"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yusuf Sami Kamadan – Şah İsmail’in Serencamı – Cumartesi Sohbetleri (23)

Yusuf Sami Kamadan – Şah İsmail’in Serencamı – Cumartesi Sohbetleri (23)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=HauXZqcyeC4.

Her ne kadar Anadolu’da bir devlet kurma arzusuyla şiiri kullanarak bu tip hareketlerde bulunmuş olsa da hala çok fazla müridi olan veya insanları kendine celbetmeyi başaran bir profilin bir takım çabalarını görüyoruz. Ama hala o günün dünyası içinde bir devletten bahsedemeyiz. Bahsedemiyoruz evet. Peki bir devletten bahsedebileceğimiz vetire tam olarak nasıl gerçekleşti?
Züneyd’in sığınması ilticasından sonraki Şah İsmail’e kadar ki bu vetirede olan vakaları nelerdir? Evet. Şimdi devletleşme sürecinin tarihi olarak 1501 yılını gösteriyoruz. Yani Şah İsmail’in Akkoyunlu Devletini yıkarak Tevriz’e şahlığını ilan ettiği o dönem Safa bir devletinde kuruldu dönem. Fakat tabi devletleşmeye giden süreçte atılan kime adımlar oldu ki Şah İsmail’in dedesi Şeyh Züneyd ve babası Şeyh Haydar döneminde bu devlete giden o sürecin temelleri atılıyor. Şimdi Şeyh Züneyd tabi Akkoyunlu Uzun Hasan’ın yanına gidince tabi Uzun Hasan öncelikle Temkin’e yaklaşıyor.
Çünkü böyleyse büyük bir mürid ordusuna sahip olan bir ismin neler yapabileceği konusunda kimi tedirginliklerle karşı kimi tedirginlikler yaşasa da kendisinin Şirvan Şahlarla veya Karakoyunlarla olan mücadelesinde bu mürid ordusundan istifade edebileceğine inanıyor.
Ve bu şekilde kız kardeşi olan Hatice Begüm ile evlendiriyor Şeyh Züneyd’i ve bu evlilikten de Şeyh Haydar daha sonra oğul oğlan da Şeyh İsmail’in dünyaya geliyor. Tabi bu dönemde Şeyh Züneyd askeri yani bir tarikat olmakla artık o tamamıyla geride kalmış bir durum.
Bunun günümüzde örnekleri de var. Yani ben burada bu meseleleri konuşuyorum ama yani siyasete girdikten sonra işin tarikat ayağını bıraktı. Yani günümüzde de bunun örneklerini seyircilerimiz şu örnek de vardı şu örneği hatırlıyorum tarzında günümüzdende bunları hatırlayacaktır burada.
İsim bahsettiği belki doğru olmayacaktır ama tabi tarikat bu dönemde hak getire yani bu sufi kanat hak getire. Tamamen de bir siyasi yapıya dönüş durumda ve müritler artık bir asker hüviyetinde ve bu şekilde mesela Şirvan Şahlar’a kadar.
Şirvan Şahlar da işte günümüzde Azerbaycan iki baküde bugün yani Şirvan Şahlar sarayı gibi kime eserler vardır. İşte Doğu Andulu o bölgelerde genellikle hakim olan bir devlet. Onlara karşı ciddi askeri harekatlarda bulunuyor.
Ve bu askeri harekatlardan bir tanesinde aldığı ok darbesi neticesinde hayatını kaybediyor. Şeyh Cüneyt ölüyor. Sonrasında işte onun yerine Şeyh Haydar geçiyor. İşte yani müridler ona intisap ediyorlar. Hatta yani Şeyh Cüneyt’in ölmediğine inanıyor müridler. Öyle ki Anadolu’da mesela Şeyh Cüneyt isminde işte Şeyh Cüneyt oğlu indiadenin birisi çıkıyor.
İşte İstanbul’a celbediyor daha sonra o. Şeyh Cüneyt olmadığı anlaşılıyor. O şekilde yani bir şey bir askeri lider aynı zamanda bir dini lider bir kainat imamı anladabiliyor muyum?
Yani etrafında böyle oluşturulmuş inanılmaz böyle bir yani ruhi böyle bir bulut yani. Ne gittikçe daha batın, gnostik. Kesinlikle. Yani bu Şah-i İsmail’e mesela bunu çok daha yani derin görüyoruz aslında. Çünkü Şah-i İsmail’in 15 yaşında mesela 1487 doğumlu 15 yaşında taht oturuyor. Yani Şeybani Han’ı mesela yeniyor. Ondan sonra yani 20-25 kadar ufak devletler var mesela onları ortadan kaldırıyor.
Kadiroğlu beyliliğine topraklarını mesela saldırıyor. Yani yenilmez bir padişah silahetinde. Tabii Çaldıran da işler değişiyor. Çok enteresandır yani. Çaldıran Han Mir önemli kaynaklarındandır. Yani Safavidya’nın çok önemli kaynakları vardır. Ahsen-ü Tevvareh mesela Hasan-ı Rumlu’nun yazığı. Bunların tamamı Süleyman-ı Ekutbans’ı görmeye imtihanım oldu. Mesela bunlardan Habeb-i Siyer vardır Han Mir’in. İleride bastırırsa bir Çaldıran seferine geldiğimizde. Yani Şah-i İsmail Çaldıran da yenildikten sonra 1514-1524 yılında kadar herhangi bir askeri faaliyet falan yapamıyor. Ve Han Mir’in ifade ettiği kadar kendisini içkiye vuruyor yani. O yenilgin o. Çünkü inanılmaz yani.
Böyle bir mağlubiyet. Mevzu bahis değil. Ayrıca alkışlanmakta şişirilmiş bir şah. Aynı zamanda şey. Çaldıran da kesin gözü ile bakıyor. Tabi orada yenilince çok ciddi bir gurur kırılması yaşıyor. O şekilde kendisi içkiye vurduğunu söylüyor Han Mir. Yani kendi kaynakları bunu söylüyor.
Yani mesela Lübbi Tevarih vardır aynı şekilde. Alem-i Arayı, Abbas vardır işte. Farklı kaynakları vardır. Bu kaynaklardan yani Safa ve Tarihi çok daha objektif bir biçimde terkik edilebilir diyebiliriz. Tabii bu dönemde aslında tarikat da bir nevi devam ediyor ama yani Sufi sanki Sufi kimliğinden soyutlanmış. Çok daha böyle siyasi olarak, Andorcu Rafesine devam ediyor. Mesela Hasan isimli bir müridi vardır. Halifesi vardır aynı zamanda Şeyh Haydar’ın. Ve bu Hasan isimli kişi aslında 2. Bayezid zamanında Osmanlı’ya çok zor zamanlar yaşatacak olan Şah Kulu Baba Tekir’in de babası olduğu ifade edilir. Bu şekilde yani bunlar tamamiyle ileriye dönük aslında stratejik hamleler.
Yani Şah İsmail bunları bu propaganda çok ustalıkla kullanacaktır. Mesela Şah Kulu Baba Tekir’in isyanını mesela. Yani bu dönemde hala Andorcu Rafesine aslında Safavidik büyümeye devam ediyor. Tabii böyle devam etse de mesela Bayramiyeliğin Safavidik’in bir kulu olduğunu ifade ettik ama
Şeyh Haydar döneminde ifade edildiği kadarıyla Bayrami müritlerinden tefrik edilmesi için Şeyh Haydar’ın müritlerine kırmızı börk. Yani bundan dolayı kızılbaş deniyor deniyor ya. Böyle bir iddia vardı. Demek ki bu ne anlama geliyor? Yani tamamiyle demek ki bir Şiileşme. Yani bütün Safavilerde olmadığı manasına geliyor. Buradan da bunu çıkartabiliyoruz.
Bu şekilde tabii Şeyh Cüneyt daha babası Uzun Hasan’dan da aldığı destek de Erdeğbil’e hakim olmak istiyor. Orada Şeyh Cafer’i tabii devirmek istiyor. Fakat Şeyh Cafer’in de Şah Cihan’la yani Karakoyunlu hükümlarıyla yaptığı gibi akrabalık bağları var. Yani Karakoyunlu devleti aslında Şeyh Cüneyt’e Uzun Hasan’ı arkasına alarak Erdeğbil’de posta oturması imkan tanımıyor. Fakat Şeyh Haydar zamanında tabii Uzun Hasan çoktan Karakoyunlu devletini yıkmış oluyor. Ve bu şekilde bizzat Uzun Hasan tarafından Şeyh Haydar Erdeğbil’de posta oturmuş oluyor. Ve bu şekilde hareket bundan sonra Erdeğbil’de devam ediyor. Tabi askeri hareketler hala devam ediyor. Özellikle yani kadim düşman olarak tavsiye edebileceğimiz mesela Şirvan Şahlarla mücadele oluyor.
Fakat Şirvan Şahlarla yapılan bu mücadele tabii Akkoyunlar döneminde kimi idare edebilen değişiklikler oluyor. Mesela Yakup Bey geçiyor ki Akkoyunlu döneminin mağarabının huzur, en parlak dönemlerinden bir tanesidir bu dönem. Şirvan Şah yani çok fazla agresif hareketleri Akkoyunlar tarafında da aslında Şeyh Haydar’ın kimir hastalıklar meydana getiriyor.
Ve giriştiği mücadelede yeniliyor Akkoyunlu Şirvan Şah kualisyonuna karşı yeniliyor ve öldürülüyor Şeyh Haydar burada. Tabi Yakup Bey tarafından yani tarikatın mevcut tehlikeli potansiyeli bilindiği için yani Şeyh Haydar’ın üç tane çocuğu var. Bunlar demin tanesi Şah İsmail.
Bunlar İstah kalesinde bugün Fars eyaletinde bulunan sadece kalıntıları mevcut olan bir kaledir burası. Orada hapsediliyorlar. Yani Şah İsmail’in mesela dört yıllık bir hapis hayatı vardır. Tabi daha mesela Yakup Bey’den sonra Rüstem Bey ve Bay Sungur yani Akkoyunlu hükümdaları arasında da, şehzader arasında da kime tahkavgaları meydana geliyor. Aynen günümüzde olduğu gibi bakınız.
Yine tekrar bir gönderme yapıyorum. Yani Rüstem Bey Bay Sungur’a karşı iktidar mücadelesini kazanmak için bu süre ne yapıyor? Bir tarikatla yardım istiyor. Öyle mi? Yani Safavilerin mevcut bu mürit kadrosundan istifade suretiyle tabi o zamanlar savaş, bu zamanlar daha farklı şeyler.
O şekilde mücadele ediliyor ve Safavilerin desteğiyle Rüstem Bay Sungur’u alt ediyor ve buna ödül olarak da Hoca Ali yani Şah İsmail’in babası, Şeyh Ali tekrar posta oturmasına izin veriliyor. Fakat yine tabi agresif hareketler yapılmaya devam ediyor.
Çünkü yani o devlet olmaya artık, yani o vizyon artık alındığı için yine benzer hareketler de bulunulması tabii Rüstem tarafından yine ezilmesine sebep oluyor. Ve bu dönemden sonra aslında Şah İsmail tabi müritlerin vesilesiyle kaçıyor. Kimi bölgelere kaçıyor ve yaklaşık olarak bir beş yıllık bir kaçış süreci söz konusu. Zaten yaşında son derece ufak.
Bir kaçış süreci söz konusu son olarak işte bu lahiyyajanda bulunuyor. Geylan bölgesinde orası da aynı şekilde. Ve orada işte bir Şii tedbir salıyor. Yani bu arada Şeyh Cüneyd’in belki siyasi sebeplerle şey olduğu ifade edilebilir ama tabi Şeyh Haydar’da ve Şah İsmail’de artık bu kemikleşmiş bir Şii hüviyetine bürünüyor. Yani hakikaten kemikleşmiş bir Şii inancına sahip bu insanlar.
Peki bu Şii inancında Şia’nın malum kolları var. Hangi kola mensuplar? Bunu parantez içerisinde soruyorum. Ve kulat diyebileceğimiz aşırılıklar kendilerinde mevzu, bahis mi? Yani böyle bir inançları var mı? Yani şu şekilde yani muhtemelen İslam-ı Aşeriye Şia’lığını kendilerine kılavuz edinmekle birlikte.
Bunlar tabi yaşanılan, mevcut, dini hayatta söz konusu olmayan aslında, yani çok da uzaktan bağlantısı olan bir nevi Anadolu Aleviliği aslında diyebileceğimiz. Kimi işte ritüeller. Zaten Şah Tahmas zamanında yani Şah İsmail’in oğlu Şah Tahmas zamanında yani Sünniyelilere karşı Şii propagandası yapılıyor olmakla birlikte asıl propaganda bu Anadolu Alevileri dediğimiz. Yani bugün İran’da mesela sayıları Hoy’da vardır o Tebriz’in kuzey kısmında. Sonra Tebriz’e kısmında sayıları son derece azdır. Onun aslında yani Şah İsmail Aleviliğini yürüten kişiler aslında Anadolu Aleviliği demek yanlış olmayacaktır. Aslında Akkoyun’un tahtında da iddia sahibi olma potansiyelini sahip birisi. Çünkü yani bir akrabalığı söz konusu. Tabii bundan duyulan endişe de var. Ve dolayısıyla kaçmak durumunda kalıyor. Son olarak işte Lahiycan’a gidiyor. Geylan bölgesinde bugün bulunan az önce bahsettiğimiz o Hazar’ın güneyindeki Hazar denizin güneyinde bulunan kesim. Çok da uzak bir kesim değildir yani. Erdebili arası 300 kilometre falandır yani. Orada işte Şii eğitim alıyor. Ve tabi Akkoyunlu İdaresi’ni takip ediyor. Ve bulduğu fırsatta da müritlerini toparlayarak öncelikle Şirvan Şahlar üzerine yürüyor. Ve burada Şirvan Şahların kalabalık ordusu Ferruh Yasar’ı yeniyor. Cesedini yakıyor. Daha sonrasında işte dedesini öldüren Halulullah mesela. Onun işte mezarını açtırıp onu da cesedini yaktırdı ifade ediliyor. Şah İsmail’in. Ve daha sonrasında da işte tekrar topladığı müritleriyle bu sefer Tebriz’e giriyor. Ve Akkoyunlu Devleti’ne son veriyor.
Ve 1501 yılında da Şah İsmail İstina Aşiriye Şiiliğini resmi mezhebi halinde devletini ilan ediyor. Ve burada tac giyiyor diyebiliriz. 1501 yılında.
Bu şekilde safyebiler bu şekilde kurulmuş oluyor.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir