Yusuf Sami Kamadan – Safevîyye Tarikatının Teşekkülü – Cumartesi Sohbetleri (23)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=3PfU0eL5Jrc.
Safaviler ismini Safavit’in Erdebiyle’den alıyor. Kendisi tarikatın kurucu ismi, yani âlenin daha doğrusu kurucu ismi, hüviyetinde bir şahıs. Tabii kendisi 1252 yılında Erdebiyle dünyaya geliyor. Tabii Safavileri ve Safaviyye tarikatını anlamadan önce, özellikle o dönem İran’ın içerisinde bulunduğu dönem bir kısmını anlamak gerektiğinden anlıyorum. Zira bir tarikatken daha sonrasında bir devletleşen bir yapı, ancak içinde bulunan bu coğrafyayı anlamakla kısmen de mümkün olabilir. Dilerseniz biraz daha geriden alarak oradan başlayalım. Cengiz Han öldüğünde 1227 yılında gerisinde yani tek bir merkezden yönetilmeyecek kadar büyük bir imparatorluk bırakmıştı. Böyle bir devlet bırakmıştı. Hakim olduğu topraklar inanılmaz derecede büyüktü.
Ve ölümünden sonra tabii bu gerek otorite boşluğu, gerekse de merkezli hükümetin yetememesi sebebiyle, kimi farklı devletlerin hanlıkların kurulmasına sebep oldu. Mesela Cengiz Han’ın mahrumun huzur, en büyük oğlu olması lazım Cüci. Cüci’nin oğlu Batu, altın orada hanlığını kuruyor Destek Kıpçak taraflarında.
Diğer oğlu mesela Gök orada devletini kuruyor, Harizm taraflarında. Cengiz Han’ın mesela diğer oğlu Çağatay. Bu mağabere öneri özellikle Türklerin yaşadığı bölgede Çağatay hanlığını kuruyor. Ve tabii daha sonrasında kim’e taht kavgaları yaşanıyor Moğol İmparatorluğu’nda. Mengü tahta oturduğunda bilindiği gibi Kubilay’ı Çin’e gönderiyor. Kubilay tabii Çin’de çok büyük fethi hareketleri yapıyor.
Mevcut hanedanı yıkıyor ve yuvan hanedanını kuruyor. Aynı zamanda Moğol kurultayı, karakorumdaki Moğol kurultayı da Hülago’yu işte bu bulunduğumuz Anadolu, Irak, Suriye, Filistin bu Ortadoğu coğrafyasına her ne kadar yerinde Moğol otoritesi burada sağlamış olsa da tabii kime zaaflar var. Burada kesin olarak bir Moğol otoritesini sağlamak maksadıyla 1251 yılında Hülago’ya da bu bölge veriliyor.
Hülago tabi malumunuz olduğu üzere 1256 yılında daha önce Selçuklu’dan deneyip de almadıkları Alamut kalesini alıyor. Ve 1256 yılı aslında Hülago’nun kurmuş olduğu İlhanlı Devleti’nde kurulduğu tarih oluyor. İlhan yani il bugün Türkçe dediği kullandığımız işte bölge hükümdarı maalansında. 1250 yılı, bu devletin kurulduğu yıl bakın 1252 yılı Şeyh Safet’in Erdem’in doğduğu yıl yani
dünyayı yüzünü açtığı o coğrafya yani İlhanlı hakemiyetinde bir coğrafyasında. Aynı Hülago 1258 yılında işte Bağdat’ı işgal ediyor. Orada kıyılmar yapıyor. Daha sonrasında işte Mengül’ün ölmesinin akabinde Moğol’un importunun kim olacağı konusundaki kimle işte mücadelelerde Hülago da kara kuruma gitmek durumunda kalıyor.
Buraya atadığı Noyan da tabii harekata devam ettiriyor yani Moğol ilerleyişi devam ediyor. Fakat 1260 yılında aynı Cahiliot’ta bilindiği gibi inirgi uğruyor ve bu şekilde Moğolların daha fazla ilerlemesi engellenmiş oluyor ve Hülago tarafından kurulan bu İlhanlı Devleti aslında merkezi İran olmak üzere tabii Anadolu’nun da büyük bir kısmını burası kapsıyor. Bu şekilde devlet bir noktada sıkışmış oluyor ve daha da ilerlemeyi imkana bulmuyor. Zaten Hülago’nun ölümünün ardından Abaka tahta oturuyor. Abaka hem ne kadar İslamiyete karşı yani reaksiyonal bir tabır takılmış olsa da ondan sonra gelen Tekin der Ahmet ismi alarak Müslüman oluyor ve ondan sonra da zaten İlhanlı bu bölgede bir nevi İslamiyetin potasında eriyorlar fakat burada bir şer düşmek düşmek
yok. Çünkü İran coğrafyası aslında çok bildiğimiz gibi homojen bir yapıya sahip bir yer değil. Burası yani Abbasel zamanından itibaren hatta daha da öncesine uzanarak mesela Bağbek İsyana vardı öyle değil mi? Yani burası sanki merkezi Sunni otoriteye karşı bir nevi muhalif hareketin kalesi mevkinde bir yer olmuş durumda. Özellikle Tabir
İslam bölgesi mesela tabi coğrafyada bunu imkan tanıyor. Mesela Alamut’ta gidenler görmüşlerdi muhtemelen. Yani bu bölge hakikaten yani muhalif herhangi bir hareketin beslenebilmesi orada fikirlerini devam ettirebilmesi için son derece aslında uygun imkanlar sağlıyor diyebiliriz. Yine bu coğrafyada mesela İlhanlı devlete bir ilerleyen süre içinde mesela
1304 yılında tahta oturan Olcayto, İlhanlı Müslüman ama Şiliği mesela kabul ediyor. Yani bir devlet mezhebi haline getiriyor. Tabi daha sonuçta gelen Ebu Said Bahadır tekrar Sunni’ye çeviriyor. Yani bu şekilde İran’ın bu kaotik yapısından kaynaklı olsaya gerek bu şekilde böyle bir yani kaypak bir zemin olduğunu ifade etmek gerekiyor. Yani tabi biraz anokrinizme düşmeden söylemeye dikkat etmeye çalışayım. Yani Safevilerin daha sonraki Şiileşmelerine aslında müsait bir tarihi zemin var diyebiliriz öyle değil mi? Ben de şahsen aynı kanaatteyim. Zira yani tabi Şeyh Cüneyt ile alakalı çok fazla detaylı malumatımız yok fakat kendisinin Şii olduğunu biliyoruz. Fakat Şii çıktığı yer Sunni bir
tarikat. Evet o zaman takdim tehir yapmadan bu sualine geçelim o zaman. Bir tarikat olarak Safiettin Erbili’nin ne kadar bilgimiz vardır bu tarikatın temel kabullerine, öğretisine, inanış tarzına, varsa ritüellerine dair ve akabinde devletleşmeye doğru giden süreçte ilk olarak tarikat ahvalini, serencamını sizden dinlemek isteriz.
Şeyh Safiettin Erdebi ile Şeyh Safi’ye kısaca ifade etmek gerekiyor ise 1252 yılında az önce ifade ettiğimiz gibi yani kuvvetle muhtemel 1252 yılında dünyaya geldiği, Erdebi ile dünyaya geldiği biliniyor ve tabi ilk eğitimini aldıktan sonra Geylân bölgesinin. Geylân bölgesi bugün Hazar denizi’nin güney kısmında Abdülkadir Geylân’ı deriz yani Abdülkadir
Geylân da aynı bölgedendir. Bugün de modern İran’ın ehliyetlerinden bitenisini oluşturan bir yerdir burası. Hemen Hazar denizi’nin güney kısmında kalan bir bölge burası. Burada İbrahim Zahedi Geylânî’ye intisap ediyor. İbrahim Zahedi Geylânî, süre verdiği tarikatının Zahediye kolu olarak bilinen ekolün de aynı zamanda temsilcisi bir isim.
Şeyh Safi tabi kendisinden burada seri sülû hükmü tamamlıyor ve kendisi şehit tarafından Erdebi’yle bir tekya kurmak üzere vazifelendiriliyor ve irşad faretlerine orada devam ediyor. Şeyh Safi tabi şeyh Safi’nin yani sünni olduğu konusunda her ne kadar bugün mevcut İran’da kimi tartışmalar olsa da yani bununla alakalı olacak bir dönemin kaynakları da sünni ve şafi olduğuna dair önemli tabi deliller serdediyorlar. Zaten
bölgede şafilik çok kuvvetli. Nail Okuyuncu hocamız vardır kendisi şafiliğin teşekkül süreci ismiyle bir doktora çalışması yaptığı çok kıymetli bir tezizdir. İfade ettiği üzere yani hicri üçüncü asrına itibaren çok kuvvetli bir şafi dalgası aslında var özellikle Horosan bölgesinde olmak üzere ve tabi Selçuk’tu unsuru da var yani
bu konusunda. Nezami okulları yani şafiliği aslında merkez alarak bir eğitim sürdürüyor ve bu şekilde onun da yani yani Erdebi halkının aslında şafi olması çok da aslında şaşıracak bir durum olmayacaktır bu bakımdan. Dediğimiz gibi yani modern İran’da bu konular tartışılıyor. Bunun alakalı mesele aslında şii olduğu ifade ediliyor fakat Abdülhüseyin Zerrin Kup isimli modern bir İran tarihçisi 99 yılında vefat etmişti bu konuda kat’i olarak yani aslında şeyh Safi’nin bir sünni şafi olduğunu ifade etmiştir kendisi. Aynı zamanda mesela dönemin kaynaklarından bahsettik ya mesela hamdullah el-Müstevfi vardır bunun Nusreti Kulub isimli kozmografya dair bir eseri vardır ve burada şeyde vardır İman-ı Kütüphanesi’den görme imkanım oldu. Ayasofya koleksiyonu da olması lazım yanılmıyorsam. Ve burada mesela Erdebi hakkında bilgi verirken Erdebi halkının sünni ve şafi olduğunu ve şeyh Safi’ye müntesipli olduğuna mesela bahsediyor. Yani bölgede tabii şeyh Safi öğitinin çok büyük bir teksir sahibi, büyük bir nüfuzu var hatta daha bu dönemde Anadolu’ya giden halifelerin varlığından bahsediliyor ki sonunda şeyh Cüneyt Anadolu’ya kaçtığında buradaki bu mürit potansiyelerini kullanacaktır. Yani bu şekilde bir kendisinin zemin hazırlanmış oluyor. Bu şekilde şeyh Safi’nin tabii kendisinin gürekimi tasavvufi ritüellerinden de bahsediliyor. Özellikle şeyhi Evrem Zahedi Giylendiğinin işte bin bir esmanın on iki esmaya indirilerek bu şekilde seyri sülükün tamamlılığından dair bu ekulün başlatıcısı olduğu ifade ediliyor. Şeyh Safi’nin de bunu devam ettilerdi ve çişli şekillerdi kimi virtler, zikirler aslında klasik manada bir tasavvuf okulundan çok da fark da olmayan öğretilerin burada mevcut olduğunu bizler görebiliyoruz. Tabii kendisi vefat ettikten sonra da hareket bir hal
dair bir yana büyümüş oluyor. Öyle ki kendisinden sonra yerine geçen oğlu şeyh Sadureti Musa geliyor kendisinden sonra ki 60 yıllık bir şehlet dönemi var. Ve bu arada yani tabii belki kristik dönemde pek çok yönünü görmek mümkün ama şeyh Safi’den sonra bundan sonra artık sürekli aleden devam ediyor. Yani aslında… Bir babadan oğula geçiş. Tabii babadan oğula geçiş sürekli başlıyor. Sadece şeyh İbrahim yani Hacı Alen’in oğlu
yani şeyh İbrahim öldükten sonra oğlu değil, oğlu şeyh Cüneyt değil kardeşi şeyh Cafer geçiyor. Sadece ama aleden dışarı çıkmıyor tabii yani. Bu şeyhlik saltanatı olarak ifade edebilirsek eğer böyle bir ifade kullanabilirsek bu şekilde devam ediyor. Şeyh Sadureti Musa’dan da kısaca bahsetmek lazım çünkü onun özellikle onun dönemi yani Safavî tarikatının özellikle müesses bir hale geldiği dönem. Mesela bu dönemde Ebu Ebne Bezaza yine aynı şekilde Süleyman Kütüphanesi’ne yazması vardır. Safvetû Safa isimli bir eser yazdırıyor ve bu şekilde yani bir nebi bir adeta tarikatın kurucu ismi oluyor. Çok daha müesseseleşiyor. Aynı zamanda hacca gidiyor ve hacca gittiğinde kendisinin de işte seyyidlik iddiaları var tabii. Bunu kısmen delillendirmeye çalışıyor
ama kendisinin işte on ikimamdan Musa Kazım’a dayandığına dair işte kim yerlerde, Mercileden onaylar alıyor. Çok enteresandır tabii bu seyyidlik mevzu 16. yüzyılda Şah-i İsmail’le Yavuz Sultan Selim arasındaki o mücadelede Anadolu’da mesela propaganda olarak kullanılıyor. Bununla alakalı yine Süleymaniye Kütüphanesi’nde görme imkanım olan Fetabaye Kemal Paşazade
der Hakka Kızılbaş isimli bir eser yazdır Kemal Paşazade’nin ve orada bu soruya cevap veriyor aslında bir nevi yani işte bu Kızılbaş ehlinin işte ehlibeytten olma ihtimali var mıdır tarzında el cevap diyor yani yaptıkları böylesine kötü faal eder bunların işte bu Ali soydan gelmediklerinin en büyük geliridir tarzında başlayan uzun bir cevap tabii orada bakın çok enteresandır onu imamda Musa Kazım’a bağlı mesela ve hareket hala sünni ediyoruz ama kırıntıları aslında yani anlamaya aslında bu dönemde başlıyoruz diyebiliriz çünkü o bulunulan coğrafya aslında yani iyi ya tabii çok homojen bir yapayat sahip değil o dönemde de sahip değil ve ilhamla unsuru var mesela yani olcaytu
bir şey biz az önce bahsettik onun özellikle hükümdarlığı döneminde kimi tabirler verilmesi durum oluyor illaki ve bu şekilde hareket devam ediyor sonrasını isterseniz şeyh cüneyde kadar tamamen bilirsiniz tabi tabi şeyh sadr-ı din Musa’nın 60 yıllık bir şehre gönlümün ardından yerine oğlu geliyor Hacı Ali olarak bilinen Alaatün Erdebeği
olarak da kaynaklarla geçen bir isim bu tabi bu dönemde gerek babasının döneminde yani tarikat hızlı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor hani az önce bahsettik ya 1278 yılındaki Moğol istilası tabi onun İslam dünyasına getirdiği çok büyük bir yıkım olmuştu ve bu 100 yıl özellikle mesela 13. yüzyıl 14. yüzyıl bu dönem yani kimi tarikatların kurucu isimlerini çıktı veya kurucu isimlerden
sonra gelen özellikle herhangi bir sufi hareketi ihya eden insanların çıktığı dönem onun özelliğine sahip bir dönem anda o coğrafyasında özellikle mesela çok sayıda sufinin faaliyet yaptığını görüyoruz ya ben bunu şahsen şuna bağlıyorum yani tabi 1278 yılında çok büyük bir yıkım meydana gelmiş ve abbas-ı hilafeti yıkılmış
İslam dünyası ciddi manada paramparça olmuş ve bundan tabi daha da önce mesela yani köse dağ savaşında marumun uzadığı üzere yani Selçuklar mesela vergiye bağlanmışlar o şekilde yani İslam dünyası sadece bu bölgede de değil yani az önce bahsettiğimiz gibi mavera önlerinden uzanıp Desti Kıpçak’a kadar Harizmi bölgesinden çok endesan bir biçimde 13.
yüzyılda inanılmaz bir moğol kasırgası var ve bitmiş değil yani 14. yüzyılda bir de bunun timur kasırgası olacak bundan ileride bahsederiz yani işte bu 13. ve 14. yüzyıllarda böylesine sufi hareketlerin yani sufi hareketlerin kendilerine böylesinin çalışma sahası bulunanın sebebini ben bu Bağdat’ta özellikle İslam dünyası bu
üp halifetin yıkılması sebebi ile oluşan o Yıkıma biraz da bağlıyorum. Zira aslında yani siyaset ile diyanet arasında aslında bir irtibatın olduğu da yani bu örnek üzerinden belki izah edilebilir. Yani çünkü mesela 1272 yılında İmam-ı Nebi Hazretleri mesela riyaz usale-i Halil’i kalem Virüve bu esere kalem almasının sebebi olarakta yani Moğol istilası neticesinde
…insanların dinden uzaklaşması tarzında. Çünkü merkezi, otorite yıkılmış, bunların eğitim kurumları yıkılmış……insanların nihayetinde zalillü hayfılar diyoruz ya aslında bu bakımdan……son derece mantıklı oluyor aslında bu cihetten. Bu bakımdan işte Alandolu coğrafyası özellikle Safa Birlik……son derece kendisine diğer başka tarikatlar gibi, diğer başka sufi hareketler gibi……kendisine verimli bir çalışma sahası buluyor.
Zira insanların buna ihtiyacı olduğu aslında bir yerde de anlaşılıyor. Yani bunu ben kısmen de hani Cumhuriyet’in kurulması……Osmanlı hilafeti, Osmanlı yıkılmasından sonra gelen……o insanların başıboş kalıp da hani……yine sufi hareketlere mesela özellikle……tevhidçi göstermelerinde bir bağlantı kuruyorum. İbn-i Haridun’un güzel bir sözü vardır, her yerde de kullanırım yani. Pek çok defa kullandım, bağışlayın lütfen.
اَلْمَٓوَ اَشْبَهُ بِلْاٰتِ مِنْ اَلْمَٓاءِ بِلْمَٓاءِ Yani suyun suyu benzerinden daha fazla……tarih, gelecek ve şimdiki zamanda benzer tarzında……çok güzel bir tespiti vardır. Mukaddemini birinci kitabında geçer. Bu bakımdan baktığımızda yani aslında benzer şeyler görmek mümkün. Ondan dolayı diyorum yani Safa Birlik örneğini iyi anlamak……aslında benzer yaşanabilecek problemleri…
…belki bertaraf etmek için bizlere aslında ihtiyat vereceğimiz……donelere verecektir. İşte Hacı Ali döneminde……Şeyh Sadr-i Müslüman’ın sonra yerine oturan……Şeyh Hacı Ali döneminde……tabi dönemin en önemli olayı……Timur……malumunuzdur. Yani 14. yüzyılda tabii geliniyor. Ve bu yüzyılda da belki kısmen de Timur’dan bahsetmek gerekiyor. Az önce bahsettiğimiz Çağatay Hanlığı’nın bulunduğu topraklara……tabii Timur çıkıyor ve 1370 yılından itibaren……özellikle gözünü bu coğrafyaya dikiyor Timur. Ve İran coğrafyasına dökülmesi……tabi İlhanlar bu dönemde yıkılmış ve İlhanların……o coğrafyada çok sayıda devlet kurulmuş. Yani bu bile aslında oranın ne kadar……karatik bir yapıya sahip olduğunu göstermesi bakımında önemli bir örnek. Yani yaklaşık 20 kadar devletten bahsediliyor. Yani Tongalar var, Kertler var, Celayirliler var, Karakoyunlar var. Tabii çok sayıda devlet var. Ve Timur stratejisi dahilinde bu devletlerin çoğunu ortadan kaldırıyor. Kimileriyle tabii mesela Celayirliler tabii……daha sonrasında Osmanlılarla savaş sebebi olacak olan Celayirliler……tabi yani savaş sebebi değil, savaş bahanesi demek daha doğru olur. Zira yani Timur ile Osmanlı’nın karşılaşması zaten kaçınılmazdır……yani o döneme baktığımız zaman da.
Bu şekilde ve 1402 yılında Ankara Savaşı’nın neticeyle bir tarihi vetire vardır. Tabii bu çok girmek belki doğru olmaz ama Ankara Savaşı’ndan dönerken……Timur’un Hacı Ali’yi de ziyaret ettiği ifade ediliyor. Ve aslında ziyaret etmesinin sebebinin de tabii Hacı Ali’nin o dönemde……yani inanılmaz büyük bir mürit ordusu var. Yani buna böyle demek lazım belki de.
Zira kendisi için yani Timur’un hakim olduğu bu topraklarda acaba……hani diyoruz ya tarihşuru yani o göze bakıyor yani Timur’da muhtemelen. Yani ileride acaba kendisi için bir problem olabilir mi, olamaz mı tarzında……gidip yani aslında bir yerinde teftiş etme maksadı güttüğü de ifade ediliyor Timur’un. Ve gittikten sonra böyle bir Hacı Ali’nin böyle bir kanaatte olmadığına hükmediyor. Ve kendisine hürmet gösteriyor.
İfade edildiği kadarıyla, her ne kadar buna Faruk Sübber karşı olsa da……kim araştırmacılar da karşı aynı şekilde buna. Yani Hacı Ali’nin Ankara Savaşı neticesinde beraberinde Timur’un götürdüğü Semerkand’a……kimi Osmanlı askerlerini affetmesini rica ettiği yönelik bir kimi iddialar vardır. 30 bin kadar Osmanlı askerinden bahsedilir. Libayete göre işte Hacı Ali Timur’dan bunların serbest bırakılmasını rica eder.
Timur da bunları serbest bırakır. Ve bu 30 bin kişi de şeyhe bir minnet göstergesi olarak safhevi olurlar. Ve daha sonraki ilerleyen süreçte de……yani tarikatın bir Şii devlet yapısı haline geldiği dönemde de bunlar……Anadolu coğrafyasında bu askerler Anadolu coğrafyasında……özellikle Osmanlı’ya zor zamanların yaşanmasına aslında sebep olan kişiler olduğu yönünde……bir iddialar vardır yani bu şekilde. Aslında bu, yanlış biliyorsam düzeltirsiniz, kaynaklarda olan bir rivayet fakat günümüz araştırmacıları tarafından……bazı araştırmacılar tarafından tenkide tabi tutulan rivayet diye biliyorum. Yani aslında devrin kaynaklarında bu rivayetin olduğu bir hakikat. Evet. Timur’la alakalı mesela tabii Şah Ruh’un mesela Hacı Ali’yi ziyaret etti. Yani safhevi derdiyatın orada orası kesin.
Tabii modern zamanlarda bu şekilde tartışmalar mevcut oldu, ifade ediliyor fakat kuvvet de muhtemelen……muhtemelen Timur orada bulunmuştur denilebilir. Hacı Ali’nin işte en bariz döneminde yaşanan vakası bu Timur’un kendisini ziyaret etmesi. Tabii çok enteresandır yani Hacı Ali döneminde mesela…
…yani Türk toplumunun çok yakından tanıdığı yani tarikatın o dönemde nereye geldiğini göstermesi bakımından……ifade etmek gerekirse mesela Somuncu Baba Hacı Ali’nin Anadolu coğrafyasındaki halifesidir. Somuncu Baba kimdir? Hacı Bayramı Veli’nin yani Anadolu coğrafyasında belki de bütün sufi unsurlarda bir şekilde……katkısı mayası olan ismin şehidir aynı şekilde kendisi.
Fakat tabii Bayramiler her neyse aynı şekilde mesela bunların……tarikat silsilerinde bir şekilde Safevi ile bağlantı noktaları da var. Tabii ama yani devirde tabir kat daha Safevi tarikatı, daha genel manası ile Sunni değil mi? Tabii kesinlikle Sunni. Kesinlikle Sunni hala yani sühe verdiği yeni bir kol olarak devam ediyor. Yani bundan dolayı mesela İlhanlar döneminde tabii Timurlar tarafından…
…yani sayılan bir tekke olmasından başka Osmanlar tarafından da aynı şekilde……yani hürmet edilen bir tekke olma özelliğine sahip……mesela Fatih dönemine kadar Çeragı Akçası’ya gönderiliyor Erdebil tekkesine. Tabii bu tekke de aynı zamanda Şeyh Safi’nin Erdebili……burası bir külli hüviyetinde bugün Erdebil’de kesinlikle gidip görülmesini tavsiye ederim. Şeyh Safi döneminde temeli atılmış.
Daha sonra Sadeddin Musa zamanında işte o meşhur Şeyh Safi’nin türbesi yapılıyor ki……Şah İsmail de hemen onun yanında yatar. Hemen aynı, hemen yakındaki sandokadadır. O şekilde tabii saygı gören yani hürmet edilen bir yer olma özelliğine sahip……bu dönemde Sunni fakat Fatih döneminde bu Çeragı Akçası kesiliyor.
Zira tarikat, tarikat olmaktan yani çıktığına dair kimi emareler gösteriyor. Tabii bu emareler aslında çok erken dönemlerde de kendisini belli ediyor. Yani az önce bahsettik mesela Sadrı Tümur… Yani emarelerden kastımız tam olarak. Yani kimi işaretle var mesela yani acaba Sunni mi, Şii mi tarzında. Yani bir kişi mesela kalkıp da zaten Şeyh Safi’nin veya Şeyh Sadrı Tümur Musa’nın…
…Şii olduklarını kullananlar daha yeni bir İranlı bir araştırmacıyla görüştüm yani. O da mesela aynı benzer şeyleri söylüyor. Yani ne var mesela Şeyh Sadrı Tümur Musa’nın mesela……işte hacca gittiği zaman soyunu 12 imamda Musa, Kazım’a dayandırma ihtiyacı mesela. Bu çabası gayreti var mesela. Sonrasında mesela 12 imama işte bir nevi ağıt olması bakımında mesela……Haccale’nin siyahlar giymesi var.
Kimi devlet adamlarıyla mesela giriştikleri münasebette verdikleri kime tavizler var. Mesela bunların tamamı aslında Safavilerin baştan itibaren……Şii bir tarikat olduğunu işte savunanların kullandığı iddialar bunlar tamamıyla. Fakat tabii hakikat bu şekilde değil. Yani dediğimiz gibi yani… Alevi-il-Meşreb tarikatlar da biraz daha diğer tarikatlara göre bu tip hassasiyetler olabiliyor.
Belki buraya hamledilebilir. Kuvvetle muhtemel de bu tarz yani özellikle Anadolu coğrafasındaki kimi sünni……tabii belki çok büyük bir iddia olacaktır ama……kimi sünni tarikatların bu şekilde Alevi-il-Meşreb kimi tandanslarının bulunması……yani kuvvetle muhtemel bu Safavid dönemine kadar uzanan bir unsur olduğunda ifade etmek gerekiyor. En azından bu şekilde iddiaların olduğunda söylemek gerekiyor. Tabii Hacali döneminde böyle halifelerin tabii tarikat hala büyümeye devam ediyor. Çok ciddi manada büyüyor. Tabii kendisinden sonra gelen Şeyh İbrahim vardır. Kendisi oğludur. Fakat hem şeyhlik döneminden kısa olmasın……hem de yani döneminde çok da tabii tarikat hala büyüye olmakla birlikte……çok da bariz bir vakanı meydana gelmemesi döneminde çok da açıkçası önemli kalmıyor.
İşte yani tarikattan devlete geçmeye, kırılma noktası da Şeyh İbrahim’in ölmesinin ardından……Şeyh İbrahim’in oğlu olan Şeyh Cüneyd’in değil de…
…kardeşi olan Şeyh Cafer’in posta oturmasından sonra başlıyor.
İlk Yorumu Siz Yapın