddam Hüseyin’in ordusunu işte ikiye bölmek tarzında.
Bu da kabul ediliyor ama üçüncüsü kabul edilmiyor tabii yani koalisyon kuvvetleri içerisinde bizzat Türkiye’nin yer alması o dönem kabul edilmiyor. Ama tabii mesela Kerkük yumurtalık boru hattı ki Türkiye’ye hakikaten yani yıllık 3 milyar dolarlık bir zarardan bahsediyoruz burada. Yani Birleş Milletler ambargo uyguluyor. Bu kapsamda Türkiye’de bu boru hattı mesela faretleri durduruluyor.
Artı yani ticari hayat durduruluyor ve benzeri şeylerle Türkiye tabii buradan körfe savaşından yaralı çıkmak durumunda kalıyor diyebiliriz.
İlk Yorumu Siz Yapın