"Enter"a basıp içeriğe geçin

Savaş Ş. Barkçin – Osmanlı Devleti’nin Batı’ya Tesiri – Cumartesi Sohbetleri (25)

Savaş Ş. Barkçin – Osmanlı Devleti’nin Batı’ya Tesiri – Cumartesi Sohbetleri (25)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=7_O3heOQ-FQ.

Osmanlı’nın dünyaya tesirlerinden biraz bahsedelim istiyorsanız hocam. Olur abiciğim. Şimdi yine bizim Osmanlı’yı merak etmeyip kafamızdaki iki üç tane yalancıda olmayla ben biliyorum sanarak üstünden çok atladığımız, cahili olduğumuz bir konu. Ben tabi eğitimim gereği, devlet yaptığım vazifede hep bu husus arası konularda çalıştığım için
aynı zamanda sanata, kültüre, medeniyete merakım olduğu için genelde gittiğim yerlerde ve okumalarımda bir bakış açım, bir pencerem her zaman Müslümanların ve hassaten Osmanlıların batıdaki etkileri üzerinedir. Nasıl acaba? Şimdi bütün bu harışmalarım yıllar içinde, özellikle medeniyet hakkı ve Osmanlı hakkı kitaplarında
bunlardan pek çok örnekleri koydum görsel olarak. Şimdi müzikten tutun, devlet idaresine, mimariden tutun, din düşüncesine kadar Batı’da çok büyük bir Osmanlı etkisi vardır. Bir kısmı bugün hala yaşıyor. Örnek verelim, protestanlık bugün Avrupa’nın hemen hemen yarısından fazlasının dinidir.
Biz mezhep diyoruz, aslında mezhep değildir. Bak bunlar da hep yanlış bilinen şeylerdir. Hıristiyanlık da bizim anladığımız, çünkü mezhep deyince millet şöyle anlıyor, işte efendim şafilik var, haşa teşbihten yani, işte hanefilik var falan, onun gibi demek ki protestanlık, öyle değil. İki ayrı din gibidir bunlar. Çok temel ayrımları var. Protestanlığın ortaya çıkışı hemen hemen Osmanlı ile ilgilidir. Niye? Eğer Martin Luther’ın, Türkçe’de tercüme edildiği yayınlandı. Martin Luther’ın protestanlığın kurucusu olan din adamının mektupları okursanız hemen hemen her seferinde Osmanlıları örnek verdiğini görürsünüz. Kime karşı? Papaya karşı. Çünkü Papa ona göre şeytandır. Deccal’dır. Papa her türlü rezilliğin arkasındadır. O yüzden papalığa karşı bir isyan başlatıyor. Biliyorsunuz papalığı tanımıyor. Protestanlık bu demek. Neyi protesto ediyor adam? Papayı protesto ediyor tabii. Adı oradan geliyor zaten. Yani bu adamlar kafaları bozulmuş adamlar. Kime karşı? Papaya karşı. Papalığa karşı bütün argümanlarında der ki bu kafir Türkler bile senin kadar rezil değil. Hatta kafir Türk senin yerinde olsa çok daha fazla hürriyet verir, çok daha adaletli davranır. Pek çok yerinde geçer. Yani kötüye iyi örnek vermek gibi. Biz de bugün kullanıyoruz ya, çok anti Amerikancı arkadaş bakıyorsun, efendim Amerika bak bizi onayladı diyerek ikinci gün onu alkışlıyor. Böyle çok şapşal vardır bizde.
Biraz onun gibi. Hatta Martin Luther Kur’an’ın Almanca tercümesini de okumuş. Bir sözü var haşa ve kella. Aynen şöyle söylüyor. Haşa kahrolasın Muhammed, az kalsın. Benim peygamberim oluyordu diyor. Okumaya devam etseydim diyor. Ben de Müslüman olacaktım neredeyse.
Haşa. Şimdi Fransızca ilk Kur’an tercümesinin mesela dibacesinde, ön sözünde bu Kur’an Türklerin kutsal kitabıdır yazar. Şimdi Türk kelimesi bugünkü anlamda kullanılmıyor. Etnik bir kavram değildir. Batılı dillerde. Müslümanları kasteder. İslam dillerinde onu kastetmez. Şimdi ikisini birbirine
karıştırmayalım. Karıştıranlar var. O çok yanlış. Yani Müslümanlar Türk dediklerinde bir kavim isminden bahsediyorlar. Ama Batılılar, onlar Batılı. Öbürleri. Herhangi bir Müslüman gördüklerinde ona Türk diyorlar. Hatta biri ihtida edip Müslüman olduğunda Türk oldu diyorlar. Türk oldu diyorlar. Bravo. Şimdi Osmanlı etkileri demek ki din düşüncesine kadar ve bugünkü olgulara kadar çok büyük bir şeyleri oluyor. Yine mesela Jean Baudin diye Fransız liberal bir düşünür. Montesquieu, yine liberalin babalarından liberalizmin. Yani bunlar ne demek istiyor? İşte krallar tamam dursun da vatandaşı da o kadar ezmeyin yani. Hak olsun, özgürlük olsun. Yazıktır, günahtır. Çünkü bizimkiler şöyle sanıyorlar. Bizde sultan vardı. Onlarda da kral vardı. Aynı şey. İşte krallar orada halkı nasıl sömürüyorsa sultanlar da öyle sömürüyordu. O nasıl sömürmeye?
Öyle bir sultan düşünün ki kendini bağlayan kanunname çıkarıyor. Hukuka o kadar riayet ediyorlar ki. Gerçekten. Dünya tarihini bilirseniz devletler tarihini Osmanlı’na kadar hukuka riayet eden çok az devlet görürsünüz. Halbuki bu biraz saçmadır yani. Ben mesela kendimi düşünüyorum. Öyle bir sultanlık olsa, beni de sultan yapmış olsalar. Abi canımın çektiğini yaparım. Bu arkadaşı tokatlayayım. Bu adama verin lan serveti. Hazine’den ne istiyorsan. Biz böyle sanıyoruz. Öyle değil. Yani asla değil. Dolayısıyla hukuk anlayışında da Batı’nın, Osmanlı’nın çok büyük etkisi vardır. Mesela makgevelizm diyorsun. Makgevel diye bir adam var. Meşhur prens diye bir şey vardır. Hükümdar diye Türkçe’ye tercüme edilmiş. Bu aslında İtalya’daki bir şehir devletinin başındaki prense hitaben yazılmış.
Bir siyasetnamedir, bir nasihetnamedir. Diyor ki devlet şöyle olursa iyi olur, böyle olsa. Halbuki ona demir yumruklu olmayı öğretiyor. O konuda da hep Türkler örnek verir. Osmanlı’ya bak. Osmanlı böyle yapıyor. Büyük sultan böyle yapar, sen de öyle yap. İşte komutanları kendi akrabalarından seçmez. Kendi evlatlarını iktidara ortak etmez. Akrabalarını karıştırmaz. Sen de öyle olmalısın.
Yani batıdaki devlet anlayışının içinde de Osmanlı etkisi çok fazla. Hemen modern bir şey söyleyeyim. Amerika Bilişim Devletleri’nin bugünkü bürokratik yapısı 1866 yılında çıkarılan bir kanuna dayanıyor. Pendleton Act deniliyor. Bu Pendleton diye bir senatörün başkanlığında bir komisyon kuruluyor iç savaştan sonra. Deniliyor ki bu güne kadar gelen devlet yapısını değiştirelim. Nasıl yapalım? Örneklere bakalım. Dünyadaki meşhur bürokrasi örnekleri neler?
Acaba? Ben bu bürokrasi dersi verdim çok uzun süre. Bilkent Üniversitesi’nde, Şehir Üniversitesi’nde muhtelif yerlerdi. Talebelere sorardım. Amerikalılar üç devleti inceleyerek bugünkü bürokratik yapılarını oradan aldıkları örneklerle kurmuşlar. Hangi devletler olabilir diyorum. Hiçbirisinin aklına Osmanlı gelmiyor. Bunlar bu ülkede yaşayan insanlar.
Bu işte bizim temel eksimiz, temel rezilliyimiz bu. Kendine kıymet vermemek, kendini eften püften saymak. Biz dünyada ne yapmışız ki? Bizim padişahlar saraylarda akşama kadar eğlenmişler, hoş vakit geçirmişler, halka bakmamışlar gibi ahmakça lafları. Yani okumuş insanlardan duyuyoruz. Yani sokaktaki adam, okumamış adama bir şey demem. Ama okumuş adamlar bunu söylüyor.
Dolayısıyla Amerika’nın bugünkü bürokrasinin temelinde de Çin, bürokraside en baba geleneğe sahiptir, en eski Çin, İngiltere çünkü sömürgeci güçlü ve Osmanlı vardır. Özellikle liyakaç sisteminde Osmanlı’yı çok öne almışlardır. Mesela bunu bizimkiler bilmiyor bugün.
O yüzden bugün kongre binasına giderseniz senatonun kubbesinde, yanlış hatırlamıyorsam, 12 tane rölief vardır. Kanun yapıcıları ne oldu? Kanun yapıcıları meşhuş. Onlardan birisi de Süleyman yazar. Kanun Sultan Süleyman’dır. Bu derecede önemlidir. Ama bizde adı Kanuni. Kanun yapmış onunla. Ne kanunu yapmış? Niye kanun yapmış? Deli mi bu adam? İstediğini emreder. Bir de kanun yapıyor. Kendini de bağlıyor. O kanun dışına çıkamaz. Dolayısıyla siyasette de böyle şeyler var. Şimdi müzik dediğinde çok büyük bir alan. Ben söylemesi ayıptır. O konuda da ders verdiğim için müzik ve medeniyet, İngilizce dersler verdim. Özel bir bahis Osmanlı müziğinin, Batı müziğini nasıl etkilediğiyle ilgilidir.
Önce pianodan başlayalım. Şimdi piano eskiden tabi orktan kiliselerdeki orktan gelme bir alettir. Onun küçülmüş halidir. Klausen olarak başladı. Mesela Mozart’ın meşhur Türk Marşı var değil mi? Herkes duymuştur yani en azından. Mozart’ın Türk Marşını beslediği ve çaldığı piano, bugünkü piano değildir.
Bugünkü piano onun daha değiştirilmiş halidir. Peki o piano’nun bir özelliği var. Bugünkü pianolarda yok. O dönemde Avrupa’da satılan, yapılan pianolarda 5 pedal vardı. Ayaklarla da aynı zamanda piano çalınırken ayaklarla da pedallara basılır. Uygun yerlerde. Bugünkü pianolarda 3 tane pedal var. O zaman 5 tane var. O 2 tane fazlası neydi?
Yaklaşık 300 sene piyalolarda 5 tane pedal var. İkisi bir şey için. Türk müziği tarzında beslenen eserleri çalmak için 2 pedal konulmuştu. Standart piyalolar. O kadar çoktu. Türk tarzı, Osmanlı tarzı müzik eseri beslenmek modaydı. Bugün nasıl yerli rapçi çıkıyor efendim. Hareketleri falan aynı Amerika’daki zenci rapçiler gibi değil mi?
Yani öykünüyor, onlara taklit etmeye çalışıyor. İşte aynı şey 3 asır boyunca Batılı müzisyenler Osmanlı müziğine öykünüyorlardı. Ona benzer melodiler yazıyor. O 2 pedaldan birisi abi uygun yerlerde, mesleğinin notada gösterdiği yerlerde bir zil çalıyor. Ona basınca piyanonun kapağının içinde bir zil var. Böyle okul zilleri gibi.
Çıs çıs yapıyor. Diğeri de tokmak. O da davul vurur. Bım bım diye. Yani bir nevi mehter gibi. Evet, o hissi vermek içindir. Nitekim Osmanlı tarzı, Allaturk’a diyoruz yani Türk tarzı müzik beslenimi bir tek Mozart değildir. Bizde bir tek o biliniyor. Beethoven, Haydn, daha birçok meşhur besteci Türk maçları vardır.
Türk imgesi, Osmanlı imgesi saraydan kız kaçırma gibi pek çok operada ve operette kullanılmıştır. Tabi 1880’lere kadar bakın. Bu söylediğim şey 1590’larda başlıyor, 1880’de zayıflıyor ve bitiyor.
Müzikteki tek başına değil. Mesela batılı orkestralardaki bütün vurmalı çalgılar ve nefesli çalgıların önemli kısmı boru olanlar yani Osmanlılardan almadır. Mehter bugünkü bütün askeri bandoların temelidir. Taklit edilerek oluşturulmuş. Psikolojik harp enstrümanı olarak ilk defa Osmanlılar orduda musikiği bir psikolojik bastı olarak.
Bilimli değil ama bu derecede büyük ve önem vererek. Mesela ikinci Viyana kuşatmasına Mehter gitti. Kaç kişiden oluşuyordu sence? Ordunun içinde bir birlik. Müzik yapıyorlar, atların üzerinde aletleri, köstler var, nekkareler çalıyorlar, boru çalıyor. Neyse nekkare, zurnu çalıyor.
Ordunun cesameti şimdi o Viyana kuşatması 100 bin kişilik bir ordu olsa sayı arttığı için ses ihtiyacı da artacak. En az 3 bin kişilik bir ordu lazım. Sen bunu biliyor muydun? Tahmin mi ettin? Bunu mu hocam? Tahmin ettim çünkü o hususa dair doğudan bir okuma yaptım. Seni tebrik ederim tam 3 bin kişiden oluşuyordu gerçekten. Mehter takımı ikinci Viyana kuşatmasına giden Osmanlı ordusunda 3 bin kişiydi.
Şimdi 3 bin kişinin yaklaşık 600-700’ü davullar vurmalı çalgın. Yani o köst davulu dediğimiz öyle bizim düğün davulu değil. Köstler, nekkareler daha küçükler ve el davulları da var. Şimdi batıdaki bütün şu andaki askeri bandolar bizim de askeri bandomuz dolayısıyla. Niye? Biz de batıdan yine çaldık. Osmanlı da biliyorsun, tanzimattan sonra büyük bir yıkım yaşandı. Kendi müziğini ta o zaman inkar ettiler.
Hatta Donizetti’yi getiriyor İtalya’dan ve yeni bandolar, yeni marşlar yazılıyor. Mızıkayı Humayun diye bir şey kurdular. Şimdi yanlış bilmiyorsam İttihatçılara kadar 1912 yılına kadar Mehter kapalıydı. Tabii Mehter aynı zamanda Yeniçeri ocağının bir bölüğü olduğu için şeyden kapatıldı aslında. Yeniçeri ocağı kapatıldıktan sonra. Onu çağrıştıran bir…
…yüzyıl da olduğu için. Şimdi dolayısıyla biz hani şu anda batıdan aldığımız düşündüğümüz birtakım şeyler de aslında bizden gitme. Mesela Starbucucuz. Değil mi? Starbucks diyorlar. Ben Türkçesini söylerim. Starbucucuz, Caffeneru değil mi? Millet tavaf etmeden, o gün ziyarette bulunmadan değil mi? Gençler gitmiyor. Güzel bir şey. Yani meşru olan her şey güzeldir. Ben hiç kimseyi kınamam. Ben içmiyorum. Çok sevmiyorum. Ben kendi kahvemizi içerim. Türk kahvesi değil. Kendi kahvemizi içiyorum. Fakat mesela o kültür bile bizden gitmedir. Bir tur attı. Üç asır sonra geri geldi. Ama batıdan geldiği için makbul. Çünkü batıdan geldi. Halbuki kahve kelimesi Türkçeden geçmedir. Bütün batı dilleri.
Hatta Avrupa’daki ilk kahvehanelerden hali açık olan, Kafe Baum diye Leipzig’de Almanya’da bir kafe vardır. Kafe kelimesi de dolayısıyla Türkçeden geçme kahve kelimesinden. O kahvehanenin girişine bir kabartma yapmışlar. Resmini benim Medeniyet Hakkı veya Osmanlı Hakkı kitabında vardır.
Bir Osmanlı, bir tane de melek gelmiş. Melek ona bir tasla bir şey veriyor. Kahve veriyor. Osmanlıya veriyor. Osmanlı adamı da almış. Palomal’a bir arkadaş. Cübbeli mübbeli kaftanlı. Mesela adamların kahve dediklerinde anladıkları şey bu. Bu 1700’lerin başında açılmış bir kahvedir. Kahvehanedir. Yani şunu demek istiyorlar. Allah böyle bir nimet gönderdi. Dünya’ya harikulade bir şey yani. Böyle gökten gelen bir şey.
Ama Türkiye verdi. Osmanlı’yı. Onlardan da biz aldık diyorlar. Şimdi mesela bugün bize batıdan gelip batılı olduğunu sandığımız bu kültürün bile temelinde sen varsın. Uyanalım yani. Yine hangi alana baksan, mimari alanına baksan, bugün mesela Kraliçe’nin, İngiliz Kraliçe’si, sevgili annemizin, değil mi bütün ulusumuzun annesi, hürmet etmek gerekiyor. Kraliçe’nin Brighton’da, İngiltere’de yazlık sarayı vardır. Onun resmine kardeşlerimizin internetten baksınlar. Tamamen Osmanlı. Minareleri falan kubbeleri taklit edilerek yapılmıştır. Onun gibi pek çok örnek var. Yani Almanya’da mesela bir şatoda mescit yapmış adam. Adam Müslüman falan değil. Özel böyle cami şeklinde bir mescit yaptırmış. İçi süslemeleri falan böyle kafasına göre yapmış.
Oradaki bir dük diyelim. Çünkü moda bu. Yine kıyafetlerde Osmanlı modası. Mesela Osmanlı kıyafeti giyip resmini yaptıranlar çok fazla. Çok fazla. Efendim Osmanlı gibi tütün içenler. Bu birçok dilde bugün Avrupa’da lehçeden tutun.
Fransızca, İngilizce, Almanca kadar Türk gibi tütün içmek. Türk gibi konuşmak. Daha bir sürü atasözleri vardır. Keşke o konuda yoksa eğer münasır bir kitap yapılsa. Yani dillerdeki Türkçe etkisi ve adetlerindeki veya deyimlerindeki Türkçe etkisi. Mesela Fransızca’da bu konuda hemen hatırıma gelen var. Yani füme komün Türk, bir Türk gibi sigara içmek derler.
Kızdıkları zaman çok içiyorsun. Yiyorsun sen sigara içmiyorsun kardeşim. Diyoruz ya onlar öyle demez. Onlar sen Türk gibi sigara içiyorsun derler. Çok içiyorsun. Benim bir Polonyalı ahbabım vardı. Profesör Amerika’da. Dedi ki bizim dilde şey var dedi. Bir Türk gibi vaaz etmek. Sen bana Türk gibi vaaz ediyorsun deriz dedi. Ne manada dedim. Derin ve karşıdakinin anlayamayacağı üst bir seviyeden konuştuğun zaman böyle deriz.
Sen uçursun. O benim seviyemin çok üstünde. Üst perdeler. Üst. Derin bir mevzudan konuşuyorsun manasında. Dolayısıyla bu işte bugün konuşulan deyimler yani. Ölmüş değil ki. Sen Osmanlı’yı Türkiye’de öldürdüğünü sanıyorsun. Ama Osmanlı dışarıda yaşıyor.
Yani sen öldüğünü sanıyorsun.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir